x

Read 78.pdf text version

78

GÜZ

1998

Toplum ve Bilim

7 22 38 59 92

Ömer Laçiner THKP-C: Bir mecranin balangici Necmi Erdoan Demokratik soldan Devrimci Yol'a: 1970'lerde sol popülizm üzerine notlar Ahmet Oktay Türk solu ve kültür Suavi Aydin "Millî Demokratik Devrim"den "Ulusal Sol"a Türk solunda özgücü eilim Metin Çulhaolu evket Süreyya Aydemir: Suyu ararken yolunu yitiren adam Süha Ünsal Türkiye'de komünist düüncenin kaynaklarindan biri olarak Dr. Hikmet Kivilcimli Aylin Özman Mehmet Ali Aybar: Sosyalist solda 40'lardan 90'lara bir köprü Özgür Gökmen Çok-partili rejime geçerken sol: Türkiye sosyalizminin unutulmu partisi Yavuz Selim Karakila Osmanli mparatorluu'nda 1908 Grevleri Çiler Dursun Türkiye'de içi sinifi kimliinin medyada temsili: 1970-1997 L<TERATÜR ELEfiT<R<S< Mete Çetik Mete Tunçay'in Türkiye'de Sol Akimlar'i Üzerine <LET<fi< / DE/<N< Meltem Aduk Gevrek Yurt ve Dünya / 1941-1944: 1940'larin "solunun" Ankara çevresi Adnan Ekigil Türkiye'de antropolojinin eni-boyu üzerine: Suavi Aydin'a yanit K<TAP TANITIMI

Ann Game ve Andrew Metcalfe: Tutkulu sosyoloji (N. Erol) Meyda Yeenolu: Sömürgecilie dair fanteziler (A. Günal)

108 134 161 187 210

244

255 273 292

Toplum ve Bilim

ISSN 1300-9354 BRKM YAYINCILIK VE TC. LTD. T. ADINA SAHB

Ömer Laçiner

YAYIN YÖNETMEN

Tanil Bora

YAZI KURULU

Ulus Baker · Necmi Erdoan Ouz Iik · Orhan Koçak Mahmut Mutman · Bülent Peker Erol Taymaz · Meyda Yeenolu

78. SAYI EDTÖRLER

Tanil Bora · Özgür Gökmen

YAYIN SEKRETER

KOLAJ: Fato Gencosman Kapak malzemesi için Feza Kürkçüolu'na teekkür ederiz.

Asena Günal

SORUMLU YAZILER MÜDÜRÜ

YAYIN DANIMA KURULU

Tanil Bora

KAPAK VE SAYFA DÜZEN TASARIM

Ali Artun · Ümit Kivanç

UYGULAMA

Hüsnü Abbas

OFSET HAZIRLIK

letiim Yayinlari

Ç BASKI VE CLT

efik Matbaasi

KAPAK BASKI

Sena Ofset

YAZIMA ADRES

Selânik Cad. 64/11 Kizilay 06640 Ankara Tel. 312.425 36 00 · 312.425 20 71 Fax: 312.425 18 15

E-MAIL ADRES

[email protected]

BRKM YAYINLARI

Klodfarer Cad. letiim Han Caalolu 34400 stanbul Tel. 212.516 22 60 · Fax: 212.516 12 58 Toplum ve Bilim'e gelen yazilar hakem-okur deerlendirmesine sunulmaktadir.

Asaf Sava Akat / Asu Aksoy Tosun Aricanli / Korkut Boratav Aye Bura / Reit Canbeyli Ümit Sakalliolu / Alain Duben Atila Eralp / Selçuk Esenbel Sureia Faroqhi / Nilüfer Göle Ümit Hassan / Fatma Iikda Huricihan slamolu nan Kemal nan / Ahmet nsel Deniz Kandiyoti / Nihal Kara Reat Kasaba / Ferda Keskin Çalar Keyder / Eser Köker Levent Köker / erif Mardin Ünal Nalbantolu / lber Ortayli Ouz Oyan / Aye Öncü Doan Özlem / Jale Parla Mithat Sancar / Ömür Sezgin lkay Sunar / Burhan enatalar irin Tekeli / lhan Tekeli Isenbike Togan / Zafer Toprak hsan Tunali / Aydin Uur Galip Yalman / Faruk Yalvaç Deniz Yenal / Zafer Yenal Nurhan Yentürk

3

Bu sayida...

Toplum ve Bilim'in 78. sayisinin konusunu "Türkiye'de sol düünce" olarak duyurmutuk. Ancak düünce tarihi monografileriyle sinirli olmayan elinizdeki dosyayi, "Türkiye'de solun kaynaklari" baliiyla sunmak galiba daha uygun oldu. Dosyanin içeriiyle ilgili hemen dümemiz gereken kayit, konuyu tüketici mahiyette olmasinin beklenmemesi gerektiidir. Türkiye'de sol akim, deiik veçheleriyle, bilimsel-akademik ortamda pek fazla ele alinmamitir. (Bu alandaki sinirli birikime katkisi emsalsiz deerde olan Mete Tunçay'in adini bu vesileyle zikretmeden geçemeyiz; Tunçay'in -yaptii ve yapmadii!- çalimalarin bir eletirisi de elinizdeki sayida yer almakta.) Elinizdeki sayi, bir aratirma haritasinin kaba eskizini çizebiliyor ve bu haritanin hayli geni kapsami hakkinda bir fikir verebiliyorsa, ne âlâ. Türkiye soluna dair bilimsel-akademik üretimin sinirlilii karisinda, bu sayi için, akademi-diindan ve bu arada sol/sosyalist düünce erbâbindan katki alma yoluna gittik. Bu katkiyi davet ederken, belirli camialarin/ekollerin/çizgilerin -çou defa menkibevî- iç tarih anlatilarina veya siyasal polemiklere rabet etmemeye, eletirel deerlendirmelere ulamaya gayret ettik. Yazarlarin da, dorudan doruya siyasal nitelikli savlarini, böyle bir eletirel kaygidan uzaklamadan serdettiklerini varsayiyoruz. Siyasal söylem ile akademik-bilimsel söylem arasina ailmaz duvarlar örmeyi zaten doru bulmuyoruz - "`Sosyal Bilimleri Yeniden Düünmek' Sempozyumunun Ardindan" Defter dergisiyle ortak yayimladiimiz kisa deerlendirmede de belirtmitik bunu (bkz. Toplum ve Bilim 76, s. 5-6). lkin, Türkiye solunun yakin dönemine bakan daha `sicak' yazilardan bahsedelim...Ömer Laçiner, sol/sosyalist siyaset ve düüncede, programlarin, söylemlerin, metinlerin, eylemlerin ötesinde geçerli olan bir tür `dip dalgasi'nin sosyal-psikolojik denebilecek bir tahlilini yapmaya giriiyor. Türkiye'de 1970

4 sonrasinda sol/sosyalist akima damgasini vuran Türkiye Halk Kurtulu PartisiCephesi (THKP-C) `olayi'nin, Türkiye solu içinde ne gibi süreklilikleri ve özellikle ne gibi kopulari yansittiini ele aliyor. THKP-C'nin oluturduu mecranin, bu gelenei sürdüren sol akimi, siyasal eylem ve düünce boyutundan da öte, dünya, toplum ve gerçeklik algilari açisindan nasil biçimlendirdiini anlatiyor. Ömer Laçiner'in bundan yirmi sene önce, 1976/77'de Birikim dergisinin 22 ve 23. sayilarinda yayimlanan "1971 öncesi dönem ve THKP-C hareketinin eletirel analizi" balikli uzun yazisi, Türkiye'deki sol/sosyalist düünce içinde örnei fazla görülmeyen, soukkanli ve önemli bir "eletirel analiz" idi ve siyasal zeminde geni yanki yaratmiti. Laçiner'in bu makalesinin, söz konusu yaziyla ilgili bir refleksiyon olarak da önem kazanacaini; bununla beraber, bu kez siyaset zeminiyle mukayyet olmayan bir ilgi alanina hitap ettiini zannediyoruz. Necmi Erdoan'in yazisi da, THKP-C hareketinin hem kendi içindeki hem onunla Türk solu arasindaki sürekliliklere bakmak açisindan önem arzediyor. Bir "Türk sosyal demokrasisi" giriimi olarak Ecevit Halkçilii ile sosyalist bir hareketin, Devrimci Yol'un söylemlerini popülizm kavrami ekseninde karilatiran bu deneme, Türkiye'de solun 70'lerdeki hegemonik potansiyelini analiz etmek bakimindan iik tutucu olacaktir. Ahmet Oktay, 1930-68 döneminde Türkiye'de sosyalist/komünist hareketin esasen TKP'nin- siyasal iklimini, "bir anlamlandirma sistemi" anlaminda kültürel kaynaklari ve üretimleri açisindan resmediyor. Dönemin sosyalist literatürünün ve solun düünce/sanat/edebiyat ortamiyla ilikisinin vukuflu bir taramasini yaparken, birçok politikaci, düünür, edebiyatçi, yazar ve yayin projesinin sol düüncenin oluumundaki etkilerini deerlendiriyor. Ahmet Oktay, Türkiye Solunda bir kültürel yoksullamadan yakinirken, kuramla edebiyat/sanatla canli bir ilikinin sol/sosyalist düünce ve hareket için `lüks' deil `farz' olduunu vurguluyor. Suavi Aydin, Türkiye'de sosyalist düüncede "özgücü" olarak tanimladii, milliyetçi belirlenimli çizgi içinde, sol-Kemalist Kadro'cularin geleneini 1960'larda Maoizm'le ve sosyalizan Üçüncü Dünyacilikla ailayan Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketinin kurucu mâhiyetteki önemini ortaya koyuyor. MDD'nin düünce evrenini zengin bir malzemeye dayanarak derli toplu ortaya seren Aydin, Türkiye'de sol ve sosyalizm ile Kemalizmin muhatarali ve her zaman çok tartima kaldiran ilikisini, -elbette kendi koyduu perspektiften- üphe götürmeyecek bir açiklikla tanimliyor. Nihayetinde yazar, bugünün koullarinda beliren "Ulusal Solcu", Sultangaliyefci vb. `meraklari' da ele alarak, "özgücü" arayiin sürekliliini gösteriyor. Türkiye'de sol düüncenin koordinat sisteminde bambaka yerlerde duran üç figür: evket Süreyya Aydemir, Hikmet Kivilcimli ve Mehmet Ali Aybar hakkindaki deerlendirmelerin, bu koordinat sisteminin bütünü hakkinda birçok ipucu içerdii kanisindayiz. Aylin Özman, titiz ve ayrintili monografik incelemesinde,

5 M.A. Aybar'i Bati Marksizmi'nin ve hümanist bir sosyalizmin Türkiye'de yeniden üretilmesinde özgün bir düünür olarak ele aliyor. Süha Ünsal, baka birçok özellii yaninda "ilginç" bir kiilik olan Hikmet Kivilcimli'nin eylem ve düünce akilarini tasvir ederken, sosyalist düünce ve siyasetin özellikle Kemalizmle ve milliyetçilikle girdii `reaksiyona' dikkat çekmi oluyor. "Doktor"un özgünlüü, "tarih tezi"nin ve "Türkiye'nin orijinalitesi" ile ilgili somut tespitlerinden çok, ortodoks gelenek içinde, dogmatizme kari ülkenin özgül koullarini deerlendirme `kaygisi'ni temsil etmesinden kaynaklaniyor gibi görünüyor. Ünsal, Kivilcimli'nin özgünlüünü, Türk solunda süreklilik ile 1960'lar/70'ler dönümünde yaanan kopuun tam arasinda durmasina baliyor. Bu yazinin ekinde, onun kendi siyasî görülerini komprime bir tarzda ele aldii, ilk kez yayimlanan bir belge yer almakta. Metin Çulhaolu'nun evket Süreyya Aydemir üzerine yazisi, bu önemli Kadrocu ve "sol Kemalist"in sosyal-Darwinistliine, seçkinciliine ve "ihtilâl korkusu"na dair yorumlari ve birçok baka özgün öneri ve tespiti yaninda; sosyalist düünceyle ilikisi açisindan `periferik' sayilabilecek bir figür olan Aydemir'i, Türkiye'deki sosyalist akimin zaaflarla malûl olduu iki yönden kuvvetli buluyor: teoriyle iliki ve "yerlilik". Çulhaolu, bitirirken, "Türk aydini tarafindan ailmak öyle dursun, bilince bile çikarilamami ikilemler"le cebelleen biri olarak Aydemir'in güncelliine dikkat çekiyor. Bir de dergi monografisine yer verdik: 1940'larin "firtinali" ortaminda çikan Yurt ve Dünya dergisi, Türkiye'de solun bir düünsel ve kültürel mihrak haline gelmesinde önemli rol oynamiti. Meltem Aduk Gevrek bu derginin genellikle daha fazla bilinen serencâmi yaninda, yayin ve düünce içeriini de anlatiyor. Çok partili hayata geçite Esat Adil'in Türkiye Sosyalist Firkasi'ni ele alan Özgür Gökmen'in sol/sosyalist düünceden çok sol/sosyalist siyaseti ilgilendiren incelemesi birçok açidan önemli: Türkiye'de demokratik rejimin kisitli yapisini kurulu âninda tespit ediyor ve solu sinirlamanin/denetlemenin bu kisitlama açisindan taidii mühim ilevi gösteriyor; Türkiye Solunun -neredeyse `sistemli biçimde'- unutulan bir partisini inceliyor; ve bu kisa ömürlü sosyalist giriimin, demokrasiye ilikin özgün, yerli programi ve özellikle ilkeleriyle tutarli oluuyla dönemin yerleik sosyalist hareketine göre `ilimli' görünen ama hayli ileri ve `radikal' karakterini ortaya koyuyor. Cumhuriyet dönemini ve yakin zamanlari esas aldiimiz sayida, Osmanli devletinin son döneminde sol/sosyalist hareketin rüeymi açisindan önemli bir incelemeye yer veriyoruz. Yavuz Selim Karakila, 1908 grev dalgasini özgün bir kaynak incelemesiyle irdeliyor. `Salt ekonomik' saiklerle `patlayan' bu grevlerin, siyasi taleplerle ve akimlarla hemen hiç birlemediini görüyoruz. Özellikle siyasi otoritenin ve ttihat ve Terakki'nin grevlerle ilgili tutumunda, modern Türkiye'de sinif siyasetinin rüeymini gayet iyi görüyoruz! Yine içi sinifiyla ilgili bir inceleme: Sayi konumuzun kiyisinda, Çiler Dursun'un, Türkiye'de içi sinifinin medyada temsilini inceleyen yazisi duruyor.

6 Dursun, içi sinifinin `yitii' hakkindaki tezleri ve kimlik tartimalari balamindaki yerini sorguladiktan sonra; içilerin sinifsal varoluunun ve `kimliinin' yok olmadiini, Türkiye'de içi hareketinin bellibali eiklerinde medyada nasil temsil edildiini sergileyerek göz önüne seriyor. Yazisini bitirirken de, içi sinifinin ananevî "ekmek ve özgürlük" taleplerine "temsiliyet" talebini ekliyor! letii Bölümünde, Adnan Ekigil'in 76. sayimizda yayimlanan "Antropolojinin mutfainda Türkiye" balikli makalesiyle ilgili balayan tartima devam ediyor ve Ekigil, 77. sayida Suavi Aydin'in yönelttii eletiriyi cevapliyor. Bu sayiyla ilgili son olarak, "Türkiye'de Solun Kaynaklari" dosyasinin hazirlanmasindaki katkilarindan ötürü Murat Gültekingil'e teekkür ediyoruz. Her zamanki gibi, Toplum ve Bilim'in önümüzdeki sayilari için öngördüümüz airlikli konulari bildirelim: 79. sayi (Ki 1998): Sanat 80. sayi (Bahar 1999): Güneydou Asya ve Modernleme 81. sayi (Yaz 1999): Türkçe Edebiyat 82. sayi (Güz 1999): Avrupa ve Almanya Türkleri 83. sayi (Ki 1999): Hukuk, Demokrasi ve nsan Haklari.

7

THKP-C: Bir mecranin balangici

Ömer Laçiner*

nsanlar tarihlerini kendileri yaparlar. Ama bunu sirf kendi keyiflerine göre yapamazlar. Kendileri tarafindan seçilen durumlarda deil de, tamamen geçmiten gelen, geçmiin belirledii koullar altinda yaparlar bunu. Tüm ölü kuaklarin gelenei, yaayanlarin beynine bir kâbus gibi çöker... Tipki yeni bir dil örenmeye balayan birinin, örendiklerini her zaman ana diline tercüme ettii, ama bu yeni dilin ruhuna tamamen vakif olan birinin ancak eskisini hatirlamadiinda ve bu yeni dili kullanacai sirada kendi dilini unuttuu taktirde düüncelerini açikça anlatabildii gibi. Karl Marx, 18 Brumaire

THKP-C'yi Türkiye 12 Mart dönemecine girerken ekillenmeye balayan ve sarsici eylemleriyle dönemin adindan en çok söz ettirmi hareketi haline geldikten sonra yedii air darbelerle 1972 ortalarinda siyasal ömrü fiilen sona ermi bir örgüt olarak deil; 12 Mart döneminin hemen ardindan bu kez onun mirasçisi veya devami olduklarini ileri süren bir dizi hareketin ahsinda "yeniden doan" ve 1970'li yillardan günümüze kadar -SBKP ve ÇKP izleyicilerinin yanisira- bir üçüncü "gelenek" gibi sürüp gelen bir mecra olarak ele alacaiz. Geleneklerin pek az deien eyler olduklari bilindiine göre bu tanimin THKP-C olgusuyla pek de örtümedii söylenmelidir. Bu bakimdan onu kaynaindan aldii kimi özelliklerini bir yerlerde birakan, buna mukabil sürekli etkileimde bulunduu aki ortamindan, ona yeni özellikler taiyan derelerle beslenip yataini genileten ve bu arada belki birkaç kola ayrilan ve bu kollardan bazilari kuruyup giderken, ana kolun kimi zaman vadilere sikiarak, bazen çöl gibi ortamlarda airi buharlaarak da olsa, aktii bir irmaa benzetmek çok daha gerçee uygun düer. Bu akii içinde bir irmai hep o irmak kilan, baka ve ötekilerden uzak arazilere yöneldii için suyunun rengi, kokusu ve bileimi deimi kollarin bile o irmaa ait olduunu duyumsatan bir veya birkaç özellii vardir. THKP-C'yi ele alirken, ite bu özelliklerin neler olduunu, nasil tanimlanabileceklerini açiklamaya çaliacaiz. Bunu yaparken onu bir gelenek olarak görebilecek bir ele ali tarzinin kaale bile almayacai, elinin tersiyle itecei olgular üzerinde özellikle durmamiz gerekecek. Örnein burada THKP-C olgusu, kendisini bir biçimde 1971-72 dönemecinden beri akan bu irmaa herhangi bir noktasindan ait sa-

(*) Yazar. Birikim dergisi yayin yönetmeni.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

8

ÖMER LAÇNER

yan her örgüt, akim çevre ve hattâ kiileri kapsayacak bir genilikte ele alinirken, THKP-C'yi bir gelenee indirgeyen yaklaim, üphesiz bunlarin birçounu eleyerek belli kaliplara uyanlari -o kaliplardan çiktii noktada ditalamak kaydiyla- içeren bir çerçeve çizecektir. Elbette ki bir gelenek olarak ele alindiinda THKP-C'nin oldukça net bir tanimini yapmak, ayirdedici özelliklerini siralamak gayet kolaydir. Siyasal bir hareketten söz edildiine göre, bu tanim bazi temel tespitlere dayali bir mücadele stratejisi ekseninde yapilacaktir. THKP-C'li olmak, olmayi sürdürmek o tespitlerin, stratejinin doruluuna inanmak ve bunlarin odainda duran silahli eylem, silahli mücadele fikri ve buna uyarli örgütlenmeler içinde bulunmak demektir. 1971'de THKP-C'nin varliini resmen ilân ettii bildirilerde, böyle bir örgütün kurulmakta olduunu kuvvetle ima eden 1970-71 kesitinde yayinlanmi yazilarda, örnein Türkiye Devriminin Yolu yazisinda 1970 sonlarinda Mahir Çayan tarafindan yazimina balanip bitirilemeyen Kesintisiz Devrim broürlerinde, bunlar gayet kesin bir dille ifade edilmitir. Buralarda çizilen THKP-C portresi, 1971-72 döneminin o en spektaküler silahli eylemleriyle daha da pekimitir. Bu açidan bakildiinda "THKP-C gelenei"nin 1980'li yillara kadar THKP-C (Acilciler), MLSPB (Devrimci Kurtulu) gibi salt "silahli mücadele"ye odaklanmi örgütlenmelerde devam ettii, 1980'lerden günümüze kadar ise Dev-Sol (DHKP-C) tarafindan sürdürüldüünü söylemek gerekecektir. Ama eer sirf gelenei sürdürmek deil, onu daha etkin hale getirmek de gözönüne alinirsa, bu kez ibre Dev-Yol, Kurtulu ve 1980 öncesi Dev-Sol gibi hatiri sayilir bir kitlesel destek ve katilimi salami örgütlere kayacaktir. Ancak, THKP-C'nin olmazsa olmaz özelliinin, ona aslî niteliini veren eyin silahli eylem, "silahla devrim" inanci olduu esas alinirsa, hiçbiri de silahli eylem ve mücadeleden uzaklamami tüm bu örgütler arasinda 1970'li yillarin tamamini kapsayan ve yer yer silahli çatimalara bile varan "miras kavgasi", tartima ve rekabet büyük ölçüde anlamsiz görünür. Birlemedikleri noktalar, birletiklerinin yaninda çok küçük kalan bu hareketlerin, aralarindaki o farkliliklarin nedeni gayet önemli ve uzlatirilamaz olduuna dair yaptiklari açiklamalara girmenin hiçbir gerei yoktur. Çünkü bir doktrini referans alan hareketler -ki tüm gelenekler böyledir ve böyle oluurlar- içinde meydana gelen tartimalarda gerçek ayrilik nedenleri olduu gibi gözükmez. O nedenler, doktrinin diline, meru saydii argümanlara "tercüme edilirken" kaçinilmaz olarak içeriklerinden çok ey yitirirler. Doktrinin ifade edilmesine imkân vermedii o ögeler ya bu kez çok daha dolayimli biçimde doktrinin baka bir yani zorlanarak ­ve elbette çarpiklami olarak- tartimaya dahil edilmeye çaliilir ya da ifade edilememe imkânsizlii tasfiye, ayrilma ve kopmaktan baka "çözüm" birakmaz. 1973 sonrasinda, THKP-C'nin "ikinci dou" safhasinda, ondan türeyen veya onun devami olduunu ileri süren "hareket"ler, az önce en önemlilerini saydiimiz "ilk THKP-C"den miras kalan metinlere bir doktrin ilevi yüklediler.

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

9

Daha dorusu bir bakima kendiliinden oldu bu. THKP-C'nin devami iddiasiyla yola çikan hareketler, onun dünya sosyalist hareketini de belirleyen SBKP ve ÇKP izleyicilii geleneklerinden ayri bir mecra oluturma gayretini devralmilardir. Ama 12 Mart'ta en air yenilgiye ve saldiriya urami bir hareketi sürdürmeye çalimanin daha "güvenli" yollar sunan bu gelenekler karisinda anlailir bir handikapi vardi. Öte yandan da 12 Mart dönemindeki mücadele ve direniinin gençlik ve halk kitlelerinde THKP-C'ye yönelik güçlü bir sempati ve destek dalgasi yarattii da 12 Mart dönemi sona erer ermez -biraz da sevinçli bir hayretle- görülmütü. Handikap sanilan ey avantaja dönümü gibiydi. Ama "izleyici" geleneklerin çou kez ayni argümanlari kullanarak THKP-C kökenli hareketlere yönelik "maceraci"liin vahim sonuçlarini vurgulayan "içerden" eletirilerinin, orta vadede etkili olamayacai söylenemezdi. Gitgide younlaan faist saldirilarin da belli bir süre sonra benzer bir etki yaratabileceini kestirmek de zor deildi. Bu iki etkinin bilekesinde halen genel sosyalist harekete yönelik kitlesel ilgi ve destein en dinamik geni kesimini çevresinde bulan "THKP-C kökenli" akimlarin u anda artmakta olan güçlerini kalici kilmak ve gelitirmek için fazla zamanlari olmayabilirdi. "zleyici" geleneklerin her biri dünya çapinda bir güce, "baarisi kanitlanmi" bir devrime, kabarik bir literatürle donanmi bir doktrine yaslaniyordu. Ve o doktrinin hazir kaliplar halinde sunduu her konuya ilikin reçeteleri de vardi. "Modernleme süreci"ne girdiinden beri ilk gerçek kitlesel politikleme deneyimini yaayan, böylece "hak"ka deil, güce dayali kadim siyasal kültürünün sinirlarini zorlayan kitleler, henüz kopamadiklari bu kültürün alikanliklarina seslenen o tür "sosyalizm"lerin çekiciliine pekâla kapilabilirdi. Rekabet benzetirir. Rakibi avantajli kildii varsayilan düzenlemeleri kendi fikir ve davrani dünyasina adapte etmekle, bir süre sonra onunla yapisal olarak hemen hemen benzer hale gelinir. THKP-C oluumunun fikir ve davrani dünyasi da u yukarida özetle anlatilan durum ve rekabet balaminin gayet doal saydiracai biçimde bir gelenee, doktrine dönütü. Bu tür bir dönüümün ya da dönütürmenin bir indirgeme ilemi olmasi kaçinilmazdir.1 THKP-C'yi izleyici geleneklerden ayiran ilk ve titizlikle koruduu özellik "kendi gücü"nü esas almasidir. zleyici geleneklerin "mücadele strateji"lerinin "fonu"nda dünya ölçeinde güce sahip "sosyalist" devletlerin gücü ve onlarin devlet politikalari durur. Ama ayni zamanda doktrinlerinin ekseninde de yeralirlar. "THKP-C kökenli" hareketler, sindirilmi bir güç ve otoritenin rahatlii ve hesabilii ile örülü o dillerin karisina fonunda silahli devrimlerin romantik

1 Bunun kisaca nasil yapildiina geçmeden önce belirtelim ki "THKP-C'nin fikir ve davrani dünyasi" o indirgendii çerçeveden ibaret olmamakla birlikte ya kendini aacak bir senteze veya kaçinilmaz bir çözülmeye varacak farkliliklari -çok özel bir konjonktürde- biraraya getirmi bir dünya idi. Özgünlüü ve bu oluumun zamandai hiçbir örgüt ve hareketle kiyaslanmayacak potansiyeli de buradan kaynaklanmaktaydi.

10

ÖMER LAÇNER

sahne ve figürleri olan ve silahli eylemi "öz" düzeyine yücelten bir mantik ve diskurdan oluan kendi doktrinlerini çikardilar. "Devrim için savamayana sosyalist denemez" tümünün ortak sloganidir ve doktrinin özünü ifade ettiine inanilir. üphesiz, THKP-C'nin devami hareketlerin bir kismi "savamak" deyimine salt silahli eylemle sinirli olmayan bir yorum ve uygulama getirerek yaygin bir örgütlü güç haline gelebildiler. Fakat silahli eylemde bulunmayi sosyalist-devrimci olmanin ilk ve temel gerei, kaniti sayan anlayi, öteki mücadele biçim ve alanlarini kendi lojistii addederek yine en tepede ve eksende yeraliyordu. Az önce dipnotta da deinildii üzre, bu anlayi "ilk THKP-C"nin mirasina tamamen içrektir. Özellikle o mirasin en son halinden kalanlara, yani 1972 sonlarina doru, ünlü Maltepe firarindan sonra örgütün lideri ve teorisyeni Mahir Çayan'in tutumuna ve yazdii Kesintisiz Devrim II-III broürlerindeki vurgulara bakildiinda silahli eylem ve mücadeleden baka hiçbir yol ve yöntem tanimayan bir mantik apaçik görünür. Ancak THKP-C'nin oluum süreci balangiçtan itibaren ele alindiinda "silahli mücadele" fikrinin hep merkezde bir yerde ama verilen içerik, ilev ve anlam bakimindan sürekli deien bir konumda olduunu tespit etmek zor deildir. Bunu, bu süreç boyunca "silahli mücadele" vurgusunun giderek artii açisindan ele alip, düzenli bir evrimle "THKP-C'nin silahli mücadele çizgi ve stratejisi"nin adim adim netlemesi olarak da yorumlamak mümkündür. Fakat, yaklaik bir tarih vermek gerekirse- 15-16 Haziran 1970 olaylarindan sonra ekillenmeye balayan ve fiilen 30 Mart 1972'de Kizildere'de sona eren "ilk THKPC"nin, bu iki yil bile sürmemi siyasal ömründe geçirdii tüm aamalarin o dönem Türkiye'sinin ve özel olarak Türkiye sosyalist hareketinin durum ve gidiati ile simsiki ilikisini fazlasiyla ihmal etmek olur bu. Oysa bu balami ile ele alindiinda THKP-C'yi 12 Mart dönemeci ve döneminde benzer bir "silahli mücadele"ye girimi hareket ve örgütlerden ayirdeden, onu bir "çizgi" olarak deil, bir mecra olarak 1973 sonrasi Türkiye'ye taiyan "kimlii"ni görmek imkânini da edinmi oluruz. *

**

1970 ortalarina gelinirken, 1965'e kadarki biraradalik görüntüsünden, girilen youn tartimalar sürecinde tamamen uzaklaip birkaç parçaya bölünmü bir Türkiye sosyalist hareketi vardi. Bu tartima ve bölünmelerin olgusal kaynainda "sol" bir askerî darbe ihtimali yeralmaktaydi. Ülkenin tarihi, toplumsal yapisi, ekonomik gelime düzeyi, uluslararasi ilikileri ve dünya durumu gibi ateli tartima konularindan parti ve örgütlenme, strateji gibi "iç" sorunlara kadar her noktada yapilan tespit ve politika önerileri, tavirlar, sözkonusu ihtimalin nasil deerlendirildiinin derin izlerini taiyor veya bu açidan yorumlaniyordu.

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

11

Balica üç tavir grubu vardi. lkinde, hayli heterojen "MDD'ciler" Kivilcimli grubu ve bir süre sonra buradan ayrilarak ÇKP izleyicisi bir gelenek oluturacak olan "Beyaz Aydinlik" çevresi yeraliyordu. Bunlar kendilerine "sol Kemalist" diyen darbe hazirliindaki subay gruplarini ve onlari destekleyen aydin zümrelerini sosyalizme hayli yakin radikal devrimciler sayiyor, yapacaklari darbenin ve uygulayacaklari programin hem ülke için ileri bir hamle olacaini, hem de sosyalist bir "devrim" için büyük imkânlar açacaini varsayiyorlardi. Çünkü bu "sol Kemalist" subay ve aydinlar, bankalarin, sigortalarin ve di ticaretin devletletirileceini, yabanci sermayeyi milliletirerek ve NATO'dan, CENTO'dan derhal çikilarak ülkeyi emperyalist hegemonyadan kurtarip "tam baimsiz" hale getireceklerini söylüyorlardi. Onlara en yakin duran MDD'ci grup neredeyse koulsuz bir destek verilmesini, hattâ darbe ve sonrasindaki ilk icraatlar sonuçlanincaya kadar mümkünse sosyalizmden bile bahsedilmemesini, ortak bir dil kullanilmasini savunuyordu. Kivilcimli çevresi ise bu darbe hazirliini "Ordumuzun devrimci gelenei"nin yeni bir tezahürü olarak gönülden destekliyor ama bu "neredeyse sosyalist" hamlenin yine de bir "bilinç" eksiklii taidiini ve eer darbeden önce bir "proletarya partisi" kurulur ve destek ilikisi içinde ona "diardan bilinç" verilirse hizla sosyalist devrime varilabileceini öne sürüyordu. 1960'li yillarin sonlarina doru önce MDD'ci ve Kivilcimli çevresinden üyelerini tasfiye eden, ardindan "güler yüzlü sosyalizm" tezlerini ortaya atan Mehmet Ali Aybar taraftarlarini kopma noktasina iterek adim adim SBKP izleyicisi gelenein legal partisi konumuna geçen TP ise, sözkonusu darbe ihtimalinin kendisine kari asla olumsuz bir tavir dile getirmiyor ama öte yandan da "sol darbe"yi destekleyen MDD gibi gruplarin bu destei meru gösteren teorilerini sertçe eletiriyordu. llegal TKP'nin de tavri ayniydi. Gerçi TKP, tam bir SBKP izleyicisi olarak Türkiye için "bari içinde geçi"in esas alinmasini isterken, TP Türkiye'nin "sosyalist devrim" için yeterli düzeye geldiini öne sürüyordu. Ancak her ikisinin de muhtemel bir darbenin diinda durmak, "olaya karimamak" kararinda olduklari, "bekle gör" politikasi izlemeye çaliacaklari ortadaydi. 1970 yilina girilinceye kadar MDD'ci gruplar içinde yeralan, onlarin darbeyi genelde destekleyen tavrini paylaan, hattâ bu destein tam bir tabiyet olmasi anlamina gelecek tezler ileri sürdüü için -özellikle sonradan THKP-C'yi oluturacak kesimler tarafindan iddetle eletirilen- baini Dou Perinçek'in çektii "Beyaz Aydinlik" çevresi de bir süre sonra "ÇKP izleyicilii"ne geçince bu darbe konusunda SBKP izleyicileri ile benzer bir tavir göstermeye baladi.2

2 MDD'ciliin yayin organi Aydinlik'tan sözü edilen eletiriler sonucu ayrilip ayni adli beyaz kapakli bir dergi çikaran bu çevre, bir süre darbeyi destekleyen Kivilcimli çevresi ile yakinlamaya çaliti, kendi destek tezlerini savunan yazilarin yanisira Kivilcimli'nin yazilarini da yayinladi. Ama "resmen" ÇKP izleyicilii ilan edilir edilmez, bu tür yazilar görünmez olduu gibi, "Beyaz Aydinlik" Türkiye'de bu darbe konusu hiç yokmu gibi vargücüyle ÇKP'nin "halk savai" strateji-

12

ÖMER LAÇNER

"zleyici" geleneklerin yani varliklari ve durulari "dünya ölçeinde büyük güçler"in, SSCB ve ÇHC'nin devlet politikalarina baimli örgüt ve gruplarin darbe ihtimali konusundaki bu tavir benzerlikleri ilginçtir. Birinin bunu "gündemimizi sosyalist devrim veya bari içinde geçi" belirlemektedir, o nedenle bata içi sinifi olmak üzere "örgütlenmeye younlamaliyiz" diyerek, öbürünün kesif bir halk savai propagandasina dalarak yapmasi, her ikisinin de sonuçlari Türkiye için u veya bu ekilde hayatî önemde olacak bir "darbeye doru" gidiat yokmucasina davranmalari gerçeini gizleyemez. Bu tavirlarin kökeninde elbette SSCB ve ÇHC'nin devlet politikalari vardir. En kestirme bir ifadeyle SSCB, 1945'te Yalta'da ABD ile yaptii "nüfuz sahalari" antlamasina sadik kalarak ABD-Bati nüfuz sahasindaki Türkiye'de muhtemel bir darbede ie karimayacaini böylece göstermi olmaktadir. ÇHC de SSCB ile aralarindaki nüfuz ve çikar çatimasini ön plana alan genel politikasina uyarli olarak ABD'yi onun nüfuz sahasinda "rahatsiz etmek"ten kaçindii için ayni tavri seçmitir. ABD, SSCB ve ÇHC'nin aralarindaki "serbest rekabet bölgeleri"nde, ABD'nin bir SBKP izleyicisi akimin "sosyalist devrim", ÇKP izleyicilerinin "halk savai" propagandasi yapmalarini ciddiye alabilir, bunlari muhtemel bir "neredeyse sosyalist" darbeyi daha ileri noktalara sürükleyebilecek unsurlar sayip, SSCB ve ÇHC'nin bu yolla darbe ortaminda "taraf" olarak tavir koyduunu düünebilirdi. Oysa sözkonusu olan Türkiye idi. Burada bir darbe ortamina girilirken, SBKP ve ÇKP izleyicilerinin "sosyalist devrim" ve "halk savai" gibi gayet keskin sloganlar atmasi SSCB ve ÇHC'nin "biz yokuz" teminati vermeleri anlamina gelir, gelmitir de.3 *

**

THKP-C'yi oluturacak genç "devrimci"lerin "yeni bir hareket" ihtiyacini duyarak biraraya gelmeye balamalarina yolaçan ilk önemli "vesile", MDD'ciler içinde "Beyaz Aydinlik"in çikiiyla sonuçlanan, az önce deindiimiz tartimadir. Bu tartimalar sürecinde "Beyaz Aydinlikçi"larin açiklikla dile getirip teorize ettii "pasifist" yaklaim ve tutumu infialle karilayanlarin büyükçe bir kismi, aslinda bu "pasifizm"in genel MDD tezlerine iyice sinmi olduunu ilk kez aisini propaganda etmeye koyulacaktir. Sadece bir kez Kivilcimli'nin orduya, onun "devrimci gelenei"ne dair söylediklerini, karit bir konumdan iddetle eletirecek, ordunun ibirlikçi burjuvazinin bir kurumu olduunu vurgulayacakti. Sonradan yeri geldikçe atif yapilan bu eletirilerin yaklaimi 12 Mart dönemine kadar sürecek; artik TKP adini alan "Beyaz Aydinlik"çilar yargilandiklari mahkemede ordunun yakin tarihimizde oynadii gerici, hattâ faist rolden bahseden bir savunma yapacaklardir. 3 TKP'nin o yayin organlarinda olanca iddetiyle sürdürdüü "halk savai" propagandasinin ciddi ve samimi olduuna inanan bazi mensuplari, çok geçmeden gerçei sezer gibi olduklarinda tam bir aldatilmilik duygusuna kapilip, hâlâ izleri canli bir tiksintiyle TKP'den ayrildilar. Büyük kismi TKKO'yu kurarak inandiklari "halk savai" teorisini gerçek kilmak için "silahli mücadele" balattilar. 12 Mart döneminde öldürülen brahim Kaypakkaya bu kesimin öncüsüydü.

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

13

rarak, hattâ irkilerek farketmitir. Devrimin öncüsü ve "öznesi" kimdir sorusu açiklikla gündeme getirilmiti bu tartimada. Beyaz Aydinlik sosyalist-devrimci hareketin öncü ve özne olmasinin nesnel ve öznel koullari yoktur demiti. Ona gösterilen iddetli öfkenin büyükçe bir kismi, o öncülük ve öznelik konumuna "sol Kemalist"lerin darbesi ertesindeki belirsiz bir zamanda gelinebileceini söyleyen MDD'ci merkez eilime yönelikti aslinda.4 Onlarin çok büyük bir kismina göre de ufukta kaçinilmazmi gibi görünen "sol darbe", "ilerici" vasiflari taiyordu, anti-emperyalist bir gelenein izindeydi ve "neredeyse sosyalist" diye yorumlanan programini yürürlüe koyabilirdi. Ama bu böyledir diye ne "izleyici gelenek"ler gibi pratik olarak "kenarda durup görelim bakalim" tavri doruydu, ne de neredeyse tam bir tabiyet ilikisine varabilecek destek-ittifak politikasi. Çünkü ilk durumda eer darbe kendince baarili bir seyir izlerse, sosyalist bir hareketin varlik nedeni de kendiliinden ortadan kalkmi olur;5 eer baarisiz olur ve hele "emperyalizmin saldirisi" ile yenilirse, ardindan gelecek "kari devrimci" temizlik sosyalistleri de silip süpürürdü. kinci durum için de aai yukari ayni eyler söylenebilirdi. Gerçi kendileri de Beyaz Aydinlik'a kari iddetli polemiklerinde MDD'cilerin bu süreçte "ideolojik öncülük " rolüyle ilev üstlenip "sol Kemalist" devrimci/darbecilerini gidebilecekleri noktaya kadar yönlendirebileceklerini, bu rolün "objektif ve subjektif koullari"nin var olduunu iddia etmiler ise de; çok geçmeden -özellikle 15-16 Haziran olaylarindan sonra- bu iddialarinin -kestirme bir deyile- hiç de "gerçekçi" olmadiini anlamilardi. Dolayisiyla, kaçinilmazmi gibi görünen bir "sol darbe" balaminda Türkiye sosyalist-devrimci hareketinin konum ve geleceini ele aldiklarinda, sonuçlari ne olursa olsun, Türkiye'nin önündeki uzunca bir dönemi kesin olarak belirleyecek bu "darbeyle balayacak dönem" de Türkiye sosyalist hareketi yukarida özetlenen rollerden hangisini seçerse seçsin, kendi varliini veya varlik nedenini fiilen ortadan kaldirmi olacakti. O halde tam bir varolu sorunu vardi ortada. Mümkün tüm ihtimaller karisinda sosyalist bir hareketin varliini ve iddiasini güvence altina alabilecek bir tavir, bir yaklaim ve bunu gerçek kilmaya yetenekli bir örgütlenme, o tarihsel noktada olaanüstü önemde bir ihtiyaç, bir görev olarak duruyordu önlerinde. Yeni bir devrimci hareketin yaratilmasi ihtiyaci demekti bu. Daha sonra THKP-C adini alacak giriimlerin kaynainda bu hayati ihtiyaç, bunu karilamayi bir misyon sayan düünce vardir. Bu misyonu yerine getirmek, Türkiye sosyalist hareketinin kaderini bir bi4 Nitekim bu tartima daha sürerken araya mesafe konulmaya balanacak, birkaç ay sonra da ayrilma kesin hale gelecektir. 5 "Baarili sol darbe" örnekleri olarak gösterilen Misir, Cezayir gibi ülkelerde darbecilere destek veren ittifaka giren K.P .'lerin tasfiye edilileri veya darbeci kadrolar içinde eritildikleri hatirlatiliyordu "iç tartimalar"da.

14

ÖMER LAÇNER

çimde "sosyalist" büyük devletlerin politikalarina veya -sifati ne olursa olsuniçerdeki bir "büyük güç"e baimli kilmaktan baka bir yol bulamayan, Türkiye'nin o tarihe kadarki sosyalist geleneinden kendi öz gücünü gelitirme ve ona güvenme ruhu körelmi veya köreltilmi düünü ve tavir mirasindan kopu anlaminda da yeni bir hareket olmaliydi. O gelenek ve mirasin Türkiye sosyalistlerinin kendi eseri olacak bir sosyalist devrimi tasarlamaktan fiilen uzaklami perspektiflerinin yerine "kendi eseri bir sosyalist devrim" inanci tam ve bunun imkânlarini sürekli arayan bir yeni perspektif egemen kilinacakti. 1970 yilinda ülkede gelimeler hizlanmi, dolayisiyla sözkonusu hayati ihtiyaç çok daha derinden hissedilmeye balanmi, ama henüz bu ihtiyaci karilayacak sistemli bir düünü, örgütlenme tarzi, yöntem ve araçlar konusunda kesin kararlara varilmi deildi. üphesiz geçmiin ve o dönemin silahli mücadele örgüt ve stratejilerine, özellikle de Küba devrimi "modeli"ne güçlü bir eilim duyuluyor, ama bu arada Çin ve Vietnam devriminin "halk savai" modelleri de ditalanmak istenmiyordu. Bütün bu "devrim modelleri"nin gerisinde belli bir düzeye kadar yürütülmü bir "halkin örgütlenmesi" hazirlii dönemi olduu da dikkate aliniyor, bu örgütlenme imkânlarini kesmeyecek bir "çalima tarzi" ve stratejiyi birletirecek bir yol araniyordu. Bütün boyutlariyla 15-16 Haziran içi olaylari bu arayi sürecinde tam bir katalizör rolü oynadi. Her eyden önce içilerin bu ilk büyük ayaa kalkiina kari "sol Kemalist" çevrelerin gösterdii tavir gayet öretici oldu. Sosyalistlerin gerçek bir kitlesel güce sahip olmalari ihtimalinin onlari nasil "geriye" siçrattiini görmek özellikle etkileyici idi. Her ne kadar bu tespit, "sol Kemalizm"in "devrimci potansiyeli"ne dair görüleri pek deitirmemi görünüyorduysa da, ordunun "fiili" gücüne yaslanan bu akimin yapacai bir darbeye, onun iktidarina "ideolojik öncülük" yapmaya kalkiacak fiili güçten yoksun bir "hareket"in, adi parti olsa dahi kendi kendini avutmaktan baka bir ilevi olamayacai sonucu kendiliinden ortaya çikti. Sol Kemalist bir darbenin "baarili olmasi" halinde kendisini desteklemi bir "ideolojik öncülük" iddiali hareketin kitlesel güç edinmesine kesinlikle engel olacai belli olmutu. 16 Haziran'dan sonra "ideolojik öncülük" kavrami sessizce terkedildi. "Yeni bir hareket" yaratmak için ilikilerini siklatiran, çalimalarini hizlandiran, çeitli kesim ve alanlardaki "kadro" düzeyinde insanlarin bu olaydan sonra "silahli mücadele" kararliliklari netleti. Bu "silahli mücadele", kendisini darbe ihtimaline bali saymayacak, ondan tamamen baimsiz olacak, fiili bir güç haline gelebilmek için buna mutlak bir önem verecektir. Ve bir darbe halinde, ona yaninda yeralarak deil, onu tavir almaya, yani gerçek amaç ve niyetini açia çikarmaya zorlayacak eylemlere girierek "öncülük" yapmayi deneyebilirdi. Anlailacai üzere burada darbecilere öncülük etmekten ziyade, darbe sonrasi ortamda inisiyatifi ele geçirmeyi baimsiz ve amacinin farkliliini net biçimde ifade eden bir güç olarak varliini duyurmayi ve güçlenmeyi hedefleyen bir pers-

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

15

pektif sözkonusudur. 1970 yilinin sonuna doru gelinirken, bu perspektif aai yukari kabul edilmi gibidir ama bunu somutlayacak "silahli mücadele biçimleri" ve hele strateji belirlenmi deildir. Fakat önemli bir noktanin altini çizmek gerekir. THKP-C'ye varacak giriimlerin "silahli mücadele-eylem" fikrinin içerii ve ilevi, yukardan beri büyük ölçüde özetlediimiz tarihsel balam tarafindan belirlenmektedir. Burada, silahli eylem bir sosyalist hareketin mücadele stratejisinin gerei olmaktan çok, bizatihi o hareketin varolduunun kanitlanmasi ilevi ve içerii ile yüklüdür. Darbe ihtimalinin giderek güncelletii o artamda, "emperyalizm", Kemalist ordu ve devrik iktidarin silahli mukavemeti gibi güç ve güçlülükleri kendiliinden ortada olan taraflarin fiziken kapima ihtimallerine gebe bir ortam ve gidiat balaminda kendisinin de ayri bir taraf olarak varolduunu göstermenin ve kabul ettirmenin "tek yolu"dur silahli eylem. Bu noktada henüz onu sosyalist devrime giden mücadele biçim ve stratejisinin nitelii olarak ele almanin düünsel olarak uzainda olunmayabilir ama pratik olarak ele almanin hayli uzainda olunduu örtük olarak kabullenilmitir. Nitekim THKP-C'yi oluturacak "kadrolar" arasinda "mücadele stratejileri"ne, "devrim modelleri"ne ilikin hemen hiçbir tartima yaanmami, hattâ daha sonra Kesintisiz Devrim broüründe çizilen "be aamali devrim modeli" görüülerek hazirlanmi olmadii gibi, pratik balayicilii da olmamitir. Sanki sorulursa gösterilmek üzere durmaktadir. Çünkü THKP-C belirli bir siyasal stratejinin, bir tarzin örgütlenmesi olarak deil, her koul ve balamda mücadeleyi sürdürme azminin örgütlenmesi olarak algilanmaktadir o koullarda. 15-16 Haziran, militan bir içi hareketine dönük umutlarin nihayet gerçeklemek yolunda olduunun kaniti olarak tüm sosyalist eilimler gibi THKP-C'ye varacak giriimi de etkilemi, içi sinifi içinde "çalima"ya dönük ilgi ve çabalari artirmiti. Ancak burada THKP-C eiliminin bu ilgi ve çabasinin geleneksel yaklaimdan hayli farkli bir özelliine deinmek gerekir. "Sinif bilinci"ni, hattâ sosyalist olmayi içi sinifinin adeta ontolojik bir vasfi, genetik bir özellii gibi sunan o geleneksel yaklaimdan farkli olarak THKP-C eilimi, sinif bilincinin sosyalist ve devrimci olmanin -herkes gibi- içi sinifi için de ancak bir edinim, bir seçim olabilecei ve ancak eyleminde somutlanmi sayilabilecei anlayiina yakin olagelmitir. O nedenle de legal -sendikal- örgütlenme olanaina kavumu ve bu örgütler içinde hemen tamamen iktisadî çikar saikleriyle güdümlü ve sinirli eylemde bulunan içi kitleleri ile, sosyalist partilere yakin duruyorlarsa dahi özel olarak "ilgilenmemi", dikkat, enerji ve kadrolarini asil olarak çetin mücadele koullari içinde olan ve hayatin hemen her boyutunun gündeme getirilebilecei bir sorumlar yumainda yaayan içi kesimlerine yöneltmitir. 1960'li yillarda uzak antiyelerde çalian yapi içileri ve maden ocaklari o nedenle "seçilmi" gibidir. 1970 Austos'unda Aliaa Rafineri, antiyesindeki güçlü grev esnasinda öldürülen Yapi- Sendikasi'nin -yapi içileri arasinda büyük prestije sahip- Bakani

16

ÖMER LAÇNER

Necmettin Giritliolu, THKP-C giriiminin seçkin bir mensubuydu örnein.6 15-16 Haziran'in canlandirdii beklentiler, bu kabariin süratle geriye çekilmesi ile bir parça sönükleti ise de, bu olay THKP-C literatürüne "halkimizin patlamaya hazir bir volkan" gibi olduunu ifade eden bir "tespit" kazandirdi. Bu tespit, 15-16 Haziran'da patlayan volkanin ilan edilen sikiyönetimin askerî zor gücüyle kari kariya kaldiinda sönükletii, ama eer o patlamanin öncesinde o güce kari durabileceini kanitlami bir hareket varolsaydi, patlamanin onunla çok daha güçlü ve sürekli olacai tespitine elik ediyordu. THKP-C'nin kendi silahli eylem ve mücadelesini "patlama"nin, dinamitin kendisi olarak deil, "uyaricisi", "fitili" olarak tasarladiini gösteren mantiin halkalariydi bunlar. THKP-C'yi oluturan "kadrolar"in sosyal profili de hayli anlamli iaretler tair. lk kategoriyi üphesiz devrimci gençlik hareketinden gelenler oluturmaktaydi. Bunlar genellikle "orta siniflar"dan gelme, çok iyi eitim görmü, kültürel donanimi zengin, seçkin üniversitelerde okuyan ve örenci hareketi içinde çeitli vasiflariyla temayüz etmi, önde giden militan ve yönetici konumu edinmi gençlerdi. kinci büyük kategoriyi genç subaylar ve subay adaylari oluturmaktaydi. Hemen tümü o siralar ordu ve genç subaylar içinde gayet yaygin "sol Kemalist" ideoloji ile arasina mesafe koyarak "sosyalizm"e yönelmi, meslekdalari arasinda parlak sayilanlar çounluktaydi. Sayica üçüncü kategoriyi içi hareketi içinde militanliklariyla öne çikmi, az sayida ama itibarli "doal" içi önderleri oluturmaktaydi. Kirsal kesimden, "tara"daki kahirli sosyalist çalimalardan gelenler o dönemde zaten genelde azdi ama bunlarin ilk akla gelenlerinin çou THKP-C hareketinin içinde veya yakin çevresindeydi. Bu bileimin, 1960'li yillar Türkiye'sinde çeitli kesimlerden açia çikmi, haliyle birbirinden görece farkli devrimci potansiyellerin açia çiki dereceleri ile bir "sosyalist devrim" potasinda biraraya gelii olarak anlamlandirmak airi bir sembolizm sayilmamalidir. üphesiz dönemin dier hareketlerinin de böylesi bir sembolizme yetecek bir sosyal profili çizilebilir. Ancak burada dikkati çekmek istediimiz nokta, dier hareketlerin hemen tümünün potasinda bütün bu farkli kesimlerin -doktrinlerin belirledii- standart bir kimlie sokulmasi, oraya gelinceye kadarki muhalif, devrimci arayilarinin zihni ve kültürel donaniminin adeta ayiklanip, "uygun olmayanlar"in atilmasini zorlayan ve gözeten bir düünsel iklim sürmesine mukabil, THKP-C'de bu standartlamanin adeta içgüdüsel olarak -pek- geçerli olmamasidir. üphesiz o kaliplatirma eilimi THKPC'de de oldukça güçlü biçimde varliini duyurmaktaydi, ama egemen hale asla gelmemiti ve o nedenle çetrefil bir sorunla karilaildiinda "resmî literatür"ün diindan ciddi argümanlara müracaat etmek, muhalif, devrimci rotasi üzerinde

6 Bu eilimin 1973 sonrasi THKP-C devami hareketlerin bazilarinca da sürdürüldüü görülen yeralti Maden- gibi geleneksel sendikal örgüt ve çalima tarzindan göreli olarak gayet farkli bir örgütlenme ve eylem perspektifinin özgün örnekleri hatirlanmalidir.

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

17

içinden geçtii bilgi-deneyim dünyalarini bir daha gözden geçirmek aninda "sapma" muamelesi görmüyordu. Sorunu kavramak ve çözmek kaliplari korumaktan çok daha önemli ve öncelikliydi çünkü. Bunlarin THKP-C'nin "atele imtihan" günlerini ele aldiimizda akilda tutulmasi yararli olacaktir. *

**

THKP-C'ye varacak giriim, 1970 Ekim'indeki Dev-Genç genel kongresinde öteki MDD'ci gruplarin yeralmadii ayri bir liste ile seçime girip yönetime geldiinde, kendisini genel MDD hareketinden ayirdiini fiilen belirtmi oldu. Ardindan MDD'ci bloku yeniden toparlamayi amaçlayan bir kurultaya pek az temsilcisini gönderip onlar araciliiyla da "resmî MDD'ci"lie açik eletiriler yöneltince ve yeni bir yayin organi ile ortaya çikilinca ayrilma kesinlemi oldu. Henüz adi konmami THKP-C Kurtulu dergisinde yayinlanan "Türkiye devriminin yolu" yazisiyla kendi yolunu tanimliyordu. Daha önce de belirtildii üzre bu safhada bile silahli eylemlerin deil stratejisi, türü dahi henüz netlemi deildi. Varliini ve Türkiye'nin siyasal-toplumsal gidiatinda bir güç olarak dikkate alinmasini salayacak "araç"in ancak silahli eylem(ler) olabileceine dair kararlilik kesindi. Ama, o amaca en uygun "araç"i tespit ve kullanmak, ortamin iyiye bulaniklatii 1971 yilina girildii günlerin gerilim ve çeitli, çeliik ihtimallerle yüklü atmosferinde gayet hassas bir konuydu. Bu güçlük ani bir gelime ile "çözülüverdi". Deniz Gezmi ve arkadalarinin THKO adini verdikleri örgütlenme ardarda bir dizi "ehir gerillasi" benzeri eylem gerçekletirip "silahli mücadele"yi fiilen balattiklarini ilan edince THKP-C için de artik kaybedecek zaman kalmami oldu. Derhal ayni tür eylemlere girildi ama bunlarin amaçlanan "varliini ve gücünü ilan" için çok küçük kaldii bilinerek örgüt adi itinayla saklandi. Ama böylece THKP-C'nin silahli eylem türü sorusu da, daha alti ay önce adi bile telaffuz edilmeyen "ehir gerillasi" ile -konjonktürün itmesi sonucu- cevabini bulmu oldu. THKP-C'nin "asil eylemleri"ne balama için artik eli kulainda sayilan "sol darbe" giriimini bekledii biliniyor. Amaç, darbe balar balamaz onun bir parçasi olmadiini belli edecek biçimde ABD Elçilii'ni silahli igal türünden gayet büyük yanki yaratacak bir eylemle ortaya çikip, böylece olaylarin geliimini belirleyecek güçlerden biri olduunun kanitini gösterebilmekti. En son 9 Mart'ta beklenen "sol darbe" olmayip yerini "12 Mart müdahalesi"ne terkedince THKP-C "asil eylemi" için bekledi ve 27 Nisan'da sikiyönetimin ilan edilmesi ve genel solcu tevkifatinin boaltilmasinin ardindan "1 Mayis eylemi" adiyla srail'in stanbul Bakonsolosu kaçirildi. Bu rehine kariliinda rejimden geni çapli taleplerini derhal yerine getirmesini isteyen bir bildiri ile THKP-C adli bir örgütün varlii ve silahli mücadele kararlilii tüm ülkeye duyurulmu oldu.

18

ÖMER LAÇNER

Bakonsolosun öldürülmesi THKP-C'nin adini bir kez daha duyuran bir yankilanma dalgasi yaratti. Bu, devlet ve rejime kari apaçik bir meydan okuma ve kararlilik etkisi dourdu. Ama devlet ve rejimin ilk ciddi darbesi de gecikmeden geldi. THKP-C'nin stanbul'daki ehir gerilla eylemlerini yapan kadro hemen tamamen yakalandi, onlara lojistik destek salayan iliki ai hemen tümüyle çökertildi. Örgütün önde gelenlerinden Hüseyin Cevahir "silahli mücadele"nin romantik ahlâk ve imajini bir hayli zedeleyen Maltepe çatimasinda air yaralanarak ele geçen M. Çayan'la birlikteyken öldürülmütü. Ayni tarihlerde THKO'nun Nurhak Dai'ndaki kir gerilla müfrezesi de üçü öldürülerek daitilmi ve mensuplari kisa sürede ele geçirilmiti. Darbe ani, kesin ve airdi. Ve THKP-C'nin aslinda bir yili bile amami oluum dönemi, kaynainda yer alan "yeni bir hareket yaratmak" misyonu deil ama, onun u bir yilin son derece çalkantili sürecinde çou kez konjonktürün, ani ve beklenmedik gelimelerin zorlamasiyla seçilmi ve biraraya getirilmi tespit, görü ve varsayimlar üzerine kurulu "mücadele stratejisi"ni bir durup düündürecek kadar da etkili olmutu. THKP-C'de böylece balayan iç tartima ve hesaplamalar giderek iki temel eilimin ayrimasiyla sonuçlandi. 1971 Kasim'inda Maltepe Askerî Tutukevi'nden arkadalariyla firar eden Mahir Çayan'in, silahli eylemlere biraktii yerden devam edilmesinde israrli çizgisi ile silahli eyleme -en azindan- uzunca bir süre ara verilmesini savunanlarin yollari ayrildi. kinciler THKP-C'den tasfiye edildiler. Silahli eyleme devam, erteleme veya birakmanin her durumda özellikle Türkiye'nin 1971-72 koullarinda önemli bir soru ve karar konusu olduu açiktir. Ancak THKP-C gibi bir oluumun içinde balami bir sorgulama, iç tartima o soruya verilmi bir cevap, kararla bitebilir miydi? Daha önce de belirttiimiz gibi THKP-C'yi oluturan "kadrolar", her ne kadar 1970-71 yilinin öne çikardii sorunlar balaminda bir "yeni hareket" ve onun hemen cevap vermesi gereken sorularla konjonktürel olarak sinirlanmi bir düünce çemberi kurmu iseler de; zihni donanimlari ve yillardir adim adim farkina vardiklari sosyalizm hareketinin sorunlari bu çemberin çok ötesini de kapsiyordu. O sorunlarin farkina varanlarin bir kismi, kolay yolu seçerek, sözkonusu sorunlarin çounun sözünü bile etmeyen, edemeyen doktrinlerin kaliplarina siinirken, tipik THKP-C'li düünce ve arayi kapilarini kapayan bu tutuma rabet etmemiti. 1960'li yillarin yüzlerce eski yeni fikrin uçutuu, doktrinlerin kiyasiya çarpitii havasinda yürürken, o doktrinlerin bir kismiyla çatimi, ama onlarin kaynaindaki düünsel, deneyimsel birikimi topyekûn reddetme, ditalama tavrina da girmemiti. O nedenle; dikkat edilirse THKP-C'nin hepsi de birer doktrine sirtini dayami sosyalist hareket içi "rakip"leriyle en sert polemiklere girdii yerde bile, o dokt-

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

19

rinlerin düünsel kaynaklarina kari dilayici, itham edici ifadeler görülmez. Bir konu ele alindiinda rakip doktrinin düünsel kaynaklarindan yararlanmayi "sapma" sayan "gelenek"lerin aksine THKP-C'liler özellikle birbirleriyle konuurken, o geleneklerin hemen tümünden alinmi pasajlar nakledebilirler. Otorite makamina oturtulmami, "gelenek" oluturmami eski-yeni düünürlerden de o an hangi gelenein sahiplendiine bakilmaksizin argüman kullanabilirler. Batan beri, "yeni bir hareket" yaratma azmini, hangi ortam ve koullar balaminda silahli bir hareket olarak biçimlendirmeyi seçtiini anlatmaya çalitiimiz THKP-C'nin, böylece verdii silahli militan imaji genç bir entelektüel portresine yansir. THKP-C'nin silahli mücadeleye daha da younlaarak devam veya ertelemebirakma ikileminde parçalanmasi, silahin ve genç entelektüelin ayri resimler olmasiyla sonuçlanmadi, portrenin tümü daildi. Çünkü sözkonusu ayrilmada silahli mücadeleyi erteleme veya birakmayi savunan, böylece de bileik resmin "genç entelektüel" kismini temsil ediyor görünenlerin önde gelenleri ve büyük bölümü o portrenin zihni donaniminin tümünü seferber ederek THKP-C'nin kaynaindaki "yeni bir hareket yaratmak" misyonunu sürdürmek yerine, o zihni donanimin parçalarina siinmaya yöneldiler. Ama bunun hizlanmasi, alenilemesi ve bir teslimiyet havasina bürünmesi, 1971 Haziran'indan çok daha air ikinci bir darbenin okuyla oldu. 1972 kiinda THKP-C mensuplarinin tümüne kari balatilan geni operasyonda tasfiye edilenlerin tamaminin yakalanmasindan sonra Mahir Çayan ve arkadalari da gitgide daralan takip çemberlerinde ölüler ve tevkifler vererek Karadeniz sahiline varabildiler. Son ve en kanli silahli eylem burada oldu. Ve yol da burada bitti. 30 Mart 1972'de, Mahir Çayan ve THKP-C'nin savaçi kadrosunun tümü katledildi. lk THKP-C'nin son noktasi Kizildere oldu. Yaklaik bir ay sonra Deniz Gezmi ve iki arkadai da idam edildiler. Odainda devrimci gençlik hareketinin yeraldii 1960'larin sosyalist hareket döneminin de sonuydu bu. O dönemin tüm deneyimi üzerinden "yeni bir hareket" oluturmaya çalimi THKP-C'nin kendisiyle ve dolayisiyla 1960'li yillarin tüm deneyimiyle iç hesaplamaya oturmasi artik kaçinilmazdi. Kizildere'de imdilik kapanan THKP-C defterini yine açmaya kararli olanlar için gerçek bir iç hesaplama gerekmiyordu üphesiz. O defterin yazili son sayfasina bakarak ve o sayfayi Kizildere trajedisinin silinmez izleriyle gerçek bir son söz, bir vasiyet gibi algilamaliydilar. ç hesaplama asil olarak THKP-C'nin silahli mücadelesini sorgulayanlar arasinda oldu. Çou belki de yaanan oklarin etkisiyle THKP-C'nin yeni bir hareket yaratma kararlilii üzerinden düüneceklerine, onu izleyici geleneklerden kendini ayirmak için silahli mücadeleyi seçmi bir hareket olarak ele aldilar. Az önce sözünü ettiimiz "tipik THKP-C'linin zihni donaniminin bir bakima eklek-

20

ÖMER LAÇNER

tik yapisi böylesi bir ele almanin sorgulamasi esnasinda -ve hele bir ok ortaminda- mutlaka "çözülecek"ti. Nitekim öyle de oldu. Çünkü o zihni donanim, sosyalist hareket içindeki hemen tüm geleneklerin, doktrinlerin "parça"larini taiyordu. Dolayisiyla o parçalardan birine siinani kaçinilmaz olarak onun balandii doktrinin içine çekti. Böylece dünün THKPC kadrolari içinden birçou izleyici gelenekler safina iltica ettiler. Bunu yapamayanlar ya da izleyici geleneklerin kisitli koridorlarindan zaten bunalmi olanlar, hâlâ muhalif bir ruhu sürdürüyorlarsa, bu bunalmanin iddetiyle, uzak geçmilerinde içinden geçmi olduklari bir muhalefet kanalina savurdular kendilerini. THKP-C'nin subay mensuplarinin çou, mevzileri daitilmi "sol Kemalizm"e bouna tutunmaya çaliirken, Kemalizmin her türünün karit kutup olarak niteledii dinin, slâmî muhalefetin temalarina sarilanlar da oldu. Eski kuak sosyalistlerden Hikmet Kivilcimli'nin ­ kismen de Kemal Tahir'in Türkiye tarih ve toplumuna dair farkli ve orijinal görülerini "kefeden" veya "hatirlayan"lar da vardi.7 *

**

Bütün bunlar sönmü bir atein külleri gibiydiler üphesiz. Atein kendisi ise, hâlâ ayni yerde, THKP-C'yi oluturanlarin yeni bir hareket yaratmaya karar verdikleri noktada, o kararin içinde yanmaya devam ediyor hâlâ.

7 Bu "dailma" manzarasinda, 1960'lar Türkiyesi'nin mevcut düzen ve ideolojiye muhalif hemen tüm akimlarina rastlamamiz, THKP-C'nin tarama ufkunun geniliinin tersinden bir kaniti sayilabilir.

THKP-C: BR MECRANIN BALANGICI

21

THKP-C (TPLP-F): The commencement of a march

THKP-C (Turkish Peoples Liberation Party-Front) was a new movement, a new organization that was attempted to be founded in the turn of 1970-71 when a `leftist' military coup d'état was expected. It reached its heyday in the period of 12th March and realized the most spectacular armed operations. However, with the harsh counter-attack of the regime it seemed actually to be destructed in the beginning of 1972. Towards the end of 1973, many diverse movements claimed the inheritage of THKP-C and acquired a wide audience and mass support. In this essay the context and reasons of the survival of THKP-C is analyzed from various angles and THKP-C is scrutunized with its mission of creating a `new movement' which could set up a dynamic channel which alternates from the pro-Sovietic and pro-Chinese traditions in Turkey.

22

Demokratik soldan Devrimci Yol'a: 1970'lerde sol popülizm üzerine notlar

Necmi Erdoan*

Türkiye'de siyasal alan ve popülizm

Bu yazida, Ecevit CHP'si ve Devrimci Yol balaminda 1970'lerdeki sol popülizmi ele alacaiz. Temel iddiamiz, Ecevit CHP'si ve Devrimci Yol'un, dahil olduklari ideolojik-politik formasyonlar ve aldiklari siyasal konumlar birbirinden önemli ölçüde farkli olsa da, popülist tahayyülün söylemlerine eklemlenmi olmasi açisindan ilginç paralellikler gösterdikleridir. Burada CHP'nin veya Devrimci Yol'un kuatici bir tarihsel deerlendirmesini yapmaya kalkimayacaimiz aikardir; çünkü, biliyoruz ki, "bir partinin tarihini yazmak, monografik bir baki açisiyla bir ülkenin genel tarihini yazmak demektir" (Gramsci, 1971: 151). Örgütsel hayati ve faaliyetleri, örgüt içi ideolojik tartimalari, üyelerin, taraftarlarin ve temsil edilen toplumsal gruplarin özelliklerini ve parti veya hareketin toplumsal-siyasal alan içindeki konumunu çözümlemeyi gerektiren böyle kapsamli bir tarihyazimi uzun soluklu bir çabanin ürünü olabilir ancak. Dolayisiyla, bu yazida ortaya atacaimiz argümanlar, 1970'ler soluna dair bir çalimaya bazi hareket noktalari veya ipuçlari salamaya dönük yüksek sesli düüncelerden ibarettir. Bu sifatla, tartiilmaya, sorgulanmaya ve deitirilmeye açiktir. Türkiye'de siyasal söylemlerin tarihi ayni zamanda popülizmlerin de tarihidir. Zira çok partili döneme geçiten itibaren siyasal alana damgasini vuran hareketlerin söylemlerinin tayin edici bir urai olagelmitir popülizm. Popülist urain 1950'lerden 1990'lara kadar uzanan dönemde farkli siyasal söylemler içindeki eklemleni tarzlarini çözümlemek, siyasal toporafyanin kaba hatlarini da çikarmak demek olacaktir. Popülizm, hem "urak yeri", hem de urak (moment) ilevi

(*) ODTÜ, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

23

görmütür. Birincisiyle kastedilen, "kalkinma", "sanayileme", "demokrasi" vb. ideolojik öge ve temalar gibi ortak bir üst kod, hatta kimi zaman bizatihi bunlari da karakterize eden bir tahayyül biçimi olduudur. kincisi ise, popülizmin siyasal metinlerarasiliktan baimsiz olarak varolan bir konum, "durak" veya referans noktasi olmadiini, bu üst kodun her yerde basit bir ekilde tekrar etmediini, baka bir ideolojik-politik formasyon içinde alintilanirken ya da yinelenirken yeniden kurulduunu anlatir. Demokrat Parti ile Ecevit CHP'si, 1970'ler Ecevit'i ile Devrimci Yol ve hatta Refah Partisi arasindaki metinlerarasi ilikileri çözümlemek, bir ideolojik öge olarak popülizmin nasil farkli uraklar olarak eklemlendiini gösterebilir. Burada düüm noktasi, birer "bo gösteren" olarak "halk" ve "millet"tir. Althusser bir zamanlar sinif mücadelesinin sözcükler üzerine bir mücadele olarak görülebileceini söylemiti. Benzer ekilde, Bakhtin / Voloshinov da ideolojik mücadelenin "göstergeler üzerinde mücadele" olduunu savunmutu (bkz. Voloshinov, 1973). 1970'ler Türkiye'sine bakildii zaman da, toplumsal-siyasal mücadelelerin bu iki sözcük ve bunlarin her birinin farkli telaffuzlari arasindaki gerilim hattinda younlatii söylenebilir. Türk saini bir tarafa birakirsak, sol popülizm tartimasinin odainda "halk"in ve "halka ait olan"in ("popüler"in) bir yazim yüzeyi olarak nasil ilev gördüü ve farkli siyasal söylemler içinde nasil yeniden telaffuz edildii ve eklemlendii yatar. Popülizm Türk solunun tarihi açisindan kilit bir öneme sahiptir. Zira 1960'lardan itibaren kendini kurarken Kemalist halkçilikla hesaplamasi ya da onu yeniden anlamlandirmasi gerekmitir. Daha önemlisi, esasen sa eilimli olduu söylenegelen bir toplumda imdiye kadar "yükselebilmi", siyasal güç ilikileri üzerinde ciddi bir etki yapmi sol parti ya da hareketler popülist bir özellik taimitir: "Ortanin solu"nda Ecevit CHP'si ve radikal sol / sosyalist hareketler içinde Devrimci Yol. Bu iki hareketin çözümlenmesi Türk solunun tarihi açisindan önemli ipuçlari verecektir bize. Çünkü, her ikisi de, Türk solunun tarihinde istisnai bir dönem olan 1970'lere damgasini vurmutur. ddiamiz, bu iki hareketin siyasal söylemlerinin popülist bir urak içerdii ve bu hareketlerle popülizm arasindaki ilikinin tesadüfi olmadiidir. Daha da öteye giderek diyebiliriz ki, Ecevit CHP'sinin ve Devrimci Yol'un söylemleri arasinda, popülist tahayyüle özgü duygu yapisindan beslenmelerinden kaynaklanan bir yakinlama vardir. Burada yürüteceimiz tartima, bu iki siyasal hareket ve söylemin basitçe ayni kefeye konulabilecei eklinde anlailmamalidir; zira aralarinda ciddi ayriliklar vardir. Biri açik ekilde Kemalist gelenekten gelerek bu gelenei yeniden icat etme iddiasi tair ve Batili anlamda sosyal demokrasinin Marksizm'in mirasçisi olmasi nedeniyle kendisini demokratik sol olarak adlandirmayi yeleyecek kadar Marksizm'e kari ve uzaktir. Dieri ise, Kemalizm'den etkilenmi bir tarihsel mirasin (MDD) üzerinde yükselmise de Marksist-Leninist gelenek içinde yer alir. Biri programatik olarak (siyasetin "içerii" bakimindan) katilimci ve özyönetimci olsa da, pragmatik olarak lider kültüne ve lider ile taraftarlari arasindaki

24

NECM ERDOAN

dolayimsiz, "duygusal" ilikiye yaslanmitir. Dieri ise, zaman içinde hiyerarik ve bürokratik eilimler gelitirmekle birlikte özerk, yerel inisyatiflere görece açik olmu ve hatta bizatihi siyasal pratiin kendisini dönütürmeyi hedeflemitir. Biri parti formunda örgütlenmi ve fakat partiye de tümüyle hakim olamami iken, öbürü kendini "partileme süreci"nde gören ve belki de tüm dinamizmini bu süreci nihayete erdir(e)memesinden alan bir harekettir. Bu ayrim listesi daha da uzatilabilir. Ancak konumuz açisindan önemli olan, ayni duygu yapisinin, ayni ideolojik ögelerin her iki hareket içinde nasil eklemlendiidir.

Ecevit'ten Devrimci Yol'a

Ecevit-Devrimci Yol hattinda yürütülecek bir sol popülizm tartimasi hereyden önce popülizmin tanimlanmasini gerektiriyor. Popülizm, akademik ve teorik literatürde devlet biçimleri, siyasal söylemler ve hareketler, iktisat politikalari ve birikim stratejileri, popüler kültüre yaklaimlar gibi çeitli alanlara dair olarak tanimlanmasi bir yana, gündelik dilde -daha dorusu belirli toplumsal dillerde- de sihirli bir sözcük olarak karimiza çikiyor. "Saduyu", popülizmi kitle destei uruna rasyonel kararlar almak yerine halkin duygularini okayan "ucuz politikalar"a yönelmekle ve "halk dalkavukluu"yla özdeletirerek, sorgusuz sualsiz kinanmasi gereken bir siyasal konum olarak sunuyor. Bu kötüleyici anlamin ta kendisi saduyulatii ve hegemonik siyasetin bir motifi haline geldii ölçüde anti-egaliter bir popülist nitelik kazaniyor. Terim, radikal / sosyalist sola gelindiinde ise, yukaridakiyle rezonans gösteren anlamlar üstleniyor. Tartimamiz açisindan can alici bir nokta, 1970'lerden bu yana Devrimci Yol'un -ve daha genel olarak kendisini "devrimci demokrat" olarak tanimlayan sol hareketlerin- popülist olarak suçlanmasidir. Bu suçlamayla neyin kastedildiinin bile anlailamadii ve fakat yapitirilan etiketin olumsuzlama için yeterli addedildii vakiyse de, Devrimci Yol'a yöneltilen popülizm eletirisinin odainda "sinif perspektifinin reddi", "emek/sermaye çelikisinin inkari", "kitle kuyrukçuluu" ve "küçük burjuva radikalizmi" yer alir. Bizim burada yapacaimiz sol popülizm tartimasinin bu eletirilerle ayni problematii paylamadiini vurgulayalim. Bize göre, hem Devrimci Yol'a kari yöneltilen popülizm eletirileri ve hem de zaman zaman bu eletirilere kari hareketin popülist olmadiini gösterebilmek için ortodoks Marksizm'e doru kayan -hareketin federatif karakterinden beslenen-1 cevaplar verilmesi, hareketin özgül niteliklerini gözden kaçiriyor. Biz burada, Devrimci Yol söyleminin popülist bir uraa sahip olduunu ve fakat bu urain Ecevit CHP'sinden farkli olarak popüler-demokratik bir kari-hegemonik siyasete balandiini savunacaiz. Popülizm eletirilerine ve popülizmin inkarina kari, Devrimci Yol'u geleneksel

1 Devrimci Yol'un "gevek federalist yapisi" konusunda bkz. Belge (1990: 178).

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

25

soldan farklilatiran temel dinamiin bu popüler-demokratik eilim olduunu iddia edeceiz. Popülizm, toplumsal-siyasal alani popüler kesimler ile egemen kesimler, halk ile iktidar bloku arasindaki antagonistik iliki ekseninde tanimlayan ve hegemonize etmeye çalian bir söylemdir. Ezen, sömüren, asalak egemen güçlerin ideolojisine kari ezilen, sömürülen halka seslenerek ve popüler ideolojiler, gelenekler, ve simgeleri kendine eklemleyerek bir kitle seferberliine ve düzen deiikliine soyunur. Halk ile onun dümanlarindan oluan, homojen, geçirimsiz, birbirine dial ve saydam iki kamp ya da kutup arasindaki mücadele toplumsal-siyasal alani belirler. Popülist söylem, toplumsal antagonizmalarin çoulluunu tanisa bile, bu antagonizmalarin kutuplarini birbirinden ayiran sinirlarin ayni olduunu varsayarak aralarinda bir edeerlik ilikisi kurar. Yani her bir antagonizma bir baka sinir ilikisi oluturmaz ve toplumsal-siyasal alanin kurucu nitelikteki sinirlarini paylair. "Halk"i iç bölünmeler ve iktidar ilikilerinden azade gören diallik mantii, onun idolletirilmesini, yüceltilmesini de mümkün kilar. Öte yandan, popülist söylem, her zaman özgül bir ideolojik-politik formasyonun eklemlenmi bir ögesi (urai) olarak karimiza çikar. Tam da milliyetçi, irkçi, demokratik, eitlikçi veya dinsel söylemlerle eklemlenmi halde olmasi yüzünden kendisine özgü bir tematik ve programatik içerii, saf bir paradigmatik biçimi yoktur. "Halk" ("halka ait olan") ve "halkin dümanlari" tahayyülünün verili bir ideolojik-politik formasyona göre deimesi her popülizmi kendine özgü kilar. Popülizm, içerisine eklemlendii, hegemonya kurma iddiasindaki ideolojik-politik formasyonun tabi bir urai olabilecei gibi (örnein sosyalist, faist, yeni muhafazakâr popülizmler), dier uraklara baskin çikan birletirici ilkesi de olabilir ( "Üçüncü Dünya" popülizmleri ve bu arada Ecevit popülizmi gibi). Son olarak, popülizm, basit bir "fikirler bütünü" olmayip, kendini pratiklerde maddiletirir. Popülist liderin halkla kurduu dolayimsiz yakinlik ve özdelik ilikisi, yaam tarzi, dil, giyim kuam ve üslupta cisimleir. (Perulu Belaunde nka kiyafetleri, Rus Narodnikleri, Romanyali Mihalache ve Polonyali Witos ise köylü kiyafetleri giyerler; Latin Amerika'nin popülist liderleri güçlü, sempatik ve "maço" tiplerdir vs.) Yukarida yaptiimiz popülizm tanimlamasi büyük ölçüde Laclau'nun (Laclau, 1977; Laclau ve Mouffe, 1985) gelitirdii argümana dayaniyor. Burada konumuz olan her iki hareket de "genç" Laclau'nun (1977) popülizm kavramlatirmasiyla airtici bir yakinlik gösteriyor. Bir farkla ki, Ecevit söylemi Laclau'nun Latin Amerikan popülizmleri hakkindaki çözümlemesine uyan bir yapi arzederken,2 Devrimci Yol söylemi ise, yine "genç" Laclau'nun önerdii norma2 Türk sosyal demokrasisinin bugünü balaminda Ecevit popülizmine ilikin daha önce yaptiimiz tartimalar için bkz. Erdoan (1992a) ve özellikle Erdoan (1992b).

26

NECM ERDOAN

tif "sosyalist popülizm" modeliyle benzeiyor.3 Ecevit - Devrimci Yol karilatirmasi açisindan can alici bir nokta, popülist urain her iki söylem içindeki göreli konumunun önemli ölçüde farklilami olmasidir. Popülizm, Ecevit söyleminin birletirici-eklemleyici ilkesi iken, Devrimci Yol'da söylemsel uraklardan yalnizca biridir. Ecevit CHP'si bizzat popülizm etrafinda ekillenmi iken, Devrimci Yol daha çok "popüler-demokratik" olmaya meyleden bir harekettir. Toplumsal-siyasal alan, Ecevit söyleminde "halk" ve "halktan olmayanlar" ("bazi egemen güçler"), ezenler ve ezilenler, Devrimci Yol söyleminde ise, "halk" ve "oligari", "halk kitleleri" ve "egemen siniflar" ekseninde tanimlanir. Ecevit söyleminde "halk", kendi emeiyle geçinen, geliri bakasinin sömürülmesine dayanmayan, toplumda ayricalik gözetmeyen, topluma ve yönetime kendi olanaklariyla airlik koyamayan, ezilen ve sömürülen köylü, içi, memur, esnaf ve zanaatkârlardan oluur. "Halktan olmayanlar" ise, kendilerini ayricalikli gören, emein arti deerinden eitsiz pay alan, toplumun yönetimi üzerinde airi airlii olan aracilar, tefeciler, büyük toprak sahipleri, tekelci sermaye ve dier "üretken olmayan" kesimlerden ibarettir (Ecevit, 1975a: 9; CHP 1976a: , 12). Öte yandan, Devrimci Yol, kökleri Mao'nun çeliki çözümlemesine dayanan ve Althusserci gelenein üretim tarzi ile toplumsal formasyon ve temel çeliki ile egemen çeliki arasinda yaptii ayrimla uyuan bir ekilde, ba çelikiyi "halk" (içi sinifi, yoksul köylülük ve tüm ezilenler) ile "oligari" (tekelci burjuvazinin egemenlii altinda olan, toprak aalarini ve tefeci bezirgânlari da kapsayan egemen siniflar ittifaki) arasindaki çeliki olarak tanimlar (Devrimci Yol, 1977: 19; Müftüolu, 1991: 626). "Oligarik diktatörlük"ün faist karakterinden dolayi, bu ba çelikinin siyasal alandaki görünümü ise, faizm ile halk arasindaki sava biçimindedir. Devrimci Yol'u geleneksel soldan ayiran ve onun bir "toplumsal hareket" olarak görünmesinde rol oynayan önemli bir nokta, temel siniflar arasindaki çelikiyi esas almakla birlikte, toplumsal formasyonun ve siyasal konjoktürün özgül dinamiklerini de hesaba katan ve dar ekonomizmden uzaklaan bu toplumsal kutupsallik -ve bu kutupsallii çözebilecek bir anti-faist kolektif iradenin yaratilmasi gerei- tespitidir. Direni komitelerinde, Fatsa deneyiminde ve genel olarak anti-faist mücadelede AP'li de, MSP'li de olsa faizme kari çikan herkesi ayni direni cephesinde birletirme arayii bunun en önemli göstergesidir. Her iki söylem de, ögeleri birbirine edeer olan iki kamp etrafinda olumu bir siyasal mücadele alani tanimlamakla birlikte, telaffuz ettikleri kutupsalliklar açisindan önemli farkliliklar gösterirler. lk olarak, Ecevit'in üretken-üretken olmayan, kendilerini ayricalikli gören-görmeyen, ellerindeki olanaklari bakalari-

3 Laclau'nun popülizme yaklaiminin izledii seyir ve post-Marksizm tartimasi konumuzun diinda. Ancak, bugün ÖDP içinde "geç" Laclau'nun (Laclau ve Mouffe, 1985) post-Marksizmine yaklaan eilimlerin hayat bulmasi üzerinde düünülmeye deer bir nokta.

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

27

ni ezmek için ("kötüye") kullanan-kullanmayan egemen güçler arasinda yaptii ayrim Devrimci Yol'da görülmez. Devrimci Yol iktidar blokunun çelikili yapisini teslim etmekle birlikte, egemen siniflari Ecevit'in yaptii gibi öznel niyetler skalasinda tanimlamaz. kincisi, her iki söylemde de halk kitleleri ayni kesimleri kapsasa dahi, Devrimci Yol sinif vurgusuyla Ecevit söyleminden ayrilir. Ecevit CHP'si klasik Kemalist söylemin dayanimaci-korporatist toplumsal alan tahayyülünden toplumsal siniflarin ve antagonizmalarin varliini teslim etmek yoluyla kopu gösterirken, Devrimci Yol ortodoks Marksizm'in uvriyerist perspektifinden uzaklair. Her ikisi de farkli geleneklerden beslenerek ve fakat bu gelenekleri yeniden eklemleyerek popülist bir momenti telaffuz ederler. Yukarida popülizmin pratiklerde maddiletiini söyledik. Sol popülizm balaminda bu cisimlemenin örneklerinden biri yaam tarzi ve giyim kuamdir. Bilindii üzere, "Karaolan", "halk"i gibi mavi gömlek ve kasket giyer. Sade, atafatsiz ve hatta fakir bir hayat sürer; mali mülkü yoktur. Devrimci Yol'da da, kilik kiyafetlerin halka ters dümemesi konusunda bir hassasiyet vardir. Hatta gecekondu mahallelerinde faaliyet gösteren devrimci kadinlar alvar giyer ve makyaj yapmazlar. (Bu noktada akla Ecevit'in (1973: 8) u sözleri geliyor: "Bir halk, dinine törelerine bali olabilir; fakat eer toplumu hizla kalkindiracak, topluma daha çok sosyal adalet getirecek düüncelere kafasi açiksa, o halk ilerici bir halk demektir. Be vakit namaz kilsa da ilericidir, oruç tutsa da ilericidir".) Ancak, Ecevit'in "halk"iyla kurduu karizmatik, spektaküler ve dorudan (örgütsel mekanizmalarin dolayimina ihtiyaç hissetmeyen) iliki Devrimci Yol için geçerli deildir. Ecevit söylemi, tüm anti-Marksist ve anti-komünist tavrina ramen, Marksist lugatçeden "üretim ilikileri", "üstyapi-altyapi", "egemen siniflar" vb. terimleri alir. Bunlarin da ötesinde, "demokratik halk devrimi" ve "halk iktidari" gibi kavramlar hem Ecevit ve hem de Devrimci Yol söyleminde ortaktir. ki söylem arasindaki yakinlama özellikle CHP'nin sol kanadinin temsilcilerinin konuma ve yazilarinda bariz bir nitelik kazanir.4 Bu yakinlik, lugatçelerin ve temalarin diinda, tahayyül biçimi ve duygu yapisinda da kendini ele verir. Sözgelimi, Ecevit'in hegemonik projesinin temel ögelerinden biri olan halk sektörü ile Devrimci Yol'un direni komiteleri, katilimci ya da özyönetimci bir yön taimanin ötesinde, ortak bir söylemsel dayanaa sahiptirler. Ecevit, halk sektörünün kendisine ait bir fikir olmayip, yurtdiindaki içilerin ortak yatirimlara girimeleriyle baladiini ve imece geleneinden beslendiini, kendisinin yalnizca halkin bu eilimini ifade ettiini savunur. Kisacasi, halk sektörü kaynaini yine halkin kendisinde bulur. Devrimci Yol da, direni komitelerinin "merkez"de formüle edilen ve gelitirilen bir fikir olmadiini, yurdun çeitli yörele4 Örnein bkz. Eryildiz (1975) ve Demokratik Sol Düünce Forumu'ndaki tartimalar (CHP: 1976b).

28

NECM ERDOAN

rinde ve mahallelerde faist saldirilara kari halkin kendiliinden direni eilimlerinden kaynaklanan ve "hayatin kendisinin ortaya attii bir `öneri'" olduunu söyler (Devrimci Yol, 1978b; Müftüolu, 1991: 347). Gerçekten de, Devrimci Yol dergilerinde, direni komitelerinin önce dergiye gelen mektuplarda adi böyle konmasa da- ifade edildiini, daha sonra derginin mehur orta sayfasinin direni komiteleri fikrini ele aldiini görmek mümkündür. Direni komiteleri, halk kitleleri arasinda doan anti-faist savunma ve dayanima eilimlerinin "devrimci bir dorultuya kanalize edilmesi" eklinde formüle edilmitir. Yani her iki durumda da, "esin kaynai" halkin kendisidir. Söylem halkin kendiliinden eilimlerini sistematize ettii, "doan çocua ad koyduu" (Forta, 1997) iddiasindadir. Her iki hareket de kendini içinden çiktii siyasal gelenekten farklilatirir. Ecevit popülizmi CHP'nin Kemalist geleneinden, Devrimci Yol ise geleneksel soldan -ve THKP-C'den- kismi bir kopu gösterir. Ecevit, CHP'nin klasik Kemalist söyleminin "halkçilik", devletçilik" ve "devrimcilik" gibi ilkelerini popülist bir balama yerletirerek, eklemsizletirmi ve yeniden eklemlemitir.5 Tek parti dönemi CHP'sini zimni bir ekilde eletiren Ecevit popülizmi6 Kemalizmin devrimciliini halk iktidarini gerçekletirecek bir "düzen deiiklii" ve "demokratik halk devrimcilii" yönünde yeniden formüle etmitir. Ecevit (1970), Atatürk devrimlerinin "üstyapisal" bir karakter taidiini ve fakat halki baski ve sömürüden kurtarmadiini ("halka demediini"), Kemalizm'in özünde yatan "sürekli devrimci atilimlar" anlayiinin imdiki tezahürünün "altyapi devrimi" ("üretim ilikilerinin halk yararina dönütürülmesi") olmasi gerektiini vazeder. Ortanin solundaki CHP "aydin /halk" çelikisinin yerini "ekonomik farklilamalar"dan do, an yeni çelikilerin aldiini ve "çikar çevreleri"nin güçlenmesi ve halkin "aydinlanmasi" ile asker-sivil bürokratlarin iktidarini büyük ölçüde kaybettiini teslim eder (CHP 1970: 37; Ecevit, 1973: 5). "Halka ramen halk için" iari yerine "halk , için halkla birlikte" iarini benimseyen ve halka kari ve yabanci olmak deil, "Atatürk gibi halkçi olmak, halkla özdelemeye çalimak" gerektiini savunan Ecevit'in demokratik sol siyasetinin, "tepeden inmeciliin" artik imkansizlatii

5 Kemalizm'in popülist olarak tanimlanmasi hem bizim yaptiimiz popülizm kavramlatirmasi açisindan ve hem de tek parti dönemi sonrasi sa ve sol popülist söylemlerin -ama özellikle Ecevit popülizminin- Kemalist "halkçilik"la olan çelikili ilikilerine hakkini verebilmek bakimindan mümkün deil (kr. Sunar, 1985: 2078). Aksi halde, tek parti dönemi Kemalizm'inin "halkçilik"i ile Ecevit söyleminin "halkçilik"i arasindaki kirilma gözden kaçar. Öte yandan, hegemonyanin popülist bir urai ve ayrica popüler rizayi zorunlu kildii düünülünce de, tek parti dönemi Kemalizm'ine bir "hegemonya" atfetmek formalist bir yanilgi olarak görünüyor. Tek parti dönemi Kemalizm'inin hegemonyasindan söz eden bir kari görü için bkz. Çelik (1998). 6 Ecevit (1970: 89), "1946 ruhu"nun halkin özlemlerinin bir patlamasi olduunu, DP iktidariyla birlikte, "ayai çarikli köylünün devlet kapisindan ilk defa bai dik girdiini" teslim eder. (Ancak halk, kendisine tepeden bakan bürokratlarin gücünü kiracaini sandii DP'nin kendisini aldattiini sonradan anlamaya balamitir.)

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

29

koullarda CHP'yi "devlet partisi"nden "halk partisi"ne dönütürerek, Kemalizm'i hegemonikletirmeye yönelik bir giriim olduu söylenebilir. Ecevit söyleminin istisnailii sol siyaset adina muazzam bir kitle destei devirebilmesinde ve Kemalizm'i hegemonik bir proje olarak sunabilmesinde yatar. Hem Ecevit söyleminde ve hem de Devrimci Yol söyleminde Gramscici bir damar var: Aydinlar-halk ilikisi bâbinda Ecevit ve halk iktidarinin nüveleri bâbinda Devrimci Yol. Temel problematii talya'da "modern prens"in bir "ulusalpopüler irade" yaratmasi olan Gramsci sik sik talyan aydinlarinin halka yabanci olduunu vurgular: "Bazilari tesadüfen halk kökenli olsa da, aydinlar halktan gelmiyor. Kendilerini (retorii bir yana birakirsak) halkla bali hissetmiyorlar, halkin ihtiyaçlarini, özlemlerini ve duygularini bilmiyor ve hissetmiyorlar. Halktan kopuk ve temelsizler; halkin kendi organik ilevleriyle eklemlenmemi bir kast halindeler" (Gramsci, 1985: 209). Benzer ekilde, Ecevit söyleminin kilit uraklarindan biri de, halki hor gören, halka yukaridan bakan, halka yabanci aydinlarin ve onlarin "bürokratik seçkinci", "tepeden inmeci" tavirlarinin eletirisidir. "Gerçek solcu" halka inanan, saygi duyan, halkla kaynaan ve bütünleen solcudur (Ecevit, 1970: 95; 1975b: 17). Öte yandan, Devrimci Yol, "halk savai" stratejisine özgü iktidarin bütün ülkede bir anda deil, parça parça elde edilmesi fikrini, demokratik halk iktidarinin organlarinin bugünden yaratilmasi eklinde yorumlarken, Gramscici terimlerle, "manevra savai"ndan "mevzi savai"na doru bir yönelim göstermitir. Direni komitelerinde, tam da "demokratik halk iktidarinin asil anlamini vurgulamasi, halkin kendi iktidari kavramini ve merkezi otoriteye bir alternatif yaratilmasi zorunluluunu somutlamasi" açilarindan Gramscici bir yön vardir. Zira Devrimci Yol'un sözünü ettii "halk iktidarinin ülke düzeyinde çiçeklenmesi", gelecee özgü ilikilerin bugünden yeertilmesi Gramsci'nin Ordine Nuovo dönemindeki yazilarinin odainda yer alir.7 Direni komiteleri, 1970'lerin özgül konjonktüründe hem "tüm anti-faist halk güçlerinin birleik devrimci savainin örgütlendirilmesi" arayiinin bir ifadesi olmasi ve hem de "devrimci halk iktidarinin birer nüvesi" olarak formüle edilmesi anlaminda kari-hegemonik bir nitelik tair (Devrimci Yol, 1978a; Müftüolu, 1991: 298). Direni komiteleri "mantii", kari-hegemonik bir perspektif taidii ölçüde devrimi bir olaylar dizisi olarak deil, organik bir süreç olarak tanimlamaya meyleder. Devrimci Yol'daki Gramscici damar açikça teslim edilmi olsaydi, bu noktanin vurgulanmasi anlamsiz kaçabilirdi. Devrimci Yol'u geleneksel soldan kopu sürecinde bir hareket yapan da, THKP-C'den devraldii, "öncü savai", "politiklemi askeri sava stratejisi", "suni denge" vb. lerine dayali devrim stratejisi ile

7 Gramsci'nin özellikle Hapishane Defterleri öncesi siyasal yazilarindaki "filizlenme" vurgusu ve "yeni devlet"in "çekirdekleri" veya "embriyonik biçimleri" olarak fabrika konseyleri konusunda bkz. Boggs (1976: 85-100).

30

NECM ERDOAN

direni komiteleri, Fatsa'daki yerel yönetim deneyimi ve genel olarak demokratik halk iktidarinin filizlendirilmesi anlayiinin ima ettii bir kari-hegemonik stratejinin içiçe bulunmasidir. Aslinda ilki, Devrimci Yol söyleminde programatik ve stratejik bir önem taimaktan çok, içinden çiktii gelenee ve muhalefetinin ve eylemciliinin radikalliine dönük çariimlariyla anlam kazanir. Ama yine de, yeni bir kolektif irade etrafinda bir "üst sentez" yaratabilecek kari-hegemonik ufkun genilemesini sinirlayici bir etkide bulunmutur. Gramscici damarin altinin çizilmesi, hareketin yurtdiindaki mensuplarinin 1980'lerde yaadii sivil toplum tartimalarinin kaynaklarinin anlailmasi bakimindan da önemlidir. 1980'ler konjoktürünün ve ANAP iktidarinin devlet /sivil toplum (veya . Mardin'den mülhem "merkez / çevre") ikilii ve çatimasi ekseninde çözümlenmesi, demokratik halk devriminin nitelii, reel sosyalizm ve iktidar sorunu, sinifsal ve sinifsal olmayan aidiyetler vb. konular etrafinda yaanan bu tartima ve sonucundaki kopu, hem Türkiye'de 1980'lerde yürütülen sivil toplum tartimalarina bir bakima öncülük etmi ve hem de Türkiye solunun 1990'lardaki ekilleniinin -kabaca söylenecek olursa geleneksel sol / sol liberalizm hattindaki kutuplamanin- ilk iaretlerini vermitir. Ecevit söylemi de, Devrimci Yol söylemi de yerlilik veya Türkiye'ye özgülük vurgusu tair. Ecevit'in Bati'ya özgü olan sosyal demokrasi yerine demokratik sol kavramini ortaya atmasi ve Devrimci Yol'un "ablonculuk" eletirisi buna iaret eder. Ecevit'in kendi siyasal konumunu "demokratik sol" olarak adlandirmasinin en önemli nedenlerinden biri, CHP'nin yeni çizgisinin Bati sosyal demokrat partilerinin aksine Marksizm'den kaynaklanmadiini vurgulamaktir (Ecevit, 1975a: 52). 1974 yilinda yayimlanan Demokratik Sol Bildirge de CHP'nin solculuunun kendine özgü olduunu, dier sol hareketler ve doktrinlerden esinlenmediini kaydeder (Ecevit, 1974b: 39). Dahasi, CHP'nin yeni toplumsal projesinin baka yerlerde gelitirilen modelleri taklit etmeyecei, "bizim kendi kültürümüzün yarattii teorinin bilimsel bir yöntemle uygulanmasina" dayanacai savunulmutur.8 Ecevit, halki anlamayan "sahte solcu" aydinlari "demokratik olmayan ülkelerdeki devrimci yöntemleri taklit etmeye çalimakla, "halkin gerçek özlemlerinden" ve "gerçek durumundan" bihaber olmakla eletirir (Ecevit, 1971: 94). Ecevit'in (1972a: 5) "özentici ve aktarmaci" aydinlara veryansin etmesine karilik, Devrimci Yol da, Sovyet, Çin ya da Arnavutluk yanlisi hareketlerin "abloncu", "aktarmaci", "takipçi" anlayilarini eletirerek9 "Türkiye'ye özgü yolu bulmaya" çaliir. Siyasal çözümlemeyi çeviri faaliyetlerine indirgeyen sosyalist hareketler Devrimci Yol dergisinde sik sik eletirilmitir. Devrim8 Bkz. CHP Gençlik Kollari Bakani S. Genç'in Demokratik Sol Düünce Forumu'nu (1971) açi konumasi (CHP 1971: 22). , 9 O. Müftüolu, Devrimci Yol Yazilari'na yazdii önsözde Sovyet, Çin vb. yanlilarinin tavrini deerlendirirken, "gerçekten `sanki Türkiye'de deil Çin'de ya da Rusya'da yaiyor' gibiydiler!" diyor (Müftüolu, 1991: 31).

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

31

ci Yol söyleminin tayin edici bir ögesi direni komiteleri ise, dieri "somut koullarin somut tahlili" ve "ayaini Türkiye topraina basma" iddiasidir. Fakat, Ecevit'in demokratik solu "biz bize benzeriz" mantiindan esintiler taiyan, yerlici ve üçüncü yolcu bir tahayyülü telaffuz ederken, Devrimci Yol söylemindeki "Türkiye'ye özgü yol" vurgusu Marksizm-Leninizm'in evrensel tezlerine balilii dilamaz (Aksine, bunlari "doru okumanin" ürünü olarak gösterilir.) Sözkonusu bu Türkiye'ye özgülük vurgusu ile popülizm arasindaki siki iliki siyasal pratiin kavrani biçiminde somutlair. Türk sainin sahiplenegeldii "halk için politika yapma", "halkin somut ihtiyaçlarina cevap verme", "halka hizmet etme" temasini sol popülizm de ilemitir. Siyasal pratii "halka hizmet" temelinde tanimlama Ecevit söyleminde batan beri sözkonusudur. Ecevit, daha 1966'da kaleme aldii Ortanin Solu'nda CHP'nin "halka gitmek" için bir "halk gönüllüleri" örgütü kurmasi gerektiini savunmutur. Partinin gençlik ve kadin kollarina dayanacak olan bu örgüt, sosyal hizmetlerle ilgilenecek, halk kitlelerinin ekonomik sorunlarini en aza indirmek için onlari bilgilendirecek ve yönlendirecek, halkin mesleki eitimi ve kültürel gelimesi için olanaklar salayacaktir (Ecevit, 1966: 81). Öte yandan, direni komitelerinin faist saldirilarin olmadii yerlerde halkin yol, su, kanalizasyon gibi çeitli sosyal sorunlarini çözmeyi üstlenmesinin önerilmesi (Devrimci Yol, 1978c; Müftüolu, 1991: 366), Fatsa'da "Çamura Son" kampanyasinin düzenlenmesi ve tefeciliin ortadan kaldirilmasi gibi faaliyetlere giriilmesi, gecekondululara yardim vb. pratikler Devrimci Yol söyleminin "halkin somut sorunlarindan hareket etme" iarinin ürünleridir.10 1970'lerde Devrimci Yol'un etkin olduu bölgelerde yaayan ahalinin hafizasinda hâlâ izleri bulunan "Dev-Genç'liler" imajinin temel ögelerinden biridir bu.

"Halk iktidari" ve popülizmin edimsel çelikileri

Yukarida, "halk"in bir yazim yüzeyi olarak ilev gördüünü, farkli ideolojik-politik formasyonlar içinde eklemsizletirilip yeniden eklemlendiini, yeniden telaffuz edilir ve alintilanirken yeniden icad edildiini söyledik. Popülizmi tanimlarken de, "halk"in iktidar blokunun antagonistik ötekisi olarak telaffuz edildiini belirttik. Burada, "halk"i telaffuz eden söz edimlerinin kendileri üzerinde duracaiz. Halkin yüceltilmesi, Devrimci Yol söyleminde deilse de, Ecevit söyleminde kilit bir rol oynar. Ecevit'e göre, Türk halki "bilinçli", "açik görülü", "bariçi", "önyargisiz", "uygar", "sorumluluk sahibi", "iyi niyetli", "çoulcu" ve "demokrasiye yürekten bali" olmak gibi birçok erdeme sahiptir; halkin gelenekleri de "demokratik", "dayanimaci", "eitlikçi" ve "katilimci"dir. Bütün erdemlerin kaynaini halkta arayan bu söylem halki betimlerken icat eder.

10 Yakinlarda yaanan Adana depreminde, Devrimci Yol geleneinden gelen insanlarin da içinde yeraldii ÖDP'lilerin yardima komasinin bu iarin izlerini taidii söylenebilir.

32

NECM ERDOAN

Ecevit'in 28.6.1975 tarihinde stanbul'da yaptii bir konumadaki u sözlerini alalim: "Siz iktidarsiniz. ktidar halktir" (Ecevit, 1977: 10). Ve bunu Dev-Genç ve Devrimci Yol'un u sloganlariyla birlikte düünelim: "Söz / Yetki / Karar / Halka" ve "Tek yol tek seçenek halkin kendi iktidaridir". Ecevit'in sözleri halk iktidarini imdiki zamana ait gibi gösterse de, asil vurgusunun betimleyici deil normatif nitelikte oluu nedeniyle Devrimci Yol'un sloganlariyla benzeiyor. Halk, her iki durumda da hegemonik projenin vadettii gelecek tasariminin kurucu öznesi olarak görünüyor. Sözcenin öznesi ile telaffuzun öznesi arasindaki iliki iki siyasal söylemin göreli konumlarina da iik tutuyor. Ecevit ikinci tekil / çoul ahis olarak halka sesleniyor ve halki betimlerken edimsel bir tarzda kuruyor. Devrimci Yol ise, dorudan halka seslenmezken, halki üçüncü ahis olarak sunuyor. Ecevitçi söylemin çelikili karakteri bu sözlerde kendini ele veriyor. Zira, söylem hem halki halk olarak kuruyor ve iktidarin asil sahibi olarak sunuyor ve hem de lideri halkin diina ve üstüne yerletiriyor. Halk, hem iktidar sahibi ve hem de iktidarini kendi kendine gerçekletirmekten aciz görünüyor. Devrimci Yol sloganlarinda ise telaffuzun zimni öznesi "halkin devrimci öncüleri"; ama öncü halk iktidarina çarida bulunarak kendi önderliini tarihselletiriyor. Birinci durumda karizmatik, ikinci durumda Leninist etki sözkonusu olsa da, her ikisi de halki kendisini gerçekletirmek üzere harekete geçirilmesi gereken bir potansiyel, eyleyici kilinmasi gereken bir iktidar kaynai ve temeli olarak sunuyor. Benzer ekilde, CHP'nin "Halkçi Ecevit" slogani ile Devrimci Yol'un "Halka kalkan faist eller kirilir" slogani sol popülist tahayyülün farkli eklemlenme biçimlerine iaret eder. Ecevit'in halkçi imaji ile Dev-Gençlilerin ve Devrimci Yolcularin halki koruyan ve kollayan imajlari arasinda bir ortaklik sözkonusudur. Her ikisi de, yüzyil dönümünden itibaren süregelen "halka doru" hareketinin izlerini taiyor. Halka Doru dergisinin yazdiina göre 1913 yilinda bazi tibbiye örencilerinin yürüyerek Anadolu'ya, "halka doru" gitmesi (bkz. Toprak, 1984: 72-3) ile 1970'lerde Devrimci Yol'cularin gecekondu halkina doru gitmesi arasinda tarihsel bir ba kurmak abarti sayilmaz herhalde. Hem Ecevit söyleminde ve hem de Devrimci Yol söyleminde halka gitmenin içkin olduu söylenebilir. (Bir kez daha, Gramsci'nin (1985: 275) de fikir hareketleri ve "ulusal edebiyat" balaminda "halka doru gitme"yi vurguladiini belirtelim.) Ecevit, halka "gitmeyi", "saygi duymayi", "inanmayi", halki "bilmeyi", "anlamayi", "sevmeyi", halktan "örenmeyi", "halkin dilini konumayi", "halkla kaynamayi ve bütünlemeyi" vazeder. Ona göre, "halka anlatilmaz, halkla ancak anlailabilir" (Ecevit, 1974a: 5). Devrimci Yol'cu söyleminde ise "kitle içinde çalima", "saksida deil bahçede yetien bir devrimci olma", "halktan ne geride, ne çok ileride durma", "halktan örenip halka verme", "halkin hem öretmeni, hem örencisi olma" vb. temel düsturlardir. Ecevit'in (1972b: 46) "CHP artik Halk Partisi olmanin da ötesinde halkin ta kendisidir" sözü, söylemine içkin olan edimsel çelikinin bir baka örneidir. Ecevit

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

33

söylemi, bir yandan CHP iktidari ile halk iktidarinin bir ve ayni ey olduunu vazederken, öbür yandan da -1973 seçimlerine ilikin deerlendirmesinde olduu üzere- "kendimizi halka anlatmayi baardik" diyerek halkla CHP'yi ayiriyordu. Aslinda, bu edimsel çeliki popülist söylemin kurucu bir ögesidir. Çünkü popülizm, tam da "halkla kaynamayi", "halkla özdelemeyi" telaffuz ederken, önder ile kitlesi ya da "taraftarlari" arasinda bir yarik yaratir. "Halk"a dair pedagojik-betimleyici ve edimsel sözceler arasindaki ikilemdir bu yarii yaratan. Ecevit'in yukarida aktardiimiz sözüyle, Devrimci Yol dergisindeki u balik arasindaki iliki dikkate deer: "Faist güçler Ecevit'i teslim aldi ama bizi teslim alamayacaktir, çünkü: BZ HALKIZ."11 Ecevit'in CHP ile halki özdeletirmesine karilik, Devrimci Yol da devrimci hareket ile halki özdeletirir. Ecevit söylemi için sözkonusu olan edimsel çelikinin öncü-kitle problematiinin içinde kaldii ölçüde Devrimci Yol için de geçerli olduu söylenebilir. Partileme sürecinin tamamlan(a)mamasina dair olarak söylenen "gerek kadrolarimizin sava içindeki pime derecesi açisindan, gerek Türkiye'deki siyasal görevleri yerine getirmekteki yetkinlii açisindan" partileebilecek olgunlukta olunmadii argümani ile klasik sol parti örgütlenmelerindeki parti bürokrasisi ve fetiine kari Devrimci Yol'un "halki halk adina yönetmeyi deil de halkin kendi kendini yönetmesinin zeminini hazirlayabilecek bir politik önderlik olarak kendini konumlandirmi" olduu argümani arasindaki gerilim bunu gösterir (Forta, 1997).12 Yukarida sloganlar bazinda söylediklerimizin örgütlenme modelindeki tezahürüdür burada sözkonusu olan. Ancak, Devrimci Yol'u Ecevit popülizminden farklilatiran nokta, "halk"a ve "halk iktidarina" dair bu edimsel çelikinin karizmatik ya da bürokratik tarzda dondurulmasi deil, canli tutulmasidir. Devrimci Yol'un tarihsel konumunun kilit noktasi "partileme sürecinde" deil, "geleneksel soldan kopu sürecinde" bir hareket olmasinda aranmalidir. Bu süreç klasik parti modeline uymayan, kendiliinden, yerel, özerk etkilere ve inisyatiflere açik, konjonktürel sorunlar etrafinda ekillenen bir toplumsal-siyasal hareket formunun yaadii bir süreçtir. Tekrar söylersek, özgüllüü partileme sürecinin tamamlan(a)mamasinda yatmaktadir.

Organik bunalim ve sol popülizm

1970'ler Türkiye'sinin toplumsal-siyasal toporafyasi "eskinin öldüü ve fakat yeninin henüz domadii" (Gramsci, 1971: 276) bir organik bunalim ekseninde ekillendi. Halk kitlelerinin hizla ve geni çapta siyasal alana dahil olduu, geleneksel aidiyetlerin çözülmeye yüz tuttuu ve geleneksel siyasal yapilarin (devlet

11 Devrimci Yol, sayi 15, 21 ubat 1978. Bir baka örnek ise udur: "Sömürücüler ve uaklari bir avuçtur. Biz ise milyonlarca içi, milyonlarca köylü, milyonlarca genç ve milyonlarca emekçiden oluan bir halkiz" (Devrimci Yol, 1980). 12 Hareketin kendi kadrolari arasindaki bürokratik eilimleri ve bazi zaaflari tartitii ve sorguladii "Pembe Broür" (Devrimci Yol, 1978c) bu gerilimi yansitir.

34

NECM ERDOAN

iktidarinin ve siyasal partilerin) derin bir otorite ve temsil bunalimi yaadii bu süreç yeni bir tarihsel blokun kurulmasini dayatiyordu. Ancak, bu bunalimi çözme iddiasindaki siyasal söylemlerin baarabildii ey kendilerini hegemonikletirmek deil, muhaliflerini -hem kendi cephelerinde yer alanlari ve hem de kari cephedekileri- etkisizletirmek, zayiflatmak, kitle tabaninin genilemesini engellemek oldu. Sonuçta gelinen nokta, hiç kimsenin kimildayamaz, hareket edemez hale geldii ve fakat eitsiz bir ekilde yapilanmi bir katastrofik denge haliydi. Ecevit CHP'si de, Devrimci Yol da, Türkiye toplumsal formasyonunu sarsan organik bunalimi çözme iddiasindaydi. Fakat her ikisi de yukarida sözünü ettiimiz karilikli etkisizletirme ve yalitma sürecinin birer parçasi oldular. Yukarida Ecevit söyleminin eklemleyici ilkesini popülist urain kendisinde bulan, özgül bir popülist söylem olduunu, buna karilik Devrimci Yol'un popülist urai telaffuz etmekle birlikte bunu demokratik halk devrimine ve sosyalizme balayan, popüler-demokratik bir hareket olmaya meylettiini savunduk. Bunun da ötesinde, Gramscici terimlerle söylersek, Ecevit popülizmi transformizm veya pasif devrim ekseninde düünülebilecekken, Devrimci Yol bir yayilmaci hegemonya perspektifinin izlerini taiyordu. Birincisi, popüler tepkilere, taleplere, ideolojik ögelere ve sembollere seslenen ve fakat bunlari kendi içinde eklemlerken antagonistik karakterlerini reformist bir tarzda etkisizletiren bir nitelik arzeder. kincisi ise, tersine, bu popüler muhalif ögelerin antagonistik potansiyelini tümüyle açia çikarmaya giriir. "Popüler-demokratik adlandirmalar" (Laclau, 1977) ve popüler talepler, birinci durumda devletçi, bürokratik ve reformist bir tarzda eklemlenerek sourulur ve "sistem içi kanallara akitilirken", ikincisinde, iktidar blokuna kari uzlamaz bir antagonistik iliki içinde tanimlanarak radikal bir toplumsal dönüüm projesine eklemlenir. Bu çerçeve, Ecevit ve Devrimci Yol söylemleri arasindaki ilikiye iik tutabilir. Her ikisi de ayni popüler anlam haritalarini kendine eklemlemeye çalimitir. Dahasi, bizzat Ecevit popülizminin ortaya çikii, yani "devlet partisi CHP"nin "halk partisi CHP"ye dönümesi, radikal sol /sosyalist muhalefetten beslenmitir. Sosyal demokrasi ya da demokratik sol, baka yerlerde olduu gibi, Türkiye'de de, radikalleebilecek veya radikalleme eilimi gösteren talep ve tepkileri kendi söylemine eklemleyerek yumuatma, eritme, sourma ilevini üstlenmitir. Yani CHP'nin "düzen deiiklii" ve "halk iktidari" programi demokratik halk muhalefetine radikal sol olmayan bir çözüm yolu önerirken, hem bu taleplere seslenmi ve hem de bu talepleri sinirlamak istemitir. CHP'nin "demokratik halk iktidari" ile Devrimci Yol'un "demokratik halk devrimi" ayni hegemonik projeler deildir kukusuz; ama ayni popüler anlamlandirmalari eklemlemeye yönelmilerdir. CHP ve Devrimci Yol'un 1970'lerin genel siyasal konjonktürü, yani toplumsalsiyasal güç ilikilerinin somut ekillenii içinde aldiklari konumu etraflica çözümlemek bu yazinin sinirlarini aiyor. Kaba bir bakila yetinelim: Mevcut toplumsal antagonizmalara özgül bir popülist çözüm bulma iddiasindaki Ecevit popülizmi,

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

35

böyle bir popülist tarzda çözülmeye elverisiz olan toplumsal kutuplamalarin derinlemesi karisinda, zaten hâlâ içinde barindirdii CHP'nin geleneksel devletçi reflekslerini yeniden canlandirmitir.13 Öyle ki, Ecevit popülizminin kitle destei alarak zirveye ulatii 1977 yili, "düzen deiiklii" programinin yerini "milli birlik" ve "asayi" programinin aldii yil da olmutur. 1978'de kurulan Ecevit hükümeti, popülist hegemonik projeyi uygulamayi baaramami deildir; zira daha iktidara gelmeden, "devleti kurtarmak" adina bu projeden vazgeçmitir. Dolayisiyla, CHP "devlet partisi" rolünü yeniden üstlenmek zorunluluunu hissetmitir. Devrimci Yol sözkonusu olduunda ise, anti-faist muhalefet dalgasi hem harekete temel dinamiini vermi ve hem de hareketi sinirlamitir. Kisa bir zaman diliminde hizla büyüyen genç bir hareket olarak, tirmanan faist saldirilar ve iddetli kutuplamalar karisinda airlikla savunmaci bir konuma itilmi, telaffuz ettii kari-hegemonik siyasetin pozitif, kurucu ögelerini -"ahlaki-entelektüel önderlii" kazanacak ekilde-gelitirememitir. Temel karakteri faizme kari mücadele olan hareket, bir "açik faist diktatörlük" olasiliini çok önceden tespit etmi olmasina ramen, savunduu "devrimci direni cephesine" "geni halk yiinlari" bir tarafa, dier sol hareketleri dahi dahil edememitir. Kisacasi, hem bir "popülist birlik" arayiini dillendiren Ecevit'in demokratik solu, hem de bir "popüler-demokratik siçrama"nin iaretlerini veren Devrimci Yol, yeni bir saduyu, yeni bir kolektif irade etrafinda "ekonomik, siyasal, entelektüel ve ahlaki birlik" salamayi beceremediler. Bu hegemonik baarisizliin kaynaklari, bizim burada yaptiimiz gibi yalnizca yazili metinlere bakarak anlailamaz. Bunun için, formel düzeyi aan, karmaik bir toplumsal formasyon, konjonktür ve siyasal kültür çözümlemesine ihtiyacimiz var. Son olarak unu vurgulayalim ki, yer yer -içinde bulunduu ideolojik bunalimdan da beslenenbir seçkinci ve entelektüelist eilimle malul olan günümüz solunun, tarihinde rüeym halinde bulunan popüler-demokratik perspektifi "koruyarak aabildii", popüler geleneklere eklemlenebilen ve kendini organikletirebilen bir karihegemonik siyasete yönelebildii söylenemez.

KAYNAKÇA

Belge, M. (1990), "Sol", I. C. Schick ve E. A. Tonak (der.), Geçi Sürecinde Türkiye içinde, Belge Yayinlari stanbul.

13 Murat Belge'nin (1990: 160) deyiiyle, "Ecevit, halk tabanini salamlatirmakta baarisiz oldu ve içi sinifini faizme kari mücadelede kendisine yardima çairmak yerine, halkin karisinda devletin temsilciliini benimsedi. CHP'nin Atatürkçü kökenleri, devletçilik ve yukaridan yönetme gelenei partiyi iktidara geri getirmi olan tabandan gelen cokuya baskin geldi. En derin bunalim sirasinda Charles de Gaulle televizyona çikip halka `aidez moi' (bana yardim edin) diyebilmiti, ama böyle bir kararlilik Ecevit için ulailabilirin ötesindeydi".

36

Boogs, C. (1976), Gramsci's Marxism, Pluto Press, Londra.

NECM ERDOAN

Cumhuriyet Halk Partisi (1971), Demokratik Sol Düünce Forumu. Türkiye'nin Yapisal Analizi, Ankara. Cumhuriyet Halk Partisi (1974), Demokratik Sol Düünce Forumu, Ankara. Cumhuriyet Halk Partisi (1976a), Program, Ankara. Cumhuriyet Halk Partisi (1976b), Demokratik Sol Düünce Forumu, 4 Cilt, Ankara. Çelik, N. B. (1998), "Kemalist Hegemonya Üzerine bir Kavramsallatirma Denemesi", Birikim, No. 105-6. Devrimci Yol (1977), Bildirge: Ülkemizde ve Dünyada çinde Bulunduumuz Durum ve Temel Siyasi Görevimiz, Nisan 1977 ve Müftüolu (1991) içinde, s. 613-62. Devrimci Yol (1978a), "Sömürge, Yari Sömürge Ülkelerde ve Türkiye'de Faizm", Devrimci Yol, 15 Ocak 1978, Sayi 13, ve Müftüolu (1991) içinde, s. 277-300. Devrimci Yol (1978b), "Parti-Cephe likileri, Direni Komiteleri ve Partileme Süreci", Devrimci Yol, 20 Mart 1978, Sayi 16 ve Müftüolu (1991) içinde, s. 342-50. Devrimci Yol (1978c), Örgütsel Sorunlar ve Çalima Tarzimizdaki Bazi Hatali Eilimler Üzerine, Mayis 1978 ve Müftüolu (1991) içinde, s. 351-67. Devrimci Yol (1980), Devrimciler Ne çin Savaiyor?, Austos 1980, Müftüolu (1991) içinde, s. 663-91. Ecevit, B. (1966), Ortanin Solu, Kim Yayinlari, Ankara. Ecevit, B. (1970), Atatürk ve Devrimcilik, Tekin Yayinevi, stanbul. Ecevit, B. (1971), "Önsöz", Demokratik Sol Düünce Forumu. Türkiye'nin Yapisal Analizi içinde, Ankara. Ecevit, B. (1972a), "Aydin ve Halk", Özgür nsan, No. 2. Ecevit, B. (1972b), Kurultaylar ve Sonrasi, Ankara. Ecevit, B. (1973), Bülent Ecevit Diyor ki..., Ankara. Ecevit, B. (1974a), "Babakan B. Ecevit'in Demokratik Sol Düünce Forumunda Yaptii Konuma", CHP (1974) içinde. Ecevit, B. (1974b), CHP Genel Bakani B. Ecevit'in CHP 22. Kurultayi'ni Açi Konumasi, Ankara. Ecevit, B. (1975a), Demokratik Solda Temel Kavramlar ve Sorunlar, Ankara. Ecevit, B. (1975b), Demokratik Sol, Ankara. Ecevit, B. (1977), Umut Yili: 1977, Ankara. Erdoan, N. (1992a), "Türk Sosyal Demokrasisinin Hal-i Pür Melali", Birikim, No. 33. Erdoan, N. (1992b), "Demokratik Sol ve Sosyal Demokrat Portreler", Birikim, No. 44. Eryildiz, S. (1975), Demokratik Sol, 2 Cilt, Ankara. Forta, B. (1997), "Devrimci Yol Üzerine Düünceler", Yeniden, No. 24. Gramsci, A. (1971), Selections from the Prison Notebooks, Lawrence and Wishart, Londra. Gramsci, A. (1985), Selections from Cultural Writings, Lawrence and Wishart, Londra. Laclau, E. (1977), Politics and Ideology in Marxist Theory, Verso, Londra. Laclau, E. ve Mouffe, C. (1985), Hegemony and Socialist Strategy: Towards a Radical Deomcratic Politics, Verso, Londra. Müftüolu, O. (1991) (der.), Devrimci Yol Yazilari, Devrim Yayinevi, stanbul. Sunar, . (1985), "Demokrat Parti ve Popülizm", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 8. Toprak, Z. (1984), "Osmanli Narodnikleri: `Halka Doru' Gidenler", Toplum ve Bilim, No. 24. Voloshinov, V. N. (1973), Marxism and the Philosophy of Language, Harvard University Press, Cambridge (Mass).

DEMOKRATK SOLDAN DEVRMC YOL'A: 1970'LERDE SOL POPÜLZM ÜZERNE

37

From the democratic left to the revolutionary path: Notes on left populism in the 1970s

This article examines the significance of populist moment in two left political discourses of the 1970s: Ecevit's democratic left and the Revolutionary Path. It defines populism as a political discourse that is characterised by a division of the social-political space along the bipolar lines of the antagonism between the people and power bloc and attempts to mobilise the people as against the ideology of dominant forces or classes. Notwithstanding their conflicting ideological-political complexes, both Ecevit and the Revolutionary Path articulate a populist moment into their discourses insofar as they are based on the "people" / "dominant forces" polarity or the "people / oligarchy contradiction". They have a populist structure of feeling in common as can be detected in their ideas of "going to the people" and "politics as an activity in the service of the people" as well as in their popular sources of inspiration. Populist imaginary and its performative contradictions are also evident in the very act of enunciating the "people" as the subject. Nevertheless, populism is a subordinate moment of the Revolutionary Path discourse whereas Ecevit's political discourse is organised by its specifically populist articulatory principle. Yet, they both failed to hegemonise themselves and became part of the on-going organic crisis in the Turkish social formation.

38

Türk solu ve kültür

Ahmet Oktay*

lkin, kavram ve anlam kariikliina yolaçmamak için, "Türk solu" deyiminden "Türkiye komünist hareketini" anladiimi, bu yazidaki tüm deerlendirmelerin, yorumlarin bu anlayi dorultusunda oluturulduunu belirteyim. Bir nokta daha animsatilabilir: Bu yazida irdelemeye çalitiim Türk solu ile kültür arasindaki ilikiler, özellikle 1930-1968 yilina kadar olan dönemi kapsiyor. u nedenle: Bu tarih, Türkiye'de siyasal/ideolojik mücadelenin hizlanma ve devlet, sa ve devrimci iddetin sadece siyasal düzeye deil kültürel ve kuramsal düzeye de içselleme döneminin balangicina tekabül ediyor. Bu tarihten sonra, bazi baimsiz kültür ve edebiyat/sanat yorumlarina ve klasik Marksist metinlerin ve Stalin sonrasi canlanmanin ürünü kitaplarin çevirilerine rastlansa bile, kentleme/sanayileme ve proletaryanin gelime süreçlerine bali olarak beliren kültürel/ideolojik fenomenler gözardi edilmilerdir. 1968 sonrasinin bir önkabuller, mücadelede öncelik alma ve lider olma (kiiler ve örgütler düzeyinde) kavgalari dönemi olduu da söylenebilir. Örnein Marksist tarih yaziminda Türkiye açisindan önemli bir teorik kalki noktasi oluturabilecek gibi görünen AÜT tartimalari MDD (Millî Demokratik Devrim) çekimeleri ve bölünmeleri sürecinde görmezden gelinemez biçimde düzey yitirmi, seçilecek devrim stratejilerinin basit bir argümani haline getirilmitir. "ATÜT, Türkiye toplumunun geçmii ve bugünü hakkinda ancak bir bilimsel çalima ve aratirma varsayimi nitelii taiya(bilecekken)" ve "Marksist düünce(nin) sadece bir politika ve eylem teorisi olmadii(nin) (Hilav, 1993: 176) unutulmamasi gerekirken, AÜT fraksiyonlarinin görülerine hemencecik uyumlandirilarak fraksiyonun devrim stratejisinin gerekçesi olmutur.

(*) Yazar.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

39

Ayni ekilde, kültür emperyalizmi tartimalari sirasinda da edebiyatin, sanatin özgüllüü görmezden gelinmi, politik devrim ve edebiyat ile sanatin kendi düzeylerinde gerçekletirmeleri gereken devrim özdeletirilmi, yazarin özgün üretim süreci en basit anlaminda propaganda ve ajitasyona indirgenmitir. Aik hsanî'nin devrimci air sayilmasi, türkü ve marin has müzik kompozisyonlarinda tercih edilmesi gibi olgularin kültürel sapmalar olduunu söylemek gerekiyor. *

**

Sosyalizmi belirgin biçimde sanayilemeye, sanayilemeyi de elektrifikasyona eitlediini söyleyebileceimiz Lenin, 1920'de "eski düzen -hakettii ekildeimha edilmi ve yine hakettii ekilde bir harabe durumuna getirilmitir. Ortam temizlenmitir ve genç sosyalist kuak sosyalist toplumu bu ortamda ina edecektir" demiti (1969: 103). Ama 78 yil sonra, tarih Lenin'i hüsrana uratmi, sosyalist düzeni harabe haline getirmi bulunuyor. Amacim bu ironik durumun çözümlemesine girimek deil, bu ani harabe haline geli sürecinin kültürel ortam ve üretimle dorudan ilintili/balantili olduuna iaret etmek. Çöküün, Sovyetler Birlii'nde "sosyalist" ve "komünist" düzene geçildii yolundaki iddianin bizzat Stalin'in demeç ve yazilarinda bir iki kez israrla vurgulandiini (1977; 573, 713) bilenlere/animsayanlara sanayi ve teknoloji düzeyinde gözlenen gelimenin ve baarinin kültürel düzeyde hiç mi hiç salanamamasi, gündelik hayatin sosyalist toplumu yaratacak/üretecek biçimde dönütürülememesi yüzünden de kaynaklandiini söyleme olanai verdiini animsatmak gerekiyor. Henry Lefebvre, yillar önce "Marksist düüncenin ekonomist, politist ve felsefeci yorumlari(nin), kültürel perspektifin yolunu tika(diini)" söylerken (1998: 192), bunalimin kaynaina ilikin bir öngörüde bulunmua benziyor. Gündelik hayat dönütürülemedii sürece devrimin de gerçekletirilemeyecei anlailiyor. Yüreinde kiliseye gitme arzusuyla yaayan, Çarliin yikimina gizli gizli üzülen insanlarla devrim yapilamayacai çok pahali biçimde örenilmi bulunuluyor. Devrim, kültürün ve bilincin, dahasi onlarin da içinde biçimlendii gündelik hayatin dönüümüne bali. Bu uyarici vurgulardan sonra Türk solunun 1923'ten bu yanaki tarihi boyunca kültürel boyuta en azindan 1960'lara kadar gereken önemi verme yeteneini gösteremedii söylenebilir. Toplumsal/siyasal/düünsel sorunlarin çözümü sadece iktidar olgusuna kilitlendiinden kültürel düzey bu kisirlatirici perspektif çerçevesinde ve siyasal bilinç edinme biçiminde alimlanmi, dolayisiyla eni konu bolanmi, hattâ 1968 sonrasinin kamplamalari ve tartimalari sirasinda "devrim sonrasina" ertelenmesinde sakinca görülmemitir. Bu eilimin, devrimci dalganin çekilmi olduu günümüz konjonktüründe bile militan kadrolarca hâlâ korunduu, entelektüelliin kimi kesimlerde nerdeyse kari-devrimcilikle eanlamli sayildii öne sürülebilir. Kuramsiz (teorisiz) bir toplumsal/siyasal

40

AHMET OKTAY

mücadele yürütülemeyecei söylenmekte/vurgulanmaktadir ama kuram kavraminin hâlâ 1970-1980 arasindaki gibi sadece siyasal strateji ve taktik alanina balanmasi yolundaki eilimin açik ilgi gördüü de sezilmektedir. Kukusuz, eylemci ve sekterist tutumun beslendii somut koullar vardir. Murat Belge, kültürel ortami deerlendiren bir yazisini "Kahramanmara'i unutma" diye bitirmi (1979) ve 19 yil sonra Özdemir nce "Sivas'i unutma" baliini kullanmisa (1998), solun bu tavrini kikirtacak ve hakli kildiracak bir sain varliini görmezden gelmek olasi deildir. Türkiye'de faist hareket de slâmci hareket de iddete bavurmaktan hiç çekinmemekte, dahasi kimi dönemeç noktalarinda öncelik almaktadir. Bu olgu, solun sürekli biçimde siyasal düzeyde sinirlanmasina yolaçmaktadir. Oysa kültür sorununun siyasal/ideolojik boyutu aan içerimleri vardir, dolayisiyla sosyalist bir kültür oluturabilmek için daha geni bir yorumlama çevrenine (ufkuna) gereksinim duyulmasi gerekir. Kukusuz, klasiklemi maddî kültür/manevî kültür, evrensel kültür/ulusal kültür, ulusal kültür/sinifsal kültür ayrimlarinin tümden geçersizletiini ve geçersizletirilmesi gerektiini söylemek zor görünmektedir ama kültür kavraminin yeni varsayimlari ve çözümleme yöntemlerini gereksindirecek biçimde karmaiklatiini da belirtmek arttir. Devrim bir olasilik olarak hâlâ önem taiyor ve insanliin kurtulu umudunu temsil ediyorsa, gerçekletirilmesinin kültürel düzeyle derinden balantili olacaini da söylemek zorunludur. *

**

Kültür, çeitli uzmanlik alanlarinin bilgisini edinme ve bu bilgiyi pratikte kullanabilme, kültürel denilen olaylara (sanatsal/yazinsal ve düünsel etkinlikler) ilgi besleme olgusuyla ilintili olsa bile, günümüz dünyasinda Raymond Williams'in sözleriyle bir "anlamlandirma sistemi" olarak görülmelidir (1993; 11). Kültür kavrami, "sadece geleneksel sanatlar ve entelektüel üretim biçimlerinin ifadesi olmaktan çikarak, bugün bütün bir "imgesel pratikler"i -sanat ve felsefeyi de içerecek ekilde dilden gazetecilie, modaya ve reklamcilia kadar- bütün alanlari kapsar hale gelmitir" (Williams, 1993). Kukusuz, Türkiye'de böyle bir tanimin yapilabilmesi için gereken maddî ve kültürel koullar ancak yeni yeni olumaya balamitir. Dolayisiyla 1920 (Gizli TKP'nin kurulu yili)1 ile 1960 arasini kapsayan dönemde, solun üzerinde önemle durmak zorunluluunu hissettii sorunlar örgütlenme (gizli ve açik) ile toplumsal meruiyet kazanma olmutur. Tarihinin büyük bölümünü yeraltinda geçiren komünist hareket, bu birbiriyle baintili çifte hedefe ulaabilmek için

1 TKP'nin kurulu tarihi de, kaç TKP olduu konusu da hayli karmaiktir. Merakli okur u çalimalara bakabilir: A. Nesimi: Türkiye Komünist Partisi'nde Anilar ve Deerlendirmeler (Promete Yayinlari, 1979), M. Tunçay: Türkiye'de Sol Akimlar (S.B.F. Yayinlari, 1967), A. Sayilgan: Türkiye'de Sol Hareket (Ota Yayinlari, 1976), G.S.Harris: Türkiye'de Komünizmin Kaynaklari (Çev: E. Yedek, Boaziçi Yayinlari, 1979).

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

41

yayin politikasini ister istemez ajitasyon ve propaganda ile sinirlamak, siyasal sorunlari da ideolojik sorunlari da vulgarize etmek zorunda kalmitir. Aydinlik dergisi koleksiyonu bu olguyu yansitmaktadir.2 Hemen belirtmek gerekir ki, bu durum, o tarihlerde aydinlar diye nitelenebilecek parti yönetici kadrolarinin olduu kadar proletaryanin ve küçük burjuvazinin okur-yazarlarinin da kültürel donanimlarinin sinirliliinin ve birikim eksikliinin doal sonucudur. Hattâ TKP'nin önder kadrosunun bile temel kuramsal metinleri yorumlayacak/tartiabilecek düzeyde olup olmadiklari da tartimali bir sorundur. Bu noktada, tartiilmi olan ama doru bulduum bir öne sürmeyi animsatacaim: Türk solu, belki de Kemalizmin jakoben kanadiyla daha iin balangiç yillarinda zikzakli Komintern politikalarini izleyerek kurduu ideolojik/politik ortak-yaarlik dolayisiyla (Belli, 1988), hem henüz olumadiini net biçimde gördüü özgül anlamiyla proletaryaya hem de popüler anlamiyla amorf emekçi halk kesimlerine fazla güven duy(a)mami, dolayisiyla devrimin asil gücünü oluturmasi gereken bu sinif ve kesimleri eitilmesi/yönetilmesi gereken edilgin özneler toplami olarak görmütür. Parti önderlerinin olsun, dergi ve gazetelerde çalian yazarlarin olsun, uzun yillar çözümleyici/eletirici deil, eitici/öretici bir söylemi tercih etmelerinin nedeni budur. Sonuç aldirici olduu düünülen bu ajit-prop yaklaim 12 Eylül darbesinden sonra bile sürdürülmütür.3 Komintern faktörü, Türkiye komünist hareketinin siyasal sorunlari olduu kadar kültürel sorunlari yorumlama çabalari üzerinde de dorudan ve yozlatirici biçimde etkin olmutur. Bu yargi, 1920'ler, 1930'lar balaminda bir suçlamayi ya da eletiriyi kesinlikle öngörmüyor, sadece o dönemde tüm dünya komünist partileri için geçerli olan bir olguyu saptiyor ve o yillarin partilerinin vurguladiim "yozlatirici etkiyi" farketmesinin sanildii kadar kolay ve mümkün olmadiini ima ediyor. O yillarda ilk sosyalist devlete ve partiye balilik, gü-

2 Derginin kuramsal sorunlara airlik verdii sayilarinda yayimlanan yazilar, azami üç sayfayi geçmemektedir. Memduh Necdet: "Marxizm Dersleri: Tarihi Materyalizm" (sayi 22, s.571-573), . Süreyya: "Karl Marx'in Azindan Kendi Felsefesi" (sayi 23, s.596-597), S. Celâl, "Marksizm Karisinda Burjuva lmi" (sayi 29, s.728-733), . Süreyya: "Diyalektik Nedir?" (sayi 29, s.743-744) vb. Aydinlik'in son sayisi olan 18 ubat 1925 tarihli 31. sayisi "Fevkalâde Gençlik Nüshasi" alt baliiyla çikmitir. Burada M. Suphi'nin Bakü'de yayimladii Yeni Dünya'da çikmi "Yata ve Bata Gençlik" adli kisa bir yazisi ile Ahmet Tevfik'in "Türkiye Gençlii'nin Sinifî Mevkiî" adli iki sayfalik ematik bir yazisi, Memduh Necdet'in "Türkiye'de çi Gençliinin Vaziyeti" adli sayisal verileri kaynaklandirilmayan öznel bir makalesi, Nâzim Hikmet'in "Komsomol" iiri vb. yeralmaktadir. Bkz. 1-: Aydinlik: Fevkalâde Gençlik Nüshasi, Haz.: A. Türk, Odak Yayinevi, 1976, 2- M. Tunçay: Türkiye'de Sol Akimlar, s.182, SBF Yayinlari, 1967. 3 Örnein Muzaffer Erdost, kimi yazilarinda bu sonuç aldirici eitici/öretici biçemi benimser. Kültür ve birey sorununa ayrilmi yazilarinda da görülür bu. Ders anlatir gibidir: "nsanlar, maddi ve manevi üretimde bulunurlar. Maddi üretim, maddi nesnelerin, manevi üretim, manevi deerlerin üretimidir". Böyle gider. (M. . Erdost: Bilim ile Yazin Arasinda, s.105, Onur Yayinlari, 1984). 1980'lerden sonra yazilmi bu yazilarin, gündeme girmi bulunan kültürel sorunlari kurcalamamasi ilginçtir. Politik/ideolojik ilev birincildir.

42

AHMET OKTAY

nümüzde anlailamayacak düzeyde bir ahlâk sorunuydu çünkü.4 Tam da bu yüzden TKP'nin önderi efik Hüsnü (Deymer), Aydinlik'ta yazdii ve TKP'nin öteki yöneticileri ve kadrolari tarafindan yeterince anlailip deerlendirilemedii görülen sinifsal ve kültürel kimi düüncelerini Komintern'den gelen örtük/açik eletiriler dolayisiyla ya revize etmek zorunda kalmi ya da gelitirmek istememitir. Örnein "Sosyalist Akimlar ve Türkiye", "Yeni Millet Meclisi"nden Halk Ne Bekliyor?", "Yikici Halkçiliktan Yapici Halkçilia", "Devlet Tekeline Niçin Taraftariz" gibi yazilarinda (Deymer, 1971) gelitirdii "kapitalizmin ve içi sinifinin gelimemilii", "sinif mücadelesinin yabanci kapitalist ile bunlarin uydulari durumunda kalan yerli eraf ve servet sahipleri arasinda olacai ve çou halde bir ulusal mücadele eklini alacai", "devletçiliin emperyalizmin ve kapitalizmin egemenliini engelleyecei" türünden düünceler, ulusal/devrimci özellik taiyan burjuva demokratik hareketlerin desteklenmesi gerektiini öngören Leninci tez, Stalin tarafindan terkedilmi ve komünist partilerin önderliini art koan "tek cephe" politikasi benimsenmi olduu için, 1924 tarihinde yapilan 5. Komintern Kongresi'nde Ukrayna delegesi Manuilski tarafindan önder kadronun görülerini dile getirir biçimde açikça eletirilmitir (Tunçay, 1967: 177-178). Geçerken, Tunçay'in (1967: 195) bir dipnotunda andii "slâm Aleminde çtimaî nkilâbin Meneleri" adli yazisinda5 Deymer'in (1971: 96-102) sosyalizmin slâmiyet'teki köklerini "Kitapta ve Sünnilik'te deil, ia'da, sapmada ve tarikat akimlarinda aradiini, yani resmî din yerine popüler dinin üzerine eildiini" söylediini belirtmeliyim. efik Hüsnü'nün bu airtici yazisinda savunduu, solla slâm arasinda balanti noktalari arayan düüncelerin, yillar sonra CHP/MSP koalisyonunun kurulmasini salayan tarihsel yanilgi kavramlatirmasinin önceli olduunu söylemek bile mümkün görünüyor.6 Stalinciliin sik sik deien politikalarina ve tanimlamalarina uyumlanma zorunluluu bir yandan, partinin pepee kapatilmasi ve önderlerinin tutuklanmasi bir yandan; kuramsal/düünsel üretimde devamlilik salamamasina yo-

4 Stalin'in muhaliflerini temizledii Moskova davalari sirasinda bu durum örneklerle kanitlandi. Buharin'in muhalefetini sokaa yayamadiini, çünkü "parti diinda politika yapmanin potansiyel olarak kari devrimci bir tavir olduu" yolundaki bolevik dogmaya bali kaldiini, partinin yikilmasindan korktuunu" belirten Cohen, bu tutumun Buharin'in yenilgisinin nedeni olduunu vurgular. S. F. Cohen: Buharin ve Bolevik Devrimi, c.2, s.201, Çev: A. Günaysu, Kavram Yayinlari, 1988. 5 Bu yazi Deymer'in kitabinda "slâm Dünyasinda Toplumsal Devrimin Kaynaklari" baliiyla ve dili sadeletirilerek verilmitir. 6 On yil önce "iir ve Tasavvufun ki Yüzü" adli yazimda, tasavvufun "mal tutkusunu kötülemesi, merkezi yetkeye kari çikmasi, zorbalii yerip özgürlüü övmesi" gibi ideolojik ögelerle solun pratik/ütopik öngörüleri arasinda balanti kurmu ve yaziyi öyle bitirmitim: "Maddeci bir söyleme eklemlenebilecek gibi görünen tasavvufun bâtinî kolu hiç mi ilgimizi çekmemeli?" (A. Oktay: nsan, Yazar, Kitap, s.15-24, Ark Yayinlari, 1995 içinde.)

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

43

laçmi ve ne yazik ki, bu türden sorunlar ve kavramlatirmalar Türk solunun tarihinde uzun süre görünememitir. Yeri gelmiken, asil ürünlerini 1960'tan sonra verecek ve özgün bir sosyalist kuram oluturmaya giriecek olan Hikmet Kivilcimli'nin 1935-1938 arasindaki siyasal kültür çerçevesinde deerlendirilmesi gereken kimi çalimalarinin da anilmasi gerektiini söyleyeceim. Kivilcimli, bu dönemde Marksizm Bibliyotei adiyla çeviri ve telif yapitlardan oluan bir dizi yayim yaparak, hem Marksist düünceyi yayginlatirmaya hem de Marksist çözümleme yöntemlerini Türkiye gerçekliine uygulamaya çalimitir. Bu yönüyle de kimi zaman efik Hüsnü Deymer'in yazilarindan içerik açisindan daha kuramsal olmayi baardii öne sürülebilir. Kivilcimli'nin Bibliyotek dizisinde 1935-1938 yillari arasinda Marx, Engels ve Lenin'den sekiz çevirisinin (broürletirilmi makalelerdir bunlar) diinda alti da telif broürü var: 1- Türkiye çi Sinifinin Sosyal Varlii, 2- Edebiyat-i Cedide'nin Otopsisi, 3- nkilapçi Münevver Nedir? Hanri Barbüs, 4- Marksizmin Kalpazanlari Kimlerdir? Tip No1-Kerim Sadi, 5- Emperyalizm: Geberen Kapitalizm, 6- MarksEngels Hayatlari (Karaca, 1989). Söylemek gerekir ki, ilk iki broür 1930'larin Marksist kültür ortaminda önemli çikilardir. Kivilcimli ilk broürde içi sinifinin varlii sorunu üzerinde younlamakta ve "Türkiye Proletaryasinin Sayisi" balikli birinci bölümde, sanayi ve tarim kesimi ile çeitli alanlarda (örnein "yaprak tütün amelesi", "muvasala ve nakil vasitalari proleterleri" vb.) sayisal verileri saptadiktan sonra "Türkiye ehir nüfusunun hiç olmazsa yarisi içi sinifinin nüfusudur" yargisina variyor (1935: 36). Yazinin sonunda alttan alta polemie giritii "burjuva ve küçük burjuva yazganlara" seslenen Kivilcimli (1935: 69), Türkiye içi sinifinin "kendinde sinif"tan "kendisi için sinif" konumuna geçtiini öne sürüyor. kinci broür Edebiyat-i Cedide'nin Otopsisi'nde ise, Edebiyat-i Cedide'nin burjuvaziye özgü bir edebiyat akimi olduunu, onda "panseksüalizm, melankolizm ve ekzantrizm" gibi üç ana özellik bulunduunu belirten Kivilcimli (1935: 126), T. Fikret'e, C. ahabettin'e ve H. Ziya'ya air bir dille saldirdiktan sonra akimi "1Çada (Sosyolojikman): Dekadans (çökü+yikili), 2- Düüncede (deolojikman): Deeans (yikkinlik+dejeneresans), 3- Ruhta (Psikolojikman): Depresyon (çökkünlük+ekztravagans [anormallik]) olmakla suçlamaktadir (1935: 192). Kivilcimli'nin bu çalimasinda alt-yapi ile üst-yapi arasindaki dolayimlari dikkate almadiini ve airleri sinifin sözcüsü olarak gördüünü belirtmi, ama Otopsi'nin yine de "suskunla(tiril)mi ve durgunla(tiril)mi kültür ve yazin ortami içinde hem muhalif bir ses hem de dizgesel olmaya çalimasiyla eletiri alaninda ilk örnek yapit" olduunu vurgulamitim (Oktay, 1986: 387). Merakli okur Otopsi hakkindaki olumlu ve olumsuz yaklaimlarim için kitaba bakmalidir.7

7 Yeri gelmiken, bir önemli noktayi belirtmeliyim: Kivilcimli'nin dili, bu ilk yazilarindan son yazilarina, hezeyan ile vahiy arasinda gidip gelir. Kuramsal deil yazinsal bir biçem yansitir. Örnein öyle yazar: "E. C.'cilik Türkiye tarihinin bir çainda `salon'larla, `yali'larla domu bir `zina' çocuudur. `Yari yoldan ziyade ecnebi sermayeye yakin, yari yoldan ziyade yerli sermayeye uzak'

44

AHMET OKTAY

Türkiye komünist hareketinin kültürel düzeyde önemli bir entelektüel hamlesi, Lenin'in ulusal devrimci özellik taiyan burjuva demokratik politikalarin ve partilerin desteklenmesi yolundaki Stalin'ce reddedilen tezini benimseyen TKP'nin eski üyeleri olan evket Süreyya (Aydemir) ve Vedat Nedim (Tör)'den gelmi ve Kadro dergisi olumutur. 1970'lerde dünya komünist hareketi içinde önemli gruplamalara yolaçacak olan Mao'cu Üçüncü Dünya tezlerini hayli önceledii görülen Kadro, sinif çatimasini mevcut koullarda reddetmi, bu çatimanin gerçeklemesini salayacak bir sermaye birikimine ve sanayilemeye yolaçacak ekonomik koullarin oluturulmasini istemi, asil çatimanin emperyalist/kapitalist ülkelerle sömürge ve yari sömürge durumundaki ulusal kurtulu savai veren ülkeler arasinda olduunu savunmutur. Ekonomik kalkinmanin tek yolunun da planlamaci devletçilikten geçecei tezi Kadro'nun temel dayanaini oluturmutur. Gizli TKP'nin etkin üyeleri olan evket Süreyya ve Sadrettin Celal (Antel) daha Kadro öncesinde birlikte yayimladiklari Lenin ve Leninizm adli kitapta, u görüü öne sürerek TKP içinde Stalinist III. Enternasyonal'in tezlerine açikça kari çikmilardir: "Memleketin zengin, sermayedar, ileri bir hale gelmesi, imdi günün tarihî bir vazifesidir. Bu vazife ise disiplinli ve müteekkil bir Cumhuriyet Partisi'ne düer. Cumhuriyetin idâme ve muhafazasi için yapilacak her hareket, ne kadar iddetli bile olsa dorudur, terakkiperverane bir harekettir" (Sayilgan, 1976: 259). Kadro, bu düünceleri daha da gelitirecek, Kemalist tezlere eklemleyecek ve resmî ideoloji olmaya adayliini koyacaktir. Türk solunun kültürel yaaminda önemli bir ivme oluturan Kadro, Yalçin Küçük'ün (1978: 206-207) belirtmesiyle . Hüsnü tarafindan "menevik"likle, Bulgar tarihçi imanov tarafindan (1980: 121) ise "polisin hizmetine girmekle" suçlanmitir ama . Süreyya'nin ulusalci ve Üçüncü Dünyaci tezlerinin 1925 öncesindeki TKP tezlerinden bir sapma göstermediini, ama asil sapmanin TKP yöneticilerinde olduunu belirtenler de olmutur (Tunçay: 1976). Ne yazik ki, gerek TKP'nin yeraltina itilmesi gerekse Kadro'nun 1935 yilinda kapatilmasi, "Türk inkilâbini bir sinif deil, sinifsiz ve tezatsiz millet olu inkilâbi" (Tör, 1932) olarak niteleyen derginin ekonomik/politik-ideolojik görülerinin Marksist sol açisindan enine boyuna tartiilmasina, deerlendirilmesine, eletirilmesine olanak vermemitir. Dolayisiyla, rejimin tahkim edilme yillarinda gündeme getirilebilecek olan "tek ülkede sosolan ve ünlü `Tanzimati Hayriye' ile son sarsintilarina düen Osmanli derebeyilik düzeni, dizginleri burjuvaziye teslim etmezden önce Abdülhamit'in kiiliinde son bir mahmuz ve kirbaç hizi ile zorbalik küheylanini ahlandiriyor" (Kivilcimli, 1935; 127). Bu biçem, bana iyiden iyiye Said-i Nursî'nin Risaleler'deki dilini ve biçemini çaritiriyor. Yargi ve inanç belirten cümleler pepee siralanir. Eretilemeler ve benzetmeler egemendir. Baliklar, alt-baliklar vb. ile nerdeyse ematikletirilen yöntemsel kurgu, bu biçem tarafindan sürekli yikima uratilir. Ayni biçem Yalçin Küçük'te de izlenir. Ama Küçük, hiç deilse bir itirafta bulunur (1984: 10): "Yazdiklarimi bir daha okumuyorum."

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

45

yalizm" ideolojisine, ulusal kurtulu hareketlerinin merkezi (Moskova'yi) deerlendiriine, III. Enternasyonal'in "faizm tanimina" ilikin "kabuller" ve "itirazlar" tartiilamamitir.8 Aydinlik, Orak-Çekiç, Kadro gibi dergiler ve Kivilcimli'nin Marksizm Bibliyotei gibi yayinlarin yaninda Kerim Sadi'nin nsaniyet Kütüphanesi ile Haydar Rifat (Yorulmaz)'in Dün ve Yarin külliyatini da anmak gerekir. Ama hemen animsatilmalidir: Bütün bu anilan yayinlar, ister Marksist partilerin güdümünde olsunlar, ister kiiler tarafindan yönlendirilsinler, ilkeleri belirlenmi bir kültür programi çerçevesi içinde deerlendirilemezler. Çou ajitasyona yönelik polemik yazilaridir. Birçou çevrilmi olmak için çevrilmitir. Örnein Dün ve Yarin külliyati tam bir yamali bohçadir. Lenin'in Devlet ve htilal'i ile Jung'un Ruhî Hayatta Lauur'u, Engels'in Cemiyetin Asillari (Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni) ile Heidegger'in Metafizik Nedir?'i yanyanadir. Plutark ile Kropotkin yanyanadir. Görüldüü kadariyla Haydar Rifat aydinlanmaci denebilecek bir kültürel çizgi izlemi ve genel kültür düzeyini geniletmeyi amaçlamitir.9 TKP'nin, 1935'te yapilan VII. Komintern toplantisinda benimsenen Halk Cephesi politikasi dorultusunda kendini CHP'ye eklemledii 1937 yilindan 1946 yilina kadar siyaset ve kültür yaaminda herhangi bir etkinlii ve belirleyi8 Yukarida "Stalin'in sik sik deien tezlerine uyumlanma" zorluundan söz ettim. Tam da bu yüzden, bir özgürlük ortami bulunsa bile, bu koullarda salikli, tutarli bir tartima yine de yapilamayacakti. Stalin 1925/1926'da tek ülkede sosyalizm politikasini uygulamaya, dünya komünist hareketini Sovyet çikarlarina eklemlemeye balamiti. öyle yaziyor Deutscher (1969: 145): "Troçki'nin deyiiyle `dünya ihtilalinin öncüleri' durumunda bulunan komünist partileri, Sovyet Rusya'nin barisever `sinir bekçileri' haline geldiler." Ama iki yil sonra kapitalist ülkelerin bunalima girecei kanisina varan Stalin, 1928'de tek cephe politikasina siçriyor, sosyal demokrat partileri ibirlii yapilmamasi gereken "sosyal faist" kurulular olarak niteliyordu. Komintern'in 1935 yilindaki VII. Kongresi'nde ise yeniden çark ediliyor ve sosyal demokratlar yararli balaiklar olarak görülüyordu: Halk Cephesi dönemi açilmiti. Merkez Komite Birinci Sekreteri Z. Batimar, Komintern'in TKP'ye verdii görevi öyle özetliyordu: "nönü hükümetinin yararli icraatinin aktif olarak desteklenmesi ve partiye bali gizli örgütlerin üyelerinin legal içi ve gençlik örgütlerine girmesi" (Sosyalizm Ansiklopedisi, c.6, s.1929). Bu TKP'nin en azindan 1946'ya kadar CHP'ye teslim olmasiydi. Stalin sayesinde TKP de Kadrocular'in durumuna dümütü. Merdan Yanarda (1988: 115) "1930'lu yillarda rejim eski Marksistleri cömert bir ekilde ödüllendirmekten kaçinmamitir. Kadrocular eski Marksistleri rejimin yeni kadrolari haline getirme çabalarinda önemli bir baari elde edemese bile, Kemalizm'i Türk soluna hediye etmekle aslinda oldukça baarili bir sonuç almitir. Öyle ki, Türk solunun Kemalizm'in etkisinden arinmasi için hayli uzun bir zaman geçmesi gerekmitir" derken, biraz haksizlik ediyor. TKP'yi CHP'nin emrine veri sürecinde Stalin'in rolü azimsanamaz. Marksist aydin ve yazarlar ile tek parti arasindaki ortak yaarlik olayinin, CHP'nin komünist yankilari olan "devrimcilik, halkçilik, köycülük, devletçilik gibi ideolojik ögeler" kullanmasi ile balantili olduu da söylenmelidir (Oktay, 1986: ss.335-345). Marksist aydinlarin bu öeleri kullanarak "egemen ideolojide gedik açabileceklerini" düündüünü Behice Boran'in (1968: 21) bir yorumunu da alintilayarak belirtmitim (1986: 336 ve 345). 9 Dizinin öteki kitaplarindan bazilari unlardir: G. Bachelard: Yeni lmi Zihniyet (çev: H. Z. Ülken), H. Reichenbach: lmî Felsefe (Çev: Z. Somar), Kerim Sadi'nin nsaniyet Kütüphanesi'nde yayimladii bazi kitap ve broürleri de anayim: Tarihin Materyalist Telakkisine Göre Namik Kemal, Küçük Sanayiin nhitati, Mukaddes Ordugâh, Manifesto.

46

AHMET OKTAY

cilii olmadii söylenmelidir. Kukusuz parti kendini tümüyle feshetmemiti. 1940 ve 1941 yillarinda Yeni Edebiyat, Yurt ve Dünya ve Adimlar gibi dergileri dorudan ve dolayli olarak denetlemesi bunun kanitini oluturmaktadir. Sayilgan (1976: 263 ve 265) 1946'da efik Hüsnü Deymer'in Moskova'ya gönderdii bir raporda bu konuyu açikça vurguladiini belirtmekte ve raporun geni bir özetini vermektedir. Deymer, bu raporda Batimar'in 8 no'lu dipnotunda belirttiini andiim TKP'nin kendini yasallatirma (likidasyon) olgusuna deinmekte ve "harpten az evvel kabul edilen yeni taktik mucibince tekilâtlarini yok denecek dereceye irca ettiklerini, buna mukabil tasavvur edilen Halk Partisi'ne ve Halkevleri'ne girmek iinin ancak çok küçük bir mikyasta baarilabildiini" vurgulamaktadir. Bu sözler, CHP'nin TKP'yi özümlediinin zimnen kabul edildii anlamina gelmektedir. Siyasal etkinliini tamamen, varliini hemen hemen yitirmi bulunan TKP birakalim bir kültür politikasi üretme gücünü, baimsiz olma cesaretini bile yitirmi ve uydu parti durumuna girmitir.10 TKP'nin 1943'te Komintern'i de daitan Stalin'in tezlerine hemen tüm dünya komünist partilerini izleyerek gösterdii uyum yillarinin aslinda ataletten çok teslimiyet sözcüüyle tanimlanmasi gereken yillar olduu söylenmelidir. Partinin ne siyasal ne kültürel çizgisi vardir. El yordamiyla, gündelik çözümlerle yetinilmektedir. Gündemi belirleyen, Moskova'nin zorlamasiyla mi gönüllü olarak mi eklemlenildii belli olmayan CHP'dir. 1937'den, Esat Adil'in ve efik Hüsnü'nün legal Türkiye Sosyalist Partisi ile Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi'ni kuracaklari 1946'ya kadar Türkiye komünist hareketi, tek parti iktidarinin politik/ideolojik ve kültürel kampanyalarinin takipçisi ve destekleyicisi olacaktir. *

**

Sol Kemalist perspektife asla yerlemediimi ve oradan konumadiimi belirterek unu söyleyeceim: Günümüzün en militan Atatürkçüleri/Kemalistleri,

10 Raporunda Türkiye'nin savaa girmemesi için faistlerce bir kampanya yürütüldüünü, TKP'nin bu kampanyaya iddetle kari çiktiini ve hemen savaa girilmesini savunan bir bildiri yayimladiini, ama "maateessüf beyannamenin geni miklasta daitilamadiini" (Faris Erkman imzasiyla En Büyük Tehlike adli Reat Fuat Baraner tarafindan bir broür yayimladiini da animsatayim) belirtmektedir Deymer. Animsatmak gerekir ki, savaa girilmesi müttefiklerin yaninda bulunan Sovyetler'in temel güvenlik teziydi. Deymer, raporunda partinin sadece "legal neriyat üzerinde toplandiini" da belirtiyor ve unlari söylüyor: "Ankara'da çikan Marksist iki ciddi mecmuaya (Yurt ve Dünya ile Adimlar) muntazam rehberlik ettik. Bir taraftan da Tan gazetesinde umumi siyaset ve cihandaki harp safhalari hakkinda günü gününe görülerimizi takip eden yazilar çikmasini temine çalitik" (Sayilgan, 1976: 263). Deymer, TKP'nin CHP tarafindan yutulmuluunu, parti militanlarinin çalimalarini deerlendirirken u sözlerle dile getiriyor: "Bunlarin yegâne faaliyetleri münevver gençlik arasinda umumi karakterde bir sol ajitasyon yapmaya ve bazi sol neriyati (gazete ve mecmua) desteklemeye inhisar ediyordu. Bizzat kendileri de edebi bir Marksist mecmua çikariyorlardi. Bu mecmua, siyasi meselelere katiyen dokunmaksizin, hissiyata hitap eden bazi inkilâpçi iirler, Marksist edebi tahliller, tarihî materyalist vulgarizasyon makalecikleri nerediyordu. Nihayet hükümet bunu da çok gördü, Yeni Edebiyat'i 1941'de kapatti" (Sayilgan, 1976: 262).

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

47

farkina vararak ya da varmayarak, aslinda 1938'e kadar konulmu ilkelerden çok 1938'den sonra üretilmi ve içselletirilmi ilkeleri savunmaktadirlar. Bir örnek: Kadro, Yön ve devami Devrim dergilerinin savunduu "Devlet Kapitalizmi" ya da "Devlet Sosyalizmi" düüncesinin tipik yandaini/destekleyicisini Mustafa Kemal'de deil, smet nönü'de bulmutu. Kadro'da iktisadî devletçilik savunusunu nerdeyse militan bir dille kaleme alan nönü, dergiyi "suhulet ve sükûnetle" kapatan Mustafa Kemal'di. Bir baka örnek: Özgül bir Türk Tarih Tezi gelitirmek isteyen Mustafa Kemal'in ölüm döeinde yattii 1938 yilinda, eski adi Hakimiyet-i Milliye olan Ulus gazetesinin kapatilmi Kadro'nun Almanya'da bulunduu yillarda Spartakist çevreyi benimsemi olan yazari Burhan Asaf (Belge), birden 18 yazilik bir Hümanizma dizisine baliyordu. Ölmek üzere olan ve sonradan "Ebedî ef" ilân edecei Atatürk'ün Orta Asya'da kök arayilarini, "Millî ef" olmaya hazirlanan nönü, kendi döneminin real-politik'i açisindan fazla aryen, fazla irkçi bulmu olacakti ki, Türk Tarih Tezi'ni revize bile etmiyor, toptan yürürlükten kaldiriyordu. 1938-1941 yillari arasinda, hattâ sonrasinda hümanizma resmî ideolojinin en önemli izlei haline geliyor. TKP'nin kendini siyasal anlamda "paranteze aldii" ve "atillatii" yillarda CHP güdümündeki Yücel dergisi, konunun ilgi görmesi üzerine11 hümanizma sorunuyla ilgili bir oturum düzenliyor ve konuyu kamuoyuna mal etmeye çaliiyor. 1938'den 1947'lere kadar süren ve Hilmi Ziya, Yakup Kadri ve Yavuz Abadan'dan Ziyaeddin Findikolu, Hasan Ferit Cansever'e deiik dünya görülerine bali yazarlar arasindaki bu tartima son derece ilginç bir seyir izlemi, Hasan Âli Yücel'in bakanlii döneminde Klasikler dizisinin, Tercüme dergisinin yayimina ve liselere seçmeli "Latince" derslerinin konmasina yolaçmitir.12 Yücel dergisinin düzenlenen oturum metnini yayimlamasiyla (Mart 1940, sayi 61) konu dergi sayfalarindan gazete sütunlarina geçiyor: Örnein Yakup Kadri Karaosmanolu (1940) Latince öretimin bir bilinç dönüümüne yolaçabileceini belirttikten sonra unlari yazmaktadir: "in en güç tarafi insanin, insan ruhunun, insan kafasinin kendi etrafina ördüü zincirden bir kere daha kurtarilabilmesidir." Ancak, muhafazakâr/milliyetçi Türk sai devreye girmekte, nönü döneminde balatilan bu hümanizm tartimalarinin 8 nolu dipnotunda, vurguladiim komünizan yankilari/çarilari olduunu anlamakta gecikmiyor, Hasan Ferit

11 H. Z. Ülken, kendi çikardii nsan dergisinde (ki N. Hikmet'in tutuklandii için kuruculari arasinda yeralamadii belirtilmektedir [Küçük, 1986]) hemen bir yazi yazarak Belge'nin gündeme getirdii sorunun önemine deiniyor. Ülken (1948: 48) kabul edilebilir bir hümanizma düüncesinde "Latin-Yunan"in yaninda "Arab-Fars'in da" içerilmesi gerektiini vurguluyor. 12 Bu tartimayi tarihsel/kültürel ve siyasal balami içinde en geni biçimde verebilmeyi tasarladiim bir çalimam var. Burada, soruna konuya ilikinlii kadariyla deinmekle yetineceim.

48

AHMET OKTAY

Cansever (1942), Ziyaeddin F. Findikolu (1943) vb. gibi kalemleri araciliiyla hümanizmi bir tür nostaljik gelenekçilie balamaya çaliiyordu. Tam bu noktada, TKP lideri efik Hüsnü'nün Moskova'ya çalimalarina "rehberlik ettiklerini" bildirdii Behice Boran'in yönetimindeki Adimlar dergisi13 tartimalara müdahale etme gereini duyuyor ve hümanizma düüncesinin tarihsel/sinifsal kökenlerini vurgulamaya baliyor. Egemen söylemin içinde yürütülen umutsuz çabalardir bunlar. Halkevleri ve Ülkü dergisi araciliiyla Türkiye'nin entelektüel yaamina ve entelektüel imgelemine iktidar partisinin el koyduu bir dönemde, komünist hareketin hümanizm ve az sonra deineceim yine iktidara eklemlenmi köycülük söylemine yaslanmasi, onu canla bala savunmasi, Küçük'ün (1986: 150) "1940 kuai demokratik tezleri sosyalizm sanarak savun(du)" tezini dorular görünmektedir. Althusser'in "Marksizm anti hümanizmdir" biçimindeki hayli geç tarihli formülasyonunu göz önünde bulundurmadan da, Marx ve Engels'in sinifsal boyutundan arindirilmi bir hümanizm anlayiina daha batan kari çiktii söylenebilir. Adimlar çevresi bu kuramsal bilinçlilii ailamaya çaliir yayinlarinda öncelikle. Öne sürülen rasyonel öelerdir. Sosyoloji profesörü, TP'in liderlerinden Behice Boran, sonraki yillarda 1923-1945 arasini öyle deerlendirir (1968: 21): "Atatürk'ün ölümüne kadar, yönetici kadro, emperyalizme, -dolayisiyla kapitalizme- ve merkeziyetçi bir derebeylik niteliindeki Osmanli yönetimine ve toplum düzenine kari verdii mücadele sonucu, varabilecei en ileri ideolojik devrimcilik, halkçilik, sonra da laiklik, devletçilik ilkelerini ortaya atti. Bu ilkeler, kavramlarin gerçek anlamlari incelenip tespit edilerek, birbirlerine ilikin olarak sistemletirilebilseydi, sosyalizme varacak bir ideolojik çerçeve meydana gelirdi." Ama 1923-1945 arasinda Türkiye'deki somut koullarin "devrimci bir duruma doru gitmediini" belirten Boran unlari da ekler (1968: 39): "Halkçilik, devrimcilik, devletçilik, laiklik birbirinden kopuk, yüzeyde eklen kabul edilip tekrarlanan ilkeler olarak kalmitir. Türkiye'nin artlarina özgü bir sosyalist fikir akimi meydana gelememitir. Sosyalizm Türk toplum hayatinin yarattii ve etkiledii bir fikir akimi olarak deil, Bati'dan gelen bir düünce sistemi olarak bir kisim aydinlar arasinda benimsenmi, tartiilmitir. Bu aydinlarin ise içi sinifi, yoksul köylü kitleleri ve kentlerin Bati sanayiinin rekabeti karisinda ezilen zenaatkâr ve esnaf sinifiyla dorudan temasi ve ilikisi yoktu." Baski rejimi yüzün13 Burada bir animsatma yapma ve bir soru yöneltme zorunluluu douyor bence: Adimlar'in yöneticisi Boran, aslinda 1941 yilinda yine Ankara'da yayimlanan Yurt ve Dünya dergisinin kurucu ekibinin içindedir. Ama ekipler arasinda beliren bir politik/ideolojik anlamazlik sonunda zorunlu bir kopma oluyor. Rakip ekiplerin Moskova'nin uluslararasi siyaseti ve "yolda" komünist partiler konusundaki uygulamalari dolayisiyla mi anlamazlia dütükleri, aratirilmamitir. Ama aratirilmasi gerekir. Hangi konuda bir iktidar savai oluyordu acaba? Soruyorum, çünkü Deymer (1977; 160) bile çok önceleri B. Ferdi takma adiyla Komintern'in dergisi Rundschau'da Kemalist iktidar tarafindan 28 yil hapis cezasina çarptirilacak olan Nazim Hikmet'i "polis ajani ve Troçkist" olarak nitelemekte hiçbir sakinca görmüyordu.

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

49

den sol akimin "kendi içinden farklilaip geliemeden bir yandan zaman zaman takibata urayan bir yeralti faaliyeti olarak yürüdüünü, öte yandan da sanat, edebiyat ve sosyal bilimler vb. alanlarindaki aydinlar arasinda bir fikir akimi olarak tutunduunu, fikir, sanat, edebiyat yayinlari, dergileri halinde ifadesini bulduunu yazmaktadir Boran. Bir sinif ideolojisi olarak proletarya arasinda örgütlenemeyen ve entelektüellere özgü bir düünce akimi durumunda kalan solun bir aydini olarak Boran, 1940'larda; "varabilecei en uç noktaya varmi sayilan" CHP'nin "devrimcilik, halkçilik, laiklik ve devletçilik" ilkelerinin marksist dorultuda sistemletirilmesinin mümkün olduuna gerçekten inanmi görünüyor olmali ki, burjuvazinin "derebeylik kuruluunun yikiliinin içinde kendi sinifinin kurtulu ve kuruluunu saladiktan sonra halk yiinlarina kari düman bir cephe kurduunu" belirttikten sonra unlari yaziyor (1943):

"nsan deer ve serbestliini, insan haklarini esas mevzu olarak ele alan hümanizmanin muhtelif devirlerde, muhtelif içtimai kurulu artlari altinda insanlar arasindaki münasebetler ayri ayri olduuna göre, yeni vaziyet ve artlara uygun, baka esas ve istikametler üzerinde yürümesi tabiî ve lâzimdir. Yoksa artik sosyetenin ihtiyaçlarina cevap vermekten aciz olan eski kültürün devamini temin etmekten baka eye yaramaz. Bu itibarla devremizde de hakiki hümanizmanin basit ve alelâde bir an'ane tekrarciliindan, önceki devirlerin eskimi ve kiymetini kaybetmi çerçevesinden çikarak karilanmasi, bugünkü insanliin muzdarip olduu artlara kari amansiz bir cephe kurmasi icap eder. Yabancilarin istilâsi altinda kalan milletlerin maddi ve kültürel kurtulu ve istiklâllerini salayan, çok siki bir i bölümü ile fertlerin ahsiyet kabiliyetlerini öldüren iktisadî soygun artlarina kari fertlerin siyasi ve iktisadî eitliini tekeffül eden, irk, milliyet, din farki gözetmeksizin bütün insanlarin siyasî hürriyet ve müsaviliini kabul eden bir zemin üzerinde yürümesi lâzim gelir."

Bu inanç, 1960'lardan sonra yaanan solun canlani yillarinda da korunmutur, hem de 1940'lardakinden daha köklü biçimde köylülük ve köycülük ideolojisine eklemlenmi olarak. Türkiye solunun bu ideolojiyle ilikisini Küçük (1986) geni biçimde, Oktay (1986) daha çok yazinsal balamda göstermi ve eletirmilerdir. "Toplumun siniflardan ditalanmasi ve nesnel çelikilerin yok sayilmasi temeli üzerinde oluturulan halkçilik ve ideolojinin doal uzantisi köycülük, içerdii popüler demokratik ögeler dolayisiyla Türkiye toplumculuunun asalai olmutur. ki olayi birbirinden ayirmak gerekiyor: Halkçilik ve köycülük ideolojisi bir gelimeye yolaçmitir elbet, Köy Enstitüleri de binlerce insanin okuyup yazma örenmesine ve muhalif bir kadro oluturmasina yaramitir. Bizim burada tartitiimiz, halkçiliin ve köycülüün, siyasal/ideolojik sonuçlari bakimindan, daha çok sosyal demokrat ideolojinin pekitirilmesine yarami ve kavram kariikliina yolaçmi olmasidir" (Oktay, 1986: 404). Tam da bu yüzden, Abidin Dino'nun 1939 yilinda yaptii brik resimleri çevresinde balayip genileyen köycülük tartimalari (Küçük, 1986: 35-70), köyün

50

AHMET OKTAY

nerdeyse kutsallatirilmasina yolaçmitir. Öyle ki, Dino, Lütfü Eriçi, Abidin Nesimî, Hasan zzettin Dinamo ve Sabahattin Kudret, Orhan Veli, Fikret Adil gibi imzalarla tam bir halk cephesi dergisi izlenimi veren Küllük, Beyazit Meydani'nda oturduklari kahveyi heyecanla köye taimakta beis görmüyor ve "Anadolu köyünün hakiki mabedi kahvedir" diye yaziyor (Oktay, 1986: s.406). Durum bu merkezdeyken TKP'nin edebiyat alanindaki organi Yeni Edebiyat dergisinin 15 Mart 1941 tarihli 11. sayisinda Reat Fuat Baraner, Ali Riza imzasiyla duruma müdahale etmek gereini duyuyor:

"Cemiyetimizin sosyal topluluklari içinde köylülere isabet eden izafî siklet, ehirlilere nazaran çok fazla olduu için köylülüe bu derece ehemmiyet verilmesi makul ve yazilan yazilarin çokluk nispetinin köylülere ait olmasi tabiî gibi görülebilir. Fakat zannimiza kalirsa bu cereyanda köylülüün adedi çokluunun oynadii rol kadar ve belki daha çok ona atfedilen keyfî hususiyetlerin tesiri oluyor. Bu tesir nispetinde bu cereyan zararli bir ekil alma istidadini göstermektedir. Köy davasinin hallinin ileri bir inkilâp ve köylülüün kurtuluunu mühim bir memleket meselesi addetmek gibi doru ve faydali zihniyet yaninda bununla iktifa etmeyerek köylülüün yükseliini bali baina bir gaye gibi sayan ve bu gayenin de tek baina ve sadece köylülerle tahakkuk edebileceine inanan düünüler olduu gibi, hariçten gelmi bir propagandanin tesiriyle köye ve topraa dönmek gibi yanli ve cemiyetimiz için zararli fikirler de vardir" (aktaran Oktay, 1986: 407).

Ama, bu uyarinin belleklerde esasli bir yer igal etmedii, solun canlanma yillari olan 1960'larda ve sonrasinda, hümanizm ve köylülük söyleminin Eyyubî'ler14 çevresinde Mavi Anadolu slogani altinda diriltilmesi çabasinin o dönemin solculari arasinda hayli taraftar bulmasindan anlailmaktadir. "Gelimi kapitalist toplumlardan yayilan tüketim normlarinin (...) dayanikli tüketim mallarina etkili bir talebin meydana geldii" ve sadece "burjuvazinin tüketim taleplerine yanit vermenin ötesinde bir yayginlik kazandii" (Boratav, 1988: 96) bir dönemde, süreci çözümlemesi ve alternatif mücadele politikalari üretmesi ve önermesi gereken sol entelijansiya, Mavi Yolculuk'larda Homeros-Yunus bireimi ariyordu. Kendini Marksist sayan bu entelijansiya, bütün kuramsal birikimine, evrenselci öngörülerine ramen mevcut siyasal konjonktürde dilanmaktan ve suçlanmaktan kurtulamadi. Bu noktada önümüzde aratirilmasi gereken siyasal/kültürel/yazinsal bir alan açilmaktadir. Ordunun üç kez (1960, 1971, 1980) kollayip koruduu devletin, siyasal muhalefeti yok etmek için en kararli eylemlerini deitirilmi anayasal prosedürler çerçevesinde yürürlüe koyduu bir dönemde, Melih Cevdet (1892: 172) gibi Marksizmle en azindan kültürel balantisi

14 Eyyubîler Bati ile Dou, hümanizm ile milliyetçilik arasinda bir bireimi mümkün gören Sabahattin Eyübolu kampini (V. Günyol, A. Erhat, H. Balikçisi vb.) ifade ediyor. O yillarda Bati'yi siyasal açidan tümüyle müstevli görmeye eilimli (sanki bu sömürü ilikilerini dizgeletiren Bati düüncesi deilmi gibi) Kemal Tahir ve yandalari ise (H. Refi, M. Erksan, bir ölçüde S. Hilav vb.) Tahîrî'ler grubunu temsil ediyordu. Stalinizm/Troçkizm tartimasinin büyük dünyasal boyutu unutulmutu.

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

51

ve yandalii olduu bilinen bir aydinin, Nazim Hikmet'in desteine ramen yeteneksiz sifatini aamayan air adayi Vahdet Nail'in (V. Nail) amatör mimar olarak Aa Han Mimarlik Ödülü'nü almasi karisinda duyduu "sevinç" bugünden bakildiinda oldukça manidar görünüyor. Yapit sahibi de deerlendirici de meslekten mimar deil, Parlamento dii muhalefetin, yani gençliin Fukocu'luu yürürlüe koyduu ve devlet terörünün tirmandii yillarda, devrimcilii ve iiri terketmi bulunan Nail Vahdet'in mimar olarak kefinde ve yüceltilmesinde tuhaflik olduu kesindir. Ama bu olayda "dostluk duygulari"nin rol oynadii da bellidir. Geleneksel ve yerel bir yapi biçimini seçen, evi kilim vb. ile donatan Çakirhan, sanki uluslararasi bir kimlik kazanmi oluyor. Genellik ve yerellik smailiye mezhebinin ödülü ile taçlanmaktadir. Ayni tuhaflik, 1960'larin sonuna doru Cemal Süreya'nin Ahmed Arif'i kefinde de görülmektedir. Söylemek bile gereksiz: nsan, gecikebilir. Ama gecikmeyi, Süreya'nin deyiiyle, bir "firsat rantina" dönütürmemek kouluyla. Kentli bir air olan, Yeniehir'in kökünü Altinda'a, yani sinifa deil, tutarsiz, eklemsiz ve oynak semtlilik kavramina eklemleyen romantik A. Arif'i ilk kez "da"a, "filinta"ya balantilayan O'dur. A. Arif, tam da bu yüzden Süreya'nin olamadii kiiliktir. zinden gidil(e)memi ikon. Türkiye'nin iyiden iyiye kentlemeye, dolayisiyla çalianlarin proleterlemeye baladii yillarda yazinsal üretimde hizli ve kalin çizgili bir ayrima görülmektedir. 1950'den 1960'larin ikinci yarisina kadar, Türk solunun kentlemeyi deil, köysel gelimeyi önaldii söylenebilir. Bir "millî kurtulu hareketi" oluturmayi öngören/amaçlayan Doan Avciolu, "içi hareketinin henüz balangicinda olduumuzu" belirttikten sonra sinif önderlii'nin kuramsal bir sorun haline getirilmemesini istemekte, "nüfusun yüzde 75'inin köylü olmasi" dolayisiyla airliin buraya verilmesini önermektedir (1962): "Toprak reformu ve ilerici bir eitim hamlesi köylülüün kisa zamanda uyanmasini ve içi sinifinin yaninda ilerici bir güç olarak yeralmasini salaya(bilecektir)." 1960-1970 arasinda köy romaninda bir patlama yaanir, sinif mücadelesi sorunu aa/irgat, patron/içi, imam/öretmen çatimalarina indirgenirken kentleme sorunlarinin farkina varmaya balayan bazi genç yazarlar ilerici sayilan kesimlerin bunalti edebiyati küçümseyici ifadesi çerçevesinde eletirildiler ve toplum dii olmakla suçlandilar. Bu tartima, özellikle o yillarda henüz Marksizm'den çok varoluçuluun sözlüü ile konuan bu genç yazarlarin bireylik ve birey olu, yabancilama, yalnizlik ve özgürlük gibi kavramlari öne sürmelerine; büyük kentlerdeki yeni beliren tüketim arzusuna, iletiim kaliplarinda gözlenen deer deimelerine dikkati çekmelerine, küçük burjuvaziden gelen ama buna ramen kendi sinirlarinin ahlâk yargilarina kari çikan bireylerin bakaldirici özelliklerine yönelen bu yazarlar, 1960 sonrasinda yeniden canlanan Stalin sonrasi Marksist sorunsallarina ilgi duymakta gecikmediler. Türkiye solunun 1970'lere uzanan 50 yillik tarihinde toplumsal, ekonomik ve kültürel sorunlar, belki de ilk defa Marksizmin kendi söylemi içinden ve kendi terminolojisiyle dil-

52

AHMET OKTAY

lendirildiler. Selahattin Hilav gibi Marksizm'i benimsemi baimsiz aydinlarin bakaldirma, yabancilama, özgürleme, mülkiyet ve üretim ilikileri, AÜT (önce ATÜT) gibi o günlere kadar düünce yaamimizda kullanilmami kavramlari açiklamalari ve bu kavramlar çerçevesinde tartima balatmalari, kültürel ufkun genlemesine yolaçti.15 lk örnekleri Sait Faik'in kimi öykülerinde (Çariya nemem, Panço vb.) görülen gerçeküstücülüü çaritiran modernist anlatim özelliklerinin ve yeni felsefî kavramlar balaminda algilanmaya balanan kent bireyinin dillendirilmesinin baat öge durumuna gelemediini de söylemek gerekir. Türk romani ve öyküsü hâlâ köy romanlarinin, dolayisiyla kirsal kesimin, tarimsal sorunlarin egemenlii altindadir. Tarimda makinalamanin insanal ilikilerde yolaçtii gerilimin yanisira isizlemeye yolaçmasinin ürettii toplumsal gerilim, lhan Berk'in iirine kadar girmitir (1953). Bu konunun öyküdeki görünümünü Kocagöz dillendirir (1952). Sonraki yillarda ilgi tarimsal kesimdeki mülkiyet ilikileri üzerinde younlair ve sömürü olgusu bu düzeyde betimlenir. Ama bu sorunlarin sinifsal boyuttan çok son kertede ahlâki boyuttan konumlandirildiklarini söylemek gerekir. Bu yapitlar, sistemin düzeltilmesi gereine iaret ederler ama onun dönütürülmesi gereine hayli güçsüz biçimde imada bulunurlar. Çatimalar henüz bireyler düzleminde ele alinmakta, tarim burjuvazisinin yükselii ve sanayi sermayesine eklemlenme çabasi somut gerçekler araciliiyla betimlenememektedir. Hattâ Yaar Kemal'in Orta Direk (1960), Yer Demir Gök Bakir (1963) ve Ölmez Otu (1969) üçlemesi yazinsal anlamda anitsal özelliklerine ramen, Çukurova'da feodal ilikilerin çözülmesine bir ait sayilabilir.16

15 Burada Hilav'in gösterdii teorik çabayi görmezden gelmek haksizlik olur. Onun Marksizm'in saptirilmalarina ilk müdahaleleri 1962'lere uzanmaktadir. Bunlardan biri, tek parti döneminde eflik sistemine övgü düzmekten geri kalmami olan Prof. C. Tanyol'un Yön dergisinde (17 Ekim 1962) çikan bir yazisi üzerinedir. Hilav, burada Tanyol'un "Marx'in materyalist felsefesi, her felsefi doktrin gibi bir görütür" önermesine kari çikmakta ve felsefenin praxisten kopamayacaini, aksi halde dünyayi dönütüremeyeceini, "içi sinifi ortadan kalkmadikça felsefenin kendini gerçekletiremeyeceini" savunmaktadir. Yabancilama terimini de ilk kullanan odur (A dergisi Varoluçuluk özel sayisi, Mayis 1959) Eylem dergisinin 1 Mart 1965 tarihli sayisinda yayimlanan "Asya-Tipi Üretim Biçimi Üzerine Açiklamalar" yazisinda bu kavramdan ilk söz eden de odur (Hilav, 1993: 125-134). Konuya ikinci katki TP'in organi Sosyal Adalet dergisinde Kenan Somer'in bir yazisi ve Prof. Varga'dan yaptii bir çeviri makaledir. Ardindan Sencer Divitçiolu iki katkida bulunur (1966 ve 1967) Osmanli toplumunda toprakta özel mülkiyetin bulunmadiini ama sinifli bir toplum bulunduunu öne süren ikinci çalima Ö. L. Barkan gibi Marksist olmayan tarihçilerin aratirmalarindan yararlanmasiyla dikkati çeker. Tartima daha sonra . Küçükömer, M. Belli, M. Sencer, M. Erdost'un vb. katkilariyla geniler, dallanip budaklanir. 16 Dönemin bazi ünlü köy romanlari unlardir: F. Baykurt: Yilanlarin Öcü (1959), Irazca'nin Dirlii (1961), Onuncu Köy (1961), Kaplumbaalar (1967), Tirpan (1970), T. Apaydin: Sari Traktör (1958), Yarbükü (1961), Ortakçilar (1964), K. Bilbaar: Cemo (1966), Memo (iki cilt, 1968-1969). Bunalti yazinin ve aydin romanlarinin bazi örnekleri de unlardir: F. Edgü: Kaçkinlar (1959), Bozgun (1962), D. Özlü: Bunalti (1958), Soluma (1963), Y. Atilgan: Aylak Adam (1960), O. Atay: Tutunamayanlar (iki cilt, 1971-1972), M. Anday: Aylaklar (1965), Gizli Emir (1970).

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

53

Bu noktada, 1960 sonrasinin canlanan sol ortaminda genileyen anti-emperyalizm ve anti-kapitalizm tartimalari balaminda bazi romancilarin yakin tarihe ve Kurtulu Savai yillarina döndüklerini animsatmak yararli olabilir. Bu yönelmenin, siyasal kuramla ilgili olduu kadar siyasal pratikle de ilgili olan bu tartima balamindan esinlendii bellidir.17 Türkiye toplumunun özgünlüü ve özgüllüü Marksist yönteme bali kalinarak çözümlenecei yerde, üretim ve sinif ilikileri ikincilletirilmi ve hizla milliyetçilik düüncesinin bataina saplanilmitir. Kültür Emperyalizmi tartimalari, edebiyat alanindan sinema ve resim alanina da siçrami, nerdeyse ovenist bir özellik göstermitir. Son kertede devletin sönümlenmesini amaçlayan Marksizm bir kerim devlet ideolojisi oluturmanin araci haline dönütürülmütür.18 Kemal Tahir'in roman sanati açisindan bence bir hezimet sergileyen Devlet Ana'si bu konjonktürün ürünüdür. Kültür tarihçiliinin henüz gelimedii ve Türk kültürünün geliimiyle ilgili kapsamli herhangi bir yapitin bulunmadii bir dönemde balatilan emperyalizm tartimalari hiçbir olumlu sonuç alinamadan politik kavgalarin içinde eriyip gitmitir. Devrim ve eylem mitine endekslenen kültürel ortam içinde Aik hsanî devrimci air sayilmitir. Fazla ayrintiya girmeden söyleyeceim: Sanatin felsefeyle, kültür tarihiyle, ideolojiyle ilikileri üzerinde yeterince düünülmediinden, seçilen biçimin ve biçemin anlamla balantisi farkedilmediinden dönemin afilerinde içilerin sadece gövdeye ve kasa indirgenmesi Murat Belge'nin (1979) hakli eletirisine yolaçmitir. Siyasal ve ideolojik acelecilik gibi kuram üretmekte gösterilen acelecilik de 1960 sonrasinda beliren teorik canlanmayi kisirlatirdi elbet. "1967 yilinda, Türk toplumunu Marksist açidan ele alip inceleyen bir tek eser yoktur elimizde" diyen Hilav (1993: 83), o günlere kadar entelektüel tembelliin gerekçesi yapilagelmi siyasal baski düüncesine kari çikarken hakli görünmektedir: "Türk toplumcularinin baarisizliini sadece baski rejiminin iddeti ile açiklamak kabil deildir. Baarisizlik, Türk toplumcusunun, kendi öz teorisini kuramamasindan ve hakim siniflarin ideolojilerinden ve düünce biçimlerinden siyrilamamasindan gelmektedir" (Hilav, 1993). Edebiyat dergilerinde ve haftalik siyaset magazin dergilerinde ve Kemalist bir dorultu izleyen sosyal demokrat yazin ve kültür adamlariyla dayanima içinde

17 Bu romanlarin bazilari unlardir: K. Tahir: Yorgun Savaçi (1965), Kurt Kanunu (1969), Yol Ayrimi (1971); S. Kocagöz: Kalpaklilar (1962), Doludizgin, zmir'in çinde (1973), A. lhan: Biçain Ucu (1973), Sirtlan Payi (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978). 18 K. Tahir'in Türk Romani yaratmaya çalitii yillarda, kerim devlet görüünü benimseyen Halit Refi, Metin Erksan ve Atif Yilmaz gibi Yeilçam'i savunan sinemacilar da aralarinda Onat Kutlar'in da bulunduu Sinematek çevresine bali genç sinemacilari yabanci olmakla suçluyor, halkin anlamadii filmler yaptiklarini öne sürüyorlardi. 12 Eylül darbesini öven Sezer Tansu da "ulusal üslup" sorununu resim alanina içselletirmekte gecikmemitir elbet. O kadar ki, Ömer Uluç gibi o güne kadar soyut resmi savunmu ve sapina kadar modernist olan bir ressam bile yapitlariyla gelenek arasinda balanti kurma arayilarina girmitir.

54

AHMET OKTAY

ve onlarin söylem kaliplarini paylaarak mevzi kazanmaya çalian Türk solu, 1961'de Türkiye çi Partisi'nin kurulmasiyla birden ivme almi, adeta bir rönesans yaamitir. Mevcut görece özgürlük ortami içinde klasik metinlerle temasa girme firsatini bulan genç kuaklar, entelektüel bir açiklikla, belki de ilk kez teorik sorunlari siyasal sorunlarin önüne almitir.19 Marksizmin özgül terimlerinin anlamsal ve kaplamsal çözümlenmeleri, açimlanmalari gündeme gelmitir. Dönemin yazin ve kültür dergilerinde yabancilama (alineation), eyleme (reification), nesnelleme (objectivication), bireysel ve bireycilik, üretim ilikileri ve üretim biçimi gibi terim ve kavramlar üzerindeki tartimalar, bu teorik önemseyiin en belirgin örneklerini oluturmaktadir.20 1950-1960 arasinda Özgüden'in sözleriyle (1988) "klasik hak ve özgürlüklerin ve gerçeklerin" bile solcu yazarlar tarafindan ancak "tam bir oto-sansür altinda ifade edilebildii bir dönemin ardindan girilen bu görece özgürlük döneminde gözlenen kuramsal canlanma ve çeitlenmenin, yayinevleri yöneticilerinin örgütsel balanma içinde olmamalariyla balantili olduu söylenebilir. Örnein Marx ve Engels'in ana metinlerini kazandiran bata Sol Yayinlari olmak üzere bazi yayinevlerinin o sira Türkiye'de yeniden etkinlik göstermeye balayan TKP ile21 organik bai olmadii söylenmelidir. Böyle bir bain mevcut olmasi halinde hâlâ Moskova'ya bali bulunan TKP'nin bata Troçki olmak üzere birçok anti-Stalinist kuramcinin metinlerinin çevrilmesini hogörmeyecei, bunlarin yayinlanmasini önlemeye çaliacai öne sürülebilir. Kukusuz örgüt aleyhtarlii yapmayi tasarlamiyorum. Örgüt olmadan siyasal mücadele yürütülemeyeceini de biliyorum elbet. Ama 30 yil susturulmu hem de susmu bir düüncenin, herhangi bir siyasal örgüt tarafindan yönlendirilmeden ana metinleri araciliiyla toplumda merulatirilmaya ve benimsetilmeye çaliilmasinin olumlu olduunu düünüyorum. Türk komünistlerinin büyük bö19 Marx'in ana yapitlari olan Kapital, Ekonomi Politiin Eletirisine Katki, Kapitalizm Öncesi Ekonomi ekilleri, Kutsal Aile, 1844 El Yazmalari, Fransa'da Sinif Mücadeleleri, 18 Brumaire vb.; Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Anti Duhrig, Doanin Diyalektii, Almanya'da Köylü Savalari vb. kitaplari 1966'dan sonra yayinlanabildiler. Lenin, Gramsci ve Stalin için de geçerlidir bu durum. Marksizmin teorik içeriini canlandirmayi öngören Lefebvre, Althusser, Cornu, E. P Thompson, G. Thomson, Garaudy, Laclau ile de geç tanimitir Türk okuru. Kaldi ki, . bu yazarlarin ancak 1980'dan sonra çevrildiini de animsatmak gerekir. 20 Bu tartimalarindan bazilari unlardir: S. Hilav, "Yabancilama Kavrami", Yön, sayi 153, 4 Mart 1966, H. Yavuz: "Marks'çiliin bölümü ve Yabancilama", Yeni Ufuklar, Mayis 1966/S. Hilav: "Yabancilama ve bölümü Üzerine Gerekli Bazi Açiklamalar", Yeni Ufuklar, Austos 1966: S. Hilav: "Marks'çi Eletiri Özel Sayisi Üzerine", Papirüs, sayi 25 ve 26, Temmuz, Austos 1968/F. Edgü: "..........", Papirüs,. sayi 28, Ekim 1968/M. Belge: "..........", Papirüs, sayi 30, Aralik 1968/S. Hilav: "Yanlitan Yanlia", Papirüs, sayi 32, ubat 1969. 21 Aclan Sayilgan (1976: 308), di TKP'nin daha 1949'da bazi çabalari olduunu öne sürmekte ve O. Veli ve arkadalarinin çikardii Yaprak dergisinin yayininin üzerinde etkili olduunu belirtmektedir. Küçük de (1986) en azindan bazi parti yöneticilerinin bazi TP yöneticileri ile temasta olduunu belirtmektedir.

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

55

lümünün Kapital'i ancak 1966'dan sonra tanidii animsanacak olursa ve Nazim'in "hafiz-i kapital olmak istiyorum" dedii bu metni ancak Dün ve Yarin külliyatinda çikmi bir özet'ten örendii bilinirse (buna örenmek denebilirse elbet) kuram konusundaki bilgi düzeyi hakkinda aydinlik bir düünceye varilabilir. Gelgelelim, bu baimsiz olu dolayisiyla balayan bu kuramsal canlanma ve çeitlenme, yazimin giriinde belirttiim gibi, 1968 örenci eylemlerinin birdenbire kazandii ivme ve öne sürdüü siyasal talepler dolayisiyla yeniden kesintiye urar. çi sinifi eylemlerinde görülen hareketlilik de devrimci dalganin yükseldii yolundaki umutlari güçlendirmitir. Ama unu söylemek mümkün görünüyor: Bu süreç içinde Türk solu sadece, kuramsal verimliliini ve bilgilenme faaliyetini yavalatmak zorunda kalmaz, önlenebilir olup olmadiinin tartiilmasi gereken fraksiyonculuk açmazina saplanir. Sosyalist devrim ve milli demokratik devrim tezleri solun içinde dümanliklara yolaçar.22 Bu gelimelerin kültürel düzlemde bir karmaaya yolaçtii söylenebilir. Yayimlanan siyasal dergilerinin yanisira kültür/sanat ve edebiyat dergileri de bir tartima kaosuna sürüklenir. Devrimci keskinlik saduyuyu köreltir ve militan söylem, savci, yargiç ve cellat söylemini birletirerek kendine içselletirir. Sempatizanlarin varliini görmedii gibi yol arkadai da istemez.23 Ama sol, devrimi elini uzatsa tutacakmi gibi bir yakinlikta görürken, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri devrimci dalganin üzerinden geçmekte gecikmeyecektir. Türk solu provokasyonlar, yanli deerlendirmeler, devlet terörü ile onun desteindeki sa teröre kari devrimci terörü tirmandirmak gibi giriimler sonunda canlarla ödenmi tarihinin en büyük yenilgisine urar. Dalga çekilir. Geride kalan enkaz ürkütücüdür. Siyasal, kültürel, ideolojik ve dirimsel balamda elbet. Militan kadrolar arasinda çözülme ve saf deitirmeler görülür. Özeletiri kisvesi altinda teslimiyetçilik egemen konuma gelir. Sorunun bu yanini eletirel balamda deerlendirmek bu yazinin amacini da kapsamini da çok çok aar. Çünkü böyle bir amaç, yakin dönemin bütün kuramsal tezlerini ve kari tezlerini, siyasal eylemlerini göz önünde bulundurmayi, ayrintilariyla irdelemeyi, birbirleriyle karilatirmayi gerektirir. Buysa, tezcanlilikla üstlenilebilecek ve üstesinden kolaylikla gelinebilecek bir çaba deildir. Bu, kanimca ancak bir ekip çalimasi ile gerçekletirilebilecek bir ödevdir. Balarken unlar söylenebilir diye düünüyorum: 1980-1990 arasi dönem, Türk solu açisindan bir iç hesaplama dönemi olmutur. Sorunlar tümüyle kültürel sorunlara eklemlendirilerek ve güncel kuramlatirmalar da göz önünde tutularak yeniden mercek altina yerletirilmitir. Dahasi geri çekilme ve terapi

22 MDD tezinin M. Belli, D. Perinçek ve M. Çayan fraksiyonlari arasinda bir dizi ittifaklar ve kopmalar sonunda yeni bölünmelere yolaçtiini animsamak yeter. 23 Bu noktada sadece Halkin Dostlari dergisinin sol aleyhinde tek söz etmemi olan E. Cansever ve T. Uyar'i kari devrimci ilan ettiini belirtmekle yetineceim.

56

AHMET OKTAY

dönemi, ideolojik ve kültürel içerimleri olan yeni kültürel yönelimlere yolaçmitir. Geçmiin nostaljik algilanii, sivil toplumculuk, birey ve ideoloji kurami üzerinde younlama, temsiller ve söylemler vb. 1990 sonrasinda görülen çeviri patlamasi, reel sosyalizmin dünyada yarattii kuramsal ve pratik yikim karisinda Marksist solun sanildii kadar bitkinlik ve teslimiyet içinde olmadiini gösterdii gibi dünyanin dört yaninda Amerikan emperyalizminin dikte ettii yeni dünya düzeni söylemi dorultusunda yürüttüü saldiriyi göüsleyebilecek, göüslemeyi öngören bir kuramsal üretkenlie sebep olduunu da göstermitir. Türkiye'deki Marksist eilimli insanlar, imdi kendini yeniden kurmakta, biçimlendirmekte olan dünya solunun zengin literatürüyle ve kavramsallatirma, kuramsallatirma çabalariyla kari kariyadir. Örenecek daha çok ey olduu iyiden iyiye görülmektedir. Stalinizmin çöküünden, hattâ öncesinden balayarak Marksizm'in içinde bagösteren farklilamalarin Türkiye'ye yeterince yansitil(a)mamasinin, yansitildii kadarinin üzerinde ise eletirel ve sakin kafayla düünülmemesinin, dahasi her eletirel çabanin ihanet ve döneklik gibi vulger bir suçlamayla püskürtülmek istenmesinin kültürel açidan ne büyük bir yoksullamaya ve dar kafalilia yolaçtii net biçimde görülebiliyor. Yeniden balama ve Marksist bir kültürün oluturulma noktasinda, sol eilimli Türk toplum ve siyaset bilimcilerinin olduu kadar felsefecilerin ve yazarlarin da baimsiz bir konuma yerletikleri ve bu konumlarini daha bir süre korumaya niyetli olduklari söylenebilir. letiim, Ayrinti, Metis, Sarmal, Bilim Sanat gibi yayinevleri, Birikim, Toplum ve Bilim, Defter, Evrensel Kültür gibi dergiler, küreselleme döneminde kapitalizm eletirisini canlandiran, yeniden konumlamaya çalian ve Marksizm'i içi sinifi ve sömürülen/yönetilen baimli sinif ve kesimler için daha cazip hale getirmenin yollarini arayan kuramsal yapitlari ve yazilari önalmaktadirlar. Aydinlarin olduu kadar içilerin ve orta siniflarin üyelerinin bu yayinlara ilgi göstermeleri, kuramsal gelimeleri izlemeleri gerekir. Bu izleme olmadikça, kuram örenilmedikçe içi sinifi ve balaiklari siyasal ve pratik mücadele silahlarini edinemezler. Goethe, özgürlüü ancak özgürlük için her gün mücadele eden insanlarin kazanabileceini söylemiti. Marx da felsefenin maddî silahlarini ancak içi sinifinda bulabileceini vurgulami, ama u yaamsal uyariyi da yapmiti: çi sinifi da manevî silahlarini ancak felsefede bulabilir. Bu kavranilmadikça devrim hiçbir zaman yakinda olmayacaktir. Hattâ yapildi sanildii noktada bile. Ajitasyon ve propaganda, mücadelenin sadece gereçleridir, içi sinifi ile felsefenin bulumasinin kendisi deil.

TÜRK SOLU VE KÜLTÜR

57

KAYNAKÇA

Anday, M. C. (1992), Yiten Söz, Adam Yayinlari. Avciolu, D. (1962), "Sosyalist Gerçekçilik", Yön, sayi 39. Belge, M. (1979), "Mara'in Deheti ve Türkiye'de Kültür", Milliyet, 9 Ocak. Belli, M. (1988), "TKP Üzerine", Sosyalizm Ansiklopedisi, c.6, s.1934, letiim Yayinlari. Berk, . (1953), Türkiye arkisi, Kaynak Yayinlari, "Massey Harris" iiri. Boran, B. (1943), "Hümanizmanin Sosyal artlari", Adimlar, sayi 8, lk Kanun. Boran, B. (1968), Türkiye ve Sosyalizm Sorunlari, Gün Yayinlari. Boratav, K. (1988), Türkiye ktisat Tarihi, Gerçek Yayinevi. Cansever, M. F. (1942): "Milliyetçilik ve nsaniyetçilik", Türk Yurdu. Cohen, S. F. (1992), Buharin ve Sovyet Devrimi, Çev: A. Günaysu, Kavram Yayinlari. Deutscher, I. (1969), Stalin, c.2, Çev: S. Hilav, Aaolu Yayinevi. Deymer, . H. (1971), Seçme Yazilar, Aydinlik Yayinlari. Divitçiolu, S. (1966), Az Gelimi Ülkeler ve Asya-Tipi Üretim Tarzi, Lif Kitabevi. Divitçiolu, S. (1967), Asya Üretim Tarzi ve Osmanli Toplumu, Ü ktisat Fakültesi Yayinlari. Findikolu, Z. F. (1943), "Bizdeki Hümanizma Cereyani ve Sokrat'in Mevkii, Ulus, 23 Temmuz. Hilav, S. (1993), Felsefe Yazilari, Y.K.Y. nce, Ö. (1998), Varlik, Temmuz sayisi. Karaca, E. (1989), H. Kivilcimli: Edebiyat-i Cedide'nin Felsefesi'ne yazilan "Giri" ve sondaki "H. Kivilcimli ve Eserleri" bölümü, Gerçek Yayinlari. Karaosmanolu, Y. K. (1940), "Hümanizmaya Doru lk Adim", Cumhuriyet, 15 Ekim. Kivilcimli, H. (1935), Edebiyat-i Cedide'nin Otopsisi, Marksizm Bibliyotei Yayinlari. Kocagöz, S. (1952), Sam Amca, Yeditepe Yayinlari. Küçük, Y. (1978), Türkiye Üzerine Tezler, c.1, Tekin Yayinlari. Küçük, Y. (1986), Aydin Üzerine Tezler, c. 4, Tekin Yayinlari. Lefebvre, H. (1998), Modern Dünyada Gündelik Hayat, Çev: I. Gürbüz, Ayrinti Yayinlari. Lenin, V. . (1969), Kültür ve Kültür htilali Üzerine, Çev: K. Sezer, Ser Yayinlari. Oktay, A. (1986), Toplumcu Gerçekçiliin Kaynaklari, B/F/S Yayinlari. Oktay, A. (1995), nsan, Yazar, Kitap, Ark Yayinlari. Özgüden, D. (1988), Sosyalizm Ansiklopedisi, c.6, s.2003, letiim Yayinlari. Sayilgan, A. (1976), Türkiye'de Sol Hareketler, Ota Yayinlari. Stalin, J. (1977), Leninizmin Sorunlari, Çev: M. Ardos, Sol Yayinlari. imanov, D. (1980), Türkiye'de çi ve Sosyalist Hareketi, Çev: T. Deliorman. Tör, V. N. (1932), "Siniflamak ve ktisat Siyaseti", Kadro, sayi 11, s.17. Tunçay, M. (1967), Türkiye'de Sol Akimlar, S. B. F. Yayinlari. Ülken, H. Z. (1948), Millet ve Tarih uuru, Ü Edebiyat Fakültesi Yayinlari. Williams, R. (1993), Kültür, Çev: S. Aydin, mge Kitabevi. Yanarda, M. (1988), Türk Siyasal Yaaminda Kadro Hareketi, Yalçin Yayinlari.

58

s

Turkish left and culture

In this essay Turkish communist movement's problematical attitude towards culture, during the era between 1930 and 1968, is examined with special reference to leftist journals. Turkish left undermined the importance of culture till 1960's. The years between 1920 and 1960 can be characterized with the effort spent for organization and gaining of social legitimacy. Kemalist Jakobin heritage and feeling of distrust to working classes led Turkish left to see people as an aggregate of subjects who are in need of teaching and leading. The violent acts of the rightist movement, practical political concerns and Komuntern were also effective in this disinterest towards culture. The essay analyzes Third Worldist, statist and anti-imperialistic ideology of Kadro. However, many of the articles in Kadro, Aydinlik, Orak-Çekiç and nsaniyet Kütüphanesi of Kerim Sadi and Dün ve Yarin Külliyati of Haydar Rifat Yorulmaz are criticized of being polemicist essays written with the aim of agitation. Idyllic literature, which became very popular in 1960's when Turkey was in the process of rapid urbanization and proletarianization, is also discussed. Young writers who were involved in existentialist problems and the changes brought by urbanization were accused of proliferating depression literature. In early 1960's, there was a return to the recent past and Independence War. However, class conflicts were undermined, nationalism was adopted, and cultural imperialism debates took on a chauvenist character. But with the establishment of Turkish Workers' Party, theoretical problems were rendered as important as political ones and concepts like alienation, reification, objectification, and individualism were started to be discussed. In 1968, theoretical revival left its place to fractionalism and superficial discussions. 12th March and 12th September coup d'états damaged Turkish left a lot. 1980-1990 decade passed with a kind of self-criticism, and new cultural approaches -like a nostalgical attitude towards `good old days', focus on civil society, representation, discourse and theories of ideology- became widespread. Leftist intellectual climate of today is also mentioned and the importance of drawing the workers' and middle classes' attention to theoretical debates is expressed.

59

"Millî Demokratik Devrim"den "Ulusal Sol"a Türk solunda özgücü eilim

Suavi Aydin*

Türkiye'de sol düüncenin ve eylemin tarihi esas itibariyle iki ana mecrada akmitir. Kabaca bunlarin birine "evrenselci sol" ikincisine de "özgücü sol" diyebiliriz. Bu yazinin konusunu oluturan kanat bu ikinci gruba girmektedir ve daha çok korporatist eilimleri temsil etmektedir. Türkiye'deki sol/sosyalist akimlarin büyük çounluu özgücü mecrain etkisi altinda bulunmutur. Bunun balica nedeni, Türkiye'nin periferik bir ülke oluudur. Bütün periferik ülkelerde sol hareketlerin yörüngesi, "üçüncü dünyaci" denilen bir eilimin etkisinde kalmitir.1 Üçüncü dünyacilik, Bati dii dünyadaki sö(*) Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü. 1 Marksizm'in "Üçüncü Dünya'daki yükselii, Bati'dakinden farkli bir Marksizm" yaratmitir. Buradaki Marksizm, büyük ölçüde sömürgeci geçmiin etkisiyle "Avrupalilamaktan kurtulma" projesine dönümütür. Ancak bu noktada temel bir çeliki vardir: Bati karisinda "Azgelimilikten kurtulma", ister istemez belirli ölçülerde "Batililamayi" gerektirmektedir. Zira "Üçüncü Dünya"nin "azgelimi" konumu, Bati'nin teknolojik, bilimsel ve ekonomik durumuna "göre"dir. Bu konumu amak, konumu belirleyen referansin verilerine bali olacaktir. Ancak ikinci problem, yine Bati'nin sömürgeletirme sürecinde kendisini kültürel olarak "üstün" konumda kurgulamasi sonucunda ortaya çikan "millî kimlik" sorunudur. Baimsizlaan ülkelerin karisina çikan bu iki problemin arkasindaki temel problem öyle formüle edilmitir (bkz. d'Encausse ve Schram 1966: 11-2): "...Baimsizliina kavumu halklarin azgelimilikten kurtulma ve ayni zamanda millî kiiliklerini [kimliklerini] koruma ihtiyaçlari. Azgelimiliin çaresi olan `modernleme' belirli bir ölçüde Batililamayi gerektirdiinden mücadelelerinin temel amacini tekil eden millî kiiliin kazanilmasi sorunu tehlikeye dümektedir." Ancak bu handikapi amalarinda buralara avantaj salayan iki konjonktürel durum vardir: Birincisi, bu ülkelerin baimsizlama sürecinde kendilerini sömürgeletiren ülkelere kari "millî bir ruh"u harekete geçirmi olmalari; ikincisi ise 1949'da bu yolda öncü bir adim atmi olan Çin komünizminin Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmasi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasi ile "Üçüncü Dünya" ikinci ama birincisinden kendisi açisindan daha etkili bir siyasal ve ideolojik merkez kazanmi oluyordu. Bu konumlanita Marksizm, "Üçüncü Dünya"da bir "kendi benliine sâdik kalarak modernlemek" (a.g.e.: 11) projesinin ideolojik çerçevesi halini aliyordu. "Kendi olma"yi tanimlamanin ve vurguTOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

60

SUAV AYDIN

mürünün aktif tarafini oluturan emperyalist ülkelere kari gelitiinden sol bir görüntü arzeder. Yani, sosyalistler sosyalist olduklari için ve sosyalizmin en temel argümani emek sömürüsünün karisinda bulunmak olmasi nedeniyle antiemperyalist cephede yer aldiklari halde, üçüncü dünyacilar anti-emperyalist olduklari için solcudurlar. Çünkü, üçüncü dünyaci hareketlerin beslendii temel kaynak milliyetçiliktir. Bu nedenle mücadelede "yabanci" olanla vurumayi öne alirlar. Dolayisiyla sömürücü siniflar dahilinde bulunsalar da "bizden" olanlarla ayni cephededirler. Yani, kisaca, sosyalist düüncenin "bütün insanlii" esas alan temel konumlaniinin tersine, belirli bir tarihsel ve mutasavver insan topluluunu, "millî" olani, esas alirlar. Yabanci karisinda "millî" unsurlarin dayanimasi ise, bu çerçevede, ister istemez korporatist bir tarzda olacaktir. Zira burada siniflar birbirini sömüren, birbiriyle çatian bir konumda deil; "yabanci" olan karisinda sömürülen konumunda bulunan birer meslekî ya da toplumsal zümredir. Çünkü emperyalist cephe karisinda "geri biraktirilmi" ülkelerin toplumsal zümreleri, ibirlikçi unsurlar diinda, "mazlum" konumdadir. Emperyalizm karisinda "madur" bulunduklarindan, bu toplumsal zümrelerin ortak dümana kari birlemesi kaçinilmaz bir tarihsel zorunluluk olarak deerlendirilir ve bu ittifakin emperyalizme ve onun yerli ibirlikçilerine kari açacai savain doal hedefi, öncelikle "demokratik devrim"dir. Sosyalizm ise bu aama gerçekletirildikten sonra deerlendirilmesi gereken uzak hedeftir. "Üçüncü Dünya"ya özgü sayilan ve temel çelikiyi kapitalist siniflarla emek arasinda deil, emperyalizmle "ezilen uluslar" arasinda kuran bu devrim stratejisine, sol yazinda "Millî Demokratik Devrim" (MDD) stratejisi denilmitir.

lamanin en kestirme yolu, kendisine bir "öteki" tanimlamaktir ve söz konusu "öteki" bu yeni uluslararasi manzaranin sunduu mevzilenite öncelikle "emperyalizm"i temsil eden "Bati" olmutur. Bu ideolojik duruun izleinde "Bati" karisinda tek varolu siinai ise "millî olan"dir. Genel mevzilenme açisindan "millî olan"in ilk genel cephesi ise "emperyalizm" karisinda bir "sömürgeler enternasyonali" tasarlayan eski ülküye, yani Bakû Kongresi'nin Doucu atmosferine, bu kez Dou'nun yerini "Üçüncü Dünya" ya da "Balantisizlar" adi almak artiyla, dönütür. kinci adimda ise ulus-devletlemenin kaçinilmaz sorunlari ile dünyanin siyasal olarak ulusdevletler esasinda örgütlenmi olmasi, yani birer birer ortaya çikan ulusal ve etnik sorunlar ya da azinlik sorunlari karisinda enternasyonalist dayanimanin tamamen yok olmasi, bu geni cepheyi Marksizm'in evrenselci vurgusundan ve enternasyonalist dayanima perspektifinden uzaklatirarak baki açisini giderek darlatiran ve "ulusal çikar" konseptini esas alan girdabina çekmekte ve ideolojik açiini ortaya çikartmaktadir. Kibris, Ege ve Kürt sorunlari karisinda Türk solculuunun hatiri sayilir bir bölümünün durumu buna örnektir. Bu durum, kinci Sava sonrasinin dou devrimleri üzerindeki silik Marksist damganin tamamen görünmez hale gelmesini kolaylatirmi; milliyetçiliin ve idealizmin ideolojik hegemonyasi altindaki "özgücü" duruu bir hayli belirgin hale getirmitir. Asla sosyalizmin "özgücü" duruu için bkz. Oran 1977: 150, 163-73; Endonezya örnei için bkz. Brackman 1963.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

61

Türkiye sosyalist hareketi tarihinde "Millî Demokratik Devrim" düüncesinin kökleri

Türkiye sosyalizmi, henüz Osmanli Devleti yaiyorken olup biten kisa tarihi saymazsak, Millî Mücadele devrinden itibaren esastan ikiye bölünmü bir görüntü arzeder. Birinci kanadi, Dr. efik Hüsnü olutururken; ikinci kanat daha çok Bakû Kongresi'nin bakiyelerinin tekil ettii bir hareket halindeydi. Kongrenin etkisinde ekillenen grup, 1925'deki tevkifat ile birlikte, dierinden siyaseten ayrimi ve 1927'de Vedat Nedim'in (Tör) stanbul'da parti evrakiyla birlikte teslim olmasiyla Türkiye Komünist Partisi'nden (TKP) kopmutur. Bu ilk "kopu"un unsurlari genellikle ttihad ve Terakki içinde yetimi ya da bu harekete ve onun "resmî-olmayan" ideolojisi olan Türkçülüe sempati beslemi isimlerdir. Bu kopuu görmeye "ömrü yetmeyen" Mustafa Suphi, evket Süreyya ve smail Hüsrev gibi önemli kiileri bu "ideolojik damar"la siki ba içinde görmekteyiz. Bu kopuun Türkiye'deki rejim açisindan semeresi "Kadro Hareketi"dir. Bu hareketin ilk iaretlerini evket Süreyya ve Sadrettin Celâl, daha 1924'te vermektedir (Aydemir ve Sadrettin Celâl, 1924: 42):

...[M]emleketimiz imdi bir sermaye terakkümü devri yaamiyor. Memleket umumî bir fakirleme ve sefilleme halindedir. Bizde henüz proletarya deil, isizler, ihtisassizlar, hülâsa `lumpen proletarya' artiyor. Nasil ki iktisadî inkiaf dediimiz hallerde hakikî sanayî ve ticaret deil ihtikâr hakim olmaktadir. Binaenaleyh bizde ne sosyal demokrasi, ne de dier ekil kütlevî hareketler için lâzim olan içtimaî zemin henüz ve tabiatiyla teekkül etmemitir. Memleketin zengin, sermayedar, ileri bir hâle gelmesi imdi günün tarihî bir vazifesidir. Bu vazife ise, disiplinli ve müteekkil bir Cumhuriyet Partisine düer. Cumhuriyetin idâme ve muhafazasi için yapilacak her hareket, hatta ne kadar iddetli bile olsa dorudur, terakkiperverâne, ileri bir harekettir.

Yani Türkiye'de, sosyalistler dahil bütün ilerici güçler, öncelikle bir "millî burjuvazi"nin semirip sermaye biriktirmesine hizmet etmelidirler. Öncelikli hedef, yani "millî burjuvazi yaratmak", ttihat-Terakki'nin, CHF'nin ve Türk solcularinin ortak programi olmayi sürdürmektedir (Toprak, 1982). Bu "yaratma" sürecinin maliyeti ise, süreç içinde, "millî" sayilmayan ticaret ve sanayi erbabina çikacaktir. evket Süreyya türü solculuk, bunun karisinda suskundur.2

2 Bu türden solculara Attilâ lhan (1980: 56-8) iyi bir örnektir. lhan öyle diyor: "...[Emperyalizm] ülkeye girdi mi girdi, birinci sorunu, yerli halkla balanti kurabilmek oluyor... Yabanci, ayri dinden biri olarak girdi mi, yerliler ürküyor ondan, çaresini öyle bulmular, yerli ahaliden bir kismini büyük paralarla temsilci seçiyorlar, yabanci sermaye adina yerli halkla onlar temas ediyor... Kullandiklari bu adamlari yerlilerden soyutlamak içinse bir numara bulmular, Hiristiyanlatirmak numarasi (...) Batili Emperyalistlerin Osmanli toprainda ayrica Türk'ten Hiristiyan yapmasina, onlari komprador olarak yetitirmesine gerek yok, neden mi, imparatorluk zaten çok uluslu ve çok dinli... Baka deyile, komprador burjuvazisi için malzeme Osmanli'nin içinde hazir: Musevi tüccar, Rum ya da Ermeni bezirgan, kestirmeden batili Emperyalist firmanin Türkiye'deki maasi oluyor, din birlii de rol oynadiindan, Türkler ve genel olarak Müslümanlar, rahatlikla sömürülüyor.

62

SUAV AYDIN

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi, 1927'de "revizyonistler"in yaptii ihbarin ardindan yaadiklari dailmadan sonra, 1929'da toparlaninca, Cumhuriyet rejimini bir "burjuva devleti" olarak ilan eder ve "Türkiye burjuvasinin reisi" olarak nitelendirdii Mustafa Kemal Paa ile hükûmeti de "burjuva sinifina, zabitlerine ve polislerine" dayanmakla suçlar (Sayilgan, 1967: 11-12). Oysa TKP üyeliinden Kadro hareketinin önderliine devirilen evket Süreyya, Türkiye gibi bir ülkede burjuva sinifindan eser bulunmadii gibi, içi sinifina dayanan bir ideolojik hareketin yaayamayacaini savunmaktadir. Böyle bir ülkede Kemalistlerin olduu türden "Millî Kurtulu Hareketleri" vardir. Bu hareketlerin öznesi ise belli bir "sinif" deil "millet"tir. evket Süreyya, Kadro hareketinin baki açisini öyle özetlemektedir (Aydemir, 1932: 129-138):

1) Millî Kurtulu Hareketleri, tarihî orijinleri itibariyle beynelmilel bir tezadin, yani müstemlekeci memleketlerle, müstemlekeler ve yari müstemlekeler arasindaki iktisadî ve siyasî tezadin birer neticesidir. Bu tezad tarih içinde meneini, bir taraftan... büyük sanayî inkilâbinda, dier taraftan... beynelmilel müsavatsizliktan alir. 2) Millî Kurtulu Hareketlerinin mebde noktasi beynelmilel bir tezad olduu gibi gaye ve hedefi de bu beynelmilel tezadin, ... müstemlekecilik tezadinin hallidir... 3) Tarihî mahiyetleri itibariyle Millî Kurtulu Hareketleri, cihan iktisat vahdetini inhilâl ettirmeye... müteveccih irticai birer hareket deildir. 4) ...Milletin ahenk ve insicami üstünde menfi rol oynayan ve binnetice millet bünyesini -büyük sanayi memleketlerinde gördüümüz gibi- keskin sinif mücadelelerine, buhranlara, katastroflara ve nihayet bütün millet bünyesinin inhilâline mahkûm kilan iktisadî menfaat mücadeleleri, büyük tekniin ve büyük iktisat faaliyetlerinin baibo inkiafinin neticesidir. Halbuki imdi Türkiye'de ... mülkiyet münasebetleri esasen inkiaf etmi deildir. Henüz rüeym halindedir. Bu memleketlerde ileri teknik ve iktisat faaliyetleri ancak milletin, yani milletin ileri menfaatleri namina cemiyeti sevk ve idare eden plânli bir iktisat devletçiliinin, mülkiyet ve murakabesi altinda doar ve inkiaf edebilir. 5) ...[B]üyük sanayi memleketlerinde, en ba tezadi temsil eden sinif mücadelesi... istihsal vasitalari üstündeki mülkiyet münasebetlerinin bir ihtilâl ile tasfiyesine balidir. 6) Büyük sanayi'in mütekasif olduu memleketlerde sanayiden mahrum ham maddeci ve ziraatçi memleketler arasindaki iktisadî ve siyasî tâbiiyeti idame edecek bir içtimaî inkilâp, Millî Kurtulu Hareketleri bakimindan menfi... bir cemiyet hareketidir... 7) Millî Kurtulu Hareketleri ... mustarip bütün milletlerin, siyasî ve iktisadî haklari kayd u art altina alinmi bütün memleketlerin müterek dâvasidir. 8) ... Levanten temayüllerin, kisaca kötü ve dar bir mutavassitlik ve uzlaicilik ruhunun (kompradorluun) millî mücadelede yeri olamaz... Millî istiklâle ancak istiklâl harbi ile varilir. 9) Millî Kurtulu Hareketleri "Millet"in "Millet" olarak istiklâlini istihdaf eder... Sinifî iarlara bu davada yer verilmemesi lâzimdir... 10) ... Her millet yarin kendi eklini... yine kendi bünyesinden çikaracaktir.

Cumhuriyet döneminde bile varliklarini sürdüren ithalatçi ve ihracatçi firmalarin kökeninde, o zamanlar Emperyalist sömürüyü paylami komprador tüccarlarin servetleri yatar."

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

63

11) Millî Kurtulu Hareketlerinin tam ve hakikî mümessili Türkiye'dir... Türk inkilâbi, yalniz millî tarihimizin deil bütün beer tarihinin en nâdir, en âmil ve en mânali hareketlerinden biridir... Bütün Millî Kurtulu Hareketleri, ana prensipleri itibariyle, ancak Türk Millî nkilâbinin arkasindan ve onun manevî çiiri ve prensipleri üstünde yürüyecektir... Yeni millet tipini cihana Türk milleti verecektir.

Bu görüler açik bir milliyetçilik vaz'eder ve Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal varliini merulatiracak dünya-tarihsel argümanlar yaratmak peindedir. Ancak bu argümanlar, Kadrocular'in özgün yaratisi deildir. Millî kurtuluçuluk, Ekim Devrimi'nin Tatar aktörlerinden Sultan Galiyef'in çerçevesini çizdii ve Sovyet Partisi tarafindan önce "sapma" daha sonra da "kari-devrimcilik" olarak deerlendirilecek milliyetçi bir tarz-i siyasettir.

MDD'nin ilk kaynai olarak Galiyefizm

Buraya kadar Türkiye solundaki bölünme, daha çok kinci Enternasyonal'in "Üçüncü Dünyacilii" diyebileceimiz Galiyefçi çizgiye yakin görünmekte, hatta onun bir kopyasini andirmaktadir. Bir Tatar Marksisti olan Sultan Galiyef'in bu "Türk revizyonizmi" üzerinde dorudan bir etkisinin olup olmadii bilinmez,3 ama bu revizyonizme kapilanlarin etkiye açik olduklari tek Marksist kaynain o olduu açiktir; bu revizyonizmi besleyen ikinci önemli etki de bu kanadin mensuplarinin Türkçü ve ttihatçi geçmileridir. Türkiye'de sol hareketin geliimini daha baindan etkisi altinda tutan bu "üçüncü dünyaciliin" kaynaini Ekim Devrimi'nin Tatar kanadinin bainda bulunan Sultan Galiyef'de bulabiliriz. Türkiye sinirlari içinde sosyalist siyasetin önderlii henüz yeni domak üzereyken Rusya'daki Türkî halklar arasinda baini Tatar sosyalistlerinin çektii güçlü bir önderlik ve öreti vardi. Ancak bu öretinin ve önderliin "sosyalist" nitelii Batida bilinenlerden epeyce farkliydi. Ekim Devrimi esnasinda bilhassa Orta Asya ve Sibirya bölgelerinde devrim, ilk aamada sicak karilanmi olsa da nihaî olarak bir "gavur faaliyeti" gibi algilanmiti; zira "...Asyali halklara yabanci olan Marksist bir ruha sahip kinci Devrim'in bu bölgedeki taraftarlari neredeyse tamamen Rus kolonistlerden olumaktaydi. Rus kargaasinin uzamasi, eer onlarin balica amaci Rus mparatorluu'nun öteki halklarindan ayrilmak idiyse, Türkî unsurlar tarafindan sevinçle

3 Attilâ lhan'a bakilirsa, Mustafa Suphi ile Sultan Galiyef siki dostturlar. Galiyef onu yardimcisi yapmitir. lhan'a göre "...M. Suphi'nin yerini de evket Süreyya Bey almitir. Süreyya Rusya'da KUTV'da eitim görenlerdendir ve onun kökeni de Türkçülük'tür. Bilahare M. Suphi öldükten sonra onun akimini partinin içinde yürütmeye çalianlar . Süreyya, Nazim Hikmet, Hamdi amilof Bey ve benzerleridir..." (lhan, 1998: 51-52). Attilâ lhan bu kadroya Nâzim Hikmet'i dahil etmekle açik bir tahrifat yapmaktadir. Zira Nâzim, hem benzer bir revizyonizme savrulan Hindistan Komünist Partisi mensuplarini hem de evket Süreyya'yi bu revizyonist sapmasindan dolayi aci aci eletirmi ve mahkûm etmitir (Bkz. Nâzim Hikmet, 1995: 51, 75).

64

SUAV AYDIN

karilanmi olmalidir. Ancak ne Bütün Rusya Müslümanlari Kongresi ne de Müslüman Bölge ûralari, Müslüman di dünyada kendi çikarlarini ifade etmi ve çounluk Rusya'da federal bir hükûmet biçimini tercih etmi olsa da, kendilerini Rusya'nin genel sorunlarinin diinda mütalaa etmediler. [Buna karilik] Rusya'nin Türkî nüfusu, siyasî fikirler bakimindan... tek biçimli deildi ve ...daha çok Orta Asya kültürünün etkisi altindaki mollalarin önderlik ettii irticaî kanat Müslüman federalistlere kariydi." (Czaplicka, 1918: 17-18) Bu bakimdan, Galiyefizmin Bolevik hareketi içinde oportünist tarafi air basmaktadir. Hareket Sovyet Devrimi'nin olanaklari ile Rusya müslümanlarinin bu maddî koullarini bir noktada mezcedecek bir kavrami sahiplenmiti: "Nasyonal Komünizm". Galiyef, Kazan'da çikan Kuya gazetesinde bolevik harekete "mazlum milletine kari duyduu büyük sevginin airlii nedeniyle, milletinin hatiri için" katildiini yazmaktadir; Galiyef'in yoldai Hanefi Muzaffer, 1918'de Znamya Revulyutsii ("Devrim Bayrai") mevkutesinde Galiyefizmi özetleyen u satirlari kaleme almitir: "Müslüman halk, yani koloni halk, Rus sömürgecilii altindaki proletaryadir. Çünkü Ruslar tarafindan gerçekten ezilen bir halktir. Bundan dolayi Müslüman Türk ülkelerindeki milliyetçi hareketler gerçek sosyal ihtilâl hareketleri niteliini taimaktadir" (Sayilgan, 1970: 76). Türk milliyetçiliinin teorisyenlerinden Zeki Velidi Togan (1969: 289), Galiyef'le ibirliinin mahiyetini, "...Sovyet gazetelerinin Sultan Galiev ile Validov'u birlikte bir `millî ideoloji ve programi' kurdular mealindeki ithamlari... dorudur ve bu ideoloji birlii... Tatar ve Bakurtlarla Kazakistan'i Yayik nehri boyunca Hazar Denizi'ne kadar uzanan iki Rus vilâyeti ile fiilen ve nihai olarak ayirmak siyasetinin kabul olunmasi dolayisiyla husule gelmiti.." diyerek açiklamaktadir. Gerçekten de Galiyef'in hedefi, Orta Asya'daki, Sibirya'daki ve Rusya'daki Türkî halklari biraraya getirecek bir "Turan Federasyonu" kurmakti. Galiyef, Rus Bolevik Partisi'nin önderliinde gerçekletirilen devrimi, uluslararasi ilikiler bakimindan mevcut tahakküm ilikisinin devami biçiminde yorumlamaktaydi. Dünya çapinda sömürünün ve çatimanin iki tarafi vardi: Uluslararasi burjuvazi (metropol uluslar) ve sömürge halklari. Galiyef, kuramini u sözlerle açiklamaktadir (Kakinç, 1998: 38):

Uluslararasi burjuvazi kavrami, sadece Bati Avrupa burjuvazisi deil, uluslararasi bir birim, bir dünya ölçütüdür. Bunun yenilebilmesi için tüm karit güçlerin -yani sadece proletaryanin kitlesel istismari sonucu oluan güçlerin deil, ulusal-sinifsal istismar sonucu oluan güçlerin de- dier deyile sömürgelerin devrimsel enerjisinin konsantrasyonuna da ihtiyaç vardir!

Buna bali olarak,

...nsanliin yeniden yapilandirilmasinin maddî zemini, yalnizca sömürge ve yari-sömürgelerin metropoller üzerindeki diktatoryasi aracilii ile oluturulabilir. Zira yalniz-

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

65

ca bu yol, yerkürenin Bati emperyalizmi tarafindan zincirlere vurulmu olan üretici güçlerinin kurtuluu ve atilim yapmasi için gerçek bir teminat salayabilir. (a.g.e.: 40)

Galiyef, Marksist terminoloji kullanmakla birlikte, özünde bir "Üçüncü Dünya" milliyetçilii yapmaktadir. O dönemde sömürge ve yari-sömürge niteliinde bulunan, hatta Sovyet Devrimi ile sosyalist bir iktisadî-toplumsal-kültürel yapiya yönelmi olsalar da esas itibariyle "Rus ulusu"nun "burjuvazi" niteliindeki tahakkümü altindan kurtulmami bulunan Sovyet müslümanlarinin ve buna benzer halklarin, öncelikle kendi ulusal (burjuva) devrimlerini yaparak ve böylelikle birer ulus-devlet olarak tarih sahnesine çikarak, daha önceki tahakküm ilikisini tersine çevirmesini istemektedir: "Sömürge ve yari-sömürgelerin metropoller üzerinde diktatoryasi!". Burada, Marksizm'in tersine, tarihin ilerletici öznesi "sinif" deil, "ulus"tur (a.g.e.: 40):

Bizce, [Bati Avrupali komünistlerin] sunduklari reçete -ki Avrupa toplumunun bir sinifinin (burjuvazinin) dünya üzerindeki diktatoryasi yerine, onun kariti olan dier sinifin (proletaryanin) diktatoryasini önermektedir- insanliin ezilen kisminin sosyal hayatina hiçbir önemli deiiklik getirmeyecektir. Her halükârda nesnel bir deiiklik olacaksa da, bu deiiklik iyileme yönünde deil, kötüleme yönünde olacaktir. Bu, sadece daha az gücü olan ve daha aai düzeyde organize bir diktatoryanin yerine, ayni kapitalist Avrupa'nin (ki Amerika'yi da buraya dahil etmek gerekmektedir) Avrupa çapinda bütünletirilmi olan tüm güçlerinin dünyanin geriye kalan kismi üzerinde ortak diktatoryasini getirmektedir.

Görülecei gibi, Galiyef'in "proletarya enternasyonalizmi"ne hiçbir inanci ve güveni yoktur. Zira ulusal duygunun her zaman içi sinifi dayanimasinin önünde olacaini, Bati'daki proletarya iktidarinin hiçbir eyi deitirmeyeceini, hatta Bati uluslarini "Üçüncü Dünya"nin tahakkümü yönünde daha da güçlendireceini düünmektedir. Buna kari çare, Dou uluslarinin emperyalizm tarafindan madur birakilmi bütün siniflarinin ittifakiyla yeni bir tahakküm ekseni yaratmasidir. Turan Birlii, Ekim Devrimi sayesinde bu yolda yakalanmi ilk firsattir ve bu eksenin ilk yapi tai olacaktir. Köklerini Cemaleddin Afganî modernizminde bulabileceimiz Marksist terminoloji ile ekil deitirmi bu görüler, II. Dünya Savai sonrasinda Hindistan gibi klasik sömürgelerin kurtululariyla balayip 1960'larda "mazlum milletlerin kurtulu savalari" biçiminde ivme kazanan baimsizlama süreci esnasinda yeniden canlanmi; bu konjonktür sol güçler arasinda emperyalizme kari sürdürülen mücadelenin önemli bir merhalesi olan "kapitalist olmayan yol arayii" biçiminde deerlendirilerek desteklenmitir. Sani, yeni doan bu ulus-devletlerin emperyalizme kari bir blok oluturacai ve dünya sistemini deitirmekte Sosyalist blokla birlikte zorlayici olacai yönündedir. Ancak, bugünden bakildiinda bu beklentinin ne biçimde hayata geçtii görülebilir.

66

SUAV AYDIN

kinci kaynak: Maoizm ve ÇKP

1960 sonrasinda, "ulusal kurtuluçu" hareketlerin gündemi belirlemesi ve Çin sosyalizminin tarihsel gelenei, Maoizmi "Millî Demokratik Devrim" tezini programlatirmaya ve bu kuramin ihracina itmitir. Türkiye solunda "Millî Demokratik Devrim" çizgisini besleyen en önemli ideolojik kaynak da Maoizm olmutur. Maoizmin ya da daha geni ifadesiyle Çin komünizminin ideolojik tarihi de Türkiye'deki revizyonizme benzer bir seyir izlemitir. Türkiye'de evket Süreyya'nin ve Sadrettin Celâl'in Komünist hareketi CHF'na katilmaya davet eden broürünün yayimlandii siralarda Çin'de Çin Komünist Partisi üyeleri, Mao-Tze Tung dahil olmak üzere, Kuomintang'in ilk ulusal kongresinin yapildii 20 Ocak 1924'de bu partiye iltihak etmekteydi (Sayilgan, 1967: 10; Fairbank, 1969: 210). Daha 1922'de Çin Komünist Partisi yayimladii ilk bildiride Çin'de varolan siyasî partiler içinde sadece Kuomintang'in devrimci bir parti niteliini taidiini, Çin'in sinaî kalkinmasi için yapilan planlarla birlikte parti programinin "halkçi" ilkelerinin Kuomintang'in demokratik ruhunu yansittiini, proletaryanin acil görevinin birleik bir demokratik devrim cephesi kurmak için bu demokratik partiyle birlemek olduunu açikliyordu (Furuya, 1981: 132-133). deolojik planda MDD çizgisi, "üçüncü dünyaci" duruu nedeniyle Çin'e yaklairken, öte yandan Bati karisinda "di gösterebilen" bir ülke olmasiyla Çin'den güç ve örnek almitir. Çin'in 1960'lardaki nükleer denemeleri MDD'cileri heyecanlandirmitir (Avciolu, 1966b). Bu, tipki Türk milliyetçilerinin 1905'de can dümanlari Rusya'yi yenen Japonlara kari besledikleri hayranlii ve heyecani hatirlatmaktadir. "Millî Kurtulu Cephesi" tarzinda ilk ulusal cephe oluumu örnei ve kurami yine Çin Komünist Partisi tarafindan uygulamaya konmutur. Adi zikredilmese de bu yöndeki ilk kuramlatirma Sultan Galiyef'e aittir. Ancak kuramin resmî bir parti hatta devlet görüü haline gelip uygulamaya sokulmasi ÇKP eliyle olmutur. Esasen uzun süren devrim mücadelesinde Çin sosyalizmi, bu mücadele süresinde milliyetçi bir nitelik kazanmi ve Millî Kurtulu savalarinin zamanla sosyalizm yolunu açacai nokta-i nazarindan Komünist Partilerin taktik açidan milliyetçi partilerle birleme ödevinin bulunduunu ilkesel düzeyde ortaya koymutur. Mao, Yeni Demokrasi balikli kitabinda (1967), "Millî Demokratik Devrim"in çerçevesini çizer. Buna göre Çin devrimi, demokrasi ve sosyalizm adimlarinin atilmasi zorunluundan domutur. 1917 Devrimi sonrasinda Çin'de ortaya çikan burjuva demokratik devrim, devrimci cephe bakimindan proleter-sosyalist dünya devriminin bir parçasi olmutur. Zira bu devrim eski tipte bir burjuva devrimi deil, proletaryanin sevk ve idare ettii, bütün siniflarin yönetimde olduu bir devleti hedefleyen bir devrim niteliindedir. Bu nedenle emperyalizme ve feodal güçlere kari yapilan bu yeni devrim, sadece kapitalist gelimeye

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

67

yol açmakla kalmami sosyalizmin yolundaki engelleri de temizlemitir. Artik Çin'in geleceini belirleyecek kuvvetler, proletarya, köylüler, aydinlar ve dier burjuva kanatlardir. Bu devrimin yol açtii yeni demokratik cumhuriyet Avrupa ve Amerika'daki kapitalist cumhuriyetten farkli olduu gibi, Sovyetler Birlii tarzindaki sosyalist cumhuriyetten de farklidir. Zira sosyalist cumhuriyet sömürge ve yari sömürge ülke devrimlerine uygun deildir. Bu gibi ülkelerde üçüncü bir tarz, geçici ama zorunlu bir tarz olarak yeni demokratik cumhuriyet câridir. Burada anti emperyalist halk cephesinin önderliindeki devlet demokratik merkeziyetçidir; bankalar ile büyük endüstriyel ve ticari kurulular devletin mali; toprak ise ileyenindir. Henüz tam bir sosyalist ekonomi uygulanamaz. Çünkü, örnein Çin'in ekonomisi, kapitalist üretimi men edecek kadar gelimemitir. 1960'lardaYön hareketi ile balayan milliyetçi solculuun, baimsizlik vurgusu sakli kalmak kaydiyla, Çin deneyimine sempatisi açiktir. Ancak bu sempati, Türkiye siyasetinde "Pekinci" bir mihvere dahil olmaktan çok, Çin deneyiminin sergiledii "Üçüncü Dünya'ya özgü" kuram ve durua yöneliktir. Bu sempati, doal olarak, Sovyet aleyhtarlii ile birlikte yürümütür. Bunu en açik haliyle Sovyet çizgisinde addedilen TKP'nin eletirili biçiminde buluruz. Doan Avciolu (1966a) öyle diyor:

...Moskova'nin emrinde bir Türkiye Komünist Partisi'nin varlii ve "Bizim Radyo"nun münasebetsiz yayinlari, ölçülü davranma lüzumunu hakli olarak arttirmaktadir. Komünist Partileri toplantilarinda Çin'e kari bir oy salayabilmek için, Moskova böyle kukla teekküller besleyebilir (...) Bizim komüniste de saygimiz vardir ama Moskova'nin, ya da Pekin'in deil, Türkiye'nin komünisti olmak ve önce Türkiye demek artiyla (...) Türkiye bugün bir baimsizlik savai içindedir. Bu milliyetçi savain öncülüünü yapan Türk sosyalistleri, baimsizliimiza gölge düürecek davranilara, nereden gelirse gelsin, en ufak müsamaha göstermiyeceklerdir.

Ayrica, Yön hareketinin iktisadî ve siyasî programi, Mao'nun tarif ettii yeni demokratik cumhuriyetle oldukça örtümektedir. Yön'e göre hedef, baimsiz ve kalkinan Türkiye'dir. Türkiye'de Bati anlaminda bir burjuva sinifi hizla gelimekle birlikte, sanayide öncülük yapmamakta ve feodal siniflari tasfiye etme yönünde ilerici bir rol üstlenmemektedir. Tersine, "...Türk toplumunun.. kalkinma bakimindan tek ümidi olan devletçilii kemirmekle meguldür.." (Soysal 1962). Bu nedenle kalkinma özel teebbüse birakilamaz. "Hizli iktisadî kalkinma" stratejisinin temel unsurlari ise toprak ve tarim reformu, di ticaretin, malî kurumlarin kamulatirilmasi ve temel sanayinin devlet elinde bulunmasi, geri kalan alanin özel teebbüse birakilmasidir (Avciolu 1963b, 1969: 477-508 ve 1980: 239-300). Bu, Doan Avciolu'nun (1965) makale balii olarak sloganlatirdii "halkçi, devletçi, devrimci ve milliyetçi kalkinma yolu"dur. Mao'nun "önce demokratik devrim sonra sosyalist devrim" biçiminde formüle ettii stratejiyi Yöncüler, "sosyalizmden önce Atatürkçülük" (Avciolu 1963a) biçiminde ifade etmektedirler.

68

SUAV AYDIN

Zira onlara göre Atatürkçülük, 1960'larin revaçtaki kalkinma teorisi "kapitalist olmayan yol"un ya da baka ifadeyle "üçüncü yol"un ilk kuramlatirmalarindan biridir. Avciolu'na göre, "[K]emalist tez, `baimsizlik içinde toplumsal devrimler yoluyla çada uygarlia ulamak' biçiminde özetlenebilir. Türkiye'mizin içinde bulunduu artlarda hizla kalkinmasi ve çada uygarlik düzeyine bir an önce ulamasi için tek çare olarak gördüümüz `millî devrimci kalkinma yolu' Kemalist tezin temele indirilmesi ve böylece Atatürk devrimlerinin devam ettirilmesinden baka bir ey deildir" (Avciolu 1969: 526). Marksizm-Leninizm, bu yeni gelimeyi aydinlatacak teorik donanimdan yoksundur: "..Çaimizda burjuva kalkinma safhasinin imkânsizliini anlayan burjuvazinin ileri unsurlari, siniflarini inkâr etme pahasina memleketlerini, henüz sosyalist olmayan bir kalkinma ve ilerleme yoluna sokmulardir" (Avciolu 1964). "..Dogmatikler, milliyetçi burjuvazi önderliindeki milli kurtulu hareketini inkâr etmiler ve bu ülkeleri eskisi gibi emperyalizmin uydusu saymilardir..." (a.g.e.). Bu nedenle Yöncüler, kendi "sosyalist" projelerini ötekilerden özenle ayiriyor ve milliyetçi vurgusu air basan ve 1960'larin "Üçüncü Dünyaci" havasindan kuvvet bulan bir tür özgücü formülasyona dayaniyorlardi. Bu "ihtilâlci olmayan sosyalizm"in formülasyonunda en temel figürler "millîlik (Türk'e haslik)" ve "Atatürk"tü:

..[Bu] [i]slahatçi sosyalizm, siniflarin kavgasina dayanmaz. Onun gâyesi, sinif kavgalarini gelitirerek bir ihtilâle ulamak deildir. Bunun yerine, airi sinif farklilamalarini devletin iktisadî ve sosyal hayata müdahalesi suretiyle önleyerek, cemiyette gelirlerin dailiini sosyal adalete uyan bir nizam içine almaktir. Bizim Atatürk devletçiliimiz, bati [Avrupa] manâsinda bir sosyalizmden baka bir ey deildir. Çünkü devletin iktisadî fonksiyonunu ön plânda aliyor ve siniflarin ahengini savunuyordu (...) Ama Atatürk sosyalist mi idi? Hayir... Çünkü Atatürk hiçbir eyde uluorta bir taklitçilie yer vermedi. Onun içindir ki bugün bir Atatürk doktrini vardir. Nitekim Türk devletçilii de, Atatürk doktrininde bir taklit deil, Türkiye'ye hâs bir sistemdir (...) Bizim bir Türk sosyalizmi olarak vasiflandirdiimiz yeni devletçilik cereyanina gelince, bunun memleketimize hâs meslek ve metodun, memlekette teessüs ve inkiafina hizmet edecek kuvvetli bir sistem olabileceine inaniyorum. Bu sistemin esasi, elbette ki, yalniz sanayi ve ekonomiyi deil, millî hayatin her cephesini, Atatürk'ün çeitli demeçlerinde yer alan ilkeler dahilinde düzenlemekten baka bir ey deildir. Plân, dinamizm ve bütün unsurlari ile tam bir ideoloji. te bu Türk sosyalizmidir.(...) Türk sosyalizminin ina konulari ve sistem meseleleri, Türk aydinlarinin elbirlii ile Türk milletinin önüne parça parça serildikçe görülecektir ki, bir Türk sosyalizmi vardir ve bunun sokaklarda dolatirilan hayaletlerden [komünizm kastediliyor] korkacak hiçbir tarafi yoktur (Aydemir 1962).

Bu çerçevede Yakup Kadri (Karaosmanolu 1962), Atatürk ilkelerine "millî sosyalizm" adini uygun görmektedir. evket Süreyya'nin bu "sosyalizm" projesi, açikça "Üçüncü Yol" içinde yer alan bir baka yolu tarif etmektedir. Bu haliyle, elbette Maoist tahlilden epeyce uzaklamaktadir. Ancak gerek Maoist devrim programinda gerekse Yöncüler'in devrim stratejilerinde vurgulanan ana tema, sosyalist devrimden önce "millî bir devrim"in zorunluluudur. Zira öncelikli

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

69

tehdit ve tehlike emperyalizmdir. Bu ortak düman karisinda Türkiye'ye özgü stratejiler peinde koan aydinlara, Kemalizm'in konumu oldukça çekici gelmektedir. Zira Kemalizm, dünyada emperyalizme kari ilk millî kurtulu mücadelesini yaparak "mazlum milletler"e önder ve örnek olmu bir harekettir (Selçuk 1962). Millî Mücadele, "..di kapitalizme ve emperyalizme kari millî burjuvazinin en aydin tabakalarinin önderliinde yürütülmü bir mücadele.." idi (Avciolu 1964). Bu sava, "..[e]mperyalizme kari bir sava olarak sosyalizme benzemekle beraber siniflararasi bir savala deil, siniflararasi elbirlii gerçekletirilebilirse yürütülebilecek bir savati.." (Berkes 1963). Ayrica Atatürk devletçilii, kapitalizme alternatif bir sistem olarak düünülmemi olmakla birlikte (Avciolu 1969: 213), tam da Yöncüler'in tasarladiklari "üçüncü kalkinma yolu"nun Türkiye özelindeki ilham kaynaidir. Atatürk, "hizla çada uygarlik düzeyine" götürecek yöntemi bulmutur: "..Lâik bir toplumda, gücünü milliyetçilikten alan, halkçi, devletçi ve devrimci bir politika.." (Avciolu 1964) leride görülecei üzere, Mihri Belli grubunun "Millî Demokratik Devrim" programi ise tam anlamiyla Çin deneyinden ve Mao teorisinden esinlenmektedir.

MDD ve Yön hareketi

Görülecei üzere Türkiye'de MDD hareketinin ideolojik temelleri TKP içinde kurulmu ve Kadro hareketiyle ete kemie bürünmütü. kinci önemli adim, 1960'larda Yön hareketi ile atilmitir. Esas itibariyle Yön hareketini balatanlar, büyük ölçüde CHP kökenli veya CHP içindendir4 ya da CHP'yi siyasal bir manivela olarak kullanma niyetindedirler. Bu nedenle Yön sayfalarinda en fazla problem edilen konulardan birisi CHP'nin siyasal durumudur. Kadro yazarlarinin en önde geleni evket Süreyya derginin yazar kadrosundadir. Ancak MDD adiyla bu "devrim" tezini olgunlatiran eilim, TP içinden çikmitir. MDD tezi, bir program olarak ortaya çikana kadar, bu teze yakin çeitli programlari büyük ölçüde Yön hareketi örgütlemitir. 1968'e gelinceye kadar çeitli biçimlerde ortaya atilan "millî cephe" formüllerine TP ilgisizdir.

Türk sosyalizmi formülasyonu ve "Millî Kurtulu Cephesi" programi

Kendisini daha sonra "millî cephe" biçiminde ifade edecek olan soldaki bu özgücü duru, evket Süreyya Aydemir'in Yön'de yayimladii "Türk Sosyalizmi ve Fikir Atatürkçülüü" yazisi ile ilk ifadesini bulmutur (Aydemir 1962). Yön çizgisi içindeki ilk önemli çatlak da bu yazi üzerine ortaya çikti. Sadun Aren, bu görüe hemen cevap verdi. Aren'e göre "bu... Türkiye için ve Türkiye'ye mahsus,

4 Kuruculardan biri, Yön dergisinin ilk sermayesini koyan (Bkz. Özdemir, 1986: 53) Cemal Reit Eyübolu CHP parti yöneticisidir. Doan Avciolu ise, partinin bilim kurulu üyesidir...

70

SUAV AYDIN

yeni bir gelime teorisi yeni bir sosyalizm bulmak teklifidir".5 Behice Boran da bu görüü, Vatan gazetesinde iddetle eletirmektedir. Nihayet Yön dergisi, "Millî Kurtulu Cephesi" programini açiklayinca temel zitlik iyice belirginleti ve yollar tam anlamiyla ayrildi. 1962'de Yön'de Doan Avciolu, "Sosyalist Gerçekçilik" balikli makalesinde, "Atatürk'le balayan, millî kurtulu hareketi tamamlanmamitir. Türkiye bugün... millî kurtulu hareketi safhasinda bulunmaktadir. Bu hareket baariya ulamadikça demokrasi ve sosyalizm yolunda ilerleme kaydetmek mümkün deildir. Sosyalizme giden yol, millî kurtulu hareketlerinden geçmektedir... Mücadele, bütün demokratik ve vatansever kuvvetleri ilgilendirir. Atatürk devrini yaami, devlet geleneine sahip Türkiye'de, antifeodal ve antiemperyalist mücadele, bütün sosyal gruplarda yanki bulacaktir (...) Sosyalistler her çeit dogmatizmden ve ayiriciliktan siyrilarak toplumun çeitli siniflarinda mevcut gerçek demokrasi taraftari vatanseverleri toplayabilecek olan `Millî Kurtulu Cephesi'ni gerçekletirmeye çalimalidir..." (Avciolu 1962) demektedir. Avciolu'na göre, büyük burjuvazi "yeni tip sömürgeciliin" temsilcisi haline gelmektedir. Ancak burjuvaziyi blok halinde kariya almaktan olabildiince kaçinmak gerekmektedir. Sosyalizmin bugünkü temel sorunu anti-emperyalist ve anti-feodal mücadeledir. Bu nedenle "...sosyalizm yolu, demokratik millî kurtulu hareketinden geçmektedir.." Bu yoldaki strateji, Doan Avciolu'na göre, "...toplumun bütün tabakalarinda yer alan milliyetçi ve demokratik kuvvetlerin biraraya getirilmesine..." çalimak olmalidir. Bu cephenin doal unsurlari içi ve köylü olacaktir. Ancak bugünkü koullarda "...sinif önderlii dâvâsi, bugünün meselesi olarak ortaya atilmamali, sosyalistler birletirici ve toplayici olmaa dikkat etmeli"dir. Güçlü bir halk hareketinin temelini oluturacak içi ve köylü ittifakinin doal öncülüü ise öretmenlerden, memur ve subaylardan oluan orta siniftan gelme aydinlara aittir. "...Bu Atatürkçü vatansever aydinlarin millî kurtulu cephesinin gayelerini benimsememeleri için hiçbir ciddî sebep yoktur..." Bu cephenin en önemli destei doal müttefikler olan gençlikten ve ordudan gelecektir. Avciolu ordu hakkinda unlari söyler:

..Fakir ve mütevazi ailelerden gelen ordu, Türkiye'mizin ileri hamlelerinde dayanilacak en salam kuvvetlerden biridir. Memleketimizin Batililama hamlelerinde, ordu, daima ilericilerin safinda yer almitir. Bugün de, ilerici kuvvetlerin, Anayasa'dan da kuvvetli teminati ordudur. [Ordunun günlük politika diinda olmasi] ... ordunun, millî kurtulu cephesinin en güvenilir manevî desteklerinden biri olduu gerçeini deitirmez (...) Batida ordu burjuvazinin tam bir âleti olmutur. Bati burjuvazisi, kendi çocuklarini asker yapmi, onlari sinif menfaatlerini koruyacak ekilde yetitirmi ve askerlik mesleini içi ve köylü çocuklarina kapamitir. Bu sebeple, Batida ordu, daima gerici kuvvetlerin safinda yer almi, haklarini arayan içilere kurun yadirmitir.. Türkiye'de ise halktan çikmi Atatürkçü bir ordu vardir. Bu orduyu hâkim siniflarin elinde itaatkâr bir âlet olarak düünmek büyük bir hatadir.

5 Bkz.Yön, S. 14, 21 Mart 1962, s. 2.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

71

O yillarda Yön çizgisinde kurumlaan Sosyalist Kültür Dernei de bu programi derhal benimsemitir. Dernek, yayimladii bir bildiriyle programa desteini öyle belirtmektedir:6

...[S]osyalizm, Türk ulusunu ileride bir medeniyet seviyesine ulatirmak hedefine yönelmi halkçi bir düzen kurmak üzere yapilan Millî Kurtulu Savaimizin bir devami ve yeni bir hamlesi olacaktir...

Görülecei gibi, Yön hareketi yeni "devrimci hamle"yi Millî Mücadele'nin bir devami olarak anlamakta ve burada ordunun klasik "ilerici" rolüne büyük önem vermektedir. Bu çerçevede ordu sinifsal bir odak olmadii gibi, "sosyalizm yolundaki" bu mücadelenin kesin bir sinifsal önderlii (içi sinifi esasi ve önderlii) de yoktur. Tam tersine bu hareket, daha çok, küçük burjuvazi önderliinde yürütülecek emperyalizme ve feodalizme kari bir "millî siniflar ittifaki"dir. Yön'e göre "...sosyalizm yarinin meselesidir. Bu günün meselesi emperyalizmle mücadeledir".7 Bu belirlemeler, Sadrettin Celâl'in ve evket Süreyya'nin daha 1924'te deerlendirdikleri manzaradan ve hareket tarzindan hiç de farkli deildir. Bu çerçevede mücadele hâlâ bir "ilerici-gerici savai"dir (Avciolu 1962). 1960'larda hâlâ sürdüü düünülen bu "tamamlanmami millî demokratik devrim" savainin "ilerici" tarafinda duranlarin bir cephe halinde birlemesi yolunda ilk giriim 1 Nisan 1964 tarihli "Gericilikle Sava" toplantisina katilim yoluyla olmu; davet edilen 33 dernekten toplantiya katilan 24'ü "Atatürkçü Dernekler Ortak Bildirisi" balikli bir bildiri yayimlamilardir. TP bu toplantilara kurumsal varliiyla katilmamitir. Aksiyon anlaminda arkasi gelmeyen bu bildiriye göre ülkemiz "kiyüz yildir süren batililama ve çadalama çabalari[n]a ramen...[onu] ortaça karanliklari içinde yaatmak isteyen geri zihniyetin yok edilmedii bir ülkeydi". Bu geni ittifak arayii çerçevesinde Yön "...millî baimsizlik davamizda nönü'nün liderliindeki bir CHP'nin önemli bir mevkii olduu inancindadir".8 1965 seçimlerinin hemen öncesinde TP içinde bakan Mehmet Ali Aybar'in baini çektii kanat "Millî Cephe" çarisina uydu. Aybar, TP Genel Bakani imzasiyla Sosyal Adalet dergisinin 12. sayisinda yayimlanan bildirisinde yabanci sermaye tehlikesine ve tam baimsizlik ihtiyacina dikkat çekerek "...Türkiye'nin ekonomik ve politik bakimdan tam baimsiz devlet haline gelmesi ve yaamasi, bugün Türk milleti için bir ölüm kalim meselesidir. Tipki Kurtulu Savai yillarinda olduu gibi milletimizin bütün namuslu, yürekli ve gerçekten yurtsever kuvvetlerinin bir Millî Cephe halinde ibirlii etmeleri ve dayanimalari kutsal bir görevdir. Türkiye bir Vietnam, bir Kongo olamaz ve olamiyacaktir. lk millî kurtulu savaini vermi ve zafere ulami olan milleti6 Yön, S. 57, 16 Ocak 1962. 7 Yön, S. 124, 13 Austos 1965. 8 Yön, S. 124, 13 Austos 1965.

72

SUAV AYDIN

miz demokratik yoldan baimsiz toplumcu bir ülkenin kurulma örneini de verecektir..." demektedir.9

Cephe'nin temel sol strateji oluu ve taktik ayrilik: TP içinde MDD hizbinin douu

Millî Kurtuluçu hareketin kendisini formüle ediinin ardindan, özellikle TP'in 1966'da Malatya'da toplanan II. kongresiyle birlikte, solda genel bir "Millî Cephe"nin hatta Rasih Nuri'nin sözleriyle MDD tarzi bir programin kabulü gündeme geldi. Aslinda, Rasih Nuri leri (1976a: 19) "...TP tüzük ve programi tümüyle bir asgarî program, bir Millî Demokratik Devrim programiydi, hatta TP Malatya kongresinden önceki Genel Yönetim Kurulunda Program ve Tüzüe Sosyalizm sözcüünün konmasini Yücel Kivilcim arkadaimla istediimizde buna en iddetli olarak Aybar ve Boran kari çikmiti.." demektedir. Bu yeni yönelimde en önemli etken, dünyadaki sol kavrayita "anti-emperyalist" tavrin öne çikmasiydi. SBKP ve TKP gibi ortodoks partiler, sosyalizm mücadelesinde antiemperyalist "tek cephe" politikasini benimser hale gelmilerdi. Bu aslinda özellikle Vietnam Savai'nin etkisiyle Maoizmin savunduu anti-emperyalist mücadele stratejisine yaklamayi ifade ediyordu. Maoizm, klasik sol partilerin aksine, dünyadaki temel çelikiyi kapitalizm ile sosyalizm arasinda deil, millî baimsizlik hareketleriyle emperyalizm arasinda bir mücadele olarak tarif etmekteydi. Bu nedenle Maoizmin tanimladii devrimci güçler ekseni, uluslararasi içi sinifi ittifaki eklinde deil, millî baimsizlik yolunda millî siniflar ittifaki eklindeydi.10 Bu çerçevede Türkiye'de bazi sol dernekler birleerek "Türkiye AntiEmperyalist Millî Cephesi"ni oluturdular ve Dönüüm dergisinde bu cephenin protokolünü yayimladilar.11 Protokolde, TBMM'nin emperyalizme kari meru savunma amaciyla toplanmi, "dünyada ilk anti emperyalist millî kurtulu cephesini açan" ulusal bir meclis olduu, 1947'den sonra "bizi mahvetmek isteyen emperyalizmin ve "bizi yutmak isteyen kapitalizmin" yeniden millî baimsizlii tehdit ettii, bu nedenle bu ortak dümana kari dainik mücadele eden bütün yurtseverlere ve milliyetçi derneklere açik bir "Millî Cephe"nin kurulduu; bu kurtulu yolunda tek çarenin bu cepheyi güçlendirmek ve "milletin bütün zinde güçlerini seferber etmek"ten geçtii; Türk yurtseverliinin özünün ve doktrininin anti emperyalist anti kapitalist millî kurtuluçuluk, yani anti-emperyalist ve

9 Sosyal Adalet, S. 12, Mart 1965.

10 Maoizmi, Sovyet ve Avrupa sosyalizminden stratejik hedefler bakimindan ayritiran tek ey bu deildir. Geleneksel Avrupa sosyalizmine rengini veren en önemli tavir, köylülüe kari güvensizlik ve kirsal toplum kesimlerini "burjuvazinin stratejik yedek gücü" olarak görmesidir. ÇKP ise esas itibariyle kirsal alandan domu ve kirsal bölgelerde halk ittifakini, "antiemperyalist ve antifeodal mücadeleye girimek üzere" örgütlemiti (Bkz. Amin, 1993: 115). 11 Bkz. Dönüüm, S. 6, 1 Kasim 1966.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

73

anti-kapitalist bir milliyetçilik olduu; bu yurtseverlik tarzinin sadece mazlum milletlerin yurtseverlii ile çelimedii, dolayisiyla cephenin bütün bu halklarin yurtsever ve milliyetçi cephesi olduu; yine bu yurtseverliin özünün emperyalizmin ibirlikçilerinin yurtseverlii ile tümüyle çatitii; bu nedenle cephe mücadelesinin bir yönünün Amerikan emperyalizmine dier yönünün ise ibirlikçilere kari bulunduu bildirilmektedir. Bu cepheyi oluturan örgütler ekseriyetle yüksek örenim örenci dernekleridir. TP'in II. Kongresinde kabul edilen "Sonuç Bildirisi"nde de benzer temalar yer alir. Genel Bakan M. Ali Aybar kongre sonrasinda Dönüüm'e verdii demeçte "sosyalizmin Türkiye'ye özgü tarih koullari içindeki uygulaniina ve bu koullarda, bu koullar içindeki uygulaniin teoride deerlendirilmesinden meydana gelen Türkiye'ye özgü sosyalist teori-eylem sistemine Türkiye sosyalizmi adi veriyoruz... Türkiye sosyalizmi olu halindedir... Gerçekten ikinci büyük kongremiz ikinci millî kurtulu mücadelesinin sosyalizm için mücadeleden ayri tutulamayacaini kesinlikle ifade etmitir... Millî kurtulu mücadelesi sosyalizm için mücadele ile birlikte yürütülür demek, üphesiz millî kurtulu mücadelesini yalnizca sosyalistlerin yürütecei anlamina gelmez. Millî kurtulu mücadelesi, emperyalizme kari olan bütün kuvvetlerin millî bir cephe kurmalari eklinde yürütülecektir..." demektedir.12 Ancak Aybar, Yöncüler'in Millî Kurtuluçuluu ile TP'in cephe programinin farkliliini ayni yerde özenle belirtmektedir: Millî kurtulu mücadelesi ile sosyalist mücadelenin birbirinden ayri düünülemeyecei yolundaki karar "...vesile[si]yle Millî kurtulu mücadelesi hakkindaki bazi görülerin yanlilii da ortaya konmu olacaktir... Millî kurtulu mücadelesi, sosyalist bir partinin demokratik öncülüünde yürütülecektir... Millî Cephe'nin sinifsal karakterini görmemezlikten gelmek, hele bu mücadeleye sosyalist bir karakter vermekten kaçinmak son derece büyük bir hâtadir... kinci millî kurtulu mücadelemiz sosyalist teorinin iiinda ve sosyalist Türkiye çi Partisi'nin demokratik öncülüünde yürütülecektir... Millî kurtulu mücadelesi millî burjuvazinin -ki bizde yokturveya ara tabakalarin öncülüünde yürütülürse.. emperyalizmle yeniden ilikiler kurduklari görül[ecektir]... kinci büyük kongremiz sosyalizmin halka ramen tepeden inme yöntemlerle kurulamiyacaini kesinlikle ifade etmitir..." (a.g.e.). Aybar'in ve dolayisiyla TP'in Yöncüler'e ve TP içinde Mihri Belli'nin öncülüünü yaptii MDD muhalefetine itirazlari dört noktada toplanabilir: 1) Türkiye'de millî demokratik devrim denilen aama büyük ölçüde tamamlanmitir. 2) Millî kurtulu mücadelesi ve anti-emperyalizm, ayni zamanda sosyalist bir mücadeledir. Aralarinda bir öncelik-sonralik sorunu yoktur.13 3) Türkiye'de bir millî burjuvazi bulunmadii gibi, millî burjuvazi adi verilen kesimlerin ve ara tabakalarin bu mücadelede öncülüü söz konusu olamaz. Öncülük, ülkede gelimi

12 Bkz. Dönüüm, S. 8, 1 Aralik 1966, s. 6. 13 Bkz. Behice Boran, Dönüüm, S. 10, 1 Ocak 1967, s. 6-7; M. Ali Aybar, Ant, S. 1 Eki, 3 Ocak 1967, s. 2.

74

SUAV AYDIN

olan içi sinifina ve onun temsilcisi olan partiye aittir. Hatta bu mücadeleye millî burjuvazinin deil öncülüü, varlik olarak katilimi bile söz konusu deildir. Zira Türkiye'de burjuvazinin geliimi millî yönde deildir.14 4) Bu mücadele demokratik bir mücadeledir. Cuntaci veya darbeci (tepeden inmeci) yöntemlerin bu mücadelede yeri yoktur. TP anayasa çerçevesinde sosyalizmi kurma yolundadir.15 1966'daki Malatya Kongresi'nin ardindan, parti içinde yükselen MDD'ci yönelim karisinda TP önderleri, Dönüüm dergisinde devletin ceberrut niteliini öne çikaran, aydin-halk çelikisine deinen ve "demokratik deil sosyalist devrim" tezini ileyen yazilar yazmaya girimilerdir (Aydinolu 1992: 97). Parti içinde bu ideolojik mücadelenin yükselmesi ve giderek uzlamaz hale gelmesi, MDD'ci kanadin 17 Kasim 1967'de Türk Solu dergisini çikartmasiyla sonuçlanmitir. Özellikle Çekoslovakya'ya Sovyet birliklerinin giriini izleyen dönemde (21 Austos 1968 sonrasinda) daha da öne çikarilan bu son vurgu, MDD muhalefetiyle ipleri koparan son nokta olmutur. Bu gelimeler sonucunda Mihri Belli, Yön dergisinde, E. Tüfekçi imzasiyla, sonradan Türk Solu dergisinin eki olarak sunulan bir broür eklinde yayimlanacak olan bir tahlil yapti.16 Ekte, çain sosyalist devrim ve millî kurtulu devrimleri çai olduu belirtiliyor, ülkesinde baimsizlii gerçekletirerek ve feodal kalintilari temizleyerek demokratik devrimin gereklerini yerine getirecek olan emekçi iktidarinin, ayni zamanda sosyalist devrim yolunda da adim atmi olacaina deiniliyor, stratejinin "millî demokratik devrim", hedefi tesbit eden temel sloganin ise "tam baimsiz ve gerçekten demokratik Türkiye" olduu söyleniyordu. Bu devrimci adim, esas olarak ibirlikçi sermaye ve feodal siniflardan oluan "gayri millî sinif"a karidir.17 Bu ek, ayni zamanda Aydinlikçi çizgi olarak adlandirilan sol siyaset hattinin ilk belgelerindendir. Mihri Belli, bu belgenin geniletilmi bir versiyonu olarak yayimladii daha sonraki bir broürde (Belli 1970), "can çekien kapitalizm" olan emperyalizmin dünyaya belirli bir ibölümü dayattiini ve bu ibölümü içinde sömürülen ülke14 Bkz. Sadun Aren, Dönüüm, S. 9, 15 Aralik 1966, s. 3; Çetin Altan, Akam, 3 Ekim 1967. 15 Bkz. M. Ali Aybar, Ant, S. 1 Eki, 3 Ocak 1967, s. 2. 16 Aslinda bu tahlilden çok önce, Türk Solu dergisinin ilk sayisinda "Neden Çikiyoruz?" balii altinda bu stratejinin ana noktalari ortaya konmutu. Buna göre, Türk solculuunun Mustafa Kemal'lere, Pir Sultan'lara uzanan bir tarihi vardi; çaimizda bu sol potansiyel sosyalizmin etkisiyle ivme kazanmiti; ancak önümüzdeki devrimci adim, Sosyalist devrim deil, tam baimsiz tam özgür bir Türkiye için "Antiemperyalist ve Antifeodal Demokratik Devrim"di. Bu nedenle Türk Solu emperyalizme kari mücadeleyi bölebilecek "bilime ve gerçeklere aykiri sol gevezelikler"e kari idi. Bu mücadelede en tutarli devrimci güçler kent ve köy emekçileriydi; ancak küçük burjuva bürokrasinin temsil ettii devrimci tutum da küçümsenmemeliydi. Demokratik devrimin gerçeklememi oluu, "gerici güçlerin iini kolaylatirmakta, milliyetçi saflari zayiflatmakta..." idi. Bkz. Türk Solu, S. 1, 17 Kasim 1967, s. 1, 7. 17 Bkz. Türk Solu, S. 53 Eki, 19 Kasim 1968.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

75

lere birakilan alanin besin ürünlerinin ve hammaddelerin üretimi olduunu yazmaktadir (a.g.e.: 8). Dolayisiyla pahali sanayi ürünleri ile bu türden ucuz üretimin uluslararasi piyasada mübadelesi ya da yabanci sermayenin ülkeden çektii kâr, sömürülen ülke için "di ticaret açii" anlamina gelmektedir. Emperyalizm, bu sömürüyü "di yardim" ile daha da younlatirmaktadir (a.g.e.: 9). çerdeki sinifsal tablonun durumu da iç açici deildir. Gelir dailimindaki büyük eitsizlik ve topraksizlik balica sorunlardir. Bütün bu olumsuz görüntüyü, Türkiye'nin A.B.D.'ne uyduluk politikasi tamamlamaktadir. "...Böyle bir di politika Mustafa Kemal'in millîci politikasiyla çeliir" (a.g.e.: 12). Emperyalizm, uydusu olan ülkede en geri siniflarla ittifak yapar ve ibirlikçi sermaye yaratir. Bu siniflarin çikari, Türkiye'nin baimli oluundan ve geri kaliindan yanadir. Bu tahakküm sürdükçe "gerçek bir iktisadî kalkinma" olanaksizdir (a.g.e.: 13). Mihri Belli, kültür alaninin bu tahakküm sarmalini güçlendirici mahiyetine dikkat çeker. Milli Eitim, Kemalizm'in tek merkezli laik eitim ilkesinden taviz vermektedir. Bati kültür ürünleri yaninda, ülkeyi izinli izinsiz Kuran okullari sarmitir (a.g.e.: 15). Savunma alaninda da emperyalist etki açiktir: "lk baarili millî kurtulu savainda emperyalizmi yenmi olan ordusunun anli askerî geleneine ramen, bu ordunun Kemalist subay kadrosuna ramen..." Türkiye savunma politikasi bakimindan emperyalizmin çikarlarini savunan görüntünün istisnasi deildir (a.g.e.: 16). Bu arada Belli'nin genel eilimden farkli bir tavrini da belirlemek gerek: "Türkiye gibi birden fazla etnik topluluu barindiran bir ülkede kültür alaninda güdülen gerici politika kültürel baski eklinde tezahür eder. Kardelii tarih önünde sinavdan geçmi Kürt halkinin etnik özelliini inkâr eden faizan bir politika, halkimizin gerçek birlik ve dayanimasini baltalayan ve ancak yurdumuzun dümanlarinin ekmeine ya süren bir deve kuu politikasi olarak, Türkiye'nin gerçek çikarlarina aykiridir" (a.g.e.: 15). Bu manzara karisinda atilmasi gereken devrimci adim, "...ulusal baimsizliin gerçekletirilmesi ve bu amaçla emperyalizmin ibirlikçisi sermaye çevrelerinin ekonomi ve siyaset alanindaki etkilerinin önlenmesi... [f]eodal ilikilerin ortadan kaldirilmasi... her çeit kapitalizm öncesi sömürüye son verilmesi, bütün Türkiyelilerin, vatandalik hak ve özgürlüklerinden yararlanan, siyasî bakimdan eit fertler payesine yükseltilmesi..." (a.g.e.: 19-20), yani "demokratik devrim"dir. Çaimizda demokratik devrim, ayni zamanda millî bir devrimdir. Çaimiz koullarinda burjuvazi önderliinde demokratik devrim söz konusu olamaz. Yani devrimci hegemonya artik millî burjuvaziye geçemez (a.g.e.: 23). O nedenle, "...[a]ntiemperyalist, anti-feodal devrim için, `Millî Demokratik Devrim' daha uygun bir deyimdir. Çünkü emperyalizm çainda Demokratik Devrimi gerçekletirmemi olan bütün ülkeler, (istisnasiz) emperyalizmin boyunduruu altindadir..." (a.g.e.: 20-1). Belli'ye göre, bu devrimde hegemonya millî burjuvazinin solundaki emek güçlerinde olmalidir. "MDD bütün millî sinif ve zümrelerin devrimidir ve devrimin baariya ulamasi, bu millî güçler arasinda devrimci güçbirliinin

76

SUAV AYDIN

(Millî Cephenin) kurulmasi artina balidir..." (a.g.e.: 23). Ancak Belli orta köylünün ve ehir küçük burjuvazisinin, devrimin sosyalizme vardirilmasinda duraksamadan hareket edeceinden üphelidir. Bu nedenle hegemonya, Türkiye toplumunun en devrimci güçleri olan proleter-yoksul köylülükte olmalidir (a.g.e.: 23-4). Mihri Belli, Kemalizm'i demokratik devrim yolunda atilmi halkçi bir ilk adim olarak görür. Mustafa Kemal, Kurtulu Savai koullarinda bir Millî Demokratik Devrim'i yürürlüe koymutur. Ancak Millî Mücadele'de ve onu izleyen dönemde devrimci hegemonyayi elinde tutan küçük burjuva kökenli askersivil aydin zümresi, karakteri gerei, "...emperyalizmin iktisadî tahakküm ve sömürüsünün kökünü kazima yolu[nu] tutmami... emperyalizmin dayanaklarindan biri olan feodal mütegallibeye kari mücadele daha çok ideolojik alanda tutulmu...", bu yüzden de kari devrimci güçler uygun koullari bulur bulmaz harekete geçmilerdir. 27 Mayis'i izleyen kisa süre hariç, gidiat hep kari-devrim yönünde olmutur (a.g.e.: 24-7). Ancak, Türkiye'de asker-sivil küçük burjuvazi, yani aydin-bürokrat zümre, Avrupa'daki kariliindan farkli bir konumu igal etmektedir. "...Türkiye'de ve bazi geri kalmi ülkelerde asker-sivil aydin zümrenin zaman zaman egemen siniflara kari, bu siniflardan ayri bir demokratik güç olarak tarihî gelimeye müdahale ettii görülmütür..." Belli, 1908 hareketini, Kemalist devrimi ve 27 Mayis'i bunun örnei sayar. Bu zümrenin mensuplari kinci Dünya Savai'nin sonuna kadar önemli ve kilit yönetim yerlerini elinde tutmaktaydi. Ancak bu andan sonra ibirlikçi sermaye taradaki mütegallibe ile ibirlii kurarak ekonomi ve siyaset üzerinde egemenliini kurmutur (a.g.e.: 59-60). Türkiye'de bu ibirlikçi siniflarla sivil-asker aydin zümrenin uzlamasini mümkün kilacak maddî zemin yoktur. Belli bunu, Türkiye'de daitilacak nimetlerin nedaretine balar. Mihri Belli, bu maddî temelin yaninda, asker-sivil zümrenin temsilcisi olduu gelenekle somutlaan bir manevi temelin varliindan söz eder. Bu manevi temel, emperyalizme kari "ilk baarili millî kurtulu savai"ni vermi ordunun mensuplarini, "Güney Amerika'nin kendi halkindan kopuk ordularinin yaldizli üniformali operet subaylari"ndan farkli kilar. Ancak Amerika ve ortaklarinin çabasi orduyu bu ibirlikçi konuma çekmektir. Belli öyle devam eder: "...Biz tarihin air basacaina, millî gelenein üstün geleceine inaniyoruz. Mustafa Kemal gelenei, ibirlikçiler ittifaki ile asker-sivil aydin zümre arasinda uzun süreli bir uzlamayi imkânsiz kilacak güçtedir... Küçük burjuva bürokrasinin ideolojisinin, günümüz artlarina uydurulmu bir Atatürkçülük olduu söylenebilir. Türkiye'nin küçük burjuva radikalizmi budur. Kemalizmin milliyetçi, anti-emperyalist ilkelerinin Türkiye'de sosyal adaletin gerçekletirilmesi ile siki sikiya bali olduu ve köklü dönüümlerin bugünün Kemalist politikasinin ayrilmaz bir parçasi olduu bilinci, aydin çevrelerde yaygindir..." (a.g.e.: 60-3). Belli'ye göre Atatürk gelenei anti-emperyalist baimsizlikçi bir çizgidir (a.g.e.: 65). Bu nedenle, tutarsizliklarini ve ürkekliklerini hesaba

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

77

katmak artiyla, proleter devrimcilerin Millî Demokratik Devrim yolunda küçük burjuva reformistleriyle devrimci siniflar cephesi içinde güçbirlii arttir (a.g.e.: 64). Kim, "...Kemalizm kolundan gelen devrimcilerle sosyalizm kolundan gelen devrimciler arasinda güçbirliini baltalayacak bir davranita bulunuyorsa, o ... emperyalizmin ve vatan saticilarinin ekmeine ya sürmektedir..." (a.g.e.: 65). Belli'nin tezinin omurgasini, Millî Demokratik Devrim'i gerçekletirmeyen hiçbir ülkenin Sosyalist Devrim'e geçemeyecei tesbiti oluturmaktadir. Bu çerçevede, öncelikle yabanci sermaye ile ibirlikçi sermayenin ekonomik ve siyasal tahakkümüne son verilecek; di ticaret, bankacilik ve sigortacilik millîletirilecek; feodal ilikiler ortadan kaldirilacaktir. Burada "...güdülen asil amaç... ekonomi kollarinin millî nitelie kavuturulmasidir. Amaç, henüz sosyalizm deildir, emperyalist tekellerin ve ibirlikçi sermayenin kal'alarinin millî güçler tarafindan zaptedilmesidir... [B]ütün üretim araçlarini toplumun ortak mülkiyeti haline getirme[k]... Millî Demokratik Devrimi izleyecek olan Sosyalist Devrimin görevidir" (a.g.e.: 29-30a). Belli, TP'i iddetle eletirmektedir. O'na göre TP egemen çevrelerin onayiyla bir "icazetli sosyalizm" oyunu oynamaktadir. Mihri Belli TP içindeki bu yola "Aybar-Aren oportünizmi" adini vermektedir. Ancak, "...doanin kanunu ilemi ve ayni çati altinda icazetli sosyalizmin, oportünizmin inkâri olan, bu oportünizmin mezar kazicisi olan proleter devrimci grup gelimitir..." Mihri Belli, bu proleter devrimci grubun önünde, "gerçek sosyalistleri" ilk TP kongresini "gerçek sosyalist hareketin kongresi" yapmaya çairmaktadir. Parti içi oportünizm, bir aydin hareketidir ve bu hareket proletaryanin devrimci potansiyelini küçümseme eilimindedir. Bu durum ve imdiye kadar aydinlarin önderlik ettii devrimci atilimlarin emekçilere somut ve kayda deer bir kazanç salamami olmasi, Türkiye proletaryasinin aydinlara kari kukusunu dourmaktadir. Bu nedenle, "...[p]roletaryaya sinif bilincini, onun çektiini çeken, onun dilini konuan, bilinçli içi kardeleri götürecektir.." (a.g.e.: 46-52). Yalniz, Türkiye nüfusunun yarisini oluturan ve en çok ezilen kitle olan köylülüün devrimci potansiyeli gözardi edilmemelidir. Köylünün küçük bir tarlaya ve bazi ilkel üretim araçlarina sahip olmasi, onu proletaryadan uzaklatirmaz. Köylünün konumu, proleter yani air basan yari-proleterliktir. Köylülüün sorunlarini çözecek olan müdahale, toprak reformunu hedefleyen bir demokratik devrimin de ötesinde, sosyalist devrimdir. Bu yüzden proleter devrimci hareketin ödevi, bu muazzam devrimci kitleyi bilinçlendirme ve devrimci eyleme katmaktir. Bu görev sadaki küçük burjuva radikalizmine birakilamaz. Parti, yoksul köylülüün de siyasî örgütü olmalidir. Bilimsel sosyalizm, sadece içi sinifinin deil, "...bütün ezilenlerin ideolojik silâhidir". Her sömürücü siniftan gelene, kendi sinifiyla balarini tamamen kopartmasi kaydiyla kapisini açacak olan parti, yoksul köylüden bunun tam tersini, yani kendi sinifiyla en siki balari kurmasini, isteyecektir (a.g.e.: 54-6).

78

SUAV AYDIN

Millî burjuvaziye gelince... TP'nin tezinin aksine, Mihri Belli Türkiye'de millî burjuvazinin varliini savunur. Ekonomiye egemen olan ibirlikçi sermaye olsa da, millî bir nitelik taiyan ve bu baimli ekonomiden zarar gören bir sermaye kesimi de vardir. Ancak millî burjuvazi büyük ibirlikçi sermayeye kafa tutacak güçte deildir. Bu nedenle millî burjuvazinin devrimci nitelii kalmamitir, devrime önderlik edemez. Ancak, Millî Demokratik Devrim güçlerinin kararli ve güçlü kalkimasiyla, bu millî sinif da yilginliktan siyrilacak, "...milliyetçilii aklina gelecek ve belki de Millî Demokratik Devrim saflarina katilacaktir..." Millî burjuvazi devrim yolunda geçici bir müttefiktir; sosyalist devrim yolunda yürümesi beklenemez (a.g.e.: 66-8). Özetle, 1966 yilindan itibaren Belli grubu ile Yön arasinda yakinlama balami; Dr. Hikmet Kivilcimli grubuyla ilikiler sicaklamiti. Bu çerçevede 1968 yilina gelindiinde Mihri Belli önderliinde -27 Mart 1968'de- bir Devrimci Güç Birlii -"Dev-Güç"- olumutu.18 Bu hareket 29 Nisan 1968'de bir miting düzenledi. Bu mitinge o güne dek TP içinde faaliyet gösteren Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) Bakani Dou Perinçek ve arkadalari da katildi. Bunun üzerine önce Belli yanlisi 13 ve sonra 75 kii, ardindan da Perinçek ve grubu partiden tasfiye edildi. Tasfiye edilenler, 1 Kasim 1968'den itibaren Aydinlik dergisini çikarmaya baladilar. Aydinlik dergisinin 1. sayisinda tarif ettii sosyalist örgütlenme, TP içinde özellikle M. Ali Aybar'in temsil ettii "güler yüzlü sosyalizm" ve "anayasal çerçevede sosyalist devrim" tezlerinin parlamentarist doasinin aksine, küçük burjuva destekli proletarya önderliinde "millî demokratik devrim" stratejisi savunulmakta, kendi "millî çikarlari" için Güney Amerika ülkelerinde bu stratejiyi baltalamaya çalitii öne sürülen Sovyetler Birlii eletirilmektedir. Bu mücadelede taktik unsurlar, meslek gruplariyla örenci hareketini "millî devrimci" bir noktaya taimak; Amerika'nin ülke sularina girecek filosuna kari gösteriler düzenlemek; kitle gösterileri ve toplantilarla emperyalizme kari halki bilinçlendirmek; demokratik içi mücadelesini desteklemek ve onu demokratik

18 DGB'nin yürütme kurulunda 27 Mayis Millî Demokratik Devrim Dernei, FKF, DSK, TMTF ve TÖDF yer aliyordu. Birliin manifestosunda öyle deniyor: "...[Z]afer müsbet düünceli Atatürkçülerin olacak ve yüce Türk halki, kaderini gölgeleyen bu musibetler zincirini kirip hür düünceli ve adaletli bir toplum düzeni içinde, kendi aklinin, azminin ve emeinin gücü ile, çada uygarliin aydinlik yolunda hizli yürümek imkânina kavuacaktir. Yine inaniyoruz ki Büyük Atanin önderliinde kurtulu savalarinin bayraini dalgalandiran büyük milletimiz ulusal ülküyü bir bütünlük halinde yürütmeye devam edecektir. Hedef, tam baimsiz ve gerçekten demokratik bir Türkiye'nin kurulmasi için, Türk halkina düman bütün güçlere kari mücadeledir". Bildirinin altinda u imzalar var: 27 Mayis MDDD bakani Mucip Atakli, TÖDF bakani Bahri Savci, TMTF bakani Sencer Günersoy, DSK adina Uur Cankoçak, TGMT adina Nusret Selen, TÖS adina Ahmet Cenan, FKF bakani Dou Perinçek, AÜTB bakani Bilâl Mool, AYÖTB bakani Necla Macit, TDD bakani A. Ömer Egesel, ODTÜÖB bakani Mustafa Akgül, Mülkiyeliler Birlii bakani Mehmet Can, HÜÖB bakani Tevfik Akolu, AÜTFTD bakani Mesut Kirgiz, AÜZFTC bakani AzizEki, DTCFTC bakani Celâl Karpil, ETYÖOÖD bakani smail Baysal, SBFÖD bakani Sinan Cemgil ve AÜFFÖÖ bakani Ömer Özturgut. Akt. Yildirim, 1988: 232-3.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

79

devrime taimak; yabanci mallarina ve sermayeye kari millî hareketler tertip etmek; NATO'ya kari yürüyü ve gösteriler düzenlemek; yerli mali kullanma ilkesini yeniden canlandirmak; kültür emperyalizmiyle mücadele etmek biçiminde sayilmaktadir. Aydinlik'in ilk sayisindaki manifestoda üzerinde durulan temel kavram, "emperyalizm"dir. Mücadele airliinin "ezilen uluslarla emperyalizm arasindaki çelime"ye kaydiina dikkat çekildikten sonra, Batili komünist partiler iddetle yerilmektedir. Türk Solu dergisiyle ayri bir siyasal hareket olarak yolunu çizen MDD eilimi, en çok gençlii ve onun örgütü Dev-Genç'i etkilemi; hatta onun "teorisi" olmutur. Aslinda TP'in üniversitelerdeki paralel örgütlenmesi olarak kurulmu bulunan, Dev-Genç'in öncülü FKF yönetimini Mart 1968'de partideki muhalifler, yani MDD'ciler ele almi; Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (TDGF), kisa adiyla Dev-Genç adini aldii Ekim 1969'da ise örgüt bütünüyle MDD'ci gençlerin egemenliine geçmiti (Aydinolu 1992: 139). Bu çerçevede Dev-Genç TP'e kari sava açmi; "TP oportünizmine kari mücadeleyi, emperyalizme kari mücadele" ile özdeletiren anlayi örgüte mal olmutur (a.g.e.: 124). 1970'lerin bainda MDD hareketinin içinden çikan ve Dev-Genç'e egemen olan güçlü eilim, giderek radikalleti ve Rasih Nuri leri'nin deyimiyle kendisini "parti saymak eiliminde" oldu (leri, 1976b: 873). Ufukta görülen darbenin ("9 Mart Darbesi") sosyalizan nitelikte olacai beklentisi ile radikalleen bu eilime mensup iki büyük grup Mihri Belli grubundan koptu. Bunlardan, çikardiklari dergiye atfen PDAcilar (Proleter Devrimci Aydinlik'çilar) olarak anilan grubun önderliini Dou Perinçek yapiyordu.19 MDD hattindan kopan ikinci grup ise Mahir Çayan önderliinde THKP-C örgütlenmesine yönelmiti. Belli, öteden beri devrimin, müttefik "millî siniflar"in katilimiyla "proletarya önderliinde" olmasi gerektiini savunuyordu. Bu nedenle MDD'ciler, Belli tarafindan "proleter devrimciler" olarak adlandirilmaktaydi. Bu süreçte öne çikan gençlik hareketini ve gençlik hareketi içinde etkili bir konuma gelen PDA'cilari20 ve THKP-C kadrolarini Belli, "ideolojik formasyonu yetersiz burjuva kökenli örenci gençlik" olarak deerlendiriyordu (Belli 1971: 1). Belli'nin yeni bir "oportünizm" ola19 Dou Perinçek'in FKF Bakani seçilmesi ve sonrasi için bkz. Yildirim, 1988: 223-279. 20 PDA, Türk Solu ve Aydinlik dergilerinin yanisira, gençlik örgütü Dev-Genç içinde de etkin bir konuma gelmiti. M. Lütfi Kiyici Türkiye Solu dergisinde bu durumu öyle deerlendirmektedir: "...PDA grubunun ilkten açikça küçük-burjuva radikalizminin kuyrukçusu sa bir çizgi ile ortaya atildii halde, birkaç hafta gibi kisa bir süre içinde banaz `Mao'cu' kisveye bürünmesi son derece ilginçtir. Büyük Çin devriminin liderinin adini kötüye kullanan bu kampus `Maoculari' genel olarak proleter devrimci hareketimizi, özel olarak da Dev-Genç'i baltalamakta oldukça baarili olmulardir. Dev-Genç ve Aydinlik Sosyalist Dergi içinde, kendi çizgilerinde bir `sol' görünülü, sa muhalefetin ortaya çikmasinda bunlarin katkilari olmutur. Bu gelimeyi Dev-Genç saflarindaki proleter devrimcilerin aninda deerlendiremedikleri bir gerçektir". Bkz. Türkiye Solu, S. 2,19 Nisan 1971, s. 4.

80

SUAV AYDIN

rak nitelendirdii bu hareket, "..proleter devrimci hareketin birçok sloganlarina sahip çikar göründü ve Çin devriminin büyük lideri Mao Çe-Tung'un adini kötüye kullanarak kampus `Maoculuu' eklinde tezahür etti (...) Halk savai gibi kutsal bir kavrami yozlatiran ve onu sol gevezeler arasinda sekterlik yarimasinin lafta kalan bir slogani durumuna düüren kampus `halk savaçilii' denen oportünizm ile kampus `Maoculuu' özde ayni eyin deiik açilardan görünüü..." idi (a.g.e.). Mihri Belli, MDD'nin yeni versiyonu olarak doan PDA hareketinin "sosyal tabani"ni ise öyle açiklamaktadir (leri, 1976b: 945):

Türkiye'de bir içi sinifi aristokrasisi yoktur ama, bunalim içinde oldukça geni bir deklase aydinlar çevresi vardir. Bu zümre sola meyl ettii zaman sekter eilimler gösterir. Bu bakimdan ikinci enternasyonalin oportünizmine paralel düen akimlari Türkiye gibi ülkelerde bir sosyal tabandan yoksun bulunmasina karilik, bu gibi `sol' sekter çikilarin ne de olsa bir sosyal tabani vardir. Bu, bunalim içindeki deklase aydinlarin hareketidir. Örnein bizde Maoculua sahip çikan ite bu nitelikte bir akimdir. Bu akima kari tutarli bir ideolojik mücadele verdiimiz söylenemez (...) Teslim etmek zorundayiz ki saflarimizdaki ideolojik gerileme yüzünden; bunlarin (PDA grubunun) `sol' sekter demagojilerinin bizim saflarimizda da bir ölçüde etkisi olmutur... Fakülte kantinlerinde, dergi sayfalarinda nice halk savalari ilan edildi...

Ayriliin keskin biçimde ortaya çiktii 1970'den itibaren MDD çizgisi artik tek bir hat deildir ve hareketler arasinda rekabet oldukça youndur. Bu nedenle Belli, Türk Solu dergisinin son zamanlarda PDA hareketinin eline geçtiini, bu nedenle ortaya çikan boluu doldurmak üzere Türkiye Solu'nu çikardiklarini, Aydinlik dergisinin ise eski teorik niteliini koruyarak Türkiye Solu'nu tamamlayacaini belirtmektedir (Belli 1971). PDA hareketi, Proleter Devrimci Aydinlik dergisini çikartmaya devam eder ve Türkiye htilâlci çi Köylü Partisi (TKP) adiyla partileir. Mihri Belli de 1973 seçimlerinden sonra Türkiye Emekçi Partisi'ni (TEP) kurmutur.

Sonuç

MDD hareketi, Türkiye solunu büyük ölçüde etkilemitir. Bunda en önemli etken, Türkiye'de sol siyasetin büyük ölçüde sinif siyaseti deil, bir tür jakobenizm olarak "toplumu dönütürme" iddiasi taiyan bir siyaset eklinde biçimlenmesi olmalidir. Doal olarak, böyle bir siyasal yaklaim, bu iddianin en önemli taiyicisi olan Kemalizm'den etkilenmekte,21 arka planinda ondan temalar taimaktadir. 1974'den sonraki sol siyasal hareketlere bakildiinda, bunlar

21 Çetin Yetkin (1970: 16) unlari söylüyor: "[Doan Avciolu'nun önderliinde] Yön'de balayan Devrim'de süren... tutumu `Sol Kemalizm' olarak nitelendirebiliriz. Bu `Sol Kemalizm' akimi balica TP ile ve TP içindeki ya da onu destekleyen kümelerle çatima durumundadir. Millî Demokratik Devrim kümesi ile tam bir anlama içinde olmasa bile, hiç olmazsa bu kümenin bir kümecii ile TP ile olduu ölçüde bir uyumazlik söz konusu deildir".

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

81

içinde birçounun, örnein Dev-Yol'un, TKP'nin, Halkin Kurtuluu'nun ya da PDA çizgisinin devami olan çeitli örgütlenmelerin, MDD tezinden birçok ey aldii görülür (Aydinolu 1992: 99). Öyle ki bugün Kürt hareketinin bile bu çizgiyle siki bir kuramsal ilikisinin bulunduu söylenebilir. 1960'larin baindan bugüne Türkiye solu içinde, MDD çizgisini takip eden siyasetlerde deimeyen dört tema var: Milliyetçilik, kalkinmacilik, Kemalizm ve "kendimize özgü" yol arayii... Bunlara katilan, kimi zaman "sosyal adaletçilik" yumuakliinda kimi zaman "sinifsiz toplum arayii" sertliinde sosyalizan öeler, bu eilimi "solda" gösteriyor. Bu eilim içinde milliyetçilik, çou zaman, bir anti-kozmopolitizm eklinde tezahür eden etnik-arindirmaci Ziya Gökalp'çi etkiler taiyor. Bu milliyetçilik, anti-emperyalist bir söylem üzerinden "sol" bir tavir ali biçimine bürünse de, "millî davalar" eklinde önümüze gelen "kendi emperyalizmimiz"den sempatisini esirgemiyor. lhan Selçuk, 1962'de öyle diyordu: "..Kurtulu Savai'ndan sonra Türk topraklari içinde elle tutulacak gözle görülecek bir kesafet kazanan Türk milliyetçiliinin dokusunu ören ve besleyen bütün müesseseler 1950'den sonra eskimi düünceler sayilmitir. `Devletçi' ve `millî' cumhuriyet müesseseleri `liberal' ve `beynelmilel' müesseselerle yer deitirmeye balamitir.." (Selçuk 1962). Bu meyanda MDD'ciliin köylülüün siyasal temsilcisi olarak görmek, böylelikle de "Millî Devrim"e katmak istedii ve bugün kendisine "Ulusal Sol" adini veren "ortanin solu" (Aydinolu 1992: 147), kalkinmada köylülüün önceliini vurgulamasiyla MDD'cileri mahçup etmiyor. Bugün Yön ve MDD çizgisinin devami olarak görülebilecek iki ana eilim mevcuttur. Bunlardan birincisi, kendisini "ulusal sol" olarak nitelendiren ve içinde Attilâ lhan'dan, lhan Selçuk'a uzanan yelpazede Cumhuriyet yazarlarinin ve Uluç Gürkan ve Mümtaz Soysal gibi eski Yöncüler'in bulunduu eilim iken; ikincisi Marksist söylemi ve terminolojiyi kullanmakla birlikte, milliyetçi görünümlü, ana hareket tarzi ve ideolojik duruu bakimindan Mihri Belli'nin 70'lerin baindaki nitelemesiyle Kemalist küçük burjuva radikalizmini temsil eden Dou Perinçek grubu ve onun "Partileri"dir. Dou Perinçek önderliinde bugün çi Partisi (P) adini alan MDD hareketinin "sosyalist" kanadinin yeniden "Atatürk devrimlerini savunma" noktasinda bulunmasi, "anti-emperyalist" mücadeleyi hereyin önüne koymasi ve her türden "enternasyonalist" hareketi emperyalizmin ibirlikçisi olarak suçlamasi, ülkenin temel ikilemi noktasinda eriatçi-laik çatimasini öne çikaran tutumu, MDD çizgisinin balangiç ucuyla bugün onu temsil eden ucu arasinda kuramsal duru bakimindan herhangi bir deimenin yaanmadiini gösteriyor.22

22 Dou Perinçek, 1968'de FKF Bakanliina seçildiinde kendisinde hâkim olan düünceleri öyle anlatiyor: "...Bir uyanma söz konusuydu ve kongreden bir ay önce net olarak TP yöneticilerinden farkli bir tavra girdim. MDD'nin yaptii muhalefet yava yava bizi etkilemeye balamiti... unlari da kavramaya balamitik: Bugün Türkiye için sosyalist devrim iari doru deildir. Gençlik için dier gençlik kitlelerinden, CHP'nin nüfuzu altindaki gençlik yapilarindan kopmak

82

SUAV AYDIN

MDD çizgisi, hâlâ "millî demokratik devrim" peindedir ve bu yolda "Atatürk devrimleri"nin çerçevesini çizdii toplumsal yapinin ikamesini önüne stratejik hedef olarak koymutur. Bu siyasal hattin "millîci" rengi, bu hat içinde çeitli aamalari temsil eden Türkiye htilâlci çi Köylü Partisi (TKP), Türkiye çi Köylü Partisi (TKP), Sosyalist Parti (SP) ve en son çi Partisi (P) olmak üzere, bütün duraklarda egemendir. Solda "millicî" siyasetin en belirgin bileeni, iç dinamii sürekli olarak görmezden gelerek, toplumu etkileyen olaylarda "di faktör"ü öne çikarmasi ve bu haliyle de büyük ölçüde "komplo teorileri"ne dayanmasidir. Bu bakimdan Kemalizm'le örtüür. Örnein Dou Perinçek'e göre (1979: 16, 59, 62), 1970'lerin ç Sava yillarini "yaratan ey.. halkin mücadelesi deil, iki süper devletin Türkiye üzerindeki hegamonya mücadelesi.."dir. Bu tespite bali olarak Aydinlikçi çizginin diindaki sosyalist sol, "terör ve macera çeteleri", "Rusya'nin beinci kolu"dur ve MHP ile birlikte iki süper gücün kikirttii ç Sava'in maalaridir (a.g.e.: 58-60). MDD yolunda "millî cephe" arayii bu siyasetin bileenlerinden olmayi sürdürmütür: Bu siyasî çizgi tarafindan, 1979 Nisani'nda "iç sava kikirticiliina ve MHP'nin faist terörüne kari 45 milyonluk Türkiye halkinin birleik cephesi.."ni kurmak için "küçük mülk sahibi ve milli sermayedarlar"in da içine katildii bir sinifsal temel üzerinde AP, CHP, MSP ve hatta "elini kana bulamami MHP'liler" dahil bütün siyasî partilerin çarildii bir "Millî Birlik Hükûmeti" önerilmitir (a.g.e.: 23, 150-1; Perinçek, 1980: 22). Bu siyasî çizgi, TSK dahil, millî güçlerle ve devlet organlariyla ibirlii içinde olduunu belirtmekten kaçinmamitir. Örnein TKP savunmasinda Aydinlik gazetesi ile, "devletin teröre kari mücadelesinde yararlanmasi", Milli Güvenlik Konseyi'nin "Anari Raporu"nda mehaz olarak gösterilmesi, Apocular ve "sahte solcu terör çeteleri" hakkinda açilan davalarda "rehber" olmasi nedenleriyle övünülmektedir (TKP ddianame ve Sorgu: 166-8). Devlete yardimci olmak motifi ile "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüü" ("Misak-i millîcilik") umdesi arasinda, Aydinlikçi çizgi bakimindan siki bir iliki vardir. 1990'larda Kürt sorununu gündeme getiren odaklari, Kemalist çevrelerle birlikte, "Sevr'i hortlatmak"la, bu yolda "emperyalizmle ibirlii içinde olmak"la suçlayan bu siyasal hat, 80'lerde "ayrilikçi bir Kürt örgütü" diye niteledii PKK'yi "...kim fazla bedel öderse ona hizmet edecek bir kiralik katiller topluluu" olarak görmekte; "Apocular'in yöneldii hedefle, Sovyetler'in Türkiye üzerindeki hesaplari arasindaki... ayniyet..."e dikkat çekmekte; "...ne halkla ne solculukla bir ilgisi..." olan "Apocular"in halktan tecrit edilmesi için devletin köylü vatandaa efkat elini

ve onlara düman gibi bakmak son derece yanlitir. Onlar da antiemperyalist, demokratik bir gelenein içinden gelmektedirler. Onlari ancak ortak hareket ederek sosyalizme kazanabiliriz..." Dou Perinçek, "FKF-Dev-Genç Üstüne Söylei", Gökyüzü, S. 17, Ekim 1986'dan akt. Yildirim, 1988: 226.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

83

uzatmasini önermektedir.23 Tahlil araci bu konuda da aynidir: Bütün kötülüklerin kaynai olan emperyalizm, Türkiye'yi bölme iini de bu türden taeron örgütlere havale etmektedir; "Türkiye üzerinde oynanan di kaynakli emperyalist oyunlar" karisinda Kürt sorununun temelinde yatmasi muhtemel "iç dinamik" öelerin varlii ihmal edilebilirdir. Bu tahlil ile yine baa dönülmektedir: Türkiye'de millî siniflarin emperyalizm karisinda "mazlumiyeti" ve "maduriyeti" devam etmekte; bütün kötülüklerin kaynai, emperyalizmle birlikte, ibirlikçi siniflar olmaktadir. 1985'den sonra bu tahlilde Kürt unsuru, ibirlikçiler arasinda yerini almitir. Dolayisiyle bu "ibirlikçi" odaklardan devlete kari yönelecek her türlü eletiri ve siyasal hareketlenme, emperyalizmin oyunudur ve buna bali olarak "gerici"dir. Söz konusu siyasal hat, tipki Çin Halk Cumhuriyeti'nin di politika anlayiinda olduu gibi, "millî varlii" müdafaayi hereyin önüne koyduu için, yakin emperyalist tehlikeye kari bu varliin idamesini olanakli kilacak biçimde baka bloklarla ibirliinde bir sakinca görmemektedir. 1970'lerin ikinci yarisinda Türkiye için derin ve vahim bir "Rusya tehlikesi" kefeden Dou Perinçek, "ba düman" saydii bu tehdide kari ABD ve NATO'yu "tabii müttefik" ilân etmektedir (Perinçek, 1980: 17). Bu siyasî hat için bir eyin ülke ve sol bakimindan kötülüünü ispatlamak, onun "emperyalist ba düman"la ibirlii içinde olduunu kanitlamayla çakimaktadir. 1984'de PKK'nin ülke ve sol dümanliinin ispatinda önde gelen unsur onun "Sovyetlerin Türkiye üzerindeki hesaplariyla örtütüünü" kanitlamaktir; Sovyetler yikildiktan sonra ayni örgütün kötülüünü ispatta ba yeri onun Kuzey Irak'ta ABD'nin ve müttefiklerinin "Çekiç Güç" faaliyeti ile ibirlii halinde bulunduunu kanitlama çabasi ya da "Çekiç Güç"ün bu örgüte ve müstakbil Kürt devletine yardim faaliyetini perdelemek üzere oluturulduu ve ayni ABD ile müttefiklerinin bu örgütü kullanarak Türkiye'nin güneydousunda "kendilerinin kuklasi bir devlet" kurmaya çalitii iddiasi almitir. Kürt sorunu ve Sovyetlerin dailmasi, 1990'larda Yön ve MDD çizgisini "ulusal sol"cu bir anlayita neredeyse birletirmektedir. Zira bu siyasal çizgide siyasetin aslî unsuru ilke yerine hep pratik olmutur. Bütün sol hedeflerin ötesinde temel kaygi, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Kemalist, laik bir cumhuriyet olarak ve "misak-i millî"nin çizdii asgarî sinirlar içinde korumaktir. in ilginç yani, bu pragmatizmin, sol hedefleri gözardi etmek pahasina öne koyduu bu temel kaygiyi, "sol politika" olarak sunmasidir. Perinçek grubunun Kürt sorununa ilikin yaklaimi ile bu soruna sosyal demokrat kanada mensup milliyetçilerinin bakii arasinda temel bir fark yok. Örnein eski Yön'cü imdiki DSP'li Uluç Gürkan'a göre Kürt sorunu özetle "Bati güdümünde stratejik alanda kukla bir Kürt devleti"nin kurulmasi çabasindan ibarettir (Gürkan 1998: 219-20). Bu "sol" anlayi, Kafkasya'da, Kuzey Irak'ta ve Kibris'ta "Türkiye'nin çikarlari"ni savunmak23 Saçak, S. 10, 10 Kasim 1984, s. 2-3.

84

SUAV AYDIN

la meguldür. Yön'ün ideolojik bânilerinden Mümtaz Soysal, Kibris'ta büyük ölçüde çözümü kilitleyen Türk tezinin yaman savunucusu ve "Türkiye'nin çikarlari için" Saddam'la ibirlii içinde üniter bir Irak'i savunmasi gerektii görüünün bayraktaridir. Bu dünya görüünün kaynai, Marksizm'in monist-evrenselci dünya görüünden tam bir kopua tekabül eden "özgücü" durutur. "Sosyalizmin bir dünya sistemi olduuna ilikin bir deerlendirme yakalamak" bir yana, Yöncüler'in di dünyaya ilgisi, "örnek" bulma kaygisini ya da "di faktör"ü öne çikarma gayretini amayan bir pragmatizmle sinirlidir. MDD siyasal hatti ise, asker-sivil aydinlara demokratik devrimde tanidii Kemalizm'e yakin rol, Kürt sorununda "Türk ve Kürt halklarinin birlii"ni taviz verilmeyecek bir ilke olarak takdim etmesi gibi yanlariyla Yön milliyetçiliinin yeni bir türevi gibidir (Aydinolu 1992: 125-6). Bu yolda en önemli taktik, Kürt talepleri karisinda, "Kürt ve Türk ovenizmi" biçiminde, Kürt siyasal hareketi ile MHP tarzi Türk milliyetçiliini aynilatirmak; böylelikle de suret-i haktan görünerek güya milliyetçiliklere kari "soldan" ayni mesafede duruyor izlenimi yaratmaktir.24 Sovyetler Birlii'nin çözülmesi, "sol ilkesellik" bakimindan, "ulusal sol"culuun imdiye kadar kismen perdelenebilen sadaki duruunu çok açik bir biçimde ortaya koymutur. Sovyetler Birlii ayaktayken, Türkiye'de stratejik olarak körüklenen "Turanci" yaklaimlar karisinda, Sovyetler Birlii içindeki Türkî halklarin anlatildii gibi "esir" ve "geri" bir konumda bulunmadiini anlatan birçok yaziya Yön sayfalarinda rastlamak mümkün (Avciolu 1966a). Ancak Türkiye'de Amerikanci kanat ve MHP tarzi milliyetçilik karisinda bir denge unsuru olarak savunulan bu görüler, Sovyetler ortadan kalktiktan sonra tarihe kariti. Eski Yön'cüler, Kemalizm'in milliyetçiliini tarif ederken çizdikleri "misak-i millî" ile sinirli toprak ve kültür anlayiini terkettiler ve Orta Asyali, Kafkasyali "Türk kardelerini" kefettiler (Selçuk, 1992a, 1992b). Konjonktür deiimi karisinda deien bu tutum, bize milliyetçiliin türlerinin olmadiini, ortaya çikan "firsatlar" ve yeni alanlar karisinda, belirli türdeki milliyetçiliklerin, ister sol görünülü isterse sa görünülü olsun, zincirlerinden boanarak milliyetçiliin aslî çerçevesi olan etnosantrik, yayilmaci, "güçlü Türkiye"ci25 ve "ulusal çikar"ci çizgi24 "Ulusal sol"cularin dergisi Ulusal'da Mehmet Gürsan enalp, bu minval üzre, "PKK'nin silah ve uyuturucu ticaretini, dünyasal sömürü düzeni adina salayan uluslararasi bir organizasyon" olduunu söylemekte ve "devletin içerisindeki `Susurluk Çete Devleti' veya PKK birbirinden ilintisiz midir?" sorusunu sormaktadir. Yazara göre "Türk ve Kürt ovenizminin asil misyonu, emperyalizme ve sömürü düzenine kari oluacak toplumsal bütünlemenin önünü kapatmaktir". Bkz. enalp, 1988: 206, 207-12. 25 nsan haklari, Kibris sorunu, Kürt sorunu gibi konularda Bati'dan gelen bütün tepkiler, bu tepkiler hangi siyasal kaynaktan ve ne tür siyasal kaygilarla gelmi olursa olsun, hep "güçlü bir Türkiye istemiyorlar" özsavunmasi ile karilanmitir. Bu savin gerisinde ise "güçlü Türkiye"nin nasil olacaina dair hiçbir düünce kirintisi yoktur. Daha 1985'de Mümtaz Soysal öyle yaziyor: "imdi, 20. yüzyilin sonu yaklairken, kimsenin adini koymadii, varliini itiraf etmedii, görülmesi-

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

85

de birletiklerini açikça gösteriyor. Galiyefçilik, tam da bu noktada alevlendi ve Türkiye'nin gündemine, hem sadan hem de soldan, getirildi. Attilâ lhan'in, öteden beri, tutarli bir biçimde, Sultan Galiyef'in adini solun gündeminde tutmaya çalitii bilinen bir gerçek. Bu daha çok, lhan'in, sol içindeki belirli bir programa uymayan özgün duruuna yorulmutur. Ancak Sovyetler'in yikilmasinin ardindan "ulusal sol"da ani bir Galiyef hayranlii belirmi ve MDD'nin aslî temeli sayabileceimiz görülerin müellifi olan bu aktivist hakkinda kitaplar, makaleler yayimlanmaya balamitir. Ancak, bu "keif" seferberliinde en itibarli yer yine Attilâ lhan'indir. Bu süreçte 1) Mustafa Kemal'in, ideolojisini "mazlum milletlerin savunmasi" üzerine kurmasi nedeniyle Galiyefçi olduu tescil ediliyor (lhan 1998) ve 2) "Türkçü-solcu diyalou"nun yakalandii haber veriliyor. Bu diyaloun balangici da Attilâ lhan'la MHP eilimli Ortadou gazetesinin yaptii söylei ve yine ayni gazetenin Genel Yayin Yönetmeni Aslan Bulut ile Dou Perinçek arasindaki söyleidir. Bulut-Perinçek söyleisinde döni istemedii yeni bir `ark meselesi' tekrar gündeme gelmektedir. Bu, artik, hasta adami sömürüp kullanarak öldürmek sorunu deil, 21. yüzyilin ufkunda müthi bir `gürbüz adam'in domasini önleme çabasidir. Önümüzdeki yüzyilin `gürbüz adami'... büyük bir potansiyel sahibi olan Türkiye'dir. Bati belli belirsiz bir önseziyle bu yeniden douu engelleme hesabi içine girmitir bile (...) [Bati'nin çikardii bütün sorunlar] 21. yüzyilin bainda müthi boyutlara ulaacak olan potansiyeli kendi içinde hapsetmek, eli kolu bali duruma sokmak, olur olmaz sorunlarla daitmak, parçalamak, temel kozlarini oynamaktan alikoymak amacina yönelik..." (Soysal, 1985). Soysal'in bahsettii türden bir `gürbüzleme'nin kapitalist dünya sistemi içindeki anlami, emperyalist rollere soyunmaktir. Soysal, sosyalist bir dünya sistemi içinde Türkiye'nin rolüne atifta bulunduuna dair en küçük bir imâda bulunmadiina göre, "kendi emperyalizmi" karisinda bu kadar itah sahibi olmak ilginç bir "solculuk" örnei olarak karimiza çikiyor. Bu `gürbüz adam'in üstlenecei rolü baltalamak için, Bati'nin onu bölüp-parçalamasindan ve güçsüz birakmasindan söz eden Soysal, rlanda sorununa deindii bir baka yazisinda IRA militanlarinin kendilerini "siyasal tutuklu" saydirmak için giritikleri ölüm orucunu "korkunç bir irade gücü" olarak nitelendiriyor. Burada "dava", "rlanda'nin adadaki ngiliz egemenliine son verme davasidir". Adanin kuzeyinde kalan bölgenin Katolik ahalisi, "..bu bölgeyi ngiltere'den koparmak istiyorlar. IRA gibi tedhi örgütleri hep bu istekten doma". Bu istek karisinda Demir Lady Thatcher'in katiliina ngiliz kamuoyunda sabirsizliin yükseldiini anlatan Soysal, ngiliz kamuoyunda Kuzey rlanda'yi gözden çikarmaktan baka çare bulunmadiina ilikin görüün taraftar kazandiini, rlanda hükûmetinin de kuzeyle güney arasinda gevek bir federasyon hatta zayif bir konfederasyon peinde olduunu yaziyor. Soysal burada ortaya çikacak sonucun Kibris için Türk tezini destekler mahiyette örnek oluturacaini söyleyerek öyle devam ediyor: "Hatta önce baimsiz rlanda devletinin ilân edilmesi ve bunun arkasindan zayif bir konfederasyona gidilmesi, bu gibi durumlarda izlenmesi gereken çiki yolunu ve atilacak adimlarin sirasini göstermek bakimindan da ilginç sayilabilir". Bkz. Soysal, 1981. rlanda için, etnik esasa dayali bir ayrilma biçimindeki bu çözümü uygun gören ve bunu Kibris'a örnek sayan Soysal, Kürt sorunu karisinda "Sorunun `Kürt sorunu' olarak adlandirilir duruma gelmi olmasi üzücüdür" diyor ve sorunu bütünlüü koruyucu biçimde çözecek çözümler öneriyor (Bkz. Soysal, 1994). Bakasi için, süreç içinde ortaya çikan "ayrilma" durumu, Türkiye'deki durum için akla getirilmiyor bile. rlanda'dan mülhem olarak Kibris için söz konusu edilen "Türkiye ile gevek federasyon" formülünün etnik temelde önerildii görülmüyor ama Türkiye içindeki sorun bakimindan etnik temelin öne çikmasi ulusal devletin etnik farklari gözardi eden eit vatandalik felsefesine aykiri bulunuyor. Burada "ilkesellik" yerine çifte standarta neden olan durum, bu gibi milliyetçi durularin kaçinamayacai "ulusal çikar" pragmatizmidir.

86

SUAV AYDIN

nemin sadaki ve soldaki en akilli, en dirayetli gençlerinin "yabanci güçler" tarafindan nasil "kullanildiklari" ve bu meyanda Türkçülüün halkçilii, balangiçtaki devrimci yani, milliyetçiliin anti-emperyalist, laik ve demokratik olmak zorunluluu üzerinde mutabik kalinmaktadir.26 Bu "diyalog" üzerine Attilâ lhan, bir baka "Türkçü-devrimci" diyalounu, devrimci Galiyef ve Mustafa Suphi ile Türkçü Zeki Velidi arasindaki "diyalou" hatirlatmaktadir. lhan'a göre bu iki devrimci Sovyet gizli polisi ÇEKA tarafindan aranan Zeki Velidi'ye yardim etmektedirler. lhan bu "diyaloa" hiç airmamitir; çünkü, Hanefi Muzaffer'in sözleriyle ifade ettii biçimiyle, her ikisi de "mazlum millete" mensup bu taraflarin, "Rus sömürgecilii altinda proletarya.." niteliindeki "ezilen... müslüman Türk ülkelerindeki milliyetçi hareketler" etrafinda birlemeleri doaldir. Zira bu hareketler "sosyal devrim"in ta kendisidir (lhan 1997). Mümtaz Soysal da bu yakinlamanin bir baka yönüne dikkat çekmektedir: "Kabul etmek gerekir ki, son yillarin Türk sai, özellikle [halkin sömürülmesine yol açan ve aslinda gerçek ulusseverleri isyan ettirmesi gereken di baliliklar..] nokta[sin]da, gerek aliilmi `milliyetçi' etiketi altina sokulan çevreler, gerekse dine airlik veren siyasal kurulular olarak, sol düünceyi ve tutumu çaritiran tepkiler sergilemektedir. Bu tepkileri, devrimci politikalara ya da yapisal deiikliklere çekebilmek ve salam temellere oturtmak, Türk solunun asla küçümsememesi gereken bir ödevdir. `Milliyetçi sa' hatta `dinci sa' denen çevrelerin, sol düünceyi ve tutumu çaritiran bu yönlerini göz önünde bulundurmaksizin, bütünüyle kariya alinmasi kadar yanli bir davrani olamaz" (Soysal 1994). Soysal, "milliyetçi sa"la iliki için, solda saydii "di baliliklara" kari duyarlilik tutumunu içselletirmelerini yeterli görmektedir. Buradaki yorumun ruhunda yine tarihin öznesi konumunu "ulus" hatta onun da ötesinde ulusun "devleti" igal etmektedir. Görüldüü kadariyla, bir tarafta "Kemalist Türkçü" Yeni Hayat, yeni Galiyefçi Türk Diplomatik, Kemalist Aydinlanma 1923 ve "ulusal sol"cu Ulusal dergilerinin, bir tarafta çi Partisi'nin, bir tarafta da Aslan Bulut türünden laisist MHP'lilerin bulunduu bu "diyaloun" ana eksenini Kemalizm, Avrasyacilik ve millî iktisat temalari oluturuyor (Can 1998). Bu temalar çerçevesinde balayan diyaloun ve sonrasinda beklenen ittifakin itici gücü ise, bir kez daha belirtmek gerekirse, Sovyetler Birlii'nin dailmasiyla ortaya çikan Türkî siyasal corafyadir. Bu Türkî corafya, Mümtaz Soysal'in 1985'de sözünü ettii "gürbüz adam" için uygun bir gelime zemini olarak görülmekte ve gelecek için bir "hayat alani" kabul edilmektedir. Bu koullar altinda MDD çizgisi dorultusunda leit-motiv'inde sinifsal deil, "milliyetçi" bir ruhun yattii solun27 "ulusal çikar" teme26 Söylei için bkz. Ortadou, 10, 11, 12 Aralik 1997. 27 "Ulusal sol"culara göre, "Solculuun ulusalcilikla badamayacai, emperyalist odaklarin destekledii Avrupa Merkezli bir baki açisidir ve ülkemizde bir ideolojik sol saplanti olarak uzun yillar boyunca etkili olabilmitir... Emperyalizme kari ilk kurtulu savaini veren bir ülkenin solu tabii ki ulusalci olacaktir..." (Emiraliolu, 1988). Ortadou gazetesinin Genel yayin Yönetmeni

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

87

linde ve yeni konjonktürün sunduu imkânlar çerçevesinde, "mazlum milletler ittifaki"na ön ayak olacak Türkiye'nin özgücü solu olarak Galiyefçilemesi ve bu minvalde Türk milliyetçiliiyle yeniden kucaklamasi doal görünmektedir. Sosyalizm adina hâlâ açik kalan noktalar ise unlardir: Bu proje içinde proletarya enternasyonalizminin yeri nedir? Marksist tahlilin tarihsellik atfettii muhayyel "ulus"a taninan rolün ve "ilerici" olarak nitelenen "ulusal duygu"nun tarih içinde varacai nokta neresidir? "Ulusal duygu"lari yedeine almi "ulusal çikar"larin çatitii bir noktaya gelinirse, sol proje ne olacaktir? Millî Kurtulu hareketlerinin dünya kapitalist sistemi içinde birer birer tâbi konumlar igal ettii, bu hareketlerin önderlerinin dünya ekonomisi ve Yeni Dünya Düzeni içinde uyumlu aktörler haline geldikleri süreçler yaanmiken ve kapitalizmin dünya ölçeinde uluslarüstü örgütlendii bu konjonktürde emperyalizmin karisina dikilecek ne türden "ulusal devrimler" beklenmektedir? Bu sorulara doyurucu cevaplar verilmesi zordur.

KAYNAKÇA

Amin, Samir (1993) Maoizmin Gelecei (çev. Iik Soner), Kaynak Yayinlari, stanbul. Avciolu, Doan (1962) "Sosyalist Gerçekçilik", Yön, 39 (12 Eylül). Avciolu, Doan (1963a) "Sosyalizmden Önce Atatürkçülük", Yön, 69 (10 Nisan). Avciolu, Doan (1963b) "Hizli ktisadî Kalkinma", Yön, 75 (23 Mayis). Avciolu, Doan (1964) "Medrese Atatürk'çülüünden Gerçek Atatürk'çülüe", Yön, 85 (13 Kasim). Avciolu, Doan (1965) "Halkçi, Devletçi, Devrimci ve Milliyetçi Kalkinma Yolu", Yön, 111 (14 Mayis). Avciolu, Doan (1966a) "Sovyetler ve Biz", Yön, 148 (28 Ocak). Avciolu, Doan (1966b) "Üçüncü Dünya", Yön, 159 (15 Nisan). Avciolu, Doan (1969) Türkiye'nin Düzeni: Dün-Bugün-Yarin, Bilgi Yayinevi, Ankara (3. baski). Avciolu, Doan (1980) Devrim ve Demokrasi Üzerine, Tekin Yayinlari, stanbul. Aydemir, evket Süreyya (1932) nkilâp ve Kadro, Ankara.

Aslan Bulut, ayni dergide, Marksistlerin milliyetçi olabileceini kanitlamaya girimektedir. Bulut'a göre, bunun en açik kaniti "Milli Demokratik Devrim" tanimi ve Sultan Galiyef'in milliyetçilikle sosyalizmi buluturmasidir. Bulut'a göre Türkiye'de en airi sadan en airi sola kadar bütün gruplari bir ulusal politikada ("ayni hedefte") buluturmak mümkündür (Bkz. Bulut, 1988). Bütün dünya görülerinin tek bir ulusal politikada, tek bir hedefte bulumasinin anlami, ayni devletin egemenlii altinda yaayan insanlar arasinda bu hedefi cerhedecek herhangi bir çatimanin, çikar çelimesinin olamayacaini zimnen kabul etmektir. Marksist açidan milliyetçiliin anlami tam da budur: Ezilenlerin, kendisini ulusal politika ve ulusal hedef biçiminde formüle eden milliyetçilik yoluyla, gönüllü veya gönülsüz olarak, konumlarina razi edilmesi... Eer bu hedef araciliiyla toplumun tâbi siniflarina refah vaadediliyorsa, o zaman, bu ulus-devletin, bu "ulusal hedef"in kendisine seçtii alanlarda sömürüyü younlatirmasi ve oralardan kendi metropolüne aktaracai sermaye ile bu siniflara, baimli konumlarina razi olacaklari bir refah seviyesi sunmasi söz konusu demektir. Bunun da karilii "emperyalizm"dir. Bu iki durumun da Marksizm'le kuramsallatirilabilecek bir tarafi yoktur.

88

SUAV AYDIN

Aydemir, evket Süreyya (1962) "Türk Sosyalizmi ve Fikir Atatürkçülüü", Yön, 7 (31 Ocak). Aydemir, evket Süreyya ve Sadrettin Celâl (1924) "Lenin ve Leninizm", Aydinlik Külliyati, 10. Aydinolu, Ergun (1992) Türk Solu (1960-1971). Eletirel Bir Tarih Denemesi, Belge Yayinlari, stanbul. Belli, Mihri (1970) Milli Demokratik Devrim, Aydinlik Yayinlari, Ankara. Belli, Mihri (1971) "Proleter Devrimci Örgüt çin Program Taslai", Türkiye Solu, 1 (5 Nisan). Berkes, Niyazi (1963) "Atatürk'çülük Nedir Ne Deildir?", Yön, 63 (28 ubat). Brackman, Arnold C. (1963) Indonesian Communism: A History, Frederick A. Praeger, New York. Bulut, Arslan (1998) "Atatürk ve Milliyetçi Devrimcilik Üzerine", Ulusal 5-6 (Ki-Bahar). Can, Kemal (1998) "Türkçü-Devrimci ttifaki", ArtiHaber, 4 (10-16 Ocak). Czaplicka, M.A. (1918) The Turks of Central Asia at the Present Day, Clarendon Press, Oxford. d'Encausse, H. Carrère ve Stuart Schram (1966) Asya'da Marksizm ve Milliyetçilik (çev. S. Açiolu ve A. Açiolu), Yön Yayinlari, stanbul. Emiraliolu, Mehmet (1998) "Türk Solu Türkiye'nin Hizmetindedir", Ulusal 5-6 (Ki-Bahar). Fairbank, John K. (1969) Çada Çin'in Temelleri: 1840-1950 (çev. Ünsal Oskay), Doan Yayinevi, Ankara. Furuya, Keiji (1981) Chiang Kai Shek: His Life and Times, St.John's University, New York. Gürkan, Uluç (1998) "Türk Solu Üzerine (Söylei)", Ulusal, 5-6 (Ki-Bahar). leri, Rasih Nuri (1976a) Mihri Belli Olayi 1, Anadolu Yayinlari, stanbul. leri, Rasih Nuri (1976b) Mihri Belli Olayi 3, Anadolu Yayinlari, stanbul lhan, Attilâ (1980) Hangi Sa, Bilgi Yayinevi, Ankara. lhan, Attilâ (1997) "Türkçü-Devrimci Diyalogu", Cumhuriyet, 26 Aralik. lhan, Attilâ (1998) "Türk Sosyalizm Tarihi Üzerine" (Söylei), Ulusal, 5-6 (Ki-Bahar). Kakinç, S. Halit (1998) "Sultan Galiyev Efsanesi Diriliyor", Toplumsal Tarih, 50. Karaosmanolu, Yakup Kadri (1962) "Atatürk'ün Özledii Türkiye'yi Kurabildik mi?", Yön, 47 (7 Kasim). Mao (1967) Sosyal Devrim, Sosyal Yayinlar, Ankara. Nâzim Hikmet (1995) Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Adam Yayinlari, stanbul (11. basim). Oran, Baskin (1977) Azgelimi Ülke Milliyetçilii: Kara Afrika Modeli, A.Ü.S.B.F. yayini, Ankara. Özdemir, Hikmet (1986) Kalkinmada Bir Strateji Arayii: Yön Hareketi, Bilgi Yayinlari, Ankara. Perinçek, Dou (1979) Anarinin Kaynai ve Devrimci Siyaset, Aydinlik Yayinlari, stanbul (2.baski). Perinçek, Dou (1980) "TKP 1.Genel Kongresini Açi Konumasi", Türkiye Gerçei, 12-13 (25 Ocak). Sayilgan, Aclan (1967) Soldaki Çatlaklar (1927-1966). Türk Sollarinda Revizyonizmden htilâlci Sosyalizme, Ankara (2.baski). Sayilgan, Aclan (1970) Soldaki Bitmeyen Kavga. Aye Yayinlari, Ankara. Selçuk, lhan (1962) "Bizim Milliyetçiliimiz", Yön, 3 (3 Ocak). Selçuk, lhan (1992a) "Turan'in Kapisi", Cumhuriyet, 21 Mayis. Selçuk, lhan (1992b) "Ermeni Diasporasi ve Turan", Cumhuriyet, 6 Haziran. Soysal, Mümtaz (1962) "Göz Oyan Kargalar", Yön, 32 (25 Temmuz). Soysal, Mümtaz (1981) "Çiki Yolu", Milliyet, 18 Austos. Soysal, Mümtaz (1985) "Yeni ark Meselesi", Milliyet, 12 ubat. Soysal, Mümtaz (1994) "Halka hanetin Adi Solculuk Olamaz (Röportaj)", Cumhuriyet, 22 Aralik.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

89

enalp, Mehmet Gürsan (1998) "Türkiye'de Solun Özgürlük Sorunu, Aydinin Yabancilamasi ve Güneydou Meselesine Ulusal Sol Yaklaimlar", Ulusal, 5-6 (Ki-Bahar). TKP - ddianame ve Sorgu (tarihsiz) Ankara. Togan, Zeki Velidi (1969) Hatiralar, stanbul. Toprak, Zafer (1982) Türkiye'de Milli ktisat, Yurt Yayinlari, Ankara. Yetkin, Çetin (1970) Türkiye'de Solda Bölünmeler, 1960-1969 (Tartimalar-Nedenler-Çözüm Önerileri), Toplum Yayinevi, Ankara. Yildirim, Ali (1988) Belgelerle FKF, Dev-Genç (1965-1971), Cilt 1, Yurt Kitap-Yayin, Ankara.

90

SUAV AYDIN

From `National Democratic Revolution' to `National Left' The particularistic tendency in Turkish left

Turkish left developed along two paths: `universalistic left' and `particularistic left'. In this essay the genesis and the reflections of `particularistic left' -that is here taken to be a phenomenon of Third Worldism in peripheral countries- is elaborated. This analysis of particularistic left, which is characterized by corporatism and nationalism, takes `National Democratic Revolution' (NDR) Thesis as its axis. Turkish communist movement entered the Republican era with this division. The `nationalist liberationism' of Kadro movement, which established the left wing of Kemalism by breaking up with the Turkish Communist Party, is the first source of particularistic left. Those in Kadro movement, who were former Unionists and Turkists, were inspired by Galiyevism which was the `proto'Third Worldism of 2nd International and an expression of a Turkish-Tatar nationalist liberation movement inside/on the edge of Bolshevik Revolution. This early Third Worldist nationalist liberationist tradition was rectified in 1960's, inspired by Chinese Revolution and Maoism. Leftist-Kemalist movement, that was born in early 1960's, paid attention to Chinese Revolution with anti-Sovietic and Third Worldist concerns. Mao's `first democratic revolution and then socialist revolution' strategy was adopted by Yön as `Kemalism before socialism'. NDR Thesis was formulated by Turkish Workers' Party, the effective socialist party of 1960's. TLP used this accumulation that was formed in the left wing of Kemalism and Republican People's Party. On the basis of anti-imperialism the `revolution' target of this thesis was seen as a continuation/reformation of Nationalist Independence War and was connected to the Kemalist heritage. NDR Thesis, that was constructed by Mihri Belli, separated from TWP in which universalistic left line started to be dominant after 1966. A search for political ways out of parliamentarism started. Dev-Genç (Revolutionary Youth), THKP-C (Turkish Peoples Liberation Party - Front) and Aydinlik movements, which put their mark on recent past of the Turkish left, appeared in this process of searching - with serious divisions within. Consequently, NDR and its products were perhaps the main determinants of Turkish left in the last three decades.

"MDD"DEN "ULUSAL SOL"A TÜRK SOLUNDA ÖZGÜCÜ ELM

91

Finally, the current reflections of NDR line is discussed. Workers' Party's apparent and deep nationalism, its `nationalist left' discourse that has focused on `nationalist interests', the dialogs between leftist intellectuals -who re-install Galiyevism on the agenda with the impact of Turanism that revived in the postSoviet era- and racist intellectuals are also mentioned.

92

evket Süreyya Aydemir: Suyu ararken yolunu yitiren adam

Metin Çulhaolu*

Siyasal düünce alaninda önemli ürünler vermi insanlarin görülerinin ve temel yönelimlerinin dönemsel koullarla açiklanmasi, genel kabul gören bir yaklaimdir. Türkiye'nin 20. yüzyil baindan 70'li yillara uzanan siyasal düünce tarihi söz konusu olduunda, evket Süreyya Aydemir (1897-1976) hiç kukusuz dikkate deer ürünler veren, önemli bir düünürdür. Aydin potansiyeli taiyan, araniçi, aratirici ve sorgulayici insanlarin gençlik dönemlerini ne tür ülke ve dünya koullarinda yaadiklari, kimi özel dönemler söz konusu olduunda daha fazla önem kazanir. Bu açidan, 19. yüzyil sonlarinda doup, gençlikleri Birinci Dünya Savai, Ekim Devrimi, Mütareke, igal ve Kurtulu Savai gibi çarpici tarihsel olaylarla yorulmu aydinlarin ve siyasal kadrolarin Türkiye tarihinde özel yerleri olmutur. Eer deyim yerindeyse, Cumhuriyet'in hem siyasal hem de ideolojik anlamda "kurucu kadrolari"ni bu kuak oluturmutur. evket Süreyya Aydemir ise, devlet yönetiminde önemli görevler alan bir aydin olmamasina karin, ideoloji ve siyaset arayanlar arasinda özgün yönelimleriyle öne çikan bir isimdir. Aydemir, bir yaniyla kendi kuainin prototipidir; ama dier yaniyla, reel politikanin üzerine ina edilecei ideolojik ve kuramsal zemin araniini israrla sürdürmü bir aydin olarak, bakalarindan ayrilir.

Formasyonun temel belirleyenleri

Bize göre, bir aydin olarak Aydemir'in formasyonu 1920'den 1940'lara uzanan dönemde olumu, tamamlanmitir. Aydemir'in siyasal düüncelerine ve Türkiye'ye bakiina, birbirini izleyen üç dönemin damga vurduu söylenebilir. Bi-

(*) Yazar. Sosyalist Politika dergisi.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

93

lindii gibi, Aydemir'in siyasal düüncelerinin oluumunda önce bir ttihatçilikTurancilik evresi yaanmi, bunun ardindan TKP üyelii ile somutlanan komünistlik evresi gelmitir. Aydemir'in formasyonunun özünü oluturan ve 1930'lu yillara denk düen "kadroculuk"u ise, ilk iki evrenin kendine özgü bir tür sentezi olarak ortaya çikmaktadir. Aydemir'in siyasal düüncelerinin daha sonraki evrimi, bu arada örnein 70'li yillarin ilk yarisinda eski yol arkadalarindan Vedat Nedim'in bile anlayamadii "batili sosyal demokrat" dönemi, bizce özel bir önem ve anlam taimamaktadir. Yukaridaki dönemlemede dikkat edilmesi gereken önemli iki nokta vardir. Bunlardan birincisi udur: Aydemir'in siyasal-düünsel formasyonunda ilk evreyi oluturan ttihatçi-Turanci yönelimin, daha sonraki komünistlik evresine hiç uzanmadiini, yani Aydemir'in komünistliinin daha önceki yönelimlerinden tam bir arinma sonucu ortaya çiktiini söylemek mümkün görünmemektedir.1 Kendi yazdiklarina bakilirsa, Aydemir hiçbir zaman gerçek anlamda bir marksist ve komünist olmamitir. Örnein "proletaryanin kavgasi" ya da "sinif hakimiyeti" gibi kavramlar Aydemir'e fazla hitap etmemitir. Aydemir, insanlik tarihinin burjuva devrimlerinden de ikâyetçidir. Çünkü "dünyaya hürriyet ve insana hak ilan eden Fransiz inkilâbi devri, bizim için bir esaret devrinin balangici olmutur." (Aydemir, 1968a: 172) Ekim Devrimi'ne gelince. Bu Devrim'de ona asil çekici gelen, despot Çarliin yikilmasi ve doulu uluslarin yeni bir ruhla silkinmeleridir. "Artik her millet zalimlerini, istilâcilarini baindan atacakti. Bu i bana, o güne kadar dinlediim, u siniflarin kavgasi, parti politikasi, proletarya diktatörlüü gibi eylerden daha aydinlik görünüyordu. te imdi her ey anlaildi. te benim balanacaim dava." (Aydemir, 1974: 201). Bu nokta üzerinde daha sonra da duracaiz. Önemli olan ikinci nokta ise, Aydemir'in komünist olduu ya da kendini komünist saydii dönemde Türkiye'nin geleceine ilikin belirli bir perspektifi benimsemi olmasidir. Aydemir'in, 1920'lerin ilk yarisinda, komünizmle balarinin henüz kopmadii dönemde benimsedii perspektifte, Cumhuriyet Halk Firkasi tarafindan gerçekletirilecek kalkinma ve sanayileme, kendi gününün gelmesini bekleyen sosyalizm için bir önkoul sayilmaktadir. Aydemir'in 1924 yilinda Aydinlik dergisinde Sadrettin Celâl ile birlikte savunduu görülerde (Aydemir, 1973: 356-357), kapitalizmin ve sermayenin geliimini sosyalist mücadele için mutlak önkoul sayan bir tür "legal marksizm"in izlerini bulmak mümkündür. Ancak, kalkinma ve sanayileme daha sonra, komünizmden kadroculua geçi döneminde, bu kez sinif mücadeleleri yoluyla gelecek bir sosyalizme alternatif olarak kendi baina özgün bir hedef sayilmaktadir. Aydemir'in TKP'li

1 evket Süreyya, "Aydemir" soyadini Müfide Ferit Tek'in Türkçü romani Aydemir'den hareketle almitir. Tek'in 1918 yilinda yayinlanan ve o dönemin gençlii üzerinde hayli etkili olduu söylenen bu romani, Türkiye Türkleri ile diardaki Türkler arasinda oluturulacak kültür ve siyaset birliini konu almaktadir.

94

METN ÇULHAOLU

olduu dönemlerdeki kimi görülerinin Komintern'in tepkisini çektii, bu örgütün kendi resmi belgelerinde yer almaktadir. Komintern'in TKP'yi sert biçimde eletiren 5. Kongresi 1924 yilinda toplanmitir. Ayni dönemdeki Aydinlik yazilarinin, bu eletirinin hedefi olduklari söylenebilir. Nitekim Aydemir de çok sonralari, 1967 yilinda, Mete Tunçay'a Komintern'le bu yüzden asil kendisinin çatitiini ve Türkiye'ye gelen bir Komintern temsilcisini gene ayni nedenle "terslediini" anlatma gereini duymutur (Ergüder, 1978: 15). Aydemir'in Komintern delegesini gerçekten tersleyip terslemediini bilemeyiz; ama Aydemir'in, Komintern'in görece en sa çizgide yer aldii dönemlerde bile bu örgüte daha sadan ters dütüü açiktir. Bu iki noktayi önemli bulup vurgulamamizin nedeni, evket Süreyya Aydemir'in düünsel formasyonunu keif çabalari için iyi bir çiki zemini oluturmalaridir. Aydemir, gerçekten çapli, araniçi, bu aranita kimi özgün yönelimler sergileyebilen biridir; ancak, o da 20. yüzyil balarinda Türkiye'nin önde gelen aydinlarini derinden etkileyen bir paradigmanin insanidir. Kisaca özetlemek gerekirse bu, batiyla tuhaf ve kompleksli biçimde ilikilenmi, bu nedenle zaman zaman duygusal "doucu" tepkiler de sergileyebilen, sinif mücadelesinin sözünden bile ürken, belirli bir devlet gelenei olan, hiçbir dönem tam sömürge durumuna dümemi bir ülkenin insani olarak Türkiye aydinina özgü sosyal darwinist paradigmadir. Aydemir'in Türkçü -Turanci bir dönem yaami olmasi bu nedenle hiç de rastlanti sayilamaz. F. Georgeon'a göre dönemin Türk aydinlari, batidan gelen "beyaz" ve doudan gelen "sari" baskiya kari üçüncü bir yol öneren Türkçülüe eilim duymular, sömürgecilie ve Avrupa emperyalizmine kari direnii darwinci terimlerle açiklamaya çalimilardir (Georgeon, 1986: 32). Bu söylenen, Aydemir'in 30'lardaki kadrocu görülerine çok uymaktadir. Yukarida özetlenen türde sosyal darwinist bir anlayi Osmanli'nin son dönemindeki Türkçülerden balayarak Cumhuriyet'in kurucu kadrolarina, hattâ çok daha sonrasina (bugünlere) uzanip geleneksel aydinlarin ve siyasetçilerin büyük bir bölümünü etkilemise, o zaman Aydemir'in "özgünlüü" nerededir? Kanimizca bu geleneksel kesim içinde Aydemir'i özgün ve ayriksi kilan üç özellik vardir. Bunlardan birincisi, Aydemir'in her tür düünsel-siyasal yöneliminin bir üst-belirleyeni olarak kendini zaman zaman açikça gösteren romantik bir içe dönüklüktür. Kanimizca Aydemir'i devlet kapisinda ikbâl peinde komak yerine kuram ve ideoloji araniina yönelten ve bu aranita onu daha üretken kilan yan, bu romantizmidir. Aydemir'i özgün ve ayriksi kilan dier iki özellik de romantizminin bir uzantisi olarak görülebilir. kinci özellik udur: Aydemir, diyalektii bir yöntem olarak genel marksist kurgunun diina taiyip orada anlamlandirmaya çalimi; belirgin ve belki de uç noktada bir seçkincilikle yorulmuken halkçilik yapmaya koyulmu; aydinlanmayi ise, batiyi hedef alan yari duygusal tepkileriyle halhamur olup öyle aramitir. Örneklenen bu çeliik ya da ikici (düalist) özelliklerin, ne kadar çapli olursa olsun bir aydini biçak

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

95

sirtina yerletirecei açiktir. Çeliik konum ve ikiciliklerin, aydinin açisini geniletmesi, onu daha derinlere yöneltmesi, kolay görülemeyeni gördürmesi mümkündür (hattâ ciddi bir olasiliktir); ama ayni konumun ve ikiciliklerin, onu bir yerden sonra eklektizme ve airi öznelcilie yöneltmesi de kaçinilmazdir. Aydemir, her iki özellii de sergilemi, hassas dengelerde durmaya çalimanin getirileri kadar götürülerini de yaamitir. Suyu Arayan Adam'i Vâlâ-Nureddin'e "suyun bulunuu galiba yolun kayboluu bahasina oldu, ho görün" ithafiyla vermesi (Vâ-Nu, 1988: 275), saniriz bu gerçein kendisi tarafindan da görüldüünün kanitidir. Nihayet, Aydemir'i özgün kilan üçüncü özellik, dönemin aydin kesiminde Kemalizm'in pozitivist aranilarindan kaynaklanan genel bir kuram soukluunun egemen olduu dönemde bile kuramin öneminde israr etmesidir. Günümüzün birçok solcusuna cazip gelecei kesin olan "söz deil i, doktrin deil eylem" parolasi, 30'lu yillarda Cumhuriyet ideolojisi tarafindan bataci edilmitir. "Doktrin aksiyondan sonra gelir eklindeki Kemalist iar, siyasal yaami olduu kadar akademik siyasal düünceyi de etkilemitir." (Parla, 1989: 118). Aydemir ise, böyle bir dönemde egemen Kemalist anlayia damga vuran metodolojinin tam tersini savunmu ve bunun gereini yapmaya çalimitir. Sayilan bu üç özellik, bir yere kadar Aydemir'in esinlerinin ve motivasyonunun, bir yerden sonra da yaadii derin dü kirikliklarinin temelini oluturmutur.

Kozmopolitizm ve "yerlicilik"

Türkiye'de, kapsamli bir kuram ve ideoloji aranii içinde olan aydinlarin ayni zamanda ayaklarini bu topraklara basabilmeleri, baka bir deyile kuram ve ideoloji araniinda ülkenin somut gerçeklerinden kopmayacak bir çizgi tutturmalari her zaman güç olmutur. Aydemir, bunu bir ölçüde baarabilmi bir aydindir. Aydemir'in bu göreli baarisinda, döneminin küresel koullarini ve ülkesinin durumunu iyi "okumasinin" büyük payi vardir. Aydemir'in dier arkadalariyla birlikte 1930'larda balattii kadro hareketinin kökenleri daha öncesine dayanmaktadir. Az önce sözünü ettiimiz sosyal darwinist paradigma ve sinif mücadelesinden duyulan büyük ürküntü, üçüncü yol aranilarini daha ttihat ve Terakki döneminde tahrik etmitir. Örnein, sava sonrasinda izlenecek politikalari belirlemek üzere 1917 yilinda oluturulan bir komisyon, özel giriimciliin sinif çatimalarini arttiracai kaygisindan hareketle "bürokrasi tarafindan yönlendirilecek devletçi bir ekonomi" modelini önermitir (Ahmad, 1986: 79). Ancak, böyle bir modelin düünce planindan fiili uygulamaya geçii için elverili dünya koullari, büyük bunalimin ardindan, 1930'larla birlikte olumutur. Boratav'in da belirttii gibi dünya bunalimi, çevre ülkelerde iç dinamie dayali bir sanayileme sürecine olanak taniyan koullari yaratmitir (Boratav, 1989: 48). Özetle, Aydemir ve kadrosu büsbütün özgün

96

METN ÇULHAOLU

bir keifte bulunmami, dönemin elverili konjonktürünü doru okuyup buna uygun giriimleri balatmitir. Bununla birlikte, sözü edilen elverili di konjonktürün bakalarina göre daha doru okunmasinda Aydemir'in "yerliciliinin" özel payi olduu söylenebilir. Baka bir deyile Aydemir, gençlik döneminin kisa uraklari diinda kendini hem fiziksel hem de entelektüel anlamlarda hep bu topraklar üzerinde kurmaya çalimi, aydinlara özgü bir kozmopolitizmden uzak durmutur. Aydemir'in bu anlamdaki gerçekçiliinde, yakin dönem Osmanli tarihinden çikarttii kimi sonuçlarin rol oynadii söylenebilir. Örnein Aydemir, ülke diinda "sürgünde" sayilan Genç Osmanlilar'in kofluunu ve yüzeyselliini iyi gözlemitir. Ya da, daha o dönemlerde "liberal" olarak tanimlanan Prens Sabahaddin'in ülkesi hakkinda die dokunur hiçbir bilgisinin olmadiini saptamasi, Aydemir'i ülkesine çok daha gerçekçi gözlerle bakmaya yöneltmitir: "Memleket olarak Türkiye'de, Boaziçi tepelerinden görünen ufuklardan ötesini görmü deildi." (Aydemir, 1972a: 263). stanbul'daki youn yapilamanin, bugün Boaziçi tepelerinden görünebileni daha da sinirladii söylenebilir. Aydemir'e dönersek, yukaridaki balamda en açik ifadelere, Aydemir'in bir baka "liberal"e, Aaolu Ahmet Bey'e yönelttii eletirilerde rastlanir: "klasik anlamda Bati demokrasisine olan sarsilmaz ve çerçeveli balilii, onun, milli kurtulu hareketi Türkiye'sinin ve Cumhuriyet devrinin Türkiye'ye özgü davalarini anlamasina saniyorum ki bir fikir engeli oluturmutur." (Aydemir, 1971b: 476 dn). Bu noktada, Türkiye'deki düünsel ve siyasal yaamin, Aydemir'in kendisini ve dönemini aan bir sorunuyla karilaiyoruz. Türkiye aydini, özlem duyduu demokrasiyi özgün parametreleriyle yeniden üretmedikçe, demokrasiyi yeni bir eksende tanimlamadikça, kisacasi demokrasi araniini sürekli "batili liberal demokrasi" referansiyla sürdürdükçe, gerçekten de kendi topraindan kopmakta, düünsel verimini de kisirlatirmaktadir. Aydemir'in bu dorultudaki saptamalari daha sonra da etki ve yansima bulmu, örnein Avciolu "siyasal liberalizm tutkusunun Türk fikir hayatini kisirlatiran dar bir çerçeve" dayattiini belirtme gerei duymutur (Avciolu, 1980: 6). Kukusuz bu alandaki bir tartima bizi asil konumuzdan saptirip baka yerlere taiyacaktir. Aydemir'le devam edecek olursak, tartiilmasi gereken konu udur: Liberal demokrasiye yönelik itiraz ya da soukluk, sinif mücadelesi nosyonuna da pein bir reddiyeyi getirir mi? Baka deyile, Aydemir'in liberal demokrasiye koyduu ciddi rezervasyonlarla sinif mücadelesi ürküntüsü ya da reddiyecilii arasinda nesnel bir tutarlilik var midir? Bu sorunun yaniti, ayni zamanda Aydemir'in yerlici gerçekçiliinin sinirlarini da belirleyecektir. Kanimizca, Aydemir'in liberal demokrasi ile sinif mücadeleleri arasinda kurduu mutlaklik ilikisinin ciddi sorunlari vardir. Bir kere, liberal demokrasi ile sinif mücadelelerini, e düzlemlerden kalkan, evrilme süreçleri az çok ortak,

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

97

ama ayri iki çizgide gelien süreçler olarak görmek doru deildir. Liberal demokrasi, sinif mücadelelerinin yaninda, ya da ona kout olarak gelien baka bir çizgi deil, sinif mücadelelerinin tarihsel bir sonucudur. Bir ülkeye liberal demokrasi, iç dinamiklere oturmaksizin, biçimsel olarak ithal edilebilir; ama sinif mücadeleleri o ülkenin kendi tarihsel geliiminin özgün sonucu olarak ortaya çikar. Sonuçta, belirli bir ülkedeki demokrasi pratii, sinif mücadelesinin birikmi deneyimleri ve gelecek için taidii potansiyele göre biçimlenir. Aydemir'in ve dönemin baka birçok siyasetçisinin temel yanilgisi, liberal demokrasiyi tarihsel bir sonuç olarak deil, sinif mücadelelerine, bu mücadelelerin kiyasiya biçimler almasina cevaz veren, sonra da bu kiyasiya mücadelenin yarattii kaos karisinda aciz kalan bir sistem olarak görmeleridir. Bunu izleyen mantik ise görece basittir: "Onlar" bu ie çok erken baladilar ve bu arada geliip kalkindilar; "biz" ise geç baliyoruz, geç balayanlar olarak ayni kavgaya cevaz veren bir sistem "bizi" tüketecek, daha da gerilerde birakacaktir... Yeri gelmiken, özel olarak Aydemir'in daha yakindan ve hakkiyla irdelenebilmesi için sorulmasi gereken bir soru var: Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki aydinlar nezdinde, emek-sermaye çelikisi ve onun ürünü olan sinif mücadeleleri, Türkiye gibi ülkelerde mümkün olup da önlenmesi gereken bir süreç midir, yoksa dünya kapitalizminin kendi mantii böyle bir çelikinin Türkiye gibi ülkelerde doup gelimesini peinen ve kategorik olarak zaten dilamakta midir? Dönemin aydinlarinin ve siyasetçilerinin bu konudaki görüleri belirli bir tutarlilik göstermemektedir. Kimi söylemlerde sinif mücadelesi "mümkün" ama "arzu edilmeyen" bir olgu sayilirken, baka söylemler böyle bir olgunun Türkiye'ye nesnel anlamda yabanci kalacai yönündedir. Sonuçta, Aydemir'in kuramci yani bu noktada bir kez daha devreye girmektedir. Aydemir, kimi dönemlerde farkli görüler dile getirmise de, kadrocu döneminde yaptii uluslararasi kapitalizm çözümlemeleriyle Türkiye'yi ve benzer konumdaki ülkeleri batili sinif mücadeleleri tarihinin diinda bir çizgiye yerletirmeye çalimitir. Örnein u sözlerde olduu gibi:

"Bugünkü sermayedarlik eklinin, bugünkü temeller ve kurallarla, bütün dünyaya yayilmasina ve bu suretle de sermayedar-proleter çelimesinin dünya ölçüsünde bir hâl almasina ise, zaten bugünkü kapitalizmin yapisi engeldir. Çünkü daha yukaridan beri iaret ettiimiz gibi bugünkü kapitalizm metropol-koloni nizamina dayanir. Bugünkü kapitalizm, sanayii ve balica sermaye hareketlerini dünyanin bazi bölgelerinde (mesela Avrupa ve Kuzey Amerika'da) younlatirmak ve cihanin dörtte üçünü koloniler ve açik pazarlar, yahut pazar tekelleri halinde yaatmakla ömrünü sürdürmektedir (...) Böyle olunca da bugün, bütün dünya ölçüsünde sermayedar-proleter tezadi deil, sermayedar memleketler ile sermayeden ve sanayiden yoksun memleketler tezadi hakim bir manzara gösterir." (Aydemir, 1968a: 52-53).

Uluslararasi kapitalizmin böyle kategorik biçimde ayritirilmasi, birakin günümüzün "küresellemi" kapitalizmini, Lenin'in (ve hele hele Rosa Luxem-

98

METN ÇULHAOLU

burg'un) çözümledii 20. yüzyil balari kapitalizmi için bile geçerlilik taimamaktadir. Özetle Aydemir kapitalizmin "eitsiz" geliimini iki kutuplu bir mutlaklia indirgemekte, "bileik" geliim denilen süreçten ise büsbütün bihaber görünmektedir. Bu bir yana, Aydemir'in düledii "baimsiz sanayileme" süreci de mutlaka bir içi sinifi yaratacaktir; peki, o zaman bu sinifin muhatabiyla (diyelim Devletle) ilikileri nasil düzenlenecektir? Burada, Aydemir'in düünce derinlii bile, Osmanli'dan tesanütçülük olarak devralinip korporatizme dönütürülen, hattâ pek de haksiz sayilmayacak biçimde talyan faizmine benzetilen ideolojik kodun ötesine geçmemektedir.

Kadro neden himaye görmedi?

Aydemir'in ve kadrosunun özellikle 1930'lardaki kuramsal aranilarinin temeli ve hedefi açik seçik dile getirilmitir. Temeli ya da zemini, Türkiye aydinina ve siyasetçisine dönem dönem damga vuran bir tür "tren kaçiyor" sendromuyla açiklamak mümkündür. Türkiye aydininin ve siyasetçisinin gözledii dünya süreçlerinde hep birtakim kritik evrelere gelinip dayanilir ve Türkiye'nin bu kritik evrelerde çok önemli bir eii mutlaka amasi gerektii düünülür. Eiin ailamamasi ise, ülkeyi darwinist seleksiyon sürecinde büsbütün zayiflatacaktir, vb. 1908'den balayarak günümüzün "küreselleme" ve özelletirme dönemecine dek uzanan bu dönemsel sendromlardan biri, 1920'lerin sonunda, kendini özellikle liberal kapitalist ekonomilerin yaadii çöküle hissettirmitir. Bu kez, devletçilik treninin kaçirilmak üzere olduuna ilikin bir panik yaanmitir. Geç modernizasyon süreçlerine özgü seçkincilik, ülke aydininin nabzina, yönelimlerine ve baliliina hep önem vermi, aydini elden kaçirmanin sonuçlarindan büyük ürküntü duymutur. Ne kadar basit görünürse görünsün, Aydemir'in ve arkadalarinin 1930'larda Kadro ile balattiklari giriim, liberal demokrasilere ve 1923-29 yilinda izlenen görece liberal ekonomik politikalara souyan aydini belirli bir ideoloji ekseninde konsolide etmeye yönelikti. Örnein Kadro'nun önde gelen isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanolu'na göre "inkilabin standart bir yorumunun yapilmamasinin yarattii sapmalar" ve Türkiye burjuvazisinin bir "galat-i hilkat" oluu, ideolojik alandaki düzenlemeleri daha yakici hale getirmiti (Karaosmanolu, 1983 :136 ve 169). Bu tür düzenlemelerin gecikmesi, aydini baka aranilara sürükleyebilirdi.2 Kadroculara göre ise, burjuvazinin ve siniflarin gelimedii koullarda, bilinçli öznel çabalardan hareketle gelikin bir ideoloji oluturulabilir ve yerletirilebilirdi. Süreci uzun uzun anlatmaya gerek yok; ama Kadro'nun ideolojik misyonu

2 Örnein Attila lhan, "bana ideoloji verilseydi, ben de marksizmin babalarina o kadar sarilmazdim" sözleriyle kendi gençliinde marksizme "ben sana mecburum" deme gerekçesini ortaya koymaktadir (bkz. Attila lhan; Hangi Bati ?, Bilgi Yayinevi, Ankara 1976, s. 17).

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

99

balarda devlet büyüklerinden bir miktar destek görür gibi olmu, ne var ki sonuçta köstek destee air basmitir. Misyonun dorudan ve açik biçimde olmasa da engellenmesi, Aydemir'de büyük bir dü kiriklii yaratmitir. Aydemir'in "Atatürk inkilâbi denen hareketi halk içinde yayacak, savunacak ve tekilatlandiracak önderlerin vazifelendirilmemi ve önder bir partinin kurulamami olmasi, saniyorum ki, cumhuriyetten sonraki rejimin, ileride de, sebepleri kolay kolay anlatilamayacak bir muammasi olarak kalacaktir." (Aydemir, 1973:396 dn.) eklindeki düüncesi, Kadro'nun sonu ile daha da pekimi olmalidir. Yakup Kadri Karaosmanolu ise kendi dü kirikliini daha edebi sözlerle anlatmaktadir: "Lakin ben politikanin satranç tahtasi üstünde sadece bir `piyade' idim. Ne mat edilmeye deerdim, ne de balica bir rolüm olabilirdi. Onun içindir ki, hünerli satranç ustasi beni bir ileri sürdü, bir geri çekti ve sonunda karimdaki fil'e esir vermekte hiç bir zarar görmedi." (Karaosmanolu, 1984 :48) Aydemir'in ve Kadrocularin kendi düünce ve yorumlarinin ötesinde, Kadro'nun misyonunun Devlet nezdinde pek itibar görmemesi, gerçekten açiklama gerektiren bir durumdur. Bize göre, varliini ve gücünü arttiran bir burjuva kesimin, Kadro'nun görülerini fazla "üçüncü yolcu" ve kapitalizm dii bulup böyle bir misyonu devlet üzerindeki etkisini kullanarak sabote etmesi, o dönemin koullari gözetildiinde inandirici bir açiklama gibi görünmemektedir. Kanimizca, sinanmasi elbette mümkün olmayan, ama daha açiklayici bir yaklaim, dönemin Cumhuriyet kadrolarinin, gelitirilmi ve sistematik her ideolojik kurgunun kendi içinden radikal ve etkili kopulara da olanak taniyacaini sezmeleri ve bundan çekinmeleridir. Bu, yalnizca Kadro'nun üstlendii türden kuram ve ideoloji misyonlari için deil, bu yöndeki baka bütün çabalar için geçerlidir. Baka deyile, Cumhuriyet seçkinleri, verili durumu gereince rasyonalize eden, yeni aydin kuaklari gerçekten kendine balayabilecek ideolojik sistemletirme çabalarinin hepsine souk bakmilardir. Özetle, Cumhuriyetin siyasal seçkinleri, Osmanli'dan devralinan "yalinkat pragmatizmi" (deyim erif Mardin'e aittir) ve bunun getirecei esneklikleri, gelitirilmi ideolojik sistemlere tercih etmilerdir. Ayni durum, dönemin yetkin gözlemcilerinden Ahmet Hamdi Baar tarafindan öyle ifade edilmektedir: "Halk Firkasi tarafindan temsil edilen ideolojinin kisasi, ideolojinin inkârindan ibaretti. `Biz bize benzeriz' formülü içinde her ey istenirse kabul, istenirse reddolunur ve her ey yapilabilirdi. Vaziyet bu merkezde olunca da inkilâbin ideolojisiyle bir fikir hareketi peinde koanlar lüzumsuz ve hattâ zararli iler yapmi sayilacaklardi." (Baar, 1981: 159).

Seçkincilik ve ihtilal feylesofluu

evket Süreyya Aydemir'in çalimalarinin öyle yüzeysel bir taramasi bile, Aydemir'in en belirgin, hattâ "sivri" denebilecek yanlarindan birinin seçkincilii olduunu gösterecektir. Gerçekten de, Aydemir'in, genel olarak aydina, özel olarak da

100

METN ÇULHAOLU

devlet adamlarina yönelik ölçütleri, seçkinci bir anlayiin uçlarinda dolamaktadir. Kanimizca bu seçkincilik, kendisinin "halk" kavramina yaklaimiyla ve ihtilal denilen eyin ne olduunu bilmesiyle (ve bundan ürkmesiyle) ilgilidir. Aydemir'in seçkinci yani, darwinist paradigmayla ve anlamini bu çerçevede bulan toplum mühendislii tutkulariyla ilikilendirilebilir. Döneminin pozitivist yönelimleri, kurama ve ideolojiye konulan mesafe diinda, dier yanlariyla kukusuz Aydemir'i de biçimlendirmitir. Ancak, bunlarin yanisira, yakin dönem Osmanli tarihine ilikin gözlemlerinin, Aydemir'deki seçkincilie özel bir çeni katmi olabileceini düünüyoruz. Bir kere, ttihat ve Terakki'nin düünsel ürün fukaraliinin Aydemir'in dikkatini çektii açiktir. Aydemir bu konudaki gözlemlerinin ardindan devam eder ve bizdeki merutiyet hareketinin bir "fikir ve doktrin hareketi" olmayip yalnizca bir ayak uydurma çabasindan ibaret kaliindan yakinir. Sonra, Avrupa'da yillarini geçirmi olanlara döner ve unlari söyler: "Avrupa'da yillarini harcayan bunca aydin ve yari aydinin nasil olup da bu kadar verimsiz kalabildiklerine hayret etmemek kabil deildir." (Aydemir, 1972a: 279). Aydemir'in bu yetersizlikten çikardii sonuç ise gerçekten önemli ve ilginçtir. Aydemir'e göre bu insanlar hep yari aydindir. Yari aydinin ise idealist olmasi mümkündür; ama terkipçi ve nazariyeci (kuramci) olmasi mümkün deildir. Burada, bir kez daha, Aydemir'in açiklikla parmak bastii, ama kendisini, özel konumunu ve dönemini çok aip bu ülkenin siyasal yaamina damga vurmu bir olguyla karilaiyoruz. Türkiye, hemen hemen her dönem, "terkipçi ve nazariyeci", ama kitlesi olmayan seçkinlerle; kitlelere hitap edebilen, idealist, ama terkipçi ve nazariyeci olmayan hareketçileri kaynatirma gerei öyle ya da böyle hissedilen bir ülke olmutur. Bu gereklilie iaret etme ii de, solda Kivilcimli'dan Avciolu'na, sada ise Turhan Feyziolu kadrolarindan Aydinlar Ocai'na, oradan da günümüzün Taha Akyol'una uzanan çizgilere dümütür. Etkin bir siyasal hareket için gerekli bu iki ögenin hep ayri ayri yerlerde durmasi, herhalde Türkiye'nin tarihsel, sosyolojik, siyasal ve kültürel özellikleriyle ilgili bir olgudur. Not edip geçiyor ve yeniden Aydemir'e dönüyoruz. Aydemir'in seçkinciliini bir de u sözlerinden dinleyelim: "Halkin idareye itirak ettii rejimlerde aydin, memleketin gerçek efendisidir. Çünkü halkin iradesini aydin temsil edebilir (...) devlet adami, ileri ve üstün aydin demektir. Çünkü toplumda en güç ve üstün sanatin, yani siyasetin sözcüsü ve icracisi odur." (Aydemir, 1971b: 185). Kimilerinin eilimli olduklari yakitirmalarin tersine, böyle bir seçkinciliin, Marksizm öyle dursun, Leninizmle, hattâ jakobenizmle herhangi bir ilgisinin olduunu düünmüyoruz. Bir kere, Aydemir'in burada ifade edilen seçkincilii, kendini komünist saydii (ya da bakalari tarafindan öyle sayildii) dönemlerde bile Marksizmden ne kadar uzak kaldiinin göstergesidir. Aydemir'in seçkinciliinin jakobenizmle de ilgisi yoktur; çünkü jakobenizme içsel olan bir nüve, daha açii plebyen kesimin ya da baldiriçiplaklarin

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

101

temsil ettikleri dinamizm, Aydemir için tam bir ürküntü vesilesidir. Aydemir'in bu ürküntüsü, döneminde ihtilallere ve kiyima taniklik etmiliinden kaynaklaniyor olabilir. Aydemir'in seçkinciliiyle devam edelim: "Kadro'nun azlik, fakat önder bir inkilâpçi kütleye, bir inkilâp gençliine hitap edii, onun önde gelen bir vasfiydi. Çünkü, öz-fikir ve soy-fikir, hiçbir zaman harciâlem deildir. Halka inen ve ona maledilen ise, fikirler deil, ekiller ve basitletirilmi sloganlardir." (Aydemir, 1974: 482). Aydemir'in siyaset dünyasi bu sözlerle daha da netlik kazanmaktadir. Leninist öncülük dahil sola ait her tür öncü-kitle ilikisi kurgusundan büsbütün farkli olarak, Aydemir'in ilikilendirilmesinde iki tarafli kategorik bir dilayicilik vardir. Baka deyile, öncü (kadro), sistem (ideoloji) ve düünce (kuram) ile kitlesel yönelim ve düünceler, konjonktürel bile olsa herhangi bir anda birbiriyle bütünlük oluturmamakta, birbirini karilikli olarak beslememektedir. Özetle, Aydemir'in siyaset dünyasinda halk olsun, halkin da katildii ihtilaller olsun, hep bir "soy-fikir"in kendini bu dünyada gerçekleyebilmesinin araçlaridir. Bu airi seçkinci konumun, Aydemir'in ihtilal tanikliinin kendisinde özel bir pleb fobisi yaratmasindan kaynaklandiini düünüyorum. Aydemir'in kendine özgü içe dönük (hatta yer yer egosantrik) romantizminin pleb ürküntüsüne özel çeniler kattii da öylenebilir. Aydemir'in gençlik döneminin en büyük akini (Sitare) yaadii mekânlarin (Nuha) Kizil Ordu istilâsina uramasi, hattâ zamaninda derin ve güzel duygulara daldii evinin pasakli ve küstah bir bolevik tarafindan zorla paylailmasi, anlaildii kadariyla Aydemir'i derinden etkilemitir (Aydemir, 1974: 182-183).3 Ancak, iin kiisel-duygusal boyutu bir yana birakilsa bile Aydemir'in "aaidan" unsurlara uzaklii açiktir. Çerkes Etem'e ilikin çözümlemeleri, bu uzaklii ortaya koyan bir örnektir: "Bu tipler hemen bütün ihtilallerde türerler. Çünkü, ihtilallerin artlari, halk denilen denizi karitirir, sular bulanir. Sularin dibinden sularin yüzüne evvelce bilinmeyen unsurlar, ahislar çikar. Bunlar kanunlarin, kaidelerin, toplum hiyerarisinin çerçevelerini parçalarlar." (Aydemir, 1973 :163). Aydemir'in söyledikleri kukusuz dorudur. Ancak, örnek olarak Aydemir'in iyiden iyiye uzaklik duyduu Etem'in verilmesi, bu tür dinamiklerin Aydemir için özel bir ürkütücülük taidiini göstermekedir. O, her eye karin bir nazariye, düzen, kural ve kaide insanidir. htilaller söz konusu olduunda bile. Bu airi seçkinciliinin ve pleb ürküntüsünün burada bizim açimizdan önem taiyan bir baka yani, söz konusu belirlenimlerin Aydemir'in tarih yazimini da dorudan belirlemi olmasi ve kendisini bu anlamda ihtiyatla yaklailmasi gereken, hattâ yer yer güvenilmez bir tarih yazicisi haline getirmesidir. Örnekleri üzerinde az sonra duracaiz.

3 Sahne olarak canlandirildiinda, benzer bir durumun, geri döndüü evine yerlemi ve odalari paylami içileri gören Dr. Zhivago tarafindan da yaandii düünülebilir (filmden söz ediyoruz). Dr. Zhivago da derin duygularini plebyen kesimle paylaabilecek biri deildi.

102

METN ÇULHAOLU

Aydemir'deki seçkinciliin, plebyen unsurlar ile plebyen olmayan ama kuramsiz idealist tipler arasinda bir tür ayirim gözettii söylenebilir. Aydemir, her iki tipi de küçümsemekte, kendine uzak bulmaktadir. Ama, plebyen unsurdan özellikle ihtilal ortamlarinda ürkülürken, idealist yari-aydin onun için daha çok bir alay vesilesidir. Aydemir komünistlik döneminde yakindan tanidii Nazim'a ürküntüyle deil, idealist bir yari aydin olarak hep alayci bir küçümsemeyle yaklamitir (Aydemir, 1974: 295). Aydemir'le ve Nazim'la ayni çalkantili yillari ayni mekânlarda paylaan Vâ-Nu'nun çizdii Aydemir portresi, burada anlatmaya çalitiklarimizla tutarlidir. Vâ-Nu Aydemir'i "Türkiye'nin mukadderatinda rol oynayacak kiratta" biri olarak görmü, herkesi sigaya çekecek ölçüde sekter tavirlarina tanik olmu, nihayet herkes üzerinde otorite kurabilecek yetkinlikte olduunu teslim etmitir (Vâ-Nu, 1988: 233 ve 279). Düünsel siliin egemen olduu Türkiye siyasetinde, biraz derine inebilenlerin, çevrelerinde despotik ve sekter bir otorite kurabilmeleri Aydemir'in dönemiyle sinirli kalmami, özellikle Türkiye solu bu gelenei yaatmak için büyük çabalar harcamitir.

Tarih ve biyografi yazicisi olarak Aydemir

Çok açik söylemek gerekirse, Aydemir'in biyografik çalimalari, önemli bilgiler içeren, ama bilimsel deeri olmayan ürünlerdir. Çünkü, Aydemir'in bu tür çalimalarinin hepsi, bir gelenek, bir hat, giderek belirli siyasal duygu younlamalari yaratmaya yönelik özel bir misyonla kaleme alinmitir. Aydemir'in kendine özgü, üçüncü dünyaci denilebilecek tarih anlayii, seçkincilii ve ihtilal feylesofluu, bir tür siyasal-duygusal mikrokozmoz yaratmitir. Aydemir için bir, bu mikrokozmoza yakianlar; iki, biraz kiyisinda kalanlar ve üç, bu mikrokozmozdan iyiden iyiye uzaa düenler vardir. Bu, hem tarihsel olaylar, hem de kiiler için böyledir. Sonuçta, mikrokozmoza yakianlara özel yer taninirken, biraz kiyisinda kalanlara yari sevecen bir eletirellikle yaklailir. Mikrokozmozun uzaina düenlere ise, hogörü yoktur. Eer bunlar tarihsel kiilerse, her firsatta aailanirlar; yok eer söz konusu olan olaylarsa, bunlar ya örtülürler ya da çarpitilirlar. Aydemir için tarih, özel misyona göre retrospektif olarak yorulabilecek bir hamurdur. Aydemir'in Enver Paa'ya ilikin çalimasinin ilk iki cildinde, üç özel temanin biktirici denebilecek siklikta yinelenmesi, herhalde yazarin savrukluundan kaynaklanmamaktadir. Bu üç temadan birincisi, Birinci Dünya Savai'nda "peygamber topraklari" için savaan Türklerin Araplarca arkadan vurulmalaridir. kinci tema, Osmanli'nin son dönemlerinde güç belâ oluturulan donanmanin, Abdülhamit'in paranoyaklii yüzünden Haliç'te çürütülmesidir. Üçüncü tema ise, Kürt Hamidiye alaylarinin baibozukluu yüzünden çekilen dertlerdir. Dikkat edilirse, airliini günümüzde bile hissettiren tipik Kemalist duy-

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

103

gu yükünün belirgin temalari, Aydemir'in tarih yaziciliinda, Araplarin, Kürtlerin ve Abdülhamit'in oluturduu üçgende ortaya çikmaya balamaktadir. "rtica"nin eksik kaldii sanilmasin. Aydemir'in seçkinci mantiina göre, Mustafa Kemal'in çocukluu sirasinda kendisine kötü davrananlarin da aailanmasi gerekmektedir. Bunlar, din adamlaridir. Bu din adamlarinin da (Aydemir kendilerini hiç görmemi olsa bile) herhalde "çil yüzlü çopur hafiz" ile "kaygisiz derbeder kaymak hafiz" olmalari gerekmektedir (Aydemir, 1960: 60). Mustafa Kemal gibi seçkin bir önderin "üçüncü sinif" insanlar arasindaki çilesi, Aydemir'e göre çocukluundan sonra da devam eder. Mustafa Kemal, Suriye'de Araplar arasindayken "yüksek asitli zeytinyainda kavrulan çeit çeit kizartmalarin insana bulanti veren kokulari" arasinda yaamak zorunda kalir. Geri dönerken de "pembe, ablak yüzleri, balarinda yana eilmi mavi bereleriyle askerden ziyade baka türlü yaratiklari hatirlatan bahriyeli Fransiz olanlari"na katlanmak zorunda kalir (Aydemir, 1969: 332). Devam edersek, "Kürtlerin aslinda Türk olduklarini" ileri süren bir Kürt, Aydemir nezdinde çok deerli ve saygindir. Ama bir baka Kürt (Celadet Bedirhan), Kürt dilinin Türkçe'den apayri bir dil olduunu söylerse, Aydemir kendisinden ancak istihza ile ("Kürt konusunda öncülerden geçinen") söz edecektir (Aydemir, 1973: 222 dn). Bu tür örnekleri daha fazla uzatmak gerekmiyor. Üstelik, Aydemir'in dügücünü böyle youn önyargilarla çalitirmasi çok da önemsenmeyebilir. Ne var ki, Aydemir'in tarih yaziciliinda, belge saklayicilii, olay çarpiticilii gibi yönler de vardir ki, bunlarin üzerinde titizlikle durulmasi gerekir. Bunu yapacak olanlar, kukusuz tarihçilerdir. Bu yazinin sinirlari içerisinde, Aydemir'in bu tür yönelimlerine birkaç örnek vermekle yetineceim.4 * Kurtulu Savai yillarinda bir ara Trabzon'da bulunan Küçük Talat, Sohum'daki Halil Paa'ya, Mustafa Suphi ve arkadalarinin öldürülmesiyle ilgili bilgiler vermi ve bu cinayete yerel Müdafaa-i Hukuk önderlerinin yanisira asker-sivil resmi görevlilerin de karitiini belirtmitir. Aydemir, belge elinde olmasina karin, ileri sürülen iddialarin "kesin olmamasi" gerekçesiyle bu belgede yer alan bilgileri açiklamamaktadir (Aydemir, 1972b: 581). * Kurtulu Savai yillarinda smet Paa'nin karargâhinda görev yapan Tevfik Biyikliolu, I. nönü Savai'ni kastederek, burada bir "zafer" olmadiini belirtmitir. Aydemir ise, bu belgeden yararlanma gereini duymami, yararlanmamanin daha faydali olacaini düünmütür. Çünkü Aydemir milli tarihimize öyle mal olmu bir olay konusunda tartima yaratmanin alemi olmadiini düünmektedir (Aydemir, 1971a: 482). * Aydemir, Çerkes Etem'in Ankara ile sürtümesinde özel bir yeri olan Eskie-

4 Bu konuda daha fazla örnek içeren bir yazimiz, 11 yil önce Gelenek dergisinin Ocak 1987 tarihli 3. kitabinda yer aldiindan ("Çerkes Etem Olayi ve Tarih Bilmeceleri") ayni noktalari burada yinelemiyoruz.

104

METN ÇULHAOLU

hir istasyonu olayini, eldeki bütün verilere ve olayi yaayanlarin açiklamalarina aykiri biçimde nakletmektedir. Aydemir'e göre "Çerkes Etem, hatiralarinda, Eskiehir'de silahlarini alip istasyona kotuu zaman Mustafa Kemal'i elinden nasil kaçirdiini en air sözlerle anlatir" (Aydemir, 1968b: 164). Aydemir, bu konuda da garip bir tutum izlemektedir. Çünkü, Etem'in kendi hatiralarinda bu olay böyle anlatilmadii gibi, ortada M. Kemal'in "elden kaçirilmasina" ilikin bir hayiflanma ve bunun sonucu olan "air sözler" de yoktur (bkz. Çerkez Etem'in Ele Geçen Hatiralari, Dünya Matbaasi, stanbul 1962, s. 144-147). Aydemir bu durumun farkinda olduundan, kitabina bir not dümekte ve burada bizim de atifta bulunduumuz kaynain aslinin daha farkli olduunu, bazi cümlelerin çikartildiini belirtmektedir. Ne var ki, Aydemir ne kaynain "aslina" ilikin bir referans vermekte, ne de "çikartilan" sözlerin neler olduuna deinmektedir. Anlaildii kadariyla, kaynain aslina ilikin bilgi vermeye gerek yoktur. Yoktur; ama Aydemir'in nezdinde, Mustafa Kemal'le ters düen tahsilsiz bir Çerkes serüvencisiyle ilgili çarpitmalara bavurmanin herhangi bir sakincasi da yoktur. * Aydemir'in tarih yaziciliinda güvenilmez baka pek çok yan vardir. Örnein, Aydemir'e göre, aralarinda Cavit Bey'in (eski Maliye Naziri Cavit Bey, iar Yalçin'in babasi) de bulunduu eski ttihatçilar, "tam zmir kurtarildiktan sonra ve onu kurtarana zmir sokaklarinda suikast hazirlamilardir" (Aydemir, 1974: 305). zmir suikastinde Cavit Bey'in gerçekten bir dahli olup olmamasi bir yana, suikast giriimi, 1926 yilinda, yani zmir'in kurtuluundan 4 yil sonra gerçeklemitir. Ayrica, Aydemir bazi olaylari naklederken özellikle tarih vermemektedir. Örnein, Mustafa Kemal'e yönelik bir baka suikast giriiminin örgütleyicisi olduu ileri sürülen Kuçubai Haci Sami'nin, bu giriimini zmir'in kurtarilmasindan "sonra" gerçekletirdii tarih verilmeksizin söylenmektedir (Aydemir, 1974 : 286 dn). Yaratilmak istenen izlenim, giriimin örnein 1922 ya da 1923 gibi tarihlerde gerçekletirildiidir. Oysa Haci Sami'nin bu giriimi, 1927 yilinda, yani zmir suikasti giriiminden sonra, bu olay nedeniyle asilanlarin intikamini alma amaciyla gerçekletirilmitir. * Bu ve benzeri örneklerin ötesinde, Aydemir'in örnein 1920 Baku Dou Halklari Kurultayi'na nasil delege seçildii; 1921 yilinda Sakarya Savai sirasinda Türkiye'ye gelip gelmedii, geldiyse hangi amaçla geldii; Türkiye'ye 1924 yilinda yaptii dönü ve benzeri konular, yaadiklari ve gözledikleri konusunda bu kadar çok yazan bir insan için bugün bile yeterince aydinlanmami konulardir.

Sonuç

evket Süreyya Aydemir'le ilgili bu kisa deerlendirme, kanimizca günümüz için anlamli denebilecek kimi uzantilar da taimaktadir. Daha açii, Aydemir'e ilikin olarak burada yapilan deerlendirmelerin, artik iyiden iyiye "arkaikleen"

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

105

kimi ideolojik yönelimlere ölüm sonrasi yapilan bir gönderme sayilmasi doru olmayacaktir. Bir kere, günümüzün "küreselleme" süreçlerine ilikin ne söylenirse söylensin, Aydemir'in kendi dönemindeki aranilarinin güncelletirilmi çeitli versiyonlari, günümüzün "ulus devletçi" eilimleri için bir kaynak olmaya devam edecektir. Türkiye kapitalizminin gelimilik düzeyi ve uluslararasi kapitalizmle bugünkü eklemlenme biçimi, 60 yil öncesine göre kukusuz hayli farkli bir tablo sunmaktadir. Gene de bu durumun, ulus devletçi kopu aranilarini iyiden iyiye gündemden düürdüünü ya da bu tür aranilarin entelektüel-kuramsal kaynaini büsbütün kuruttuunu düünmek doru olmayacaktir. Daha önemlisi, "küreselleme" sürecini, geri dönüü ya da alternatifi olmayan bir mecra saymak da sakincalidir. Dünya kapitalizminin bundan sonraki evrimi, 30'larin ortamini aynen tekrar etmese bile, kimi kopular için bugünküne göre çok daha elverili zeminler yaratabilecektir. kincisi, Aydemir, günümüz Türk aydini tarafindan ailmak öyle dursun, yeterince bilince bile çikarilmami ikilemlerin insanidir. Aydemir'in, kendi zamaninda örnein "ufku boazi amayan" ademi merkeziyetçi Prens Sabahaddin'e ya da liberal tutkulari yüzünden yeterince verimli olamayan Aaolu Ahmet Bey'e göre bir tür derinlii ya da üstünlüü var idiyse (ki bizce vardir), buna benzer bir derinlii ve üstünlüü yavan liberalizm karisinda bugün yeniden üretenler de çikacaktir. Böyle bir arani içinde olanlarin kukusuz Aydemir gibi olmalari, onun izinden gitmeleri gerekmiyor. Ama, Aydemir'in boutuu sorunlar ve ikilemlerle boumadan da bu iin üstesinden gelmek mümkün görünmüyor. Üçüncüsü, Aydemir'in yönelimlerini, kendisine atifta bulunmadan da olsa güncelletirmeye çaliacak bir tür neo-Kemalizmden söz edilebilir. Böyle bir projenin fazla ansi olmayacak gibi görünüyor. Çünkü, birincisi, böyle bir misyonun taiyiciliina aday olanlarin Türkiye kapitalizmiyle balari Aydemir'e göre çok daha siki ve organiktir. kincisi, ortadaki adaylar arasinda, Aydemir gibi, seçkinciliini romantizmle, huzursuzluunu ise kuram ve ideoloji araniiyla bütünletirebilecek çapta ve derinlikte kimse pek görünmüyor.

KAYNAKÇA

Ahmad, Feroz (1986) ttihatçiliktan Kemalizme, Çeviren:F.Berktay, Kaynak Yayinlari Avciolu, D (1980) Devrim ve Demokrasi Üzerine, Tekin Yayinevi Aydemir, .S (1968 a) Inkilâp ve Kadro, Bilgi Yayinevi (1. basim 1932) Aydemir, .S (1968 b) kinci Adam, I. Cilt, Remzi Kitabevi (2. basim) Aydemir, .S (1969) Tek Adam, I. Cilt, Remzi Kitabevi (4. basim) Aydemir, .S (1971a) Tek Adam II, Remzi Kitabevi (4. basim)

106

Aydemir, .S (1971b) Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paa, II. Cilt Aydemir, .S (1972a) Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paa, I. Cilt

METN ÇULHAOLU

Aydemir, .S (1972b) Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paa, III. Cilt, Remzi Kitabevi Aydemir, .S (1973) Tek Adam, III. Cilt, Remzi Kitabevi (4. basim) Aydemir, .S (1974) Suyu Arayan Adam, Remzi Kitabevi (5. basim) Baar, A.H (1981) Atatürk'le Üç Ay ve 1930'dan Sonra Türkiye, ATA Yayini (2.basim) Boratav, K (1989) Türkiye ktisat Tarihi 1908-1985 , Gerçek Yayinevi (2. basim) Çerkes Etem'in Ele Geçen Hatiralari, stanbul Dünya Matbaasi, 1962 Ergüder, J (1978) (çevrimyazi) 1927 Komünist Tevkifati, Birikim Yayinlari Georgeon, F (1986) Türk Milliyetçiliinin Kökenleri, Çev: Alev Er, Yurt Yayinlari Karaosmanolu, Y.K (1983) Ankara, letiim Yayinlari (6. basim) Karaosmanolu, Y.K (1984) Zoraki Diplomat, letiim Yayinlari (3. basim) Parla, T (1989) Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm, letiim Yayinlari Vâ-Nu (1988) Bu Dünyadan Nazim Geçti, Cem Yayinevi (5. basim)

EVKET SÜREYYA AYDEMR: SUYU ARARKEN YOLUNU YTREN ADAM

107

evket Süreyya Aydemir: Going astray during the search for water

This essay discusses evket Süreyya Aydemir's intellectual position, both as part of the general social darwinist paradigm, which affected Turkish intellectuals at the outset of the century, and as a unique stance that can be characterized with romanticism, ambivalence in relation with elitism and populism, and insistence on the importance of theory. Aydemir's ideological position can be divided into three periods: Unionism-Turanism, Communism (he was a member of Turkish Communist Party), and Kadroism. His communist attitude is not a total purification from his earlier beliefs. Aydemir did not at any time use a strict Marxist terminology. In his communist period he considered development and industrialization as a precondition for socialism and in his Kadroist period he takes these items as an alternative to it. Aydemir criticized Prens Sabahaddin and Ahmet Aaolu for being unaware of the particularity of this country and established his position as a nativism that provides us the insight to grasp both the locality and the international conjuncture. On the one hand he puts serious reservations on liberal democracy and on the other hand he carries a refutation for class struggle. Here, this issue is examined by questioning whether there is an objective consistency between these two. In addition to these Aydemir's historical studies are criticized for being based on hiding of documents and distortion of events.

108

SÜHA ÜNSAL

Türkiye'de komünist düüncenin kaynaklarindan biri olarak Dr. Hikmet Kivilcimli

Süha Ünsal

Giri*

Bu yazidan beklenen, "Türk solu"nun siyasal yapisi içinde Kivilcimli'nin nerede durduu sorusuna bir cevap taslai sunabilmesidir. Ancak bu taslak, yazida içkin bir biçimde mevcuttur; ilaveten söyleyeceklerimiz bunu kabalatirmak ve Kivilcimli'ya haksizlik etmek gibi bir tehlike taimaktadir. Bu tehlikeden bir nebze olsun kaçinabilmek için Kivilcimli'nin TKP ve Kemalizm karisinda konumunu deil de, Kivilcimli'nin da dahil olduu siyasal gelenekten kopu sürecine deinmek bir imkân yaratabilecektir. Ancak, airi bir iddiada bulunmaktan korkmadan, TKP'nin likidasyonuna kadar Kivilcimli'nin bu partinin en önemli militani olduunu söylemek gerekmektedir. Kivilcimli'nin bu tarihten önce ve sonrasinda Kemalizm karisindaki konumu ise, TKP'nin ya da MDD'nin ve hattâ 1960 sonrasi gençlik hareketinin konumundan farkli deildir. "Türk solu", aaida sözünü edeceimiz kopu sürecine kadar her durumda Kemalizm'in yedei olarak kalmitir.

(*) Bu yazinin ilk halinde bir "giri" bölümü yoktur; ancak Toplum ve Bilim dergisinin bu yazi için tayin ettii hakem, yazinin Kivilcimli'nin gerek içinden geldii Türkiye Komünist Partisi gerekse Kemalizm karisindaki konumunu lâyikiyla açiklayamadii sonucuna varmi ve derginin editörü de bir "giri" bölümüyle bu sorunun çözülebileceini bildirmitir. Üstelik bir de "hakemlik" kurumuna bavurmu bu yazida bu iki eksik diinda daha bir yiin eksik bulacak olanlara imdiden açiklanmasi zorunlu olan bir durum vardir. Yazi, hasbelkader bitirilmi bir tez çalimasinin üzerine kurulmu olsa da tüketici bir akademik çalima olmak iddiasinda, hele Kivilcimli'yla ilgili her türlü soruya cevap verebilme iddiasinda deildir. Ayrica sözkonusu olan yazi, 15 daktilo sayfasina sidirilmi bir denemedir ve yazari ne denli iddiali olursa olsun, Türk solunun neredeyse bütün tarihi demek olan "Kemalizm'in karisindaki konum" sorusuna cevap veremeyecei de aikârdir. Bu nedenle, bir kere hakem tarafindan cevap verilemez bir soruyla kari kariya birakildiktan sonra önümde iki seçenek kalmiti: Ya böyle bir cevabi vermeyi reddedecektim ya da haddimi amayi bir kere göze aldiktan sonra adimlarimi hiç geri çekmeyecek, hakemin sorusunu geniletip siyasallatiracaktim. Ben de ikinciyi tercih ettim.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

109

Kiminin Marx'tan sonra Marksizm'e en büyük katkiyi salayan düünür olarak gördüü, kimininse burjuva teorileri ürettiini söyledii, kendi deyimiyle "eskiler"den Kivilcimli hakkinda en salikli (!) deerlendirmeyi "yenilerden" Murat Belge yapmaktadir. "Türk solu"nun tarihsel kökenleri hakkinda böyle bir denemeyi kaleme almak cür'etini gösterebilmemi salayan da Murat Belge'nin Kivilcimli eletirisindeki iki paragraftir. Doktor Hikmet Kivilcimli, Türkiye sosyalizmi tarihinde mutlaka eletirilmesi gereken bir kiidir; karalamak üzere deil, öneminin anlailmasi için. Çünkü sosyalizm tarihinin önemli bir kisminda hayattadir ve etkindir. "Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi" içinde yorulmutur; bu bakimdan sözkonusu gelime biçiminin bir çeit göstergesi gibidir. Öte yandan, sosyalizmin gelimesine onun da katkilari vardir. Bunlarin da ayrica anlailmasi, deerlendirilmesi gerekir" diyerek yazisina balayan Belge, ayni yazinin son paragrafinda da "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"ni, Kivilcimli'nin "sosyalizmin gelimesine... katkilari"ni anliyor ve deerlendiriyor:

"Kivilcimli'dan bize kalanlar, inanilmaz mücadele azmidir; tezi deil, ama dogmatizme kari cesur tavridir; teoriye verdii özel biçim deil, ama papaanlia kari tavridir; Türkiye'nin `orijinalitesi' diye sunduu ey deil, ama bir ülkenin özgül koullarini deerlendirme gereine uygun çabasidir; nihayet, bu konuda son söz olarak ileri sürdüü Vatan Partisi programi deil, ama mücadelenin partili olmasi gerei konusundaki kesin inancidir" (Belge, 1975: 59).

Murat Belge'nin deerlendirmesine katilmamak elde deildir; "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nden sosyalistlere, eer dogmatizme ve papaanlia kari, ülkenin özgül koullarini deerlendirme gereine uygun bir tavir ve mücadelenin partili olmasi gerei konusunda kesin bir inanç kaldiysa bunun en önemli murisi elbette ki Kivilcimli'dir. Ancak geride böyle bir mirasin olduu konusu da oldukça üphelidir. üpheli olmayan ilk miras da ahlâktir; Murat Belge, Kivilcimli'nin "Tezi"ni deerlendirirken hakli olarak eletirdii ahlâkî yargilarin bir varisi olduunu ayni sayfalarda göstermektedir. Kivilcimli'nin Belge'ye biraktii miras "azim" ve "inanç"tir. Ancak, "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nden geriye kalanlar sadece "azim" ve "inanç"tan deil; milliyetçilik, etnik ve cinsel ayrimcilik, muhafazakârlik, korporatizm, darbecilikten vb.'den ibaret gibi görünmektedir. Bu gelenek, neredeyse 30 yildir devam eden kopu sürecine ramen airliini hissettirmektedir. Yine Murat Belge'nin deerlendirmesini izlersek, Kivilcimli'dan geriye kalmayanlardan biri de "tezi"dir. "Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nde bir tez iddiasiyla ortaya çikan kiiden geriye kalmayan eyi tezi olmutur; Murat Belge'nin çok önemser göründüü "azim" ve "inanç"in tek sahibi Kivilcimli olmasa gerektir. Ancak Murat Belge yanilmaktadir; Kivilcimli'dan geriye kalan belki de en önemli miras tam da "tezi" ve "Türkiye'nin orijinalitesi diye sunduu ey"dir.

110

SÜHA ÜNSAL

Yillar boyunca Kivilcimli'nin muarizi olanlar, onun "orijinalite" olarak sunduunu "burjuva devlet teorisi" olarak eletirenler, otuz yil aradan sonra ordunun keskin kilicinin" ardinda devrim kanunlarini referans almaktadirlar. Hikmet Kivilcimli, "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nin en önemli kiilerinden biridir; ama ne bu tarihin biraktii miras ne de Kivilcimli gökten zembille inmitir. Kivilcimli bu tarihin çarpici bir örneidir; Toplum ve Bilim'in Türk solunu konu ettii bu sayida TKP'nin kuruculari arasindan sadece evket Süreyya Aydemir ve Kivilcimli'nin ele alinmasi bir tesadüf olmasa gerektir. Çünkü aralarinda, incelenebilecek bir külliyat birakan belki de sadece ikisidir. Birçok kiinin, omzu kalabalik dört yali adamin bir adim önünde; TRT-1 ekraninda arz-i endam eden son Makedonyali'nin görünüünü Türk solunun miladi olarak kabul etmesi bouna deildir. 12 Eylül 1980, Türk solunun alkilayamadii ve hatta mütereddid bile kalamadii ilk ttihatçi darbedir. O sabah, ttihat ve Terakki Cemiyeti, asi ve üvey evladi olan Türk soluna öylesine kesin ve son bir darbe vurmutur ki, solun akirtleri öylesine darmadain olmulardir ki, darbeyi takip eden yillarda ya gelenekten tamamen kopma eilimine girmiler ya da 28 ubat darbesinin gösterdii gibi "titreyip yuvalarina dönmüler"dir. çilerin 15-16 Haziran 1970'de stanbul'u ele geçirmeleriyle balayan ve air aksak giden kopu sürecinin zemberei o me'um sabahta boalmitir. O sabahtan beridir, kimileri kendilerini bir sinifin ya da bir etnisitenin aabeyi yerine koymamalari gerektiini düünmeye balamilardir. Türkiye'de komünist hareketin tarihini nereden balatmak gerektii konusunda komünistler arasinda mutlak bir fikir birlii olmamakla birlikte, hâlâ mitinglerde, bazi gruplar tarafindan kurucu lider olarak Mustafa Suphi'nin fotoraflari tainmaktadir. Mustafa Suphi, Ethem Nejat, efik Hüsnü, Hikmet Kivilcimli, Reat Fuat, arada bir yerlerde tedirgin edici gülümsemesiyle smail Bilen ve Mihri Belli diye giden bir silsile. Silsilenin bundan sonrasi için anilacak ilk isim ise Dou Perinçek olmalidir.1 Ancak bu mirasin murisleri içinden ikisi ayrica anilmaya deer; Hikmet Kivilcimli ve Mihri Belli. Her ikisinin de içinden geldikleri gelenek, çi Partisi'nin de "sol" içinde sayilmasini meru hale getirmektedir; ancak Kivilcimli ve Belli, siyasal birikimlerini genç kuaklara aktarmak bakimindan dier TKP'lilerden ayrilirlar ve bu nedenle TKP'nin u ya da bu dönemdeki önder kadrosu içinde, sözünü ettiimiz kopuun öelerini barindiran az sayidaki isimden ikisidirler. Kivilcimli, kopuun hemen ardindan yaamdan ayrilmitir ve bu sürecin neresinde durduu ise ancak yazdiklarindan çikarsanabilir. Böyle bir çaba, siyasal içe-

1 Her ey aslina rücu edermi. Takrir-i Sükûn Kanunu'nu "Ankara'da Müfrit Burjuvazi rticain Girtlaina Yapiti" manetiyle karilayip stiklal Mahkemeleri'ne sanik olarak çikanlarin halefi, 70 yil aradan sonra "Devrim Kanunlari"ni imdada çairan Dou Perinçek'ten bakasi olmasa gerektir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

111

riinden dolayi, "Türk solu"na dümektedir; ama Kivilcimli'nin eseri incelendiinde durduu yerin gelenekle kopuun tam arasinda olduu ortaya çikmaktadir. Bu durumun sonuçlari Kivilcimli'yi gerçekten ilginç bir siyasal düünür ve eylem adami haline getirmektedir. "Türk solu"nun kopuunun en çarpici isimlerinden Ergun Aydinolu ve Demir Küçükaydin kadar Kuva-yi Milliye dergisi de Kivilcimli'yi referans olarak kullanabilmektedir.2 *

**

Dr. Hikmet Kivilcimli'nin, içiçe girmi, balica üç döneme ayrilabilecek siyasal düüncesine deinmek için, 1971'de saklandii ve yurt diina kaçtii dönemlerde kaleme aldii anilarinda anlattii bir hikâye ile balamak uygun olacaktir. Bu bir kopuun hikâyesidir ama gerek bu koputan öncesine, gerekse sonrasina dair Kivilcimli'nin düüncesi hakkinda bir eyler yazmak, ister istemez Türkiye'deki komünist hareket hakkinda bir eyler yazmak demektir. Murat Belge'nin (1975: 45) isabetle belirttii gibi, "çünkü Kivilcimli sosyalizm tarihinin önemli bir kisminda hayattadir ve etkindir. Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi içinde yorulmutur; bu bakimdan sözkonusu gelime biçiminin bir çeit göstergesi gibidir. Öte yandan, sosyalizmin gelimesine onun da katkilari vardir. Bunlarin da ayrica anlailmasi, deerlendirilmesi gerekir". Bu, yani kopuun kendisi olmasa da hikâyesi, Türkiye'de eli kalem tutan hemen herkes hakkinda bir yorumu bulunan Yalçin Küçük'ün de dikkatini çekmitir. Kivilcimli 1937 yilinda, cebinde Demokrasi: Türkiye Ekonomi Politikasi Hakkinda'nin, "basilmaya hazir temiz müsveddeleri" ile pek Film stüdyosunda Nazim Hikmet'i ziyaret ediini anlatir. Stüdyoya vardiinda Nazim Hikmet, montaj masasinda Kayseri Kombinasi'nin açili töreninde çekilmi olan filmden, Birinci ube'nin talimati üzerine, smet nönü'nün adinin ve sözünün geçtii yerleri kesmektedir. Kivilcimli'nin yeni kitabi da smet nönü ile Celal Bayar arasindaki iktidar mücadelesinin kizimasi üzerine kaleme alinmitir. Nazim Hikmet, kitabin müsveddelerini karitirdiktan sonra, metni yayimlamamasi için Kivilcimli'ya israr etmeye balar. Yalçin Küçük'ün, Nazim Hikmet'in Kivilcimli'nin siyasal intiharini sezmesi diye yorumladii itiraz, aslinda, siyasal iktidarin kendi arasindaki çatimaya Kivilcimli'nin da kurban edilebilecei korkusudur. Kivilcimli bir yayinevi sahibidir; ama kitabi yayimlamasi için önce, yerinde bir kararla, smail Hakki Uzunçarili'ya bavurmutur. Uzunçarili'nin kitabi yayimlamayi kabul etmemesi üzerine Günün Meseleleri adli bir kitap serisini balatir. (Kivilcimli, 1979: 89-91) kincisini ancak 16 yil sonra yayimlayabilecei serinin ilk kitabi olarak Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda'yi yayinlar. Kitabin asil ilginç yönü, Komintern'in 1935'deki VII. Kongresinde aldii

2 Yeni Hayat dergisi, bundan birkaç ay önce, "milliyetçi sol"u tanitabilmek için Kivilcimli ile ilgili bir yazi yayimlamak istemitir.

112

SÜHA ÜNSAL

"Faizme Kari Halk Cepheleri" ve 1936'daki Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) likidasyonu kararinin hemen ardindan yayimlanmi olmasidir. Kitabin yayimlanii, Yalçin Küçük'ün siyasal intihar yorumunun aksine, Kivilcimli'nin siyasal kopuunun ilk önemli adimi olarak deerlendirilmelidir. Zaten kitabin yayimlanmasindan kisa bir süre sonra "Donanma Davasi" olarak bilinen yargilama süreci balami ve Kivilcimli da dierleriyle birlikte 1971 öncesinde komünistlere verilen fiilen en air cezalara çarptirilmitir. "Donanma Davasi"ndan sonra, hemen bütün ilikilerini keserek Kirehir Cezaevi'nde geçirdii 10 yil boyunca da kendi siyasal düüncesinin teorik temellerini gelitirmitir. Kivilcimli, Komintern'in likidasyon kararinin anlamini kavrami gibi görünmektedir; karar, TKP için alinmi özel bir karar gibi görünse de, uluslararasi komünist hareketteki dier gelimelerle birlikte düünüldüünde, bu hareketin bitii anlamina gelmektedir. 1925'te farkli gruplarin biraraya gelmesiyle kurulmu olan TKP uluslararasi , parti hüviyeti taiyan Komünist Enternasyonal'in bir seksiyonuydu. Kivilcimli, TKP'nin kuruluundan itibaren, yönetici hizbin içinde yer almi ve Merkez Komitesi üyelii yapmiti. 1929'da, partinin içerideki (Türkiye) en yetkili yöneticisi durumundayken, zmir'de açilan bir davada 4 yil 6 ay 15 gün air hapse mahkum edilen Kivilcimli, Elazi Cezaevi'nde bulunduu 1930-33 yillari arasinda daha sonra Yol: Türkiye Komünist Partisi'nin Eletirel Tarihi balii altinda toplayacai 8 kitap hazirlamitir. Yol, o güne kadar Türkiye hakkinda komünistlerin yazdii en kapsamli çalima niteliindedir. Ancak Yol, sadece komünistlerin örgütsel tarihine dair bir belge ya da komünistler tarafindan yazilmi ilk kapsamli Türkiye tahlili olmasi nedeniyle önem taimaz; Kivilcimli'nin daha sonra gelitirecei özgün Türkiye tahlillerinin de ipuçlarini tair. Yol u sekiz kitaptan olumaktadir: Firkada Konaklar ve Konuklar, Firka ve Fraksiyon, Yakin Tarihten Birkaç Madde, Sevkülceys Plâni, htiyat Kuvvet: Milliyet (ark), Tabya Ana Halkasi: Legaliteyi stismar, Düman: Burjuvazi, Müttefik: Köylü. (Kivilcimli, 1992a; 1992b) Yol'u oluturan çalimalar, sadece Kivilcimli'nin kendi isteiyle deil, TKP MK'nin de karariyla kaleme alinmitir. (Kivilcimli, 1992a: 13) Ancak bu kararin, ne dereceye kadar bir parti tarihi yazilmasiyla ilgili olduunu bilemiyoruz. O dönemde, Kivilcimli ile ilgili olarak süren parti-içi tartimalar sirasinda, kendisinden yazili bir savunma istenmi olabilir ve o da bu savunmayi, bu denli geni kapsamli bir metinle yapmayi düünmü olabilir. Ancak, bütün bunlar, spekülasyon olmaktan öteye gitmez. Yol, TKP tarafindan yayimlanmadiina ya da tartiilmaya açilmadiina göre, bu partinin görülerini yansitiyor kabul edilemez; ancak, metinde Komintern'in genel görülerinin diina çikilmadiini da söyleyebiliriz. Yakin Tarihten Birkaç Madde bölümünde, Tanzimat'tan Cumhuriyet'in ilk yillarina kadar Türkiye'nin sinifsal bir çözümlemesini yapmaya çaliir. Firkada

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

113

Konaklar ve Konuklar ile Firka ve Fraksiyon bölümü, Kivilcimli'nin kinci Merutiyet'le balattii Marksist hareketlerin bir tarihidir ve özellikle 1919 sonrasinda, bu hareketteki akimlar ve hizipler hakkinda önemli ipuçlari verir. Örnein, komünist hareketin kurucusu kabul edilen Mustafa Suphi hakkinda oldukça sert eletirilere yer verildii gibi, TKP içinde azinliklarin önemli bir mücadelesi olduu ve TKP'de Türk egemenlii hakkinda tartimalar yaandiina dair göndermeler vardir. (Kivilcimli, 1992a: 280 vd.) htiyat Kuvvet: Milliyet (ark) bölümü ise, Kürt sorunu hakkinda bir denemedir; Kürt etnisitesini Leninist-Stalinist emaya uygun bir biçimde bir millet olarak kurgulayan bu denemenin TKP'nin o dönemdeki görülerinin de bir eletirisi olduunu söylemek mümkündür. Kivilcimli'nin siyasal yaami açisindan Yol'un içinde yer alan en önemli bölüm ise Tabya Ana Halkasi: Legaliteyi stismar'dir. Elazi Cezaevi'nde tamamladii bu çalimayi, tartiilmasi amaciyla TKP MK'ye ne zaman verdii konusunda kesin bir bilgimiz yok; ancak, referans olarak kullandii gazetelerin tarihlerine bakildiinda, Yol'un 1931 ile 1933 yillari arasinda yazilmi olduu sonucu çikmaktadir. Kivilcimli Cumhuriyet'in onuncu yili nedeniyle ilân edilen afla tahliye edildikten kisa bir süre sonra da legal yayincilik faaliyetlerine balayacaktir. Legal yayinlarin çerçevesi içinde "Türkiye'de çalikan köylülüün en büyük ve en tehlikeli can dümani Kemalizm'dir. Kemalizm demek, derebeyi artiklari + tefeci sermaye + finans-kapital + finans kapital devleti bloku akla gelir. Bu dört öe birbirini tamamlayarak birbirinden ayirt edilmez bir bütün halinde kaynaarak biricik Kemalizm sistemini yaratir. Türkiye'de Kemalizm yaadikça, bu dört bali biricik soygun ve çapul canavari köylülüün canini ve kanini emecektir." (Kivilcimli, 1992a: 255) gibi eletirileri kaleme almasi mümkün olmasa da, Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda'ya kadar, çizginin diina çiktiini gösterebilecek bir metin yazmami ya da yayimlamamitir. Yol birkaç açidan incelenebilecek bir metindir; ancak, balilii hiç tartiilamayacak olan bir militanin kaleminden TKP'nin görülerine bakmak ilginç olabilir. TKP sol tarih yaziminda yaygin olarak kabul gören bir iddiaya göre, 10 Eylül , 1920 tarihinde Bakû'da toplanan bir kongrede kurulmutur. (Tevetolu, 1967: 200; Tunçay, 1978: 217; Sayilgan, 1968: 97) Türk komünist hareketindeki hemen bütün gruplar tarafindan "Komünist Partisi"nin kuruluu olarak 10 Eylül 1920 tarihi ve komünist hareketin ilk önderi olarak da bu kongrede genel sekreterlie getirilen Mustafa Suphi kabul edilir. Burada TKP'nin tarihini aktarmak niyetinde deiliz; ama, partinin milliyetçi kökenlerini göstermek açisindan bir noktayi ele almak gerekmektedir. Mustafa Suphi'nin partisinden aylar önce, 5 Nisan 1336'dan (1920) daha önce, (Karabekir, 1988: 580) yine Bakû'da, Mütareke'den sonra Türkiye'den kaçan ttihatçilarin önde gelenlerinden Halil Paa, Salih Zeki, Küçük Talât gibi isimler tarafindan kurulan Türkiye Komünist Firkasi'nin (Karabekir, 1988: 642) kurulu

114

SÜHA ÜNSAL

tarihi ve önderlerinden neden hiç söz edilmez, anlailir deildir. Bilindii gibi Mustafa Suphi de, Türkiye Komünist Firkasi'nin önder kadrosunun önemli bir bölümü de, eski birer ttihatçidir. Komünist resmi tarihin ilk TKP'sinin kurucularindan biri olmasa da, eski ttihatçilardan ve hiç de iyi bir üne sahip olmayan Bahaeddin akir, 1-8 Eylül 1920 tarihlerinde düzenlenen Dou Halklari Kurultayi'na Mustafa Suphi çevresinden Türkiye temsilcisi olarak girebildiine göre, komünist hareketin tarihsel önderiyle bir biçimde siyasal iliki içindedir. (Tunçay, 1978: 215; Alev, 1975: 86 ve 235) Yine, Bahaeddin akir gibi, 1915'deki Ermeni Tehciri'nin sorumlularindan olan ve ttihatçilarin, hatta Mustafa Suphi grubunun tasfiyesinden sonra, muhtemelen 1922'ye kadar Komintern'de faaliyet gösteren Eski Zor Mutasarrifi Salih Zeki, sadece Mustafa Suphi ile deil, Komintern'in uluslararasi liderleriyle de siyasal ilikiler içindedir. TKP'nin tarihine bu kisa atif, komünistler için de her zaman sorun olmu olan "ulusal sorun"a bakilarina kisaca da olsa deinebilmektir. Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü'nün bir projesi çerçevesinde hazirlanan Osmanli mparatorluu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923) balikli çalimanin Türkçesi 1995'te yayimlandi. (Zürcher ve Tunçay, 1995) Bu çalimada F. Ahmad, F. Adanir, P Dumont, P Noutsos, D. Yalimov ve A. Ter Minassian'in Os. . manli mparatorluu'nda azinlik gruplarinin sosyalist faaliyetleri ile ilgili olarak verdikleri çok önemli bilgiler vardir; ancak, Cumhuriyet'ten sonra bu gruplarin faaliyetleri hakkinda çok az ey bilinmektedir. Kivilcimli'nin 1930 sonrasinda yazdii ve uzun yillar yayimlanamayan TKP tarihinde, bu azinlik gruplarinin Cumhuriyet sonrasindaki kaderlerine ait bazi örtülü bilgiler bulabilmekteyiz. Azinliklara kari, Cumhuriyet sonrasindaki en iddetli eletirilerin yazari Kivilcimli'dir. Kivilcimli (1992a: 271) özellikle Rum sosyalistlerini hedef alarak (belki de stanbul'da azinliklar içinde çounluk olduklari için) "bundizm" suçlamasi yapmaktadir ve bu suçlamayi, mütareke yillarina kadar da götürmektedir: "Mütareke yillarinda, stanbul'da kaynaan içi hareketi akimlari içinde, bizim bundizm de bula bula D.W.W (Amerikan anarko- sendikalizmi) örgütünün bir ubesini buldu ve dönemine göre onda epey `gazve'ler yapti." Ayni gruptan, 1925 kongresi ve 1927 1 Mayis'i ile ilgili yorumlarinda yine "Bund" diye sözetmektedir. Öyle görünüyor ki, TKP içinde azinliklarin en az 1928'e kadar süren bir muhalefetleri var ve bu muhalefet partinin Türklemesi tartimasi ile yakindan ilgilidir: "Bir Bundistin Seka'ya giremeyii `Türk'lerin `azinlik'lara kari bir sikiyönetimi sayilir". (Kivilcimli, 1992a: 282) Azinliklarin, Osmanli mparatorluu'nun son yillarinda kendini gösteren sosyalist hareketlerdeki airlii, Cumhuriyet'in ilk yillarinda, daha çok stanbullular arasinda devam etmitir. Lozan Antlamasi'nin en trajik sonucu olan Mübadele, Kivilcimli'ya göre Cumhuriyet burjuvazisi'ne igücü salamak açisindan yararli olduu gibi, komünist hareketin Türklemesine de büyük hizmetlerde bulunmutur. Kivilcimli, bir yandan yüzbinlerce insanin yerinden yurdundan edilmesinin

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

115

adini "facia" koyarken, ayni zamanda, bu göçün TKP için yararlarini da itiraf etmekten çekinmez:

"Biz(de) anarko-bundizm bir ehrin bile her türlü küçük-burjuvazisi içinde nüfuz ve kök salamamitir. Hele yerletirme ve dei-toku facialari, Türkiyedeki dar-azinlikçilari güçlü bir sosyal temelden büsbütün yoksun etmitir."3 (Kivilcimli, 1992a: 282)

1919'un romantik Türk milliyetçisi Kivilcimli, 1930'lu yillara gelindiinde, sonraki çalimalarinda hiçbir zaman geri dönmeyecei bir konuya el atar:

"Bugünün haritasinda böyle isimle bulunmamasina karin, bu iki isimden [Ermenistan-Kürdistan] anlailan, Dou illerinde Ermeni ve Kürt uluslarinin bulunup bulunmadiini aratirmak gerekecektir." (Kivilcimli, 1992b: 320)

Kivilcimli, Elazi Cezaevi'nde bu aratirmanin temellerini atmaya çaliir. Cezaevinden çiktiktan sonra bir daha hiç dönmeyecei aratirmalari, yillar sonra hâlâ, Kürt sorunu üzerine yapilan bazi aratirmalara kaynak olmaktadir; Kivilcimli, Fikret Bakaya'nin tartimali kitabi Paradigmanin flasi'nda temel referanslardan biridir. Merutiyet burjuvazisinin Kürt derebeylii ile ittifak halinde Ermeni halkina kari bir hareketle Ermeni burjuvazisini tasfiye ettiini söyleyen Kivilcimli'ya göre, Sovyet Devrimi Ermeniler'in yurt sorununu kökünden çözmütür. (Kivilcimli, 1992b: 320-325) Komintern'in tespit ettii hemen her sorunu Türkiye için yakici bir gündem maddesi olarak görme eiliminde olan Kivilcimli için ulusallik sorunu da böyle3 Kivilcimli'nin kaleminden de olsa, sadece ona maledilemeyeceini düündüümüz milliyetçiliin ilk yillardan beri komünist harekette ne denli airlikli bir ideoloji olduunun bir örnei olarak Mübadele sonrasinda TKP'nin "yarar"larinin nasil deerlendirildiine kisaca bakmak gerekmektedir. Mübadelenin Türk komünistlerine hizmeti, sadece Rum kökenli komünistleri Türkiye'den götürmek olarak kalmami, Yunanistan'dan da, çou tütün içisi Çingeneler'i de kisa zamanda militan kadro olarak devirilmek üzere Türkiye'ye getirmitir. Çingeneler kendilerine "Çingene" denilmesinden holanmazlar, son zamanlarda etnisitelerin önemsenmemeye balanmasiyla, Çingeneler arasinda da kimliklerini "onur"la açia vuranlar çikmaya balamisa da, bu durum hâlâ böyledir. Bunun için, bazilari "Çingene" dememeye özen gösterirler; ya Çingeneler'in istedii gibi "Roman" derler, ya da açikça bir aailama ifadesi olarak, "esmer vatanda". Kivilcimli Yol'u yazdiinda Çingeneler hakkinda ne düünüyordu? Çingene olarak isimlendirmekte herhangi bir sakinca görmedi mi? Yoksa, kendini kontrol etmekten uzak bir ruh hali içinde dikkatsizlik mi etti? Kitabin hiçbir zaman militanlar arasinda dolatirilmayacaini tahmin etmi miydi? Bunlarin hiçbirini bilmiyoruz; ama bu metinde Çingeneler'den "Çingene" olarak sözeder. Ama Çingeneler TKP içindedir artik; yine de Çingeneler'in sadece "serbest igücü", "ehir kaldirimlarinda isiz kirilan içiler" deil, partisinin militanlari da olduundan hiç sözetmez. Ancak yillar sonra, eski husumetleri gündeme getirdii anilarinda Çingenelerin TKP içindeki çalimalarindan sözederken "esmer vatanda" demeyi tercih eder. (Kivilcimli, 1979: 74) Ayni Kivilcimli, Sosyalist gazetesinin 12 Nisan 1967 tarihli sayisinda "Nazim Hikmet Saticilari" baliiyla yayinladii ve evket Süreyya Aydemir'i eletirdii yazisinda ise, bir halk deyii marifetiyle Çingenelii yine bir aailama sifati olarak kullanmaktadir: "Edirnelilik herhalde; ecaat arzetmeden olamiyorlar".

116

SÜHA ÜNSAL

dir. "urasi muhakkak ki ulusallik sorunu, Komintern'in olduundan çok partimizin en zayif cephesidir." (Kivilcimli, 1992b: 325) Burada Kivilcimli'nin "zayif cephe" tanimi, Leninist "emperyalist zincirin zayif halkasi" tanimindan baka bir ey deildir. Çünkü Kivilcimli'ya göre "Dou illerindeki" ayaklanmalarda yer alan "yiinlar", her ne kadar "emperyalizme ve feodalizme alet" oluyor gibi görünseler de, tepkileri, aslinda ekonomik ve ulusal baskiya kari bir tepkidir ve TKP için, "Bu ezilen halki acikli durumunda yalniz birakmamak için onun özel durumunu incelemenin ve saptamanin artik zamani gelmi de geçmitir". (Kivilcimli, 1992b: 325) Türkiye'nin Dou illerinde bir Kürt etnisitesinin ötesinde Kürt milletinin varlii oldukça tartimalidir. Ancak, Kivilcimli'da en ayirici özelliklerden biri olan, Türkiye'nin özgün tarihsel geliimini vurgulama çabasina ramen, hemen bütün komünistlerde olduu gibi, tüm sorunlari Komintern'in tezlerine göre deerlendirmek eilimi çok güçlüdür. Bu da, yukarida söylediimiz gibi, Komintern'in bir seksiyonu konumundaki bir parti yöneticisi için airtici bir durum olmasa gerek. Kivilcimli'nin bu tezleri, Parti'nin 1925'teki Kürt politikasinin da açik ve sert bir eletirisidir. Bu kitap da Parti yönetimince dikkate alinmadiina göre, eletiriler kabul edilmemi demektir. Ayrica, konuyla ilgili olarak hemen hiç bir parti yayininda yeni yorumlar bulunmadiina göre, Parti'nin Kürt politikasinin uzun yillar aynen devam ettii söylenebilir. Kivilcimli'ya göre, Dünya Savai'nin bitiminde "Türkiye'nin belli bali merkezlerinde Kürt aydinlari tarafindan, zayif, kansiz bir" akim olarak balayan Kürtlük, Kürt milliyetçilii "dünyada rol oynayan en büyük güç dünya içi sinifinin ideolojisi, komünizm ve Bolevizm" ile elele verememitir. Türk burjuvazisinin bunu yaptiini düünen Kivilcimli, sanki Kürt milliyetçilii için böyle bir olanak mevcutmu, Bolevikler hiçbir siyasal taktik gözetmeksizin Moskova'da oturup kendileriyle elele verecek milliyetçiler beklermi gibi, naif deerlendirmeler yapmaktadir. Oysa tam da kendinin dedii gibi, "zayif ve kansiz" bir akim olan Kürt milliyetçilii ile ittifaktansa, güçlü ve etkin olan Türk milliyetçilii ile ittifakin Bolevikler için çok daha tercih edilir bir manevra olduu açiktir. Kivilcimli bir yandan her Kürt hareketine "kari-devrimcidir, yabanci parasiyladir" gibi damgalar yapitirildiini söylerken, öte yandan Asya Balkanlari dedii ve Kürt, Ermeni, Arap, Süryani vb. gibi birçok irk ve kavmin kariik yaadii bölgede, bunlarin çok sik çatitiini ve u ya da bu yabanci devletin ad ve hesabina komiteciler yetitirdiklerini söylemektedir. (Kivilcimli, 1992b: 333 ve 336) Eer bu basit bir tutarsizlik deilse Kivilcimli, Kürt olmayan irk ve kavimlerin hareketlerinin yabanci parasiyla olduunu düünüyor demektir. Daha önce Ermeniler'in di balantilari konusunda zimnen de olsa bazi eyler söyleyen Kivilcimli, Arap milliyetçiliklerinin de yabanci kikirtmasi olduunu düünüyor olabilir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

117

Daha sonra, Kürtlüün istikrarli bir varlik ve "tarihsel bir olay" olduunu ileri süren Kivilcimli, Stalin'in ulus emasina uygun olarak Kürtlüü "yurt birlii, öz dil birlii, kültür birlii ve ekonomi birliini tüm olarak temsil eden bir topluluk" olup olmama açisindan inceleyerek Kürtlerin bir millet olduu sonucuna ulair. (Kivilcimli, 1992b: 337-348) Kürt etnisitesini bir ulus olarak kurgulamanin kaçinilmaz bir sonucu da, bir Kürt burjuvazisinin varliinin gösterilmesidir. Ancak bütün çalimasi boyunca, bu bölgenin "derebeyi kalintisi" ekonomik ve toplumsal yapisini vurgulayan Kivilcimli için, bu burjuvaziyi tanimlamak hiç de kolay deildir. "Dou illerinde burjuva unsurlari var mi? Var." diyerek balayan Kivilcimli, hemen ardindan bu tespiti yumuatir: "Dou illerinin klasik anlamiyla `burjuva'dan çok, `burjuvalaan' unsurlari içinde egemen tip, ticaret sermayedari ve tefeci sermayedardir." (Kivilcimli, 1992b: 355) Oranlarini % 1 - 1,5 olarak tespit ettii bu unsurlarin balica üç kökten geldiini söylemektedir. Aalar, tüccarlar ve aydinlar. Arasina kaçakçi tüccarlar ile ehven-i er olarak gördüü katircilari da dahil eden Kivilcimli'nin ulusal bir burjuvazi yaratmaya çalitii ve bunun için çözümlemelerini zorladii açiktir. Ancak, bölgenin ekonomik ve toplumsal koullari karisinda, yarattii bu burjuvazinin pek de burjuvaziye benzemediinin de farkinda olan Kivilcimli, "burjuvalaan Dou illeri içindeki tepkiler, `ulusal' denilen öz burjuva eiliminden çok, `kari-devrim' denilen geriye özlem biçiminde kaliyor" diye, kendi çözümlemeleriyle de tutarsizlik gösteren bir sonuç çikarmaktadir. Elbette, burjuvazinin devrimci barutunu tükettii Leninist teori doruysa, bu köylü (toprak) sorununu çözecek yegâne sinif olan proletaryanin da Dou illerinde mevcut olmasi gerekecektir ve Kivilcimli'ya göre mevcuttur da. Öyle ki, bunlarin (proleterleen unsurlarin) toplam nüfusun % 3'ünü oluturduunu iddia etmektedir. (Kivilcimli, 1992b: 373) Kivilcimli Yol'dan balayarak giderek gelitirdii ve zenginletirdii özel bir dil kullanir. Kullandii özel dil, kimi zaman halk dilindeki sözcüklere "sosyalist" anlamlar yüklemeye kadar gider. Daha sonra Tarih Tezi'nde, çok daha çarpici örneklerini göreceimiz Kivilcimli'nin Yol'da yazdiklarina göre, halk dilindeki kelimeler ve deyimlerden "sosyalist" anlamlar çikarmak son derece doaldir; çünkü, muhtemelen henüz formüle edemedii barbar geleneklerine ilikin düünce nüveleri olumaya balamitir. Kürt köylülerinin içinde bulunduu ekonomik ve toplumsal artlarin airlii altinda, kendilerine bir "sahip" aradiklarini anlatirken, aaliin ya da burjuvazinin kendilerine sahip olamayacaklarini bildiklerini, aslinda aradiklarinin kendisine sahip çikacak, "kurtarici kilavuz" olacak bir sahip olduunu, bir "yolda" olduunu söylemektedir: "Sözcüklere bakmayin, babahanca dilde `yolda' sözü `sahip' ekline de girebilir, ailacak bir ey yok." (Kivilcimli, 1992b: 440) diye, komünist-Kürt (köylü) ilikisini açiklar. Leninist sinif çözümlemeleri dikkate

118

SÜHA ÜNSAL

alindiinda, gerçekten ailacak bir ey yoktur. O sinifsal sava teorilerinden böyle anlambilimsel çözümlemeler kolaylikla üretilebilir. çi sinifi, ezilen bütün siniflar adina, parti de içi sinifi adina konuur, karar verir. Kivilcimli da TKP adina konuup karar vermektedir. Kürt köylülüüne "kurtarici kilavuz yolda" olacak sinif ve örgütlerin, eer deyim yerindeyse, "Kürtçe konumalari" gerekmektedir. "Kürtçe konumak" ise, "onun mantiiyla, onun düünü diliyle" anlamak demektir; kendilerine "sahip" istemelerinin "altinda gizlenen maddi anlama dikkat edilmezse" ailip kalinabilir. Kürt köylülüünün tepkilerini özetlerken ilk kategori olarak "anarik tepkiler"in sözünü eder. Türk ve Kürt köylülerinin anarik tepkileri ekiyalik olarak ortaya çikmaktadir. Marksizm için siradan bir küçük-burjuva radikalizminden baka bir ey olmayan anarizmi, hemen her tepkisel iddet hareketinin altinda aramak Leninist bir gelenektir. Kivilcimli'nin Leninist eletirisinde de eyh Sait isyaninin çözümlemesi hemen her yerde yaptii gibi kolayca ematize edilebilir: Örgütsüz hareket + çapulcu aalik + mülksüzler denklemi, senteze varamami, anariye dönümütür. Sentez, yani denklemin eitlii muhtemelen devrimdir ve Leninist çözümleme için eitliin öbür yaninda bir deiken eksiktir: Proletarya. Bu ema toplumsal olaylar kadar tarihsel geliimi açiklamak için de elverili bir araçtir. Denklemin bir yanina devrim, dier yanina da varolduu söylenen üretim biçiminin sinifsal yapisi konuldu mu tarihin deiim yasalari ortaya konmu demektir. Kivilcimli'nin, daha sonraki tarihlerde formüle edecei Tarih Tezi de bu denklem üzerinde temellenir; ancak, antik dönemleri açiklamakta denklem yine de yetersiz kalmaktadir. Eitliin iki yani da modern terimlere pek benzememektedir; ne devrim devrim, ne de siniflar siniftir. Ancak Kivilcimli ne devrimden, ne de sosyalizmden vazgeçmeye niyetli deildir. Denklemi antik toplumlar için yeniden formüle eder: Üretim biçimi + Barbarlar = Tarihsel devrim. Egemen üretim biçiminin kapitalizm olduu toplumlarda, proletaryanin (sosyal devrimi yapacak olan sinif) denklemin bir yaninda yer almasi yeterli olmaz; devrim için proletarya adina "doru" hedefleri tespit edecek örgütün, proletarya partisinin önderliinin de önemi büyüktür. Bu noktadan itibaren Kivilcimli Dou sorunu karisinda Parti'nin konumunu incelemeye balayacaktir. Yapilmasi gerekenin Kürt köylü hareketinin uluslararasi devrim cephesine katilmasi olduu ve bunun için de sadece Türkiye'de deil Orta-Dou'da yaayan tüm Kürtlerin ayrilma hakkinin savunulmasi gerektiini düünür. Bunu yapacak örgüt, Kürdistan Komünist Partisi olmalidir. Bu örgüt karisinda TKP önce "ana", sonra "aabey" olacaktir. (Kivilcimli, 1992b: 478) Kivilcimli'nin Kürdistan tahlilleri gelecekteki Tarih Tezi'nin ipuçlarini da verir: "Roma uygarlii gibi kadim imparatorluklarin daha geç bir örnei olmaktan baka bir ey olmayan Osmanli mparatorluu içinde Kürdistan, Anadolu ile bi-

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

119

tiiiyle, marur Acemlerden Türklere geçen yari-baimsiz derebeylikler halinde sarp bir ada gibi kaldi." (Kivilcimli, 1992b: 329) Kivilcimli, dediimiz gibi, bir daha Kürt sorununa dönmemitir. Görüleri mi deimi, yoksa politik bir taktik olarak suskun mu kalmitir bilemiyoruz; ama, Demir Küçükaydin, Kivilcimli'nin, Türkiye'de devrimin üç sacayai (çi sinifi + Ordu + Kürt hareketi) olduunu ve üçüncüsünün ikincisini rahatsiz edeceini söylediini aktarmaktadir.4 Ancak, yeniden Kürt sorununa dönmeye firsat bulabilseydi yukaridaki alintida aktarilan deerlendirmeyi gözden geçirmek durumunda kalip kalmayacaini söylemek güç; çünkü Kivilcimli'nin 1950'lerden 1960'larin sonuna kadar yayimladii tarih aratirmalari buna benzer bir dizi açik olmayan tanimlamayla doludur. 1937'de yayimladii Demokrasi: Türkiye Ekonomisi ve Politikasi Hakkinda kitapçiinin komünist sifatini terketmeden Kemalizm'le kurmaya çalitii ilk ilikinin 1938 yargilamalari ile sekteye uramasinin ardindan 10 yildan fazla süren cezaevi yaamini nerdeyse tek bir konuya vakfeder: uygarliklarin yikilii. Çalimalarina ilk tepki de, elindeki notlardan temize çektii bir bölümünü gönderdii efik Hüsnü'den gelir: "Hikmet yoksa Nazi teorisine mi kayiyor? Aman dikkat!" (Kivilcimli, 1979: 27) Kivilcimli'nin elbetteki bu uyariya kari teorisini aklayacak bir dayanai vardi: Engels. Morgan'in uygarlik-barbarlik kategorilerini Engels araciliiyla aynen alan Kivilcimli, teorisinin Marksist sinamasi için önce Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'ni referans olarak kullanmitir. Ancak asil sinama için uzun yillar beklemek zorunda kalacaktir. Kivilcimli'ya göre insanlik Mezapotamya'daki sitelerde tarihe geçtikten sonra, Avrupa'da burjuvazi ilk sosyal devrimi gerçekletirene kadar, bütün "antika" tarih, barbarlarin uygarliklari yikarak tarih sahnesine girilerinin, yani tarihsel devrimlerin hikâyesidir. Bir kent geliip sinifli bir toplum yapisi oluturduktan sonra, bir çürüme süreci balami demektir ve kenti yikan eitlikçi kanda barbarlar tarihsel bir devrimle bu uygarliin toprak yapisini altüst ediyor; ancak sonunda bu eitlikçi barbarlar da uygarliin nimetlerine kanip derebeyileiyorlardi.5 Kivilcimli'nin tarihi, aralari "tarihsel devrimler"le doldurulmu bir "sosyal devrim"le balar ve birbirini takip eden iki "sosyal devrim"le de sona erer:

4 Bu yazida atifta bulunulan sözlü aktarimlarin ses kayitlari Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü arivlerindedir. 5 Hannah Arendt'e (1998: 91) göre "Hatirlanamayacak bir zamandan beridir insanliin, geçmi kültürler, yikilmi imparatorluklar, sönmü halklar hakkinda mümkün olduunca çok ey bilmek istedii dorudur; fakat Gobineau'dan önce hiç kimse, uygarliin domasina ve yikilmasina her zaman ve her yerde hükmeden tek bir neden, tek bir güç bulmayi aklina getirmemitir." Arendt, uygarliklarin çürümesiyle ilgilenen baka düünürler arasinda Disraeli ile Nietzsche'yi de saymaktadir.

120

SÜHA ÜNSAL

"Medeniyetten önce ekonomik ve sosyal görevleri varolan bu eyler ticaret, para, yazi medeniyetin icadi sayilmazlar. Unsur olarak hepsi de medeniyetten önce kefedilmiti. Barbarlikta görülmedik, iitilmedik tek ey, devletti. Medeniyetin yüzde yüz patentini alabilecei tek nesnesi devlettir, saltanattir. Barbarlikta herkes silahliydi, medeniyette yalniz devlet silahlidir. Öyle bütün yurttalar silahliyken, ansizin içlerinden yalniz bir avuç kiinin silahli güç haline gelip, çounluu silahsizlandirarak güçsüzletirmeleri her eyden önce barbar insanin aklinin alamayacai bir sosyal devrimdi. te barbarlikla medeniyetin tek sözle ayirdi bu müthi sosyal devrimi baarmi bir toplum olmak ya da olmamakla özetlenebilir." (Kivilcimli, 1988: 126)

Bu ilk "sosyal devrim"den sonra "antika tarih" bir türlü "sosyal devrim"i beceremez:

"Antika tarih denilen çadaki toplumsal süreç birbirine çeliik, ama birbirini kovalayan iki ana yayla iler: Birinci yay, sosyal siniflarin savaidir. Bir medeniyet yaadii sürece air basan gidi yayi budur. Son kerteye dek toplumun olaylarini, siniflarin savaimi anlatir, belirlendirir. kinci yay, barbarliin medeniyetle mücadelesidir. Bir medeniyetten öbürüne geçi sirasinda air basan gidi yayi budur. Derin tarihsel ve sosyal koullar antika siniflar savaiminin bütün bir sosyal devrim salamasina elvermedii için, bir an gelir, eski medeniyetler içindeki kadim siniflar mücadelesi kördövüüne döner. Toplum ne ileri, ne geri gidemez: çinde yaayan insanlarin hemen tümü için dayanilmaz bir cehennem haline gelir. En kabadayi stoisyenlik-dervilii bile insani o gidie katlandiramaz. O zaman, antika tarihin ikinci yayi zembereinden boanir. Barbarliin medeniyetle gürei üst plana çikar. nsanlik bir adim geriye de atsa, çöken medeniyetin yikintilari tarih yolu üstünde temizlenerek, yeni bir medeniyete doru geçilmi olur." (Kivilcimli, 1988: 132)

Barbarlarin, çöken medeniyetin yikintilarini tarih yolunun üzerinden temizleyerek yeni ve özgün bir medeniyet kurabilmeleri balica iki koula balidir: Bu barbarlarin öncelikle "yeni corafya ve teknik üretici güçlere gebe bir ülkede" yaiyor olmalari ve, "Yukari Barbarlik Konai seviyesine yükselmi KENT (Cite)den" çikmi olmalari gerekmektedir. Aksi takdirde barbarlarin medeniyete müdahalesi yeni ve özgün bir medeniyetin ortaya çikmasina yetmez, eski medeniyet bir rönesansa urami olur. (Kivilcimli, 1974: 51-53) Barbar akinlarinin yarattii rönesans uygarliklardaki feodalleme eilimlerine kari toprak rejimlerini yeniden düzenlemektedir.6 Bata çika giden antika tarihte serfliin ortaya çikmasiyla yepyeni bir gelime

6 Ancak bu konuda verdii örnekler çou zaman yeterince açiklayici deildir. Kivilcimli'ya göre Osmanli, çürüyen slam medeniyetine yapilan Orta Asya Mool Türk oymak akinlarinin göçebe aisindan ortaya çikan "tavaifül mülük" (Dou slam feodalitesi) devletçiklerinden biridir; ama "Orta Barbarlik Konai"nda bulunan Kayi oymainin nasil tavaifül mülük devletçiklerinden biri olabildii ya da bir tavaifül mülük devletçiinin nasil olup da Bizans uygarliinda bir rönesans (ya da tarihsel devrim mi açik deil) yaratabildiinin anlailmasi mümkün olamamaktadir. (Kivilcimli, 1989a: 55)

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

121

olur ve Dou ile Bati uygarliklari farklilamaya balar. Dou antik uygarliklarin klasik çizgisinde kalirken "Bati Ortaçai" özgün bir gelime göstermeye balar ve "özgürleen serflerin siindii imtiyazli ehirler" gelimeye balar. (Kivilcimli, 1965a: 12-13) Nasil ki ehirle birlikte uygarliin afai sökmek üzereyse, "Ortaça'daki azadliklar, baimsiz köylü Komunalari, imtiyazli ehirler" ile de modern çain afai sökmek üzeredir ve kapitalizmle birlikte "tarih öncesinin sosyal gelenek ve görenekleriyle" barbarlar bir kere daha (son kez deil) sahneye çikar.

"Genileyen ticaret, daha büyük emniyet istedii için, irketler kurularak büyük sermaye temerküzü baladi. Douda iki kiinin biraraya gelemedii, gelse de ilk ileri birbirlerini kaziklamak olduu bir sirada, Batida insanlarin sermayelerini birletirme cesaretleri, ilkin aile ölçüsünde bile olsa, gene Tarih öncesi sosyal gelenek ve göreneklerinin orada henüz diri kalabildiini gösterdi... Kara Avrupasinda itisafa urayan kapitalizmin öncüsü üretimin oraya siinmasi v.b., hep ngiltere'nin, dou öyle dursun, Kara Avrupasi'nda bile çok fazla barbar kaliinda toplaniyordu." (Kivilcimli, 1965a: 68 ve 79)

Barbar gelenek ve görenekleri iki sosyal devrimde daha ortaya çikacaktir. Bunlardan ikincisi, aslinda bir "tarihsel devrim" ve "sosyal devrim" melezi olan "Türk devrimidir".7 Bu devrimde sosyal gelenek ve görenekleri taiyan da ordudur.

"Ordunun, bir sosyal sinif olmadii ve olamayacai halde, Sosyal Devrimlerde vurucu güç oluu: Türkiye'ye Osmanli göreneklerinden kalma, en önemli ve orijinal (türü kiiliine özge) bir gerçekliimizdir. O kadar ki, bu gelenek, her gün, `Yakindou' etiketi takilan eski Osmanli Türkiyesi haritasi içine giren ülkelerde bile hâlâ yürürlüktedir: Irak'ta, Suriye'de, Misir'da, Sudan'da Libya'da ordu, boyuna sosyal devrimlerin vurucu gücü olmaktadir." (Kivilcimli, 1995: 185)

Kivilcimli'nin, "Türk Devrimi"nin melez karakterini ve "barbar sosyal gelenek ve görenei"nin taiyicisi olarak orduyu kefinin ilk siyasal sonucu 1954'te kurduu Vatan Partisi'dir; ama 1930'lu yillarin bainda, "Türkiye'de çalikan köylülüün en büyük ve en tehlikeli can dümani" olarak gördüü ve faist bir rejim olarak deerlendirdii (Kivilcimli, 1992b: 325) Kemalizm deerlendirmelerinin deimesi 1930'lu yillarin sonuna rastlar. 1937'de yayimladii ve yukarida sözünü ettiimiz Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda adli çalimasiyla, birkaç yil evvel iddetle eletirdii Kemalizm'in sa kanadi yaninda tavir almaya balamitir.8 Ancak araya giren uzun hapishane dönemi kendi7 "Ama bütün o sebepler ortasinda, Rusya'nin yeryüzünde Antika Tefeci-Bezirgan medeniyete zaman ve mekanca en az bulaik kaliinin, yani en çok barbar kalabilmi yiinlar halindeki Tarih ve nsan üretici güçleriyle içi sinifina htiyat Kuvveti oluunun 1917 devriminde hiç mi bir etkisi yoktur." (Kivilcimli, 1965a: 115) 8 ". nönü, Milli Mücadele atei içinde yetimi bir politikaci sevkitabiisile seziyordu ki, klasik manasile demokrasi demek, umumiyetle köyde ve ehirde her türlü derebeyi artiklarini temizlemek, hususile köylüyü toprak sahibi etmektir. Köyde derebe artiklarini kaldirmanin tek yolu, toprak meselesini halletmektir." (Kivilcimli, 1937: 16)

122

SÜHA ÜNSAL

sini bir süre siyasetten uzak birakacaktir. Gizli TKP'nin 1950'li yillarin hemen bainda örgütlenme çalimalarina yeniden baladii sirada, Hikmet Kivilcimli on iki yildir bulunduu cezaevinden yeni çikmitir. 1938 Donanma Davasi'nda 15 yil hapis cezasi alan Hikmet Kivilcimli'nin TKP ile ilikileri, bu tarihten itibaren oldukça belirsizdir, ancak cezaevinden çiktiktan sonra, efik Hüsnü Demer ile haberlemi ve sonunda kendisiyle görümütür. (Kivilcimli, 1979: 26) 1950 yilinda, gizli TKP ile bu görümelerin içerii hakkinda bilgimiz yok, ancak yukarida sözünü ettiimiz 1951 tevkifatindan önce stanbul'da yapilan Merkez Komitesi toplantisina çarili olduu halde gitmedii söylenmektedir.9 1954 yilina gelindiinde, Türkiye'deki komünist hareketin yönetici kadrolarinin önemli bir kismi cezaevinde bulunuyordu ve bu artlar altinda Hikmet Kivilcimli, çevresinde toparlayabildii az sayida komünistle, bir parti kurma fikrini tartimaya baliyordu. Kurulu öncesindeki bu tartimalar sirasinda, dierleri bu fikre sicak bakmasa da, kararinda israrli olduu söylenen Hikmet Kivilcimli'nin parti programi hazirdi bile.10 1960'dan itibaren, her firsatta ve her zeminde, "Kuvayimilliyeciliimiz" olarak adlandirdii program gerekçesiyle, parti programini en gelikin sosyalist program olarak savunmutur.11 Program, iddetle eletirecei MDD'cilerin programindan da, TKP'nin programindan da çok farkli deildir; zaten bu üç akimin da SBKP'nin genel çizgisi diina tatii söylenemez. Sadece milliyetçilik ve kalkinmacilik Kivilcimli'da biraz daha vurguludur.12 Bir de, efik Hüsnü'nün uyarisinin hakliliina dair göstergeler. Çalimanin dinsel terimlerle yüceltilmesiyle birlikte, yine Vatan Partisi'nin siyasal belgelerinden biri olan Anayasa teklifindeki bazi maddeler düünüldüünde, Kivilcimli'nin sosyalizm anlayiinin farklari biraz daha iyi anlailabilir. Vatan Partisi, stanbul Üniversitesi'nin 1956 yilinda, siyasi partilerden Anayasa konusundaki görülerini sormasi üzerine bir "Anayasa Teklifi" hazirlami ve 15 Haziran 1956 günü, stanbul Üniversitesi'ne sunmutur. Daha sonra, 1960 yilinda, Suat ükrü Kundakçi adiyla yayimlanacak bu metni Hikmet Kivilcimli tek

9 Vedat Türkali, Hikmet Kivilcimli'dan naklederek Zileli Halil araciliiyla bu toplantiya davet edildiini söylemitir. O dönem TKP Merkez Komitesi üyesi olan Mehmet Boziik bu bilgiyi dorulami ve eer toplantiya katilsaydi Hikmet Kivilcimli'nin efik Hüsnü Demer'in yerine parti Genel Sekreterlii için önerileceini de eklemitir.

10 "Onu bu kararindan caydirmanin imkâni yoktu. Biz eski sollar partiye katilmasak da o tek baina masal kahramanlari gibi savaa girecekti". (Anadol, 1989: 139) 11 Bkz.: (Kivilcimli, 1989b: 154 vd; 1970: 23; 1993: 21-22) 12 "MUKADDES CHAT LÂNI: Bütün memleket radyolari ve bekçileri, sabah, akam ezanlarindan sonra, ehir ve köy meydanlarinda u büyük milli hakikati her gün haykiracaklar: `Tarlada, fabrikada, karada, denizde, havada çalimak, masa bainda, salonda, sarayda oturmaktan çok daha üstün ereflidir!' `nsan için, iten gayrisi yalandir!'" (Kivilcimli, 1971: 41)

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

123

baina kaleme almitir. Hazirlanan bu teklifin ikinci maddesi Türkiye Devleti'ni tanimlamaktadir. Buna göre Devlet; Cumhuriyetçi, Devletçi, Milliyetçi, Halkçi, Laik ve nkilâpçidir.13 (Kundakçi, 1960: 6) Ayrica, Vatan Partisi'ne üyelikte, buna oldukça paralel bir yemin içilmektedir.14 (Vatan Partisi Davasi Karar Metni) "Anayasa Teklifi", Hikmet Kivilcimli'nin en ilginç siyasal metinlerinden biri olma özelliini taimaktadir. Sa, hattâ faizan-korporatist siyasal düünce izlerinin son derece açik olduu metin, parti programinda da yer alan çalimanin kutsallatirilmasiyla balar. "Madde 1- Türkiye Devleti: ve STHSAL (ÜRETM) Cumhuriyetidir. Karada, denizde, havada çalimak, Sarayda oturmaktan ereflidir". (Kundakçi, 1960: 6) C.H.P .'nin alti okuyla simgelenen Cumhuriyet ilkelerini de tekrarlayan "Anayasa Teklifi", iki meclisli bir yasama organi önermekte ve adina "Halk Âyani" dedii senato için mesleki temsil sisteminin yanisira, gelir gruplarina göre belirlenmi bir temsil sistemini savunmaktadir. (Kundakçi, 1960: 6-7) "Anayasa Teklifi" alkollü içki satan yerlerin açilmasinin yasaklanmasini; dilencilere, sarholara ve isizlik sigortasi diinda kalan sürekli muhtaçlara seçme hakki taninmamasini önerirken, Cumhurbakani'na ahsi diktatörlüü önleme yemini ettirir. Yargida, genel oyla seçilen "Yüce Mahkeme" nin yanisira, yerel oylarla seçilen "Millet Mahkemeleri" önerilirken, örgütlenmek ve doruluk (yalan söylememek) seçme ve askerlikle birlikte temel vatandalik görevlerinden sayilir. (Kundakçi, 1960: 10-14) Kivilcimli, 1960 Darbesi'nin ardindan darbecilerle iliki kurabilmek için her yolu denemi fakat baarisiz olmutur.15

13 Ancak Hikmet Kivilcimli bu kavramlara kismen sosyalist bir içerik yüklemitir. (Kivilcimli, 1971: 34) 14 Bu yeminin metni öyledir: "Vatan ve Milletin saadetine ve selâmetine, ve milletin bilâkayt ve art hakimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceime ve Cumhuriyet esaslarindan ayrilmayacaima namusum üzerine söz veririm. Ve Vatan Partisi'nin tüzük ve programina dürüstçe uyacaima namusum üzerine yemin ederim". (Kivilcimli, 1971: 24) 15 Ordunun 27 Mayis 1960 gecesi DP iktidarina kari bir darbe yapip yönetime el koymasindan sonra, en erken siyasal tepkilerden biri Hikmet Kivilcimli'dan gelir. Hikmet Kivilcimli 28 Mayis 1960 günü Cemal Gürsel'e bir kutlama telgrafi çeker. "Milli Birlik Komitesi Bakani ve T.C. Devlet ve Hükümet Bakani Sayin Orgeneral Cemal Gürsel, Ankara Tarihimizde daima kuvvetle çarpan kalbimizin; yiit Ordumuzun kötülüe baediriini huûla selâmlarim. kinci Kuvayi Milliye kazâniz kutlu olsun. Gerçek Demokraside Allah yaniltmasin. Vatan Partisi Genel Bakani, Dr. Hikmet Kivilcimli". (Kivilcimli, 1965b: 2) Kivilcimli'nin 12 Mart 1971 müdahalesine "Ordu Kilicini Atti" balikli yaziyla verdii tepki, Türkiye'de sol gruplar tarafindan çok eletirilmise de, 27 Mayis 1960 darbesine olan tepkisi hemen hiç eletirilmemitir. Bu da olsa olsa 27 Mayis 1960'da bütün solun tepkisinin benzer olmasiyla açiklanabilir. 27 Mayis 1960 müdahalesinin ardindan birkaç ay süreyle Hikmet Kivilcimli önderliinde ve Vatan Partisi adina bazi giriimler sürdürülmütür. Bu giriimlerden biri olarak, Kivilcimli'nin kisa sürede kaleme aldii, "M.B.K.'ne Açik Mektup", 1 Haziran 1960 günü, Vatan Partisi heyeti adiyla MBK'ye götürülmütür. Vatan Partisi Heyeti, Ankara'da bulunduu bu günlerde MBK Bakani ve Devlet Bakani Cemal Gürsel ile görümeye çalimisa da, bu görüme gerçekleememitir. Ayni hafta içinde Hikmet Kivilcimli, darbeci Albay Talât Aydemir ve çevresiyle görümek üzere, Talât Aydemir'in akrabasi Alâaddin Hakgüden ile birlikte bir

124

SÜHA ÜNSAL

Hikmet Kivilcimli, darbeci subaylarla umduu bir ilikiyi bu dönemde kuramamisa da, özellikle 1961 Anayasasi'nin saladii görece demokratik bir ortamda çalima ansini da bulmutur. Bu görece demokratik ortamin da etkisiyle sol hareketler, 1960'li yillarin özellikle ikinci yarisinda, tarihinde görülmemi ve sonraki yillarda da görülmeyecek bir yükseli yaamilardir.16 Bu arada, Afrika ve Asya'daki sömürge ülkelerin birbiri ardindan baimsizliklarina kavumalari ve baimsizlik ya da baimsizlik sonrasinda bu ülkelerde "Sosyalist" olarak adlandirilan rejimlerin ortaya çikmasi, Vietnam ve Küba deneylerinin anti-emperyalist söylemleri, bütün dünyada milliyetçilik ve sosyalizmin neredeyse birlikte telâffuz edilmeye (Hobsbawm, 1994: 78) balamasi Türkiye'deki gençlik hareketini önemli ölçüde belirlemitir. Milliyetçilik, SBKP'nin resmi aamali devrim teorisi, gerilla hareketleri ile eski ve yeni TKP'lilerin müdahalesi arasinda gençlik hareketleri 1970'in hemen baindan itibaren sol siyasete köylülüü taimitir. Kivilcimli'nin ömrü bu son gelimeyi deerlendirmeye yetmemitir; ancak Tarih Tezi'nde köylülüü barbar gelenek göreneinin taiyicilarindan görmektedir:

"Medeniyet bugün üstün düzendir. Alt barbar düzenini tümüyle yokedebilmitir? Hayir. Hemen her kapitalist ülkenin EHR'leri Medeni ise, KÖY'leri Barbar durumundan kurtulamamitir." (Kivilcimli, 1974: 85)

Ankara seyahati daha yapar ancak bu görümenin gerçekleip gerçeklemedii bilinmemektedir. Bu bilgiyi veren Suat ükrü Kundakçi, konunun hassasiyeti nedeniyle, Hikmet Kivilcimli'ya herhangi bir ey sormadiini, onun da herhangi bir açiklama yapmadiini söylemektedir. Haziran ayi içinde, Ankara'da yedek subay olarak görev yapmakta olan Suat ükrü Kundakçi, Vatan Partisi'nin "Anayasa Teklifi"ni kendi adiyla yayimlar ve Siyasal Bilgiler Fakültesi örencilerine 200 adet daitir. Bu kitap, Suat ükrü Kundakçi tarafindan, görevli bir astsubay araciliiyla, eski Meclis Binasi'nda çalimalarini yürüten MBK üyelerine de daittirilmitir. MBK'ye sunulan "Birinci Açik Mektup"tan bir süre sonra, 24 Austos 1960 günü, Hikmet Kivilcimli'nin ilk mektuptaki tezleri gelitirerek kaleme aldii "M.B.K.'ne kinci Açik Mektup" yine elden sunulur. MBK'nin, yaptii "Devrim"e kinci Cumhuriyet adini verdiini söyleyen Hikmet Kivilcimli, Birinci Cumhuriyet'i kuranin Kuva-yi Milliye seferberlii olduunu ve kinci Cumhuriyet'in kurucularinin da, kendiliinden "kinci Kuva-yi Milliye" savainda olduklarini söyleyerek, bunun "gerçek halkçilik programini" kitaptan hayata geçireceini ileri sürer. MBK'ye sunduu bu açik mektupta da Vatan Partisi'nin program ve faaliyetlerini MBK'ye programatik bir hedef olarak önermektedir. Kivilcimli'nin 27 Mayis 1960 Darbesi'ne kari bu aceleci tutumu, beraberinde bir çok tutarsizlii da getirmitir. 27 Mayis 1960'da yukarida özetlenen övücü tutumu gösteren Kivilcimli, yedi yil sonra yayinladii bir yazi dizisinde MBK'nin artik öldüünü, aralarinda baindan beri birlik ve siyasi hedef olmadiini söyler ve hareketin önemli liderlerinden Cemal Madanolu'nu finans-kapital adina hareket etmek ve iin bainda 4-5 kiinin bulunduu bir saray ihtilâli plânlamakla suçlarken; ayni Cemal Madanolu'nu 1969 sonunda düzenlenen Halkçilik Kurultayinda "En Büyük Atatürkçü" olarak ilan etmekten çekinmez. (Kivilcimli, 1967; Akar, 1983: 83) 16 Ancak, bu yükselie ramen, sosyalist hareketler, hiç bir zaman toplumun siyasal tercihlerinde üst siralari almadilar. En yüksek orana ulatiklari 1965 Genel Seçimleri'nde TP toplam oylarin %3'ünü almitir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

125

Kimse Kivilcimli'yla "Tez"ini tartimamitir. Ölümünden sonra "Tez"in bir deerlendirmesini yapan Murat Belge (1975: 59), dier yazarlar gibi saygiyi elden birakmadan ve Marksist terminolojiye uygunluk kriteriyle, Kivilcimli'nin geride biraktii mirasin bir bölümünü reddeder. Reddedilen terekâttan biri de, "Tarih Tezi"dir. "Türkiye'de sosyalizmin gelimesi tarihi"nin en çalikan ve en üretken yazarinin "Tezi" reddedilirse geriye ne kalir? Kivilcimli'nin "Tez"i, Murat Belge için bir miras nitelii taimayabilir; ama bunun sol hareket için genelletirilebileceini söylemek mümkün deildir. Tarih bugünden geriye doru bakarak kavranabilir. Türkiye sol hareketinin bugün içinde bulunduu durum, Kivilcimli'nin bu hareketin hâlâ en önemli murisi olduunu göstermektedir. Ayrica geride kalan mirasin bir bölümünün alinarak kalaninin reddedilmesi de "uygar hukuk"a pek uygun görünmemektedir.

KAYNAKÇA

Akar, A. (1983): Eski Tüfek Sosyalistler. letiim Yayinlari, stanbul. Alev, A. (çev.) (1975): Birinci Dou Halklari Kurultayi; Bakû 1-8 Eylül 1920 (Stenoyla tutulmu tutanak). Komal Yayinlari, stanbul. Anadol, Z. (1989): Kirmizi Gül ve Kasket. Belge Yayinlari, stanbul. Arendt, H. (1998): Totalitarizmin Kaynaklari 2/Emperyalizm. letiim Yayinlari, stanbul. Belge M. (1975): "Dr. Hikmet Kivilcimli'nin Tarih Tezi Üzerine", Birikim, no: 4, Haziran. Karabekir, K. (1988): stiklâl Harbimiz. Merk Yayincilik, stanbul. Kivilcimli, H. (1937): Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda, Günün Meseleleri, stanbul. Kivilcimli, H. (1965a): lkel Sosyalizmden Kapitalizme lk Geçi: ngiltere. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1965b): kinci Kuvayimilliyeciliimiz. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1967): "M.B.K.'nin `Azameti ve nhitati' (Ululuu ve Ölülüü), Sosyalist, 7 ubat- 4 Mart, no: 2-3. Kivilcimli, H. (1970): Halk Savainin Plânlari. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1971): Vatan Partisi Tüzüü ve Programi. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, Ankara. Kivilcimli, H. (1974): Tarih Tezi. Tarih ve Devrim Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1979): Kim Suçlami? Yol Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1989a): Osmanli Tarihinin Maddesi. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1989b): Dev-Genç Seminerleri. Kivilcim Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1992a): Yol I. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1992b): Yol II. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1993): Anari Yok! Büyük Derleni. Derleni Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1995): "Pratik Devrim Orijinalliimiz: Ordu", Sosyalist Gazetesi Yazilari, Diyalektik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1988): Tarih Devrim Sosyalizm. Bibliotek Yayinlari, stanbul.

126

Kundakçi, S. . (1960): Anayasa Teklifi. V. P Yayinlari, Ankara. . Sayilgan, A. (1968): Solun 94 Yili. Ankara. Tevetolu, F. (1967): Türkiye'de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler. Ankara. Tunçay, M. (1978): Türkiye'de Sol Akimlar I (1908-1924). Bilgi Yayinevi, Ankara.

SÜHA ÜNSAL

Zürcher, E.J. ve Tunçay, M. (der.) (1995): Osmanli mparatorluu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923). letiim Yayinlari, stanbul.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

127

Ek: Suriye makamlarina sunulan bildiri (Haziran 1971)*

Doum: 1902, stanbul. Birinci Emperyalist Evren Savai Osmanli mparatorluunu Mütareke ile teslim olmaya zorlarken, 1919 yili Emperyalist maasi Yunan ordusu, ngiliz sermayesinin (Demiryolu, Liman, Gaz, Su, Hali, Manganez, Madenler ve lh. gibi alanlarda) en kesif yatirimlar yaptii Ege-zmir bölgesine çiktii gün, ben Yörükali Çetesinde fedai olarak Aydin Cephesinde savaa katildim. Cephe gerisine talyan askeri dost diye çarilinca stanbul'a döndüm. Tibbiye'i Askeriyye'i âhane'den 1341 (1925) yili mezun oldum. Daha Tibbiye'de iken Sosyalizm teori ve pratiine balamitim. Millî Kurtulu Savai Zafere ulainca, Ankara'nin vaadetmi göründüü Sosyalizm yerine Kapitalizm yoluna girii beni oke etti. kinci Cihan Savaina dek çok gayrimüsait artlar altinda Sosyalizm mücadelesine devam ettim. imdi Tarihlerini ve miktarlarini hatirlayamadiim kadar defalarca hükümler giydim. En son 1939 yili askeri isyana tahrikten bir 15 yila daha Nâzim Hikmet'le birlikte hüküm giydik. 1950 affi ile çiktik. Nâzim Türkiye diina kaçti. Ben Türkiye'nin Demokrat Parti (D.P altinda yabanci sermayeye .) ve emperyalizme borçlanarak bütün ekonomik ve politik varini ipotek ettiini istatistikleri ve belgeleri ile tesbit edince, eski bir Kuvayimilliye savacisi sifati ile Vatan Partisi'ni Kurdum (1954). -------------- deoloji: Antiemperyalizm ve Antifeodalizm iarlari altinda kinci Kuvayimilliyecilik Seferberlii idi. Menderes-Bayar klii, 1957 seçimlerinden sonra, özellikle Vatan Partisi'ne ve Sosyalist temayüllere kari tedhie geçti. Amerika'dan 300 milyon dolar kopartmak için ikiyüzlü di ve iç antajlara kalkiti. Bir yanda Kruçef'i Ankara'da karilamaya hazirlanirken; ötede, Amerika Diileri Bakani Ankara'ya geldii gün, bütün basinda 36 punto yazilarla benim ve sosyalist arkadalarimin balarini suçlu olarak tehir etti. Çok geçmedi, Ordu gençlii, 1960 yili 27 Mayis vuruu ile DP iktidarini alaai edip Menderes ile iki bakanini asti.

(*) Bu metin, 12 Mart 1971 askeri darbesinin ardindan yurt diina kaçtiinda gittii Suriye'de Kivilcimli tarafindan "yetkili makamlara" sunulmutur. Özgün metin Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü Dr. Hikmet Kivilcimli Arivi'ndedir. Metindeki bazi sözcüklerin alti Kivilcimli tarafindan çizilmi, burada italik olarak kullanilmitir. Suriye makamlarina ne amaçla verildii belli olmayan bu kisa metin Kivilcimli'nin siyasal görülerini çarpici bir biçimde anlatmaktadir.

128

SÜHA ÜNSAL

Sosyalizm uruna 50 yillik mücadelemde 50 yila yakin hüküm giyip 22 yildan fazla yattim. 50'ye yakin ilmî eser yayinladim. Bunlarin en sonunculari: "TarihDevrim-Sosyalizm", "lkel Sosyalizmden Kapitalizme lk Geçi: ngiltere", "Uyarmak için Uyanmali, Uyanmak için Uyarmali", "Türkiye'de Kapitalizmin Geliimi", "Bilimsel Sosyalizmin Douu", "Oportünizm Nedir?", "Halk Savainin Plânlari", "Devrim Zorlamasi-Demokratik Zortlama", "27 Mayis'in Eletirisi", "kinci Kuvayimilliyeciliimiz (Milli Birlik Komitesi'ne Açik Mektuplar)", "Emperyalizm: Geberen Kapitalizm", "Toplum Biçimlerinin Geliimi", "Anari Yok, Büyük Derleni", "Proletarya Partisi'nin Programi ve Tüzüü", ve ilh. gibileri halen, ben Türkiye'den çikincaya dek, kimisi yeni baskilari yapilarak satilmakta idi. "Sosyalist" haftalik gazetenin sahibi ve bayazariyim. "Türk Solu", "AydinlikProleter dergi", "Aydinlik-Sosyalist dergi" gibi mevkutelerde çikmi etütlerimin, makalelerimin, stanbul, Ankara, zmir Üniversitelerinde verdiim konferanslarin, yaptiim seminerlerin, açik oturumlarin, yazdiim dier makalelerin sayisini ben dahi bilemiyorum. Bütün o mücadele ve yayinlarda ilediim balica tema, teori açisindan iki büyük noktada toplanabilir: 1- Türkiye gibi Yakindou'nun antika medeniyetlerinden çikagelmi, daha dorusu bir türlü çikamami, o yüzden Bati kapitalizminin Geni Yeniden stihsal ekonomisi önünde sömürgeleme prosesine girmi ülkelerde: Bati'daki klâsik Burjuvazi-Proletarya (yâni modern veren çi siniflari) yaninda, ayrica, Antik medeniyetlere temel olmu küçük üretim tabani üzerinde, Tefeci-Bezirgân ekonominin mütemadiyen yikilip yeniden kurulmu Tarihsel Devrimler (bir medeniyetin bütün sosyal siniflari ile birlikte, en son ilkel sosyalist toplumlarca yikilmasi ve yeniden kurulmasi) sistemleri içinde Derebeyileme ile sona ermi Tefeci-Bezirgân Siniflari vardir. Bu bakimdan gelitirilmemi ülkelerin sosyal tezadlari, Bati'daki basit siniflar savaindan çok daha karmaiktir. 2- Bati Emperyalizmine asil hükmeden artik (Kapitalist-Büyük Emlâk Sahipleri) denilen 19. yüzyilin klâsik hâkim çifte sinifi deil, bu iki sinifin en kodamanlarini Bankalarda, Tröstlerde, Kartellerde, Konzernlerde, Holdinglerde domuz topu etmi Tekelci Finans-Kapital zümresidir. Geri ülkelerde de asil gericiliin Özgücü: Büyük merkezlerde yuvalanmi bulunan bu Modern Finans-Kapitaldir. Ama ülkenin geni tara kasabalarinda ekonomiye ve topluma hâlâ hükmeden eraf, âyan, derebeyi tiplerine karmi Antika Tefeci-Bezirgân siniflari (Kur'an-i Kerim'in Riba diye özellikle Mekkî Sûrelerde Haram ettii faizcilik ve vurgunculuk mümessilleri) emperyalizmin yedek gücüdür. Türkiye'de Amerikan hegemonyasi altinda iktidara gelen DP o iki (modern Finans-Kapital zümresi ile ____antika Tefeci-Bezirgân sinifi)nin artsiz kayitsiz ittifak ve tehakkûm'lerinin siyasî sentezidir. Bu rtica cephesine kari Vurucu güç (ordu gençlii): bata en tekilâtli ve uurlu tek modern sosyal sinif olan çi sinifini Özgüç ve bütün küçükburjuva (Köylü, Esnaf, Aydin, vb.) ve serbest rekabetçi (tekelci

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

129

kodamanlara ve emperyalizme kari vatani, milleti satmiyacak) sermayedarlari Halk Yedek Gücü olarak tekilâtlica tutar ve harekette desteklerse, hem kazanilan siyasî iktidar yikilmaz olur, hem ülkenin "muasir medeniyet seviyesi" ne ulama temposu büyür, çabuklair. Hizb'ül Baas'in teorik yapisini etüd etmek isterim. Ancak, imdiye dek izliyebildiim pratik politikasi yukarida özetlemiye çalitiim görülerimle yakin akraba gibidir. Hele Ferik Hafiz el Esat Hazretlerinin son Fransizca Le Monde gazetesine verdii röportajini okuyunca o noktadaki kanaatim daha da kuvvetlendi. Onun için, Türkiye'den çikmak zorunda kalinca, fikir ve ruhuma ilk tevarüt eden Suriye oldu. Zaten Hz. Muhammed'in büyük "nnel Müslimine ihve!" prensibi, daha dün hepimizin ayni Osmanli câmiasinda bir cüz olduumuz ve hele Suriye devrimcilerinin Osmanli militarist derebeyliine komprador ttihatçi zulmüne kari yiitçe mücadeleleri unutulamazdi. srail bütün Türkiye halkinin düman gördüü bir ülkedir. Bütün Türkiye ekonomisinin ve masonik yollardan politika, idare ve kültürünün Yahudi tesiri altinda ezildii bir gerçektir. Türkiye'nin uurlu ve sol aydinlarina göre: srail Arap dünyasinin belinin arkasina çakilmi bir emperyalist kamadir. Çakili sebebi, Bati kapitalizminin candamarlarindaki akar kani olan Yakindou petrollerini Akdeniz'e getiren payplaynlardan çounun Filistin'den geçmesi ve bu petrol borularina srail gibi her an Emperyalist silâhli müdahalesi ile desteklenebilecek bir bekçi köpeinin kapitalizm için vazgeçilmez oluudur. Bu açidan srail-Filistin meselesi, gerçekte Dünya Emperyalizm-Sosyalizm meselesidir. Ve öylece çözümlenebilir. Arap milleti, kimi derebeylere ramen, bu hakikatin iiina ve pratiine girmi bulunuyor. Emperyalizm, hele Amerika U.S. (CIA), dünya tehakkümünü salamak için son yillarda geri ülkelere iki katli füzeler gibi iki merhaleli kargaaliklar sokma usulünü kullaniyor. Endonezya'da kanli fâcialar yaratan bu usul Türkiye'de de her 10 yilda bir denendi. 27 Mayis l960 ihtilâli suikasti amortize etmiti. O zaman da Amerika (CIA), inkilâpçi balatip mürteci bitirme, soldan gösterip sadan vurma çifte merhaleli, iki katli oyununu yapti. Bereket Ordu gençlii oyunu çok az önledi. 27 Mayis'tan sonra, Türkiye'de Sosyalizm yasak edilmekten çikti. Bütün aydinlari ve içileri uyarmiya baladi. O zaman, Birinci Kurtulu (Kuvayimilliye) savainda önlenen Amerikan Mandasi mi (ttihat ve Terakki Partisi), yoksa ngiliz Mandasi mi (Hürriyet ve tilâf Partisi) olalim teslimiyetinin 1945 yilindan beri önce yava, sonra yildirim çabukluu ile Amerikan Mandasi biçiminde Türkiye'de bütün radarlari, ABD'li üsleri, yabanci uzmanlari, askerleri, "Bari Gönüllüleri" ve kovboy, sinema, Amerikan modasi, hatta din perdesi altinda CIA casus tekilâtlari ve siyaset bezirgânliklari ile yerlemi bulunduu gittikçe daha aci aci anlailmiya balandi. lk tepki Amerikan stihbarati ile 6. Filo gösterilerine kari belirdi. Amerikan denizcileri denize atildi. Amerikan elçisinin otomobili yakildi. Amerikan müesseseleri örselendi. Aydinlarin ve genç-

130

SÜHA ÜNSAL

liin aksülameli olarak göze çarpan Amerikan dümanlii, 1970 Haziraninda patlak veren içi ayaklanmalari üzerine kesin safhasina giriyordu. Gerek CIA, gerek onun yerli uaklari bu gidii önlemek ve yildirmak için çou aylikli ajanlarla isiz lumpenlerden derlenmi "Komando" yahut "Ergenekon Arslanlari" yahut "Ülkü Ocaklari" diye halkin alay mevzuu olan silâhli emperyalist çeteleri kurdu. Bunlara Alpaslan Türke gibi Kibris'tan Türkiye'ye sokulup Harbiye'de irkçi olarak yetitirilmi kimselerin kurduklari sözde milliyetçi, gerçekte Amerikanci partiler, Kayseri'nin en zalim feodal Tefeci-Bezirgânlarindan Feyzioullari'nin Güven Partileri maske edildi. Adalet Partisinin Amerikan irketlerinde ortak Demirel'i hükûmet eliyle, CHP'nin nönü kanadi tarafsiz görülerek o "Komando" kilikli gizli ajanlarin gün ortasi, halk içinde ilerici gençleri kurunlayip kaçmalarini gittikçe azdirdilar. Bu durumda ya ölmek, ya meru müdafaaya geçmek zorunda birakilan devrimci gençler, Filistin savaçilari ile temasa geçip Arap dünyasinda gerilla metotlarini örenmeye giritiler. Son zamanda gençliin arasina kikirtici provokatörlerin sokulduu ve uur ve disiplin diina itilmelerin çoaldii seziliyordu. Bununla birlikte, Ordu gençlii ve tabani Birinci Kurtulu (Kuvayimilliye) geleneinin Amerika'ya kari kinci ve daha uurlu bir Halk Kurtulu Savai isteini süratle benimsiyordu. 27 Mayis Anayasasi: Türkiye'nin "Sosyal Cumhuriyet" olduunu ve milletin, halkin "Direnme (Muhalefet) Hakki"nin kutsiyetle tanindiini yaziyordu. Ordu Vazife Talimatnamesi, Orduya Anayasayi "korumak ve kollamak" görevini veriyordu. AP iktidari ve bütün öteki Bezirgân ve Finans-Kapital siyasî partileri gençlie kari tatbik ettikleri öldürücü ve soysuzlatirici illegal tehakküm ve baskiyi Ordu gençliine ve tabanina kari yürürlüe geçirmekten âcizdi. O sebeple, Ordunun tarafsiz kitlesini tedirgin etmek için Kürt meselesini ve vakitsiz patlamalari kikirtiyorlardi. Bu kasit tutmayinca iki merhaleli ordu müdahalesi plânlandi. Ordu içindeki ilericilere devrimci sol bir hareketi birlikte, hiyerari bozulmadan, bata Genel Kurmay Bakani ve Kuvvet Kumandanlari gelmek üzere yapma yolu uygun gösterildi. Ordu ilericileri kuvvetlerine, hakliliklarina güvenerek bu yolu tuttular. 1960'da 27 Mayisçilardaki daha devrimci kanadin, 1963'de 21 Mayisçilarin "geciktirme" hatasina 1971 Mart 12 "Muhtira" cilari da dütüler. Hareketi 9 gün sonraya birakinca, bir mütereddidin ihaneti ile CIA ve yerli ajanlari Ordunun tepesindekileri iki yüzlü davranmaya çekebildi.O vakit, "kinci basamak" tatbik edildi. 12 Mart Muhtirasi üç madde oldu. Birinci madde: Parlementoyu, Hükûmeti ve Siyasî Partileri suçlu saydi. kinci madde: o suçun "nkilâp kanunlarina uygun" olarak tâmir edilmesini, gene Partiler üstü kalmasi istenen "Parlamento"dan istedi. Bu yapilmazsa Ordu'nun resen idareye el koyacai 3. madde ile ihtar edildi. AP'nin Demirel hükûmeti istifa ettirildi. Böylelikle vakit kazanan gerici elemanlar aldattiklari Ordu ilericilerini âni baskinla tepeden tasfiye ettiler. Suçladiklari Parlementodan en air Sikiyönetim kanunlarini ve kararlarini Nihat Erim hükûmetine çikarttilar.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

131

Bu oyun, Türkiye Finans-Kapitalistlerinin, dünya Finans-Kapitalistlerinin emriyle oynadii aldatmacadir. Ancak, "Yalancinin mumu yatsiya kadar yanar". Türkiye en müthi bir iktisadî buhran içindedir. 21. yüzyil sonuna dek ödiyemiyecei di borçlara boulmutur. Sanayi, Finans-Kapital elinde, yabanci kumpanya ve devletlerin müsaade ettikleri iratçi tufeyli biçiminde olduu için, ziraat de birkaç bin tefecinin traktörleri ile kökleri kazinan köy nüfusu ve çok çabuk artan nüfus büyük ehir varolarini "Gecekondu"lar ve aç isizlerle doldurdu. Yarim milyon içi Avrupa'ya can atti. Bir milyon isiz diariya kaçmak için Bulma Kurumlari önünde rüvet vererek nöbet sirasi bekliyor. Her yil 400 bin kadar artan 2.5 milyon isiz-yoksul sürünüyor. Ötede di ticaret 40-50 Yahudi yahut melez firmanin döviz kaçakcilii ve fatura oyunlari ile her yil artan açiklarini, yaman Bütçe açiklari ile yaritiriyor. Onun için Türkiye Finans-Kapitalistleri Nato-Cento-Seato emrinde Avrupa Ortak Pazari'na ve parlamentolarina, cankurtaran simidine sarilirca sarildilar. Satilmadik millî menfeat ve sinir birakmadilar. Bu çikmaza, bayai bir kukla olan N. Erim hükûmeti veya Sikiyönetimlerin drakonyen kanunlari hiçbir çikar yol getiremez. Tersine ekonomik ve tezatlari büsbütün dinamitletirir. Rejimin tek umudu, Amerika'ya ve onun Türkiye'deki semitik ve masonik kollarina yaranmaktadir. Bu ise, memlekette daha korkunç devrimlere zemin hazirlamaktan baka sonuç veremez. Devrimcileri çoaltir, ilericilie yeni ufuklar açar. 12 Mart Muhtirasi henüz mantikî neticelerini vermemitir. Asil çingar, sira sözü edilen "Reform" lara gelince kopacaktir. Tepeden inme Sikiyönetim yirticilii Ordunun ilerici güçlerini ileride daha tedbirli olmiya zorlamaktan geri kalmiyacaktir. Gençlik ise, bir daha geri dönmemecesine sosyal problemlerin içindedir. Dinî hisleri CIA ajanlarinin istismar etmelerinin de bir haddi gelecektir. CIA, petrol eyhlerinin maskesini kullansa da, gericilik birkaç satilik kiinin "aylikli asker" liinden öteye geçememitir. Menderes Ordunun Demokratik eilimi ile, Demirel Sosyalist eilimi ile karilati. Aradaki fark 10 yilda kendini gösterdi. Haksiz baski ile (Mecelle'nin dedii gibi): "Bir ey ziyk oldukta, müttesi olur".

132

SÜHA ÜNSAL

Dr. Hikmet Kivilcimli as one of the sources of Turkish communist thought

Born in Macedonia in 1902 Hikmet Kivilcimli joined the communist movement after receiving a religious and nationalist education and getting involved in activities pertaining to such ideologies. In 1925 he was elected to Turkish Communist Party's (TCP) Central Committee in the `Establishment Congress' which brought early fractions of the communist movement together. Until Komuntern's liquidation decision in 1936 he stayed a prominent member of Dr. efik Hüsnü's group which was the governing fraction of the party. Kivilcimli, who spent twenty-two years of his life in prison, is distinguished from the others within the TCP tradition with his theoretical work. Union and Progress tradition, which may be considered to be the founder of political tradition in Turkey, is the speaking of intellectuals -or rather the educated cadres who are involved in some relation with the state, in one way or another- with a mission of saving something and in the name of some people. Things to be saved might be `state', `nation', `religion' and even `humanity' and those spoken for are `people', `the Muslims' or `worker-peasant masses' who do not like talking that much and who are not involved in from political participation. In `Yol' (The Way), written in 1930's, Kivilcimli, in accordance with the Stalinist scheme, constructs Kurdish ethnicity as a nation and displays examples of Turkish nationalism which can be attached to the rationalization pattern of TCP . After the separation in 1936 and during the long imprisonment period in Kirehir prison Kivilcimli developed his `Tarih Tezi' (History Thesis) which would determine his later political thought and activities. After getting out of prison Kivilcimli established Vatan Partisi (Fatherland Party) which might be considered to be the first political output of these theses. Fatherland Party was supported by TCP that was trying to resurrect while its administrators were in prison. Kivilcimli tried to manipulate the political conflicts within the state after Fatherland Party -which may be defined as a nationalist and corporatist partywas banned until the rise of youth movements in late 1960's. He tried to establish some relations within the army before the 12th March junta which came

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

133

after the leftist revival; however, he had to leave Turkey after 12th March coup d'etat. In `Tarih Tezi' Kivilcimli analyzed the problematic of formation-collapse of pre-capitalist societies and tried to explain historical development with `barbaric' interventions. This perspective determined his analyses on Turkey's class structure. His evaluation of the army as an autonomous and revolutionist structure -a constituent of these analyses- affected some of the later leftist groups deeply. It also affected the process of breaking up with political tradition in Turkish left which inaugurated particularly with the effect of political groups after 1960's. These effects are also the apparent signs of the dual character of pre-1960 communist movement. This communist tradition, whose influences still survive, is one of the most radical defenders of the bourgeois program of the Bolsheviks, i.e. the self-determination of the nations- at the international level, while supporting thesis like `national left' at the domestic level. In this essay Kivilcimli is argued to stand in the middle of the dual structure created by the breaking off period in the history of the Turkish communist movement which should be considered within the frame of this period.

108

SÜHA ÜNSAL

Türkiye'de komünist düüncenin kaynaklarindan biri olarak Dr. Hikmet Kivilcimli

Süha Ünsal

Giri*

Bu yazidan beklenen, "Türk solu"nun siyasal yapisi içinde Kivilcimli'nin nerede durduu sorusuna bir cevap taslai sunabilmesidir. Ancak bu taslak, yazida içkin bir biçimde mevcuttur; ilaveten söyleyeceklerimiz bunu kabalatirmak ve Kivilcimli'ya haksizlik etmek gibi bir tehlike taimaktadir. Bu tehlikeden bir nebze olsun kaçinabilmek için Kivilcimli'nin TKP ve Kemalizm karisinda konumunu deil de, Kivilcimli'nin da dahil olduu siyasal gelenekten kopu sürecine deinmek bir imkân yaratabilecektir. Ancak, airi bir iddiada bulunmaktan korkmadan, TKP'nin likidasyonuna kadar Kivilcimli'nin bu partinin en önemli militani olduunu söylemek gerekmektedir. Kivilcimli'nin bu tarihten önce ve sonrasinda Kemalizm karisindaki konumu ise, TKP'nin ya da MDD'nin ve hattâ 1960 sonrasi gençlik hareketinin konumundan farkli deildir. "Türk solu", aaida sözünü edeceimiz kopu sürecine kadar her durumda Kemalizm'in yedei olarak kalmitir.

(*) Bu yazinin ilk halinde bir "giri" bölümü yoktur; ancak Toplum ve Bilim dergisinin bu yazi için tayin ettii hakem, yazinin Kivilcimli'nin gerek içinden geldii Türkiye Komünist Partisi gerekse Kemalizm karisindaki konumunu lâyikiyla açiklayamadii sonucuna varmi ve derginin editörü de bir "giri" bölümüyle bu sorunun çözülebileceini bildirmitir. Üstelik bir de "hakemlik" kurumuna bavurmu bu yazida bu iki eksik diinda daha bir yiin eksik bulacak olanlara imdiden açiklanmasi zorunlu olan bir durum vardir. Yazi, hasbelkader bitirilmi bir tez çalimasinin üzerine kurulmu olsa da tüketici bir akademik çalima olmak iddiasinda, hele Kivilcimli'yla ilgili her türlü soruya cevap verebilme iddiasinda deildir. Ayrica sözkonusu olan yazi, 15 daktilo sayfasina sidirilmi bir denemedir ve yazari ne denli iddiali olursa olsun, Türk solunun neredeyse bütün tarihi demek olan "Kemalizm'in karisindaki konum" sorusuna cevap veremeyecei de aikârdir. Bu nedenle, bir kere hakem tarafindan cevap verilemez bir soruyla kari kariya birakildiktan sonra önümde iki seçenek kalmiti: Ya böyle bir cevabi vermeyi reddedecektim ya da haddimi amayi bir kere göze aldiktan sonra adimlarimi hiç geri çekmeyecek, hakemin sorusunu geniletip siyasallatiracaktim. Ben de ikinciyi tercih ettim.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

109

Kiminin Marx'tan sonra Marksizm'e en büyük katkiyi salayan düünür olarak gördüü, kimininse burjuva teorileri ürettiini söyledii, kendi deyimiyle "eskiler"den Kivilcimli hakkinda en salikli (!) deerlendirmeyi "yenilerden" Murat Belge yapmaktadir. "Türk solu"nun tarihsel kökenleri hakkinda böyle bir denemeyi kaleme almak cür'etini gösterebilmemi salayan da Murat Belge'nin Kivilcimli eletirisindeki iki paragraftir. Doktor Hikmet Kivilcimli, Türkiye sosyalizmi tarihinde mutlaka eletirilmesi gereken bir kiidir; karalamak üzere deil, öneminin anlailmasi için. Çünkü sosyalizm tarihinin önemli bir kisminda hayattadir ve etkindir. "Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi" içinde yorulmutur; bu bakimdan sözkonusu gelime biçiminin bir çeit göstergesi gibidir. Öte yandan, sosyalizmin gelimesine onun da katkilari vardir. Bunlarin da ayrica anlailmasi, deerlendirilmesi gerekir" diyerek yazisina balayan Belge, ayni yazinin son paragrafinda da "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"ni, Kivilcimli'nin "sosyalizmin gelimesine... katkilari"ni anliyor ve deerlendiriyor:

"Kivilcimli'dan bize kalanlar, inanilmaz mücadele azmidir; tezi deil, ama dogmatizme kari cesur tavridir; teoriye verdii özel biçim deil, ama papaanlia kari tavridir; Türkiye'nin `orijinalitesi' diye sunduu ey deil, ama bir ülkenin özgül koullarini deerlendirme gereine uygun çabasidir; nihayet, bu konuda son söz olarak ileri sürdüü Vatan Partisi programi deil, ama mücadelenin partili olmasi gerei konusundaki kesin inancidir" (Belge, 1975: 59).

Murat Belge'nin deerlendirmesine katilmamak elde deildir; "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nden sosyalistlere, eer dogmatizme ve papaanlia kari, ülkenin özgül koullarini deerlendirme gereine uygun bir tavir ve mücadelenin partili olmasi gerei konusunda kesin bir inanç kaldiysa bunun en önemli murisi elbette ki Kivilcimli'dir. Ancak geride böyle bir mirasin olduu konusu da oldukça üphelidir. üpheli olmayan ilk miras da ahlâktir; Murat Belge, Kivilcimli'nin "Tezi"ni deerlendirirken hakli olarak eletirdii ahlâkî yargilarin bir varisi olduunu ayni sayfalarda göstermektedir. Kivilcimli'nin Belge'ye biraktii miras "azim" ve "inanç"tir. Ancak, "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nden geriye kalanlar sadece "azim" ve "inanç"tan deil; milliyetçilik, etnik ve cinsel ayrimcilik, muhafazakârlik, korporatizm, darbecilikten vb.'den ibaret gibi görünmektedir. Bu gelenek, neredeyse 30 yildir devam eden kopu sürecine ramen airliini hissettirmektedir. Yine Murat Belge'nin deerlendirmesini izlersek, Kivilcimli'dan geriye kalmayanlardan biri de "tezi"dir. "Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nde bir tez iddiasiyla ortaya çikan kiiden geriye kalmayan eyi tezi olmutur; Murat Belge'nin çok önemser göründüü "azim" ve "inanç"in tek sahibi Kivilcimli olmasa gerektir. Ancak Murat Belge yanilmaktadir; Kivilcimli'dan geriye kalan belki de en önemli miras tam da "tezi" ve "Türkiye'nin orijinalitesi diye sunduu ey"dir.

110

SÜHA ÜNSAL

Yillar boyunca Kivilcimli'nin muarizi olanlar, onun "orijinalite" olarak sunduunu "burjuva devlet teorisi" olarak eletirenler, otuz yil aradan sonra ordunun keskin kilicinin" ardinda devrim kanunlarini referans almaktadirlar. Hikmet Kivilcimli, "sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi"nin en önemli kiilerinden biridir; ama ne bu tarihin biraktii miras ne de Kivilcimli gökten zembille inmitir. Kivilcimli bu tarihin çarpici bir örneidir; Toplum ve Bilim'in Türk solunu konu ettii bu sayida TKP'nin kuruculari arasindan sadece evket Süreyya Aydemir ve Kivilcimli'nin ele alinmasi bir tesadüf olmasa gerektir. Çünkü aralarinda, incelenebilecek bir külliyat birakan belki de sadece ikisidir. Birçok kiinin, omzu kalabalik dört yali adamin bir adim önünde; TRT-1 ekraninda arz-i endam eden son Makedonyali'nin görünüünü Türk solunun miladi olarak kabul etmesi bouna deildir. 12 Eylül 1980, Türk solunun alkilayamadii ve hatta mütereddid bile kalamadii ilk ttihatçi darbedir. O sabah, ttihat ve Terakki Cemiyeti, asi ve üvey evladi olan Türk soluna öylesine kesin ve son bir darbe vurmutur ki, solun akirtleri öylesine darmadain olmulardir ki, darbeyi takip eden yillarda ya gelenekten tamamen kopma eilimine girmiler ya da 28 ubat darbesinin gösterdii gibi "titreyip yuvalarina dönmüler"dir. çilerin 15-16 Haziran 1970'de stanbul'u ele geçirmeleriyle balayan ve air aksak giden kopu sürecinin zemberei o me'um sabahta boalmitir. O sabahtan beridir, kimileri kendilerini bir sinifin ya da bir etnisitenin aabeyi yerine koymamalari gerektiini düünmeye balamilardir. Türkiye'de komünist hareketin tarihini nereden balatmak gerektii konusunda komünistler arasinda mutlak bir fikir birlii olmamakla birlikte, hâlâ mitinglerde, bazi gruplar tarafindan kurucu lider olarak Mustafa Suphi'nin fotoraflari tainmaktadir. Mustafa Suphi, Ethem Nejat, efik Hüsnü, Hikmet Kivilcimli, Reat Fuat, arada bir yerlerde tedirgin edici gülümsemesiyle smail Bilen ve Mihri Belli diye giden bir silsile. Silsilenin bundan sonrasi için anilacak ilk isim ise Dou Perinçek olmalidir.1 Ancak bu mirasin murisleri içinden ikisi ayrica anilmaya deer; Hikmet Kivilcimli ve Mihri Belli. Her ikisinin de içinden geldikleri gelenek, çi Partisi'nin de "sol" içinde sayilmasini meru hale getirmektedir; ancak Kivilcimli ve Belli, siyasal birikimlerini genç kuaklara aktarmak bakimindan dier TKP'lilerden ayrilirlar ve bu nedenle TKP'nin u ya da bu dönemdeki önder kadrosu içinde, sözünü ettiimiz kopuun öelerini barindiran az sayidaki isimden ikisidirler. Kivilcimli, kopuun hemen ardindan yaamdan ayrilmitir ve bu sürecin neresinde durduu ise ancak yazdiklarindan çikarsanabilir. Böyle bir çaba, siyasal içe-

1 Her ey aslina rücu edermi. Takrir-i Sükûn Kanunu'nu "Ankara'da Müfrit Burjuvazi rticain Girtlaina Yapiti" manetiyle karilayip stiklal Mahkemeleri'ne sanik olarak çikanlarin halefi, 70 yil aradan sonra "Devrim Kanunlari"ni imdada çairan Dou Perinçek'ten bakasi olmasa gerektir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

111

riinden dolayi, "Türk solu"na dümektedir; ama Kivilcimli'nin eseri incelendiinde durduu yerin gelenekle kopuun tam arasinda olduu ortaya çikmaktadir. Bu durumun sonuçlari Kivilcimli'yi gerçekten ilginç bir siyasal düünür ve eylem adami haline getirmektedir. "Türk solu"nun kopuunun en çarpici isimlerinden Ergun Aydinolu ve Demir Küçükaydin kadar Kuva-yi Milliye dergisi de Kivilcimli'yi referans olarak kullanabilmektedir.2 *

**

Dr. Hikmet Kivilcimli'nin, içiçe girmi, balica üç döneme ayrilabilecek siyasal düüncesine deinmek için, 1971'de saklandii ve yurt diina kaçtii dönemlerde kaleme aldii anilarinda anlattii bir hikâye ile balamak uygun olacaktir. Bu bir kopuun hikâyesidir ama gerek bu koputan öncesine, gerekse sonrasina dair Kivilcimli'nin düüncesi hakkinda bir eyler yazmak, ister istemez Türkiye'deki komünist hareket hakkinda bir eyler yazmak demektir. Murat Belge'nin (1975: 45) isabetle belirttii gibi, "çünkü Kivilcimli sosyalizm tarihinin önemli bir kisminda hayattadir ve etkindir. Sosyalizmin Türkiye'de gelimesi tarihi içinde yorulmutur; bu bakimdan sözkonusu gelime biçiminin bir çeit göstergesi gibidir. Öte yandan, sosyalizmin gelimesine onun da katkilari vardir. Bunlarin da ayrica anlailmasi, deerlendirilmesi gerekir". Bu, yani kopuun kendisi olmasa da hikâyesi, Türkiye'de eli kalem tutan hemen herkes hakkinda bir yorumu bulunan Yalçin Küçük'ün de dikkatini çekmitir. Kivilcimli 1937 yilinda, cebinde Demokrasi: Türkiye Ekonomi Politikasi Hakkinda'nin, "basilmaya hazir temiz müsveddeleri" ile pek Film stüdyosunda Nazim Hikmet'i ziyaret ediini anlatir. Stüdyoya vardiinda Nazim Hikmet, montaj masasinda Kayseri Kombinasi'nin açili töreninde çekilmi olan filmden, Birinci ube'nin talimati üzerine, smet nönü'nün adinin ve sözünün geçtii yerleri kesmektedir. Kivilcimli'nin yeni kitabi da smet nönü ile Celal Bayar arasindaki iktidar mücadelesinin kizimasi üzerine kaleme alinmitir. Nazim Hikmet, kitabin müsveddelerini karitirdiktan sonra, metni yayimlamamasi için Kivilcimli'ya israr etmeye balar. Yalçin Küçük'ün, Nazim Hikmet'in Kivilcimli'nin siyasal intiharini sezmesi diye yorumladii itiraz, aslinda, siyasal iktidarin kendi arasindaki çatimaya Kivilcimli'nin da kurban edilebilecei korkusudur. Kivilcimli bir yayinevi sahibidir; ama kitabi yayimlamasi için önce, yerinde bir kararla, smail Hakki Uzunçarili'ya bavurmutur. Uzunçarili'nin kitabi yayimlamayi kabul etmemesi üzerine Günün Meseleleri adli bir kitap serisini balatir. (Kivilcimli, 1979: 89-91) kincisini ancak 16 yil sonra yayimlayabilecei serinin ilk kitabi olarak Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda'yi yayinlar. Kitabin asil ilginç yönü, Komintern'in 1935'deki VII. Kongresinde aldii

2 Yeni Hayat dergisi, bundan birkaç ay önce, "milliyetçi sol"u tanitabilmek için Kivilcimli ile ilgili bir yazi yayimlamak istemitir.

112

SÜHA ÜNSAL

"Faizme Kari Halk Cepheleri" ve 1936'daki Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) likidasyonu kararinin hemen ardindan yayimlanmi olmasidir. Kitabin yayimlanii, Yalçin Küçük'ün siyasal intihar yorumunun aksine, Kivilcimli'nin siyasal kopuunun ilk önemli adimi olarak deerlendirilmelidir. Zaten kitabin yayimlanmasindan kisa bir süre sonra "Donanma Davasi" olarak bilinen yargilama süreci balami ve Kivilcimli da dierleriyle birlikte 1971 öncesinde komünistlere verilen fiilen en air cezalara çarptirilmitir. "Donanma Davasi"ndan sonra, hemen bütün ilikilerini keserek Kirehir Cezaevi'nde geçirdii 10 yil boyunca da kendi siyasal düüncesinin teorik temellerini gelitirmitir. Kivilcimli, Komintern'in likidasyon kararinin anlamini kavrami gibi görünmektedir; karar, TKP için alinmi özel bir karar gibi görünse de, uluslararasi komünist hareketteki dier gelimelerle birlikte düünüldüünde, bu hareketin bitii anlamina gelmektedir. 1925'te farkli gruplarin biraraya gelmesiyle kurulmu olan TKP uluslararasi , parti hüviyeti taiyan Komünist Enternasyonal'in bir seksiyonuydu. Kivilcimli, TKP'nin kuruluundan itibaren, yönetici hizbin içinde yer almi ve Merkez Komitesi üyelii yapmiti. 1929'da, partinin içerideki (Türkiye) en yetkili yöneticisi durumundayken, zmir'de açilan bir davada 4 yil 6 ay 15 gün air hapse mahkum edilen Kivilcimli, Elazi Cezaevi'nde bulunduu 1930-33 yillari arasinda daha sonra Yol: Türkiye Komünist Partisi'nin Eletirel Tarihi balii altinda toplayacai 8 kitap hazirlamitir. Yol, o güne kadar Türkiye hakkinda komünistlerin yazdii en kapsamli çalima niteliindedir. Ancak Yol, sadece komünistlerin örgütsel tarihine dair bir belge ya da komünistler tarafindan yazilmi ilk kapsamli Türkiye tahlili olmasi nedeniyle önem taimaz; Kivilcimli'nin daha sonra gelitirecei özgün Türkiye tahlillerinin de ipuçlarini tair. Yol u sekiz kitaptan olumaktadir: Firkada Konaklar ve Konuklar, Firka ve Fraksiyon, Yakin Tarihten Birkaç Madde, Sevkülceys Plâni, htiyat Kuvvet: Milliyet (ark), Tabya Ana Halkasi: Legaliteyi stismar, Düman: Burjuvazi, Müttefik: Köylü. (Kivilcimli, 1992a; 1992b) Yol'u oluturan çalimalar, sadece Kivilcimli'nin kendi isteiyle deil, TKP MK'nin de karariyla kaleme alinmitir. (Kivilcimli, 1992a: 13) Ancak bu kararin, ne dereceye kadar bir parti tarihi yazilmasiyla ilgili olduunu bilemiyoruz. O dönemde, Kivilcimli ile ilgili olarak süren parti-içi tartimalar sirasinda, kendisinden yazili bir savunma istenmi olabilir ve o da bu savunmayi, bu denli geni kapsamli bir metinle yapmayi düünmü olabilir. Ancak, bütün bunlar, spekülasyon olmaktan öteye gitmez. Yol, TKP tarafindan yayimlanmadiina ya da tartiilmaya açilmadiina göre, bu partinin görülerini yansitiyor kabul edilemez; ancak, metinde Komintern'in genel görülerinin diina çikilmadiini da söyleyebiliriz. Yakin Tarihten Birkaç Madde bölümünde, Tanzimat'tan Cumhuriyet'in ilk yillarina kadar Türkiye'nin sinifsal bir çözümlemesini yapmaya çaliir. Firkada

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

113

Konaklar ve Konuklar ile Firka ve Fraksiyon bölümü, Kivilcimli'nin kinci Merutiyet'le balattii Marksist hareketlerin bir tarihidir ve özellikle 1919 sonrasinda, bu hareketteki akimlar ve hizipler hakkinda önemli ipuçlari verir. Örnein, komünist hareketin kurucusu kabul edilen Mustafa Suphi hakkinda oldukça sert eletirilere yer verildii gibi, TKP içinde azinliklarin önemli bir mücadelesi olduu ve TKP'de Türk egemenlii hakkinda tartimalar yaandiina dair göndermeler vardir. (Kivilcimli, 1992a: 280 vd.) htiyat Kuvvet: Milliyet (ark) bölümü ise, Kürt sorunu hakkinda bir denemedir; Kürt etnisitesini Leninist-Stalinist emaya uygun bir biçimde bir millet olarak kurgulayan bu denemenin TKP'nin o dönemdeki görülerinin de bir eletirisi olduunu söylemek mümkündür. Kivilcimli'nin siyasal yaami açisindan Yol'un içinde yer alan en önemli bölüm ise Tabya Ana Halkasi: Legaliteyi stismar'dir. Elazi Cezaevi'nde tamamladii bu çalimayi, tartiilmasi amaciyla TKP MK'ye ne zaman verdii konusunda kesin bir bilgimiz yok; ancak, referans olarak kullandii gazetelerin tarihlerine bakildiinda, Yol'un 1931 ile 1933 yillari arasinda yazilmi olduu sonucu çikmaktadir. Kivilcimli Cumhuriyet'in onuncu yili nedeniyle ilân edilen afla tahliye edildikten kisa bir süre sonra da legal yayincilik faaliyetlerine balayacaktir. Legal yayinlarin çerçevesi içinde "Türkiye'de çalikan köylülüün en büyük ve en tehlikeli can dümani Kemalizm'dir. Kemalizm demek, derebeyi artiklari + tefeci sermaye + finans-kapital + finans kapital devleti bloku akla gelir. Bu dört öe birbirini tamamlayarak birbirinden ayirt edilmez bir bütün halinde kaynaarak biricik Kemalizm sistemini yaratir. Türkiye'de Kemalizm yaadikça, bu dört bali biricik soygun ve çapul canavari köylülüün canini ve kanini emecektir." (Kivilcimli, 1992a: 255) gibi eletirileri kaleme almasi mümkün olmasa da, Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda'ya kadar, çizginin diina çiktiini gösterebilecek bir metin yazmami ya da yayimlamamitir. Yol birkaç açidan incelenebilecek bir metindir; ancak, balilii hiç tartiilamayacak olan bir militanin kaleminden TKP'nin görülerine bakmak ilginç olabilir. TKP sol tarih yaziminda yaygin olarak kabul gören bir iddiaya göre, 10 Eylül , 1920 tarihinde Bakû'da toplanan bir kongrede kurulmutur. (Tevetolu, 1967: 200; Tunçay, 1978: 217; Sayilgan, 1968: 97) Türk komünist hareketindeki hemen bütün gruplar tarafindan "Komünist Partisi"nin kuruluu olarak 10 Eylül 1920 tarihi ve komünist hareketin ilk önderi olarak da bu kongrede genel sekreterlie getirilen Mustafa Suphi kabul edilir. Burada TKP'nin tarihini aktarmak niyetinde deiliz; ama, partinin milliyetçi kökenlerini göstermek açisindan bir noktayi ele almak gerekmektedir. Mustafa Suphi'nin partisinden aylar önce, 5 Nisan 1336'dan (1920) daha önce, (Karabekir, 1988: 580) yine Bakû'da, Mütareke'den sonra Türkiye'den kaçan ttihatçilarin önde gelenlerinden Halil Paa, Salih Zeki, Küçük Talât gibi isimler tarafindan kurulan Türkiye Komünist Firkasi'nin (Karabekir, 1988: 642) kurulu

114

SÜHA ÜNSAL

tarihi ve önderlerinden neden hiç söz edilmez, anlailir deildir. Bilindii gibi Mustafa Suphi de, Türkiye Komünist Firkasi'nin önder kadrosunun önemli bir bölümü de, eski birer ttihatçidir. Komünist resmi tarihin ilk TKP'sinin kurucularindan biri olmasa da, eski ttihatçilardan ve hiç de iyi bir üne sahip olmayan Bahaeddin akir, 1-8 Eylül 1920 tarihlerinde düzenlenen Dou Halklari Kurultayi'na Mustafa Suphi çevresinden Türkiye temsilcisi olarak girebildiine göre, komünist hareketin tarihsel önderiyle bir biçimde siyasal iliki içindedir. (Tunçay, 1978: 215; Alev, 1975: 86 ve 235) Yine, Bahaeddin akir gibi, 1915'deki Ermeni Tehciri'nin sorumlularindan olan ve ttihatçilarin, hatta Mustafa Suphi grubunun tasfiyesinden sonra, muhtemelen 1922'ye kadar Komintern'de faaliyet gösteren Eski Zor Mutasarrifi Salih Zeki, sadece Mustafa Suphi ile deil, Komintern'in uluslararasi liderleriyle de siyasal ilikiler içindedir. TKP'nin tarihine bu kisa atif, komünistler için de her zaman sorun olmu olan "ulusal sorun"a bakilarina kisaca da olsa deinebilmektir. Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü'nün bir projesi çerçevesinde hazirlanan Osmanli mparatorluu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923) balikli çalimanin Türkçesi 1995'te yayimlandi. (Zürcher ve Tunçay, 1995) Bu çalimada F. Ahmad, F. Adanir, P Dumont, P Noutsos, D. Yalimov ve A. Ter Minassian'in Os. . manli mparatorluu'nda azinlik gruplarinin sosyalist faaliyetleri ile ilgili olarak verdikleri çok önemli bilgiler vardir; ancak, Cumhuriyet'ten sonra bu gruplarin faaliyetleri hakkinda çok az ey bilinmektedir. Kivilcimli'nin 1930 sonrasinda yazdii ve uzun yillar yayimlanamayan TKP tarihinde, bu azinlik gruplarinin Cumhuriyet sonrasindaki kaderlerine ait bazi örtülü bilgiler bulabilmekteyiz. Azinliklara kari, Cumhuriyet sonrasindaki en iddetli eletirilerin yazari Kivilcimli'dir. Kivilcimli (1992a: 271) özellikle Rum sosyalistlerini hedef alarak (belki de stanbul'da azinliklar içinde çounluk olduklari için) "bundizm" suçlamasi yapmaktadir ve bu suçlamayi, mütareke yillarina kadar da götürmektedir: "Mütareke yillarinda, stanbul'da kaynaan içi hareketi akimlari içinde, bizim bundizm de bula bula D.W.W (Amerikan anarko- sendikalizmi) örgütünün bir ubesini buldu ve dönemine göre onda epey `gazve'ler yapti." Ayni gruptan, 1925 kongresi ve 1927 1 Mayis'i ile ilgili yorumlarinda yine "Bund" diye sözetmektedir. Öyle görünüyor ki, TKP içinde azinliklarin en az 1928'e kadar süren bir muhalefetleri var ve bu muhalefet partinin Türklemesi tartimasi ile yakindan ilgilidir: "Bir Bundistin Seka'ya giremeyii `Türk'lerin `azinlik'lara kari bir sikiyönetimi sayilir". (Kivilcimli, 1992a: 282) Azinliklarin, Osmanli mparatorluu'nun son yillarinda kendini gösteren sosyalist hareketlerdeki airlii, Cumhuriyet'in ilk yillarinda, daha çok stanbullular arasinda devam etmitir. Lozan Antlamasi'nin en trajik sonucu olan Mübadele, Kivilcimli'ya göre Cumhuriyet burjuvazisi'ne igücü salamak açisindan yararli olduu gibi, komünist hareketin Türklemesine de büyük hizmetlerde bulunmutur. Kivilcimli, bir yandan yüzbinlerce insanin yerinden yurdundan edilmesinin

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

115

adini "facia" koyarken, ayni zamanda, bu göçün TKP için yararlarini da itiraf etmekten çekinmez:

"Biz(de) anarko-bundizm bir ehrin bile her türlü küçük-burjuvazisi içinde nüfuz ve kök salamamitir. Hele yerletirme ve dei-toku facialari, Türkiyedeki dar-azinlikçilari güçlü bir sosyal temelden büsbütün yoksun etmitir."3 (Kivilcimli, 1992a: 282)

1919'un romantik Türk milliyetçisi Kivilcimli, 1930'lu yillara gelindiinde, sonraki çalimalarinda hiçbir zaman geri dönmeyecei bir konuya el atar:

"Bugünün haritasinda böyle isimle bulunmamasina karin, bu iki isimden [Ermenistan-Kürdistan] anlailan, Dou illerinde Ermeni ve Kürt uluslarinin bulunup bulunmadiini aratirmak gerekecektir." (Kivilcimli, 1992b: 320)

Kivilcimli, Elazi Cezaevi'nde bu aratirmanin temellerini atmaya çaliir. Cezaevinden çiktiktan sonra bir daha hiç dönmeyecei aratirmalari, yillar sonra hâlâ, Kürt sorunu üzerine yapilan bazi aratirmalara kaynak olmaktadir; Kivilcimli, Fikret Bakaya'nin tartimali kitabi Paradigmanin flasi'nda temel referanslardan biridir. Merutiyet burjuvazisinin Kürt derebeylii ile ittifak halinde Ermeni halkina kari bir hareketle Ermeni burjuvazisini tasfiye ettiini söyleyen Kivilcimli'ya göre, Sovyet Devrimi Ermeniler'in yurt sorununu kökünden çözmütür. (Kivilcimli, 1992b: 320-325) Komintern'in tespit ettii hemen her sorunu Türkiye için yakici bir gündem maddesi olarak görme eiliminde olan Kivilcimli için ulusallik sorunu da böyle3 Kivilcimli'nin kaleminden de olsa, sadece ona maledilemeyeceini düündüümüz milliyetçiliin ilk yillardan beri komünist harekette ne denli airlikli bir ideoloji olduunun bir örnei olarak Mübadele sonrasinda TKP'nin "yarar"larinin nasil deerlendirildiine kisaca bakmak gerekmektedir. Mübadelenin Türk komünistlerine hizmeti, sadece Rum kökenli komünistleri Türkiye'den götürmek olarak kalmami, Yunanistan'dan da, çou tütün içisi Çingeneler'i de kisa zamanda militan kadro olarak devirilmek üzere Türkiye'ye getirmitir. Çingeneler kendilerine "Çingene" denilmesinden holanmazlar, son zamanlarda etnisitelerin önemsenmemeye balanmasiyla, Çingeneler arasinda da kimliklerini "onur"la açia vuranlar çikmaya balamisa da, bu durum hâlâ böyledir. Bunun için, bazilari "Çingene" dememeye özen gösterirler; ya Çingeneler'in istedii gibi "Roman" derler, ya da açikça bir aailama ifadesi olarak, "esmer vatanda". Kivilcimli Yol'u yazdiinda Çingeneler hakkinda ne düünüyordu? Çingene olarak isimlendirmekte herhangi bir sakinca görmedi mi? Yoksa, kendini kontrol etmekten uzak bir ruh hali içinde dikkatsizlik mi etti? Kitabin hiçbir zaman militanlar arasinda dolatirilmayacaini tahmin etmi miydi? Bunlarin hiçbirini bilmiyoruz; ama bu metinde Çingeneler'den "Çingene" olarak sözeder. Ama Çingeneler TKP içindedir artik; yine de Çingeneler'in sadece "serbest igücü", "ehir kaldirimlarinda isiz kirilan içiler" deil, partisinin militanlari da olduundan hiç sözetmez. Ancak yillar sonra, eski husumetleri gündeme getirdii anilarinda Çingenelerin TKP içindeki çalimalarindan sözederken "esmer vatanda" demeyi tercih eder. (Kivilcimli, 1979: 74) Ayni Kivilcimli, Sosyalist gazetesinin 12 Nisan 1967 tarihli sayisinda "Nazim Hikmet Saticilari" baliiyla yayinladii ve evket Süreyya Aydemir'i eletirdii yazisinda ise, bir halk deyii marifetiyle Çingenelii yine bir aailama sifati olarak kullanmaktadir: "Edirnelilik herhalde; ecaat arzetmeden olamiyorlar".

116

SÜHA ÜNSAL

dir. "urasi muhakkak ki ulusallik sorunu, Komintern'in olduundan çok partimizin en zayif cephesidir." (Kivilcimli, 1992b: 325) Burada Kivilcimli'nin "zayif cephe" tanimi, Leninist "emperyalist zincirin zayif halkasi" tanimindan baka bir ey deildir. Çünkü Kivilcimli'ya göre "Dou illerindeki" ayaklanmalarda yer alan "yiinlar", her ne kadar "emperyalizme ve feodalizme alet" oluyor gibi görünseler de, tepkileri, aslinda ekonomik ve ulusal baskiya kari bir tepkidir ve TKP için, "Bu ezilen halki acikli durumunda yalniz birakmamak için onun özel durumunu incelemenin ve saptamanin artik zamani gelmi de geçmitir". (Kivilcimli, 1992b: 325) Türkiye'nin Dou illerinde bir Kürt etnisitesinin ötesinde Kürt milletinin varlii oldukça tartimalidir. Ancak, Kivilcimli'da en ayirici özelliklerden biri olan, Türkiye'nin özgün tarihsel geliimini vurgulama çabasina ramen, hemen bütün komünistlerde olduu gibi, tüm sorunlari Komintern'in tezlerine göre deerlendirmek eilimi çok güçlüdür. Bu da, yukarida söylediimiz gibi, Komintern'in bir seksiyonu konumundaki bir parti yöneticisi için airtici bir durum olmasa gerek. Kivilcimli'nin bu tezleri, Parti'nin 1925'teki Kürt politikasinin da açik ve sert bir eletirisidir. Bu kitap da Parti yönetimince dikkate alinmadiina göre, eletiriler kabul edilmemi demektir. Ayrica, konuyla ilgili olarak hemen hiç bir parti yayininda yeni yorumlar bulunmadiina göre, Parti'nin Kürt politikasinin uzun yillar aynen devam ettii söylenebilir. Kivilcimli'ya göre, Dünya Savai'nin bitiminde "Türkiye'nin belli bali merkezlerinde Kürt aydinlari tarafindan, zayif, kansiz bir" akim olarak balayan Kürtlük, Kürt milliyetçilii "dünyada rol oynayan en büyük güç dünya içi sinifinin ideolojisi, komünizm ve Bolevizm" ile elele verememitir. Türk burjuvazisinin bunu yaptiini düünen Kivilcimli, sanki Kürt milliyetçilii için böyle bir olanak mevcutmu, Bolevikler hiçbir siyasal taktik gözetmeksizin Moskova'da oturup kendileriyle elele verecek milliyetçiler beklermi gibi, naif deerlendirmeler yapmaktadir. Oysa tam da kendinin dedii gibi, "zayif ve kansiz" bir akim olan Kürt milliyetçilii ile ittifaktansa, güçlü ve etkin olan Türk milliyetçilii ile ittifakin Bolevikler için çok daha tercih edilir bir manevra olduu açiktir. Kivilcimli bir yandan her Kürt hareketine "kari-devrimcidir, yabanci parasiyladir" gibi damgalar yapitirildiini söylerken, öte yandan Asya Balkanlari dedii ve Kürt, Ermeni, Arap, Süryani vb. gibi birçok irk ve kavmin kariik yaadii bölgede, bunlarin çok sik çatitiini ve u ya da bu yabanci devletin ad ve hesabina komiteciler yetitirdiklerini söylemektedir. (Kivilcimli, 1992b: 333 ve 336) Eer bu basit bir tutarsizlik deilse Kivilcimli, Kürt olmayan irk ve kavimlerin hareketlerinin yabanci parasiyla olduunu düünüyor demektir. Daha önce Ermeniler'in di balantilari konusunda zimnen de olsa bazi eyler söyleyen Kivilcimli, Arap milliyetçiliklerinin de yabanci kikirtmasi olduunu düünüyor olabilir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

117

Daha sonra, Kürtlüün istikrarli bir varlik ve "tarihsel bir olay" olduunu ileri süren Kivilcimli, Stalin'in ulus emasina uygun olarak Kürtlüü "yurt birlii, öz dil birlii, kültür birlii ve ekonomi birliini tüm olarak temsil eden bir topluluk" olup olmama açisindan inceleyerek Kürtlerin bir millet olduu sonucuna ulair. (Kivilcimli, 1992b: 337-348) Kürt etnisitesini bir ulus olarak kurgulamanin kaçinilmaz bir sonucu da, bir Kürt burjuvazisinin varliinin gösterilmesidir. Ancak bütün çalimasi boyunca, bu bölgenin "derebeyi kalintisi" ekonomik ve toplumsal yapisini vurgulayan Kivilcimli için, bu burjuvaziyi tanimlamak hiç de kolay deildir. "Dou illerinde burjuva unsurlari var mi? Var." diyerek balayan Kivilcimli, hemen ardindan bu tespiti yumuatir: "Dou illerinin klasik anlamiyla `burjuva'dan çok, `burjuvalaan' unsurlari içinde egemen tip, ticaret sermayedari ve tefeci sermayedardir." (Kivilcimli, 1992b: 355) Oranlarini % 1 - 1,5 olarak tespit ettii bu unsurlarin balica üç kökten geldiini söylemektedir. Aalar, tüccarlar ve aydinlar. Arasina kaçakçi tüccarlar ile ehven-i er olarak gördüü katircilari da dahil eden Kivilcimli'nin ulusal bir burjuvazi yaratmaya çalitii ve bunun için çözümlemelerini zorladii açiktir. Ancak, bölgenin ekonomik ve toplumsal koullari karisinda, yarattii bu burjuvazinin pek de burjuvaziye benzemediinin de farkinda olan Kivilcimli, "burjuvalaan Dou illeri içindeki tepkiler, `ulusal' denilen öz burjuva eiliminden çok, `kari-devrim' denilen geriye özlem biçiminde kaliyor" diye, kendi çözümlemeleriyle de tutarsizlik gösteren bir sonuç çikarmaktadir. Elbette, burjuvazinin devrimci barutunu tükettii Leninist teori doruysa, bu köylü (toprak) sorununu çözecek yegâne sinif olan proletaryanin da Dou illerinde mevcut olmasi gerekecektir ve Kivilcimli'ya göre mevcuttur da. Öyle ki, bunlarin (proleterleen unsurlarin) toplam nüfusun % 3'ünü oluturduunu iddia etmektedir. (Kivilcimli, 1992b: 373) Kivilcimli Yol'dan balayarak giderek gelitirdii ve zenginletirdii özel bir dil kullanir. Kullandii özel dil, kimi zaman halk dilindeki sözcüklere "sosyalist" anlamlar yüklemeye kadar gider. Daha sonra Tarih Tezi'nde, çok daha çarpici örneklerini göreceimiz Kivilcimli'nin Yol'da yazdiklarina göre, halk dilindeki kelimeler ve deyimlerden "sosyalist" anlamlar çikarmak son derece doaldir; çünkü, muhtemelen henüz formüle edemedii barbar geleneklerine ilikin düünce nüveleri olumaya balamitir. Kürt köylülerinin içinde bulunduu ekonomik ve toplumsal artlarin airlii altinda, kendilerine bir "sahip" aradiklarini anlatirken, aaliin ya da burjuvazinin kendilerine sahip olamayacaklarini bildiklerini, aslinda aradiklarinin kendisine sahip çikacak, "kurtarici kilavuz" olacak bir sahip olduunu, bir "yolda" olduunu söylemektedir: "Sözcüklere bakmayin, babahanca dilde `yolda' sözü `sahip' ekline de girebilir, ailacak bir ey yok." (Kivilcimli, 1992b: 440) diye, komünist-Kürt (köylü) ilikisini açiklar. Leninist sinif çözümlemeleri dikkate

118

SÜHA ÜNSAL

alindiinda, gerçekten ailacak bir ey yoktur. O sinifsal sava teorilerinden böyle anlambilimsel çözümlemeler kolaylikla üretilebilir. çi sinifi, ezilen bütün siniflar adina, parti de içi sinifi adina konuur, karar verir. Kivilcimli da TKP adina konuup karar vermektedir. Kürt köylülüüne "kurtarici kilavuz yolda" olacak sinif ve örgütlerin, eer deyim yerindeyse, "Kürtçe konumalari" gerekmektedir. "Kürtçe konumak" ise, "onun mantiiyla, onun düünü diliyle" anlamak demektir; kendilerine "sahip" istemelerinin "altinda gizlenen maddi anlama dikkat edilmezse" ailip kalinabilir. Kürt köylülüünün tepkilerini özetlerken ilk kategori olarak "anarik tepkiler"in sözünü eder. Türk ve Kürt köylülerinin anarik tepkileri ekiyalik olarak ortaya çikmaktadir. Marksizm için siradan bir küçük-burjuva radikalizminden baka bir ey olmayan anarizmi, hemen her tepkisel iddet hareketinin altinda aramak Leninist bir gelenektir. Kivilcimli'nin Leninist eletirisinde de eyh Sait isyaninin çözümlemesi hemen her yerde yaptii gibi kolayca ematize edilebilir: Örgütsüz hareket + çapulcu aalik + mülksüzler denklemi, senteze varamami, anariye dönümütür. Sentez, yani denklemin eitlii muhtemelen devrimdir ve Leninist çözümleme için eitliin öbür yaninda bir deiken eksiktir: Proletarya. Bu ema toplumsal olaylar kadar tarihsel geliimi açiklamak için de elverili bir araçtir. Denklemin bir yanina devrim, dier yanina da varolduu söylenen üretim biçiminin sinifsal yapisi konuldu mu tarihin deiim yasalari ortaya konmu demektir. Kivilcimli'nin, daha sonraki tarihlerde formüle edecei Tarih Tezi de bu denklem üzerinde temellenir; ancak, antik dönemleri açiklamakta denklem yine de yetersiz kalmaktadir. Eitliin iki yani da modern terimlere pek benzememektedir; ne devrim devrim, ne de siniflar siniftir. Ancak Kivilcimli ne devrimden, ne de sosyalizmden vazgeçmeye niyetli deildir. Denklemi antik toplumlar için yeniden formüle eder: Üretim biçimi + Barbarlar = Tarihsel devrim. Egemen üretim biçiminin kapitalizm olduu toplumlarda, proletaryanin (sosyal devrimi yapacak olan sinif) denklemin bir yaninda yer almasi yeterli olmaz; devrim için proletarya adina "doru" hedefleri tespit edecek örgütün, proletarya partisinin önderliinin de önemi büyüktür. Bu noktadan itibaren Kivilcimli Dou sorunu karisinda Parti'nin konumunu incelemeye balayacaktir. Yapilmasi gerekenin Kürt köylü hareketinin uluslararasi devrim cephesine katilmasi olduu ve bunun için de sadece Türkiye'de deil Orta-Dou'da yaayan tüm Kürtlerin ayrilma hakkinin savunulmasi gerektiini düünür. Bunu yapacak örgüt, Kürdistan Komünist Partisi olmalidir. Bu örgüt karisinda TKP önce "ana", sonra "aabey" olacaktir. (Kivilcimli, 1992b: 478) Kivilcimli'nin Kürdistan tahlilleri gelecekteki Tarih Tezi'nin ipuçlarini da verir: "Roma uygarlii gibi kadim imparatorluklarin daha geç bir örnei olmaktan baka bir ey olmayan Osmanli mparatorluu içinde Kürdistan, Anadolu ile bi-

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

119

tiiiyle, marur Acemlerden Türklere geçen yari-baimsiz derebeylikler halinde sarp bir ada gibi kaldi." (Kivilcimli, 1992b: 329) Kivilcimli, dediimiz gibi, bir daha Kürt sorununa dönmemitir. Görüleri mi deimi, yoksa politik bir taktik olarak suskun mu kalmitir bilemiyoruz; ama, Demir Küçükaydin, Kivilcimli'nin, Türkiye'de devrimin üç sacayai (çi sinifi + Ordu + Kürt hareketi) olduunu ve üçüncüsünün ikincisini rahatsiz edeceini söylediini aktarmaktadir.4 Ancak, yeniden Kürt sorununa dönmeye firsat bulabilseydi yukaridaki alintida aktarilan deerlendirmeyi gözden geçirmek durumunda kalip kalmayacaini söylemek güç; çünkü Kivilcimli'nin 1950'lerden 1960'larin sonuna kadar yayimladii tarih aratirmalari buna benzer bir dizi açik olmayan tanimlamayla doludur. 1937'de yayimladii Demokrasi: Türkiye Ekonomisi ve Politikasi Hakkinda kitapçiinin komünist sifatini terketmeden Kemalizm'le kurmaya çalitii ilk ilikinin 1938 yargilamalari ile sekteye uramasinin ardindan 10 yildan fazla süren cezaevi yaamini nerdeyse tek bir konuya vakfeder: uygarliklarin yikilii. Çalimalarina ilk tepki de, elindeki notlardan temize çektii bir bölümünü gönderdii efik Hüsnü'den gelir: "Hikmet yoksa Nazi teorisine mi kayiyor? Aman dikkat!" (Kivilcimli, 1979: 27) Kivilcimli'nin elbetteki bu uyariya kari teorisini aklayacak bir dayanai vardi: Engels. Morgan'in uygarlik-barbarlik kategorilerini Engels araciliiyla aynen alan Kivilcimli, teorisinin Marksist sinamasi için önce Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'ni referans olarak kullanmitir. Ancak asil sinama için uzun yillar beklemek zorunda kalacaktir. Kivilcimli'ya göre insanlik Mezapotamya'daki sitelerde tarihe geçtikten sonra, Avrupa'da burjuvazi ilk sosyal devrimi gerçekletirene kadar, bütün "antika" tarih, barbarlarin uygarliklari yikarak tarih sahnesine girilerinin, yani tarihsel devrimlerin hikâyesidir. Bir kent geliip sinifli bir toplum yapisi oluturduktan sonra, bir çürüme süreci balami demektir ve kenti yikan eitlikçi kanda barbarlar tarihsel bir devrimle bu uygarliin toprak yapisini altüst ediyor; ancak sonunda bu eitlikçi barbarlar da uygarliin nimetlerine kanip derebeyileiyorlardi.5 Kivilcimli'nin tarihi, aralari "tarihsel devrimler"le doldurulmu bir "sosyal devrim"le balar ve birbirini takip eden iki "sosyal devrim"le de sona erer:

4 Bu yazida atifta bulunulan sözlü aktarimlarin ses kayitlari Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü arivlerindedir. 5 Hannah Arendt'e (1998: 91) göre "Hatirlanamayacak bir zamandan beridir insanliin, geçmi kültürler, yikilmi imparatorluklar, sönmü halklar hakkinda mümkün olduunca çok ey bilmek istedii dorudur; fakat Gobineau'dan önce hiç kimse, uygarliin domasina ve yikilmasina her zaman ve her yerde hükmeden tek bir neden, tek bir güç bulmayi aklina getirmemitir." Arendt, uygarliklarin çürümesiyle ilgilenen baka düünürler arasinda Disraeli ile Nietzsche'yi de saymaktadir.

120

SÜHA ÜNSAL

"Medeniyetten önce ekonomik ve sosyal görevleri varolan bu eyler ticaret, para, yazi medeniyetin icadi sayilmazlar. Unsur olarak hepsi de medeniyetten önce kefedilmiti. Barbarlikta görülmedik, iitilmedik tek ey, devletti. Medeniyetin yüzde yüz patentini alabilecei tek nesnesi devlettir, saltanattir. Barbarlikta herkes silahliydi, medeniyette yalniz devlet silahlidir. Öyle bütün yurttalar silahliyken, ansizin içlerinden yalniz bir avuç kiinin silahli güç haline gelip, çounluu silahsizlandirarak güçsüzletirmeleri her eyden önce barbar insanin aklinin alamayacai bir sosyal devrimdi. te barbarlikla medeniyetin tek sözle ayirdi bu müthi sosyal devrimi baarmi bir toplum olmak ya da olmamakla özetlenebilir." (Kivilcimli, 1988: 126)

Bu ilk "sosyal devrim"den sonra "antika tarih" bir türlü "sosyal devrim"i beceremez:

"Antika tarih denilen çadaki toplumsal süreç birbirine çeliik, ama birbirini kovalayan iki ana yayla iler: Birinci yay, sosyal siniflarin savaidir. Bir medeniyet yaadii sürece air basan gidi yayi budur. Son kerteye dek toplumun olaylarini, siniflarin savaimi anlatir, belirlendirir. kinci yay, barbarliin medeniyetle mücadelesidir. Bir medeniyetten öbürüne geçi sirasinda air basan gidi yayi budur. Derin tarihsel ve sosyal koullar antika siniflar savaiminin bütün bir sosyal devrim salamasina elvermedii için, bir an gelir, eski medeniyetler içindeki kadim siniflar mücadelesi kördövüüne döner. Toplum ne ileri, ne geri gidemez: çinde yaayan insanlarin hemen tümü için dayanilmaz bir cehennem haline gelir. En kabadayi stoisyenlik-dervilii bile insani o gidie katlandiramaz. O zaman, antika tarihin ikinci yayi zembereinden boanir. Barbarliin medeniyetle gürei üst plana çikar. nsanlik bir adim geriye de atsa, çöken medeniyetin yikintilari tarih yolu üstünde temizlenerek, yeni bir medeniyete doru geçilmi olur." (Kivilcimli, 1988: 132)

Barbarlarin, çöken medeniyetin yikintilarini tarih yolunun üzerinden temizleyerek yeni ve özgün bir medeniyet kurabilmeleri balica iki koula balidir: Bu barbarlarin öncelikle "yeni corafya ve teknik üretici güçlere gebe bir ülkede" yaiyor olmalari ve, "Yukari Barbarlik Konai seviyesine yükselmi KENT (Cite)den" çikmi olmalari gerekmektedir. Aksi takdirde barbarlarin medeniyete müdahalesi yeni ve özgün bir medeniyetin ortaya çikmasina yetmez, eski medeniyet bir rönesansa urami olur. (Kivilcimli, 1974: 51-53) Barbar akinlarinin yarattii rönesans uygarliklardaki feodalleme eilimlerine kari toprak rejimlerini yeniden düzenlemektedir.6 Bata çika giden antika tarihte serfliin ortaya çikmasiyla yepyeni bir gelime

6 Ancak bu konuda verdii örnekler çou zaman yeterince açiklayici deildir. Kivilcimli'ya göre Osmanli, çürüyen slam medeniyetine yapilan Orta Asya Mool Türk oymak akinlarinin göçebe aisindan ortaya çikan "tavaifül mülük" (Dou slam feodalitesi) devletçiklerinden biridir; ama "Orta Barbarlik Konai"nda bulunan Kayi oymainin nasil tavaifül mülük devletçiklerinden biri olabildii ya da bir tavaifül mülük devletçiinin nasil olup da Bizans uygarliinda bir rönesans (ya da tarihsel devrim mi açik deil) yaratabildiinin anlailmasi mümkün olamamaktadir. (Kivilcimli, 1989a: 55)

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

121

olur ve Dou ile Bati uygarliklari farklilamaya balar. Dou antik uygarliklarin klasik çizgisinde kalirken "Bati Ortaçai" özgün bir gelime göstermeye balar ve "özgürleen serflerin siindii imtiyazli ehirler" gelimeye balar. (Kivilcimli, 1965a: 12-13) Nasil ki ehirle birlikte uygarliin afai sökmek üzereyse, "Ortaça'daki azadliklar, baimsiz köylü Komunalari, imtiyazli ehirler" ile de modern çain afai sökmek üzeredir ve kapitalizmle birlikte "tarih öncesinin sosyal gelenek ve görenekleriyle" barbarlar bir kere daha (son kez deil) sahneye çikar.

"Genileyen ticaret, daha büyük emniyet istedii için, irketler kurularak büyük sermaye temerküzü baladi. Douda iki kiinin biraraya gelemedii, gelse de ilk ileri birbirlerini kaziklamak olduu bir sirada, Batida insanlarin sermayelerini birletirme cesaretleri, ilkin aile ölçüsünde bile olsa, gene Tarih öncesi sosyal gelenek ve göreneklerinin orada henüz diri kalabildiini gösterdi... Kara Avrupasinda itisafa urayan kapitalizmin öncüsü üretimin oraya siinmasi v.b., hep ngiltere'nin, dou öyle dursun, Kara Avrupasi'nda bile çok fazla barbar kaliinda toplaniyordu." (Kivilcimli, 1965a: 68 ve 79)

Barbar gelenek ve görenekleri iki sosyal devrimde daha ortaya çikacaktir. Bunlardan ikincisi, aslinda bir "tarihsel devrim" ve "sosyal devrim" melezi olan "Türk devrimidir".7 Bu devrimde sosyal gelenek ve görenekleri taiyan da ordudur.

"Ordunun, bir sosyal sinif olmadii ve olamayacai halde, Sosyal Devrimlerde vurucu güç oluu: Türkiye'ye Osmanli göreneklerinden kalma, en önemli ve orijinal (türü kiiliine özge) bir gerçekliimizdir. O kadar ki, bu gelenek, her gün, `Yakindou' etiketi takilan eski Osmanli Türkiyesi haritasi içine giren ülkelerde bile hâlâ yürürlüktedir: Irak'ta, Suriye'de, Misir'da, Sudan'da Libya'da ordu, boyuna sosyal devrimlerin vurucu gücü olmaktadir." (Kivilcimli, 1995: 185)

Kivilcimli'nin, "Türk Devrimi"nin melez karakterini ve "barbar sosyal gelenek ve görenei"nin taiyicisi olarak orduyu kefinin ilk siyasal sonucu 1954'te kurduu Vatan Partisi'dir; ama 1930'lu yillarin bainda, "Türkiye'de çalikan köylülüün en büyük ve en tehlikeli can dümani" olarak gördüü ve faist bir rejim olarak deerlendirdii (Kivilcimli, 1992b: 325) Kemalizm deerlendirmelerinin deimesi 1930'lu yillarin sonuna rastlar. 1937'de yayimladii ve yukarida sözünü ettiimiz Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda adli çalimasiyla, birkaç yil evvel iddetle eletirdii Kemalizm'in sa kanadi yaninda tavir almaya balamitir.8 Ancak araya giren uzun hapishane dönemi kendi7 "Ama bütün o sebepler ortasinda, Rusya'nin yeryüzünde Antika Tefeci-Bezirgan medeniyete zaman ve mekanca en az bulaik kaliinin, yani en çok barbar kalabilmi yiinlar halindeki Tarih ve nsan üretici güçleriyle içi sinifina htiyat Kuvveti oluunun 1917 devriminde hiç mi bir etkisi yoktur." (Kivilcimli, 1965a: 115) 8 ". nönü, Milli Mücadele atei içinde yetimi bir politikaci sevkitabiisile seziyordu ki, klasik manasile demokrasi demek, umumiyetle köyde ve ehirde her türlü derebeyi artiklarini temizlemek, hususile köylüyü toprak sahibi etmektir. Köyde derebe artiklarini kaldirmanin tek yolu, toprak meselesini halletmektir." (Kivilcimli, 1937: 16)

122

SÜHA ÜNSAL

sini bir süre siyasetten uzak birakacaktir. Gizli TKP'nin 1950'li yillarin hemen bainda örgütlenme çalimalarina yeniden baladii sirada, Hikmet Kivilcimli on iki yildir bulunduu cezaevinden yeni çikmitir. 1938 Donanma Davasi'nda 15 yil hapis cezasi alan Hikmet Kivilcimli'nin TKP ile ilikileri, bu tarihten itibaren oldukça belirsizdir, ancak cezaevinden çiktiktan sonra, efik Hüsnü Demer ile haberlemi ve sonunda kendisiyle görümütür. (Kivilcimli, 1979: 26) 1950 yilinda, gizli TKP ile bu görümelerin içerii hakkinda bilgimiz yok, ancak yukarida sözünü ettiimiz 1951 tevkifatindan önce stanbul'da yapilan Merkez Komitesi toplantisina çarili olduu halde gitmedii söylenmektedir.9 1954 yilina gelindiinde, Türkiye'deki komünist hareketin yönetici kadrolarinin önemli bir kismi cezaevinde bulunuyordu ve bu artlar altinda Hikmet Kivilcimli, çevresinde toparlayabildii az sayida komünistle, bir parti kurma fikrini tartimaya baliyordu. Kurulu öncesindeki bu tartimalar sirasinda, dierleri bu fikre sicak bakmasa da, kararinda israrli olduu söylenen Hikmet Kivilcimli'nin parti programi hazirdi bile.10 1960'dan itibaren, her firsatta ve her zeminde, "Kuvayimilliyeciliimiz" olarak adlandirdii program gerekçesiyle, parti programini en gelikin sosyalist program olarak savunmutur.11 Program, iddetle eletirecei MDD'cilerin programindan da, TKP'nin programindan da çok farkli deildir; zaten bu üç akimin da SBKP'nin genel çizgisi diina tatii söylenemez. Sadece milliyetçilik ve kalkinmacilik Kivilcimli'da biraz daha vurguludur.12 Bir de, efik Hüsnü'nün uyarisinin hakliliina dair göstergeler. Çalimanin dinsel terimlerle yüceltilmesiyle birlikte, yine Vatan Partisi'nin siyasal belgelerinden biri olan Anayasa teklifindeki bazi maddeler düünüldüünde, Kivilcimli'nin sosyalizm anlayiinin farklari biraz daha iyi anlailabilir. Vatan Partisi, stanbul Üniversitesi'nin 1956 yilinda, siyasi partilerden Anayasa konusundaki görülerini sormasi üzerine bir "Anayasa Teklifi" hazirlami ve 15 Haziran 1956 günü, stanbul Üniversitesi'ne sunmutur. Daha sonra, 1960 yilinda, Suat ükrü Kundakçi adiyla yayimlanacak bu metni Hikmet Kivilcimli tek

9 Vedat Türkali, Hikmet Kivilcimli'dan naklederek Zileli Halil araciliiyla bu toplantiya davet edildiini söylemitir. O dönem TKP Merkez Komitesi üyesi olan Mehmet Boziik bu bilgiyi dorulami ve eer toplantiya katilsaydi Hikmet Kivilcimli'nin efik Hüsnü Demer'in yerine parti Genel Sekreterlii için önerileceini de eklemitir.

10 "Onu bu kararindan caydirmanin imkâni yoktu. Biz eski sollar partiye katilmasak da o tek baina masal kahramanlari gibi savaa girecekti". (Anadol, 1989: 139) 11 Bkz.: (Kivilcimli, 1989b: 154 vd; 1970: 23; 1993: 21-22) 12 "MUKADDES CHAT LÂNI: Bütün memleket radyolari ve bekçileri, sabah, akam ezanlarindan sonra, ehir ve köy meydanlarinda u büyük milli hakikati her gün haykiracaklar: `Tarlada, fabrikada, karada, denizde, havada çalimak, masa bainda, salonda, sarayda oturmaktan çok daha üstün ereflidir!' `nsan için, iten gayrisi yalandir!'" (Kivilcimli, 1971: 41)

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

123

baina kaleme almitir. Hazirlanan bu teklifin ikinci maddesi Türkiye Devleti'ni tanimlamaktadir. Buna göre Devlet; Cumhuriyetçi, Devletçi, Milliyetçi, Halkçi, Laik ve nkilâpçidir.13 (Kundakçi, 1960: 6) Ayrica, Vatan Partisi'ne üyelikte, buna oldukça paralel bir yemin içilmektedir.14 (Vatan Partisi Davasi Karar Metni) "Anayasa Teklifi", Hikmet Kivilcimli'nin en ilginç siyasal metinlerinden biri olma özelliini taimaktadir. Sa, hattâ faizan-korporatist siyasal düünce izlerinin son derece açik olduu metin, parti programinda da yer alan çalimanin kutsallatirilmasiyla balar. "Madde 1- Türkiye Devleti: ve STHSAL (ÜRETM) Cumhuriyetidir. Karada, denizde, havada çalimak, Sarayda oturmaktan ereflidir". (Kundakçi, 1960: 6) C.H.P .'nin alti okuyla simgelenen Cumhuriyet ilkelerini de tekrarlayan "Anayasa Teklifi", iki meclisli bir yasama organi önermekte ve adina "Halk Âyani" dedii senato için mesleki temsil sisteminin yanisira, gelir gruplarina göre belirlenmi bir temsil sistemini savunmaktadir. (Kundakçi, 1960: 6-7) "Anayasa Teklifi" alkollü içki satan yerlerin açilmasinin yasaklanmasini; dilencilere, sarholara ve isizlik sigortasi diinda kalan sürekli muhtaçlara seçme hakki taninmamasini önerirken, Cumhurbakani'na ahsi diktatörlüü önleme yemini ettirir. Yargida, genel oyla seçilen "Yüce Mahkeme" nin yanisira, yerel oylarla seçilen "Millet Mahkemeleri" önerilirken, örgütlenmek ve doruluk (yalan söylememek) seçme ve askerlikle birlikte temel vatandalik görevlerinden sayilir. (Kundakçi, 1960: 10-14) Kivilcimli, 1960 Darbesi'nin ardindan darbecilerle iliki kurabilmek için her yolu denemi fakat baarisiz olmutur.15

13 Ancak Hikmet Kivilcimli bu kavramlara kismen sosyalist bir içerik yüklemitir. (Kivilcimli, 1971: 34) 14 Bu yeminin metni öyledir: "Vatan ve Milletin saadetine ve selâmetine, ve milletin bilâkayt ve art hakimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceime ve Cumhuriyet esaslarindan ayrilmayacaima namusum üzerine söz veririm. Ve Vatan Partisi'nin tüzük ve programina dürüstçe uyacaima namusum üzerine yemin ederim". (Kivilcimli, 1971: 24) 15 Ordunun 27 Mayis 1960 gecesi DP iktidarina kari bir darbe yapip yönetime el koymasindan sonra, en erken siyasal tepkilerden biri Hikmet Kivilcimli'dan gelir. Hikmet Kivilcimli 28 Mayis 1960 günü Cemal Gürsel'e bir kutlama telgrafi çeker. "Milli Birlik Komitesi Bakani ve T.C. Devlet ve Hükümet Bakani Sayin Orgeneral Cemal Gürsel, Ankara Tarihimizde daima kuvvetle çarpan kalbimizin; yiit Ordumuzun kötülüe baediriini huûla selâmlarim. kinci Kuvayi Milliye kazâniz kutlu olsun. Gerçek Demokraside Allah yaniltmasin. Vatan Partisi Genel Bakani, Dr. Hikmet Kivilcimli". (Kivilcimli, 1965b: 2) Kivilcimli'nin 12 Mart 1971 müdahalesine "Ordu Kilicini Atti" balikli yaziyla verdii tepki, Türkiye'de sol gruplar tarafindan çok eletirilmise de, 27 Mayis 1960 darbesine olan tepkisi hemen hiç eletirilmemitir. Bu da olsa olsa 27 Mayis 1960'da bütün solun tepkisinin benzer olmasiyla açiklanabilir. 27 Mayis 1960 müdahalesinin ardindan birkaç ay süreyle Hikmet Kivilcimli önderliinde ve Vatan Partisi adina bazi giriimler sürdürülmütür. Bu giriimlerden biri olarak, Kivilcimli'nin kisa sürede kaleme aldii, "M.B.K.'ne Açik Mektup", 1 Haziran 1960 günü, Vatan Partisi heyeti adiyla MBK'ye götürülmütür. Vatan Partisi Heyeti, Ankara'da bulunduu bu günlerde MBK Bakani ve Devlet Bakani Cemal Gürsel ile görümeye çalimisa da, bu görüme gerçekleememitir. Ayni hafta içinde Hikmet Kivilcimli, darbeci Albay Talât Aydemir ve çevresiyle görümek üzere, Talât Aydemir'in akrabasi Alâaddin Hakgüden ile birlikte bir

124

SÜHA ÜNSAL

Hikmet Kivilcimli, darbeci subaylarla umduu bir ilikiyi bu dönemde kuramamisa da, özellikle 1961 Anayasasi'nin saladii görece demokratik bir ortamda çalima ansini da bulmutur. Bu görece demokratik ortamin da etkisiyle sol hareketler, 1960'li yillarin özellikle ikinci yarisinda, tarihinde görülmemi ve sonraki yillarda da görülmeyecek bir yükseli yaamilardir.16 Bu arada, Afrika ve Asya'daki sömürge ülkelerin birbiri ardindan baimsizliklarina kavumalari ve baimsizlik ya da baimsizlik sonrasinda bu ülkelerde "Sosyalist" olarak adlandirilan rejimlerin ortaya çikmasi, Vietnam ve Küba deneylerinin anti-emperyalist söylemleri, bütün dünyada milliyetçilik ve sosyalizmin neredeyse birlikte telâffuz edilmeye (Hobsbawm, 1994: 78) balamasi Türkiye'deki gençlik hareketini önemli ölçüde belirlemitir. Milliyetçilik, SBKP'nin resmi aamali devrim teorisi, gerilla hareketleri ile eski ve yeni TKP'lilerin müdahalesi arasinda gençlik hareketleri 1970'in hemen baindan itibaren sol siyasete köylülüü taimitir. Kivilcimli'nin ömrü bu son gelimeyi deerlendirmeye yetmemitir; ancak Tarih Tezi'nde köylülüü barbar gelenek göreneinin taiyicilarindan görmektedir:

"Medeniyet bugün üstün düzendir. Alt barbar düzenini tümüyle yokedebilmitir? Hayir. Hemen her kapitalist ülkenin EHR'leri Medeni ise, KÖY'leri Barbar durumundan kurtulamamitir." (Kivilcimli, 1974: 85)

Ankara seyahati daha yapar ancak bu görümenin gerçekleip gerçeklemedii bilinmemektedir. Bu bilgiyi veren Suat ükrü Kundakçi, konunun hassasiyeti nedeniyle, Hikmet Kivilcimli'ya herhangi bir ey sormadiini, onun da herhangi bir açiklama yapmadiini söylemektedir. Haziran ayi içinde, Ankara'da yedek subay olarak görev yapmakta olan Suat ükrü Kundakçi, Vatan Partisi'nin "Anayasa Teklifi"ni kendi adiyla yayimlar ve Siyasal Bilgiler Fakültesi örencilerine 200 adet daitir. Bu kitap, Suat ükrü Kundakçi tarafindan, görevli bir astsubay araciliiyla, eski Meclis Binasi'nda çalimalarini yürüten MBK üyelerine de daittirilmitir. MBK'ye sunulan "Birinci Açik Mektup"tan bir süre sonra, 24 Austos 1960 günü, Hikmet Kivilcimli'nin ilk mektuptaki tezleri gelitirerek kaleme aldii "M.B.K.'ne kinci Açik Mektup" yine elden sunulur. MBK'nin, yaptii "Devrim"e kinci Cumhuriyet adini verdiini söyleyen Hikmet Kivilcimli, Birinci Cumhuriyet'i kuranin Kuva-yi Milliye seferberlii olduunu ve kinci Cumhuriyet'in kurucularinin da, kendiliinden "kinci Kuva-yi Milliye" savainda olduklarini söyleyerek, bunun "gerçek halkçilik programini" kitaptan hayata geçireceini ileri sürer. MBK'ye sunduu bu açik mektupta da Vatan Partisi'nin program ve faaliyetlerini MBK'ye programatik bir hedef olarak önermektedir. Kivilcimli'nin 27 Mayis 1960 Darbesi'ne kari bu aceleci tutumu, beraberinde bir çok tutarsizlii da getirmitir. 27 Mayis 1960'da yukarida özetlenen övücü tutumu gösteren Kivilcimli, yedi yil sonra yayinladii bir yazi dizisinde MBK'nin artik öldüünü, aralarinda baindan beri birlik ve siyasi hedef olmadiini söyler ve hareketin önemli liderlerinden Cemal Madanolu'nu finans-kapital adina hareket etmek ve iin bainda 4-5 kiinin bulunduu bir saray ihtilâli plânlamakla suçlarken; ayni Cemal Madanolu'nu 1969 sonunda düzenlenen Halkçilik Kurultayinda "En Büyük Atatürkçü" olarak ilan etmekten çekinmez. (Kivilcimli, 1967; Akar, 1983: 83) 16 Ancak, bu yükselie ramen, sosyalist hareketler, hiç bir zaman toplumun siyasal tercihlerinde üst siralari almadilar. En yüksek orana ulatiklari 1965 Genel Seçimleri'nde TP toplam oylarin %3'ünü almitir.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

125

Kimse Kivilcimli'yla "Tez"ini tartimamitir. Ölümünden sonra "Tez"in bir deerlendirmesini yapan Murat Belge (1975: 59), dier yazarlar gibi saygiyi elden birakmadan ve Marksist terminolojiye uygunluk kriteriyle, Kivilcimli'nin geride biraktii mirasin bir bölümünü reddeder. Reddedilen terekâttan biri de, "Tarih Tezi"dir. "Türkiye'de sosyalizmin gelimesi tarihi"nin en çalikan ve en üretken yazarinin "Tezi" reddedilirse geriye ne kalir? Kivilcimli'nin "Tez"i, Murat Belge için bir miras nitelii taimayabilir; ama bunun sol hareket için genelletirilebileceini söylemek mümkün deildir. Tarih bugünden geriye doru bakarak kavranabilir. Türkiye sol hareketinin bugün içinde bulunduu durum, Kivilcimli'nin bu hareketin hâlâ en önemli murisi olduunu göstermektedir. Ayrica geride kalan mirasin bir bölümünün alinarak kalaninin reddedilmesi de "uygar hukuk"a pek uygun görünmemektedir.

KAYNAKÇA

Akar, A. (1983): Eski Tüfek Sosyalistler. letiim Yayinlari, stanbul. Alev, A. (çev.) (1975): Birinci Dou Halklari Kurultayi; Bakû 1-8 Eylül 1920 (Stenoyla tutulmu tutanak). Komal Yayinlari, stanbul. Anadol, Z. (1989): Kirmizi Gül ve Kasket. Belge Yayinlari, stanbul. Arendt, H. (1998): Totalitarizmin Kaynaklari 2/Emperyalizm. letiim Yayinlari, stanbul. Belge M. (1975): "Dr. Hikmet Kivilcimli'nin Tarih Tezi Üzerine", Birikim, no: 4, Haziran. Karabekir, K. (1988): stiklâl Harbimiz. Merk Yayincilik, stanbul. Kivilcimli, H. (1937): Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikasi Hakkinda, Günün Meseleleri, stanbul. Kivilcimli, H. (1965a): lkel Sosyalizmden Kapitalizme lk Geçi: ngiltere. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1965b): kinci Kuvayimilliyeciliimiz. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1967): "M.B.K.'nin `Azameti ve nhitati' (Ululuu ve Ölülüü), Sosyalist, 7 ubat- 4 Mart, no: 2-3. Kivilcimli, H. (1970): Halk Savainin Plânlari. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1971): Vatan Partisi Tüzüü ve Programi. Tarihsel Maddecilik Yayinlari, Ankara. Kivilcimli, H. (1974): Tarih Tezi. Tarih ve Devrim Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1979): Kim Suçlami? Yol Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1989a): Osmanli Tarihinin Maddesi. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1989b): Dev-Genç Seminerleri. Kivilcim Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1992a): Yol I. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1992b): Yol II. Bibliotek Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1993): Anari Yok! Büyük Derleni. Derleni Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1995): "Pratik Devrim Orijinalliimiz: Ordu", Sosyalist Gazetesi Yazilari, Diyalektik Yayinlari, stanbul. Kivilcimli, H. (1988): Tarih Devrim Sosyalizm. Bibliotek Yayinlari, stanbul.

126

Kundakçi, S. . (1960): Anayasa Teklifi. V. P Yayinlari, Ankara. . Sayilgan, A. (1968): Solun 94 Yili. Ankara. Tevetolu, F. (1967): Türkiye'de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler. Ankara. Tunçay, M. (1978): Türkiye'de Sol Akimlar I (1908-1924). Bilgi Yayinevi, Ankara.

SÜHA ÜNSAL

Zürcher, E.J. ve Tunçay, M. (der.) (1995): Osmanli mparatorluu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876-1923). letiim Yayinlari, stanbul.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

127

Ek: Suriye makamlarina sunulan bildiri (Haziran 1971)*

Doum: 1902, stanbul. Birinci Emperyalist Evren Savai Osmanli mparatorluunu Mütareke ile teslim olmaya zorlarken, 1919 yili Emperyalist maasi Yunan ordusu, ngiliz sermayesinin (Demiryolu, Liman, Gaz, Su, Hali, Manganez, Madenler ve lh. gibi alanlarda) en kesif yatirimlar yaptii Ege-zmir bölgesine çiktii gün, ben Yörükali Çetesinde fedai olarak Aydin Cephesinde savaa katildim. Cephe gerisine talyan askeri dost diye çarilinca stanbul'a döndüm. Tibbiye'i Askeriyye'i âhane'den 1341 (1925) yili mezun oldum. Daha Tibbiye'de iken Sosyalizm teori ve pratiine balamitim. Millî Kurtulu Savai Zafere ulainca, Ankara'nin vaadetmi göründüü Sosyalizm yerine Kapitalizm yoluna girii beni oke etti. kinci Cihan Savaina dek çok gayrimüsait artlar altinda Sosyalizm mücadelesine devam ettim. imdi Tarihlerini ve miktarlarini hatirlayamadiim kadar defalarca hükümler giydim. En son 1939 yili askeri isyana tahrikten bir 15 yila daha Nâzim Hikmet'le birlikte hüküm giydik. 1950 affi ile çiktik. Nâzim Türkiye diina kaçti. Ben Türkiye'nin Demokrat Parti (D.P altinda yabanci sermayeye .) ve emperyalizme borçlanarak bütün ekonomik ve politik varini ipotek ettiini istatistikleri ve belgeleri ile tesbit edince, eski bir Kuvayimilliye savacisi sifati ile Vatan Partisi'ni Kurdum (1954). -------------- deoloji: Antiemperyalizm ve Antifeodalizm iarlari altinda kinci Kuvayimilliyecilik Seferberlii idi. Menderes-Bayar klii, 1957 seçimlerinden sonra, özellikle Vatan Partisi'ne ve Sosyalist temayüllere kari tedhie geçti. Amerika'dan 300 milyon dolar kopartmak için ikiyüzlü di ve iç antajlara kalkiti. Bir yanda Kruçef'i Ankara'da karilamaya hazirlanirken; ötede, Amerika Diileri Bakani Ankara'ya geldii gün, bütün basinda 36 punto yazilarla benim ve sosyalist arkadalarimin balarini suçlu olarak tehir etti. Çok geçmedi, Ordu gençlii, 1960 yili 27 Mayis vuruu ile DP iktidarini alaai edip Menderes ile iki bakanini asti.

(*) Bu metin, 12 Mart 1971 askeri darbesinin ardindan yurt diina kaçtiinda gittii Suriye'de Kivilcimli tarafindan "yetkili makamlara" sunulmutur. Özgün metin Uluslararasi Sosyal Tarih Enstitüsü Dr. Hikmet Kivilcimli Arivi'ndedir. Metindeki bazi sözcüklerin alti Kivilcimli tarafindan çizilmi, burada italik olarak kullanilmitir. Suriye makamlarina ne amaçla verildii belli olmayan bu kisa metin Kivilcimli'nin siyasal görülerini çarpici bir biçimde anlatmaktadir.

128

SÜHA ÜNSAL

Sosyalizm uruna 50 yillik mücadelemde 50 yila yakin hüküm giyip 22 yildan fazla yattim. 50'ye yakin ilmî eser yayinladim. Bunlarin en sonunculari: "TarihDevrim-Sosyalizm", "lkel Sosyalizmden Kapitalizme lk Geçi: ngiltere", "Uyarmak için Uyanmali, Uyanmak için Uyarmali", "Türkiye'de Kapitalizmin Geliimi", "Bilimsel Sosyalizmin Douu", "Oportünizm Nedir?", "Halk Savainin Plânlari", "Devrim Zorlamasi-Demokratik Zortlama", "27 Mayis'in Eletirisi", "kinci Kuvayimilliyeciliimiz (Milli Birlik Komitesi'ne Açik Mektuplar)", "Emperyalizm: Geberen Kapitalizm", "Toplum Biçimlerinin Geliimi", "Anari Yok, Büyük Derleni", "Proletarya Partisi'nin Programi ve Tüzüü", ve ilh. gibileri halen, ben Türkiye'den çikincaya dek, kimisi yeni baskilari yapilarak satilmakta idi. "Sosyalist" haftalik gazetenin sahibi ve bayazariyim. "Türk Solu", "AydinlikProleter dergi", "Aydinlik-Sosyalist dergi" gibi mevkutelerde çikmi etütlerimin, makalelerimin, stanbul, Ankara, zmir Üniversitelerinde verdiim konferanslarin, yaptiim seminerlerin, açik oturumlarin, yazdiim dier makalelerin sayisini ben dahi bilemiyorum. Bütün o mücadele ve yayinlarda ilediim balica tema, teori açisindan iki büyük noktada toplanabilir: 1- Türkiye gibi Yakindou'nun antika medeniyetlerinden çikagelmi, daha dorusu bir türlü çikamami, o yüzden Bati kapitalizminin Geni Yeniden stihsal ekonomisi önünde sömürgeleme prosesine girmi ülkelerde: Bati'daki klâsik Burjuvazi-Proletarya (yâni modern veren çi siniflari) yaninda, ayrica, Antik medeniyetlere temel olmu küçük üretim tabani üzerinde, Tefeci-Bezirgân ekonominin mütemadiyen yikilip yeniden kurulmu Tarihsel Devrimler (bir medeniyetin bütün sosyal siniflari ile birlikte, en son ilkel sosyalist toplumlarca yikilmasi ve yeniden kurulmasi) sistemleri içinde Derebeyileme ile sona ermi Tefeci-Bezirgân Siniflari vardir. Bu bakimdan gelitirilmemi ülkelerin sosyal tezadlari, Bati'daki basit siniflar savaindan çok daha karmaiktir. 2- Bati Emperyalizmine asil hükmeden artik (Kapitalist-Büyük Emlâk Sahipleri) denilen 19. yüzyilin klâsik hâkim çifte sinifi deil, bu iki sinifin en kodamanlarini Bankalarda, Tröstlerde, Kartellerde, Konzernlerde, Holdinglerde domuz topu etmi Tekelci Finans-Kapital zümresidir. Geri ülkelerde de asil gericiliin Özgücü: Büyük merkezlerde yuvalanmi bulunan bu Modern Finans-Kapitaldir. Ama ülkenin geni tara kasabalarinda ekonomiye ve topluma hâlâ hükmeden eraf, âyan, derebeyi tiplerine karmi Antika Tefeci-Bezirgân siniflari (Kur'an-i Kerim'in Riba diye özellikle Mekkî Sûrelerde Haram ettii faizcilik ve vurgunculuk mümessilleri) emperyalizmin yedek gücüdür. Türkiye'de Amerikan hegemonyasi altinda iktidara gelen DP o iki (modern Finans-Kapital zümresi ile ____antika Tefeci-Bezirgân sinifi)nin artsiz kayitsiz ittifak ve tehakkûm'lerinin siyasî sentezidir. Bu rtica cephesine kari Vurucu güç (ordu gençlii): bata en tekilâtli ve uurlu tek modern sosyal sinif olan çi sinifini Özgüç ve bütün küçükburjuva (Köylü, Esnaf, Aydin, vb.) ve serbest rekabetçi (tekelci

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

129

kodamanlara ve emperyalizme kari vatani, milleti satmiyacak) sermayedarlari Halk Yedek Gücü olarak tekilâtlica tutar ve harekette desteklerse, hem kazanilan siyasî iktidar yikilmaz olur, hem ülkenin "muasir medeniyet seviyesi" ne ulama temposu büyür, çabuklair. Hizb'ül Baas'in teorik yapisini etüd etmek isterim. Ancak, imdiye dek izliyebildiim pratik politikasi yukarida özetlemiye çalitiim görülerimle yakin akraba gibidir. Hele Ferik Hafiz el Esat Hazretlerinin son Fransizca Le Monde gazetesine verdii röportajini okuyunca o noktadaki kanaatim daha da kuvvetlendi. Onun için, Türkiye'den çikmak zorunda kalinca, fikir ve ruhuma ilk tevarüt eden Suriye oldu. Zaten Hz. Muhammed'in büyük "nnel Müslimine ihve!" prensibi, daha dün hepimizin ayni Osmanli câmiasinda bir cüz olduumuz ve hele Suriye devrimcilerinin Osmanli militarist derebeyliine komprador ttihatçi zulmüne kari yiitçe mücadeleleri unutulamazdi. srail bütün Türkiye halkinin düman gördüü bir ülkedir. Bütün Türkiye ekonomisinin ve masonik yollardan politika, idare ve kültürünün Yahudi tesiri altinda ezildii bir gerçektir. Türkiye'nin uurlu ve sol aydinlarina göre: srail Arap dünyasinin belinin arkasina çakilmi bir emperyalist kamadir. Çakili sebebi, Bati kapitalizminin candamarlarindaki akar kani olan Yakindou petrollerini Akdeniz'e getiren payplaynlardan çounun Filistin'den geçmesi ve bu petrol borularina srail gibi her an Emperyalist silâhli müdahalesi ile desteklenebilecek bir bekçi köpeinin kapitalizm için vazgeçilmez oluudur. Bu açidan srail-Filistin meselesi, gerçekte Dünya Emperyalizm-Sosyalizm meselesidir. Ve öylece çözümlenebilir. Arap milleti, kimi derebeylere ramen, bu hakikatin iiina ve pratiine girmi bulunuyor. Emperyalizm, hele Amerika U.S. (CIA), dünya tehakkümünü salamak için son yillarda geri ülkelere iki katli füzeler gibi iki merhaleli kargaaliklar sokma usulünü kullaniyor. Endonezya'da kanli fâcialar yaratan bu usul Türkiye'de de her 10 yilda bir denendi. 27 Mayis l960 ihtilâli suikasti amortize etmiti. O zaman da Amerika (CIA), inkilâpçi balatip mürteci bitirme, soldan gösterip sadan vurma çifte merhaleli, iki katli oyununu yapti. Bereket Ordu gençlii oyunu çok az önledi. 27 Mayis'tan sonra, Türkiye'de Sosyalizm yasak edilmekten çikti. Bütün aydinlari ve içileri uyarmiya baladi. O zaman, Birinci Kurtulu (Kuvayimilliye) savainda önlenen Amerikan Mandasi mi (ttihat ve Terakki Partisi), yoksa ngiliz Mandasi mi (Hürriyet ve tilâf Partisi) olalim teslimiyetinin 1945 yilindan beri önce yava, sonra yildirim çabukluu ile Amerikan Mandasi biçiminde Türkiye'de bütün radarlari, ABD'li üsleri, yabanci uzmanlari, askerleri, "Bari Gönüllüleri" ve kovboy, sinema, Amerikan modasi, hatta din perdesi altinda CIA casus tekilâtlari ve siyaset bezirgânliklari ile yerlemi bulunduu gittikçe daha aci aci anlailmiya balandi. lk tepki Amerikan stihbarati ile 6. Filo gösterilerine kari belirdi. Amerikan denizcileri denize atildi. Amerikan elçisinin otomobili yakildi. Amerikan müesseseleri örselendi. Aydinlarin ve genç-

130

SÜHA ÜNSAL

liin aksülameli olarak göze çarpan Amerikan dümanlii, 1970 Haziraninda patlak veren içi ayaklanmalari üzerine kesin safhasina giriyordu. Gerek CIA, gerek onun yerli uaklari bu gidii önlemek ve yildirmak için çou aylikli ajanlarla isiz lumpenlerden derlenmi "Komando" yahut "Ergenekon Arslanlari" yahut "Ülkü Ocaklari" diye halkin alay mevzuu olan silâhli emperyalist çeteleri kurdu. Bunlara Alpaslan Türke gibi Kibris'tan Türkiye'ye sokulup Harbiye'de irkçi olarak yetitirilmi kimselerin kurduklari sözde milliyetçi, gerçekte Amerikanci partiler, Kayseri'nin en zalim feodal Tefeci-Bezirgânlarindan Feyzioullari'nin Güven Partileri maske edildi. Adalet Partisinin Amerikan irketlerinde ortak Demirel'i hükûmet eliyle, CHP'nin nönü kanadi tarafsiz görülerek o "Komando" kilikli gizli ajanlarin gün ortasi, halk içinde ilerici gençleri kurunlayip kaçmalarini gittikçe azdirdilar. Bu durumda ya ölmek, ya meru müdafaaya geçmek zorunda birakilan devrimci gençler, Filistin savaçilari ile temasa geçip Arap dünyasinda gerilla metotlarini örenmeye giritiler. Son zamanda gençliin arasina kikirtici provokatörlerin sokulduu ve uur ve disiplin diina itilmelerin çoaldii seziliyordu. Bununla birlikte, Ordu gençlii ve tabani Birinci Kurtulu (Kuvayimilliye) geleneinin Amerika'ya kari kinci ve daha uurlu bir Halk Kurtulu Savai isteini süratle benimsiyordu. 27 Mayis Anayasasi: Türkiye'nin "Sosyal Cumhuriyet" olduunu ve milletin, halkin "Direnme (Muhalefet) Hakki"nin kutsiyetle tanindiini yaziyordu. Ordu Vazife Talimatnamesi, Orduya Anayasayi "korumak ve kollamak" görevini veriyordu. AP iktidari ve bütün öteki Bezirgân ve Finans-Kapital siyasî partileri gençlie kari tatbik ettikleri öldürücü ve soysuzlatirici illegal tehakküm ve baskiyi Ordu gençliine ve tabanina kari yürürlüe geçirmekten âcizdi. O sebeple, Ordunun tarafsiz kitlesini tedirgin etmek için Kürt meselesini ve vakitsiz patlamalari kikirtiyorlardi. Bu kasit tutmayinca iki merhaleli ordu müdahalesi plânlandi. Ordu içindeki ilericilere devrimci sol bir hareketi birlikte, hiyerari bozulmadan, bata Genel Kurmay Bakani ve Kuvvet Kumandanlari gelmek üzere yapma yolu uygun gösterildi. Ordu ilericileri kuvvetlerine, hakliliklarina güvenerek bu yolu tuttular. 1960'da 27 Mayisçilardaki daha devrimci kanadin, 1963'de 21 Mayisçilarin "geciktirme" hatasina 1971 Mart 12 "Muhtira" cilari da dütüler. Hareketi 9 gün sonraya birakinca, bir mütereddidin ihaneti ile CIA ve yerli ajanlari Ordunun tepesindekileri iki yüzlü davranmaya çekebildi.O vakit, "kinci basamak" tatbik edildi. 12 Mart Muhtirasi üç madde oldu. Birinci madde: Parlementoyu, Hükûmeti ve Siyasî Partileri suçlu saydi. kinci madde: o suçun "nkilâp kanunlarina uygun" olarak tâmir edilmesini, gene Partiler üstü kalmasi istenen "Parlamento"dan istedi. Bu yapilmazsa Ordu'nun resen idareye el koyacai 3. madde ile ihtar edildi. AP'nin Demirel hükûmeti istifa ettirildi. Böylelikle vakit kazanan gerici elemanlar aldattiklari Ordu ilericilerini âni baskinla tepeden tasfiye ettiler. Suçladiklari Parlementodan en air Sikiyönetim kanunlarini ve kararlarini Nihat Erim hükûmetine çikarttilar.

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

131

Bu oyun, Türkiye Finans-Kapitalistlerinin, dünya Finans-Kapitalistlerinin emriyle oynadii aldatmacadir. Ancak, "Yalancinin mumu yatsiya kadar yanar". Türkiye en müthi bir iktisadî buhran içindedir. 21. yüzyil sonuna dek ödiyemiyecei di borçlara boulmutur. Sanayi, Finans-Kapital elinde, yabanci kumpanya ve devletlerin müsaade ettikleri iratçi tufeyli biçiminde olduu için, ziraat de birkaç bin tefecinin traktörleri ile kökleri kazinan köy nüfusu ve çok çabuk artan nüfus büyük ehir varolarini "Gecekondu"lar ve aç isizlerle doldurdu. Yarim milyon içi Avrupa'ya can atti. Bir milyon isiz diariya kaçmak için Bulma Kurumlari önünde rüvet vererek nöbet sirasi bekliyor. Her yil 400 bin kadar artan 2.5 milyon isiz-yoksul sürünüyor. Ötede di ticaret 40-50 Yahudi yahut melez firmanin döviz kaçakcilii ve fatura oyunlari ile her yil artan açiklarini, yaman Bütçe açiklari ile yaritiriyor. Onun için Türkiye Finans-Kapitalistleri Nato-Cento-Seato emrinde Avrupa Ortak Pazari'na ve parlamentolarina, cankurtaran simidine sarilirca sarildilar. Satilmadik millî menfeat ve sinir birakmadilar. Bu çikmaza, bayai bir kukla olan N. Erim hükûmeti veya Sikiyönetimlerin drakonyen kanunlari hiçbir çikar yol getiremez. Tersine ekonomik ve tezatlari büsbütün dinamitletirir. Rejimin tek umudu, Amerika'ya ve onun Türkiye'deki semitik ve masonik kollarina yaranmaktadir. Bu ise, memlekette daha korkunç devrimlere zemin hazirlamaktan baka sonuç veremez. Devrimcileri çoaltir, ilericilie yeni ufuklar açar. 12 Mart Muhtirasi henüz mantikî neticelerini vermemitir. Asil çingar, sira sözü edilen "Reform" lara gelince kopacaktir. Tepeden inme Sikiyönetim yirticilii Ordunun ilerici güçlerini ileride daha tedbirli olmiya zorlamaktan geri kalmiyacaktir. Gençlik ise, bir daha geri dönmemecesine sosyal problemlerin içindedir. Dinî hisleri CIA ajanlarinin istismar etmelerinin de bir haddi gelecektir. CIA, petrol eyhlerinin maskesini kullansa da, gericilik birkaç satilik kiinin "aylikli asker" liinden öteye geçememitir. Menderes Ordunun Demokratik eilimi ile, Demirel Sosyalist eilimi ile karilati. Aradaki fark 10 yilda kendini gösterdi. Haksiz baski ile (Mecelle'nin dedii gibi): "Bir ey ziyk oldukta, müttesi olur".

132

SÜHA ÜNSAL

Dr. Hikmet Kivilcimli as one of the sources of Turkish communist thought

Born in Macedonia in 1902 Hikmet Kivilcimli joined the communist movement after receiving a religious and nationalist education and getting involved in activities pertaining to such ideologies. In 1925 he was elected to Turkish Communist Party's (TCP) Central Committee in the `Establishment Congress' which brought early fractions of the communist movement together. Until Komuntern's liquidation decision in 1936 he stayed a prominent member of Dr. efik Hüsnü's group which was the governing fraction of the party. Kivilcimli, who spent twenty-two years of his life in prison, is distinguished from the others within the TCP tradition with his theoretical work. Union and Progress tradition, which may be considered to be the founder of political tradition in Turkey, is the speaking of intellectuals -or rather the educated cadres who are involved in some relation with the state, in one way or another- with a mission of saving something and in the name of some people. Things to be saved might be `state', `nation', `religion' and even `humanity' and those spoken for are `people', `the Muslims' or `worker-peasant masses' who do not like talking that much and who are not involved in from political participation. In `Yol' (The Way), written in 1930's, Kivilcimli, in accordance with the Stalinist scheme, constructs Kurdish ethnicity as a nation and displays examples of Turkish nationalism which can be attached to the rationalization pattern of TCP . After the separation in 1936 and during the long imprisonment period in Kirehir prison Kivilcimli developed his `Tarih Tezi' (History Thesis) which would determine his later political thought and activities. After getting out of prison Kivilcimli established Vatan Partisi (Fatherland Party) which might be considered to be the first political output of these theses. Fatherland Party was supported by TCP that was trying to resurrect while its administrators were in prison. Kivilcimli tried to manipulate the political conflicts within the state after Fatherland Party -which may be defined as a nationalist and corporatist partywas banned until the rise of youth movements in late 1960's. He tried to establish some relations within the army before the 12th March junta which came

TÜRKYE'DE KOMÜNST KAYNAKLARDAN BR: DR. HKMET KIVILCIMLI

133

after the leftist revival; however, he had to leave Turkey after 12th March coup d'etat. In `Tarih Tezi' Kivilcimli analyzed the problematic of formation-collapse of pre-capitalist societies and tried to explain historical development with `barbaric' interventions. This perspective determined his analyses on Turkey's class structure. His evaluation of the army as an autonomous and revolutionist structure -a constituent of these analyses- affected some of the later leftist groups deeply. It also affected the process of breaking up with political tradition in Turkish left which inaugurated particularly with the effect of political groups after 1960's. These effects are also the apparent signs of the dual character of pre-1960 communist movement. This communist tradition, whose influences still survive, is one of the most radical defenders of the bourgeois program of the Bolsheviks, i.e. the self-determination of the nations- at the international level, while supporting thesis like `national left' at the domestic level. In this essay Kivilcimli is argued to stand in the middle of the dual structure created by the breaking off period in the history of the Turkish communist movement which should be considered within the frame of this period.

134

Mehmet Ali Aybar: Sosyalist solda 40'lardan 90'lara bir köprü

Aylin Özman*

Giri

Mehmet Ali Aybar (1908-1995), Türkiye çi Partisi (TP) (1962-1970) ve Sosyalist Devrim Partisi'nin (SDP) (1975-1979) Genel Bakanlii görevlerinin yanisira, Türkiye'ye ilikin saptamalari ve Marksist kurama ilikin deerlendirmeleri ile Türk sosyalist hareketinin önde gelen isimlerinden biri olmutur. Marksizm'in bilimsel aratirma ve irdeleme konusu olmaktan çikarilip, politikanin bir araci durumuna indirgenmesine ve adeta bir din haline getirilmesine kari çikan tavri, ve bu çerçevede klasik Marksist-Leninist görü eletirisi üzerine yapilandirdii görüleri Türk sosyalist hareketi içerisinde Aybar'in önemini belirgin bir ekilde ortaya çikarmaktadir. Aybar'i siyasi hayati boyunca, sosyalistliinin sorgulanmasina kadar sürüp gidecek suçlamalarla kari kariya birakan, fertçi sosyalizm, hürriyetçi sosyalizm, güleryüzlü sosyalizm, insan için sosyalizm gibi kavramsallatirmalari ve bu çerçevede Türk sosyalist düüncesine getirdii tematik yenilikler bugün Türk solunda yeni yeni tartiilmaya balanan pek çok sorunun Aybar tarafindan daha 1960'li ve 1970'li yillarda gündeme getirildiini göstermektedir. Bu dorultuda, Türk solunu dünya solunun tartimalari içine sokan ve Leninist kuatmayi kiran isimlerden biri olarak Aybar'in, Marksist kurama ihanet ettii gerekçesiyle suçlanmasi ya da anlailamamasinin Türk sosyalist hareketinin yapisiyla yakindan ilintili olduu söylenebilir. Türkiye'de belirli dönemlerde sosyalistler arasinda yaanan iktidar kavgasinda tartimalarin çounlukla strateji ve taktik üzerinde younlamasi bu ilintinin temel noktasini oluturmaktadir. Zira, strateji ve taktik ekseninde younlaan

(*) Hacettepe Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

135

bir tartima, pek çok sosyalist tarafindan Marksist kuramin derinlemesine ele alinmasini engelleyen en önemli unsurlardan biri olmutur. Ancak, bunun kadar önemli ikinci bir unsur olan Sovyet sosyalizminin Türk sosyalist hareketi üzerindeki uzun yillar süren göreceli hakimiyetinden de bahsetmek gerekir. Bu hakimiyet, bilimsellik kaygisi çerçevesinde Marksizm'in bir dogma ekline dönütürülmesiyle sonuçlanmi ve kurama yönelik tartimayi adeta tabulatirmitir. Kabaca deerlendirilen bu yapi, Türk sosyalist hareketinin önemli bir bölümünü yirminci yüzyilin ortalarindan itibaren Bati solunda hararetle tartiilan pek çok soruna yabanci kilarken, ayni zamanda Sovyet sosyalizminin yikilmasi ile birlikte yaanacak yenileme sorununun ailmasini güçletirecek bir birikimsizlik yaratmitir. Reel sosyalizmin çökmesiyle birlikte, yeni bir balangicin eiine gelen sol hareket 12 Eylül askeri darbesi ile balayan süreç içerisinde ortaya çikan birleme sorununun yanisira yenileme sorunuyla da kari kariya kalmitir. yimser bir açidan yaklaildiinda söz konusu dönem, Türk solunun ortak bir düünsel ve eylemsel zemin üzerinde yeniden yapilanmasi yolunda bir oluum olarak deerlendirilebilir: Marksizm'in uzun yillar kapali kalan yüzü açia çikmaya balami ve daha önce deinilmeyen, belki de tanimlanmayan pek çok sorun alani Türk solunun karisina dikilmitir. "Solun insanlari, Marksizm'in o kati nesnelciliinin, hatta pozitivist mutlakçiliinin yillar yili gizledii gerçekleri imdi yava yava görebiliyorlardi. ...Hep yok sayilan birey; O güne kadar sekterce bir kenara itilen ama aslinda Marksizm ile sentezlenebilecek baka tarihsel öretiler...ve ekonomist indirgemecilie mahkumiyet yüzünden ayrica ele alinmaya deer bulunmayan ideolojik ve kültürel sorunlar..." (Çulhaolu, 1997: 10) 1960-1980 dönemi boyunca yaptiklari saptama ve deerlendirmeler kapsaminda bugün Türk solunun kari kariya kaldii tematik yeniliklere ilikin bazi ipuçlarinin yakalanabildii isimlerden biri olan Aybar, bu niteliiyle, bir yandan Türk sosyalist hareketi içerisinde yer alan entellektüel kesimin önemli bir parçasini olutururken dier yandan düünsel ve siyasal pratiiyle Bati Marksizmi'nin1 belli tartima gündemlerini Türk sosyalist hareketine kazandirmitir. Bu çalima birbiriyle örtüen iki temel eksen etrafinda yapilandirilmitir: Aybar'in Türkiye'ye ilikin saptamalarindan yola çikilarak Türk sosyalist hareketine hem düünsel, hem de siyasal anlamdaki katkilarinin saptanmasi ve düünce yapisinin Bati Marksizmi ile ilikilendirilmesi, ki bu en belirgin ekliyle Marx'in hümanizmasini gündeme getirmektedir. Buna bali olarak çalima dönemsel ve kuramsal boyutlarin iç içe geçtii be bölümden olumaktadir. lk dört bölüm Aybar'in Türk sosyalist hareket içeri1 Bati Marksizmi belirli bir zamani ya da belirli bir mekani yansitan bir kavram deildir. Ancak, Marx ve Engels'den sonraki dönemlerde ortaya çikan kuramcilarin, Marx'in öretisine yaptiklari birtakim kuramsal katkilarin birbirleri ile kesime ve farklilama noktalari temelinde ortak bir düünsel yapi geleneinin oluumuna katkida bulunduklari söylenebilir. Bkz. (Anderson, 1982)

136

AYLN ÖZMAN

sindeki farkli konumuna temel tekil eden kavramsallatirmalarinin dönemlere yayilmi analizlerini içermektedir. Takip eden bölüm Aybar'in Marksist kurama ilikin saptamalarini ve bu dorultuda bilim ve bilimsel düünce konusunda aldii tavri konu edinmektedir. Burada vurgulanmasi gereken nokta bu bölümün dönemler-üstü niteliidir. Zira, Aybar'in bilim ve bilimsel düünce ile ilgili fikirleri dönemsel analizlerde ön plana çikan temalarin rahmini oluturmaktadir. 1940'li ve 1950'li yillari kapsayan ilk dönem Aybar'in tek baina mücadele yillaridir. Aybar'in bu dönemdeki fikirleri özellikle 1960'li yillardan sonra yapacai bazi saptama ve deerlendirmelerin çekirdeini oluturmalari açisindan oldukça önemlidir. Zira Aybar daha o günlerde sosyalist olduunu, ama ne tür bir sosyalist olduunu da açikça ifade etmitir. Kendi deyiiyle, kendisini sosyalist saymasi 1945'li yillardan çok daha öncesine gitse de, Aybar'in sosyalizm ile ilgili fikirleri ilk olarak stanbul Üniversitesi Devletler Hukuku kürsüsünde doçentlik görevini sürdürdüü 1945'li yillarda, Vatan gazetesinde yazdii yazilar çerçevesinde somutlamitir. Bir yil sonra, yazmi olduu yazilar nedeniyle, üniversitedeki görevine CHP yönetimince son verilen Aybar, 1947 senesinde, önce kisa bir süre içerisinde Sikiyönetim Komutanlii tarafindan yasaklanacak olan haftalik Hür gazetesini, daha sonra ise tertiplenen bir saldiri sonucunda kapatilacak olan Zincirli Hürriyet gazetesini çikardi. Aybar'in 1940'li ve 1950'li yillarda yazdii yazilar sözkonusu dönemde Türk siyasal hayatindaki gelimelerin bir eletirisi niteliindedir. CHP'nin tek parti yönetimine yönelttii eletirilerini, hürriyet, eitlik, demokrasi kavramlari çerçevesinde yapilandirirken, ekonomik eitsizlik ve sömürüyü demokrasiye giden yolda en önemli engeller olarak ön plana çikartmitir. Daha sonraki yillarda büyük tepkiye neden olacak hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasinin ve anti-Sovyetik görülerinin çiki noktasini oluturan, ya da bireyi amaç alan bir sosyalizm modeline olan inancini fertçi sosyalizm kavramsallatirmasiyla, Aybar ilk kez bu dönemde ortaya atmitir. Aybar'in o dönemde üzerinde durduu baka bir nokta ise, baimsizlik'tir. Bu çerçevede, söz konusu dönemdeki Türk Di Politikasi'nin eletirisi, yazilarinin ana temasini oluturmutur. 27 Mayis 1960 darbesi ile balayan ve 1970 senesinde TP Genel Bakanliindan, 1971 senesinde de partiden istifa etmesine kadar süren ve çalimada iki ayri bölümde incelenecek olan dönem Aybar'in non-Sovyetik tavrinin anti-Sovyetik bir ekil aldii dönemdir. Bu dönemde, Marksist kuram çerçevesinde Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal gerçeklerini yorumlamasi ve bu balamda, Türkiye'ye özgü bir sosyalist model yaratma çabasi belirginlik kazanmitir. 1960'larin sonunda gelitirdii hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasi Türkiye'ye özgü sosyalist model balaminda kuramsal bir açilim oluturmasi açisindan Türk sol düünce tarihi için oldukça önemlidir. 1970'li yillarin ikinci yarisindan itibaren Aybar örgüt sorunu ve parti içi bü-

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

137

rokratikleme üzerinde younlamitir. Dönem sonuna kadar SDP'nin genel bakani olarak siyasal hayatina devam eden Aybar'in Leninist parti modeline getirdii eletiriler ve yeni örgütlenme modeli arayilari anti-Sovyetik tavrina iyiden iyiye belirginlik kazandirmitir.

Aybar düüncesinin temelleri: Fertçi sosyalizm ve baimsizlik

kinci Dünya Savai sonrasinda Türkiye'de ve dünyada oluan yeni siyasi yapilanmalar, Aybar'in 1940'li ve 1950'li yillarda çeitli gazete ve dergilerde yayimlanan yazilarinin ana temasini oluturmaktadir. Yukarida da belirtildii gibi, Aybar'in bu dönemdeki düünsel çizgisi bir yandan daha sonraki görülerine temel oluturmasi, dier yandan da söz konusu yillardaki siyasal oluumlara sosyalist baki açisindan kaynak tekil etmesi açisindan önemlidir. Zira, Aybar'in, çalimanin daha sonraki bölümlerinde incelenecek olan görülerinin birçou kendi deyiiyle sezisel olarak 1940'li yillardan beri varlik gösterseler de, özellikle Leninist örgüt modeli konusunda gelitirdii fikirleri sosyalist mücadeleyle geçen süreç içerisinde bir birikim neticesinde olumutur. (Akar, 1989: 131) Aybar, kendisini sosyalist olarak tanimlamasina ramen, o yillarda Türkiye Komünist Partisi'ne (TKP) ya da dönem boyunca kurulan dier sosyalist partilere katilmayip, mücadelesini yazdii yazilar çerçevesinde tek baina sürdürmesini sahip olduu farkli sosyalizm anlayiina balamitir. (Akar, 1989: 131) Bu anlayi, yillar sonra Marksist-Leninist çizgi ile Aybar düüncesi arasinda somutlaan ayrimin çiki noktasini oluturacaktir. Sosyalist mücadele içindeki ilk yillarinda, Aybar'in özellikle demokrasi ve baimsizlik kavramlari üzerinde younlatii görülmektedir. Böyle bir yöneli, söz konusu dönemde Türk siyasal hayatinda ve uluslararasi konjonktürde yaanan sorun ve gelimelerle yakindan balantilidir. kinci Dünya Savai'nin sona ermesi dünyada yeni bir dengeyi de beraberinde getirmekteydi. Yeni düzenin ekillendii bu dönem, bir tarafta A.B.D. öbür tarafta S.S.C.B.'nin liderliinde iki kutuplu bir yapilanmaya sahne olmaktaydi. Uluslararasi siyaset sahnesinde kendini gösteren bu yeni oluumlar, savain bitiminden kisa bir süre sonra Türk siyasal hayatinda etkilerini göstermeye balamiti. Dünya yeni bir tarih dönemine adim atarken, Türkiye, di politikasinin yanisira, iç politikasini gözden geçirmek durumuyla kari kariya kalmiti. Zira, kinci Dünya Savai'nda müttefiklerin zaferi bir anlamda totaliter tek parti rejimleri karisinda "demokrasinin" ve "özgürlüün" zaferiydi. Yeni dünya düzeninde yer almak için C.H.P yönetici. lerinin bulduu çözüm, bati blokuna yaklamak, ve bu anlamda demokrasiler kervanina katilmakti. (Eroul, 1970: 3-9, Koçak, 1995: 134-40) Savaa katilmami olmakla birlikte, istikrarli bir ekonomi politikasindan yoksun olunmasi Türkiye'de kitleler arasindaki ekonomik eitsizlii günden güne arttirmaktaydi. Ekonomik adaletsizliin yanisira, tek parti yönetiminin baskici

138

AYLN ÖZMAN

tutumu karisinda, rejime kari muhalefet gitgide younlamakta, demokrasi ve düünce özgürlüünün önemi dönemin aydinlari tarafindan, temkinli de olsa, sik sik vurgulanmaktaydi. Özellikle Vatan ve Tan gazeteleri iktidarin baskici tutumuna yöneltilen eletirilerin en youn olarak yer aldii gazetelerdi. Uluslararasi alandaki gelimeler, 1945-1950 yillarinda demokrasiye geçi adina, iç siyasette sinirli da olsa birtakim olumlu etkiler göstermekle birlikte, sol üzerindeki baskilar devam etmekte ve bir paranoya niteliine bürünmekteydi.2 te, Aybar'in C.H.P yönetimi tarafindan stanbul Üniversitesi'ndeki iine son . verilmesine neden olacak Gerçek Hürriyet Rejimi Yolunda balikli ilk yazi dizisi Vatan gazetesinde böyle bir ortamda yayimlanmaya baladi. (Aybar, 1945a) Bu yazilar çerçevesinde, Aybar ilk kez kendi demokrasi ve sosyalizm anlayiini tanimlamaktadir. Bu çerçevede, tek parti yönetimini eletirmesinin yanisira, C.H.P iktidarinin uyguladii Kait Üzerinde Demokrasi'nin (Aybar, 1945b) gerek . Gerçek Hürriyet Rejimi'nden gerekse Bati Avrupa modelini ya da liberal demokrasileri simgeleyen Romantik ve Soyut Demokrasi'lerden (Aybar, 1945c) farkini ortaya koymaktadir. Kait Üzerinde Demokrasi kavramsallatirmasi ile tek parti yönetimince vicdan, düünce, söz ve yazi, toplanti hürriyeti, ahis ve mal dokunulmazliina getirilen kisitlamalari gündeme getiren Aybar'a göre bu tip hükümet ekillerinde vatandalarin hükümete katilmalari esasen söz konusu deildir. Liberal demokrasilere gelindiinde ise, serbest seçim sistemi, ve ferdi hak ve hürriyetlerin varliini kabul etmekle birlikte, Aybar demokratik yönetimlerin en önemli iki niteliini oluturan hürriyet ve eitliin bu tip rejimlerde ne derecede gerçekletirildiini sorgulamaktadir. Zira, Aybar'a göre ...Demokrasi bir hasretin ve bir inaniin hükümet eklidir. Hürriyet ve eitlie inaniin... (Aybar, 1945c) Aybar'in bu iki unsur çerçevesinde altini çizdii nokta, bugün elinde fazla olandan alip, hiç olmayana vereceiz anlayiiyla ekonomik eitsizliin ortadan kaldirilmasi, yaam koullarinin kitleler lehine iyiletirilmesidir. Zira, Aybar'a göre solculuk ilericiliktir ve farkli sosyalist eilimde olanlarin temelde birletikleri en önemli nokta adaletsizliin kaynaini ekonomik düzende görmeleridir. te bu anlamda, Aybar'a göre solculuk, demokrasinin ta kendisidir. (Aybar, 1947b). Pekiyi, adaletsizlik nasil önlenecektir? Daha sonraki yillarda Aybar'a yöneltilecek olan "revizyonist" suçlamalarinin belirli bir bölümüne temel tekil eden ve o dönemde Aybar'in Gerçek Hürriyet Rejimi olarak tanimladii fertçi sosyalizm for-

2 4 Aralik 1945 sabahinda "Komünistlere ölüm" sloganlariyla hükümet tarafindan kikirtilan bir grup örencinin Tan ve La Turquie'nin basildii matbaasina ve sol yayinlar satiyor gerekçesiyle belirledikleri kitapçilara saldirdiklari bilinmektedir. Detayli bilgi için bkz. (Aybar, 1988a: 29-31). Ayrica, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Corafya Fakültesi'ndeki derslerinde solculuk propagandasi yaptiklari gerekçesiyle Niyazi Berkes, Behice Boran, Adnan Cemgil ve Pertev Naili Boratav 1948 senesinde görevlerinden atilmilardir. Dönemin genel bir deerlendirmesi için bkz. (Zürcher, 1995: 299-315).

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

139

mülü tam bu noktada gündeme gelmektedir. Bu formülasyon Aybar'in daha sonraki yillarda da inançla savunacai demokrasi ve sosyalizmin birbirini tamamlayan bütünlüünün ilk ifadesidir. nsanin rejim adina var olduu deil, rejimin insan için var olduu bir düzeni, sosyalist demokrasiyi simgelemektedir. Aybar, gerçek hürriyet rejiminin ön koullarini ya da toplumsal adaletin gerçekletirilmesi ile ilgili düüncelerini ifadelendirirken yukaridaki soruyu da cevaplandirmaktadir: Diktatörlerin kucaina dümemek için, demokratik müesseseleri mutlaka muhafaza edeceiz, yetersizliklerini gidereceiz. Fakat herhalde temel hürriyetlerin koruyucusu olan demokratik müesseselerden, yani serbest seçimden, dokunulmaz temel haklardan, basin hürriyetinden vazgeçmeyeceiz. Kisacasi barimaz iki kelimeyi korkmadan birletirerek diyelim ki: fertçi bir sosyalizm tatbik edeceiz. te benim tahayyül ettiim gerçek hürriyet rejimi... (Aybar, 1945d)3 Demokrasi ve sosyalizmin bütünlemesi konusundaki bu düünceleri Aybar'in daha o dönemlerde belirginlemeye balayan ve daha sonraki yillarda anti-Sovyetik bir ekil alacak olan non-Sovyetik tavrinin bir yansimasidir. 1946 yilinda yazdii bir yazisinda belirttii gibi sovyetizm, sosyalizmin gerçekleen bir eklidir; fakat gerçekleebilecek tek ekli deildir. Sosyalizme dayanan baka hükümet ve idare ekilleri bulunabilir. (Aybar, 1946) Söz konusu dönemde, Aybar'in hassasiyetle üzerinde durduu bir baka nokta baimsizlik sorunudur. kinci Dünya Savai sonrasinda, S.S.C.B.'nin Moskova Antlamasi çerçevesinde dou sinirinda kendi lehine düzeltmeler yapilmasi ve Boazlar'da kendilerine üs verilip, Montreaux rejiminin deitirilmesi talepleri, S.S.C.B.-Türkiye ilikilerini gerginletirmi ve Türkiye'nin bati blokuna yaklama kararinda en önemli etkenlerden birisini oluturmutur. Bu çerçevede, C.H.P o dönemde uluslararasi siyaset sahnesindeki en güçlü devlet konumun. da olan A.B.D.'nin desteini kazanmaya çalimitir. Bu çabalarin baariyla sonuçlanmasiyla birlikte, Truman Doktrini ve Marshall Plani çerçevesinde iki ülke arasinda bir dizi ekonomik ve askeri ibirlii ve yardim antlamasi imzalanmitir.4 Aybar C.H.P .'nin bu di politika tercihine kari oldukça duyarli ve eletirel bir tavir almitir. Baimsizlik yanlisi görülerinin yanisira, Aybar'in bu hassasiyetinde devletler hukukçusu olmasinin da payi büyüktür. Nitekim, Aybar'in di politika ile ilgili yazilari hukuki açidan oldukça detayli analizler içermektedir. Aybar'a göre, Amerika ile yapilan ibirlii, Türkiye açisindan emperyalist sömü3 Burada vurgulanmasi gereken bir nokta, Aybar'in sosyalist düzen içerisinde demokratik müesseselerin korunmasi ile ilgili düüncelerinin, Rosa Luxemburg tarafindan Lenin ve Trotsky'ye yöneltilen eletirilerle olan paralelliidir.. Ancak, Aybar'in bu paralellii dile getirmesi 1960'li yillarin sonuna rastlamaktadir. Rosa Luxemburg kaygilarini öyle dile getirmitir: "Genel Seçimler, sinirsiz bir basin ve toplanti özgürlüü, özgür düünce mücadelesi olmadan yaam tüm kamu kurumlarinda solar, bitkisel olur ve bürokrasi tek eylemli öe olarak kalir..." Bkz. (Luxemburg, 1989: 90). 4 kinci Dünya Savai Sonrasi Türk di politikasindaki gelimeler için bkz. (Gönlübol ve Ülman, 1986: 192-221).

140

AYLN ÖZMAN

rü sürecinin balangicini oluturmaktadir. Ancak burada alti çizilmesi gereken nokta, Aybar'in Amerika konusunda olduu kadar olmasa da, Türkiye'nin S.S.C.B ile olan ilikilerine de temkinli yaklamasidir. Aybar bu konudaki görülerini öyle dile getirmektedir:

Ne Sovyet Peyklii, ne Amerikan kölelii. Dosta dümana kari ilan ediyoruz iç politika ve di politikada bu memleketin hayrina bildiimiz yol ite budur. Ne sinsilik, ne gizlilik, ne maske. Türk halk yiinlarinin istiklali, hürriyeti, refahi için apaçik bir mücadele. Tuttuumuz yolun bu memleket halkinin hayrina olmadiini iddia ve isbat edebilecekler varsa, bekliyoruz. Hodri meydan! (Aybar,1948)

Bu balamda, Aybar'in ideali tam baimsiz bir Türkiye'dir. Bu ideal çerçevesindeki referans noktasi ise, Türkiye'nin emperyalist güçlere kari verdii Kurtulu Savai'dir. Aybar'a göre, siyasî ve iktisadî olarak tam baimsiz Türkiye idealine kavumak için emperyalizme düman olan ve halk kitlelerinin menfaatini gözönünde bulunduran Kuvayi Milliye Ruhuna sadik kalinmasi gerekmektedir. (Aybar, 1947a) Emperyalizmi temelde ekonomik düzeyde algilamakla birlikte, Aybar'in üzerinde durduu bir baka nokta emperyalizmin kültürel boyutudur. 1952 yilinda yazdii bir yazisinda özellikle o dönemde yayinlanan yabanci yayinlarin millî kültürü yok etme, yozlatirma tehlikesine dikkat çekmektedir. Aybar'a göre ...fikir hayatimiz, edebiyatimiz, sanatimiz, geleneklerimizin iyileri, bütün manevi deerlerimiz tehlikededir. (Aybar, 1952)5 Ancak bu noktada Aybar'in görüü yabanci kültür dümanlii olmayip, yabanci bir kültürün dayatmaci ve körükörüne kabullenilmesidir. (Aybar, 1952) Aybar, emperyalizmin kültürel boyutu ile demokratik müesseselerin zorunluluuna ve önemine dikkat çekse de, söz konusu dönemde henüz bu görülerini kuramsal bir çerçeve içerisine yerletirmemitir. Zira yazilarinda yukarida da belirtildii gibi günlük siyasi kaygilar, kuramsal kurgulardan daha ön plandadir. Ancak, kukusuz pek çok saptamalari gibi, ileriki dönemlerde üst yapi alt yapi ilikisinin deerlendirilmesine ve üst yapi kurumlarinin göreceli belirleyicilii konusundaki düüncelerinin kökleri bu vurgularda saklidir.

Türkiye sosyalizmine ilikin savlar

1961 Anayasasi'nin kabulü Türk sol hareketinin illegaliteden legaliteye çikmasi sürecinde bir dönüm noktasi niteliindedir.6 1960-1980 döneminde, sol hareket

5 Aybar'in bu yazisi Tahsin Hüsnü takma adiyla yayimlanmitir. 6 1960'li yillarda Aybar'in yazi ve demeçlerinde üzerinde oldukça sik durduu konulardan biri 1961 Anayasasi ile sosyalist düzen arasindaki ilikiler temelinde Anayasanin sosyalizme açik niteliidir. Örnek olarak Bkz. (Aybar,1968: 488-9, 554-8, 559-600, 1988a: 116-125).

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

141

içindeki örgütlenme ve partileme, Türk siyasal hayatinin hiç bir döneminde olmadii kadar yayginlik kazanmitir. Bu yapilanma içerisinde, sol hareketin parlamenter düzende görünürlük kazanmasi için ortak bir platform hazirlayan TP, merkezi bir önem tair. Varolan yasalar çerçevesinde oluan TP, legalite içerisinde belirlenmi yapisinin yaninda, illegal bir baka örgütlenme arayiina girmemi ve Bati'daki sol örgütlenmelerle kiyaslandiinda bu yapisiyla komünistlerden çok sosyal demokratlara yakin bir çizgide olmutur. deolojik olarak deerlendirildiinde ise temelde Leninist olmayan bir Marksizm'i savunmutur. (Belge, 1989: 38) TP'in Türkiye'de sosyalist hareketle ilgili olarak birbiriyle çeliik iki yapilanmanin temelini hazirladii söylenebilir. Parti bir yandan Türk siyasal hayatinda o güne kadar solda var olan boluu sosyalist bir parti olarak doldurup, sosyalistler için birletirici bir alan olutururken, dier yandan özellikle 1970'lerde Türkiye'de sol harekete damgasini vuran bölünmelerin ve hiziplemelerin temelini hazirlamitir. Aybar'in aktif siyasete atilmasi, 1962 yilinda TP Genel Bakanlii görevine seçilmesi ile balar. Bu tarih ayni zamanda TP'in gerçek kimliine kavumasi ve faaliyet göstermesi sürecinin balangicidir. Sosyalist solda hakim olan eilimle paralel olarak, 1960'li yillarda, Aybar'in gelitirdii düünceler özellikle Türkiye'ye özgü analizleri ve bu çerçevede sosyalist savlarin Türkiye gerçeine uygulanarak, Türkiye'ye özgü sosyalist model arayilarini kapsamaktadir. Aybar'in Türkiye'ye ilikin tezlerine temel tekil eden sorun, kökleri tek baina mücadele yillarina dayanan baimsiz, demokratik, sosyalist bir Türkiye yaratilmasi idealidir. Türkiye Sosyalizmi, Sosyalizmin Türkiye'ye özgü tarih koullari içindeki uygulaniina ve bu koullarla bu koullar içindeki uygulaniin teoride deerlendirilmesinden meydana gelen Türkiye'ye özgü sosyalist teori-eylem sistemidir. (Aybar, 1968: 504) Bu çerçevede, Türkiye'ye özgü koullarinin gerek alt yapi gerekse üst yapi kurumlarinda neden olduu yapisal özelliklerin anlailmasi birincil öneme haizdir. Aybar, Türkiye'de toplumsal siniflarin deerlendirilmesine ilikin saptamalarinda referans noktasi olarak Osmanli'dan bu yana var olan bürokratik devlet geleneini almaktadir. Aybar'a göre Osmanli'da temel çeliki siyasal ve ekonomik güce sahip olan bürokrat sinif ile halk yiinlari arasindadir. Bürokrasi, Avrupa'daki oluumdan farkli olarak, Osmanli'da devlet mülkü olan toprain rantini timar yoluyla elde ederek, üretim araçlarina sahip egemen sinif konumundadir. (Aybar, 1988a: 144-88)7 Bu anlamda, Türkiye'nin temel çelikisi Bati top7 Pek çok yazisinda ve demecinde Aybar bürokrasiyi anlatmak için bey takimi deyiini kullanmaktadir. Aybar Türkiye'de demokrasi tarihine ilikin yaptii bir deerlendirmesinde bey takimina ilikin görülerini u ekilde ifadelendirmektedir: ...Ellerinde tutuklari devlet ile özdeleen bu beyler; halki tepeden inme buyruklarla yönetmenin, devleti koruyup kollamanin kendilerinin te-

142

AYLN ÖZMAN

lumlarinin temel çelikisinden oldukça farklidir. Bati'da temel çeliki Burjuvazi ve Proletarya arasinda iken Türk toplumunda bu çeliki Amerikan emperyalizmi ve onunla ibirlii halinde olan Aa-Komprador-Amerikanci Bürokrat üçlüsü ile içi sinifinin öncülüünde, topraksiz ya da az toprakli köylüler ve küçük burjuvaziyi kapsamakta olan emekçi siniflar arasindadir. (Aybar, 1968: 602, 64952) Türkiye'nin içinde bulunduu artlar ...Bütün emekçi sinif ve tabakalari, aralarindaki çelikileri yumuatarak tek bir vücut halinde harekete itelemektedir.... Bir ayai köyde olan içi sinifimizin birletirici tarihsel rolünü oynamasi ve bata yoksul köylüler olarak bütün emekçi sinif ve tabakalari demokratik ve bilimsel öncülüü etrafinda tek bir güç haline getirmesi adeta kendiliinden gerçeklemektedir....Sosyal durum ve psikolojileri bakimindan kapitalizme daha dönük olarak bilinen orta tabakalar bile air sömürü artlari yüzünden tam emekçi durumuna gelmi ve emekçiler safinda yer almilardir. (Aybar, 1968: 656) Aybar'a göre sosyalist mücadelede burjuvazi ile ibirlii yapmak düünülemez zira böyle bir sinif yoktur. Böyle bir saptamadan hareketle, Aybar'a göre Türkiye'de sosyalist hareketin balangiç noktasi anti-emperyalist bir özellik taiyan Kurtulu Savai'dir. Ancak, Kurtulu Savai'nda kapitalizm ve feodalizm artiklari ile mücadele edilmedii için -ya da mücadele sosyalist açidan yürütülmedii için- Aybar Türkiye'nin ikinci bir (K)urtulu (S)avai vermek durumu ile kari kariya kaldiini belirtmektedir. Bu noktada, Aybar'in di sömürü ve iç sömürünün ayrilmazliindan yola çikarak gelitirdii tezi, Sosyalist mücadele ile Milli Kurtulu mücadelesinin ayrilmazliidir. Aybar'a göre Milli Kurtulu Savai ile sosyalizm madalyonun iki yüzü gibidir. Geri kalmi toplumlarda kurtulu savalarinin zafere ulamasi, ancak içeride toprak aalii ve yabanciya aracilik eden kapkaç kapitalizminin tasfiyesi ile mümkündür. (Aybar, 1968: 465) Burada vurgulanmasi gereken dier önemli bir nokta ise, Aybar'in 2. Milli Kurtulu Savai çerçevesinde, emperyalist güçlerin tasfiyesine kari gelitirdii strateji ile ilgilidir. Sava kavrami, militarist öeleri çaritirsa da Aybar'in bu kavramsallatirmasi özellikle Türkiye'deki Amerikan vatandalarina kari yürütülmesinin gerekli olduuna inandii pasif direni modelidir. (Aybar, 1968: 464, 605) Ancak, Amerikan emperyalizmi boyundurluundan bu yoldan kurtulunmazsa, kurtulunamazsa, Amerika Türkiye'de kalmak için zora bavurmu olacaktir. Bu takdirde milli kurtulu savai pasif direnme biçiminden aktif direnme haline geçer ve gene Aa Komprador ve Amerikanci bürokrat üçlüsünün Amerikelinde olan bir tarih görevi olduuna inanmaktadirlar. Halki küçük görerek halkçilik yapanlar da onlardir. Demokrasiyi biçim olarak koruduklari halde, biçim olarak dahi halkin devleti yönetmesine izin vermeyenler gene onlardir. Bey takimi, tarihsel yapisi ve düün gelenekleriyle demokrasiye kari olan bir numarali güçtür Türkiye'de...Sosyal açidan bey takimi, Frenklerin bürokrasi diye adlandirdiklari sosyal grubun yaptii görevi yapar. Yani devlet çarkini çalitirir. Ama bizim bey takimi Osmanli'dan beri egemen bir sinif nitelii gösterir. (Mumcu,1990: 190-1).

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

143

ka'yla birlikte hedef alinmasi gerektir. (Aybar, 1968: 660) Aybar'in Türkiye ile ilgili saptamalari ile gelien Sosyalist Devrim (SD) tezi, 1960'li yillarin ikinci yarisindan itibaren TP içinde görünürlük kazanacak olan Mihri Belli'nin Milli Demokratik Devrim (MDD) tezi ile Türkiye'nin içinde bulunduu tarihsel aamanin deerlendirilmesi ve sosyalist mücadeleye ilikin strateji ve taktikler açisindan oldukça farkli bir çizgidedir. MDD tezi ilk hedef olarak emperyalizm ve feodalite'nin yok edilmesini, ikinci aamada ise sosyalizm mücadelesini öngörür. Zira, Türkiye'de henüz burjuva demokratik devrimi gerçekletirilmemitir. Bu koullarda sosyalist devrim yapilmasi olanaksizdir. Sosyalist devrim aamasina ancak Milli Demokratik Devrim tamamlandiktan sonra gelinecektir. MDD tezinde, anti emperyalist ve anti feodal mücadelede ya da Milli Devrimde toprak aalari ve komprador burjuvazi diinda, proleterler, yoksul köylülük, küçük burjuvazi, asker ve sivil aydin zümre, devrimci güçler olarak tanimlanmaktadir. (Belli, 1970: 63). Bu çerçevede, sosyalist devrim deimi olan iktidarin ülkenin ekonomik ve sosyal yapisini deitirmesi olarak somutlaan bir süreçtir. SD tezi incelendiinde ise sosyalist devrim siyasal iktidarin sinif yapisinin deimesine ilikin bir an olarak tanimlanabilir.8 Bu da demokratik yollardan iktidara gelmek biçiminde somutlamaktadir. Aybar'a göre halkin oylari ile iktidara gelinmedikçe sosyalizmi Türkiye'de kurmak ve yaatmak mümkün deildir. (Bkz. Aybar, 1968: 504, 612). Bu noktada, gerek pasif direni gerekse demokratik kurumlarin araçsalliina verilen önemin birletirici noktasi olarak nitelendirilebilecek demokratik öncülük kavramina deinmek gerekmektedir. Aybar'a göre, Türkiye'de sosyalist mücadele ancak içi sinifinin demokratik öncülüünde bütün emekçi siniflarin ittifaki ile gerçekleir.9 Demokratik öncülük kavrami iki açidan önemlidir. Birincisi, ittifakin salanmasinda izlenecek yöntemler açisindan. kincisi ise, gerek iktidarda gerekse muhalefette izlenecek yol bakimindan. Bütün kararlar emekçilerin ortak karari olacaktir. Bu çerçevede, Aybar sosyalist mücadelede profesyonel devrimcilerin öncülüünü tamamen reddetmektedir.10

8 9

Bkz. (Aren, 1993: 224). Sosyalist mücadelenin biçimine ve devrimci güçlerine ilikin bu nitelik, partinin en önemli ayirdedici özelliklerinden biri olarak, TP Tüzüünün 2. Maddesinde u ekilde ifade edilmitir. "Türkiye çi Partisi, Türk içi sinifinin ve onun demokratik öncülüü etrafinda toplanmi bütün emekçi siniflarin ve tabakalarin (Irgat ve küçük köylülerin, aylikli ve ücretlilerin, zanaatkarlarin, küçük esnaf ve ilerici gençliin ve toplumcu aydinlarin kanun yolundan iktidara yürüyen siyasi tekilatidir." Bkz. (TP Tüzüü , 1967: 4).

10 Ancak bu sorunu kuramsal bir bütünlük içinde ele almasi 1970'li yillarda üzerinde younlatii örgüt sorunu çerçevesinde gerçekleecektir.

144

AYLN ÖZMAN

Hürriyetçi sosyalizm ve alt yapi/üst yapi ilikisine dair bir deerlendirme

S.S.C.B.'nin Austos 1968'de Çekoslovakya'yi igal etmesi, "Türk solunun en derin bunalimlarindan birini yaamasina katkida bulunmasi" (Belge, 1987: 171) açisindan oldukça önemli bir gelimedir. Aybar'a göre bu TP için sonun balangicidir. Aybar'in S.S.C.B.'yi air ekilde suçlamasiyla balayan süreç parti içi kutuplamanin kisa sürede görünürlük kazanmasi ile sonuçlanmitir. Ancak, daha sonra parti içinde Aybar'a kari oluan muhalefetin görülerinden anlaildii gibi, bu tepkinin asil kaynai Aybar'in S.S.C.B.'ye kari tavrindan ziyade, bu konu ile birlikte gündeme gelen Türkiye'de sosyalist mücadeleye yönelik saptamalari ve kavramsallatirmalaridir. Nitekim, Ekim 1968'de Aybar'a kari Nihat Sargin, Minetullah Haydarolu, Sadun Aren, aban Erik, Behice Boran tarafindan imzalanan beli önerge Aybar'in sosyalizmin nitelikleriyle ilgili deerlendirmelerine tepkinin bir ürünüdür.11 Bütün bu tepkinin odaklatii nokta, Aybar'in bir yandan Türkiye'nin kendisine özgü koullari ile kurulacak sosyalist düzenin nitelikleri arasindaki balantiyi ifadelendirmek, dier yandan ise Sovyet sosyalizminin gerçek sosyalizmden farkini vurgulamak için kullandii hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasidir. Aybar'a göre sosyalizmin gerçei Sovyet sosyalizminin tam tersidir. Hürriyetçidir sosyalizm. Teorisiyle de, bütün mücadelesiyle de bugüne kadar hürriyetçidir ve son amaci kiiyi, somut insani kurtarmaktir. Somut insani bütün yabancilama unsurlarindan kurtarmaktir. Ve insani böylece kendi yüksek varliinda tekrar kendine kavuturmak ve insani fert olarak toplumla baritirmaktir. Bu yüksek planda toplumla baritirmaktir. Nihai gayesi de budur sosyalizmin. (Aybar, 1988c: 341)12 Bu satirlardan anlailacai gibi hürriyetçi sosyalizm Aybar'in ilk defa 1940'li yillarda gündeme getirdii fertçi sosyalizm tanimlamasinin bir uzantisidir. Zira iki tanimlamada da amaç insan özgürlüüdür. Daha açik bir ifadeyle, her iki tanimlama da kuramsal boyutta insan özgürlüünün sinif çikarini öncelemesine dayanir. Ancak, burada üzerinde durulmasi gereken nokta, Aybar'in hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasini daha detayli bir kuramsal

11 Beli Önerge için Bkz. (Aybar, 1988c: 125-6). 12 Aybar, yillar sonra TP programinda somutlaan, Türkiye'ye özgü sosyalizm anlayiinda insan öesinin önemini, u ekilde dile getirmektedir: ...Bizim sosyalizmimiz GÜLERYÜZLÜ SOSYALZM'di. Ve de Türkiye'ye özgü idi. Hiç kuku yok bizim sosyalizmimiz uygulanan sosyalist rejimlerden hiçbirine benzemeyecekti. Bu sadece ülke koullarinin farkliliindan ileri gelen farkli uygulamalar deildi. Sosyalizmin NSAN ÇN OLDUU NANCINDAN kaynaklanan bir farklilikti... (Aybar, 1988c, 17). Aybar sosyalizm insan içindir; insan sosyalizm için deildir formülasyonunu, 1960'li yillarin sonlarindan itibaren daha siklikla dile getirmesinin, 1967 yilinda, Amerika'nin Vietnam'da sürdürdüü savain deerlendirmesini yapacak ve hüküm verecek olan Russell Mahkemesi'nin bir üyesi olarak gittii Vietnam gezisi sirasinda tanik olduu olaylarla yakindan balantili olduunu belirtmektedir. Detayli bilgi için, bkz. (Aybar:1988b, 131-45).

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

145

çerçeve içerisinde yapilandirmasidir. Bu kuramsal boyut Bati Marksizmi'nin uzun yillardan beri üzerinde durduu alt yapi - üst yapi ilikisinin ortodoks yorumunun sorgulanmasidir. Aybar'a göre, Türkiye'nin kendine özgü koullari, sosyalist mücadele açisindan alt yapi - üst yapi ilikilerinin yeniden deerlendirilmesini gerektirmektedir. Üst yapinin salt alt yapi tarafindan belirlendii ve alt yapidaki deiikliklerin üst yapiyi koulsuz etkiledii önermesine kari çikan Aybar'a göre üst yapi kurumlarinin görece bir özerklii vardir:

Öteden beri hep biliriz alt yapi üst yapiyi belirler. Üst yapi da alt yapinin gelimesini ya hizlandirir ya da yavalatir. Ama hemen söyleyeyim bu ekliyle hiç de yeterli deil...Alt yapi deiiklikleri olduu halde, uzun zamanlar üst yapi müesseseleri deimiyor. imdi yeni yeni, yeni meseleler üzerine düünürler sosyalist düünürler eiliyorlar. ... Bir nevi baimsiz faktör olarak mütalaa edilmi olan alt yapinin aslinda kendisinin de belirlenmi olduu ortaya çikiyor. Yani üst yapi alt yapi tarafindan belirleniyor...üst yapi müesseseleri alt yapiyi da etkiliyor ve alt yapi bir üst, alt yapi üzerinde bir "üst belirleme" meydana getiriyor. O zaman çelikiyi çözmek, yani emperyalizmin ve milletlerarasi kapitalizmin boyundurluundan kurtulmak için üst yapi müesseselerine gerekli airlii vermek gerekiyor. (Aybar, 1988c: 262).

Bu çözümleme çerçevesinde, Aybar'in pozisyonu ekonomik indirgemecilie kari çikarak, üst yapinin görece özerkliini vurgulayan ve ekonominin son tahlilde belirleyiciliini savunan yapisalci Marksizm ile benzemektedir. Althusser tarafindan gelitirilen ve toplumsal oluumda verili bir çelikinin, toplumda onu etkileyen dier çelikilerden dolayi kendi baina belirleyici olamayacai anlamina gelen "overdetermination-üst belirleme" (Bkz. Althusser: 1969) kavraminin Aybar'in o dönemlerde TP'in siyasi stratejisinde benimsenmesi gerektiini vurgulamasi, parti içerisinde tepkilere yol açmitir. Ancak daha sonra da belirtilecei gibi bu tepki, Aybar'in bu kuramsal çerçeve etrafinda yapilandirdii yeni saptamalari ile ilgilidir. Temel çelikinin ikinci derecedeki çelikileri etkilemesi, ya da üst belirlenmilikten yola çikan Aybar, Türkiye koullarinda hürriyet sorununu gündeme getirmektedir. Türk toplumunda insan haysiyetinin en önemli deerlerden biri olduunu ve bu çerçevede hürriyet sorununun sosyalist mücadele açisindan önemini alt yapi üst yapi ilikisi balaminda u ekilde özetlemektedir:

nsan, haysiyetine saygisiz davrandiiniz zaman isyan ediyor. Biz imdi bu tarafina iin önem vermeyeceiz mi? ....bütün mesele alt yapi üst yapi arasindaki balantiyi bulmak .. o balantinin nasil gerçekleeceini somut olarak söylemek...Yoksa balanti vardir demek hiçbir çözüm getirmez. Sosyalizmin hürriyetçi olduunu anlatmak ve hürriyetçilik meselesine airlik vermek, Türkiye için büyük bir problemdir. u özelliimizden dolayi, vatandaimizin haysiyetlerine insanliklarina son derece kiskançlikla bali olmalarindan ötürü ve hatta ekmek paralarindan, ekmeklerinden, maddeten sömürülmelerinden yer yer bu çelikiye daha fazla önem vermelerinden ötürü altini çizmek bunun, airlik koymak icap eder...(Aybar, 1988c: 270).

146

AYLN ÖZMAN

Hürriyet sorununun insan haysiyetine yapilan vurgu ile ilikilendirilmesi Aybar'i ayrimcilik olarak ifadelendirilebilecek yeni bir temaya götürmektedir. Dönemin koullari deerlendirildiinde, Aybar'in kuramsal tartimalarinin eksenini sinif mücadelesinden insan özgürlüüne kaydirmasi ve bu çerçevede özgürlük sorununun belirleyiciliini vurgulamasinda geni kitleleri özellikle de Alevi ve Kürtleri parti çatisi altinda toplama istei ile balantili olduu da söylenebilir. Zira, bu dönemde seçim sisteminin deitirilmesi ve TP'i 1965 seçim zaferine götüren milli bakiye sisteminin kaldirilmasi ile birlikte partinin bir önceki seçimlerde gösterdii baariyi tekrarlamasi oldukça güç görünmektedir. Aybar'in söz konusu vurgu deiikliini oy mobilizasyonu kaygisiyla yapmi olduu yolunda gelitirilebilecek bir yarginin geçerlilii 1940'li yillardan o döneme düünce çizgisinin geliimi gözönünde bulundurulduunda kukulu bir hale gelse de, söz konusu deiiklik, Türkiye'ye ilikin saptamalarinda açik bir çeliki meydana getirmektedir. Aybar özgürlük sorununun kökenlerini Osmanli'dan miras kalan dayatmaci, tepeden inmeci, ceberrut devlet geleneine dayandirmaktadir ki, Belge'nin de belirttii gibi böyle bir tez Aybar'in siklikla üzerinde durduu ve TP'in politik stratejisinin en önemli parçalarindan birini oluturan, Türkiye'nin Bati örneinde olduu gibi içi sinifi olumu bir ülke olduu (Aybar 1968: 252) varsayimindan uzaklama olarak algilanabilir. "Doululuk" matrisine bir yönelme olarak deerlendirilebilecek bu deiim çerçevesinde, Aybar'in Divitçiolu-Küçükömer çizgisinin "ortodoks olmayan" Marksist yorumlarindan etkilenmi olduu söylenebilir. (Belge, 1985a: 1957).13 Hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasi çerçevesinde, somut insanin özgürlemesi ve kendini gerçekletirmesini hedefleyen bir rejim portresi çizen Aybar, bu hedeflere ulamak için vatandain toplumda aktif bir unsur olmasi, iktisadî, siyasî, kültürel faaliyetlere fiilen katilmasi, bunlari denetlemesi, her kademede söz ve karar sahibi olmasini öngörmektedir. (Aybar, 1988c: 79-80) Bu öngörünün gerçeklemesi ile ilgili olarak Aybar'in iki unsurun üzerinde durduu söylenebilir. Bunlardan birincisi serbest seçim, kuvvetler ayrilii, hukukun üstünlüü, yargi baimsizlii, kiisel haklar dokunulmazlii, Anayasa Mahkemesi, Danitay, basin özgürlüü, sendikal özgürlükler çok parti rejimi gibi burjuva demokratik kurumlarin sosyalist rejim içerisinde varliklarini sürdürmeleridir. (Aybar, 1988c: 80) Dieri ise Aybar'in kuramsal olarak, 1970'li yillarin ikinci yarisinda üzerinde younlaacai sosyalist örgüt sorunudur. Aybar'in Türkiye sosyalizminin niteliklerine ilikin saptamalari yukarida belirtildii gibi özellikle partinin yönetim kadrosundan sert tepkiler almi olsa da, parti üyelerinin çounluu tarafindan desteklenmitir.14 Bu dönemde Aybar ile

13 Aybar'in Türkiye'ye ilikin tezleri ile aradaki benzerlie ilikin olarak, bkz. (Küçükömer,1969) ve (Divitçiolu, 1967). 14 Aybar'in TP'in Üçüncü Kongre'sinde yeniden Genel Bakan seçilmesi ve daha sonraki Olaanüstü Kongre'de bu görevini sürdürmesi bu destein en belirgin ifadesidir.

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

147

ayni kuramsal düzeyde düünenlerin parti içinde azinlik oluturmalari ve partideki doulu üyelerin Aybar'in saptamalarindan duyduklari memnuniyet bu destein temel nedenleri olarak görülebilir. (Belge, 1985b: 2127). Ancak, söz konusu destek, ne partideki bölünme sürecini durdurabilmi, ne de Aybar'in 1970 senesinde partiden istifa etmesini engelleyebilmitir.15

Leninist parti, örgüt sorunu ve bürokrasi: Sovyet Sosyalizmi'nin eletirisi

Aybar'in yukarida açiklanan fikirlerinin en önemli halkasi örgüt sorunu ile ilgili düünceleridir. Zira, Leninist Parti modeline kari gelitirdii eletiriler ve sunduu yeni örgüt modeli bir yandan hürriyetçi sosyalizmin pratikteki uygulanabilirliine ilikin önerileri içinde barindirmakta ve halkanin açik kalan ucunu kapatmakta, dier yandan ise Aybar'in Marksist kuram çerçevesinde bazi temel kavramlara ilikin yorumlarinin daha somut bir ekilde anlailabilmesini salamaktadir. Aybar'in, kendi deyimi ile örgüt sorunu ile karilamasi ya da bu sorunun aklina takilmasi 1968 senesine rastlamaktadir. (Aybar, 1988c: 28) S.S.C.B.'nin Çekoslovakya igalinden hemen sonra TP Genel Kurulu'nda yaptii konumada Aybar, devrimden sonra S.S.C.B.'de halk kitleleri ve yöneticiler arasinda yaanan kopuun temel nedeninin parti örgütlenmesinin dourduu bürokratizm olduunu vurgulamitir. Bir baka deyile, halkin seçmedii ahislarin halk adina karar vermesinin kurumsallamasi (Aybar, 1988c: 32). Ancak, daha önce de belirtildii gibi Aybar'in o dönemde öncelikle üzerinde durduu nokta hürriyet sorunudur. Dolayisi ile bürokratizmi hürriyet sorunu çerçevesinde incelemekle beraber, somut olarak Leninist örgüt modeli üzerinde odaklamamitir. Bürokrasi ve örgüt sorunu ile kuramsal düzeyde çözümlemeler öne sürdüü dönem 1970'lerin ikinci yarisindan sonradir. Aybar'in temel sorunsali sosyalizme geçen toplumlarin hepsinde karilailan bürokratiklemedir ki, bu sosyalist deerlerin sosyal pratie geçememesinin en temel nedenidir. (Aybar, 1979: 41) Aybar, konuyla ilgili olarak birbiriyle balantili üç temel tez ortaya koymaktadir. Birinci tez, örgüt biçiminin toplumun üre15 Aybar 14 ubat 1971 tarihinde TP'den istifa ettikten sonra. baimsiz milletvekili olarak 1971 ve 1973 Anayasa deiiklikleri sirasinda oldukça güçlü bir muhalefet sergilemitir. Uur Mumcu ile yaptii söyleide bu dönemi u ekilde dile getirmektedir. ...Anayasa'nin tastamam uygulanmasini istiyorduk... Bir sonuç alamiyacaimi bile bile 1961 Anayasasi'ni savunuyordum. Oylama için kuyruktayken bir de baktim smet Paa yanimda, "Aybar, dedi, parti gibi çaliiyorsun." ltifat miydi, alay miydi? Yanit verdim, "Paam, bu anayasa sizin anayasaniz, ama siz savunmuyorsunuz, savunmak bize dütü" dedim...Anayasa...bir 1971'de deitirildi, bir de 1973'te. Her ikisine de kari çiktim. Arada sikiyönetim kanunu geldi. Ona da kari çiktim. Deniz Gezmi ve arkadalarinin ölüm cezalari geldi, ona da kari çiktim... (Mumcu, 1990: 60-61). Ayrica Aybar'in bu dönemdeki çalimalari için, bkz. (Aybar, 1973).

148

AYLN ÖZMAN

tim tarziyla ilikisidir. Bu çerçevede, her üretim tarzi kendisine özgü bir örgütlenme biçimi yaratmaktadir. Üretim araçlarinin özel mülkiyet altinda olduu toplumlarda, örgütlenmenin temel ilevi emekçiler ile üretim araçlari sahiplerinin buyuran - buyurulan biçimindeki ilikisini yeniden üretmektir. Bu anlamda, toplumun siyasal, hukuksal ideolojik üst yapisina bali olan ve belirlenen örgütlenme biçimi toplumsal pratik ve üst yapilar arasinda bir köprü ilevi görür. (Aybar, 1979: 42-5). Aybar'in ikinci tezi, kapitalist üretim biçimi ile burjuva toplumlarinin örgütlenme biçimleri arasindaki balantiya ilikindir. Sermayenin younlamasi ve merkezilemesine yol açan kapitalist üretim biçimi, bu özelliine paralel olarak, merkezci, dikeyci, hiyerarik ve tepeden inmeci bir örgüt modeli üretmektedir. Aybar'a göre ...Kapitalist üretimin dayandii çada endüstri iletmecilii de, böyle merkezci bir düzenlemeyi gerekli kilmaktadir. Kapitalist üretim biçimi, younlaan, merkezleen sermayesi ile, tekelden yönetimi gerektiren teknolojisi ile, küçük bir azinliin, koskoca çounluk üzerinde egemenlik kurmasini saliyacak, merkezci, dikeyine hiyerarik ve tepeden inme, disiplinli bir örgütlenme biçimi kaçinilmaz hale gelecektir. (Aybar, 1979: 46) te, bu örgüt biçiminin sosyalizme geçen bir toplumda iletilmesi, sonuçta o toplumda sosyalizmden bürokratik bir sapmayi gündeme getirecek burjuva ilikilerinin yeniden olumasina neden olacaktir. Bu saptamalarla siki sikiya bali olan üçüncü tez ise, -Aybar'a Marksist kurama ihanet ettii gerekçesiyle çok sert eletiriler getirilmesine neden olan,16 Leninist parti örgütlenmesi ile yukarida tanimlanan klasik burjuva modelinde bir örgütlenmenin temelde ayni örgütlenme biçimi olduuna ilikin olduu saptamadir. Aybar'a göre Leninist Parti "model"'i burjuva "model'inde bir örgüttür ve "burjuva toplumunun militarist, bürokratik merkezci örgütü" ile ayni nitelikleri tair. (Aybar, 1979: 51) Bu çerçevede, merkezci örgütlenme, yöneticilerin tabandan kopmasi, ve tabanin kararlarin oluumunda söz sahibi olamamasi ile sonuçlanir. Böyle bir durumda, demokratik kurumlarin yokluu ve üretim araçlarinin devletletirilmesi, yöneticilerin devlet eliyle üretim araçlarinin kullanimina sahip olmalari ile birlikte onlari egemen sinif haline sokar. Nitekim S.S.C.B. ve dier sosyalist etiketli ülkeler böyle bir yapilanmanin en güzel örneklerini tekil ederler. Aybar bu noktada Lenin'in örgüt konusuna ilikin yazilarinda kuramsal boyutun eksikliine dikkat çekmektedir. Dier bir deyile, Aybar'in Leninist parti modeline getirdii temel eletiri, örgütlenme modeli ile üretim tarzi arasindaki ilikinin yadsinmi olmasidir. Bilindii gibi, Lenin örgüt sorununa kuramsal bir sorun olarak yaklamamakta ve bütün dikkatini Çarlik polisine kari savaabilecek bir örgüt modeli kurma üzerine younlatirmaktadir. Bu anlamda, Lenin'in

16 Aybar'a bu konuda yöneltilen eletiriler ve Aybar'in cevaplari için, bkz. (Aybar, 1979:121-93)

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

149

sorunsali pratie yöneliktir. Aybar'a göre Leninizm'de gözden kaçan nokta örgüt modelleri ile toplumun üretim tarzi arasindaki balantidir. (Aybar,1979: 52) Ancak, örgüt konusundaki çözümlemelerine her üretim tarzinin kendine özgü bir örgütlenme biçimi vardir önermesi ile balayan Aybar'in yaklaiminda önemli bir eksiklik olduu söylenmelidir. Aybar'a göre sömürüye dayali toplumlarda, genel olarak örgütlenmeler merkezci dikeyine hiyerarili, tepeden inme disiplinli bir biçim alir. Bu ana örgütlenme biçimi, üretim tarzinin özelliklerine göre farkli biçimlerde uygulanir...(Aybar, 1979:43) Bu önermesiyle Aybar sinifli toplumlara özgü bir ana örgütlenme biçiminden bahsetmekte, ancak, deiik üretim tarzlarina göre biçimlenen örgüt modellerinin aralarindaki farkliliklara - ki bu önermesinin en önemli noktasidir- ilikin herhangi bir ipucu vermemektedir. Bu çerçeveden bakildiinda, Leninist örgüt kuramina getirdii eletiriler, kuramsal bir derinlik taimaktan çok, pratikte Sovyet tipi sosyalizme kari olan tepkisinin bir diavurumu niteliindedir. Aybar'in sosyalist örgüt modeline getirdii eletiriler, 1960-80 yillari arasinda Türk sosyalist hareketi içerisindeki tartimalarin temel ekseninden birisini oluturan öncü sinif sorunu ve bilinç ile yakindan ilikilidir. Sorun, devrimci eyleme hangi sinifin öncülük edecei etrafinda yapilanmitir. Aybar'a göre bu sinif içi sinifidir.17 Oysa sosyalist örgüt modeli kendilerini içi sinifinin öncüleri olarak tanimlayan profesyonel devrimciler tarafindan gerçekletirilmi bir devrimin doal sonucudur. Ya da içi sinifini sosyalizm bilimi adina pasifletirmek, politika dii tutmak giriimidir. (Aybar, 1987:138) Bu çerçevede, Kautsky'nin içi sinifinin kendiliinden siyasal bilince ulaamayacai temelindeki görüünü savunan Lenin, Aybar'in ifadesiyle kendiliinden siyasal bilince ulaamayacak, dolayisiyla kendiliinden devrim yapamayacak olan içi sinifini, devrime sürükleyecek ve onu yönetecek kurmaylar örgütü kurmutur. Ne var ki Lenin'in örgüt modeli sosyalizmin gereksinmelerine cevap verecek nitelikte deildir (Aybar, 1979: 59) Aybar, sosyalist örgüt modelinin içi sinifi diindan bir öncüler örgütü olduu fikrine tüm olarak kari çikmaktadir: ...çi sinifinin devrimcilii sosyal pratikten, içi sinifinin üretimde, toplumda igal ettii yerden ve sürdürdüü mücadeleden kaynaklanan adeta varoluçu ve ancak ona özgü bir niteliktir. Bu bilinç baka siniflarda belirse bile, bu hiçbir zaman o sinifin öz bilinci deildir. Bu "aktarma" bilinçtir, ireti bilinçtir...Bu elbetteki içi sinifini oluturan tüm içilerin ayni bilinç düzeyinde olduklari....anlamina gelmez. Bir kisim içiler arkadalarindan önce bilinçlenirler...çi sinifinin bunlardir öncüleri... (Aybar, 1979: 57-58) Ancak burada eklenmesi gereken önemli bir nokta, daha önce de deinildii gibi Aybar'in içi sinifinin yani sira, toprak içilerini, küçük ve orta köylüleri, kü17 Türk sosyalist hareketi içerisinde öncü sinif sorunu ile ilgili tartimanin ana hatlari için, bkz. (Yetkin, 1970: 136-53).

150

AYLN ÖZMAN

çük esnafi, hizmet sektöründe çalianlari memurlari ve emeklileri de toplumda devrim hareketini besleyecek güçler olarak tanimlamasidir. Bir baka deyile, burjuvazi ve toprak aalari diinda tüm emekçi yiinlari devrim hareketini besleyecek güçleri olutururlar. lk bakita, böyle bir tanimlama içi sinifinin devrimcilii tezi ile çelikili görülse de, daha önce de belirtildii gibi, Aybar içi sinifinin yapisi gerei tek devrimci sinif olduunu vurgulamakta ve bu anlamda içi sinifinin bu yiinlara devrim hareketinde demokratik öncülük yapacaindan bahsetmektedir. Örgüt sorununa yaklaimi konusunda, Aybar'in eletiri getirdii kuramcilardan biri de Althusser'dir. Bu eletirinin iki temel dayanak noktasi olduu söylenebilir. Birincisi, Althusser, örgüt sorununu salt Fransiz Komünist Partisi'ne özgü bir yapilanma olarak ortaya koymakta, kuramsal yaklaimina balamsal bir sinir çizmektedir. kinci bir nokta, Parti içindeki ordu - komuta zinciri örgütlenme biçimini eletiren Althusser, çözüm yolu olarak Leninist ilkeler dorultusunda demokratik merkeziyetçilii önermektedir ki, böyle bir çözüm Aybar'in görüleriyle taban tabana zittir.18 Aybar'a göre çözüm yatay örgütlenmedir. Ülke genelinde yatay örgütlenme, iç içe halkalardan oluacak ve tüm yetkiler, i yerlerinde, fabrikalarda, mahalle ve köylerde kurulacak halk kurullarindan oluan en di halkada toplanacaktir. Kalkinma plani bu kurullarda tartiilacak ve iç halkalara delegeler yine bu kurullar tarafindan seçileceklerdir. Böyle bir yapilanma, emekçilere, yöneticileri denetleme ve gerekirse görevden uzaklatirma imkani verecektir. (Bkz. Aybar, 1979: 99-100, Mumcu, 1990:194). Aybar'in kuramsal düzeydeki bu görülerinin pratikteki yansimalari genel bakanliini yaptii partilerin örgütlenme modeline yansimakla birlikte bu TP'ten ziyade daha çok 1975 senesinde kurulan ve Aybar'in 1979 senesine kadar Genel Bakanlik görevini yürüttüü Sosyalist Parti'nin - daha sonra Sosyalist Devrim Partisi adini almitir - örgütlenme biçiminde somutlanmitir. Aybar SDP'yi söz konusu dönemde siyaset sahnesinde varolan öbür sol partilerden bürokrasi temelinde ayirmaktadir. Dönem boyunca, sosyalizmin ba dümani olarak bürokrasiye dikkat çeken Aybar, parti tüzüünde de belirtildii gibi SDP'yi anti-bürokratik bir parti olarak tanimlamaktadir (SDP Tüzüü, 1978: 45) Gerçekten de, TP deneyimi ile karilatirildiinda, SDP'de bürokratiklemeyi önlemek üzere alinan önlemlerin daha kapsamli olduu göze çarpmaktadir. TP'de yönetim kurullarinda görev alan parti üyelerinin en az yarisinin kol emekçisi olmasi arti,19 SDP bünyesinde üçte ikiye çikarilmi ve yöneticilerin iki

18 Aybar, Leninist örgüt modeline getirmi olduklari eletirilerle ilgili olarak spanyol Komünist Partisi üyesi Manuel Azcarate'nin ve 1926'da S.S.C.B.'den kaçmi bir Yugoslav komünisti olan ve bu konuda yazdii kitap çerçevesinde örgüt sorununa ilk defa deinen Anton Ciliga'nin da örgütlenme konusuna kuramsal yaklamadiklarini belirtmektedir. (Aybar,1979: 14). 19 T..P Tüzüü'nün 53. maddesinin 1. fikrasi bu konuyu u ekilde düzenlemektedir: "Partinin bü-

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

151

ardiik dönemde seçilmemeleri kurali getirilmitir - bu kurala istinaden, Aybar 1979 yilinda parti genel bakanliindan istifa etmitir.-. Buna ek olarak, SDP tüzüü parti üyelerinin ilçe düzeyinde toplanarak, parti politikalari ile ilgili önerilerini genel merkeze sunmalarina olanak veren bir ekilde düzenlenmitir. Amaç, en azindan parti düzeyinde, emekçilerin yönetimde fiilen söz ve karar sahibi olmalari olarak tanimlanmaktadir.20 Aybar'in örgüt temelinde bürokratiklemenin sosyalist düzen açisindan olumsuzluklarina ilikin görüleri, sosyalist mücadele tarihinde ilk olarak yeni bir ideolojik yapilanma çerçevesinde Leninist örgütlenme modelinden farkli bir model gelitiren Yugoslav Komünist Partisi'nin tutumu ile paralellikleri içinde barindirmaktadir.21 Sovyet sosyalizmine hakim olan bürokratikleme ve airi merkeziyetçiliin, sosyalizmin en önemli ideali olan içilerin yönetimde söz sahibi olmalarini engelleyici bir nitelikte olduu varsayimindan hareket eden Yugoslav Komünist Partisi'nin temel tezi, üretimin kontrolünün bürokrasi yerine içilere birakilmasidir. Buna paralel olarak, ademi merkeziyetçi bir yapilanmayi sosyalist demokrasinin temeli olarak deerlendiren Aybar, planli ekonominin, içilerin, üretim sürecinde öz yönetim modeli ile ikame edilmesinin siyasal karar verme sürecinde söz sahibi olmalari açisindan olumlu bir gelime olarak kabul etmekle birlikte, bu model SDP tüzüüne yansimamitir.22

Marksist hümanizma ve bilimsellik üzerine...

Sosyalizme ilikin kavramsallatirmalari ve Sovyet Sosyalizmi'ne getirdii eletirileri çerçevesinde deerlendirildiinde, Aybar'in düüncesinde somutlaan en belirgin özellik, sosyalizmin insancil amaçlarindan söz etmesi ya da sosyalist rejimin merkezine insan öesini yerletirmesidir. Böyle bir vurgu bir yandan yaadii dönem boyunca onun Türk sosyalist hareketi içerisindeki özgünlüünü

tün organlarinda görevli bulunanlarin yarisinin, kendisi üretim araçlarina sahip olmadii için, emek gücünü üretim araçlari sahiplerine satarak yaayanlar veya içi sendikalari yönetim organlarinda görevli bulunan üyeler arasindan seçilmi olmasi gözetilir. Yönetim organlarinca kongrelere sunulacak aday listeleri, bu esasa göre tertiplenir; kongrelerde delege ve organlari bu esastan ilham alarak seçerler."Bkz. (TP Tüzüü, 1967: 30). 20 Parti içinde bürokratiklemenin önlenmesi ve bu paralelde emekçilerin her düzeyde söz ve karar sahibi olabilmesine ilikin ilkeler S.D.P Tüzüü' nün 3. Maddesi çerçevesinde düzenlenmi. tir. Bkz. (SDP Tüzüü, 1978: 5-7). 21 Yugoslav Marksizmi için Bkz. Kardelj (1978); Kolakowski (1978: 474-8) 22 SDP tüzüü çerçevesinde. kamulatirilacak iletmelerde emekçilerin her kademede söz ve karar sahibi olacai vurgulanmakla birlikte, Yugoslav modelinden farkli olarak, önerilen kalkinma modeli merkezî bir plana dayanmaktadir. Her iki modelde de ana hedef bürokratiklemenin önlenmesi ve emekçilerin yönetime katilimlarinin gerçekletirilmesi olmakla birlikte, Aybar'in da deindii gibi öz yönetim modelinin pazar ekonomisine geri dönme riskini içinde barindirir bir nitelikte olmasi, parti tüzüü çerçevesinde bu modelin benimsenmemesinin nedenlerinden birini oluturduu söylenebilir. Bkz. (SDP Tüzüü, 1978: 9); (Lipovsky, 1992: 156).

152

AYLN ÖZMAN

kurarken, dier yandan Bati Marksizmi'nin kuramsal kalibini ekillendiren düünce akimlariyla Marx'in Hegelci yorumu temelinde kesime noktasini oluturmutur. Bu düünce akimlarina paralel olarak, Aybar düünsel düzeyde Marksist-Leninist çizgiyle tam bir zitlik içerisinde olan Marx'in hümanizmasina inanmitir, ya da kendi deyiiyle hümanizmaya dönmütür. te bu inanç, özellikle 1960'li yillarin sonunda TP içindeki kutuplama çerçevesinde, Aybar'in bilimsellikten saptii, olaylari idealist felsefe temelinde deerlendirdii suçlamalarinin özünü oluturmaktadir. Örnein, daha önce de belirtildii gibi Aybar'in insan özgürlüünü ön planda tutmasinin yanisira, içi sinifina diardan bilinç götürme teorisine kari çikmasi bu tartimalarin temel eksenlerinden birini oluturmutur. Esasen, Aybar'in dönemindeki sosyalistlerin çounluu ile ters dümesi ya da onlar tarafindan yadirganmasi, felsefi düzeyde Marx'in öretisini dierlerine göre daha farkli yorumlayiinin bir sonucudur. Aybar'in yorumu, en temel düzeyde, Bati'daki Marksist tartimalarin önemli bir bölümünü oluturan nesnellik/öznellik ekseninde irdelenebilir. En basit ekliyle, bu eksende Marksist kuramcilari iki gruba ayirmak mümkündür. Engels, Kautsky, Della Volpe okulu ve Althusser'in en belirgin yorumcular olarak ortaya çiktii birinci grup nesnellie, insan etkinlii ya da öznellik karisinda öncelik tanirlar. kinci grup ise, nesnelliin ön-belirleyiciliine kari çikarak, özne ve etkinliini ön planda tutarlar. Bu grubun en bata gelen temsilcileri arasinda, Antonio Gramsci, Karl Korch, Georg Lukacs, Jean Paul Sartre ve bu yorum çizgisini temel alarak Marksist kurami batan aai revize eden Frankfurt Okulu sayilabilir. Bu iki yorum arasindaki farklilik, temelde Marx'in Hegel kariti ve Hegelci dorultudaki yorumlari arasindaki çatimanin yansimalaridir.23 Bu çerçevede, örnein Althusser, Marx'in gençlik ve olgunluk döneminde yazmi olduu eserlerindeki "epistemolojik kopuklua" dikkat çekerken, Marx'in ilk eserlerindeki felsefi öznellii ideolojik bir tutum olarak nitelendirir. Althusser'e göre sözkonusu epistemolojik kopukluk Marx'in 1845 sonrasi eserlerinde gözlemledii "tarihi ve siyaseti insanin özü üzerinde temellendiren bütün kuramlardan kopuudur." (Althusser, 1969: 227) Bu kopu ise Marx'in olgunluk döneminde "yeni bir bilim kurarak ... bilimsel bir tutuma" kayii ile sonuçlanir (Althusser, 1969: 13). Aybar'in fikirleri irdelendiinde, görülerinin ikinci grup kuramcilarla ya da Marx'in Hegelci yorumuyla örtütüü görülmektedir. Dier bir deyile, Aybar'in

23 Ancak, bununla beraber burada üzerinde durulmasi gereken nokta, Hegelci okulla Hegelcilik'in karisindaki okul arasindaki karitliin Bati Marksizmi'nin deiik okullarinin aralarindaki ilikiyi tanimlamakta oldukça yetersiz kalmasidir. Anderson'a göre her teorisyenin burjuva kültürünün deiik kesimleriyle ikincil balarinin olmasi, farkli ulusal politik ortamlarda biçimlenmeleri birbiriyle badamayan teorilerin ortaya çikmasinda önemli bir etkendir. (Anderson, 1982:116).

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

153

temel savi, Marx'in yapitlarinda insan etkinliinin ön planda olduudur. Aybar'in bilinç konusundaki fikirleri tamamiyle bu yorumun bir uzantisidir. Bu noktada Aybar, Althusser'in öne sürdüü "epistemolojik kopukluk" varsayimina kukuyla bakmaktadir. Aybar'a göre ...Eski düünü biçimleri ile ilikilerini kestiklerini, Marx kendisi açiklar. Ama bu Marx'in 1845'ten önceki yapitlarinin çöp tenekesine atilmasi gerektii biçiminde elbet yorumlanamaz:.. Marx daha örenci olduu yillardan beri bir arayi içinde idi...Bu arayi onu sosyal olaylarin temelinde ekonomik nedenler yattii buluuna getirmitir. Eski açiklamalarini, ekonomik teorisine eklemlenen yeni kavramlarla açiklamitir. Örnein yabancilama bunlardan biridir. Kaldi ki terim olarak yabancilama Kapital'de de geçer...Marx'in yapitinda, etten kemikten somut insanlar bir filigran gibidir, ekonomik ilikilerin arkasinda hep insan görürsünüz. (Aybar, 1979: 68). Tematik ve felsefi açidan Aybar düüncesi, Marksizm'in hümanist yorumunun dünyada yayilmasinda önemli bir rol oynayan, Yugoslav Praxis grubu'nun24 düünsel çizgisiyle de oldukça önemli benzerlikleri içinde barindirmaktadir. Aybar'in Marx'a ilikin yorumlarinin odak noktasini oluturan, yabancilama, eyleme ve özellikle de bürokrasi gibi kavramlar, Praxis grubunun da temel tartima eksenini oluturmaktadir. Marksist - Leninist çizgi karisinda Marx'in hümanist antropolojisinin korunmasi amaci etrafinda yapilanan Praxis grubunun insanin öznel etkinliine yaptii vurgu felsefi açidan Aybar'in bu grupla en belirgin kesime noktasini oluturur.25 Sosyalist uygulamaya ilikin pratik kaygilarinin yanisira, bilimsellikle ilgili fikirleri Aybar'in Marx'i Leninist çizgiden farkli bir biçimde yorumlamasinda önemli bir etkendir. Aybar düüncesinde bilim ile ilgili görülerinin biri genel biri özel olmak üzere birbirine bali iki yönlü bir ilevi olduu iddia edilebilir: Bu anlamda, Marksizm ve bilim hakkindaki görüleri bir yandan onun Marksizm'i Leninist çizgi diinda yorumlama esnekliine -ki bu Aybar'in yukarida belirtilen bütün saptama ve analizlerinin referans noktasini oluturmaktadirtemel tekil ederken, dier yandan Leninizm'e ve Türk soluna getirdii eletirilerin önemli bir halkasini oluturur. Deikenlik ve zaman içindeki devinim, Aybar'in bilim konusundaki fikirlerinin özünü oluturur. Zira, Marksizm ve bilimsel sosyalizm ile ilgili düünceleri bu özün yansimalaridir. Bu çerçevede, Aybar düüncelerini u ekilde dile getirmektedir: ...bilimde mutlak olan ey, izafi mutlak olan ey, bilimin muayyen zaman içinde yakinin en yüksek derecesini tekil ettii hususundaki yargiyla bilimin sonsuzluu ve sonsuzluk içinde somuttan hareket ederek evrensele doru

24 1964 - 1975 arasinda yayimlanan felsefi bir dergi olan Praxis etrafinda toplanan bir grup Yugoslav Marksist kuramci daha sonralari Praxis grubu/filozoflari olarak anilacaktir. Grubun konu edindii temel sorunlar epistemoloji, etik, estetik ve sözkonusu dönemde Yugoslav Sosyalizmi'nin içinde bulunduu dönüüm sürecine ilikin sorunlardir. 25 Aybar'in bu dorultudaki yorumlari için, bkz. (Aybar, 1987:165-7); (Aybar, 1979:67-68.)

154

AYLN ÖZMAN

boyuna aamalar yaptii hususundaki yargidir...bilimsel bilgi, yani bilim dediimiz hamule sonsuzlua kadar daima kendisini gençletiren kendisini tamamlayan bir eyse, o zaman bizzat bilimin içerisinde de dialektik bir hareket var. Yani bir zaman bilim olan veriler, zamanla ... zaman içinde kendi zit unsurlari haline gelmektedir....Burada bilhassa üzerinde durmak istediim husus, bilimsellik mekanizmasinda itici, yaratici unsurun, çeliiden doan unsurun beeri dilde ifadesinin itiraz, bilimsel itiraz, "contestation" yani imdiye kadar elde etmi olduumuz bulgularla yetinmeyip yeni bulgular peinde olmamizdir. (Aybar, 1988c: 147, 150). Genel olarak bilim ve bilimsel düünceye ilikin bu görüler temelinde Marksist kuramin bilimsel kavranii Aybar için son derece önemlidir. Bu anlamda, Aybar Marx'in kuraminin kalin çizgide bilimsel olduunu kabul etmekle birlikte, bu kalin çizgilerin ince çizgi haline getirilmesinin bilimsellik bakimindan gerekli olduu görüünü savunmaktadir ki, bu görü kuaindaki sosyalistlerin büyük bir bölümüne o dönemlerde yabanci olsa da Bati'da Marksist kuramcilarin pek çounun temel çiki noktasidir. Aybar'a göre, ...tarihsel gelimeyi açiklayan tezleri...Marx'in ve Engels'in belirttikleri gibi birer ipucu ve yönerge niteliinde olup, yeni aratirmalar ve irdelemelerle derinletirilmesi gereken bilgilerdir. (Mumcu, 1990: 164) Marx'in öretisinin inceltilmesi sürecinde ise, Aybar'a göre dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, dialektiin bir irdeleme yöntemi olarak kullanilmasi ve doruluunun olaylar çerçevesinde sinanmasidir. Zira hereyi eletiren, eletirinin devinimin gerei olduuna inanan devrimci bir teorinin kendisini eletirinin diinda tutmasi olanaksizdir. (Mumcu, 1990: 139). Kukusuz böyle bir anlayi Marksist-Leninist çizgiye oldukça yabancidir. Aybar'a göre, bilim sosyalist etiketli ülkelerde yönetimi rasyonalize etmeye yarayan bir araç konumuna indirgenmi ve din haline dönütürülmütür ki, S.S.C.B.'nin yikilmasi ile birlikte bilimsel sosyalizmin böyle bir politik ileve hizmet ettii bizzat Marksistler tarafindan oldukça sik gündeme getirilmektedir. Bu anlamda, Aybar'a göre ...Hereyden önce "bilimsellik" iddialari eletirel gözle ele alinmalidir. Çünkü dikta rejimleri, doruluklari tartiilmasi gereken bu bilimsellik iddialarina bali olarak kuruluyor ve sürdürülüyor. Bilimsel sosyalizm teriminden balayarak Marksizm-Leninizmin bütün yasalari (!) tam bir yansizlikla gözden geçirilmelidir. Böyle bir incelemeden geçirilmedikçe bilimsel sosyalizm balii altinda sürdürülen uygulamalar yiinlarin aldatilmalari durumunun sürmesine yarayacak ve sosyalizm davasina yarar deil zarar verecektir. (Mumcu, 1990: 172). emalarin bilimsellii ve bilimin dayatmacilii savi temelinde yapilanan reel sosyalizmin çöküü, Aybar'in yillar önce dile getirmi olduu bu görü ve eletirilerinin hakliliinin en açik kanitidir. Bu çerçevede, Aybar'in görüleri ile Andre Gorz'un Sovyet sistemi çöktükten sonraki süreçte reel sosyalizme ilikin olarak vurguladii noktalardaki paralellik dikkat çekicidir.

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

155

Andre Gorz'a göre sosyalist ülkelerde bilimsellik, halkin ihtiyaç ve taleplerini öznel veya bilimsel olmadii gerekçesiyle reddetmenin ve halki uluslarasi ibölümünün buyruklarina boyun edirtme olanaklarinin Parti-Devlete sunulmasi ilevini görmütür. Toplumun adeta bütün organlari merkezi bir denetim salonundan yönetilen bir makina ekline dönütürülmü ve militarizasyonla birlikte giden bu rasyonallemeye kari direniler "küçük burjuva bireyciliinin" iaretleri olarak mahkum edilmitir. Sonuç olarak, Gorz'a göre sosyalizm kendini bütünlüklü bir bilimsel rasyonalizasyona yönelik sistem olarak kavradikça ölmü ve bu anlamda bireylerin özgürleme ve özerklik özlemlerindeki bütün balardan kopmutur. (Gorz, 1993: 69) Bilimselliin, sistemin sürdürülmesi açisindan yüklendii ilevin yarattii olumsuzluklar çerçevesinde, Gorz gibi Aybar'in da sonuç olarak vardii temel nokta, böyle bir düzenin sosyalizmin bireyin özgürlemesi idealinden gittikçe uzaklatiidir. Sosyalist düzen hereyden önce bilime dayandii için deil insancil, ahlaksal amaçlar güttüü için insanlarin umudu haline gelmitir. ...Amaç insanlarin özgürlüüdür (Mumcu, 1990: 176). Aybar'in bilimsellik ile ilgili fikirlerinin, TP içerisinde kendisine kari verilen beli önergede bilime ve bilimsel sosyalizme inanmadii iddialarina yol açabilecek kadar yadirganmasi, söz konusu dönemde Türk sosyalist hareketinde ve özellikle de TP içerisinde Marksist-Leninist çizginin göreceli hakimiyetinin doal bir yansimasi olarak nitelendirilebilir. Aybar, Türk sosyalist hareketi için oldukça önemli bir vakit kaybina neden olduu söylenebilecek bu hakimiyetin bir nedenini, yillar sonra, Türk soluna getirdii eletiri çerçevesinde u ekilde ortaya koymaktadir:

...Akilcilii zamaninda yaamadiimiz için, sonraki sistemleri özümlemekte güçlük çekiyoruz. Descartes bana göre doru ile varliin ayni ey olduunu ileri sürerek, çada maddecilie giden yolda bir köprü bai olmutur. Descartes'dan geçilmeden Kant'a Hegel'e ve Marx'a ulailmaz. Bizim sol'un esas zaafi da buradan ileri geliyor. Marksizm'i ematik kaliplar içine oturtmamizin nedenleri arasinda akilci düünce alikanliindan yoksun olmamiz da sayilmalidir. Gerçi Marksizm konusunda emacilik bizim diimizda tezgahlanmitir. Ama bunun Türk solu tarafindan hiç eletirisiz benimsenmi olmasi, gene de bilimsel düünce alikanliklarinin yabancisi olmamizdan ileri gelmektedir. (Aybar, 1988a: 25).

Sonuç yerine

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte, Türk sosyalist hareketinin geliimi açisindan oldukça önemli bir dönem noktalanmitir. 1960'li yillarda sosyalist solun hizli yükseliiyle balayan bu dönemde, TP'in sosyalist hareketin ekillenmesine ilikin oldukça önemli ancak birbiriyle çelikili iki önemli ilevi olmutur. Bu anlamda, TP bir yandan Türk siyasal hayatinda o güne kadar solda va-

156

AYLN ÖZMAN

rolan boluu sosyalist bir parti olarak doldurup, sosyalistler için düünsel ve eylemsel ortak bir platform hazirlarken, dier yandan parti içi çekimeler çerçevesinde, 1970'li yillarda sosyalist harekete damgasini vuran radikalizm, hizipleme ve bölünmelerin temelini hazirlamitir. Söz konusu dönemin sonlarina doru etkinliini yitiren sosyalist hareket, 1980'lere gelindiinde, 12 Eylül askeri darbesinin de yarattii hukuki ve siyasal yapilanma çerçevesinde, teorik ve pratik birliktelikten uzak ve bu anlamda, kitleleri çatisi altinda toplayabilecei örgütlenme temelinden yoksun bir nitelie bürünmütür. Türk sosyalist hareketine özgü iç dinamiklerin ve Türk siyasal hayatindaki gelimelerin ekillendirdii bu tablo, özellikle partileme çabasi içerisinde olan sosyalistleri yeniden örgütlenme ve birlik sorunuyla kari kariya getirmitir. Ancak birlik sorununun ötesinde, reel sosyalizmin çöküü ile birlikte, Türk sosyalist hareketi süreç içerisinde pek çok kazanimi beraberinde getirme potansiyelini içinde barindiran bir baka sorunla yüz yüze gelmitir. Bu, söz konusu döneme dein harekete oldukça yabanci olan yenileme sorunudur. 1980'li ve 1990'li yillarda, Türkiye'de sosyalist solun temelde bu iki eksen etrafinda ekillenen yeniden yapilanma süreci içerisinde Mehmet Ali Aybar'in mücadelesi çalima boyunca ele alinan düünce ve deerlendirmeleri iiinda devam etmitir. Birlik ve yeniden örgütlenmeye ilikin çalimalari ve çabalari bir parti örgütlenmesi temelinde somutlamamakla birlikte, Aybar'in yillar öncesinden reel sosyalizmin eletirisi üzerine yapilandirdii fikirleri, 1990'li yillarda kendine birleme temelinde yeni bir yol arayan sosyalist hareketin bugün geldii noktada pratie yansimaktadir. Sovyet tipi sosyalizmin ya da sosyalizmin bir biçiminin baarisizlia uramasi sonucu, sosyalist solun belirli fraksiyonlarinda hakim olan ortodoks çizginin artik sorgulanabilir bir boyut kazanmasi bu yansimanin balangiç noktasini oluturmakla birlikte, birleme tabaninin genilemesi balaminda birbirinin devami niteliinde olan Sosyalist Birlik Partisi'nin, Birleik Sosyalist Parti'nin ve Özgürlük ve Dayanima Partisi'nin kurulu süreçlerinde hakim olan kuramsal ve kavramsal çerçeve incelendiinde, belirli noktalarda Aybar düüncesiyle kesimeler olduu görülmektedir. Eski sosyalizm anlayiinin terkedilmesiyle birlikte, sosyalist hareketin düünsel eksenindeki kayma sonucu ortaya çikan en önemli öe özgürlükçülüktür. Burada, özgürlükçülük, çoulcu demokratik rejim çerçevesinde, insan haklarinin ve demokratik hak ve özgürlüklerin korunmasini içermekle birlikte, temelde insanin özgürlemesi projesi etrafinda ekillenmektedir. Bir baka deyile, yabancilamanin ailmasidir. (Bkz. Oluç, 1996: 404.) Bu anlamda, "odaina insani koyan solun"26 yeniden örgütlenme süreci, her alanda insan özgürlüünü

26 Birleme süreci çerçevesinde yapilan Çari'da solun evrensel deerlerine dikkat çekilerek bu, u ekilde ifadelendirilmektedir. "Ortak geçmiimizden gelen ve zaman zaman unuttuumuz solun evrensel ilkeleri bizlere yol gösterecektir. Milliyetçi deil evrensel dayanimadan yana eitlikçi, özel mülkiyeti mutlak kabul etmeyen; insanin temel ihtiyaçlarinin, kendisini gerçekletir-

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

157

amaç edinen, anti-militer ve anti hiyerarik bir temel üzerine oturtulmutur. Aybar'in sosyalizm anlayiinin balangiç noktasini oluturan bu çerçeve içerisinde, sik sik vurguladii insanin kendini gerçekletirmesi ve buna bali olarak ...odai "insan olan...insanin insani sömürmedii...halkin devleti gerçekten yönettii...zorunlu çalimanin yerini gönüllü çalimaya biraktii, üretim için harcanan zamanin gittikçe azalacai, dolayisiyla insanlarin bilime, sanata, felsefeye, spora elenceye ayiracaklari zamanin gittikçe çoalacai bir düzen olarak tanimladii sosyalizmin, bugün sosyalist örgütlenme tarihinde TP'ten sonra belki de ikinci bir çati olarak nitelendirilebilecek ÖDP'nin yaklaimiyla benzer bir nitelik taidii söylenebilir.27 nsan özgürlüünden yola çikarak alti çizilmesi gereken ikinci bir nokta, Sovyet sisteminin çökmesiyle birlikte, sosyalist tartimalarda ana eksenlerden birini oluturan örgütlenme sorunudur. Yukaridan aai, bürokratik bir örgütlenme modelinin sol deerlerle badamadiinin sosyalist hareket içerisinde çounluk tarafindan kavranmasi ve bu balamda, yerel insiyatiflere açik, tabana dayali bir mücadele örgütünün ön koul olarak gereklilii, yeniden yapilanma sürecinde oldukça sik vurgulanan olgulardan birini oluturmutur. (Bkz. ÖDP Tartimalari, 1996; ÖDP Kendini Anlatiyor, 1996). Kendisini bir kitle partisi olarak tanimlayan ÖDP'nin yapilanmasi Leninist parti modeline bir alternatif oluturmasa da, birleme sürecinde Leninist örgüt modeline getirilen eletirilerin ve yeni parti örgütlenmesine ilikin olarak gerekliliine çounluun inandii niteliklerin, kuramsal olarak eksiklikleri içinde barindirmi olmasina ramen 1970'li yillarda Aybar'in örgüt sorununa ilikin saptamalari ile belirli noktalarda örtütüü söylenebilir. Bu balamda, bir yandan Aybar tarafindan Leninist örgüt modeline getirilen eletirilerle paralellii, dier yandan ise, 1960'li yillarda TP içerisinde Aybar'a yöneltilen suçlamalarin temel gerekçelerinden biri olan hürriyetçi sosyalizm kavramsallatirmasina yapilan vurgu göz önüne alindiinda, solun birlik ve yenileme sürecinde faal olarak yer alan Aren'in genelde sosyalizm tanimlamasina, özelde ise örgüt modeline ilikin olarak dile getirdii görüleri, dikkat çekicidir. Aren'e göre, Leninist parti örgütlenmesi ile "... özgürlükçü-demokratik yeni bir sosyalizm deil fakat ancak Sovyet tipi bir sosyalizm kurulabilir. Çünkü bilindii üzere, tüm araçlar gibi partilerde yapacaklari ilere göre biçimlenirler. Nasil ki, kocaman bir balyozla küçük bir saat tamir edilemezse, çok disiplinli

mesine olanak verecek ekilde karilanmasi gerektiini savunan, kisacasi odaina insani koyan solun temel deerleri günün ihtiyaçlarina cevap verme gücüne sahiptir. (ÖDP Tartimalari, 1996: 20). Ayni eksen TP- TSP- TKP ve Sosyalist Parti'den ayrilan grup temsilcilerinin kuracaklari partinin ana hatlarini belirleyen Çari (1990) çerçevesinde u ekilde ortaya konulmutur: "....partinin, sömürüye, her türlü baski ve eitsizlie son vermeyi ve özgür insanlar toplumunu amaçlayacaini, bunun için de dorudan emekçilerin demokratik iktidarina dayanacaini, bütün çalimalarinda her zaman insani merkez alacaini ilan ediyoruz." (Aren, 1997: 11). 27 Bu konuyla ilgili olarak, bkz. (Oluç, 1996: 411); (ÖDP Programi, 1996: 4-5).

158

AYLN ÖZMAN

demir çekirdek bir parti ile de çada - özgürlükçü bir sosyalizm kurulamaz..." (Aren, 1997: 82). Çalimanin bainda da deinildii gibi, sosyalist tartimalari yönlendiren kavramsal ve kuramsal çerçeve deerlendirildiinde, bugün sosyalist hareketin 1960'lardaki durumundan oldukça farkli bir noktada olduu açiktir. Zira, yillardir Marksist kuram kapsaminda tartiilan pek çok sorun, Türk sosyalist hareketinin gündemine ancak 1990'li yillarda girebilmitir. Uzun yillar "aykiri bir ses" (Akar, 1989: 129) olarak algilanan Aybar'in sosyalizm anlayii çerçevesinde vurguladii temalar bugün sosyalist hareket içerisinde süregelen tartima alanlari ile pek çok noktada benzerlikleri içinde barindirmaktadir ki, bu durum Türkiye'nin pek çok alanda kari kariya kaldii "geç yaanmiliin" sosyalist hareket içerisinde en azindan Marksist - Leninist kanat açisindan bir diavurumu olarak ancak reel sosyalizmin çöküü ile ortaya çikmitir.

KAYNAKÇA

Akar, Atilla (1989) Bir Kuain Son Temsilcileri. "Eski Tüfek" Sosyalistler. letiim Yayinlari, stanbul. Althusser, Louis (1969) For Marx. Penguin, Harmondsworth. Anderson, Perry (1982) Bati'da Sol Düünce. Birikim, stanbul. Aren, Sadun (1993) TP Olayi (1961-1971). Cem Yayinevi, stanbul. Aren, Sadun (1997) Sosyalizmin Yeni Yolu Üzerine. Gelecek Yayinlari, Ankara. Aybar, Mehmet Ali (1945a) "Gerçek Hürriyet Rejimi Yolunda," Vatan, 24 Austos-13 Ekim. Aybar, Mehmet Ali (1945b) "Kait Üzerinde Demokrasi", Vatan, 24 Austos. Aybar, Mehmet Ali (1945c) "Romantik ve Mücerret Demokrasi," Vatan, 7 Eylül Aybar, Mehmet Ali (1945d) "Bir Gün Sabah Olursa," Vatan, 13 Ekim. Aybar, Mehmet Ali (1946) "Yeni Dünya," Gün, 13 Ekim. Aybar, Mehmet Ali (1947a) "stiklal Savalari Türkiye'sine Yarair Bir Di Politika stiyoruz," Hür, 15 ubat. Aybar, Mehmet Ali (1947b) "Sa, Sol", Hür, 22 ubat Aybar, Mehmet Ali (1948) "Dosta Dümana Beyanname," Zincirli Hürriyet, 5 ubat. Aybar, Mehmet Ali (Tahsin Hüsnü) (1952) "Milli Kültür Dümani Yabanci Yayinlar", Yeditepe, 1 Ekim. Aybar, Mehmet Ali (1968) Baimsizlik Demokrasi Sosyalizm Seçmeler 1945-1967. (der.) Kemal Sülker ve Turhan Tükel, Gerçek Yayinevi, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1973) 12 Mart'tan Sonra. Sümer Matbaasi, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1979) Marksizmde Örgüt Sorunu Leninist Parti Burjuva Modelinde Bir Örgüttür. Yaylacik Matbaasi, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1987) Neden Sosyalizm?. BDS, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1988a) TP Tarihi 1. BDS, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1988b) TP Tarihi 2. BDS, stanbul. Aybar, Mehmet Ali (1988c) TP Tarihi 3. BDS, stanbul.

MEHMET AL AYBAR: SOSYALST SOLDA 40'LARDAN 90'LARA BR KÖPRÜ

159

Belge, Murat (1985a) "Türkiye Cumhuriyeti'nde Sosyalizm (1960'tan Sonra)," Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi. letiim, stanbul. Belge, Murat (1985b) "Türkiye çi Partisi," Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, letiim, stanbul. Belge, Murat (1987)."Sol," Geçi Sürecinde Türkiye içinde. (der.) rvin Cemil Schick ve Erturul Ahmet Tonak, Belge Yayinlari, stanbul. Belge, Murat (1989) Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek. Birikim, stanbul. Belli Mihri (1970) Yazilar. Sol, Ankara. Çulhaolu, Metin (1997) Bin Yil Eiinde Marksizm ve Türkiye Solu. Sarmal Yayinevi, stanbul. Divitçiolu, Sencer (1967) Asya Üretim Tarzi ve Osmanli Toplumu. stanbul Üniversitesi ktisat Fakültesi Yayinlari, stanbul. Eroul, Cem (1970) Demokrat Parti (Tarihi ve deolojisi). Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayinlari, Ankara. Gorz, Andre (1993). Kapitalizm Sosyalizm Ekoloji: Yönetim Bozukluklari. (çev.) Iik Ergüden, Ayrinti Yayinlari, stanbul. Gönlübol, Mehmet ve Haluk Ülman (1986) "kinci Dünya Savaindan Sonra Türk Di Politikasi: Genel Durum" Olaylarla Türk Di Politikasi, Cilt I: (1919-1973), Cilt II: (1973-1983). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayinlari, (6. Baski), Ankara. Kaldelj, Edward (1978) Democracy and Socialism. Londra. Koçak, Cemil (1995) "Siyasal Tarih (1923-1950)," Türkiye Tarihi 4. Cilt, (yay. yön.) Sina Akin, Cem Yayinevi, (4. Baski), stanbul. Kolakowski, Lezsek (1978) Main Currents of Marxism, 3. The Breakdown. Oxford University Press, Oxford. Küçükömer, dris (1969) Düzenin Yabancilamasi. Ant, stanbul. Lipovsky, Igor P (1992) The Socialist Movement In Turkey 1960-1980. E.J. Brill, New York. . Luxemburg, Rosa (1989) Siyasal Yazilar . (çev.) Zafer Üskül, Verso, Ankara. Mumcu, Uur (1990) Aybar le Söylei Sosyalizm ve Baimsizlik. Tekin Yayinevi (2. Baski), Ankara. Oluç, Saruhan (1996) "Biz Devrim stiyoruz," Yeniden, ubat; ÖDP Tartimalari içinde. Alan Yayincilik, stanbul, 1996, s.402-11. ÖDP Kendini Anlatiyor,Partileme Süreci, Ütopya, Sorunlar Öneriler (1996) (röp.) Belgin Demirer, Güncel Yayincilik, stanbul. ÖDP Tartimalari (1996) Alan Yayincilik, stanbul Özgürlük ve Dayanima Partisi Program & Tüzük (1996) Mart Matbaacilik Sanatlari Ltd. ti., stanbul. Sosyalist Devrim Partisi Tüzüü (1978) Güryay Matbaacilik, stanbul. Türkiye çi Partisi Tüzüü (1967) Ulusolu Matbaasi (6. Baski), Ankara. Tunaya, Tarik Zafer (1952) Türkiye'de Siyasi Partiler 1859-1952. stanbul. Yetkin, Çetin (1970). Türkiye'de Soldaki Bölünmeler 1960-1970. Toplum Yayinlari, Ankara. Zürcher, Erik Jan (1995) Modernleen Türkiye'nin Tarihi. letiim, stanbul.

160

s

Mehmet Ali Aybar: A link in the socialist movement from 1940s to 1990s

Mehmet Ali Aybar (1908-1995) who was the chairman of the Turkish Worker's Party (1962-1970) and the Socialist Revolution Party (1975-1979) has been one of the leading figures of the Turkish Socialist Movement. His ideas were principally based on the criticism of the Marxist-Leninist ideology which has been among the most influential currents of thought during the heyday of Turkish socialist movement, between 1960-1980. His opposition to Leninism and Soviet Socialism was on the grounds of the fact that Leninist systems or ideologies had threw overbroad the entire humanistic legacy of Marx's philosophy. Having such an anti-Soviet stance, Aybar's major concern has been the formulation of a different model of socialism which would have its roots in the special features of Turkey's social and economic conditions. His conceptualization such as smiling socialism, liberitarian socialism and his criticisms of the Leninist party model were all the products of such an effort. Aybar has been very much opposed by the pro-Soviet socialists of his time specifically after his condemnation of the Soviet invasion of Czechoslovakia in 1968 and his emphasis on human freedom as the major source of conflict in Turkish society. Today, It can be asserted that Aybar has been one of the figures whose views and evaluations covered many points that has been started to be disscussed by many factions of the socialist movement with the aim of expanding their theoretical horizons and rescuing Marxism from its dogmatic rigidities during late 1980's and 1990's due to the profound effects of 12th September 1980 coup d'etat and the fall of communism in Soviet Union. This study focuses on Aybar's views and conceptualizations related to Turkish socialism as well as his interpretations on Marxist theory with the aim of shedding some light onto his theoretical and practical contributions to the Turkish socialist movement and detect the interconnections of his ideas with some currents of thought within the framework of Western Marxism.

161

Çok-partili rejime geçerken sol: Türkiye sosyalizminin unutulmu partisi*

Özgür Gökmen**

Demokrasiden korkanlarin asil korktuklari demokrasi deil, bizzat halkin kendisidir. Çünkü halk kütleleri iktidari ele alirsa hususî ve ahsi menfaatleri yerine geni kütlelerin menfaatleri ve haklari yürürlüe girecektir. Bu ise inhisarci ve istismarci zümrelerin ve gruplarin asla iine gelemez. Onlar kendilerine yetecek miktarda bir demokrasiye her zaman taraftar, daha fazlasina yani halkin faydalanabilecei bir demokrasiye her zaman aleyhtar kalirlar. "Biz Demokrasiden Korkmuyoruz", Adilolu [Esat Adil Müstecabliolu], Gerçek, 9 Temmuz 1946

Türkiye'de tek-parti sistemi terkedilirken ortaya çikan nisbî özgürlük ortaminda yaananlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin temel sürekliliklerinden birini gözler önüne serer. Sol kanadi olmayan bir çok-partili sistemin temelleri bu kisa sürede atilir. Milli ef rejimi kendi stratejisi gerei siyasal alanin sola da açilacai izlenimini yaratmi; ancak, hukuksal, siyasal ve ideolojik tavir alilariyla çok geçmeden asil niyetini belli etmitir. Aaidakiler sol açisindan bu sürecin temel dönüm noktalarini siralamak ve kisa bir süre de olsa faaliyet gösteren dönemin sol partilerinden bugüne dek hep bir köeye itilmi, unutulmu olan Türkiye Sosyalist Partisi'nin (TSP) taidii önemi vurgulayabilmek diinda bir iddia taimamaktadir. Türkiye'de 2. Dünya Savai sonrasinda çok-partili rejime geçi döneminin temel niteliklerini belirleyen "liberalleme süreci" olarak adlandirilabilecek siyasal gelimeler, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) 10 Mayis 1946'da toplanan Olaanüstü Kurultayi ile doruk noktasina ulair. 1944 Mart'inda Varlik Vergisi'nin kaldirilmasinda ilk izleri görülebilecek olan bu süreç, 1944 Eylül'ünde Varlik Vergisi'ni eletiren yayinlarindan ötürü süresiz olarak kapatilan Tasvir-i Efkar, Vatan ve Tan (Topuz, 1996: 97) gazetelerinin 22 Mart 1945 günü yeniden yayimlanmalarina izin verilmesiyle bir ivme kazanir.1

(*) Bu metin, büyük ölçüde, Eylül 1997'de ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne sunulan A Litmus Test of the "Liberalization Process" in the Transition Period to Multi-Party Regime: The Turkish Socialist Party balikli yüksek lisans tezinin gözden geçirilerek kisaltilmi bir bölümüne dayanmaktadir. Bana dönemle ilgilenme fikrini veren Murat Gültekingil ile çalimaya balarken yol gösteren ve aksi takdirde ulaamayacaim belgeleri sunan Mete Tunçay'a teekkür ederim. (**)ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 1 Ahmet Emin Yalman (1974: 8) yayincilar olarak tekrar basin hayatina dönebilmek için bir dilekçe kaleme aldiklarini ve Ankara'da Babakan ükrü Saraçolu ile görütüklerini nakleder. Adi geTOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

162

ÖZGÜR GÖKMEN

Koçak'in (1996: 548) "tam da San Francisco Konferansi öncesinde, hiç olmazsa, Batili devletler nezdinde, basina kari daha liberal bir tutum takilinacainin bir iareti" olarak deerlendirdii bu gelimeyi demokrasi kavrami üzerinde dönen bir tartima izler. "Yalnizca genel olarak demokrasiye dair sözler edilmez," ayni zamanda, "Bati'daki demokrasi kavrami gözden geçirilir ve yeniden tanimlanir". (Üstüner, 1993: 112, 119) CHP rejimine muhalif yayinlar yapan Yalman'in Vatan'i ile Serteller'in Tan'i bu tartimada merkezi bir rol oynar. Esat Adil Müstecabliolu [Müstecabi] Tan'da, Mehmet Ali Aybar Vatan'da yazdiklariyla bu tartimaya katilirlar.2

Olaanüstü Kurultay'a giden süreç

Milli ef smet nönü'nün, M. ehmuz Güzel'in (1997: 53) "liberallemenin ilk belirtilerinin resmi iareti" diye niteledii, savain dayattii baskilar azaldikça demokratik ilkelerin ülkenin siyasal ve kültürel hayatinda tedricen daha geni bir yer tutacaini dile getirdii mehur 19 Mayis 1945 nutkunu ("Milli efimizin Gençlie Hitabi", Cumhuriyet, 20 Mayis 1945) CHP'nin tarihinde ilk defa aday göstermedii ara seçimler izler.3 Pan-Turancilikla gizli bir bai olduu iddia ediçen gazeteler, 22 Mayis 1940'da kabul edilen Örfi dare Kanunu uyarinca 23 Kasim 1940'da ilan edilen Örfi dare tarafindan kapatilmitir. 2. Dünya Savai nedeniyle yürürlüe giren kanun, ancak savain bitiminden iki yil sonra 22 Aralik 1947'de, bahar aylarinda selefi Recep Peker'in dier anti-demokratik kanunlarla birlikte hâlâ gerekliliklerini savunuyor olmasina ramen (Karpat, 1959: 185) Hasan Saka Hükümeti'nce kaldirilmitir. (Karpat, 1959: 211n.47; Ahmad ve Ahmad, 1976: 39; Güzel, 1993: 281n.7) "Bu idare ekli hükümete memleketin emniyeti bakimindan diledii tedbiri almasi hususunda tam yetki veriyordu. Türk basininin en mühim kismi stanbul'da bulunduu ve basin, politika bakimindan, çok önemli bir kuvvet olduu için böylesine geni bir yetki siyasi maksatlarla kullanilabilirdi ve nitekim çou defa kullaniliyordu da." (Karpat, 1959: 144) CHP Hükümeti, sava boyunca ve sonrasinda "muhalif basin"i susturmak için, halihazirda "komünizm ve anarizm ile Saltanatin ya da Halifeliin yeniden kurulmasina yönelik propagandayi yasa dii sayan" ve 50. maddesi ile "memleketin genel politikasina dokunacak yayindan dolayi Bakanlar Kurulu karariyla gazete ve dergilerin kapatilabileceini" hükme balayan 1931 tarihli Matbuat Kanunu'nun yetersiz kaldii yerlerde Örfi dare Kanunu'ndan istifade etti. (Weinberger, 1950: 138; Topuz, 1996: 100; Yalman, 1947: 51) stanbul, Kocaeli ve Trakya'da ilan edilen Örfi dare özellikle 1946 yilinda "aydinlar ve sol üzerinde `Demokles'in Kilici' görevi"ni yerine getirecektir. (Güzel, 1993: 298n.10) 2 Rejimin Vatan ve Tan'in yayinlarina kari tavri, Babakan Saraçolu'nun "siyasi görüleri farkli sandiimiz bu iki gazete muhalefette birleti," (Ayin Tarihi, Eylül 1945) beyanati ile belirginleir. Tan "komünist eilimleri", Vatan ise "yabanci sermayenin çikarlarini savunmak" nedeniyle itham edilmekle kalmaz, Rasih Kaplan her ikisinin de "Yahudi" olduunu iddia eder. (Karpat, 1959: 149n.36) Yalman ve Serteller için ayrica bkz: Berkes (1997: 350-2) Tevfik Rütü Aras ve Hüseyin Avni Ula gibi "ünlü"lerin yanisira, Faris Erkmen, Abidin Nesimi gibi sosyalistlerin de birer program yayimlayarak aday olduklari (Nesimi, 1977: 212; Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi 6, 1988: 1934) 17 Haziran 1945 günkü seçimler, her ne kadar CHP aday göstermemi de olsa, iki turlu seçim sisteminin kaçinilmaz bir sonucu olarak (Koçak, 1996: 557; Karpat, 1959: 144) tamami CHP'li adaylarin meclise girmesi ile sonuçlanir. Bu seçimlerde adaylar arasinda içilere de rastlanir. (Güzel, 1997: 65-6)

3

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

163

len "milli zenginler"den Nuri Demira'in (Güzel, 1997: 50) Hüseyin Avni Ula ile birlikte ara seçimler döneminde kurduu ve Üsküdar sirtlarindaki yalisinda gazetecilere verdii ziyafetlerden dolayi "Kuzu Partisi" adiyla anilagelen Milli Kalkinma Partisi'ni pek de kaale almadii açik olan Milli ef, 1 Kasim 1945 tarihli meclisi açi konumasinda "gerçek bir muhalefet"in yokluundan dem vurur4 ve basina, siyasal derneklere, emniyet güçlerinin selahiyetlerine dair anti-demokratik yasalarin kaldirilacai ve tek dereceli seçimlere geçilecei "müjde"sini verir. (Cumhuriyet, 2 Kasim 1945) Milli ef'e göre, demokrasinin milletlerin tümüne özgü ilkeleri olduu gibi, her milletin karakterine ve kültürüne özgü ilkeleri de vardir ve Türk milleti kendi karakterine özgü demokratik ilkeleri gelitirmek zorundadir.5 Milli ef önderliindeki iktidar, Türk milletine özgü demokratik ilkeleri sola kapali bir biçimde nasil gelitireceini aslinda Sabahattin Ali-Nihal Atsiz Davasi döneminde tertip edilen "3 Mayis 1944 Olaylari" ile göstermeye balamitir. ktidarin demokrasi anlayiinin ne olduu/olacai ilkinden daha büyük çapli bir tertiple su yüzüne çikar. Bu ayni zamanda 1946 sonlarinda sola kari takinilacak tavrin da bir habercisidir.

Sola kari "baskin"

"Liberalleme süreci" dorua ulairken Örfi dare'nin varliina ramen 4 Aralik 1945 günü yaanan "Tan Baskini", Tan ve Vatan arasinda kurulduu söylenen "ortak muhalefet cephesi"ni (Karpat, 1959: 147) daitir. Serteller'in Demokrat Parti'nin (DP) müstakbel kurucularindan da yazi alacaklarini ilan ettikleri, yazar kadrosu içinde Serteller'in yanisira Tevfik Rütü Aras, Cami Baykut, Pertev [Naili] Boratav, Behice Boran, Berkesler, Hulusi erif, Adnan Cemgil, Esat Adil Müstecabliolu ve sair adlarin da bulunduu Görüler'in 1 Aralik günü yayimlandii göz önünde bulundurulunca, "baskin"in Tan'dan çok Görüler'i susturmak ve dolayisiyla Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) "leri Demokrat Cephe4 1930'da Serbest Cumhuriyet Firkasi ile ayni dönemde gerçekleen dier iki parti giriiminin kaderleri göz önünde bulundurulunca, CHP'nin ancak kendi içinden çikacak bir muhalefeti isteme/"ciddi"ye alma niyetinin yeni olmadii daha anlailir olacaktir. Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisi'ne "komünist temayülü" göstermesi nedeniyle faaliyet izni verilmemi, Ahali Cumhuriyet Firkasi ise üç ay açik kalabilmitir. Bu iki parti için bkz: (Türkiye'de Siyasî Dernekler II, 1950: 85-104); Tunaya (1995: 635-38); Akkerman (1950: 43-4); Tökin (1965: 75); Sülker (1955: 28-9). 5 "Sinif, cins ve imtiyaz"in bulunmadii Türkiye'de, hakim zihniyetin milletin özgüllüü ve demokratik ilkelere dair en çarpici açiklamalarindan biri, Atatürk ile nönü'nün ardindan CHP'nin üçüncü ideolou sayilabilecek olan Recep Peker'ce 13 Mayis 1935 tarihli Kurultay toplantisinda "yeni program konuulmaya balanirken prensiplerin ana çizgilerini aydinlatmak üzere" yaptii konumada özlü bir ekilde dile getirilmitir: "Demokrasi bir nas, bir ayet deildir. Bir ruh, bir espri ve bir manadir. Yapilan iler akil denilen bir süzgeçten geçirildikten sonra muhit denilen bir icaba uydurulduktan sonra tatbik edilirse fayda verir, kök tutar. Zigana dainin üzerine portakal aaci dikilmez." (abç) (C.H.P Genel Sekreteri R. Peker'in Söylevleri, 1935: 23) .

164

ÖZGÜR GÖKMEN

si"ni yikmak için tertip edildii düünülebilir.6 Dönemin bir dier tanii Abidin Nesimi de, benzeri bir ekilde, Tan'in güme gittiini, tertibin asil hedefinin [Mareal Fevzi Çakmak'in da içinde bulunmasi düünülen] bir sosyalist parti kurma peinde olan Cami Baykut'un yayimladii Yeni Dünya olduunu nakletmektedir. (Aktaran Akar, 1989: 149; Aktaran Güzel, 1997: 74) Nesimi'nin 8 Ekim 1946'da o dönem TSP üyesi olan Alaattin Hakgüder'e yazdii mektupta, 1945 sonrasinda sosyalist parti kurmak üzere bulunulan giriimler, program ve yayincilik hazirliklari ve "Milli Hükümetin ilk Dahiliye Vekili, Müdafaa-i Hukuk tekilatinin müessisi" olmasi itibariyla "gerek Türkiye, gerek dünya mikyasinda bir otorite"si olan Cami Baykut'un bunlarla olan ilgisi ayrintili bir ekilde anlatilmaktadir. (Aktaran Tevetolu, 1967: 550-2) Tan'in yanisira Yeni Dünya, Fransizca yayin yapan La Turquie, Ermenice yayimlanan Nor Or [Yeni Gün] gazeteleri ve Gün dergisi "susturulur"; ABC ve Berrak kitabevleri tahrip edilir. Dönemin en gelimi alet edevatina sahip olan Tan matbaasi yerle bir olur. Görüler bir daha yayimlanamaz. Yeni Dünya'nin yayincilarindan biri de 1946 Mayis'inda TSP'nin kurucusu ve Nor Or'un yayincisi Avedis Aleksanyan'la birlikte partinin merkez icra komitesi üyesi olacak Esat Adil'dir. lk sayisi 3 Kasim 1945'te yayimlanan Gün, TSP'nin kurulmasiyla birlikte partinin yayin organi haline gelecektir. (Topuz, 1997: 98; leri, 1985: 41; "Türkiye Sosyalist Partisi NizamnameProgram", Yeni Sabah, 28 Haziran 1946) "Baskin" amacina ulair: Cami Baykut parti kurma sevdasindan vazgeçer; Görüler'in yayimlanmasinin ardindan derginin kapaindaki "mecmuamiza yazi yardimlari vadedenler" listesinde adlari ilk dört sirada geçen ve bunu hemen tekzip eden "Demokratlar", Serteller'le, daha geni yorumlanacak olursa, "sol" ile aralarinda ortak bir muhalefet cephesi kurulmadiini/kurulmayacaini ilan ederler. Rejim "milletin kendine özgü karakteri" ile uyum içinde gelitirilecek olan demokrasi anlayiinin sinirlarini ilan etmitir. Sol bu sinirlar içerisine sokulmayacaktir. çinde Karpat'in (1959: 371-86) "kültürel irtica" olarak tarif ettii ain piecei "Cadi Kazani" ABD'den önce Türkiye'de kaynamaya balar. (Berkes, 1997: 395-6; Timur, 1991: 86, 120-1n.45, 121n.46)7

6 Dönemin taniklarindan biri olan Rasih Nuri leri 1988'de Atilla Akar'a "leri Demokrat Cephe"nin yikilmasinin amaçlandiina dair bir açiklama yapmi ve meselenin daha ziyade "Görüler Olayi" olduunu söylemitir. (Aktaran Güzel, 1997: 74) 7 Çok-partili rejime geçerken CHP iktidarinin sola kari "mücadele"si ile bu dönemde hakim olan ve bu hakimiyetini yillarca sürdürecek olan McCarthyci zihniyeti özlü bir ekilde çözümleyen Taner Timur'un (1991: 75-87) yazdiklari, belki elinizdeki metni gereksiz kilacak kadar, açiklayici. 4 Aralik 1945 tertibi için ayrica bkz: Sabiha Sertel (1969: 277-352); Berkes (1997: 319, 354-6); ("Halil Lütfü Dördüncü'nün Açiklamasi", Yeni Gazete, 7-9 Mayis 1967). Döneme dair, Serteller'in ve Cami Baykut'un savunmalari ile Zekeriya Sertel'le "baskin" üzerine 1975 yilinda yapilmi bir söylei metninin de aktarildii bir baka taniklik için bkz: Va-Nu (1997: 64-98).

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

165

Sinif esasina dayanan partilere izin veriliyor

Yollarini ayiran "Demokratlar"in partilerini kurmadan bir gün önce 6 Ocak 1946'da CHP yanlisi Akam gazetesinin "Arada Bir" balikli sütununda "Demokrat" imzasi ile bir yazi yayimlanir: "Sol Kanadimiz Açiktir". CHP'nin ve meclisin sol kanadinda açik bir alan bulunduunu yazan "Demokrat", bu alani dolduracak sosyalist partilere duyulan ihtiyaci tartiir. Ayrica "liberalleme süreci"nin böyle partilerin kurulmasina elverecek yolu açacaini "öngörmeyi" de ihmal etmez. (Demokrat, "Sol Kanadimiz Açiktir", Akam, 6 Ocak 1946) Akam'da "Demokrat" imzasi ile yazan, büyük bir olasilikla, gazetenin sahibi olan ve Milli ef'e yakinlii ile taninan, daha sonra 1947-50 yillari arasinda Hasan Saka ve emsettin Günaltay hükümetlerinde Hariciye Vekillii yapacak olan Necmeddin Sadak'tir. CHP taraftari gazetelerde o dönem boyunca yayimlanan bayazi ve fikralarin kabaca yapilacak bir tahlili bile, bunlarda dile getirilen fikirlerin CHP rejiminin sahip olduu fikirlerle hisimliklarini gözler önüne sermekle kalmayacak; ayni zamanda, rejimin kendine yakin bulduu kiilerin kalemi marifetiyle muhtemel gelimeleri de ilan ettiini düünmemize neden olacak ipuçlarini salayacaktir.8 Bu nedenle, Mayis ayinda toplanacak Olaanüstü Kurultay'da cemiyetlere dair alinacak kararlarin bilgisine önceden sahip olduu düünülebilecek Sadak'in yazdiklari, yazarin "hüsnü niyeti"nin ötesinde, CHP'nin Kurultay'dan dört ay önce sosyalistlere yaptii açik bir davet olarak deerlendirilmelidir. Olaanüstü Kurultay'dan önce Babakan Saraçolu'nun gruba verdii izahat basinda yer alir. Kurultay'da tek dereceli seçim, sinif esasi üzerine cemiyetler kurmak ve parti tüzüündeki deimez bakan maddesini deitirmek meseleleri görüülecektir. (Akam, 27 Nisan 1946) Milli ef'in Olaanüstü Kurultay daveti, Türkiye'nin "demokratik sistemi" gelitirmek yolunda önemli kararlar al8 "Demokrat" imzasinin DP kurulduktan sonra "Halkçi"ya dönümü olmasi, yukarida anilan hisimlii ortaya koymasi bakimindan manidardir. Anilan yazidan bir hafta sonra "Arada Bir" sütununa bir hami düülür: "Yeni Partinin adi dolayisile iltibasa mahal kalmamak için `Demokrat' yerine `Halkçi' adini aldik. Özür dileriz." (Halkçi, Akam, 13 Ocak 1946) Sadak'in, bir CHP taraftari olarak, "liberalleme süreci"nde rejime dair yazdiklarinin iyi bir örnei için bkz: Sadak ("Türkiye'de Rejim Deimiyor, leri Gidiyor", Akam, 27 Austos 1945) Halkçi, ("Demokratlar Birleiniz!", Akam, 18 Temmuz 1946) 1946 seçimlerinden üç gün önce, hem nalina hem mihina vurarak birden fazla amaca hizmet eden bir yazi daha kaleme alir. Önce CHP'nin "gerçek muhalefet" görüünü destekleyecek bir biçimde Celal Bayar'a övgüler düzer: "Eer o [Celal Bayar] olmasaydi, C. Halk Partisi, aldii bütün kararlar ve deitirdii bütün kanunlarla muhalefet partisi adi altindaki çeit çeit garabetlerle kari kariya kimbilir daha kaç zaman idealinin gerçeklemesini beklerdi." (abç) Sonra da DP'nin solcu deil de saci olmasina ah ederek, DP'nin "gerilik unsurlari" ile parti adina "geri propagandalar"a giritiini ima eder. Bayar ve partisinin solcu olmamasi, "Bayar için de, memleket ve Halk Partisi için de" bir "talihsizlik"tir. DP yerine "solcu kanaatler besleyen bir parti çikabilseydi vatana en büyük hizmeti Moskova radyosunun çanina ot tikamak olurdu" diyen Halkçi, Moskova radyosunun yayinina atifla, vatan dümaninin CHP'yi yikmak için DP'lilerle birlemek istediini yazar.

166

ÖZGÜR GÖKMEN

manin eiinde olduunun "ilk iareti" olarak sunulur. ("Hazirliklar Tamamlanirken", Akam, 29 Nisan 1946) Akam'da memlekette sinif farkliliklarinin olduunu ve bunlari temsil edecek "sinifi tekilat"larin kurulmasinin hayirli olacaini vurgulayan yazilar yayimlanir. ("Müeyyideli Demokrasi", Akam, 2 Mayis 1946; "Firkalarin Farklanmasi", Akam, 9 Mayis 1946) Nihayet 10 Mayis 1946 günü Milli ef Olaanüstü Kurultay'da unlari söyleyecektir:

Partimizin programi, sinif esasi üzerine cemiyet kurulmasini menetmitir. Bu maddenin kaldirilmasini, tetkik edeceksiniz. Biz, kendi programimizda, sinif mücadelesini istemiyen ve sinif menfaatleri arasinda ahenk arayan esasta kalacaiz. Vatandalardan, sinif menfaatleri üzerine cemiyet ve parti kurmak isteyenlere, kanun yolile, mani olmayacaiz. ("Milli efin Kurultay'da Söyledii Tarihi Nutuk", Cumhuriyet, 11 Mayis 1946; Ayin Tarihi, Mayis 1946)

Böylece sosyalist partilerle birlikte sendikalarin da kurulmasina imkan verecek olan "Cemiyetler Kanununda bazi yasaklarin kaldirilmasi" da dahil olmak üzere Milli ef'in Olaanüstü Kurultay'da yaptii "teklifler" kabul edilir ve rejimin balangiçtan beri temel iddialarindan biri olagelmi "sinifsiz toplum" ilkesine taban tabana zit bir karar alinir.9 CHP'nin toplumsal siniflara ve bunlarin temsiline dair esas tavri, Seçim Kanunu tartimalari sirasinda nispi temsil sistemine dair görü bildiren Reat emsettin Sirer'ce dile getirilecektir.10 Memlekette toplumsal siniflarin varliinin CHP tarafindan kabulüne ramen, Sirer,

temsil nispeti hakkinda ileri sürülen bazi mütalaalara temas ederek, derin sinif tezatlariyle parçalanmi olan memleketlerin bir uzlama zarureti olarak kabul ettikleri bir ekle bizim gitmemiz için bir sebep ve zaruret olmadiini söylemi ve demitir ki: Temsil nisbeti asla düünmediimiz ve asla düünmeyeceimiz bir sistemdir. (abç) ("Millet Vekili Seçim Kanunu Kabul Edildi", Akam, 1 Haziran 1946)

Milli ef'in Olaanüstü Kurultay'da "teklif"lerini dile getirmesinden dört gün sonra TSP'nin kurulu dilekçesi "stanbul Valilii Delayetiyle" çileri Bakanlii'na sunulacaktir. Sosyalist bir partinin kurulabilmesini mümkün kilan Cemi9 CHP programinin, sinif esasina dayanan cemiyetlerle ilgili kaldirilan hükmünü içeren 22. madde metni öyledir: "Türkiye'de cins ve sinif ve rejional fikirleri koruma ve yayma, sinif mücadelesi uyandirma maksatlariyle cemiyet kurulamaz. Devlet, hususi idare ve Belediyelerle Devlete bali müesseselerden hizmet karilii aylik ve ücret alanlar bulunduklari vazifenin sifat ve hüviyeti ile cemiyet kuramazlar." Yurtta haklarini düzenleyen 4. maddenin C paragrafi da u ekilde deitirilir: "Milletvekili seçimlerinde tek dereceli seçim taraflisiyiz." (Akkerman, 1950: 40; Ayin Tarihi, Mayis 1946)

10 Bu konumayi Sirer'in yapmi olmasi bir rastlanti deildir. CHP ideolojisiyle ilgili olarak yaptii çalimalara dair Berkes'in aktardiklari (1997: 249-51) toplumsal siniflara ilikin fikirleri açisindan oldukça açiklayici.

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

167

yetler Kanunu'ndaki deiikliin 14 Mayis 1946'dan neredeyse tam bir ay sonra gerçekletirilecek olmasi, rejimin tavrinin bir göstergesi olmasi açisindan büyük önem taimaktadir.11 O güne dek olduu gibi, 1946'da da aslolan ne kadar demokratik olduklari epey tartima götürür olan kanunlar deil, CHP'nin kendi programina dayanan keyfi uygulamalaridir. Ocak bainda sosyalistlere yeil iik yakan Milli ef rejimi, Olaanüstü Kurultay'da alinan kararlari göz önünde bulundurarak Cemiyetler Kanunu'nda deiiklik yapilmasini beklemeden sosyalist bir parti kurmak için giriimde bulunan Esat Adil ve arkadalarinin müracaatini kabul etmitir. Cemiyetler Kanunu'nda deiiklik yapilmasini öngören tasarinin mecliste görüülmesi sirasinda, Adnan Menderes ve onu destekleyen Hikmet Bayur'un muhalif görülerine karilik vermek için kürsüye çikan, 1946 seçimleri sonrasinda Peker hükümetinde çileri Bakanlii yapacak ükrü Sökmensüer, varolan kanunun "en liberal zihniyete dayanan bir kanun" olduunu söyleyip muhtelif hükümlerin "bu memlekette en sa ve en sol mutaassib bir rejimin kurulmamasi hedef ittihaz edildii"nden kendi Emniyeti Umumiye Müdürlüü döneminde koyulduunu dile getirmitir. Menderes'in kürsüden DP adina konuabilmesini vaktinde alinan bu tedbirlere balayan Sökmensüer, kanun deiiklii öncesi parti kurulabilmesini de kanunun liberallii ile açiklar:

Ne liberal demokrat parti, ne sosyal demokrat parti, ne de imdi iittiimiz sosyalist parti bugün memlekette kurulamazdi. Demek ki gaye, esasli iki mutaassib rejimin [faist ve müfrit sol] kurulmamasini teminden ibaretti. ("Cemiyetler Kanununda Yapilan Deiiklikler", Cumhuriyet, 6 Haziran 1946)

"Sol" partiler

Gerçekten, "Kuzu Partisi"nin kuruluu izleyen dönemde 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu'nun varliina ramen, "engel olunmayan" birtakim "sol parti" giriimleri olmutur. Tunçay (1984: 1954) ikisi ciddi olmak üzere [TSP ve efik Hüsnü

11 Haziran 1946'da yapilan deiiklikle 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu'nun 9. maddesinin B, C ve F fikralari kaldirilmi, "Aile, cemaat, irk, cins ve sinif esasina veya adina dayanan (cemiyetlerin tekili yasaktir)" hükmünü içeren H fikrasi, "cins ve sinif (esasina veya adina dayanan)" kismi çikarilarak deitirilmitir. (Resmi Gazete, 14 Temmuz 1938, Kabul tarihi: 28 Haziran 1938, Kanun No: 3512; 10 Haziran 1946, Kabul tarihi: 5 Haziran 1946, Kanun No: 4919) leri'nin ("1946 Sendikacilii", Vatan, 26 Ocak 1978) aktardiina göre, hükümet önce Ceza Kanunu'nun 141. maddesi hükmünü tekrarlayan bir madde önermi, fakat daha sonra rejim, çileri Bakanlii Komisyonu'nca hazirlanan bir rapor uyarinca, sinif esasina dayanan partilerin yasaklanmasinin siyasal partilerin ve dolayisiyla çok-partili rejimin gelimesine engel olacaina hükmetmitir. (abç) Rejim, asil niyetinin sol partileri de içermek üzere çok-partili bir rejimin gelitirilmesi olmadiini ileride anilacak Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddelerini deitirerek gösterecektir. Devletin yüce menfaatini gözeten deiikliin gerekçesini inceleyen Özek'in (1968: 124-35) çalimasi, yapilan deiiklikle güdülen asil amacin ne olduunu gözler önüne sermesi bakimindan önemlidir.

168

ÖZGÜR GÖKMEN

Deymer tarafindan kurulacak Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'ni (TSEKP) kastederek] dokuz tane "sol" siyasal parti giriiminde bulunulduunu aktarmaktadir. Tunçay'a göre, TSP ve TSEKP diinda, kurulu tarihlerine göre, "pek bir varlik gösteremeyen" bu partiler unlardir: Sosyal Adalet Partisi (SAP),12 Çiftçi ve Köylü Partisi, Türk Sosyal Demokrat Partisi (TSDP), Türkiye Sosyalist çi Partisi (TSP), Türkiye çi ve Çiftçi Partisi (TÇP), Yalniz Vatan çin Partisi (YVP), Ergenekon Köylü ve Çiftçi Partisi (EKP). Yalman Vatan'daki (3 Temmuz 1946) bir bayazisiyla sosyalist parti sayisini, nedense, dört olarak göstermi; fakat, "ruh avi"na çikacaklarini iddia ettii bu partilerin adlarini anmamitir. Akkerman (1950: 54) Tunçay'in parantez içinde Turanci notunu dütüü EKP'in sosyalist deil, nasyonal sosyalist olduunu vurgular. YVP'yi içermeyen Tunçay'in "sol partiler" listesinde yer alan Liberal Sosyalist Parti ise hiçbir zaman kurulmamitir. Öte yandan TSP üyesi Hüsamettin Özdou da ahap Kivilcimli'ya yazdii 11 Austos 1946 tarihli bir mektubunda bu partinin adini anar:

"Neden iki tane Sosyalist Partisi vardir?" diyorsun. Bugün içi sinifinin partileri olduklarini iddia eden "Sosyalist Parti"leri senin tahmin ettiin gibi, iki tane deil hatta yedi tanedir. Sayiyorum: Türkiye Sosyalist Partisi, Türkiye Emekçi ve Köylü Sosyalist Partisi, çi Çiftçi Partisi, Türk Sosyal Demokrat Partisi, Sosyalist çi Partisi, Sosyal Adalet Partisi, Liberal Sosyalist Partisi'dir. Görüyorsun ya yedi tane parti vardir. (Aktaran Topçuolu, 1976a: 42; Aktaran Tevetolu, 1967: 553)

Özdou'nun ve ondan yillar sonra Tunçay'in andii Liberal Sosyalist Parti, büyük bir olasilikla 11 Mart 1946'da kurulan ve Temmuz 1946'da hakkinda Türkiye Sosyalist çi Partisi ile birleeceine dair haberler yayimlanan ("ki Parti Birleiyor", Gerçek, 8 Temmuz 1946) Liberal Demokrat Parti'dir. (Türkiye'de Siyasî Dernekler II, 1950: 183-98; Terziolu, "Cumhuriyet Devrinde Kurulan Siyasî Partiler", Cumhuriyet, 17 ubat 1961) Özdou unlari söyleyerek devam eder:

Bunlardan be tanesi zaten içi sinifinin davasinda rol oynayacak kabiliyette "Rehber bir kadroya" malik olmadiklari gibi, bu davayi ileri götürecek bir doktrin'e, bir "strateji"ye ve bir "taktik"e sahip deildiler. Bunlar daha ziyade dier "Burjuva" partileri tarafindan maskelenerek amele sinifinin "inkilapçi" hareketini önlemek için ileri atilmi bir tuzaktir. Programlari, beyannameleri ve son hareketleriyle, bunu pekala gösterdiler. (Aktaran Topçuolu, 1976a: 42; Aktaran Tevetolu, 1967: 553)

12 SAP kurucularinin 13 Eylül 1945'de Sosyal Demokrat Partisi'ni kurmak için yaptiklari müracaat çileri Bakanlii'nca bazi "noksanlara iaret edilerek" geri çevrilmi, kurucular bunun üzerine ideolojilerinin "arzulari hilafina anlailmamasini temin maksadiyle bir de gaye ve prensip izahi ilave" edip kurduklari siyasî partinin adini SAP'a çevirerek 28 ubat 1946 tarihinde yeniden müracaatta bulunmulardir. (Türkiye'de Siyasî Dernekler II, 1950: 129-30)

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

169

Özdou'nun dier partileri "içi sinifinin davasinda rol oynayabilecek kabiliyette" görmemesi, Tunçay'in bunlari ciddiye almamasi bouna deildir. TSP ve TSEKP diinda, programlari incelendiinde en hafif tabirle naif olduklari söylenebilecek olan bu partilerden SAP TSDP TSP TSP ve TSEKP ile birlikte seçimle, , , re katilmazlar. ("Sosyal Demokrat Parti Seçime Girmiyor", Cumhuriyet, 20 Temmuz 1946; "Seçim ve Partiler", Gerçek, 22 Temmuz 1946) Seçimlerden hemen önce YVP ve TSDP'nin yanisira, "C.H.P ile birlikte seçime itirake karar" verdii . ilan edilen ("Üç Parti C.H.P .'ne Siindi", Gerçek, 11 Temmuz 1946) üçüncü parti TÇP'nin kurucusu Etem Ruhi Balkan'in parti kurulurken stanbul Valilii'ne tüzük ile birlikte sunduu "deolojimiz" baliini taiyan bir sayfalik metin Özdou'nun söylediklerinin iyi bir kanitidir:

[deolojimiz] memleketimizin dünya gidilerine örnek alabilecei büyük milletlerin inkilaplarina ve tarihlerine bakarak ve onlara mukayese yaparak hem devlete, hem millete hayirli istikbal hazirlayacak refah ve saadet getirecek iler yapmaktir. Evvela unu söyleyelim ki, balarinda akilli uslu gemisinin kaptani olacak milletlerin burnunu kanatmadan milleti sahili selamete götürecek bir ba lazimdir. Allah onu bize vermitir. te smet nönü. Tam manasiyla bir ngiliz gentlemen'inden farki olmayan bu insan kadar içilere, çiftçilere ve bütün millete yardim elini uzatmi bu vatanda daha müstesna ahis görmedim. Eer Almanlarin Hitler gibi bir deli yerine balarinda bir smet nönü bulunsaydi, bu felakete duçar olmazlardi. Her türlü kaydi riyadan ari olarak bu benim mutlak kanaatimdir. (...) unu demek isterim ki, baimizdaki Milli ef bizim için Allah'in bir nimetidir. (Türkiye'de Siyasî Dernekler II, 1950: 335)

"deolojimiz" balikli bu metin, anti-komünistlii malum Fethi Tevetolu'nca (1967: 543) bile "dalkavukça" diye tarif edilmektedir. Bunun yanisira, TÇP kurucularindan bir dieri olan Salahaddin Yorulmazolu'nun [Salahattin Yorulmaz] partinin aksi fikrine ramen kuracai içi dernei ile güttüü amaç da "insancil bulunmakla beraber, sosyalist akima bali bulunmamakta, üstelik CHP kanadina yatkin görülmekte"dir. (Sülker, 1968: 27)

Bir tarafgirlik örnei

SSCB Bilimler Akademisi (1978: 19-20), TSP'yi de "sahte partiler"in içine katarak daha air bir yorumda bulunur:

Mayis-Haziran 1946'da Türkiye çi Çiftçi Partisi, Türkiye Sosyalist Partisi ve Türkiye Sosyalist çi Partisi kuruldu. Bu partilerin programlari, onlarin sahte demokratizmini ve reformculuunu kanitliyordu. Bu sirada tek ilerici yasal parti, 1946 Haziran'inda kurulan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) idi. Partinin lideri, Türkiye içi sinifi davasinin seçkin savaçilarindan Doktor efik Hüsnü Deymer'di. TSEKP'nin program ilkeleri, demokratizm, sosyalizm, yurtseverlik, enternasyonalizm, bari ve laiklii öngörüyordu (madde 1-5).

170

ÖZGÜR GÖKMEN

SSCB Bilimler Akademisi'nin Sovyetler'e "yakin" TKP'nin legale çikmi partisi olarak kabul edilen efik Hüsnü'nün TSEKP'si lehine tarafgirlik yapmasi çok da airtici deildir. airtici olan, yukarida aktarilan metinde Akademi'nin "tek ilerici yasal parti" diyerek övdüü TSEKP'nin program maddeleri olarak sunduu ilkelerin bu partiye deil, "sahte demokratizm ve reformculuk"la malul olduunu iddia ettii TSP'ye ait olmasidir.13 Akademi'nin yazdii "tarih" baka hatalar ve tarafgirliklerle de maluldur. leride anilacak "16 Aralik 1946 Harekati" ile kapatilan TSEKP'nin yerine [belki 1919'da efik Hüsnü önderliinde kurulan Türkiye çi ve Çiftçi Sosyalist Firkasi ile karitirarak] TSÇP adli varolmayan bir partiden sözeder; "53'ler" davasi olarak andii, 14 Temmuz 1948 günü sonuçlanan ("46 Komünistin Durumasi Dün Sona Erdi", Yeni Sabah, 15 Temmuz 1948; "Komünist Faaliyeti Yapanlar Mahkum Oldular", Vatan, 15 Temmuz 1948) yargilama sürecinin 1947 yazinda bittiini kaydeder; Harekatla kapatilan yayin organlarindan yalnizca TSEKP'ye yakin dergilerin [Ses, Söz, Sendika] adlarini anar; ayni yargilama sürecine tabi tutulan TSP'nin kapatildiindan söz etmez ve fakat öyle bir dipnotu düer: "Türkiye Sosyalist Partisi yöneticileri ve bu arada Esat A. Müstecabliolu da bu sirada tutuklandi, ancak kisa süre sonra serbest birakildi." (SSCB Bilimler Akademisi, 1978: 24) "Yerli sol"un önemli bir kisminin TSP'ye ve Esat Adil'e dair görü ve tavirlari da büyük ölçüde Akademi'nin tavrina benzerlik göstermektedir. Dönemin taniklariyla yaptii görümelerde, 1946'da TSEKP'ye üye olmu ya da sempati duymularin yaninda, Akar'in (1989: 85-8) konutuu iki TSP'liden Muammer Erol'un aksine artik efik Hüsnü'nün "hakli" olduunu düünen Behçet Atilgan, smail Bilen'in o dönemde Moskova Radyosu'nda TSP aleyhine bir konuma yaptiini hatirliyor. Ayrica yayimlanmami notlarinda, iki partiyi kiyaslarken Esat Adil'in hazirladii programin "Ovenist Sosyal Demokrat Program" olduunu söylüyor. Esat Adil'i "Türk sosyalizminin unutulmu adami" olarak niteleyen Cemil Meriç (1996: 193-4), hayiflaniyor: "Son `lke' dergisinde Türkiye'deki Cumhuriyet devri sosyalist partilerinin programlari sergilendi. Yalniz Esat Adil'in partisi yok." Gerçekten Türkiye Sosyalist çi Partisi'nin kuruluunu ilan ederek birlik çarisinda bulunan lke'nin Temmuz 1974 tarihli sayisinda, efik Hüsnü'nün 1919 ve 1946 tarihlerinde kuruculuunu üstlendii iki partinin yanisira, Hikmet Kivilcimli'nin "istihlak kooperatifleri"yle ünlü Vatan Partisi'nin de programlari vardir; fakat, TSP'den söz edilmez.14 "Osmanli mparatorluu döneminden 1980 öncesine kadar, yaadiimiz günlerin siyasal ortamini

13 Programlar için bkz: Türkiye Sosyalist Partisi (1946); Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (1946). TSP'nin nizamname ve programi Yeni Sabah'ta da yayimlanmitir. (26 ve 28 Haziran 1946) 14 Bugün de yayin kurulu ÖDP'lilerden müteekkil V Özgürlük dergisinin sol siyasal hafizayi canli tutmaya çalitii "Hafiza" sütununda TSEKP'nin kurulu tarihi anilirken, TSP "atlanmaktadir". (V Özgürlük, 1 Mayis ve 15 Haziran 1998)

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

171

da etkileyen bütün önemli akimlar, örgütler ve kiiler[in], temel görüleri, sinif mücadelesi içindeki yerleri, taktik ve stratejileri[nin]" ele alindiinin ve bu "tarihsel pratiin dersler çikarilmak üzere eletirildiinin" iddia edildii Akdere ile Karadeniz'in (1996: 9) kaleme aldiklari "eletirel tarih"te ise söz konusu dönem olduu gibi atlanmitir.

ki parti

1946'da solun neden iki parti etrafinda örgütlendii, bilinen en iyi örnei o dönem TSP üyesi olmu ve yazdiklari gerçekten bir bütünlük/tutarlilik arzetmeyen brahim Topçuolu (1977b, 1976b, 1976a) ile Rasih Nuri leri (1976) arasinda, daha çok TKP tarihine ve tarih yaziciliina ilikin olarak yaanmi sert tartimalara, karilikli suçlamalara konu olmu bir meseledir. TKP'ye yönelik "1929 Tutuklamasi"nda dört buçuk yil ceza alan (Sosyalist Kültür Ansiklopedisi 8, 1980: 1158) Özdou'nun yukarida anilan mektubuna dayanacak olursak iki parti arasindaki fark udur:

Ben imdi sana, benim dahil olduum "Türkiye Sosyalist Partisi" ile Dr. efik Hüsnü'nün Bakanlik ettii "Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi" arasindaki "farki ve ikilii" izaha çaliacaim. Sana bunu izah ederken dedikodudan mümkün mertebe sakinmak ve ii daha ziyade "nazari" olarak ispat etmek isterim. Benim fikrim u: Bugün memleket dahilinde beliren "Demokrat hareketlerden istifade etmek" ve bu hareketler esnasinda kitlelerin meydana çikaracai "inkilapçi elemanlarla" el ele vererek "harekatin genilemesine, büyümesine" çalimaktir. Bunun için eski sistem "grupçu, sekterci, dedikoducu" faaliyetimizi bir tarafa birakarak "muayyen ve aktif bir kadro kurmaya" ve bu suretle genilemek istidadinda bulunan (içi harekatini) tanzim etmeye çalimaliyiz ve bu hareketin bize muhazir olacak "birçok cereyanlari"ni desteklemeliyiz. te benim fikrim budur. Birçok senelerden beri yalniz arkadalar arasinda mücadele ile iktifa edip, "Sinif mücadelesini" unutan birkaç eleman, bu hareket tarzini bir türlü hazmedemediler ve yeni hadiselere uyamadilar. Çünkü, eski grupçu zihniyet onlari senelerce kasmi ve kavurmutur. Onlar birkaç kiiden baka, kimsenin inkilapçiliina inanmayacak kadar, kör bir zihniyetin pençesine atilmilardi (dümülerdi). Bunlar inkilapçiliktaki inhisarlarinda o kadar ileri gitmilerdi ki, nihayet bunu iddia ederken gülünç mevkiye de dümü bulunuyorlar. "Biz yirmi be senedir inkilapçiyiz, binaenaleyh inkilap hareketleri bizimle kaimdir" diyorlar. Ben inkilapçiliin sene ile tartildiini imdiye kadar hiç görmedim ve iitmedim. (aktaran Topçuolu, 1976a: 43)

TSEKP'ye yakin Rasih Nuri leri (1976: 56-9) ise, iki parti kurulmasinin temel nedenini, TKP içinde varolan muhalefetin -leri burada özellikle Mustafa Börklüce ve Hüsameddin Özdou'nun adlarini aniyor- efik Hüsnü'ye kari Esat Adil'in liderlii altinda toplanarak birlemesi ve kendi partilerini kurma giriimi olarak yorumluyor. Elimizde TSP'li Alaattin Hakgüder'e yazdii ayrintili bir mektup bulunan, TSEKP programini kendisi hazirlayan [ya da hazirlanmasinda büyük katkilari olan] (Atilgan; Tevetolu, 1967: 552), yazdiklariyla (Nesimi, 1979

172

ÖZGÜR GÖKMEN

ve 1977) ve iki partiye kari tavriyla belirli bir nesnel durua sahip olduu söylenebilecek olan Nesimi de, yillar sonra "efik Hüsnü'nün programi[ni] daha sol" kabul etmekle birlikte, Özdou'nun açiklamasini hakli çikaracak eyler söylemektedir:

Bu Türkiye Sosyalist hareketinin ilk örgütsel bölünmesi idi. Bunun nedenini "kariyerizm" ile açikliyor Nesimi, özellikle "efik Hüsnü'nün kariyerizmi" ile. Bir olay anlatiyor: "Size bir vak'a anlatayim. efik Hüsnü, Tünel'de Münir Selim'e rastliyor, bir parti kurma teebbüsüne geçeceini söylüyor. Münir Selim de ona, yahu doktor Türkiye, Amerika'nin peyki olma yolunda, bu durumda senin kuracain partiyi derhal kapatirlar, diyor. O da, biliyorum ama ne yapayim ki Esat Adil partiyi kurdu, benim kadrom nereden bakarsan bak otuz, kirk kii. Onlar da Esat Adil'in partisine girerlerse benim hayat-i siyasiyem tükenir, diye cevapliyor. Bence de efik Hüsnü, ikinci partiyi siyasî hayatinin tükenmemesi için kurdu." (Aktaran Akar, 1989: 150)

Nesimi'nin TKP'ye dair düündükleri de önemli görünüyor:

TKP'nin en büyük hatasi iç kuvvetlere dayanmami olmasidir. Bir matek'tir (yabanci), yani ithal bir tekilat olmutur. TKP Türkiye'deki sosyalist akimin kendi iç kuvvetlerine dayanarak ortaya çikmamitir. (Aktaran Akar, 1989: 150)

"Reformculuk ve sahtelik" ile itham edilen TSP ise, 1946'daki "nisbi özgürlük ortami"nda, sosyalist olmasi bir yana, "yerli", Türkiye'ye özgü bir sosyalizm anlayiina sahip olduuna dair önemli iaretler verir.

Türkiye Sosyalist Partisi

TSP 14 Mayis 1946'da avukat ve muharrir Esat Adil Müstecabliolu, avukat Macit Güçlü, kaynakçi ustasi hvan Kabaciolu, matbaa makine efi Aziz Uçtay tarafindan, 11 icra komitesi üyesi ile, kurulur.15 Partinin Genel Sekreteri olan Esat Adil, ayni zamanda parti nizamnamesinin 14 maddesi uyarinca kurulan üç önemli i bürosundan biri olan Siyasî Büro'nun efidir. Dier iki önemli i bürosundan Tekilat ve Tefti Bürosu'ndan Hüsamettin Özdou, Sendika ve Cemiyetler Bürosu'ndan Mustafa Börklüce [Sari Mustafa] sorumludur. ("Türkiye Sos15 Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nin 6. cildinde (1988: 1925) partinin Cemiyetler Kanunu deitirildikten sonra kurulduu kaydedilmitir. Sözü edilen deiikliin tarihi (Resmi Gazete, 10 Haziran 1946) ile partinin kurulu tarihinin farkli kaynaklarda kesin olarak yer aldii göz önünde bulundurulursa, bu anakronizmin basit bir ihmalin sonucu olduu ortaya çikacaktir. mzasiz olarak yayimlanan ve Esat Adil'e ait bir biyografi olan anilan metnin yazari, ayni metin (Karaca, 1996: 202-5) da yer aldii için büyük bir olasikla Emin Karaca'dir. Terziolu'nun (Cumhuriyet, 17 ubat 1961) verdii icra komitesi listesi de hatalidir. Gerçek'te yazan TSP üyesi Aziz Ziya [Siradalar]'in yayimlanmami notlarina göre Yeni Sabah'da ("Türkiye Sosyalist Partisi cra Komitesi", 28 Haziran 1946) yayimlanan listede adi geçmeyen Fehmi Yazici da icra komitesi üyesidir.

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

173

yalist Partisi Nizamnamesi", Yeni Sabah, 26 Haziran 1946; "Türkiye Sosyalist Partisinin Tekilatinin Esaslari Nedir?", Gerçek, 9 Temmuz 1946; Sülker, 1955: 46n.74) cra komitesi üyelerinden yukarida anilan Behçet Atilgan Gerçek yazarlarindan, Avadis Aleksanyan ise Nor Or'un sahibi. Bir dier üye, Nesimi'nin yukarida anilan mektubu yazdii iadami Alaattin Hakgüder ise parti görüleri uyarinca yayimlanmaya balayan Gün dergisi ile, ilk sayisi 21 Temmuz seçimlerinden hemen önce 9 Temmuz 1946'da piyasaya çikan Gerçek gazetesini finanse etmektedir.16 Parti görülerini Gün ve Gerçek ile yaymaya çaliir. Etienne Fajon'dan Esat Adil'in çevirdii siyasal mücadele, marksizm, devlet, devrim, demokrasi ve sosyalizm meselelerine dair broürler (Fajon, 1946c, 1946b, 1946a) parti yayini olarak Eylül ile Kasim arasinda piyasaya sürülür. ("T.S.P Broürleri", Gün, 21 Eylül . 1946; "T.S.P Yayinlari", Gün, 23 Kasim 1946) Parti ayni aylarda merkezinde gö. rülerini yayabilmek amaciyla on üç ayri konferans düzenler.17 Partinin sadece stanbul'da merkezi olduuna, Anadolu'da ubeler açmadiina dair yazilanlar (Tunaya, 1995 [1952]: 697; Tevetolu, 1967: 540) hatalidir. Gerçek ve Gün Samsun ubesi'nin açiliina ve zmir'de bir ube kurulmasi giriiminde bulunulduuna dair haberler yayimlar: "Türkiye Sosyalist Partisi vilayetlerde tekilata baladi. Samsun vilayet ubesi açildi." (Gerçek, 14 Temmuz 1946; "T.S.P zmir Vilayet ubesi", Gün, 30 Kasim 1946) TSEKP'ce yayimlanan Sendika . (23 Kasim 1946) Samsun ubesi üyelerinin daha sonra "[sosyalist] davalarina hizmet etme amaciyla" parti deitirdiklerini ve TSEKP'ye iltihak ettiklerini yazar. Samsun vilayeti müteebbis icra komitesi üyesi Turhan Yildiz [Cervatolu] yillar sonra yayimlanmami notlarinda ubenin kuruluunu ve dier partiye geçiini anlatacaktir. kinci partinin (TSEKP) kurulmasi ve "TSP aleyhine bayrak açmasi" üzerine TSP Samsun ubesi müstakil olarak bir toplanti yapar ve kararlarini bir deklarasyon ile yayimlar:

16 Gün'de yazilari ile karilailan Sabahattin Batur, 1996 yilinda kendisiyle yaptiim bir görümede Avadis Aleksanyan'a dair bilgiyi ve Alaattin Hakgüder'le ilgili olarak Nesimi'nin (1979: 208; 1977: 197) aktardiklarini dorulamitir. Parti üyelerinin bir kismina dair malumat u kaynaklarda bulunabilir: Akar (1989), Darendeliolu (1979), leri (1976), Karaca (1996), Kurdakul (1985), Nesimi (1979, 1977), Tevetolu (1967), Topçuolu (1977b, 1977a, 1976b, 1976a), Sayilgan (1976). 17 1950 sonrasinda TSP üyesi olacak Asim Bezirciolu Planizm ve Sosyalizm balikli bir dier broürden daha söz eder. (Çubukçu) Düzenlenen konferanslardan bir kismi unlardir: "Türkiye'deki Partiler ve T.S.P Programinin Ana Hatlari", "çi Sinifi ve Köylü Davasi", "Marksizmin Ana Hatla. ri" -Esat Adil; "Milli Mesele ve Sosyalizm", "Harpten Önce ve Sonra ktisadî Meseleler" - Hüsamettin Özdou; "Cemiyetin nkiafi" - Mustafa Börklüce; "Kapitalist stihsal Tarzinin Hususiyetleri" - Vasik Balki; "Türk iiri ve nkilapçilik" - Rifat Ilgaz; "Marksist Roman ve Hikaye" - Sabahattin Ali; "Türkiye'de Ekalliyetler" - Avadis Aleksanyan. ("T.S.P Konferanslari", Gün, 21 Eylül, 28 . Eylül, 6 Ekim, 23 Kasim 1946) "çi Sinifi ve Köylü Davasi" gibi bir kisim konferans metinleri Gün ya da Gerçek'te yayimlanir. Topçuolu (1977a), bu organlarda yayimlanmi bazi metinlere, bunlar konferanslarda yapilan konumalar olmadii halde, bunlarin konferans metinleri olduunu iddia ederek yer vermitir. Topçuolu'nun (1977a) 1946'ya aittir diye yeniden yayimladii metinlerin bir kismi partinin 1950 sonrasi ikinci dönemine aittir.

174

ÖZGÜR GÖKMEN

Genel Merkeze yazdiimiz deklerasyon metnini aynen ve kesin olarak ifade edemeyeceim. (...) aai yukari ifadesi u ekilde idi: T.S.E.K. Partisinin Türkiye Sosyalist Partisi'nden sonra ortaya çikmasi, ve Türkiye Sosyalist Partisi'ni hedef almasi gayet yanli ve içi davasina zararli bir harekettir. Biz bunu böylece görüyoruz. Ancak bugünkü artlarda, Türk içisinin bölünmesini hazirlayacak bu iki partinin mevcudiyetini de bunun kadar sakincali görmekteyiz. Bu nedenle T.S.E.K. Partisinin yanli tutumuna ramen Samsun Türkiye Sosyalist Partisi ubesi'ni, Türk içisinin davasina olan inancimiz yüzünden T.S.E.K. Partisi lehine feshediyoruz. (Cervatolu)

TSP, milletin her bakimdan terbiye ve kalkinmasini, yurdun mülki bütünlüünü ve siyasî baimsizliini, imarini, bütün halk kitleleri arasinda hakiki bir tesanüdün ve içtimaî adaletin teminini hedef tutan ve gayesi münhasiran demokratik prensiplere hayat vermek olan siyasî bir cemiyettir ve iktisadî ve içtimaî durumu ne olursa olsun demokratça ve sosyalistçe düünü sistemine bali bütün münevverlerle, bilhassa içi, köylü, sanatkar ve küçük sanatkar ve küçük esnafin hayat ve menfaat beraberliini temsil etmektedir. (Nizamname, madde 1 ve 3) Partinin sendikalarla olan ilikisi nizamnamenin 34. maddesi ile düzenlenir ve kendi prensiplerine uygun kültürel müesseselerle sendikalarin kurulu ve faaliyetlerini desteklemek için her türlü gayretin gösterilecei kaydedilir. Partinin "ana prensipleri" unlardir: Cumhuriyeti tam bir halk devleti haline getirmek adina her türlü siyasî, iktisadî ve içtimaî mevzuati tatbik etmek üzere "demokrat"lik. Her türlü iktisadî ve içtimaî adaletsizlii ortadan kaldirarak emek ve kabiliyetleri deerlendirmek üzere "sosyalist"lik. Tarihin seyri içinde doan ve gelien ülke, dil, iktisadî hayat, kültür ve anane beraberliinin siyasî ve iktisadî tam bir hürriyet ve baimsizlikla devamini salamak üzere "milliyetçi"lik. Emperyalist ve istismarci tecavüzlere kari, hür, baimsiz fakat mütesanit milletlerden müteekkil bir dünya nizami kurulmasi için çalimak üzere "beynelmilelci"lik, "bariçi"lik ve "laik"liktir. (Program, madde 1-5) TSP'nin en ön plana çikan nitelii, "milli" ve "baimsiz" kimliidir. Türkiye'nin ihtiyaçlarinin özgüllüüne inanilmi, yürütülecek siyasetin ilkeleri bu özgüllüe uygun olarak belirlenmeye çaliilmitir. Parti programinda kendini gösteren bu kimlik, Gün ve Gerçek'te yazilanlarla desteklenmitir. Parti üyesi olmamasina ramen Gün ve Gerçek'e katkida bulunan Mehmet Ali Aybar'in ("Yeni Dünya", Gün, 13 Eylül 1946) sosyalizmin özgüllüüne ve Sovyetizmin tek muhtemel biçim olmadiina dair kaleme aldii yazi, bunun en iyi örneklerinden biridir. TKP gelenei ile dorudan bir bai olmayan Esat Adil'in adi (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi 6, 1988: 1924), Nesimi'ce (1977: 14) Türkiye'de sosyalist siyasetin baimsiz adlari arasinda sayilir. Meriç (1996: 193) farkli bir kanattan onun asli kaygisinin "bize mahsus sosyalizm" olduunu vurgular. Esat Adil'in kendisi de Aziz Nesin'le yaptii bir görümede partinin "milli" kim-

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

175

liini vurgulamaya çaliacaktir.18

Partimizin ana prensipleri, demokrasi ve sosyalizmin ilmi hüviyetini terkib eden içtimaî, iktisadî unsurlardir. Netice itibari ile bu ideoloji sosyalizmdir. Sosyalizm, bizim için milli bir meseledir. Türkiye'nin iktisadî yapisi, mutedil, anlayili, müsamahali bir sosyalist temele muhtaçtir. Biz, sosyalizmi kendi memleketimiz için münhasiran bir amele hareketi deil, "içi, köylü, küçük burjuvazi ve bunlarin içinden yetimi münevverler birlii" olarak kabul ediyoruz. (Nesin, 1948)

Devamla, Türkiye'nin özgüllüünün gereklerini ve TSP'nin buna uygun tavir alma niyetini açiklamaya çaliir:

ngiltere'de sosyalist partisi [çi Partisi] i baindadir. Bu parti dorudan doruya amele sinifina dayanmaktadir. Çünkü ngiltere halkinin yüzde 49'u içidir. Buna mukabil oranda köylü nisbeti ancak yüzde 6,6'dir. Ve ngiliz sosyalist partisinin ngilterede bir amele partisi olmasi dorudan doruya bu sinifa dayanmasi zaruridir ve mantikidir. Halbuki Türkiye'nin içi sinifi, Türk halkinin ancak yüzde 8,3 ü olduu halde, buna mukabil köylümüz nüfusumuzun yüzde 81,8'ini tekil etmektedir. Görülüyor ki, parlamanterist bir sistem içinde, köylüyü içi sinifinin içine alamayan hiçbir sosyalist parti, realist bir politika takip edilmi sayilamaz. Netice olarak, Türkiye sosyalist partisi itidal ve tekamül artlarini elden birakmamak suretile içi sinifini, köylü ve küçük burjuvazinin inkilapçi bir önderi ve bu üç esasli halk kütlesini de birbirine iktisadî ve içtimaî bir perçin ile balanmi bir kütle haline getirmek davasindadir. (Nesin, 1948)

TSP'ye göre, içi sinifi toplumsal mücadelelerin itici gücü olacaktir ve bu ancak sinifin sendikalar altinda örgütlenmesi ile mümkündür. Sinifin lider kadrolari Türkiye'nin köylü davasini idrak etmeye zorunludur. Bu zorunluluk da içi sinifi ile köylüler arasinda bir düünce ve mücadele bainin kurulmasi gerekliliine iaret etmektedir. Bunun da ötesinde, içi sinifi kendi meselesini köylülerin kurtulu ve kalkinma davasi ile birletirmek zorundadir. Sinifin devrimci ve ideolojik partisi, ayni zamanda köylülerin de biricik partisi olduunu kanitlamak zorundadir. Köylülüün sorunlarini çözebilecek biricik güç içi sinifidir. Ne var ki liderler tek balarina sorunu çözmeye muktedir deildirler. Köylülerin varliini ve büyük gücünü ihmal edenler, toplumsal ve devrimci mücadelelerinde yenilgiye mahkumdurlar. Esat Adil'e göre TSP bu gerçekliin farkina varmi ve anilan sorunlarin çözümünü salayacak gerekli yöntemleri programinda sistematize etmi bir sinif partisidir. ("çi Sinifi ve Köylü Davasi", Gün, 23 Kasim 1946)19 Esat Adil'in söylediklerinin yanisira, Behçet Atilgan da bir sinif partisi olarak TSP'nin biriciklii18 Esat Adil'in Türkiye'nin özgüllükleri dorultusunda bir sosyalizmin gerekliliini savunduu, partinin "milli" niteliine açiklik getirmeye çalitii en önemli makalesi Gün'de (28 Eylül 1946) yayimlanan "Sosyalistçe Millet ve Milliyet Anlayii"dir. 19 TSP'nin köylülükle ilgili görüleri için ayrica bkz: ("Köylümüzün Mukadderati", Gerçek, 20 Temmuz 1946; "Köylüyü Kaybeden Seçimi Kazanamaz", Gerçek, 8 Temmuz 1946)

176

ÖZGÜR GÖKMEN

ne, [Türkiye'de] 1919 sonrasinda kurulmu partiler ve bunlarin halefleriyle bir benzerlik göstermediine iaret eder:

Partinin tarihi, iktisadî, içtimaî ve siyasî birtakim amillerin gelimesile bir taraftan Milli Sosyalist hareketlerine ve dier taraftan beynelmilel içi hareketlerinin sentezlerini yapmak ve bunlara tarihi varis olmak azmini taimakta olduu görünmektedir. Bu bakimdan da tamamen Milli bir karakter taimaktadir. (...) Türkiye Sosyalist Partisinin program ve nizamnamesi incelenince görülüyor ki mevcut partilerden esastan ayrilan bir hususiyete maliktir. Bu itibarla parti, iktidara göz dikmi ahsi kaprisler mahsulü veya günlük politika temevvüçlerinin dourduu med ve cezirlerden gelme iktidari elde etmek için bir kliin eseri deildir. Parti açiktan açia bir sinif partisidir. ("nceleme: Türkiye Sosyalist Partisinin Programi", Gerçek, 8 Temmuz 1946)

Özdou'ya göre partinin asil amaci "imdiye kadar mevcudiyeti inkar edilen" içi sinifinin menfaatlerini korumak ve demokrasi cephesinde atilan adimlarda bu sinifin rolünü belirtmektir. Bu amaçla partinin niyeti "kesif içi kitlelerinin bulunduu sanayi istihsal mintikalari"nda örgütlenmektir. TSP dier partilerden hem "tekilat hususunda, hem prensip bakimindan" ayrilmaktadir.

Onlar [dier partiler], parti dahilinde de küçük bir zümrenin kütle üzerinde hakimiyetini kurmak isterler, çünkü partilerine aldiklari geni kütlelerin menfaatlerini deil, kendi menfaatlerini müdafaa ederler ve kütleyi bir alet olarak kullanirlar. (...) [Sendikalar, içi kulüpleri, içi yardim hesaplari, içi istihlak kooperatifleri gibi] partisiz amele tekilatlarinin mevcutlarini desteklemek, olmayanlarini kurmak ilk iarlarimizdandir. Yalniz kurulacak bu gibi yeni tekilatlarda (...) sendikalarin meslek prensipleri üzerine deil, istihsal prensipleri üzerine kurulmasina çaliacaiz. ("Türkiye Sosyalist Partisinin Tekilatinin Esaslari Nedir?", Gerçek, 9 Temmuz 1946)20

Türkiye'de sendika fikrinin Avrupa ile kiyaslandiinda acinak bir halde olduunu dile getiren TSP CHP rejiminin bunu sanayinin az gelimilii ve içi sini, finin yokluu ile açiklayarak meru kilma çabalarini iddetle eletirerek bunlara kari çikar:

Bazilari bunun [sendikacilikta geri kalmi bir vaziyette olmanin] sebebini memleketin sanayi cihetinden geriliinde ve içi sinifinin henüz o mertebeye çikamayan uurunda ararlar, ve iddialarini bu surette yürütürler. Bence bu hakiki bir sebep deildir. Bu daha ziyade Türkiye'de de çoktan beri meydana gelmi olan içi kütlesinin tekilatlanmasina mani olmak ve serbestçe istismarina imkan vermek için öne sürülen geri ve oyalayici bir iddiadir. ("Türkiye'de çi Tekilati Nasil Kurulmalidir", Gün, 21 Eylül 1946)

20 Gün (örnein 21 Eylül ve 30 Kasim 1946 tarihli sayilarinda) ve Gerçek (14 ve 17 Temmuz 1946 tarihlerinde) o dönemde partinin ilikili olduu sendikalarin kurulu ve faaliyetleriyle ilgili haberleri ve bunlara dair yorumlari yayimlamitir. TSP'nin sendikacilikla ilgili tavrini sergileyen en iyi örnek Esat Adil'ce kaleme alinmitir. ("Sendika Dümanlari ve çi Tekilatlanmasindaki Zorluklar, Yanliliklar", Gün, 6 Ekim 1946) TSP tarafindan kurulan sendikalarin bir listesi için bkz: Gökmen (1997: 48-9). TSP ile TSEKP arasinda sendikal örgütlenmeye dair benimsenen tavir farki için bkz: Sülker (1968: 29; 1955: 46-50)

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

177

21 Temmuz 1946 seçimleri

TSP'nin faaliyette bulanabildii kisa süre boyunca 21 Temmuz seçimlerine kari aldii tavir, partinin güttüü siyaseti anlayabilmek için en önemli vasitadir. Tunaya (1995 [1952]: 697) ve Tevetolu (1967: 541) örneinde olduu gibi Tunaya'nin yazdiklarindan yapilan zincirleme alintilarla kaydedilenin aksine, TSP 1946 seçimlerine katilmamitir.21 Turhan Yildiz [Cervatolu] yayimlanmami notlarinda, "seçimlerin yapildiini, partinin seçimlere katilmadiini, fakat organlarinda [Gerçek] seçimleri eletirdiklerini" nakleder. Dönemin gazeteleri Turhan Yildiz'i dorulamaktadir. ("Türkiye Sosyalist Partisi Antidemokratik Mevzuat Deimedikçe Seçimlere Girmiyor", Gerçek, 10 Temmuz 1946; "Partiler Aleminde", Vatan, 11 Temmuz 1946; "Bugünkü Seçimlere Niçin Girmiyoruz?", Gerçek, 21 Temmuz 1946) TSP'nin seçimlere "adem-i itirak" karari ile gerekçesi, -bu metnin sonunda ek olarak yer verilen- partinin genel siyasetini, rejime muhalefetinin temel noktalarini ve bu çerçevede parti programinin kisa bir özetini sunmasi bakimindan önemli olan "T.S.P Seçim Beyannamesi" ile açik. lanmaktadir. TSP seçimlerin, müstakbel Babakan Recep Peker'in 16 Temmuz'da yaptii seçim nutkunda (Vatan, 5 Austos 1946) Türkiye'de hiçbir zaman mevcut olmadiini iddia ettii tek-parti sisteminin/rejiminin temel niteliklerini deitirmeyeceini dile getirir. Yaptiklari muhalefet, büyük ölçüde, "Türk Oligarisi" olarak nitelendirdikleri tek-parti rejiminin sosyalist açidan eletirilmesine dayanmaktadir. (Hasan Tanrikut, "C. Halk Partisi Memleketi Tapulu Çiftlii Saniyor", Gerçek, 15 Temmuz 1946) Seçimlere "itirak karari alan" dier partiler, programlari itibariyle CHP ile özdetir ve bu kararlariyla CHP'nin niyetlerine alet olmakta ve

21 Tunaya'nin kitabinin 1946 seçimlerinden alti, 1951 ara seçimlerinden bir yil sonra 1952'de yayimlanmi olmasi, yapilan hata ile ilgili yorum yapilabilmesini mümkün kiliyor. Tunaya, büyük bir olasilikla, kitabini kaleme alirken, 1951 ara seçimleri ile 1946 seçimlerini karitirmitir. TSP 1950'de yeniden kurulduktan sonra gerçekten seçimlere girmi ve az sayida oy almitir. O dönem yaanan sol parti giriimlerine ve bu partiler içinde yer alanlara kari sicak baktii söylenemeyecek olan, TSP'ye dair söyledikleri ile de bu partiye kari izlenen genel tavri benimsediini ortaya koyan Berkes'in hatiratinda yaptii hatalar ve doru olmayan bilgiye dayali küçümseyici tavri ise yorum yapmaya pek gerek birakmamaktadir. Metnin tamamindan Berkes'in hatiratini yazarken Tunaya'nin kitabinin yanisira, AÜ Siyasal Fakülteler Bilgisi yayini Olaylarla Türk Di Politikasi gibi beylik kitaplari kerteriz aldii anlailiyor. Bu yüzden, her ne kadar dorudan kaynak göstermese de, TSP'ye dair yazdiklarinda Tunaya'nin kitabindaki hatali bilgilere dayandiini kestirmek pek güç deil. unlari söylüyor Berkes (1997: 367): "Tehlike partileri de olmasina izin verilince, sosyalist parti kurma heveslileri arasinda bir yaritir baladi. Yarita ilk sirayi kapan Esat Adil Müstecabli, 14 Mayis 1946 tarihli bir izin (abç) ile Türkiye Sosyalist Partisi adli bir parti kurdu. Bu parti 1946 genel seçimlerine bile katildi, bir adetçik milletvekillii bile kazanamadi. stanbul diinda örgütlenmi de deildi.(abç) Bana hep çocukken oynadiimiz komuluk, bebek bakma çeidinden bir i gibi geliyordu bu tadimlik particilii. 1951 ara seçimlerinde biraz oy kazandiydi; ama her haliyle amatör ii (abç) olduu belli olduundan gereken ürküntüyü yaratamamiti. Daha büyük laflar edecek bir parti lazimdi."

178 böylece demokrasinin gelimesine engel oluturmaktadirlar.22

ÖZGÜR GÖKMEN

(...) mücadeleye girmi olan partiler, elinde bulundurduu iktidari korumaya çalian hükümet partisile hangi ideoloji ve doktrin ayrilii yüzünden ihtilafta bulunduklarini açiklami veya bunu programlarinda açikça göstermi deildirler. (...) Bu ayni cinsten partilerin paylaamadiklari ve bu sebeple ihtilafa dütükleri mesele, büyük burjuvazinin beslenmesine yetmeyen milli servet kaynaklaridir. (...) halk kütlelerini iktidar yolile istismar için aralarinda boumaktadirlar. (...) u halde, bugünkü seçim kavgalarinda, siniflar mücadelesi karekterini aramak beyhudedir. Bu kavgalar olsa olsa büyük burjuvazinin kendi aralarindaki karde kavgalaridir. Bu sebebledir ki, kendini bir sinif partisi olarak ilan etmi olan "Türkiye Sosyalist Partisi" dar bir demokrasi anlayii içinde yapilacak olan ve ancak büyük burjuva partileri için tertiplenmi bulunan seçime itirak etmemeye karar vermitir. ("Bugünkü Seçim Kavgalarinda Sinif Mücadelesi Karakterini Aramak Beyhudedir", Gerçek, 11 Temmuz 1946)

Seçimler bir "hürriyet manevrasi" olarak görülür. TSP'ye göre, "hakiki bir demokrasi artlari içinde bulunulduunu iddia edenler" 1946 öncesinde de ayni fikirleri savunmaktadirlar. "Totaliter rejimin idarecileri yillardir hürriyet dümanlii yaparak Türk kütlelerinin cahil olduu ve bu hürriyetle ancak anariye sürüklenecei bahanesile Hamit rejimine rahmet okutan bir tedhi sistemini modern rejim makyajiyla süsleyerek" bunu demokrasi olarak sunmulardir. 1946'da da deien bir ey yoktur. Almanya ve talya'da yikilan "faizm Türkiyede demokrasi maskesi altinda" yaatilmak istenmektedir. (Aziz Ziya [Siradalar], "Hürriyet Manevrasi", Gerçek, 9 Temmuz 1946) CHP'yi ve seçime katilan dier partileri itham eden yayinlari seçimlerden sonra da süren, "vatanini ve ondan daha çok da hürriyeti seven ve hürriyetsiz bir vatanin bir hapisaneden farki olmadiini, vatani hapisaneye çevirenleri asla affetmeyeceini" söyleyen TSP'nin yayin organi, Yeni Sabah ile birlikte Örfi dare Komutanlii'nca yurttalari seçim sonuçlari konusunda üpheye düürerek memleketin huzurunu bozduklari gerekçesiyle 25 Temmuz günü müddetsiz olarak kapatilir. ("Kapatilan Gazeteler", Vatan, "ki Gazete Kapatildi", Cumhuriyet, 26 Temmuz 1946) Tarihin bizi yüzyüze biraktii trajikomik bir durum olsa gerek, ancak 3 Kasim 1946 günü yeniden yayimlanabilecek olan Yeni Sabah kapatilmadan bir gün önce Örfi dare Komutanlii'nin tebliini "Örfi dare Air Neriyata Son Veriyor" baliiyla ilk sayfadan duyurur: Seçim büyük bir sükunet ve emniyet havasi içinde bitmi olduundan bundan böyle air neriyata kari harekete geçilecektir. (Yeni Sabah, 25 Temmuz 1946) 1946'da ancak 19 gün yayin hayatinda kalabilen Gerçek ise ancak 1950'de, o da ancak 84 gün boyunca, günlük olarak yayimlanabilecektir. (Çubukçu)

22 TSEKP de iki sayfalik bir beyanname yayimlayarak seçimlere kari tavir alir. Seçimleri protesto için afilemeler ["Emekçi ve köylü arkada! Seçimlere itirak et, fakat beyaz ve bo kait at" ve "Bu seçim seni daha dört yil hürriyetden mahrum birakmak için yapiliyor] yapan partililer gözaltina alinir. (Gerçek, 20 ve 24 Temmuz 1946)

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

179

Recep Peker bakanliinda kurulacak "yeni hükümet" sosyalist muhalefete ancak Aralik ayina kadar izin verecektir. Seçimler sonuçlanmi, rejim küçük bir hasarla kendini yenilemitir. Sava sonrasi oluan yeni konjonktür nedeniyle Almanya ile arasina bir mesafe konan Türkiye yeni müttefik arayii çerçevesinde ABD'ye yakinlama çabalarina airlik vermeye balamitir. Artik, gerekli ilgiyi çekecek bir ekilde, memleketin "iç komünist tehdit"e maruz olduunu göstermenin zamani gelmitir. CHP'nin Olaanüstü Kurultayi ile dorua ulaan "liberalleme süreci", özelde sol, genelde Türkiye'deki demokratik siyasal hayat açisindan Örfi dare Komutanlii'nin devreye sokulmasi ile son bulur. Sendikalarla ilgili tartimalarin sürdüü günlerde TSP TSEKP bunlarla ilikili sendikalar , , ve yayin organlari illegal sayilarak "16 Aralik 1946 Harekati" ile kapatilir. ("ki Komünist Parti ile Bunlara Mensup Alti Gazete ve Mecmua Kapatildi", Cumhuriyet, 17 Aralik 1946) Oysa ilk Çalima Bakani Sadi Irmak, daha birkaç ay önce, kurulan sendikalarin "tamamen legal ve meru" olduklarini dile getirmitir. ("Çalima Bakaninin çi Sendikalari Hakkindaki Demeci", Gün, 28 Eylül 1946; Aktaran Sülker, 1955: 47n.49)

Ve netice

çileri Bakani Sökmensüer, 29 Ocak 1947 günü mecliste yaptii bir konumada, dier partiyle birlikte TSP'nin de yasadii faaliyetlerle itigal ve diariya hizmet ettiinin ele geçirilen belgelerle kanitlandiini söyleyecektir. (Ayin Tarihi, Ocak 1947) Dou Büyük Ülkü Gazetesi, (Mart 1947) konumaya "Büyük Millet Meclisi'nde çileri Bakanimizin Gizli Komünist Taktiklerini Açiklayan Demeci" balii ile yer verir. TSP Sökmensüer'in iddialarinin iftiradan ibaret olduunu kanitlar , bir ekilde 14 Temmuz 1948 günü beraat edecektir. Rejimin "liberalleme süreci" boyunca izin verdii nisbi özgürlük ortaminin belirgin tek bir amaci vardir: Rejimin kendi siyasetini uygulamak üzere kullanacai bir "iç komünist tehdit" yaratmak. (Tunçay, 1996; Küçük, 1987: 316) "16 Aralik 1946 Harekati"nin nedeni illegal faaliyetten, "bu veya u ahsin bazi hareketleri"nden ziyade, kendisini hissetiren Souk Sava koullari altinda, "bölünen dünyada yerini alip 1950 yilina kadar durumunu pekletirecek olan" Milli ef'in stratejisinden kaynaklanmaktadir. (leri, 1976: 58) Nisbi özgürlük ortami sol için bir tuzaktir. (Sertel, 1969: 356) 1946'da Cemiyetler Kanunu'nu deitiren rejim, ironik bir ekilde gerçek amacini ifa ederek, bu deiiklii gerekçe gösterip (Özek, 1968: 126-7) hemen bir hafta sonra 18 Haziran 1946'da Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddelerini yenileyerek, sinif esasina dayanan sol partileri "suçlu" kilacak bir hüküm ekleyecektir.23 "Devletin bekasini korumak", rejim için, sol partileri siyasal alanin di23 Birbirini izleyen bu iki kanun deiikliini bir arada ele alarak bunlarin önemine iaret eden nadir (belki de tek) çalima(lardan biri) Kurthan Fiek'e aittir: "`Sinif esasina dayanan' örgütlerin kurulmasi yasainin 10 Haziran 1946 tarihinde kalkmasindan hemen bir hafta sonra, 18 Haziran

180

ÖZGÜR GÖKMEN

ina itmeyi gerektirmektedir. "Türkiye'ye özgü bir sosyalizm" anlayiina sahip TSP'nin beraat etmesinin ardindan bu beraat karari göz önünde bulundurularak (Tunaya, 1995 (1952): 551, 697) Ceza Kanunu'nun anilan madde hükümleri 1949 yilinda daha da airlatirilmitir. 1950 yilinda hükümetin deimesiyle, yazinin bainda sözü edilen sürekliliin, "sola kari baski ve iddet" siyasetinin, deimedii görülecektir. 1951 yilinda Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddeleri yeniden elden geçirilerek hükümleri airlatirilacak, "16 Aralik 1946 Harekati"ni "fikirlerin baski ya da cebirle deil, fikirlerle ezilebileceini" dile getirerek kinayan "Demokrat" Samet Aaolu ("Örfi dare Örfi Kararlarina Yeniden Baladi", Bakent, 17 Aralik 1946), Meclis kürsüsünden yaptii bir konumada 1950'de yeniden açilacak olan TSP'yi "komünist metodlarla faaliyet gösteren maskeli bir kurulu" olmakla itham ederek partinin 1952'de kapatilmasini salayacak, dava yillarca sürecek ve ancak 29 Eylül 1960'da, yani Aaolu'na Yassiada yolu göründükten sonra beraatle sonuçlanacaktir.

1946 tarihinde, 4934 sayili Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. Maddelerinin Deitirilmesi Hakkinda Kanun yürürlüe girmi; bunu 141 ve 142. Maddeleri daha da airlatiran 1949 ve 1951 deitirgeleri izlemitir. Böylece, bir tala iki ku vurulmu, bir yandan `sinif esasina dayanan örgüt kurma' hakkinin ölü domasi salanirken, dier yandan da yeni 141 ve 142. maddeler çerçevesinde giriilen `toplama' hareketleriyle bir sosyalist partiyi barindirmayan `çok-partili rejim'e geçilmitir. (Fiek, 1969: 82)

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

181

Ek: T.S.P. Seçim Beyannamesi* Ana Vatan Sinirlari çinde Birer Müstemleke Ruhunu Taiyan Kanunlar Yürürlüktedir

Yurtdalar; Türkiye Sosyalist Partisi Merkez cra Komitesi aaida yazili sebeplerle MLLET VEKL seçimine itirak etmemek karari vermi ve bu kararindan Türk Milletini haberdar etmeyi lüzumlu görmütür. 1- Parti proramimizin 32 inci maddesi seçim hakkinda u ana prensibi ihtiva etmektedir: "Seçim, 18 yaindan yukari bütün yurtdalarin, Subay ve Erler de dahil olmak üzere devlet idaresine bilvasita itirakini temin eden demokratik bir sistemdir." Halbuki seçim kanunu rüdüne ermi ve her türlü medenî ve hukukî ehliyete kavumu 18-22 ya arasi yarim milyondan fazla yurtdain siyasî haklarini tanimamakda, ayni zamanda yüzbinlerce subay ve eri Türk vatandalik sifatinin en yüksek, en erefli ve en demokratik vazifesini görmekten mahrum etmektedir. 2- Parti proramimizin 33üncü maddesi seçimlerde "Nisbî Temsil" sistemini kabul etmitir. Nisbi temsile dayanmayan bir seçimden demokratça neticeler beklenemez: Seçim dairelerinin nisap harici kalmi reyleri içinki hepsi bir araya getirilince milyonlar tutar - seçim kanunu hiç bir tedbir ve usulü ihtiva etmemektedir. 3- Bununla beraber yine parti programimiz seçimlerin mutlak bir serbestlik ve hürriyet içinde yapilmasini âmirdir. Partimiz bu serbestlik ve hürriyetin maddî manevî sebeplerle ihlâl edilmi olduuna kanidir. Çünkü: A- Amme hukukunun (kanunsuzluun geçici bir müddetle kabulü) diye tarif etmi olduu siki yönetim idaresinin hâkim bulunduu vilâyetlerde aai yukari dört milyona yakin yurtdain siyasî hak ve selâhiyetleri tahdid edilmi, hürriyetleri maddî ve manevî baskilar altina alinmi bulunmaktadir. B- Anavatan sinirlari içinde tam birer müstemleke ruhunu temsil eden (Tunceli ve takriri sükûn) kanunlari hâlâ yürürlüktedir. Bu kanunlarin idarî mercilere vermi olduu selâhiyetlerle yüzbinlerce vatandain siyasî ve medenî hak, se(*) TSP'nin seçimler karisinda alacai tavir merkez icra komitesinin 7 Temmuz 1946 gecesi yaptii olaanüstü bir toplantida belirlenmi, alinan kararlarin bir seçim beyannamesiyle ilan edilecei 8 ve 9 Temmuz günleri Gerçek'te duyurulmutur. 10 Temmuz 1946 günü gene Gerçek'te yayimlanan yukaridaki metin, yazim ve ifade hatalarina dokunulmadan sunulmaktadir.

182

ÖZGÜR GÖKMEN

lâhiyet ve hürriyetleri tamamile tahdit edilmitir. Tunceli kanununu tatbik eden idarî mercilerin selâhiyeti yargitayin hatta Büyük Millet Meclisinin selâhiyetlerinden bir kisminin fevkindedir. C- 1936 da müstaceliyet karariyle encümenlerden geçirilmeksizin kabul edilmi olan polis vazife ve selâhiyet kanununun 18 inci maddesinin eshabi mucibe lâhiyasi bu maddenin münhasiran seçim zamaninda tatbik edilmesini vadeden keyfî ve idarî bir hükmü ihtiva etmekte idi. Kanunun bu maddesi hâlâ yürürlüktedir. Bu madde bütün adlî kanunlarin ve anayasamizin tanidii mukaddes hürriyet ve masuniyetimizi diledii anda yok edebilir. D- çtimaati umumiye kanununun, i kanununun, cemiyetler kanununun, daha dier bir çok nizamname, talimatname, ve kararnamelerin ihtiva ettikleri antidemokratik hükümler el'an yürürlüktedir. Ve bu hükümler yurtdalarin siyasî ve manevî serbestliklerini baski altinda bulundurmaktadir. E- Antidemokratik devrenin siyasî madurlari olan siyasî mahkûmlar ve sürgünlerin demokrasinin ilanina bir delil olmak üzere af edilmeleri icap ederken Meclis ve hükûmet bu karari ittihaz etmemitir. Partimiz yukarida açikladii sebepler, mevzuat ve idarî sistemlerin hâkim ve lâfiz bulunduu müddetçe millet vekillii seçiminin serbestçe yapilabileceine, yurttalarin her türlü korku ve endieden ârî bir hürriyete kavumu bir halde serbestçe seçime itirak edebileceklerine asla inanmamaktadir. 4- Milletvekili seçimi demek, Türk Milletinin kendi mukadderati üzerindeki selâhiyetlerini dört yil müddetle bir kaç yüz yurttaa devretmesi demektir. Bu, uzun bir müddetli aratirma, soruturma, tekilâtlanma iidir. Millet, tek parti sisteminin uzun yillar süre gelmi olan tazyik ve itisafindan henüz kurtulmu gibidir. Kendini toparlamaa, tekilâtlandirmaa vakit birakilmamitir. Büyük Millet Meclisi seçimin müstacelen yapilmasi kararini vermi, Cumhuriyet Halk Partisi de bu ii tertiplemi olmakla müttehemdirler. Partimiz, tarih önünde ve millet önünde bu ithami yaparken bu hareketin Türk Demokrasisini sik boaz etmekten baka bir ey olmadiini açiklamadii da vazife sayar. 5- Türkiye Sosyalist Partisi, Millet vekili seçimlerine itirake karar vermi olan dier siyasî partilerin, Cumhuriyet Halk Partisinin ve hükûmetin maksatli arzusuna bile bile uyduklarini ve böyle itirak karari vermi olmakla, Türk Demokrasisinin gelimesine engel olduklarini beyana mecburdur. Çünkü: a- Belediye seçimlerine ademi itirak karari vermi olan mezkûr partilerin ileri sürmü olduklari mucip sebepler, Milletvekili seçiminde de aynen ve belki daha fazlasiyle mevcuttur. b- Belediye seçimlerini tek baina yapmak zorunda kalan Cumhuriyet Halk Partisi dünya muvacehesinde tehlikeye giren projesini kurtarmak için kanunlarda bazi ehemmiyetsiz tadilât yapmak, meclisi feshetmek ve tek dereceli seçime geçmek lüzumunu duymu fakat iktidari elinde tutabilmek için de seçim,

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

183

mücadele ve tekilâtlanma müddetini asgarî hadde düürmütür. Kendilerini demokrat ve inkilâpçi diye vasiflandiran partiler Cumhuriyet Halk Partisinin bah ve lûtf ettii bir avuç demokrasiyi kâfi görerek daha fazlasini istemekten vazgeçmilerdir. Bu partiler seçime itirâk karari vermekle, Halk Partisinin eklen mehur bir mücadeleden sonra tekrar iktidar partisi olmak erefini iktisab etmesine yardim etmi olacaklardir. Inkilapçi ruhunu ve vasfini kaybetmi, ancak iç mücadelelerin ve di zaruretlerin ilcaatile demokrasi kapusunu aralik etmi olan Cumhuriyet Halk Partisi tekrar iktidara geçer geçmez seçime itirak karari veren partileri, demokrasiyi bir defa daha ilga etmek suretile mükâfatlandirmasi muhtemeldir. c- Aralarinda müterek bir muhalefet cephesi kurmayi bile lüzumsuz sayan, organisation ve mücadele kabiliyetleri bakimindan Cumhuriyet Halk Partisinin hükümranliina nihayet verecek ideolojik çapta bulunmiyan bu partiler eer milletvekili seçimine ittifakla ademi itirak karari verebilmi olsalardi, Cumhuriyet Halk Partisi ve hükûmeti hem millet, hem dünya muvacehesinde son derece mükül bir duruma sokulmu olacak ve durumdan kurtulmak için de demokrasi kapusunu ardina kadar açmiya mecbur kalacak. Türkiye Sosyalist Partisi bütün bu mülâhazalar ve hakli sebeblerle milletvekili seçimine ademi itirak kararini vermi ve bu kararile halk kitlelerinin ölmez ve inkâr edilemez haklarina, gerçek demokrasiye baliliini teyid etmitir. Türk milletinin topyekûn saadet ve selâmetli zümrelerin refah ve iktidarina deil, en geni manasile, emeinin kariliini henüz elde edememekte olan büyük halk kütlelerinin refah ve iktidarina balidir. Partimizin mevcudiyet ve faaliyeti bu idealimizin teminati olacaktir. Yaasin gerçek demokrasi. Yaasin Büyük Türk Milleti. Türkiye Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Esat Adil Müstecabi

KAYNAKÇA

Ahmad, Feroz; Ahmad, Bedia Turgay (1976): Türkiye'de Çok Partili Politikanin Açiklamali Kronolojisi (1945-1971). Bilgi Yayinevi, Ankara. Akar, Atilla (1989): Bir Kuain Son Temsilcileri: "Eski Tüfek" Sosyalistler. letiim Yayinlari, stanbul. Akdere, lhan; Karadeniz, Zeynep (1996): Türkiye Solu'nun Eletirel Tarihi I (1908-1980). Evrensel Basim Yayin, stanbul. Akkerman, Naki Cevat (1950): Demokrasi ve Türkiye'de Siyasî Partiler Hakkinda Kisa Notlar. Ulus Basimevi, Ankara. Alöç, Kazim (1967): "fa Ediyorum", Yeni Gazete, 12 Nisan-26 Mayis. Atilgan, Behçet'in yayimlanmami notlari.

184

ÖZGÜR GÖKMEN

Berkes, Niyazi (1997): Unutulan Yillar, hazirlayan Ruen Sezer. letiim Yayinlari, stanbul. Bezirciolu, Asim (1955): "stanbul Üçüncü Air Ceza Mahkemesi Bakanliina Sunulan Müdafaa", Dosya no: 952/119, Savcilik:52/13445. [Cervatolu], Turhan Yildiz'in yayimlanmami notlari. C.H.P Genel Sekreteri R. Peker'in Söylevleri (1935). Ankara. . Çubukçu, Mete. Esat Adil Müstecabi Üzerine Asim Bezirci ile Konuma. Darendeliolu, lhan (1979): Türkiye'de Komünist Hareketleri. stanbul. Fajon, Etienne (1946a): Siyasî Mücadele ve Marksizm, çeviren Esat Adil Müstecabi. Türkiye Sosyalist Partisi Yayinlari, stanbul. Fajon, Etienne (1946b): Devlet ve nkilap, çeviren Esat Adil Müstecabi. Türkiye Sosyalist Partisi Yayinlari, stanbul. Fajon, Etienne (1946c): Demokrasi ve Sosyalizm, çeviren Esat Adil Müstecabi. Türkiye Sosyalist Partisi Yayinlari, stanbul. Fiek, Kurthan (1969): Türkiye'de Kapitalizmin Gelimesi ve çi Sinifi. Doan Yayinevi, Ankara. Gökmen, Özgür (1997): A Litmus Test of the "Liberalization Process" in the Transition Period to Multi-Party Regime: The Turkish Socialist Party. Yayimlanmami Yüksek Lisans Tezi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü ODTÜ, Ankara. Güzel, M. ehmus (1997): Türk Usulü Demokrasi. Doruk, Ankara. Güzel, M. ehmus (1993): Türkiye'de çi Hareketi (Yazilar-Belgeler). Sosyalist Yayinlar, stanbul. leri, Rasih Nuri (1978): "1946 Sendikacilii", Vatan, 26 Ocak. leri, Rasih Nuri (1976): T.K.P Gerçei ve Bilimsellik Quo Vadis brahim Topcuoglu? Anadolu Yayinla. ri, stanbul. Karaca, Emin (1988): "Aldatici Bir Özgürlük Ortaminda ki Sosyalist Parti", Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, 6. letiim Yayinlari, stanbul. Karaca, Emin (1996): "Eski Tüfekler"in Sonbahari. Toplumsal Dönüüm Yayinlari, stanbul. Karpat, Kemal H. (1959): Turkey's Politics: The Transition to a Multi-Party System. Princeton, Princeton University Press, New Jersey. [Türkçe çevirisi] 1996: Türk Demokrasi Tarihi: Sosyal, Ekonomik, Kültürel Temeller. Afa Yayinlari, stanbul. Koçak, Cemil (1996): Türkiye'de Milli ef Dönemi (1938-1945): Dönemin ç ve Di Politikasi Üzerine Bir Aratirma 2, letiim Yayinlari, stanbul. Kurdakul, ükran (1985): airler ve Yazarlar Sözlüü. Cem Yayinlari, stanbul. Küçük, Yalçin (1987): Türkiye Üzerine Tezler, 2 (1908-1978). Tekin Yayinevi, stanbul. Meriç, Cemil (1996): Jurnal 2 (1966-83), derleyen M. A. Meriç. letiim Yayinlari, stanbul. Nesimi, Abidin (1977): Yillarin çinden. Gözlem Yayinlari, stanbul. Nesimi, Abidin (1979): Türkiye Komünist Partisinde Anilar ve Deerlendirmeler, 1 (1909-1949). Promete Yayinlari, stanbul. Nesin, Aziz (1948): "Yüz Bin Mahkum Ona Baba Diyor: Türkiye Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Esat Adil Müstecabli ile Röportaj", Badan: Haftalik Siyasî Magazin, 2. Özek, Çetin (1968): 141-142. Ararat Yayinlari, stanbul. Sayilgan, Aclan (1976): Türkiye'de Sol Hareketler (1871-1973), Ota Yayinlari, stanbul. Sertel, Sabiha (1969): Roman Gibi. Ant Yayinlari, stanbul. (Siradalar), Aziz Ziya'nin yayimlanmami notlari. Sosyalist Kültür Ansiklopedisi 8, (1980). May Yayinlari, stanbul. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi 6, (1988): "Tek Parti Diktatörlüü". letiim Yayinlari, stanbul.

TÜRKYE SOSYALZMNN UNUTULMU PARTS

185

SSCB Bilimler Akademisi (1978): Ekim Devrimi Sonrasi Türkiye Tarihi, çeviren A. Hasanolu. Bilim Yayinlari, stanbul. Sökmensüer, ükrü (1947): "Büyük Millet Meclisinde çileri Bakanimizin Gizli Komünist Tahriklerini Açiklayan Demeci", Dou: Büyük Ülkü Gazetesi, 48-52. Sülker, Kemal (1968): 100 Soruda Türkiye'de çi Hareketleri. Gerçek, stanbul. Sülker, Kemal (1955): Türkiye'de Sendikacilik. stanbul. Tevetolu, Fethi (1967): Türkiye'de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910-1960). Ankara. Timur, Taner (1991): Türkiye'de Çok Partili Hayata Geçi. letiim Yayinlari, stanbul. Topçuolu, brahim (1976a): Neden ki Sosyalist Partisi (1946): T.K.P Kuruluu ve Mücadelesinin Ta. rihi (1914-1960), I. Eser Matbaasi, stanbul. Topçuolu, brahim (1976b): Neden ki Sosyalist Partisi (1946): T.K.P Kuruluu ve Mücadelesinin Ta. rihi (1914-1960), II. Eser Matbaasi, stanbul. Topçuolu, brahim (1977a): Sava Yarasi - Anilar I. stanbul. Topçuolu, brahim (1977b): Neden ki Sosyalist Partisi (1946): T.K.P Kuruluu ve Mücadelesinin Ta. rihi (1914-1960), III. Üçler Matbaasi, stanbul. Topuz, Hifzi (1996): 100 Soruda Balangicindan Bugüne Türk Basin Tarihi. Gerçek Yayinevi, stanbul. Tökin, F. Hüsrev (1965): Türkiye'de Siyasî Partiler ve Siyasî Düüncenin Gelimesi. stanbul. Tunaya, Tarik Zafer (1995 [1952]): Türkiye'de Siyasî Partiler: 1859-1952. ARBA, stanbul. Tunçay, Mete (1996): "`1951 Tevkifati ve Hapisane Anilari' için Sunu", Toplumsal Tarih, 6 (36). Tunçay, Mete (1984): "Türkiye Cumhuriyeti'nde Sosyalizm (1960'a Kadar)", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi 7. letiim Yayinlari, stanbul. Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (1946): Ana Nizamname, Faaliyet Programi ve Parti Ana Nizamnamesinin zahi. F-K Basimevi, stanbul. Türkiye Sosyalist Partisi (1946): Program-Nizamname. Stad Matbaasi, stanbul. Türkiye'de Siyasî Dernekler II (1950). Emniyet Genel Müdürlüü Yayinlari, Ankara. Üstüner, Fahriye (1993): Discourse on Democracy: The Turkish Debate Between 1945-1950. Yayimlanmami Doktora Tezi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü ODTÜ, Ankara. Va-Nu, Müzehher (1997): Bir Dönemin Taniklii. Sosyal Yayinlar, stanbul. Weinberger, Siegbert J. (1950): "Political Upset in Turkey", Middle Eastern Affairs, I (5). Yalman, Ahmet Emin (1947): "The Struggle for Multi-Party Government in Turkey", The Middle East Journal, I (1). Yalman, Ahmet Emin (1971): Yakin Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 4. Rey Yayinlari, stanbul.

Gazeteler ve Dergiler

Akam, Ayin Tarihi, Badan, Bakent, Cumhuriyet, Gerçek, Gün, Resmi Gazete, Sendika, Yeni Gazete, Yeni Sabah, V Özgürlük, Vatan

186

s

Left on the way to the multi-party regime The neglected party of the Turkish socialism

This article aims to probe the main turning points in the "liberalization process" leading to the multi-party regime in Turkey, circa 1946, from the vantage point of the left. In order to attain at this aim, two basic concerns are held; one of which is the portrayal of the course of political events that allows for the existence and functioning of two socialist political parties for a limited time span. The second and maybe a more important concern is to emphasize the significance of the Turkish Socialist Party (TSP) concerning the characteristics of its opposition to the regime. Even though TSP has been commonly neglected on the grounds of accusations for being "reformist" by leftist circles, it has given clear signs pertaining to an understanding of socialism peculiar to Turkey. Despite the fabrication of such domain of relative freedom, the regime in Turkey in a little while exposed its real intentions through its political, legal and ideological attitudes with regard to the constitution of the "Turkish democracy" for the post World War II era. Out of this above mentioned "liberalization process" would emerge a restricted democracy which totally excludes the left from the political domain, revealing one of the basic continuities in the history of Turkish Republic, that is a politics of repression against the left.

187

Osmanli mparatorluu'nda 1908 Grevleri*

Yavuz Selim Karakila**

"Az müddet zarfinda sair yerlerde olduu vechile bizde dahi büyük teebbüsler küçükleri mahvedecek, bir taraftan güzide, zengin, münevver ve mes'ut bir zümre-i kalile dier taraftan proleter denilen ve her türlü mahrumiyetlere katlanmaya, her türlü eza ve cefaya mahkûm olan milletin ekseriyet-i azîmesi arasindaki uçurumlar gittikçe tevessu' edecektir. Milliyet-perverliin, millî intibâhin semerâtindan yalniz kapitalist denilen zümre-i kalile istifade edecektir." (Tekin Alp, 1918: 518)

24 Temmuz 1908 sabahi gazetelerini açan okur-yazar Osmanlilar gözlerine inanmakta güçlük çektiler. Yaklaik 30 yildir Osmanli mparatorluu'nu "istibdâd", yani mutlakiyetle yönetmekte olan Sultan II. Abdülhamid, Osmanli mparatorluu'nun yeniden 1876 Anayasasi ile yönetilmeye balanacaini ilan ediyordu. Batili ülkelerde "Kizil Sultan" lakabi ile de bilinen Sultan II. Abdülhamid'in "istibdâd" yönetimi artik nihayet sona ermiti. 24 Temmuz 1908 günkü gazetelerle duyurulan "lân-i Hürriyet" ile anayasal rejime geçilmesi ile birlikte, Osmanli mparatorluu'nun her yanini bir anda dalga dalga gelen gösteriler ve grevler sardi. "lân-i Hürriyet"ten yalnizca iki hafta sonra, Rumeli'nde yürütmü olduu eylemlerle 1876 Anayasasi'nin yeniden ilan edilmesine yol açmi olan ttihâd ve Terakki Cemiyeti bir duyuru yayinlamak zorunda kaldi. Bu duyuruda, ttihâd ve Terakki Cemiyeti Osmanli halkini sevinç gösterileri yapmaktan vazgeçmeye davet ediyor, ve herkesin bir an önce ilerinin güçlerinin baina dönmesini istiyordu (Tanîn, # 8: 2). Ancak, gösteriler ve grevler giderek artti ve araliksiz olarak 1909 yilina dein sürdü. "lân-i Hürriyet"ten yalnizca iki ay kadar sonra, 10 Ekim 1908 günü, daha Osmanli Meclis-i Meb'ûsân'i henüz ilk oturumunu gerçekletirmeyi bile baaramamiken, grevlerin yayilmasindan çekinen Osmanli hükümeti Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati'ni kabul etmiti (Ökçün, 1982: 1-4). Osmanli mparatorluu'nda ilk grev, bilinebildii kadariyla, ubat 1972'de

(*) Bu makale, Turkish Studies Association'un verdii Sydney N. Fisher Ödülü'nü 1991 yilinda kazanan yazinin Türkçe'ye çevrilmi ve biraz geniletilmi halidir. Deerli eletirileri, önerileri ve yardimlarindan dolayi, State University of New York / Binghamton, Tarih Bölümü'nden sevgili hocam Prof. Donald Quataert'e teekkür borçluyum. (**)Koç Üniversitesi, Tarih Bölümü.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

188

YAVUZ SELM KARAKILA

stanbul Beyolu Postahanesi'nin telgraf ubesinde çalianlar tarafindan gerçekletirilmitir.1 1872 yilindaki bu "ilk" grevden sonra, 24 Temmuz 1908'de "Hürriyet" ilan edilinceye kadar, Osmanli topraklari üzerinde toplam 50 civarinda grev daha olduu bilinmektedir.2 Bu grevlerin çounluu örgütlü grevler olarak deil, fevri i birakmalar eklinde kendiliinden gelimitir. Bu grevlerden 26 tanesi özel irketlerde, dierleri de devlete ait olan veya devlet tarafindan iletilmekte olan iyerlerinde gerçekletirilmitir (Güzel, 1985: 805). Buna karilik, 24 Temmuz 1908 gününden balayarak, 31 Aralik 1908 günü sona eren yaklaik be aylik süre zarfinda, 52'si özel irketlere kari yapilmi olan 111 grev gerçeklemitir. Bu grevlerin yaklaik yüzde 60'lik bir bölümü de devlete ait veya devlet tarafindan iletilmekte olan iyerlerinde meydana gelmitir (Güzel, 1985: 811-815). 1908 yilinda Osmanli mparatorluu'nun sinirlari dahilinde yaklaik 200.000 ila 250.000 sanayi içisinin çalimakta olduu tahmin edilmektedir (Dumont, 1977: 240; Keyder, 1987: 76; Keyder, 1989: 64). 1908 grevleri sirasinda, greve katilan içilerin sayisini bildiimiz 30 grevde toplam 42.728 içi grev yapmitir (Güzel, 1985: 815). 1908 grevlerinden geriye kalan 81 tanesinde greve katilan içilerin sayisi bilinmemektedir. Ancak, Oya Sencer yaklaik 100.000 dolayinda içinin 1908 Grev Dalgasi'na katilmi olduunu tahmin etmektedir (Sencer, 1969: 205). "1908'de her içi en az bir kere greve gitmitir" diyen M. ehmus Güzel'in önermesini de doru kabul etmek mümkündür (Güzel, 1985: 811). 1908 yilinin üçüncü çeyreinde, Osmanli sanayi içilerinin en az yarisinin 1908 Grev Dalgasi'na katilmi olduu açiktir.

1908 öncesinde grevler

"lân-i Hürriyet"ten önce, Osmanli mparatorluu'nda ne köklü bir geçmie sahip içi sendikalari, ne bir i kanunu, ne de içiler için herhangi bir sigorta sistemi bulunmaktaydi (anda, t.y.: 11). Daha sonralari bazi tarihçiler tarafindan Osmanli mparatorluu'nun ilk i kanunu olarak kabul edilmi olan 1845 tarihli Polis Nizâmi'nin onikinci maddesi bütün sendikalari ve grevleri açikça yasa dii ilan etmekteydi:

ini gücünü terk ile mücerret tatil-i mesâlih-i ib'âd garazinda olan amele ve içi makûlelerinin cemiyet ve izâmlerinin ve gerek bu misillû asayi-i ammeyi ihlâl edecek

1 Ancak, Osmanli tarihçileri arasinda ilk grevin 25 Ocak 1872 günü Hasköy Tersanesi'nde gerçekletirilmi olduuna dair yaygin bir inani vardir (Sencer, 1969: 133). Bu grevin tarihi Hicri takvimden Miladi tarihe yanli çevrilmi olduundan, doru tarih 25 Ocak 1873 olmalidir. 2 Bu sayilar, tabii ki, gerçekleen bütün grevleri deil, yalnizca elimize ulamayi baarabilen grevleri yansitmaktadir. Osmanli basinina uygulanmakta olan sansür ve dier benzeri nedenlerle, kayitlara geçmemi çok sayida baka grevler de vardir. Ayrintili bir inceleme burada verilen sayilari deitirecektir.

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

189

her günâ fitne ve fesâd cemiyetlerinin def' ve izâlesiyle ihtilâl vukû'unun önü kestirilmesi esbâbina teebbüs ve mübâeret olunmasi. (Sülker, 1955: 6-7).

Aslinda, bu kanun 1 Haziran 1800 tarihli Fransiz Polis Kanunu'nun kelime kelime aynen çevirisiydi (Gülmez, 1985: 793), ve Osmanli hükümeti tarafindan Osmanli içilerinin grev ve gösterilerine kari bir silah olarak kullanilmaktaydi. Grev olaylarinin kendisi bir yana, Sansür Heyeti'nin Osmanli yayin organlarinda her ne sebeple olursa olsun "grev" sözcüünün kullanilmasini yasaklami olmasi, Osmanli devlet adamlarinin bu konudaki yaklaimini göstermeye yeterlidir (Cevdet Kudret, 1977: 36). 24 Temmuz 1908'de Anayasa'nin tekrar ilan edilmesiyle birlikte Osmanli içileri aniden toplumsal haklarinin ve düük maalarinin farkina varmi deildir. Daha önce, "istibdâd" rejimi sirasinda baski altinda tutulan ama varliini sürdüren içi-iveren uyumazliklari, "lân-i Hürriyet"in yaratmi olduu liberal siyasi atmosferde su üstüne çikmayi baarmiti. Günümüzde yaygin kabul gören ve "lan-i Hürriyet"in ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin önderliinde gelien Jakoben bir mücadelenin ürünü olduunu savunan görülere ramen, Osmanli halkinin ve bu arada Osmanli içilerinin kendi ekonomik durumlarindan memnun olmamasinin da 1908 Devrimi'nin dinamiklerinde önemli bir rol oynami olduu tartiilmaktadir (Quataert, 1979a: 22-29; Quataert, 1979b: 1147-1161). Bir dier deyile, 1908 Grev Dalgasi, 1908 Devrimi'nin öncesinden beri varliini sürdürmekte olan bir içi hareketliliinin sonucudur. Pek çok sebepleri vardir. II. Abdülhamid'in "istibdâd" rejimi Osmanli halki ve içileri tarafindan pek iyi olarak karilanmamitir. Öte yandan, 1903'den itibaren gözlenmekte olan fiyat artilari daha önce 1906 yilinda Anadolu'da Erzurum syani'na, stanbul ve zmir gibi büyük ehirlerde de grevlere yol açmitir.

1908 Grev Dalgasi

"lân-i Hürriyet" Osmanli mparatorluu'na yaattii liberal siyasi ortamin yanisira, devrimi izleyen ilk iki ay içerisinde açikça gözlenen yüzde 20 ila 30'luk bir enflasyon oranini da beraberinde getirdi. Bu fiyat artilari Merutiyet Rejimi'nin ilk aylarinda yaanmakta olan liberal siyasi ortamla ayni zaman dilimine denk düünce, Osmanli içilerinin daha yüksek ücretler talep etmesi kaçinilmaz hale geldi. Birdenbire, imparatorluun her yanini ani bir grev dalgasi kapladi. Grevler sona erince, iverenler grevler nedeniyle artan emek maliyetini fiyatlara eklediler, zaten yükselmekte olan fiyat enflasyonunu daha da körüklediler. Tabii, bu da içilerin fiyat artilarina karilik yeniden ücret artii talebinde bulunmalarina neden oldu. 1908 Grev Dalgasi ve yükselen fiyatlar arasinda bir balanti kurabilmek için, ekmek örneini kullanacaim. Firin içileri grevinin hikayesi, 1908 Grevleri'nin

190

YAVUZ SELM KARAKILA

hemen hemen bütün önemli özelliklerini taimaktadir: "lân-i Hürriyet"ten hemen sonra, firin içilerinin yakinda greve gidecei yönünde dedikodular stanbul'u sarmiti. 15 Austos 1908 günü, 7,000'den fazla firin içisi ehrin meydanlarinda toplanmi ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'ne bir dilekçe vererek ücretlerinin arttirilmasini talep etmilerdi (Sabâh, # 6785: 3). Bir hafta sonra, 22 Austos günü, 150 kadar firin içisi ilerini tekrar birakarak stanbul ehremaneti'ne yürümüler ve kendilerine bir an önce cevap verilmezse greve gideceklerini tehditkar sözlerle ifade etmilerdi (Sabâh, # 6793: 3). ttihâdçilar firin içilerini ehremaneti binasinin önünde kariladilar. Kisa süren bir pazarliktan sonra, kizgin firin içilerini aralarindan temsilciler seçerek meseleyi firin sahiplerinin oluturduu Hibazân Cemiyeti'nin temsilcileri ile birlikte ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti üyelerinin arabuluculuu altinda yeniden tartimaya ikna etmeyi baardilar (Onur, 1977: 280). ttihâd ve Terakki Cemiyeti azalarindan Seyfi beyin de yardimlariyla, bu toplantida günde ortalama 57er kiloluk un çuvallarindan 10 tanesini ileyerek ekmek yapabilen hamurkâr ve piiricilerin gündelik ücretlerinin 11 kurutan 20 kurua, kalfalarin 7 kurutan 12 kurua, ve çiraklarin da 4 kurutan 8 kurua çikarilmasi karara balandi (Sabâh, # 6793: 3). Ancak, bazi firin sahipleri Hibazân Cemiyeti'nin temsilcileri tarafindan kabul edilmi olan bu koullari kabul etmeye yanamadilar. Toplantida kabul edilmi olan ücret arti oranlarini reddettiler ve Hibazân Cemiyeti'ni sorunu çözmek için bir toplanti daha yapilmasini talep etmeye zorladilar. kinci toplanti, hamurkâr ve piiricilerin günlük ücretlerinin 15 kurua, kalfalarin gündeliklerinin de 10 kurua indirilmesi ile sonuçlandi (Onur, 1977: 280). Bu arada, bu ücret artilarinin kendilerine getirecei mali yükten kurtulmak amaciyla, firin sahipleri ilk olarak 25 Austos günü stanbul ehremaneti'nin Ekmek Komisyonu ile bir toplanti gerçekletirdiler (Sabâh, # 6796: 2). Bu toplantida, artan emek maliyetini karilamak isteyen firin sahipleri ekmek fiyatlarini arttirmaya çalitilar. Komisyonda bu teklif pek kabul görmeyince de ekmein gramajini azaltmaya uratilar. Ekmek Komisyonu ekmek somununun airliini 305 dirhemden 312,5 dirheme çikarmayi ve fiyatini da 50 paradan 55 paraya arttirmayi önerdi. Ancak, firin sahipleri 312,5 dirhemlik bir somun ekmein sati fiyati olarak 60 para istediler. Firincilarin bütün israrlarina ramen, bu istek Ekmek Komisyonu'nca reddedildi ve toplanti bir sonuca varilamadan sona erdi. Ertesi gün, Ekmek Komisyonu'nun kararini protesto eden bazi firincilar firinlarini açmadilar (Tanîn, # 27: 4). Ancak, stanbul'un ekmeksiz kalmasinin daha büyük boyutlu toplumsal karmaalara yol açacaindan çekinen hükümet, hemen alarma geçti. Polis bazi firin sahiplerini "vurgunculuk yapmaya kalkimak" (muâmele-i ihtikârâneye cür'et) suçundan dolayi tutukladi (Sabâh, # 6797: 2). Bu tutuklamalardan sonra, Hibazân Cemiyeti 305 dirhemlik ekmek somunlarini 55 paraya satmaya ve hamurkârlara haftalik 105 kuru, kalfalara haftalik 70 kuru, çiraklara haftalik 35 kuru, tezgahtarlara haftalik 100 kuru ve piiricilere

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

191

de haftalik 105 kuru ücret ödemeyi kabul etti (Sabâh, # 6797: 2). Ancak, bazi firin sahipleri yapilan bu yeni düzenlemelere de uymayi reddettiler. 1 Eylül günü, Hibazân Cemiyeti ehremaneti'ne yeni bir dilekçe daha vererek, Ekmek Komisyonu'nun stanbul'da ekmek satan bütün firinci, tablakâr, açi ve saireyi kontrol etmesini ve 305 dirhemden düük gramajla veya 55 paradan yüksek fiyatla ekmek satan bütün firinlari kapatmasini istedi (Sabâh, # 6802: 2). Bir hafta sonra, 8 Eylül günü, Hibazân Cemiyeti ehremaneti'ne bir baka dilekçe daha verdi. Bu dilekçede, Hibazân Cemiyeti ehremaneti Ekmek Komisyonu'na bazi "vurguncu" (muhtekir) firincilarin hala 100 - 150 dirhem eksik gramajli ekmekler üretmekte olduklarini bildiriyor ve bu sorunu çözebilmek için üç aamali bir cezalandirma yöntemi öneriyordu (Sabâh, # 6810: 2). Firin sahiplerinin uyguladii dier bir yöntem ise zam isteyen içileri iten çikarmaktan ibaretti. çilerin hiçbir ekilde i güvenliine sahip olmamasi nedeniyle, firin sahipleri istedikleri içiyi ie almakta ve istedii zaman iten çikarmakta serbestti. Birkaç gün içinde, firin sahipleri 26 Austos günü yapilan toplantida alinmi olan ücret artii kararlarinin uygulanmasinda israr eden bütün firin içilerini iten attilar. Bu içilerin yerine, taradan gelmi ve düük ücretlerle çalimaya dünden razi olan yeni içiler bularak, hemen ie aldilar (Tanîn, # 47: 7). 15 Eylül günü, bu yöntemle ilerinden atilmi olan 400'den fazla firin içisi ehremaneti'ne bavurarak, yardim istedi. ehremaneti Kantar Müdürü Osman bey, bir nevi lokavta urami olan bu firin içilerinin temsilcilerini hemen kabul etti. Hibazân Cemiyeti'ne de haber salarak, hemen temsilci göndermelerini istedi (Onur, 1977: 280). Ancak, Hibazân Cemiyeti'nin temsilcileri ehremaneti'ne gitmediler (Tanîn, # 47: 7). Firin içileri ehremaneti'nden bu süreçte kurmu olduklari Ekmekçi ve Amele Cemiyeti isimli sendikanin bütün firin içilerinin temsilcisi olarak taninmasini ve stanbul'da bulunan bütün firinlarin içi ihtiyacinin bu cemiyetin üyeleri arasindan karilanmasinin zorunlu hale getirilmesini istediler (Onur, 1977: 280). çilerin bu talepleri Hibazân Cemiyeti'nce reddedildi, ve stanbul firin içileri 16 Eylül günü grev ilan ettiler (Fiek, 1969a: 29; Fiek, 1969b: 49).

1908 Grevleri'nin hedefleri

1908 Grevleri'nin en belirgin ortak özellii, ekonomik nitelik taimalari ve genelde ücret uyumazliklarindan kaynaklanmi olmalaridir. Grevlerin hemen hemen tamami ekonomik kazançlar salamak ve daha iyi çalima artlarina kavumak amaciyla yapilmitir (Sencer, 1969: 240). verenlerin içilerin fazla mesai ücretlerini ödemeye yanamamalari ve dier sosyal haklarinda kisinti yapmalari da 1908 Grevleri'nin önemli sebepleri arasindadir. Bu bölümde, öncelikle içilerin ücret artii taleplerine deindikten sonra, dier talepleri de sirasiyla gözden geçirmeye çaliacaiz.

192

YAVUZ SELM KARAKILA

Osmanli içilerinin 1908 yilindaki birleik günlük ücretlerini 1905 yilindaki birleik gündelik ücretlerle karilatirdiimizda, 1905 yilinda ortalama 9.85 kuru olan ücretlerin 1908 yilinda yaklaik yüzde 15'lik bir artila 11.29 kuru seviyesine ulatiini görmekteyiz (Boratav, v.d., 1984: 66). 1905 ve 1908 yillarina ait ortalama içi ücretleri arasindaki bu fark, Osmanli içilerinin 1908 Grevleri sirasinda kazandiklari net ücret artilarindan kaynaklanmaktadir. Genel eilimleri deerlendirmeye balamadan önce, ücret artilari konusunda çeitli örnekler vermek istiyorum. zmir'de 12 saatlik bir igünü için 0.88 dolar alan liman hamallari greve giderek 8 saatlik bir igünü için 1.22 dolar ücret almaya balamilardir (U.S. Consular Reports, # 25: 3). stanbul Cibali'de bulunan Tütün Rejisi'ne ait sigara fabrikasinda, Reji'nin yüzde 50'lik ücret artii teklifini yetersiz bularak reddeden tütün içileri 13 Austos günü greve gitmilerdir (Sencer, 1969: 177). zmir-Kasaba Demiryolu içileri ayda 5 lirayi aan bütün ücretler için yüzde 20, ve ayda 5 liranin altinda kalan bütün ücretler için de yüzde 30 ücret zammi istemilerdir (U.S. Consular Reports, # 30: 3). 11 Austos günü, yüzde 12.5'luk bir ücret artii isteyen Paabahçe cam içileri grev balatmilardir (Onur, 1977: 279). Anadolu Demiryollari irketi 10 yildan fazla tecrübesi olan çalianlarina yüzde 40 ve be yil tecrübesi olan çalianlarina da yüzde 30 oraninda zam önermitir (Tanîn, # 46: 3). Bu zam oranlarini yetersiz bularak reddeden içiler 14 Eylül 1908 günü greve balamilardir. Ancak, grevin sonunda içiler irketin ilk teklifinden de daha düük oranlardaki ücret artilarina razi olmak zorunda kalmilardir (Tanîn, # 49: 2-3). Beyrut - am - Hama Demiryolu'nda yapilan grev yüzde 50'lik bir ücret artiiyla sona ermitir (Onur, 1977: 292). 11 Eylül günü, Selânik'deki tütün içilerine deneyimlerine göre yüzde 30, 20 ve 10 oraninda ücret artilari vermeyi kabul eden Tütün Rejisi, grevi sona erdirmeyi baarmitir (Onur, 1977: 281). Verdiimiz bütün bu örnekler, ücret artii taleplerinin doasini yeterince yansitmaktadir. Gözlemlerimize gelince: birincisi, çou grevde irketin memurlari ile içilerinin birlikte dilekçeler hazirladii, birlikte hareket ettii ve greve beraber gittii anlailmaktadir.3 kincisi, greve hazirlanan içiler genelde tecrübeleriyle orantili maa artilari istemi ve almilardir. Üçüncüsü, sendika delegeleri ve içi temsilcileri irketin okur-yazar memur kesiminden seçildii için, memurlarin grev sonucunda elde ettikleri kazançlar her zaman içilerin kazançlarindan daha yüksek olmutur. Anadolu Demiryolu grevinde olduu gibi bazi özel durumlarda, iverene sunulan talep listesinin reddedilmesi veya kismen kabul edilmesi gibi hallerde, içiler ve düük maali memurlar greve devam etmek isterken, yüksek maali memurlar bir an önce grevi sona erdirerek

3 Burada ngilizce'de "white collar worker" terimine tekabül eden Osmanlica memûrîn veya müstahdemîn teriminin yerine "memur"; ve "blue collar worker" terimine karilik gelen amele teriminin yerine de "içi" sözcüklerini kullaniyorum.

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

193

ilerinin baina dönme eilimi göstermilerdir (Sencer, 1969: 187). 1870'lerin bainda grevlerin ilk ortaya çikiindan beri, greve giden Osmanli içilerinin temel istei ücret artii talebidir. 1908 Grevleri'ni incelerken, bir tek "siyasi grev" ile karilatik: Selânik'de bulunan restoranlarda çalian garsonlarin Bulgaristan'in Osmanli mparatorluu'ndan baimsizliini tek tarafli olarak ilan etmesinden kisa bir süre sonra, 14 Eylül günü ehri ziyaret etmeye gelen Bulgarlar'i protesto etmek için gerçekletirdikleri grev (Sabâh, # 6816: 3; Sencer, 1969: 190). Osmanli mparatorluu'nda herhangi bir i kanunu ve iyerlerindeki koullari düzenleyen yönetmelikler bulunmadii için, içilerin iverene sunduklari talepler aslinda içilerin daha iyi yaama ve çalima koullarina ilikin özlem ve kaygilarini da gözler önüne sermektedir. 8 saatlik igünü, salikli çalima koullari, yillik ücretli izin, ücretli hafta sonu tatili, ve fazla mesaiye fazla ücret gibi talepler günümüzde bizler için olmazsa olmaz (sine qua non) çalima koullari olarak görülebilir. Ancak, ttihâdçilar ve iverenler için, grevciler imkansizi talep etmekteydi:

Filhakika amelemizin mutâlebât pusulalari içinde Avrupa'da eski sosyalistlerin bile birdenbire talep edemeyecekleri derecede ahsi ve mali maddeler görüldü. Bunlarin hâl-i hazirda gayr-i kâbil-i tatbik olduuna dair söylenen sözler, dermeyan olunan müdafaalar taraflarindan hiç istimâ' edilmedi. (ttihâd ve Terakki, # 14: 2).

çilerin ne istediine ilikin sorulara cevap verebilmek için, farkli sektörlerden grevci içiler tarafindan hazirlanmi olan çeitli talep pusulalarini kullandik. Bu listelerden biri olan Anadolu Demiryolu içilerinin talep pusulasi, bu amaç için özel önem taimaktadir. Çünkü hem elimizde bulunan en detayli talep pusulasidir, hem de sonradan baka içiler tarafindan kendi hazirladiklari talep pusulalarina model olarak alinmi olduu anlailmaktadir.4 Anadolu Demiryolu içilerinin talep listesinden de görülebilecei gibi, içilerin iverenden ilk talebi kurmu olduklari sendikanin iveren tarafindan taninmasi isteidir. Örnein, grevlerini baariyla sona erdirdikten sonra, iverenin kurmu olduklari sendikayi tanimayarak anlamayi imzalamaktan vazgeçmesi üzerine ertesi gün tekrar greve giden Pera Palas çalianlarinin grevinde olduu gibi, kurulmu olan sendikanin iveren tarafindan taninmamasi da bazen yeni grevlere yol açmaktadir (Onur, 1977: 286). Anadolu Demiryolu içilerinin talep listesinde gayet açik bir madde yer almaktadir: "belirlenmi çalima saatleri!" Dier içiler bu konuda daha belirgin isteklere sahiptir: ark Demiryolu irketi'nin içileri 8 saatlik bir çalima günü isterlerken, zmir Tramvay içileri ve Beyolu restoranlarinda çalimakta olan garsonlar da çalima saatlerinin sirasiyla 10 ve 12 saate düürülmesini istemi4 Bu listenin Zafer Toprak tarafindan yayinlanan transliterasyonunu kullandik (Toprak, 1988: 45-50).

194

YAVUZ SELM KARAKILA

lerdir (Sencer, 1969: 184 ve 203). Muhtemelen yapilmakta olan iin doasindan kaynaklanan nedenlerle, çok özel çalima saati düzenlemeleri talepleri de gözlenmitir. Örnein, Kavala Tütün Rejisi'nde çalian tütün içileri yazin 8, kiin 9 saatlik igünü uygulanmasini istemilerdir (Onur, 1977: 281). Gece yapilan iler için çift ücret ödenmesi ve ek ie ek ücret ilkesi de neredeyse bütün talep listelerinde tekrarlanmi isteklerdir. Yilda bir ay ücretli izin hakkinin yanisira, ücretli hafta sonu tatili ve pazar günleri çaliilmamasi gibi istekler de yaygin olarak gözlemlenmektedir. Osmanli mparatorluu'nda resmi hafta sonu tatili cuma günü olduundan, çounlukla gayr-i müslimlere ait olan irketlerde çalimakta olan gayr-i müslim Osmanli içileri pazar günlerini ücretli hafta sonu izin günü saydirmak amaciyla greve bavurmulardir. Bon Marché ve Au Lion maazalarinda çalian tezgahtarlarin grevleri bu tip grevlere örnek olarak gösterilebilir (Onur, 1977: 287). Yillik maalarina ilave olarak kendilerine yil sonunda ayrica ikramiye ödenmesi istei, Anadolu Demiryolu içilerinin yanisira Selânik'deki Errera maazasinda ve stanbul'daki Oredz et Back maazasinda çalian içilerin talep listelerinde de tekrarlanmitir (Onur, 1977: 287). Çalima saatlerini belirlemek, ücretleri arttirmak ve ücret ödemelerini düzenlemek yönündeki taleplerin diinda, içilerin daha iyi ve daha salikli çalima koullarina yönelik talepleri de olmutur. Bu istekler, doal olarak, her iyerinde o iyerinde yapilmakta olan iin cinsine göre deimektedir. Örnein, Kavala Tütün Rejisi'nde çalian içiler, salik ve hijyenle ilikili çeitli maddelerin yanisira, iverenlerinden iyerlerinde temiz hava dolaiminin salanmasini, temiz içme suyu ve tükürük kaplari bulundurulmasini, tuvalatlerin tamir edilmesini ve temiz tutulmasini, ve iliklerde belirli sayidan fazla içinin çalitirilmamasini istemilerdi (Onur, 1977: 281). Öte yandan, bir baka sektörde çalimakta olan içiler, kendi çalima koullarina ilikin bambaka isteklerde bulunabiliyorlardi. Örnein, kendileri ve aile üyeleri için ücretsiz salik kontrolü ve hastalik tedavisi, içinin hastalanmasi veya i kazasina uramasi halinde ücretinin kesintiye uramamasi gibi isteklerin yanisira, Anadolu Demiryolu içileri seyahat esnasinda 5 kilograma kadar ahsi eya taiyabilme hakki, çalianlarin aile üyelerine indirimli seyahat hakki, bütün trenlere kapali sürücü mahalli yapilmasi, üniformalarin yilda en az iki kere yenilenmesi, ve Haydarpaa stasyonu'nda bulunan büfenin iletme hakkinin kendilerine verilmesi gibi farkli talepler öne sürmülerdi. Ancak, içilerin hem iverenleri hem de Osmanli devlet adamlarini çileden çikaran talepleri, yapilan iin doasi, iverenin iyerinde uygulamakta olduu kurallar, i disiplini, ve iyeri idaresine ilikin istekleriydi. Anadolu Demiryolu grevinde de örnekleri görüldüü üzere, içiler irketin grevci içileri iten çikarma giriimlerini ve içi liderlerini kasitli olarak iten atma giriimlerini engellemeye çalimilardi. Ayni ekilde, irketin yeni içi alma yöntemlerine de kari-

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

195

milar, yeni içilerin ie alinmasinda da söz sahibi olmaya çalimilardi. yerinde emekle ilgili meselelerde söz sahibi olabilmek amaciyla, iverenin yalnizca içi meseleleriyle ilgilenecek bir komite kurmasini istemilerdi. Ancak, böylesi talepleri "irketin iç ilerine ve yönetimine karimak" olarak algilayan iverenler, bu tür talepleri tartimaya bile lüzum görmeden batan geri reddetmilerdi. Bu tür taleplerin geri çevrilmesi de iyerlerinde yeni sorunlar dourmu, hatta grevlere bile neden olmutu. 1908 Grevleri'nin bazilarinda, içiler ilk taleplerini reddetmi olan irketin yabanci genel müdürünün istifasini da taleplerine eklemilerdi. Örnein, stanbul Tramvay irketi içileri talep listelerinin en baina irket direktörü Perdikari'nin istifasi artini koymular, o istifa edinceye kadar görümelere bile balamayacaklarini öne sürmülerdi (Tanîn, # 14: 3). Anadolu Demiryolu içilerinin isteklerini reddetmi olan genel müdür Huguenen'in istifasini istemesi de bir baka örnektir (Toprak, 1988: 50; Quataert, 1983: 83-88; Quataert, 1987: 71-83). Bazi emek tarihçileri, içilerin çalitiklari irketin yabanci genel müdürünün istifasini istemesini 1908 Grevleri'nin "anti-emperyalist" doasina balamaktadir.5 Aslinda, tam tersine, bu tutum yalnizca Osmanli içilerinin yabanci sermaye karisinda tavirlarini ne derece kiiselletirdiklerini göstermekle kalmaz, ayni zamanda "yanli bilinç" (false consciousness) sahibi olduklarina da iaret eder (Quataert, 1993: 19-22, 23-24). Yine de, içilerin irketin iç ilerine yönelik bu gibi talepleri Osmanli devlet adamlarini ürkütmeye yetmi olmali ki, Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati hazirlanirken içilerin iverenlerin ticari ilikilerine ve irketi idare tarzina karimasini önleyen maddeler de kanuna eklenmitir.

çilerin sinif bilinci

Genelde, 1908 grevlerine katilan içiler "sosyalist" anlamda sinif bilincine sahip deillerdi (Tunçay, 1978: 36; Tunçay, 1991: 30-31). Osmanli sosyalist hareketi içi hareketlerini yönlendirebilecek veya yönetebilecek birikimden yoksundu, ve bir sinif mücadelesini ateleyebilecek kadar kuvvete kesinlikle sahip deildi (Sencer, 1969: 175). Daha sonralari, 1919 yilindan itibaren Kazliçeme Debbahane grevini, Kasimpaa Tersanesi grevini, ve stanbul Tramvay irketi grevlerini baariyla yönlendirecek olan tirâkçi Hilmi liderliindeki Türkiye Sosyalist Firkasi, 1908 yilinda daha yeni yeni toparlanmaktaydi (Zeki Cemal, 1925: 9-10). Osmanli nüfusunun yalnizca küçük bir kesimini oluturduklari ve sosyalist hareketin bu içiler arasinda yayilma olanaini bulamamasi nedeniyle, Osmanli sanayi içilerinin sinif bilincine sahip olamadiklari öne sürülmütür (Tunçay, 1978: 31-32; Tunçay, 1991: 29). Bir baka görüe göre, "çalian Türkler arasinda siyasi bilinç seviyesini olduundan daha fazla göstermek, tarihsel gerçeklere ay5 Özellikle Hüseyin Avni anda, (anda, t.y.) ve Oya Sencer gibi takipçileri (Sencer, 1969: 197).

196

YAVUZ SELM KARAKILA

kiri olacaktir [sic.]" (Ahmad, 1994: 134). Eer "sinif bilinci" terimi Marksist yorumuyla aliniyorsa, bu görü bir dereceye kadar dorudur. Çünkü, 1908 Grevleri'nde aktif rol alan içiler yalnizca ücret artilari ve dier sosyal haklar için mücadele verdiklerinden, onlari Marksist anlamda "kendisi için bir sinif" (class for itself) olarak deil, "kendisi içinde bir sinif" (class in itself) olarak tanimlamak daha doru olacaktir. Ancak, Osmanli içilerinin kökeninde zenaatçiliktan içilie doru bir dönüüm olduunu, ve bunun da "proleterleme" denilen kaçinilmaz ve olmazsa olmaz (sine qua non) bir tek yönlü süreç olduunu savunmak doru deildir:

çilerin çounun kökleri hala kirsal kesimdeydi ve dierleri de içiden çok zenaatçi olmak eilimindeydi. Endüstriyel yaamin gerektirdii disipline sahip deillerdi ve köylülükten içilie geçi sürecini yaamaktaydilar. Sinifsal balarindan daha ziyade zanaatlarina, yöresel kökenlerine, eyhlerine, ve ilikide bulunduklari tarikatlara sadakatla baliydilar (Ahmad, 1994: 134).

Biz, 1908 Grev Dalgasi üzerine yaptiimiz incelemede, Osmanli içilerinin esnaf loncasi mensuplari gibi zenaatlarina, yöresel kökenlerine, eyhlerine ve tarikatlarina bali olduunu düündürecek hiçbir kii ve olayla karilamadik. Grevci içiler, kendi çikarlari dorultusunda, daha iyi ücretler ve daha iyi çalima koullari gibi nedenlerle harekete geçiyorlardi. Osmanli içileri yalnizca kendi çikarlari için mücadele verdiklerinin de bilincindelerdi. Ama, bu mücadelede yalniz olduklarinin henüz farkinda deillerdi. Grevci içiler sürekli Osmanli devletinin ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin yardimlarini istediler, ama olaylar bu iki unsurun da müttefik aramak için doru kaynaklar olmadiklarini içilere örnekleriyle gösterdi. Ancak, aaida örnekleriyle açiklamaya çaliacaimiz gibi, Osmanli içileri hem kendi güçlerinin sinirlarinin, hem de toplumsal zayifliklarinin nedenlerinin gayet farkindaydi. dâre-i Mahsûsa, mülkiyeti Osmanli hanedanina ait bulunan ve Bahriye Nezâreti tarafindan iletilmekte olan bir gemicilik irketiydi (Tunaya, 1989: 352). Haliç'te gemi iletme tekeli de dâre-i Mahsûsa'ya verilmiti. 1 Austos 1908 günü, dâre-i Mahsûsa'ya ait gemilerde çalian gemi içileri Adalar'a yapilacak olan sefere çikmayi reddettiler, ve henüz ödenmemi olan maalari kendilerine ödeninceye kadar da çalimayacaklarini söylediler (Tanîn, # 1: 4). Birikmi ücretler hemen ödendi ve vapur seferleri balatildi, ancak bu kisa süreli grev 1908 Grev Dalgasi'nin ilk grevi olarak kayitlara geçti.6 13 Austos günü, dâre-i Mahsûsa'ya bali içiler irketin yöneticisi John Paa'ya bavurarak, içilerden emeklilik fonu (tekâüdiye) olarak toplanmi olan 2,000 liradan fazla paranin kendilerine geri ödenmesini istediler (Sabâh, # 6784:

6 Bu grev M. ehmus Güzel'in verdii grev listesinin ilk sirasinda yerini almaktadir (Güzel, 1985: 811).

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

197

4). John Paa içilere bu parayi II. Abdülhamid'in kizkardei Cemile Sultan'in olu Sâmi beye vermi olduunu söyledi (Tanîn, # 14: 3). Sâmi bey John Paa'nin bu iddiasini inkar edince, içiler mahkemeye bavurarak John Paa aleyhinde dava açtilar (Sabâh, # 6784: 4). 15 Austos günü, John Paa çikarildii durumada paranin 1.700 lirasini dâre-i Mahsûsa'ya geri ödediini, kalanini da içilere elden verdiini iddia etti (Sabâh, # 6786: 2). Ancak, mahkeme salonunda bulunan içilerin protestosu üzerine mahkeme onun bu iddiasini aratirdi ve doru olmadiina karar verdi. Mahkemenin de baskisiyla, John Paa bir çek yazarak 2.000 lirayi içilere geri ödemeye mecbur oldu (Tanîn, # 32: 3; Sabâh, # 6804: 4). Bu baaridan güç bulan dâre-i Mahsûsa içileri, 14 Eylül günü Sadrazam'a yeni bir dilekçe daha sundular. Bu dilekçede, içiler dâre-i Mahsûsa'da köklü bir reform yapilmasini talep ediyorlardi. çiler dâre-i Mahsûsa'nin Bahriye Nezâreti bünyesinden ayrilarak, ya baimsiz bir irket haline dönütürülmesini, ya da Ticaret ve Nafia Nezâreti'ne balanmasini istiyorlardi. stekleri yerine getirilmedii taktirde de, 17 Eylül gününden itibaren grev yapacaklari tehditini savuruyorlardi:

stibdâd devrinin harab bir kurbani olan milli bir idârenin ya müstakil bir idâre haline ifraina veya Nafia Nezareti'ne rabtiyla islahina urailmakta olduu bir sirada el'an hiçbir teebbüste bulunulmamasi milli menfaatlere muzir olduundan dâre müstahdemleri zati menfaatleri için olmayip umumi menfaatlere naçiz bir hizmet olmak üzere... Perembe günü umum köprü ve sair sefineler müstahdemleri terk-i egal edeceklerini Osmanli vatandalarina ilân eder. (Onur, 1977: 285).

15 Eylül günü, Bahriye, Ticaret ve Nafia, Adalet ve Dahiliye Nâzirlari Sadrazam'in makam odasinda bir araya gelerek konuyu görütüler (Tanîn, # 47: 7). Ertesi gün, 16 Eylül günü, dâre-i Mahsûsa hemen Ticaret ve Nafia Nezâreti'ne bali baimsiz bir irket haline dönütürüldü (Tanîn, # 49: 3). Dier bir büyük Osmanli gemicilik irketi olan irket-i Hayriye'deki içiler de dâre-i Mahsûsa'da çalian arkadalarinin açtiklari yoldan gittiler. irket yönetimine bir dilekçe vererek, irket içinde köklü bir reform yapilmasini istediler, aksi takdirde greve gidecekleri tehditini savurdular. çilerin reform istekleri irket tarafindan genel kabul gördüünden, greve gerek kalmadan mesele halledildi (Tanîn, # 49: 3). stanbul Limani'nda çalian hamallar da 31 Austos 1908 günü greve baladiktan hemen sonra ilginç bir onur gösterisinde bulundular. Grevin ikinci günü, arabulucularin da tevikiyle, grevi yarida keserek üç günlük bir süre için yeniden çalimaya balamayi kabul ettiler. Bu süre zarfinda gemi acentalarinin istedikleri ücret artilarini yeniden deerlendirmesini istediler ve bu üç günlük sürede "ücret-i sâbikalariyla çalimayi kabul etmediklerinden" ücretsiz olarak çalimayi kabul ettiler (Tanîn, # 15: 3).

198

YAVUZ SELM KARAKILA

Bir dier örnek de ark Demiryolu içilerinden geldi. Osmanli hükümeti grevdeki ark Demiryolu içilerini ilerinin baina geri döndürebilmek amaciyla üç vagon dolusu asker ve cephaneyi trenle Edirne'ye göndermeye karar vermiti (Tanîn, # 51: 7). çiler kendi temsilcileri olarak seçtikleri Ayatomos ve Hüseyin adli içileri hemen Harbiye Nâziri Ali Riza Paa'ya gönderdiler. çi temsilcileri içilerin ücretlerini arttirmak amaciyla grev yapmakta olduklarini, grevin devlete ve millete kari yapilmadiini vurguladilar (Onur, 1977: 288). Hükümet, devlet ve ordunun her türlü ihtiyaci için her an hizmete hazir olduklarini garanti ederek, ordunun Edirne'ye gönderecei asker ve mühimmati hemen taiyacaklarini bildirdiler (Tanîn, # 51: 7). 1908 Grevleri arasinda rastlanan biricik sempati grevi, tahmin edilecei gibi demiryolu içilerinin dayanimasindan gelmedi. Beklenenin tam tersine, stanbul Tütün Rejisi'ne bali tütün içileri, yine Reji'ye bali olan sigara kaidi fabrikasinda grev yapan içileri desteklemek için greve gitmilerdi (Sülker, 1955: 15; Güzel, 1985: 813; Fiek, 1969a: 28). 1908 Grevleri içinde milliyetçi ve etnik ayrilikçi eilimlere pek rastlayamadik. Çou grevde Osmanli azinliklarina mensup içiler müslüman içilerle birlikte eyleme katilmilardi. Osmanli devlet adamlarinin ve ttihâdçilarin iddetli itirazlarina ramen, grevci içilerin ellerinde Yunan ve Ermeni bayraklari Osmanli bayraiyla birlikte dalgalaniyordu (U.S. Consular Reports, # 25: 2). Siyasi ve milliyetçi talepler ve bu taleplerden kaynaklanan grevler 1908 Grev Dalgasi'nda yer almamiti, içilerin milliyetçi boykotlara katilmasi ve etnik ayrimcilik gütmeye balamasi daha sonralari gözlenen bir gelimeydi.7

Sendikalar ve içi örgütlenmesi

1908 yilindan önce sendikalama ve içi örgütleri çok zayifti. lk Osmanli içi örgütleri sendikalar veya içi örgütleri deil, içilere yardim etmek amaciyla kurulmu olan Amelperver Cemiyeti (1871) gibi yardim dernekleriydi (Gülmez, 1985: 794; Güzel, 1981: 43-45; Serçe, 1995: 6-11). "Sinif bilinci"ne sahip olduu kabul edilen ilk gerçek içi örgütü, 1894 yilinda Tophane-i Amire fabrikalarinda çalian içiler tarafindan illegal olarak kurulmu olan Osmanli Amele Cemiyeti'ydi (Sencer, 1969: 157; Toprak, 1993: 242).

7 Milli Mücadele'den hemen sonra, 19 Kasim 1924 günü Anadolu Demiryolu içileri 18 maddeden oluan taleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle greve gittiler. çilerin talep listesinde yüzde 30'luk bir ücret artii talebinin yanisira gayr-i müslim içilere yönelik olarak hazirlanmi bir talep daha vardi. Anadolu Demiryolu'nda çalian müslüman içiler Milli Mücadele yillarinda "isyanci Ermeni örgütleri için bai toplami ve fabrikanin duvarlarina Venizelos'un resimlerini asmi olan" bütün azinlik mensubu içilerin bir an önce iten çikarilmalarini istemilerdi. 1928 yilinda, stanbul Tramvay irketi'nin çalianlari ve Terkos Su irketi'nin içileri sirf iverenlerini gayr-i müslim içileri iten çikarmak zorunda birakmak amaciyla grevler düzenlemilerdi. (Sülker, 1955: 8 (dipnot 5) ve 25).

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

199

1908'in özgürlük rüzgarlari Osmanli mparatorluu'na siyasi örgütlenmelerin yanisira içi örgütlenmelerini ve sendikalari da beraberinde getirmiti. Osmanli Amele Cemiyeti'nin kuruculari, zaman içinde sönmü olan örgütlerini Osmanli Terakki Cemiyeti adiyla legal olarak yeniden canlandirdilar. Dünya içi örgütleriyle ilikiye geçen ilk Osmanli içi sendikasi olan Mürettibin-i Osmaniye Cemiyeti de yine 1908 yilinda kurulmutu (Gülmez, 1985: 800). Anadolu Demiryolu grevi, Osmanli hükümetini grevleri durdurmak amaciyla yasal düzenlemeler yapmaya iten en önemli grevlerden biriydi. Anadolu Demiryolu içilerinin Anadolu Osmanli Demiryolu Memurin ve Müstahdemini Cemiyet-i Uhuvvetkâranesi adini taiyan sendikasi, sendikanin liderliini üstlenmi olan Dr. Arhangelos Gabriel'in inatçi kiilii ve sendikanin ortaya koyduu istekler, hem Anadolu Demiryolu irketi'ni hem de Osmanli hükümetini zor durumda birakmaya yetmiti (Quataert, 1983: 81-90; Quataert, 1987: 75-83; Toprak, 1988: 49-50). Ancak, 1908 Grevleri'nin büyük bir bölümü kendiliinden gelimi olan grevlerdir. Bu eylemlerin ardinda güçlü bir içi örgütlenmesi ve sendikalarin önderlii olduu söylenemez (Sencer, 1969: 176). çiler genelde daha örgütlenmeye bile vakit bulamadan greve kalkimilardir. Çou kez, içilerden doal liderlik vasiflarina sahip birisi greve öncülük eder, hatta arkadalarinin adina balayici açiklamalarda bile bulunurdu.8 1908 Grevleri'nin yalnizca küçük bir kisminin içi örgütleri ve sendikalar tarafindan yönetilmi olmasi, bu tür içi örgütlerinin ve dier sol partilerin ne kadar zayif durumda olduunun bir göstergesidir. Hindistan'daki jüt içilerinin eylemlerinde de görüldüü gibi, sendikalar grevle birlikte ortaya çikmaktadir (Chakrabarty, 1989: 124). Grevin sona ermesi, sendikanin da kaçinilmaz sonunu belirlemektedir. 1908 yilinda zmir'de bulunan Amerikan konsolosu bir raporunda Osmanli mparatorluu'nda içi sendikalarinin güçsüzlüünden bahsederken, "içiler ellerine geçen parayi hemen yiyecee çevirmek zorundalar. Bu nedenle, grevde uzun süre dayanmalari imkansiz. Avrupa ve Amerika'da benzeri durumlarda olduu gibi arkalarinda kendilerine grev süresince destek olacak bir kaynak yok" demek zorunda hissetmitir (U.S. Consular Reports, # 25: 4). Genelde, 1908 Grevleri içiler için ya tam baarisizlikla, ya da kismi galibiyetlerle sonuçlaniyordu. Baari oraninin düük olmasinin altinda, içi örgütlerinin ve liderlerinin yetersizlii yatiyordu. Aydin Demiryolu içilerinin iverenle yapacaklari toplu sözleme görümelerinde kendilerini temsil etmek üzere ngiltere'den profesyonel bir içi sendikacisi getirme giriimi, zaten kendileri de yabancilardan oluan irket yönetiminin yabanci bir sendikaciyla görüme yapmayi il-

8 Örnein, süregiden dedikodulara ramen Reji içilerinin grev yapmayi düünmediklerini açiklayan ve gazetelere de gönderilen bir duyuru "umûm Reji amelesi nâmina, Yunus" eklinde imzalanmiti (Tanîn, # 62: 8).

200

YAVUZ SELM KARAKILA

ke olarak reddetmesi üzerine sonuçsuz kalmiti (Tanîn, # 66: 7). Öte yandan, içilerin grev sirasinda kendilerine kaynak salamak amaciyla önceden hazirladiklari hiçbir birikimleri yoktu. Grev biraz uzayip da umulandan birkaç gün daha fazla sürünce, kendilerini ve ailelerini geçindirebilmek ve aç kalmamak için içilerin bir an önce anlamaya razi olmaktan baka yapabilecekleri bir ey yoktu. Osmanli mparatorluu'nda i garantisi ile ilgili hiçbir düzenleme olmadiindan, irketler grevci içilerin yerine kolaylikla yeni içileri ie aliyorlar ve üretimlerini devam ettirebiliyorlardi. Halbuki, grevci içilerin grev süresince geçici bir ikinci i bulmasi olasilii yoktu. Ayrica, Osmanli devlet adamlarinin ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin içilere kari takindii olumsuz tutum da çok sayida grevin içiler açisindan baarisizlikla sonuçlanmasinda önemli bir rol oynamiti

ttihâdçilar, devlet ve içiler

Osmanli içileri i uyumazliklarini öncelikle iverenleriyle görüerek çözmeye çalitiktan sonra, uzlama salanamayinca, Osmanli devlet adamlarina dilekçeler vererek onlardan kendilerine destek olmalarini ve yardim etmelerini istemilerdir (Güzel, 1985: 812). Bu eilim, bir bakima, daha önceden beri Osmanli lonca sisteminde, 1908 öncesinde yapilan grevlerde de gözlenen ve 1908 Grev Dalgasi'nda da varliini kesinlikle hissettiren babaerkil "devlet baba" imajinin Osmanli içilerinin zihninde varliini güçlenerek sürdürmekte olduunun bir iareti gibidir (Quataert, 1993: 2-5; Sencer, 1969: 136; Gülmez, 1985: 797). Ne yazik ki, içilerin bu saygili yaklaimlarina ramen, Osmanli devlet görevlileri grevleri kamu düzenini tehdit eden bir nümayi (ihlâl-i asayi) gibi görmülerdir. Ne denli masum talepleri olursa olsun, grevciler ve göstericiler Osmanli devlet görevlilerinin gözünde potansiyel suçlu ve muhtemel ba belasiydi. "lân-i Hürriyet"i izleyen ilk aylarda siyasi durumda çok kritik günler yaaniyordu, ve tek tek her biri kendi koltuunu savunmak durumunda kalmi olan Osmanli devlet görevlileri de kesinlikle "dert" istemiyorlardi. çiler kendilerine sorunlarinin halledilmesi amaciyla bir dilekçe verdiinde, Osmanli devlet görevlilerinin ilk tepkisi onlari biraz sakinletirmek ve mümkün olduu kadar bariçil ekilde davranmalarini öütlemekten ibaretti. Yukarida verdiimiz firin içilerinin grevi örneinde de görüldüü gibi, içileri bir dereceye kadar yatitirmakta oldukça baariliydilar. Çok sayida i uyumazlii ve grev hazirlii, devlet görevlilerinin baarili arabuluculuk giriimleri sonucunda sorunsuz halledilmiti. Bu da yetmedii takdirde, devlet görevlileri bu sefer içileri grevden vazgeçirmek için nasihat (nasâyih) vermeye ve sorunu grevsiz çözmeye ikna etmeye çaliiyorlardi. Grev balayinca, devlet görevlilerinin tutumu da hemen deiime uruyordu. Genelde, devletin grevlere ve grevcilere kari ilk tavri "kamu huzurunu korumak" (asâyi-i umûmiyeyi muhafaza) ve "çalima özgürlüüne zarar verilme-

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

201

mesini salamak" (serbesti-i itigâle halel getirilmemesi) amaciyla asker, jandarma veya polis yollamaktan ibaretti (Tanîn, # 29: 4; Tanîn, # 30: 4). Grev yapan içiler ne derece bariçil davranirlarsa davransinlar, genellikle asayii salamaktan çok grevi kirmak amaciyla oraya gelmi olduu anlailan devlet görevlileri ve kolluk güçleriyle kari kariya kaliyorlardi. Aydin Demiryolu grevinde, Zonguldak kömür madenlerinde ve Samsun Tütün Rejisi fabrikalarinda kanli çarpimalar yaandi (Sencer, 1969: 192-193; Onur, 1977: 281-282 ve 291; Quataert, 1993: 13; Quataert, 1983: 65-67; Quataert, 1987: 62-64). Meclis-i Mebûsân'da Tatil-i Egâl Kanûnu'nu üzerine yapilan görümeler sirasinda, Adalet Nezâreti müsteari Ali Bey aynen öyle diyordu:

Ben amele tanimam, sermayedar tanimam, yalniz vatanimin menfaatini düünürüm. Ben vatanimin, aziz vatanimin saadeti için sermayedari da ameleyi de yekdieriyle uzlatirmaya çaliiyorum. [Alkilar] Bina'en-aleyh onlari ayri bir tarafa ve dierini ayri bir tarafa çekerim, yekdierine muariz olmasina çalimam. Zaten biz[im] sendika tekilinin yasaklanmasi hakkinda kanun çikarilmasini teklif etmemiz sadece ameleyi himaye maksadiyladir. Sermayedari himaye maksadiyla deildir. Çünkü sendikanin elinde amele, emin olunuz ki, esir olacaktir. Sendikalar esnaf loncalarindan baka birey deildir. (Onur, 1977: 293).

1908 Grev Dalgasi'nda, devlet görevlilerinin yanisira ttihâd ve Terakki Cemiyeti ve üyeleri de grevci içilerin dilekçelerine hedef olmutu. Osmanli içileri, "Hürriyet"i ilan etmeyi baaran ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin yaadiklari i uyumazliklarina müdahale ederek kendilerinin tarafini tutacaini ve haklarini almalarina yardimci olacaini düünmülerdi. ttihâdçilar, Fransiz Devrimi'nin temel slogani olan "Hürriyet, Müsâvât, Uhuvvet" (Liberté, Ègalité, Fraternité) sloganina bir de "Adalet" kavramini eklediinden, Osmanli içileri ttihâdçilar'dan oldukça hakli beklentilere sahiptiler. Ancak, ttihâd ve Terakki Cemiyeti "Hürriyet"in ilk aylarinda kari kariya kaldii ekonomik toplumsal problemlerin üstesinden nasil gelebileceini henüz bilmiyordu. ttihâd ve Terakki Cemiyeti 1906 yilinin Eylül ayinda Selânik'de gizli bir örgüt olarak kurulmutu. Örgütün ilkeleri ve yönetmelikleri illegal koullarda hazirlanmiti ve yalnizca örgütün yapilanmasi ile Sultan II. Abülhamid'in "istibdâd" rejiminin yikilmasina yönelikti. Örgütün iç tüzüünde, Sultan II. Abdülhamid'in "istibdâd" rejimi yikilinca yerine ne konacaini açiklayan tek bir madde bile bulunmuyordu (Tunaya, 1984). 24 Temmuz günü "Hürriyet"i ilan ettirmeyi baaran ttihâd ve Terakki Cemiyeti, kendi siyasi programini "lân-i Hürriyet'ten yaklaik iki buçuk ay kadar sonra, ancak 6 Ekim günü ilan edebildi. ttihâd ve Terakki'nin ilk siyasi programinda içi ve iveren ilikilerine ilikin u madde yer aliyordu:

Madde 13 - Amele ve patronlarin hukuk ve vezâif-i mütekâbilesini tayin edecek kanunlar vaz'i teklif olunacaktir. (ûra-yi Ümmet, # 140: 2).

202

YAVUZ SELM KARAKILA

Daha da ilginci, ttihâdçilarin kontrolü altindaki Osmanli hükümeti, ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin siyasi programinda yer alan bu maddenin gazetelerde yayinlanmasindan tam dört gün sonra, 10 Ekim 1908 günü Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati'ni görüerek kabul etmiti (Ökçün, 1982: 1-4). ttihâdçilar, Osmanli mparatorluu'nun siyasi yaamini 24 Temmuz 1908 gününden itibaren önce dolayli olarak, 13 Ocak 1913 günü gerçekletirdikleri hükümet darbesinden sonra da dorudan doruya yönlendirmilerdi. Her türlü muhalefet eilimini bastirdiktan sonra, 1918 yilinin sonlarina kadar ülkeyi askeri bir diktatörlükle yönetmilerdi. 1913 ile 1918 yillari arasindaki bu sikiyönetim döneminde, Osmanli mparatorluu'nda yalnizca 5 grev gerçekleti (Güzel, 1985: 811-815). Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati'nin kabul edildii 10 Ekim 1908 günüyle, ttihâd ve Terakki liderlerinin bir Alman denizaltisiyla yurt diina kaçmasiyla ttihâd ve Terakki Cemiyeti döneminin kesin bir ekilde sona erdii 2 Kasim 1918 tarihleri arasinda, toplam 46 grev patlak vermiti (Güzel, 1985: 815816). Bu grevlerden 26 tanesi özel irketlerde gerçeklemiti. Dier bir deyile, Tatil-i Egâl Kanûnu "kamu hizmeti" yapan iyerlerinde grevleri yasaklami, ancak grevleri tümüyle sona erdirmeyi baaramamiti. Yine de, Tatil-i Egâl Kanûnu "kamu hizmetine ait" olan veya devletin mülkiyeti altinda bulunan bütün iyerlerinde grevleri yasakladiindan, uygulamada bu grevler de Osmanli devleti tarafindan kolaylikla bastirilmiti. II. Merutiyet'in ilk günlerinde, ttihâdçilar grevci içileri sakinletirmeye çaliarak, bir an önce ilerinin baina dönmelerini istediler. Ancak, yukarida verdiimiz firin içileri grevi örneinde de görüldüü gibi, ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin üyeleri i uyumazliklarina müdahalede bulunmak zorunda kaldilar. Mehmed Ali Aynî, Selim Sirri [Tarcan], [Filozof] Riza Tevfik, ve Seyfi Bey gibi taninmi ttihâdçilar, içilerle iverenler arasinda çeitli arabuluculuk giriimlerinde bulundular (Mehmed Ali Aynî, 1945: 59-61; Selim Sirri, 1946: 42; Sabâh, # 6793: 3; Tanîn, # 62: 8). 1908 yilinda, Aydin Demiryolu grevi sirasinda Develiköy stasyonu'nda grevci içilerle askerler arasinda gerçekleen çatimalarda bir içinin silahla yaralanarak ölmesi üzerine, Osmanli hükümeti karaya asker çikarmak amaciyla Mecidiye Zirhlisi'ni zmir'e gönderirken (Tanîn, # 64: 7; Sencer, 1969: 192-193; Onur, 1977: 292), ttihâd ve Terakki Cemiyeti de Hürriyet Kahramani (Kahraman-i Hürriyet) Enver Bey ve arkadalarini Aydin Demiryolu grevine bariçil bir çözüm bulunabilmesine arabuluculuk etmeleri amaciyla zmir'e yollamiti (Sabâh, # 6829: 4; Onur, 1977: 291-292). ttihâdçilar'in baarili arabuluculuk giriimleri sayesinde, Aydin Demiryolu grevi çatimalardan bir hafta sonra sona erdirilmiti (Tanîn, # 73: 8). Osmanli devlet görevlileri gibi, ttihâdçilar da "lân-i Hürriyet"in ilk günlerinde kendi geleceklerini tehlikeye atmak istemiyorlardi. ktidari ele aldiklari ilk günlerde, kesinlikle sokaklarda anari görmek istemiyorlardi. Osmanli iverenlerin yaptii baskilarin yanisira, Osmanli mparatorluu'nda bulunan iyerleri-

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

203

nin çounun yabanci sermayenin elinde olmasi nedeniyle, ttihâdçilar yabanci sermayenin de baskisi altindaydi. ttihâd ve Terakki Cemiyeti, Osmanli mparatorluu'nda yatirimlari bulunan çok sayidaki yabanci sermayedarlarin da tevikiyle Avrupa devletlerinin Osmanli mparatorluu'na dorudan müdahalede bulunmasi olasiliindan da çekiniyordu. Cemiyet'in zmir'de grevci içilerin düzenledikleri gösterilerde yabanci ülke bayraklarinin kullanilmasi nedeniyle açikladiklari "Hükümetin ve Cemiyet'in Mukarrarâti" balikli duyuru da ttihâdçilar'in bu korkularini açikça yansitmaktaydi:

Ecnebi bayraklariyla yapilan gösteriler sona ermeli, çünkü Osmanli hükümetini büyük bir sorumluluk altina sokmaktadirlar. Eer devam edecek olurlarsa, hükümet ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin vermi olduu emirler dorultusunda, bu tür gösterilerin sürmesini engellemek amaciyla silahli güç kullanilacak ve bu yasaa uymayanlarin hepsi ciddi ekilde cezalandirilacaklardir. (U.S. Consular Reports, # 25: 2).

1908 yilinin Eylül ayina gelindiinde, Anadolu Demiryolu, Rumeli Demiryolu, Aydin Demiryolu, ark Demiryollari ve Beyrut - am - Hama Demiryolu irketlerinde, yani Osmanli mparatorluu topraklarindaki bütün demiryolu hatlarinda çalimakta olan demiryolu içilerinin neredeyse tamami grevdeydi. Osmanli taimaciliini durma noktasina getiren bu grevler, ttihâdçilar'in sabrini da tairmayi baardi. Rumeli Demiryolu irketi içilerinin grevi yalnizca taimacilia sekte vurmakla kalmami, Osmanli devletinin bakenti stanbul ehriyle ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin genel merkezinin bulunduu Selânik ehri arasindaki iletiimi de kopma noktasina getirmiti (Osmanli Ülkesinde, II: 83). ttihâd ve Terakki gibi ttihâdçi gazeteler, demiryolu içilerinin makul olmayan taleplerinden vazgeçmesi gerektiini vurgulayan makaleler yayinlamaya balamilardi. ttihâdçi yazarlar, milletin ve devletin içilerin demiryollarini kapali tutmasina göz yummayacaini yaziyor, hatta gerekirse içilerin yerine askerler koyarak Osmanli demiryollarini çaliir hale getirmekten bahsediyorlardi (Onur, 1977: 292). Ali Bey gibi Osmanli devlet adamlari ne söylerse söylesinler, Osmanli hükümeti ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti yerli ve yabanci yatirimcilarin korkunç baskisi altindaydi. Osmanli mparatorluu'nda yapilmi olan yabanci sermaye yatirimlarinin çounluu portfolio yatirimlardi. Yani, Osmanli mparatorluu'nda bulunan yabanci sermayenin büyük bir kismi Osmanli devletinin garantisi altindaydi. Örnein, bakent stanbul'un yanisira, Osmanli mparatorluu'nun Selânik ve zmir gibi bütün büyük ehirlerinde bulunan tramvay, gaz, su, elektrik ebekesi, vapur irketleri gibi bütün bayindirlik yatirimlari neredeyse tamamen yabanci sermayenin denetimi altindaydi (Keyder, 1987: 45; Keyder, 1989: 42). Özellikle demiryolu sektöründe, yabanci sermayenin portfolio yatirimlari Osmanli mparatorluu'nun yatirimci irketlere vermi olduu kilometre garantisinin korumasi altindaydi. Bu nedenle, hem Osmanli devleti hem de Tatil-i

204

YAVUZ SELM KARAKILA

Egâl Kanûnu demiryolu irketlerini "kamu hizmetine ait" iyerleri kapsaminda saymaktaydi (Ökçün, 1982: 133). 1908 Grevleri'nin en önemlileri de yabanci sermayenin elinde bulunan demiryolu irketlerinde gerçekletirilmiti. 3 Eylül günü, dönemin Zaptiye Nâziri Sami Paa, Anadolu Demiryolu irketi'nde sürmekte olan grevle ilgili ilginç bir açiklamada bulundu. Onun bu sözleri Osmanli hükümetinin içilere olan tavrini ve grevlere kari tutumunu açikça gözler önüne sermektedir:

Herhalde tatil-i egâl devlet hazinesinden ödenmesi icâb eden teminât akçesinin yükselmesine sebep olabileceinden, hükûmet-i sen'iyye için muzirdir. Ve bu sebeple bi'lcümle kanûnî vesâitle bunun men'i lâzimdir. (Toprak, 1988: 45-46).

Grevlere tepki olarak, Osmanli hükümeti Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkatini daha Osmanli Meclis-i Mebusân'inin açilmasini bile beklemeden kabul etti (Karakila, 1989). Kanunun ilk maddesinde, Osmanli demiryolu irketlerinde gerçekletirilmi olan grevler Tatil-i Egâl Kanûnu'nun çikarilmasinin temel sebebi olarak gösterilmekteydi (Ökçün, 1982: 2-3).

Sonuç

Emek tarihinin en önemli zorluklarindan bir tanesi, tarihsel kaynaklarin içiler hakkinda yalnizca eyleme geçtikleri zaman bilgi vermesinden kaynaklanmaktadir. Elimizde bulunan Osmanli içileri ile ilgili kaynaklarin hemen hemen tamami dolayli kaynaklardir. Dr. Arhengelos Gabriel'in anilari diinda, elimizde Osmanli içileri tarafindan kaleme alinmi tek bir eser bile yoktur (Gabriel, 1327; Gabriel, 1911). Osmanli kaynaklari da içilerin varliini görmezlikten gelmektedirler. Bir uyumazlik veya eylem olmadikça, Osmanli vesikalari Osmanli içileri hakkinda sessiz kalmaktadir. Bilindii kadariyla, Osmanli mparatorluu'nda iki büyük grev dalgasi gerçeklemitir: 1908 Grev Dalgasi ve 1919 ile 1922 yillari arasinda yaanmi olan grevler. Her iki grev dalgasi da Osmanli mparatorluu'nun siyasi otoritesinin zayifladii, veya geçici olarak kesintiye uradii dönemlerde ortaya çikmitir. 1908 Grev Dalgasi, Jöntürk Devrimi'nin liberal siyasi ortaminda domu ve Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati'yla sona ermitir. 1919-1922 dalgasi ise, Tatil-i Egâl Kanûnu'nun hala yürürlükte olduu bir dönemde, ancak Osmanli mparatorluu'nun ttifâk Devletleri'nin igali altinda olduu bir zamanda patlak vermitir. Biz bu makalede 1908 Grev Dalgasi'ni ayrintilariyla incelemeye çalitik. ki grev dalgasinin karilatirmali bir analizi, zaman içinde deiim faktörünü de gündeme getireceinden, ortaya üphesiz çok daha ilginç sonuçlar çikaracaktir. 1908 Grev Dalgasi Osmanli mparatorluu'nun hemen her yanina ulati; ama, grevlerin çou imparatorluun stanbul, Selânik, ve zmir gibi belli bali

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

205

ehirlerinde gerçekleti.9 Grevlerin sektörel dailimina gelince, taimacilik sektörü 12 grevle en yakin takipçisi olan gida sektörünün önünde 31 grevle bai çekmektedir. Hobsbawm'in ünlü Emein Dünyasi kitabinda yer alan "Radikal Ayakkabicilar"ina karilik, Osmanli mparatorluu'ndaki 1908 Grev Dalgasi'nda da "radikal" demiryolu içilerinin önemli bir rol oynadii rahatlikla söylenebilir (Hobsbawm, 1985: 103). 1908 Grev Dalgasi nisbeten kisa süreli grevlerden olumutur. Grevlerin yalnizca birkaç tanesi bir haftadan daha uzun sürmü, tamami bir aydan kisa bir sürede sonuçlanmitir. Bunun çeitli nedenleri vardir. Birinci neden, içilerin bir örgüt yapisina sahip olmamalaridir. çilerin elinde örgütsel bir yapi bulunsa bile, çou kez bu örgüt uzun süreli bir grevin sonuçlariyla baa çikabilecek kadar güçlü deildir. kinci neden, Osmanli mparatorluu'nda hiçbir ekilde i güvencesi bulunmadiindan, çou irket yönetiminin grev yapan içilerin yerine yeni içiler çalitirabildii gerçeidir. Üçüncü neden ise, Osmanli hükümeti ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin grevlere ve grevci içilere kari takindiklari mesafeli tutumdur. 1908 Grev Dalgasi, 1908 öncesinden beri süregelen uyumazliklarin bir patlamasiydi. 1908 Grevleri'nin ortak özellii ekonomik talepler dorultusunda gerçekletirilmi olmalaridir, içiler daha iyi çalima ve yaam koullari için grev yapmilardir. Selânik'li garsonlarin grevi bir kenara birakilacak olursa, 1908 Grevleri'nden hiçbirisi siyasi nedenlerle gerçekletirilmemitir. Birkaç küçük gösteri diinda, 1908 Grevleri üzerine bulgularimiz ayni dönemdeki Osmanli örenci hareketi üzerine yazan Yücel Aktar'in "siyasi olaylar dorultusunda tepkisel eylemler yapan Osmanli örencileriyle, gerçekletirilen rejim deiikliine karin deimeyen ekonomik düzene dorudan tepki veren içi kitleleri arasinda organik herhangi bir bain varlii saptanamamitir," tezine uymaktadir (Aktar, 1990: 99 ve 114). Yine de, içiler ve iverenler birbirlerine kari yürütükleri mücadelede yalniz deillerdi. Osmanli hükümeti ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti de baka baka nedenlerden dolayi üçüncü tarafi oluturmaktaydi. "lân-i Hürriyet"den önce, ttihâdçilar Osmanli içileri arasinda çeitli ajitasyon faaliyetlerinde bulunmular ve Sultan II. Abdülhamid'in "istibdâd" rejimi yikilinca kurulacak olan "Hürriyet" rejiminde Osmanli toplumunun bütün temel sorunlari çözüleceinden, içilerin de "lân-i Hürriyet"ten kazançli çikacaklarini vurgulamilardi. Ancak, "lân-i Hürriyet"in hemen ardindan, ttihâd ve Terakki Cemiyeti kendisini bir anda içilerle iverenlerin arasinda buluvermiti. te bu zor yol ayriminda, "lân-i Hürriyet"in ilk günlerinde Merutiyet'e ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'ne baliliklarini bildirmek için toplu yemin törenleri düzenlemi olan içilerin bütün beklentile9 1908 yilinda yapilmi olan 111 grevden 39 tanesi stanbul'da, 31 tanesi Selânik'te, ve 13 tanesi de zmir'de gerçekletirilmitir.

206

YAVUZ SELM KARAKILA

rinin aksine, ttihâdçilar kendi toplumsal hedeflerini gerçekletirebilmek için daha güçlü bir müttefik olarak gördükleri iverenlerin tarafini seçmilerdi.10 Sabâh gazetesinin bayazari Uakizade Halid Ziya Bey'in de grevler hakkindaki bir yazisinda söyledii gibi, "lân-i Hürriyet" içiler tarafindan "yanli anlailmiti!" (Uakizade, 1324: 1). Osmanli hükümeti ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti için, ilan edilen "Hürriyet" içilerin grev yapma özgürlüünü kapsamiyordu (Sencer, 1969: 177). Osmanli hükümeti ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti kisa bir süre zarfinda grevci içilere Cemiyet'in siyasi programinda yer alan "amele ve patronlarin hukuk ve vezâif-i mütekâbilesini tayin edecek kanunlar vaz'i teklif olunacaktir" maddesiyle ne kastetmi olduklarini göstermilerdir.

KAYNAKÇA Ahmad, Feroz. (1994) "The Development of Working-Class Consciousness in Turkey," Zachary Lockman [der.] Workers and Working Classes in the Middle East, New York, State University of New York Press, ss. 133-163. Aktar, Yücel. (1990) II. Merutiyet Dönemi Örenci Olaylari (1908-1918), letiim Yayinlari, stanbul. Boratav, Korkut; Ökçün, Gündüz; Pamuk, evket. (1984) "Osmanli Ücretleri ve Dünya Ekonomisi, 1839-1913," Yapit, No. 4, ss. 62-76. Cevdet Kudret [Solok]. (1977) Abdülhamid Devrinde Sansür, Milliyet Yayinlari, stanbul. Chakrabarty, Dipesh. (1989) Rethinking Working-Class History: Bengal 1890- 1940, Princeton University Press, New Jersey. Dumont, Paul. (1977) "A propos de la "classe ouvrière" ottomane a la veille de la révolution jeuneturque," Turcica, 1977/1, ss. 229-251. Eriçi, Lütfü. (1951) Türkiye'de çi Sinifinin Tarihi (Özet Olarak), Kutulmu Basimevi, stanbul. Fiek, Kurthan. (1969a) Türkiye'de Devlet - çi likileri Açisindan Devlete Kari Grevlerin Kritik Tahlili, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayinlari, Ankara. Fiek. Kurthan. (1969b) Türkiye'de Kapitalizmin Gelimesi ve çi Sinifi, Doan Yayinevi, Ankara. Gabriel, Arhengelos. (1327) Anadolu Demiryolu ve Badad Demiryolu irket-i Osmaniyesi dâresinin çyüzü, 2 Cilt, Mahmud Bey Matbaasi, stanbul. Gabriel, Arhengelos. (1911) Les dessous de l'administration des chemins de fer ottomans d'Anatolie et de Bagdad, Constantinople. Gülmez, Mesut. (1985) "Tanzimat'tan Sonra çi Örgütlenmesi ve Çalima Koullari (1839-1919)," Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt. III, letiim Yayinlari, ss. 792-802, stanbul. Güzel, ehmus. (1981) "1871 Amelperver Cemiyeti," Bilim ve Sanat, No. 8, ss. 43-45. Güzel, ehmus. (1985) "Tanzimat'tan Cumhuriyet'e çi Hareketi ve Grevler," Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt. III, letiim Yayinlari, ss. 803-828, stanbul. Haupt, George ve Dumont, Paul. (1977) Osmanli mparatorluu'nda Sosyalist Hareketler, Gözlem Yayinlari, stanbul. 10 Osmanli içilerinin düzenledii Merutiyet'e ve ttihâd ve Terakki Cemiyeti'ne balilik yemini törenlerine örnek olarak, (Tanîn, # 5: 4). ttihâd ve Terakki'nin içiler ve iverenler arasindaki tercihi Cemiyet'in siyasi programinin açiklandii dizi yazilardan birinde netlemitir: "Patronlar ve Ameleler," ttihâd ve Terakki, No. 31, 23 Ramazan 1326 / 5 Terin-i Evvel 1324 / 18 Ekim 1908, s. 1.

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

207

Hobsbawm, Eric. (1985) Workers: Worlds of Labor, Pantheon, New York. kdâm, 3 Eylül 1908. ttihâd ve Terakki, # 14, 24 Austos 1324 [6 Eylül 1908]. Karakila, Yavuz Selim. (1989) "Labor Policy of the Ottoman Committee of Union and Progress: The Strike Law," yayinlanmami makale. Karakila, Yavuz Selim. (1992) "The Strike Wave in the Ottoman Empire," The Turkish Studies Association Bulletin, Cilt. XVI, No. 2, ss. 153-177. Karakila, Yavuz Selim. (1995) "The Emergence of the Ottoman Industrial Working Class, 18391923," Donald Quataert ve Eric Zürcher. [der.] Workers and the Working Class in the Ottoman Empire and the Turkish Republic, 1839-1950, I. B. Tauris Publishers, ss. 19-34, 159-165, 187-190, Londra ve New York. Karakila, Yavuz Selim. (1998) "Osmanli Sanayi çi Sinifinin Douu, 1839-1923," Donald Quataert ve Eric Zürcher. [der.] Osmanli'dan Cumhuriyet Türkiyesi'ne çiler, 1839-1950, letiim Yayinlari, ss. 27-54, stanbul. Keyder, Çalar. (1987) State & Class in Turkey: A Study in Capitalist Development, Verso, Londra. Keyder, Çalar. (1989) Türkiye'de Devlet ve Siniflar, letiim Yayinlari, stanbul. Mehmed Ali Aynî. (1945) "Hatiralari," Canli Tarihler, Cilt. II, Türkiye Yayinevi, ss. 1-90, stanbul. Onur, Hakki. (1977) "1908 çi Hareketleri ve Jöntürkler," Yurt ve Dünya, No. 2, ss. 277-295. "Osmanli ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin Dün Gazetelere Tebli Ettii Beyanname," Tanîn, # 8, 26 Temmuz 1324 [8 Austos 1908], s. 2. "Osmanli ttihâd ve Terakki Cemiyeti'nin Siyasi Programi," ûra-yi Ümmet, # 140, 23 Eylül 1324 [6 Ekim 1908], s. 2. Osmanli Terakki ve ttihâd Cemiyeti Dahili Nizamnamesi, (1908) Selânik. "Osmanli Ülkesinde lk çi Hareketleri, Grevler," Atatürk Ansiklopedisi, Cilt. II. Ökçün, Gündüz. (1982) Tatil-i Egal Kanunu, 1909, Belgeler - Yorumlar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayinlari, Ankara. "Patronlar ve Ameleler," ttihâd ve Terakki, # 31, 23 Ramazan 1326 / 5 Terin-i Evvel 1324 / 18 Ekim 1908, s. 1. Quataert, Donald. (1979a) "The 1908 Young Turk Revolution: Old and New Approaches," Middle East Studies Association Bulletin, Cilt. XIII, No 1, ss. 22-29. Quataert, Donald. (1979b) "The Economic Climate of the `Young Turk Revolution' in 1908," The Journal of Modern History, On- Demand Supplement Abstracts Printed, Cilt. LI, No 3, ss. D 1147-1161. Quataert, Donald. (1983) Social Disintegration and Popular Resistance in the Ottoman Empire, 1881-1908, New York University Press, New York ve Londra. Quataert, Donald. (1987) Osmanli Devleti'nde Avrupa ktisadi Yayilimi ve Direni (1881-1908), Yurt Yayinlari, Ankara. Quataert, Donald. (1994) "Ottoman Workers and the State, 1826-1914," Zachary Lockman [der.] Workers and Working Classes in the Middle East, State University of New York Press, ss. 21-40, New York. Sabâh, # 6784, 1 Austos 1324 [14 Austos 1908]. Sabâh, # 6785, 2 Austos 1324 [15 Austos 1908]. Sabâh, # 6786, 3 Austos 1324 [16 Austos 1908]. Sabâh, # 6793, 10 Austos 1324 [23 Austos 1908]. Sabâh, # 6796, 13 Austos 1324 [26 Austos 1908]. Sabâh, # 6797, 14 Austos 1324 [27 Austos 1908]. Sabâh, # 6802, 19 Austos 1324 [1 Eylül 1908].

208

Sabâh, # 6804, 21 Austos 1324 [3 Eylül 1908]. Sabâh, # 6810, 27 Austos 1324 [9 Eylül 1908]. Sabâh, # 6816, 2 Eylül 1324 [15 Eylül 1908]. Sabâh, # 6829, 15 Eylül 1324 [28 Eylül 1908].

YAVUZ SELM KARAKILA

Selim Sirri [Tarcan]. (1946) "Hatiralarim," Canli Tarihler, Cilt. IV, Türkiye Yayinevi, ss. 1-74, stanbul. Sencer, Oya. (1969) Türkiye'de çi Sinifi, Habora Kitapevi, stanbul. Serçe, Erkan. (1995) "Mitostan Gerçee: Amelperver Cemiyeti," Toplumsal Tarih, Cilt. III, No. 14, ubat, ss. 6-11. Sülker, Kemal. (1955) Türkiye'de Sendikacilik, stanbul, Sendika Kültürü Yayinlari. anda, Hüseyin Avni. (t.y.) 1908 çi Hareketleri / Yari Müstemleke Olu Tarihi, Gözlem Yayinlari, stanbul. Tanîn, # 1, 19 Temmuz 1324 [1 Austos 1908]. Tanîn, # 5, 23 Temmuz 1324 [5 Austos 1908]. Tanîn, # 14, 1 Austos 1324 [14 Austos 1908]. Tanîn, # 15, 2 Austos 1324 [15 Austos 1908]. Tanîn, # 27, 14 Austos 1324 [27 Austos 1908]. Tanîn, # 29, 16 Austos 1324 [29 Austos 1908]. Tanîn, # 30, 17 Austos 1324 [30 Austos 1908]. Tanîn, # 32, 19 Austos 1324 [1 Eylül 1908]. Tanîn, # 46, 2 Eylül 1324 [15 Eylül 1908]. Tanîn, # 47, 3 Eylül 1324 [16 Eylül 1908]. Tanîn, # 49, 5 Eylül 1324 [18 Eylül 1908]. Tanîn, # 51, 7 Eylül 1324 [20 Eylül 1908]. Tanîn, # 62, 18 Eylül 1324 [1 Ekim 1908]. Tanîn, # 64, 20 Eylül 1324 [3 Ekim 1908]. Tanîn, # 66, 22 Eylül 1324 [5 Ekim 1908]. Tanîn, # 73, 29 Eylül 1324 [12 Ekim 1908]. Tekin Alp. (1918) "Tesanütçülük - Solidarizm," Yeni Mecmua, # 26, 3 Kânûn-i Sânî 1918 [3 Ocak 1918], s. 518. Toprak, Zafer. (1988) "lân-i Hürriyet ve Anadolu Osmanli Demiryolu Memurin ve Müstahdemini Cemiyet-i Uhuvvetkâranesi," Tarih ve Toplum, Cilt. X, No. 57, ss. 45-50. Toprak, Zafer. (1993) "Amele-i Osmani Cemiyeti," Dünden Bugüne stanbul Ansiklopedisi, Cilt. I, stanbul, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi, s. 242. Tunaya, Tarik Zafer. (1984) Türkiye'de Siyasal Partiler I: II. Merutiyet Dönemi, Hürriyet Vakfi Yayinlari, stanbul. Tunaya, Tarik Zafer. (1989) Türkiye'de Siyasal Partiler III: ttihâd ve Terakki, Hürriyet Vakfi Yayinlari, stanbul. Tunçay, Mete. (1978) Türkiye'de Sol Akimlar (1908-1925), Bilgi Yayinevi, Ankara. Tunçay, Mete. (1991) Türkiye'de Sol Akimlar - I (1908-1925), 2 Cilt, BDS Yayinlari, stanbul. U.S. Consular Reports, No. 25, from Ernest L. Harris at Smyrna, 14 August 1908. U.S. Consular Reports, No. 30, from Ernest L. Harris at Smyrna, 26 August 1908. Uakizade Halid Ziya, "Tatil-i Egal," Sabâh, # 6785, 2 Austos 1324 [15 Austos 1908], s. 1. Zeki Cemal. (1925) "Memleketimizde Amele Hareketleri Tarihi III," Meslek, # 24, 26 Mayis 1925, ss. 9-10.

OSMANLI MPARATORLUU'NDA 1908 GREVLER

209

The 1908 Strikes in the Ottoman Empire

Labor history is a relatively new area of research in the field of Ottoman studies. This article is a preliminary attempt to describe and analyze the dimensions and the nature of the Strike Wave that followed the "Declaration of Liberty" (lân-i Hürriyet) on 24 July 1908. This wave marks a milestone in the formation of the Ottoman workers' class consciousness, the culmination of a long and sad experience. However, except my own works, and except for some scattered information here and there, there is no single account of this labor movement in the English language considering them as a whole. The article starts with a brief discussion of the pre-1908 strikes in the Ottoman Empire. After examining the labor movements and overall working conditions in the Ottoman Empire prior to the 1908 Revolution, I examine the 1908 Strike Wave. After giving some examples about the dimension of the widespread strikes, I analyze the wage increase demands establishing a correlation with the sudden price inflation following the 1908 Revolution. Another sub-section of my article is devoted to the other demands of the strikers. Starting from the list of grievances prepared by the strikers, I also make basic observations on the consciousness level of the striking workers. This is followed by a detailed analysis of the existing labor unions. Finally, I discuss the attitude and response of the Ottoman state and the Committee of Union and Progress (ttihâd ve Terakki Cemiyeti), and conclude with a brief discussion on the nature of the Temporary Strike Law (1908; Tatil-i Egâl Kanûn-i Muvakkati), passed by the Ottoman government to stop the 1908 Strike Wave. My research is mainly based on primary sources such as U.S. Consular Reports, and newspaper accounts of the time. I have also made use of secondary sources, whenever they were available.

210

Türkiye'de içi sinifi kimliinin medyada temsili: 1970-1997*

Çiler Dursun**

Ticari televizyonlarin yayina balamasiyla özellikle 1990'larda, medyada farkli kimliklerin temsili ve öteki'nin inasi (construction) ilgi çeken çalima konularinin bainda gelmektedir. Yapilan çalimalarda özellikle slami kesim, slamci kadinlar, milliyetçi/ülkücü kesim ve giderek de Kürt kimliinin temsili konu edilegelmitir. Bu ilgi, bir yaniyla ülkenin dinsel ve etnik farklilii olan yurttalarinin yaygin medyada görünür olmaya balamasiyla balantiliyken; dier yandan da bu görünürlüklerine paralel olarak gerilim/çatima kaynai politik öznelere dönümeleriyle de balantilidir. Sözkonusu kimliklere gösterilen ilgiyi, Türk medyasinin, yabanci medyanin yayincilik eilimlerini de alarak oluturduu yayincilik anlayiiyla; bu anlayiin gelitii tekelci kapitalist medya ortamiyla ve bu ortamin güncel politik gelimeler karisinda siyasi iktidarlarla kurduu girift ilikilerle de açiklamak mümkündür. Türk televizyon kanallarinin, basinin etnik ve dinsel kimlikleri sorunlatirmalari artik neredeyse kaniksanan bir hal almitir. Oysa medyada temsiliyeti açisindan sorunlatirilmayan, gözden kaçan bir baka kimlik daha sözkonusudur: çi sinifi kimlii... çi sinifi kimlii ve bu kimliin temsiliyeti üzerinde durulmamasinin farkli nedenleri bulunmakta. Öncelikle içi sinifinin varliinin geç kapitalist toplumlarda artik tartimali hale geldii gözlenmekte. Geni balamiyla düünüldüünde kapitalist ekonomik sistem üzerine olan Marksist açiklamalarin gözden çikarilma çabalari; bunun kuramsal zeminini oluturan postmodern yaklaimlarin abartilari; yine klasik Marksizm'de güçlü olmadii öne sürülen dil ve özne

(*) Bu çalimanin ortaya çikiinda, konunun yazarin kafasinda bir problem olarak belirmesindeki katkilari nedeniyle Aye nal'a ve çalimanin yayimlanabilir hale gelmesindeki eletirel katkilarindan dolayi Sevda Alanku Kural'a teekkür etmek isterim. (**)Ankara Üniversitesi letiim Fakültesi.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

211

konularina ilikin çözümlerin gelitirilmeye çaliilmasiyla içi sinifinin ontolojik ayricaliini gözden geçirmekten kaynaklanan baka sorunlar ve bu sorunlatirmalarin pratikte kariliini Sovyet Sistemi'nin çöküünde bulmasi, içi sinifinin bir "sorun" olmaktan büyük ölçüde çiktii gibi hatali bir izlenim yaratabiliyor. Türkiye'de içi sinifinin sorunlatirilma çerçevesinin özgün belirleyicileri ise makro bir çerçevede öncelikle, Türkiye'de toplumsal siniflarin yapisinin ve bu yapidaki deiikliklerin deerlendirilmesine ilikin farkli eilimlerin bulunmasiyla ilgilidir. 12 Eylül 1980 sonrasi rejimin, içi kesiminin (ve baka çalian kesimlerin de) örgütlü mücadelesini olanaksizlatiran hukuksal düzenlemeleri; ardindan Turgut Özal döneminde uygulamaya hizla balanan yeni-sa ekonomi politikalarinin kisitlayici etkilerini ve sonra gelen hükümetlerin de çalian kitlelerin örgütlü mücadelesine elverecek düzenlemeleri gerçekletirmeyilerini sorunlatirma çerçevesinin belirleyicilerinden saymak gereklidir. Türk solunun, yeni sa uygulamalara alternatif ekonomi- politikalari gelitirememesi ve yeni muhafazakarliin ideolojik deerleri karisinda kendi ideolojik dilini kurmakta giderek zorlanmasi da içilerin "sinif" olarak sorunlatirilmasini zayiflatan nedenler arasinda deerlendirilebilir. Türkiye'de içi sinifinin politik pratikleri yoluyla kendisini görünür kilma olanaklari zayifla(til)dii için, medyada da temsil edilmesi ve temsilinin incelenmesi açisindan ilgi çekmeyen bir politik özne olduu da bu balamda öne sürülebilir. Genel hatlariyla deinilen bu nedenlere ramen iletiim ve medya çalimalarinda içi sinifinin temsiliyetinin çözümlenmesi, medyanin kapitalist yapida ideolojik inalari nasil gerçekletirdiinin sergilenmesi açisindan yapilmasi gerekli olan çalimalardandir. Yabanci medya çalimalarinda içiler, haberlerde ya da diziler, filmler gibi televizyon program türlerindeki temsiliyetleri açisindan sorunlatirilmaktadirlar. Örnein, endüstriyel çatimalara medyanin yaklaimlarinin sergilenmesi (örn. David Morley 1978) ya da ekonomik krize ilikin mümkün açiklamalarin, sorun ve çözüm tariflerinin medyadaki görünümlerinin taraflilik/nesnellik deerleri çerçevesinde incelenmesi Glasgow University Media Group (1980 ve 1982) çalimalarinda konu edilmilerdir. Bu tür çalimalar, içi sinifinin son derece merkezi bir politik fail olduu ngiltere'de gerçekletirilmitir. Yine içi sinifinin yaaminin televizyonda, sinemada, edebiyatta ve tiyatroda nasil temsil edildii, bu temsil edili sürecinde meydana gelen farklilamalar ve bu farklilamalarin kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal süreçlerle ilikisi de belli dönemleri ele alan çeitli kültürel çalimalara konu edilmitir (Laing, 1986). çilerin merkezi bir politik fail olarak görülmedii Amerika corafyasinda yapilan çalimalar içinde ise, içi sinifinin filmlerdeki, dizilerdeki ya da belgesellerdeki kimliksel temsiliyetleri daha çok 1960 dönemi ile günümüz arasinda karilatirmalarla incelenmitir. Bu tür incelemelerde özellikle kimlik politikalarinin ve yeni top-

212

ÇLER DURSUN

lumsal hareketlerin, sinif formasyonuyla balantisi temel sorunsal olarak belirginlemekte; ardindan baka özne konumlarinin televizyondaki temsiliyetiyle karilatirmali olarak sinif temsiliyeti ele alinmaktadir (Örnein Aronowitz, 1992). çi sinifinin ve yaam tarzinin temsiliyetiyle ilgili çalimalar, çounlukla metin çözümlemesi yöntemiyle gerçekletirilmektedir. Özellikle televizyon, tartima terimlerinin üretimi ve yeniden üretimindeki rolüyle, ya da farkli program türleriyle, toplumsal temsiliyet çözümlemelerinin merkezi metni olarak öne çikmaktadir. Ancak medya içeriiyle izleyici arasindaki bain, metin içindeki kimliklerin nasil anlamlandirildiini ortaya çikaran alimlama çözümlemeleriyle kurulduu örneklere pek rastlanmamaktadir. Türkiye'de içi sinifi kimliinin temsiliyetini ve bu temsiliyet süreçlerinde ideolojinin nasil kurulduunu sergilemeyi amaçlayan bu çalimada da alimlama çözümlemesi deil, ideoloji çözümlemesi gerçekletirilecektir. Bu çözümlemeyle, içi sinifi kimliinin nasil tariflendirildii, baka özne konumlariyla ilikisi içinde ve toplumsal- siyasal olaylarla balantilari hatirlatilarak gösterilecektir. çi sinifinin medyada temsilini sorunlatirirken içi sinifinin varlii/yokluu çerçevesindeki tartimalara, geç kapitalist toplumlarda sinif analizinin ve sinif kimliinin önemli olup olmadiini konu eden yaklaimlarin müdahalelerine bakilacaktir. Türkiye balaminda bu tartimalarin tainmasinin ardindan içi sinifi ile içi kimlii arasindaki iliki, kolektif kimlik tartimalarina göndermelerle kurulmaya çaliilacaktir. Bu kuramsal çerçeveyi, Türkiye'de içi sinifinin medyada temsil süreçlerinin çözümlenmesine uygulanacak olan ideoloji çözümlemesi yöntemi ve haberin söylemine ilikin deinme izleyecek ve ardindan iki tür analitik malzeme üzerinden çözümleme gerçekletirilecektir. Gazete haberleri ve televizyon haberleri... Özel televizyon kanallarinin yayinlari öncesindeki dönemde gerçekletirilen içi eylemleri, yazili basinin 1980 öncesi ve sonrasi popüler gazetelerinden olan Hürriyet gazetesi üzerinden eylem ya da gösteri tarihinin bir hafta öncesi ve bir hafta sonrasindaki gazeteler boyunca çözümlenecektir. Belirlenen tarihler ise unlardir: a) 15- 16 Haziran 1970'deki i birakma ve pasif direni eylemleri. b) 1 Mayis 1977 çi bayrami gösterileri. c) Mart, Nisan, Mayis 1989 eylemleri ve 1 Mayis 1989 gösterileri. d) 3 Ocak 1991 genel grevi. Özel televizyon kanallarinin ya da dier deyile yaygin medyanin (Atv, Show Tv, Star Tv, Kanal 6 ve Kanal D) ana haber bültenlerinde ise, a) 1994 Eylül, Ekim, Kasim ve Aralik ayindaki içi gösterileri, b) 1997 Aralik ayinda DSK'in yaptii büyük yürüyü Bu çalimada ise iki sav üzerinden Türk içi kimlii üzerinde durulacaktir: Birincisi, içi sinifinin, "sinifsal kimlii" üzerinde daha çok tartiilan ya da tartima meruiyetinin varolduu 1970'lerde de, temsil açisindan sorunlu ve gerilimli bir politik özne olduu gösterilecektir. kincisi, benzer temsil özellikle-

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

213

rinin ya da kodlarin 1980 sonrasi dönemde de kullanildiina; bu kodlarin bazilarinin ülkedeki siyasi- toplumsal gelimelere ve ticari medyanin sunum özelliklerine bali olarak bazi durumlarda farklilatii gözlense de, haberin söylemsel özelliklerinden dolayi genel olarak yazili ve görsel medyada süreklilik gösterdiine dikkat çekilecektir. Dolayisiyla içi sinifinin, 1980 sonrasinda da yeni sain küreselleme ideolojisinin bütün "ölüm ilanlarina" karin, medyada halen gerilimli bir özne olduu gösterilecektir. Özellikle de baka toplumsal hareketlerin, farkli politik faillerin hareketlilikleri ve eylemliliklerinin, içi sinifinin kimliksel özellikleriyle balantilandirilarak ilenmesinden dolayi...

I. Geç kapitalizm döneminde içi sinifi kavramlatirmasinin yeri ve önemi

Kapitalizmin yeni bir üretim örgütlenmesi1 döneminin adlandirmalarindan olan geç kapitalist toplumlarda (ya da sanayi sonrasi, bilgi toplumu, post-fordist toplum olarak da adlandirilmaktadir) en önemli deiim, üretim sürecinde kullanilan emein niteliklerinde gerçeklemitir. Yeni tip igücü, mekânsal olarak younlamami, homojen ve tekbiçimli çalima koullarina boyun edirilmeyen ancak yüksek derecede uzmanlami, bireyselletirilmi, yalnizlatirilmi, esnekletirilmi ve parçalanmi bir igücü olarak tariflendirilmektedir. Eski tür sanayi kapitalizmine özgü üretim örgütlenmesindeki yerinden yani kol gücünden tariflenen içi sinifi yerine, bilgi ekonomisi koullarindaki yerinden tariflenen "beyaz yakali" kafa gücüne dayali içi sinifinin öne çikarilmasi, özellikle gelikin kapitalist ülkelerdeki mavi yakali igücündeki sayisal düüe karilik, hizmetler sektöründe younlaan beyaz yakali igücündeki artia vurguda bulunmaya yol açmaktadir. çilerin niteliklerindeki deiim, bazi yaklaimlarin klasik anlamiyla içi sinifinin ölüm ilanini vermelerinin ilk adimidir aslinda. Sanayi toplumunda üretim araçlarinin mülkiyetinden yoksunluu, emek gücünü bakalarina satmasi, bakalarinca belirlenen koullarda emeini harcamak zorunda kalmasi, içi sinifini tariflendiren özelliklerdir. Üretimin kapitalist örgütlenmesinden kaynaklanan bu özelliklerin, üretimdeki post- fordist, post- kapitalist, endüstri sonrasi, enformasyon toplumu gibi adlandirmalar yapilan baka bir üretim örgütlen1 Bu yeni üretim örgütlenmesi, 1970 sonrasi yaanan klasik kapitalist airi birikim krizinden çikiin bir yolu olarak gelitirilmitir. Kriz ani, Hirsch'in de belirttii gibi, sinif ilikileri, sosyo- politik kurumlar, çikar örgütleri ve deerler tarafindan karakterize edilen bir toplumsal biçimlenmenin varolan yapisi ile, sermayenin deerinin artmasi gereksinimlerindeki deiiklik arasindaki çeliki olarak görülmelidir (Hirsch, 1992:13). Kapitalist krizden kurtulmanin yolu olarak kapitalist ekonomideki yeniden yapilanma süreci, üçüncü teknolojik devrimin yaanmasiyla birlikte gitti. Pazar merkezi olgu haline geldii için, pazardaki deiimlerin hemen anlailmasini, yanitlar üretilerek dünya çapinda uygulamaya konulmasini kolaylatiracak sayisal iletiim alari gelitirildi (Geray, 1995:43).

214

ÇLER DURSUN

mesi döneminde ortadan kalktiinin öne sürülmesi, içi sinifi için icat edilmi "ölüm gerekçeleridir" bir bakima da. Oysa sadece gelikin kapitalist ülkelere özgü olan igücünün niteliindeki bu açik sayisal kaymayi, bütün dünya kapitalist sistemine genellemek doru deildir. Yine üretim sanayiindeki içilerde gerileme olduundan hareketle gelitirilen sanayi sonrasi topluma geçildiine ilikin vurgulara da kari çikmak mümkün. Bu kari çikilarda, aslinda hizmet toplumuna deil, hizmetlerin hizla sanayiletii bir topluma doru gidildiini hatirlatmak zorunludur. Hizmet ve teknik sektörlerdeki kayda deer büyümeyi, içi sinifinin yeniden ayrimasinin göstergesi olarak deerlendiren pek çok Marksist, bunun içi sinifinin yok olup gitmesiyle eanlamli olmadiina dikkat çekmektedirler (Miliband, 1994:29). Dier bir vurgu, içi sinifi içinde yer alanlarin, ayni zamanda zanaat üretimine benzer ekilde kendisi için bir üretim düzenei oluturarak i sahibine dönümeleri ve böylece klasik içi sinifi tarifinden uzaklamalari üzerindedir. Buna karilik, üretim süreci içindeki yerleri, bu süreç içinde çok sinirli ya da varolmayan güç ve sorumluluklari, geçinmek için emek güçlerini satmaya olan hemen hemen istisnai baimliliklari ve gelir düzeyleri itibariyle neredeyse klasik ekilde tariflendirilebilecek bir içi sinifinin varolduunda israr edilebilir (Miliband,1994). Bir yandan da baka bir sinif kefedilerek klasik sinif yerlemleri sorunlatirilmitir: Orta veya yeni sinif...Alvin Gouldner, bu yeni sinifin, teknolojik veya entelektüel aydinlarin bir kariimi olduunu belirtirken kapitalist ve proleteryan siniflarin varliini ve birbirleriyle mücadelesini de kabul etmektedir (Gouldner, 1978:160). Ancak ileri endüstri toplumlarinda teknik entelijensiya olarak hizmet veren yeni sinifin, eski parasal (moneyed) temelli siniflara yani sermaye sahiplerine boyun edirdiini öne sürmektedir. Yeni sinif, yönetici sinif deildir ancak bir gün yönetici sinifa dönüme potansiyeli de bulunmaktadir. Kültürel sermayeye sahip oluu, yeni sinifi içi sinifindan ayirmaktadir. Sorgulanan sadece içi sinifi deildir. Giderek Marksist kuramin geçerlilii de, analitik sinif çerçeveleri de sorgulanir hale gelmektedir. Bu abartili yaklaimlar, kapitalizmin erken aamalarinda ilemsel olarak görülebilecek sinif mekanizmasinin artik öneminin kalmadiina iaret etmektedir. Çünkü ileri toplumlar sinif toplumlari deildir.2 Postmodernist dünyada en önemli ürünler olarak fiziksel karakterli olanlar deil, estetik ve enformatik karakterli olanlar ön plana çikariliyor. nsani sermayenin gelimesinin, maddi sermaye üzerinde çözündürücü etkileri olduu belirtiliyor. Gelir eitsizliklerinin artik sinif hatlari boyunca olmadii öne sürülüyor. Refah daitiminda üretici olmayan mülkiyetin sahipliinde (örnein evsahibi olmak, araba sahiplii, tasarruf sahibi olmak

2 Pakulski ve Waters, siniflarin çözüldüüne ilikin savlarinin, Avustralya, Dou Asya, Kuzey Amerika ve Kuzey Bati Avrupa'yi kapsayan ileri endüstri toplumlari için geçerli olduunu belirtmektedirler. Dier toplumlarda sinif formasyonlarinin baat olup olmadii konusunda üphecidirler (Pakulski ve Waters, 1996: 669)

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

215

gibi) meydana gelen artilarin, geleneksel sinif farkliliklarini ortadan kaldirdii öne sürülüyor. Özellikle mülkiyetin tabana doru yeniden daitiminin, siniflarin mülkiyet temelinde kuruluunu olanaksizlatirdiini ve mülkiyet temelli siniflarin, toplumdaki iktidarin merkezi biçimlenmeleri olmadiklarini iddia etmektedirler. Böylece siniflarin betimleyici karakteristiklerinden olan üretim araçlarinin mülkiyeti kavrami, üretim araçlarinin modernist ve demode bir kavrami olarak niteleniyor ve gözden çikariliyor (Pakulski ve Waters,1996 ). Kisacasi ileri sanayi toplumlarinin (ya da geç kapitalist toplumlarin) artik sinifli toplumlar olmadii iddia ediliyor.3 Bu iddialara karilik, içi sinifinin dönüen üretim sürecindeki konumunun tesbit edilmesiyle verilmekte çou kez. Neo- Marksist sinif analizlerinde, Marksist ve Weberci kavramlar arasindaki yakinlamalar öne çikarilarak içi sinifinin varlii teslim edilmekte.4 Wright, üretici sinifin anlamli bir toplumsal kendilik (entity) olarak artik varolmadiini vurgulayan yaklaimlara karin sinifin varliini alikoyarken, sömürme kavramini gelitirerek Marksist sinif kavraminin oluturucu ögesine dönütürmektedir. Böylece sömüren ve sömürülenin varolduu toplumsal yapilarda sinifin da varolduunu vurgulamaktadir. Sinif, artik toplumsal olgunun en önemli belirleyeni sayilmasa da, önemli nedensel mekanizmalardan birisi olmayi sürdürmektedir. Sinifsal yarilmalar bütün çatimalarin ilkesel temeli olmamakla birlikte sinif ilikilerinin, öteki çatima biçimleri üzerinde etkileri bulunmaktadir (Wright, 1996). Özellikle 1970'li yillardan itibaren, siniflara dayali politikalar güçten düerken "öteki" çatima biçimleri ve yeni toplumsal hareketler olarak adlandirilan farkli çelikilere dayali politik hareketler çoktan belirmeye balamiti. Kimilerine göre sosyalist hareketle balantisi olmayan ve emek- sermaye çatikisi diinda kalan bir dizi çatikiyi öne çikararak muhalefet yapan bu hareketler, "eski" politikanin tersine, yaam tarzi, eitlik, bireysel kendini gerçekletirme, katilim ve insan haklari kavramlarini sorunlatiran düünce ve eylem odaklaridir"(Nal3 Üretim ilikilerindeki yerinden okunan siniflarin ve içi sinifinin öneminin gözden dütüünü vurgulayan yaklaimlar, dolayisiyla sinif analizi kuramina da kari çikmaktadirlar (Pakulski ve Waters, 1996). Kendi yaklaimlari çerçevesinde siraladiklari sinif analizinin çikmazlarina neoMarksist yazin, sinif analizini yeniden tariflendirerek yanit vermektedir. Örnein Wright, genellikle sinifin önceliine/üstünlüüne (primacy) dayanan sinif analizi yerine, sinifin önceliinin sözkonusu olmadii bir sinif analizi yaklaimi geçirmektedir (Wright, 1996). "Sinif sinirlarinin geçirgenlii", yani bireylerin yaamlarinin farkli tür toplumsal sinirlarla kesimesi (irk, cinsiyet, sinif, ulus vb...), siniflarin açiklayici önceliini makul olmaktan çikarmakla birlikte, sinifsal sinirlari tümüyle yok edememitir. 4 Örnein Eric Olin Wright, Weber ve Marx'in sinif yaklaimlarinin ortak yönlerini: a) her ikisinin de siniflari ilikisel olarak tanimlamalarinda; b) her ikisinin de sinif kavramini, insanlar ve ekonomik olarak ilgili kazançlar/kaynaklar arasindaki bir ilikiyle tanimlamalarinda (Marksistler bunu üretim araçlari ilikisi, Weberciler pazar kapasiteleri olarak tanimlar); c) her ikisinin de sinifa nedensel bir ilgililik atfetmelerinde görmektedir (Olin Wright, 1996).

216

ÇLER DURSUN

çaolu, 1990:65). Marksist terminoloji ve sosyalist hareketlerle balantisini kurmaya çalian baka tariflerinde ise 1970'lerin yeni toplumsal hareketleri "toplumsal, insani, iktisadi yeniden üretim alanina seslenen; yeniden üretime ilikin çelikilerden kaynaklanan hareketler" olarak ele alinmaktadir5 (Bora, 1990:50). Ancak böyle bir balanti kurulduunda içi sinifi hareketi de muhalif toplumsal hareketlerden birisi olarak deerlendirilebilmektedir. Marksist yaklaimda ise, içi sinifinin varliini sürdürmesine yol açan çelikilerin, ayni zamanda yeni toplumsal hareketlerin üyesi olan çok sayida insani kapsamasi nedeniyle, bu insanlarin toplumsal kimliklerinin en önemli unsuru olarak sinifsal yerlemlerine (position) vurguda bulunulmaktadir (Miliband, 1989:29). çi sinifi mücadeleleri, yeni toplumsal hareketlerin hedeflerinin birçounu kapsamaktadir ancak kadinlarin, siyahlarin, bari eylemcilerinin, ekolojistlerin, ecinsellerin ve dier hareketlerin de önemi, etkililii vardir. Hiçbiri, ayri kimliklerinden feragat etmek zorunda deildir ancak kapitalizmin tek olmasa da temel mezar kazicisi hâlâ örgütlü içi sinifidir (Miliband,1989:31). nkar edilmesi mümkün olmayan ey sermayenin eitsiz dailiminin yani kazançta eitsizliin halen hem de bütün iddetiyle süregittii ve bunun da insanlar için açik, yaamsal sonuçlari bulunduudur. Sorun, kazançta eitsizliin, varolan sömürünün sonuçlarinin kimlik kuruluu süreçlerindeki belirleyiciliinin derecesidir aslinda.

II. Kimlik tartimalarinda içi sinifinin yeri/konumu

çi sinifinin geç kapitalist toplumda varolup olmadiina ilikin yaklaimlarin, kimlik tartimalariyla yakin bir bai bulunmaktadir. Bu ba, birkaç yaklaimda açikça tespit edilebilinir: 1- çi sinifinin artik varolmadiini, kimlik politikalarinin öneminin arttiini vurgulayan ve içi sinifini bir "kimlik" olarak deerlendirmeyenler... 2- çi sinifini ayricalikli bir politik kimlik olarak görmeyen, ancak kimlikler politikasi içinde dier kimlikler karisinda eit önemde görenler. 3-çi sinifinin deiiklikleriyle birlikte varolduunu ancak içi sinifi kimlii5 Bu ikinci yaklaim Andre Gunder Frank ve Marta Fuentes'in yaklaimina yakin durmaktadir. Onlar "yeni" toplumsal hareketlerin bazi yeni özelliklere sahip olmakla birlikte aslinda yeni olmadiklarini vurgulamaktadirlar (Frank ve Fuentes, 1990:30). Bari hareketi ve yeil hareket diindakilerin, tanimladiklari sorun alanlari ve taleplerinin içerikleri bakimindan çalar boyunca varolan toplumsal hareketlerin yeni biçimleri olduklarini belirtmektedirler. Bu hareketlerin özellikleri, politika yapma süreçlerinin ve pratiklerinin deien çehresine ilikin ipuçlarini da vermektedir: Toplumsal hareketler, toplumu yoksunlua kari ayakta kalabilme ve kimlik edinme amaciyla harekete geçirecek toplumsal güç oluturmaya çalimalari bakimindan ortaktirlar. Devlet iktidari yerine daha fazla özerklik ararlar. Sinif bileimleri, Bati'da orta sinif, Güney'de halk/içi sinifi ve Dou'da her ikisini de kapsamaktadir. Dayanikliliklari ve etkileri uzun siyasal, ekonomik ve ideolojik çevrimlere balidir. Hareketlerin çou savunmaci olsalar da toplumsal dönüümün en önemli etkenleridir. Birbirleriyle ittifak veya rekabet ilikisine girebilmektedirler.

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

217

nin geç kapitalist toplumda geliemediini/varolmadiini öne sürenler... 4- çi sinifinin varolduunu ve içi sinifi kimliinin de gelitiini dile getirenler... lk yaklaimi savunanlar açisindan sinif kimlikleri geçmite, kitle partileri ve sendikalar tarafindan ina edilen, sinif sorunlarini, amaç formüllerini ve stratejileri içeren paketlerdiler. Günümüzde ise üretimden çok tüketim ve yaam tarzi ve kalitesi, kimliin anahtar kaynaidir. Tüketim, kendini ifade etmenin bir biçimine dönümekte; evsahiplii, seyahatler, özel ulaim, teknolojilemi bo zaman araç gerecine, elektronik olarak dolayimlanmi kitle elencesine, yüksek kalitede salik korumasina ve çocuklar için eitim firsatlarina sahip olmak, kisacasi zevk, moda ve yaam tarzi, toplumsal birleme ve farklilamalarin anahtar kaynaini oluturmaktadir. Ekonomik konum, kiisel kimlikler ve politik etkinlikler/davranilar arasindaki ba güçsüzlemektedir. Sinif kimlikleri ortadan kalkarken, etnisite, göçmenler, cinsiyet, sivil haklar, çevre gibi politik olarak önemli konular çerçevesinde politik kimlikler biçimlenmektedir (Pakulski ve Waters, 1996). Bu yeni politik ilgiler ise ulusal sinirlar içinde hapsedilebilecek kolektif hareketler deil, uluslararasi nitelii olan hareketlerdir. kinci yaklaim kimlik politikalari açiklamalarina denk dümektedir. Buna göre sava sonrasi örgütlü toplumsal hareketlilik döneminde baskin politik alandan marjinalletirilmi insanlarin, iktidar yönelimli olmayan ama kendini gerçekletirme ve ifade etme yönelimli olan insanlarin oluturduu kimlikler yaninda, araçsal bir hesapçilikla sinif çikarlarina odaklanarak eylemde bulunan kimlikler ve dayanimalar da bulunmaktadir ( Somers, 1994: 608). Ve içi sinifi kimliinin varsaydii evrensel toplumsal aktörün de aslinda son derece kismi ( beyaz, erkek ve batili) olmasindan dolayi, evrensellik iddiasi da geçersizdir. Bu yaklaimda kimliklerden birinin evrensellii ve ontolojik ayricalii yadsinarak, çoul kimliklerin epistemik kuruluu (kendinde deil kendisi için bir kimlik haline gelii) öne çikarilir: "kim olduum için eylemde bulunurum; rasyonel evrensel bir çikar veya örenilmi deerler setinden dolayi deil!" (Somers, 1994:608). Üçüncü yaklaimi savunanlara göre içi sinifi, deiiklikleriyle ve yeniden ayrimlamasiyla birlikte varolan bir siniftir. Sinif yerleminin bireysel özneler/kimlikler üzerinde etkileri bulunmaktadir. Sinif yerlemi ile bireysel öznellik arasindaki balanti, onlarin gerçekletii makro toplumsal balam tarafindan ekillenmektedir. Sinif yerlemleri basitçe öznellik biçimleri üretmezler; öznellii ekillendirmeleri partilerin politik stratejileri, geçmi mücadelelerin tarihsel miraslari gibi baka süreçlerle etkileim halinde gerçekleir. Günümüzde en güçlü dönütürücü güç olmasa da sinif, toplumsal yaamin pek çok görünülerinin güçlü bir belirleyeni olarak deerlendirilmektedir. Bu yaklaimi savunan Eric Olin Wright, sinif yapilari içindeki bireylerin yerleminin sadece ileriyle deil, ayni zamanda aile içindeki sömürü mekanizmalariyla da balantilandirilmasi gerektiine iaret etmektedir. çi sinifinin geç kapitalist toplumda bütün ayrimalarina karin klasik Mark-

218

ÇLER DURSUN

sist tanimiyla varolduunu ve içi sinifi kimliinin de toplumsal varolu için cinsiyet ve irktan daha belirleyici bir etken olduunu vurgulayanlar ise dördüncü yaklaima denk dümektedirler (örn. Miliband, 1989). Kökleri 1970'lere uzanan kimlik politikalari, günümüz toplumsal hareketlerini karakterize etmektedir. Her ne kadar eski kimlik politikalari olarak adlandirilan ve Kartezyen özneye kendisi olmasi (being itself) için bir eylem zemini sunan kimlik politikalari ile kimlii bir biçimlenme süreci olarak gören yeni kimlik politikalari arasinda oldukça önemli bir kirilma olsa da (Hall, 1991:42-48) , kimlik politikalari sinifsal olmayan çelikilere odaklanmakta devamlilik göstermilerdir. Sinif bazen radikal demokrasi tartimalari içinde "sinif, irk ve cinsiyet" sloganiyla kimliin tasarlanmasinda ele alinmaktadir. çi sinifinin kimliinin tesbiti açisindan temel sorun ise, onun, toplumsal dünyanin özel bir alanindaki yani ekonomik üretim sürecindeki belirli bir konum olarak ele alinmasindadir. Özellikle yeni toplumsal hareketlerin önemine vurguda bulunan yaklaimlar, kimliin kurucu ögelerinden biri olarak ekonomik üretim sürecindeki yeri modernist olduu gerekçesiyle ele almayi istememekte; kimliin kurucu ögesi olarak tüketimin önemi üzerindeki vurguyu üretime karit ekilde abartmaktadirlar. Oysa ki sinif, maddi kaynaklara eriimi belirleyen ve böylece kiinin kendi çikarlarini izlemesine elveren zamanin ve kaynaklarinin kullanimini etkileyen; kiinin çalima ve tüketim içindeki yaam deneyimlerinin karakterini etkileyen; böylece kiinin kendini ifadelendirme süreçleri üzerindeki denetimini kurmasini olanakli ya da olanaksiz kilan nedensel bir ögedir hâlâ (Somers, 1994). Kimlik politikalarinda dier kimliklerin öneminin vurgulanmasi, çikar kavraminin sorunlu hale gelmesiyle de ilgilidir. Politika süreçlerindeki dönüümlerin kuramsal çerçevelerine bakildiinda da temel farklilamanin "çikarlar" konusu üzerinde olduu gözlenmektedir. Klasik Marksizm'de sinifli toplumsal ilikiler içindeki konumdan doan siyasi çikarlar, post- Marksist kuramsal yaklaimlarda ina edilen eyler olarak ele alinir.6 Kiinin toplumda igal ettii yer, onu otomatik olarak bu yerine uygun politik inanç ve çikarlarla ve bu çikarlara göre tarif edilen bir kimlikle donatmamaktadir.7 Oysa ki maddi koul, görülerinin otomatik belir-

6 Çikarlarin, üretim ilikileri içindeki yerden kaynaklanan nesnel ve verili eyler olmadiini vurgulayan post-Marksistlere göre, sinif göndergelerinin kopmasi, çikarlarin da kopuuna yol açmaktadir. Dil gerçekliin pasif bir yansimasi deil de aktif bir oluturucusu olarak ele alindiindan gösteren de, gösterileni üretmektedir: yani kiiyi nesnel çikarlarla donatan, üretim tarzi içindeki yeri deildir! 7 Post- Marksizm, bir kimsenin sosyo- ekonomik açidan igal ettii yer ile siyasi- ideolojik çikarlari arasinda herhangi bir zorunlu iliki olmadiini vurgulamaktadir (Eagleton, 1996:287). Eagleton'a göreyse, örnein bir kürek mahkumu kendi kendine "burasi tam bir cehennem" diye düündüünde, burasinin yalnizca kendisi için deil kim olursa olsun herkes için tam bir cehennem olduunu anlatmak istiyor olmasi anlaminda, kendi söylemi içinde nesnel çikarini dile getirmektedir! (Eagleton, 1996). Post-Marksizm'de, kölenin siyasi- ideolojik konumunun yalnizca içinde bulunduu maddi koullarin basit bir yansimasi olmadiinin belirtilmesi önemlidir.

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

219

leyeni olmasa da onlara hâlâ bir gerekçe (reason) oluturmaktadir. Kimlik tartimalarinda çikar yaklaimina karilik önerilen ise anlatisal kimlik (narrative identity) yaklaimidir (Somers,1994). Anlatisal kimlik yaklaiminda, toplumsal eylemi varsayilan çikarlarin tanimlanmi kategorileri içinden tarif etmek ve insanlari bu kategorilere yerletirme uygulamasi eletirilir. Tek bir toplumsal kategoride yer alan tüm üyelerin benzer ekilde davranmasini ve aile, cinsiyet hatta etnisite gibi farkliliklari gözetmeksizin ayni çikarlara sahip olduunu öne sürmek de eletirilir. Bir anlati kimlii yaklaimi, insanlarin belli bir yer ve zamandaki kendi varolu hissiyatinin kökten bozulmamasi için belirli tarzda davrandiini öne sürer. Bu yaklaimda toplumsal eylem, bizim onlari yerletirdiimiz çikar kategorilerinden çok, insanlarin kendi kimliklerini kurduklari hikâyelerin farkedilmesiyle kolay anlailir hale gelebilir. Anlati kimlikleri, toplumsal ve politik kurumlar ve pratikler içerisinden dolayimlanarak zaman içinde kurulan ve yeniden kurulan kimliklerdir. (Somers, 1994:625). Toplumsal eylem, sadece bu anlatilarin inasi içinden anlailir olabilir; ancak bu, toplumsal aktörlerin anlatilari kendi iradeleriyle uydurarak ürettikleri anlamina gelmez. Bu, kimliklerin kurulduu sinirli bir hikâyeler ve uygun temsiliyetler repertuvari olduu anlamina gelir. Hangi tür anlatinin toplumsal olarak baskin hale gelecei üzerine mücadelelere giriilmektedir ve iktidari elinde tutan kesim avantajlidir (Somers, 1994:629). Çikarlarla kimlikler arasindaki mümkün bir ilikiyi anlatilarin, hikâyelerin alanindan çikaran bir tariflendirmeyi Eagleton yapmaktadir: "Bir nesnel çikar, aslinda benim çikarima olan ama böyle olduunun benim u anda farkinda olmadiim bir eylem biçimi demektir. Nesnel çikarin toplumsal söylem alaninin bir ekilde diinda varolmasindan korkmanin hiçbir gerei yok!" (Eagleton, 1996: 300). çi sinifi kimliinin belirleyici bir ögesi üretim ilikilerindeki yeri ise, bir dieri de kolektif eylemliliktir. Sinif, maddi çikarlari olduu kadar eylem kapasitesini de ekillendirmektedir. Kapitalist üretim tarzi veri alindiinda kimliin asli boyutunun basit bir maddi aliveri, bir yoksunluk/sahiplik ilikisine dayandirildii; böylece içi sinifinin mücadelesinin üretimden gelen gücünü kullanmasi olarak (alteri indirmesi, greve gitmesi vb...) sabitlendii ve içi sinifinin sadece kalin pazulari, birlii ve kitlesel gücüyle kimliklendirildii eletirisi getirilmektedir (Baer, 1992). Dinamik bir kimlik görüü, farkli zamanlarda sinirlarini yeniden düzenleme ve farkli ölçütler seçme kapasitesine iaret etmelidir. Bu, kimliin bir olma sorunu olduu kadar bir "oluma" sorunu olduunu da vurgulamak demektir (Hall'dan aktaran Larrain, 1995:222). Böyle tanimlandiinda kimlik, uygun deneyimler, ilikiler, semboller ve fikirler dorultusunda sürekli yapilan ve yeniden yapilan bir eydir. çi sinifina ilikin inaci bir kimlik görüü, onun sadece üretim sürecindeki deil tüm toplumsal yazgisina her an sahip çikan; yeni ve nitelikçe farkli yaratici etkinlikler içinde olan; toplumsaldaki baka konumlarla sürekli olu halindeki bir özne kavrayiini öne çikarmaktadir. Hall'in belirttiince, "kültürel kimlikler, geçmie ait olduu kadar gelecee de aittir...tarihleri

220

ÇLER DURSUN

vardir ancak tarihsel olan her ey gibi onlar da sürekli bir dönüüme urarlar...kimlikler, aldiimiz deiik konumlara verdiimiz isimlerdir, bizi geçmiin hikâyeleri içinde yeniden konumlandirirlar" (aktaran Larrain, 1995:222) Bu sürekli olu halindeki öznenin bireysel kimlii ile kolektif kimliinin oluturucu ögeleri arasinda farklar olduunu öne süren yaklaimlar ile bireysel ve kolektif kimliklerin oluturucu ögelerini ortak gören yaklaimlar birbirinden ayirdedilmelidir. Mellucci'ye göre bir ilikiler ve temsiller sistemi olan kimlikte, bireysel ve kolektif düzeyler arasinda deien sadece aktörün gönderme yaptii ilikiler sistemidir. Önemli olan aktörün sahip olmasi gerekenlerdir: Özdüünüm, aidiyet, zamansal süreklilik algisi... Bireysel ve kolektif kimliklerin ise üç oluturucu ögesi vardir Mellucci'ye göre: birlik, özdelik ilikisi ve süreklilik (aktaran Schlesinger 1994:261). Kimlik, kolektif eylemde ortaya çikmaktadir. çi sinifi kimlii bir kolektif kimliktir ancak bireysel boyutu da vardir. Dinamik kimlik kavrayiiyla birletirilerek söylenirse "içiler, kendi ortak eylemleri yoluyla kimliin biçimlenmesine katilirlar"! Yani kimlik, kolektif eylemin bir önkoulu deil, sürekli olarak yeniden oluturulan bir kategoridir. Dolayisiyla kolektif kimlik, yani içi sinifi kimliinin oluumu, sürekli bir çabayi, mücadeleyi gerektirmektedir. Böyle bir çabanin bir baka gerekçesi ise kolektif bir kimliin, kiisel kimliin çelikili karakterini devralmasinda görülmektedir (Connoly, 1997). Kolektif bir kimlik, kiisel kimlikteki bozucu olumsalliklarla karilatii zaman, kendi konfigürasyonunu dogmatikletiren eilimleri artmaktadir.8 Bundan kaçinmanin yolu, kolektif kimliin sürekli yeniden üretilmesi için çabalamaktir. Bu yeniden üretim nasil gerçekleebilir? Geç modern toplumlarda kolektif bir kimlik olasilii, dier kolektivitelerle sürekli bir karilikli etkileim süreci boyunca güçlendirilmektedir (Goldstein ve Rayner, 1994). Topluluk içi diyalog ile kolektif kimlik güçlendirilirken bir yandan da bu etkileim süreci, her komünitenin kendisini ötekinin bakiindan görmesine ve sürekli bir düünüm süreci içinde bu baki açilariyla ibirliine girmesine gereksinmektedir. Bu ibirlii nasil olabilir? Balangiç olarak karilikli tanimaya gereksinse de, kolektif kimliin sürekli üretilebilmesi farkli kolektivitelerin, kendisi için varolusal bir tehlike yaratmamasi kouluyla farkli çikarlarla ibirliine ya da dayanimaya girmesini de salayabilir. Bir kolektif kimlik olarak içi sinif kimlii de iki süreç tarafindan desteklenmektedir: 1- Biz'im etrafimizda bir sinir oluturan içerme süreci: bu süreç ayni sinifsal yerlemin (location) paylailmasiyla iler. 2- Biz'i "onlar" dan ayiran bir dilama süreci: bu süreç ise farkli sinifsal yerlemlerin paylailmasiyla iler.

8 Mackenzie'de ise kolektif kimlik benzetirimi, bireysel kimlik üzerinde uygun bir ekilde bina edilememektedir. O'na göre bir iletiim ebekesini paylaanlar ayni toplumsal mekâni da igal ettiklerinden, bir kimlii paylamaktadirlar; dolayisiyla grup kimliinin sinirlari nihai olarak belirsizdir (aktaran Schlesinger, 1994).

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

221

Rasyonel uzlaima dayali ilk süreç, bizi neyin birletirdiiyle ilgilidir, dieri ise bizi neyin farklilatirdiiyla ilgili olan kimlik oluumu sürecidir. Her iki süreçte de içi sinifinin üretim ilikilerindeki konumunun önemli bir etkisi vardir. Ancak ortak çikarlarin somut olarak yaanmasi ve kolektiflik yetenei, içi sinifini kendiliinden kendi çikarinin bilincinde politik bir özne yapmaz. Kaldi ki benzer atiflara sahip insanlarin ayni ortak toplumsal yaam deneyimlerini paylaacaklarini a priori öne sürmek bile tartiilan bir konudur. Aslinda küresellemeyle kapitalizmin dönüümleri, bu içerme ve dilamayi yani kolektiviteyi sorunlu hale getirmitir. Örnein Alman bir içi ile iveren arasindaki çikarlar, Alman ve Fransiz içilerin ortak çikarlarindan daha gerçek ve güçlü bir biçimde ortaya çikabilir. Kaldi ki içi sinifindaki bölünmeler de kolektiflik yeteneini önemli ölçüde zayiflatmaktadir. çi sinifi kolektivitesine karilik, dier kolektivitelerin daha deerli ve önemli olduunun öne sürülmesi, küresel akikanlia sahip ve ulusal devletlerin senyoraj haklarini bir bir eriten küresel sermayenin konjonktürel çikarlarinin karisina çikabilecek bir kolektivitenin deersizletirilmesi tehlikesini taimaktadir. Bir yandan da post-fordist olarak adlandirilan esnek üretim örgütlenmeleri, içilerin birarada bulanarak ortak deneyimler ve ilikiler kurabilecekleri mekânlarin sürekliliine engel olmaktadir. Belki bunlar kadar önemli bir baka sorun, içi sinifi içinde yer alanlarin, üretim sürecindeki yerlerini kimliklerinin oluturucu bir ögesi olarak kabul etmek yönündeki isteksizlikleridir.9 Bu konuya ilikin herhangi bir veri olmamakla birlikte, üretim deil de tüketim kaliplarindan yola çikarak kimliklerin kuruluunun, sömürü süreçlerine katlanabilmek açisindan bir kaçi sunma potansiyeli olduu da söylenebilir. Geç kapitalist toplumun özelliklerinden kaynaklanan handikaplarina karin, belirli hakimiyet ve iktidar ilikilerine dayanan kimlikler içinde en temel hakimiyet ilikilerinin cinsiyet, etnisite ve sinif hakimiyeti olarak belirginlemesi nedeniyle, bu üç tür hakimiyet ilikisinin nesnel temellerinin halen varolduunu öne sürmek (örn. Savran, 1994) olanaklidir. Geç kapitalist toplumlarda varolan içi sinifi üzerine tartimalarin ve kimlik oluumu süreçlerinin Türkiye'de izinin sürülebilmesi için, bu noktada Türk toplumsal siniflarinin nasil deerlendirildii ve bu deerlendirmelerin sonuçlari üzerinde genel hatirlatmalarla durmakta fayda vardir.

III. Türkiye'de içi sinifi ve sinif kimlii sorunu

çi sinifinin tahliline ilikin sorunlar, Türkiye özelinde deerlendirilirken son yillarda özellikle artan, resmi ideolojinin burjuva düzeni sinirlari içinden kaynaklanan eletirisinin giderek yayginlamasinin öneminin ve bu yaygin görü9 Örnein Amerika'da içilere sinifsal baliliklari sorulduunda, siklikla "orta sinif" cevabini vermektedirler, az sayida kii alt sinif veya içi sinifi demektedir kendisine (Aronowitz, 1992:37).

222

ÇLER DURSUN

lere karit bir duruun altini çizmek gerekmektedir. Özellikle geç kapitalizme özgü koullardan kaynaklanan ve yukarida bahsedilen eletirilerin olduu gibi Türkiye'ye uyarlanmalari airtici ve amaçli bir yanlilia yol açmaktadir. Sözkonusu yanlilik, Türkiye'nin de artik sanki geç kapitalist ya da sanayi ötesi toplum olarak nitelendirilen toplumlarin ekonomik, toplumsal ve politik alanlardaki karakteristikleriyle tamamen ayni karakteristiklere sahip olduu deerlendirmesinden hareket ediyor görünse de asil balangiç noktasi, Türkiye'nin toplumsal yapisi ve sinifsal özelliklerinin geliimine ilikin deerlendirmelerde aranmalidir. Sinif çözümlemesine dayanan yaklaimlar tarafindan sol liberalizm ya da sivil toplumculuk olarak adlandirilan "popülerleen" bu yaklaimlar, resmi ideolojiyle hesaplamasini burjuva liberalizminin yöntemsel araçlarindan ve felsefi artyöresinden yararlanarak yapmaya çalimaktadir (Savran, 1992). Tarihi devlet ile sivil toplumun süregiden çelikisi zemininde teoriletirerek Türkiye'deki bütün anti-demokratik baskilarin kaynai olarak devleti ve Kemalizm'i görmekte; 20. yüzyil Türkiye tarihini mücadele eden siniflar tarihi olarak deil, temel siniflardan baimsiz "seçkinci" bir aydin zümresinin kendi kafasindaki fikirleri halka ramen uygulamaya koymaya çalitii süreçler olarak açiklamaktadir (Savran, 1992: 14). Bu deerlendirmelerde devletin sinif karakteri ve bundan kaynaklanan sorunlar deil, sivil toplum alanina yapilan ve kaynai jakoben aydin- bürokrat kesimden kaynaklanan baskilardir merkezi sorun. Türkiye'nin 20. Yüzyil tarihi bir bürokrasi-burjuvazi mücadelesi tarihi olarak deerlendirilir ve sinif mücadelesi, devletin geliim süreci diina çikarilir (Savran, 1994:45). Türkiye'de toplumsal yapiyi sinif karakterli olarak gören, devletin oluum sürecini sinif mücadeleleri yaklaimiyla açiklayan, bu mücadelelerde bürokrasiyi burjuvazinin hakim siniflar blokunun yönetici kesimi olarak tarif eden Marksist yaklaimlar ise, sadece Türk tarihine deil içi sinifinin yerine ve önemine ilikin deerlendirmeleriyle de resmi ideolojinin olduu kadar sol liberalizmin de karisinda yer alir. Türk toplumu, Jön Türk devriminden bu yana burjuvazinin devleti ve sosyo-ekonomik yaami giderek ele geçirdii; ülkeyi küçük burjuvazi veya bürokrasinin deil, zaman içinde bürokrasinin de airlikli bir öge olduu bir burjuva sinif ittifakinin yönettii tarihsel bir ardyöreye sahip olarak deerlendirilir. Toplumsal yapinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulu sürecinden itibaren hatta Osmanli toplumsal yapisinin karakteristiklerini de kapsayacak farkli deerlendirilmeleri, 12 Eylül 1980 sonrasi gelimelere ilikin bakilarinda da ayrilmaktadir. Sol liberalizm, 1980 sonrasi girilen dönemi ülkede kapitalizmin doduu ve hakimiyete yükseldii ve devletin de burjuvazinin devleti olma sürecine girdii bir dönem olarak tahlil ederken (Keyder, 1994), yukarida ana hatlari çizilen sosyalist yaklaim, 12 Eylül sonrasi dönemi "sermaye birikiminin dünya ekonomisiyle çok daha derinden ve organik bir bütünleme zemininde sürdü-

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

223

rülmesinin koullarinin oluturulmaya balandii" bir dönem olarak nitelemektedir (Savran, 1992, Boratav,1995). Türkiye'de toplumsal yapiya ilikin farkli çözümlemelerin, özellikle 1980'lerin sonlarindan itibaren belirmeye balayan sivil toplum hareketlerine bakilari da farklidir. Yine çok genel hatlariyla belirtilirse, sol liberalizmde, tüm anti-demokratik uygulama ve baskilarin biricik kaynai Kemalist devlet ve onun silahli kuvvetleri olarak saptandiindan, devleti demokratikleme yolunda siniflar ve farkli kesimler arasinda uzlamaya dayali bir proje ittifaki önerilir. Özellikle askeri müdahalelerin bürokrasiye mal edilmesiyle, burjuvazinin bu müdahalelerdeki sorumluluu yadsinir ve demokratikleme sürecinde öteki siniflarin da desteiyle çoulculuu salayacak temel güç olarak kimliklendirilir. Oysa Türkiye burjuvazisinin ancak emekçi siniflarin siyasal gücü ve hareketlilii karisinda demokratik hak ve biçimlere riza gösterdii ve baskici eilimlerinin açia çikii veya geri plana düüünün, siniflar arasi mücadelelerin dengeleri tarafindan belirlenen bir nitelie sahip olduu saptamasi son derece önemlidir (Savran, 1992: 124). Bu sosyalist yaklaimda devlet aygiti mutlak olarak burjuvazinin devleti olarak görülmemekte, bundan daha derinlikli ve kapsayici bir çözümlemeye dikkat çekilmektedir: "...ekonomiye egemen olan birey ve gruplar ile siyasi iktidar arasinda hem ayrilik hem de bütünlükten oluan diyalektik bir ilikiler kümesi vardir. Bu balamda, Türkiye toplumunda da burjuvazi bir yandan siyasi iktidarin ileyiine hatta kaderine egemen olabilmekte; öte yandan da bu ilikiler genel ile tekil, uzun dönemli ve gündelik çikarlar arasinda çelikiler içerdii için burjuvazinin siyasi iktidari denetlemesi kendiliinden ve mekanik bir biçimde gerçekleememektedir. Özellikle önemli siyasi dönüümler sonunda, burjuvazinin devleti yeni batan fethetmesi ve iktidar mevzilerini korumasi için mücadele vermesi gerekmektedir" (Boratav,1995:61). Türk toplumunun geliimini, bütün siniflarin karilikli ilikilerini gözönüne alarak açiklamaya çalian yaklaimda, emekçi siniflar Osmanli'da kapitalizmin gelime koullari düzenlenirken burjuvazinin de belirmeye balamasina paralel olarak ortaya çikmaya balamitir. Çalimamizda Türkiye'de içi sinifi hareketinin tarihçesi konu edilmemekle birlikte içi sinifi eylemliliinin bir ortak "biz" duygusu ve kimliinin kuruluu sürecinde rol oynamaya balamasinin 19. yüzyilda Osmanli toplumsal yapisindaki deiiklikler sürecine uzandiini belirtmek önemlidir. Genel hatlariyla hatirlatildiinda, Osmanli toplumsal yapisinda içi sinifi hareketlerinin olumaya baladii 19. yüzyildan itibaren, ücretler, çalima koullari gibi temel haklari için i birakmaktan iyeri yöneticisinin arabasini devirmeye, fabrikaya el koymaktan enternasyonali söyleyerek yürüyü yapmaya kadar çeitlenen bir eylemlilik sergilemeye balamilardir (Kanar, 1998: 29-33). çi sinifinin siyasal yaama damgasini vuracak güce ve hareketlilie ulamasi ise 1960'lardan itibaren ve özellikle de 1970'lerde belirginlemitir. Sermaye - emek çelikisinin bu tarihten itibaren belirleyici olmaya balamasiy-

224

ÇLER DURSUN

la, içi sinifi sosyalist düüncelere yakinlamaya balami ve hareketlilik düzeyi yükselmitir. Örgütsel planda ise Türk-'in baimli sendikaciliina alternatif olan DSK çatisi altinda mücadeleye yönelmesi ve TP ve TKP gibi partilere yakinlamasiyla burjuvaziden baimsizlamaya balamitir. Gerek partilemesi gerekse özellikle 1 Mayis kutlamalarina katilimlarinin, içi sinifinin "kendisi için sinif" olma durumuna dönümesi olduu bile öne sürülebilmektedir! (Kanar, 1998:104,105). 1980 sonrasinda ise kapitalist üretim sürecinin yeni örgütlenmelerinin Türkiye'de de uygulanmaya balanmasiyla emein nitelikleri ve igücü örgütlenmesinin farklilamaya baladii gözlenmektedir. Buna paralel olarak, sadece üretim ilikilerindeki yerinden tariflenen bir içi sinifi kimlii yerine, tüketim kaliplari, biçimleri ve gündelik hayat tarziyla balantili olarak tanimlanmaya balayan bir içi sinifi kimlikletirilmesi öne çikmaya balamitir. Bu kimlik kuruluu süreçlerinde, köylülük, heterojen ve karmaik kentlilik, gecekondulama ve kitle kültürü gibi etkenlerin, üretim ilikilerindeki yerle birlikte ele alinmasi gerektiine dikkat çekilmektedir (Boratav, 1991: 108). Çeitli alan aratirmalarinda kentli içi sinifinin tüketim kaliplari ve hayat tarzlarina ilikin ortaya konulan bulgular, içi kimliinin ve kültürünün oluturucu ögeleri olarak deerlendirilmektedir (Boratav, 1991 ve Birleik Metal çileri Sendikasi Üye Kimlik Aratirmasi 1998). Baka bazi aratirmalarda ise "airi makinalama ve bürokratikleme karisinda idealize edilmi cemaat tipletirmelerinin yeniden gündeme geldii"ne deinilmekte ve din unsurunun içi sinifinin cemaatlemesinde temel oluturucu öge olarak önemi vurgulanmaya çaliilmaktadir (Türkdoan, 1998). Cemaatçi balari dinle ilikili olarak öne çikaran ve içi sinifini sinifsal bir oluum deil bir tür cemaat olarak ele alan bu çalimalarda, "içi cemaatlerinin" kendilerini öncelikle Müslüman-Türk olarak hissetmelerinin kimliklerinin kurucu ögesi olduu vurgulanmaktadir10 (Türkdoan, 1998:149). Türkiye'de içi sinifinin kimliksel karakteristiklerini üretim ilikilerindeki yeri diinda din ve irk gibi ögelerin belirlemesi öteden beri sözkonusudur. Özellikle 1980'lerden sonra ortaya çikan ise, eylemler dolayimiyla sinifsal kimliin oluumu üzerindeki yasal baskilarin artan airliidir. Bu airlik, dönemin yeni- sa ekonomi politikalarinin ayni oranda air ve yikici sonuçlari yaninda, toplumsal otorite, disiplinli toplum, hiyerari ve itaat, dayanimaci kolektivitelerin zayiflatilmasi ve rekabete övgü, namus, erdem ve onur gibi ideolojik ögeleriyle etkiletii zaman (Belsey, 1994:12) ortaya çikan kimlik, geç kapitalist toplumlardakine benzer ekilde ideolojik olarak tutucu ve politik olarak da otoriter bir kimlik olabilmektedir. Bu farklilik, içi sinifinin yaam deneyimlerini, tarihsel bir balam-

10 Üstelik sanayi yöneticisi de tipki sanayi içisinin sahip olduu deerleri, normlari ve inanç sistemlerini paylatii için, "patron içi kavgasi yerini ikisi arasindaki yeni ve kendi milli ve tarihsel geliimimizin ürünü olan orta sinifa terkedecektir" (Türkdoan, 1998:160-162).

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

225

dan çok yerel bir balama yerletirerek anlamlandirmaya balamasinin hizlanmasinda aranabilir. Kitle medyasi tarafindan dolayimlanmi kültürel alanin ve üretilen gerçekliklerin içi sinifini ve bu sinifin bir kimlik olarak temsiliyetini sorunlu kildii da söylenebilir. Çalimanin konusunu oluturan bu temsiliyet, sinif kimliinin üretim ilikilerindeki yerinden ve çikarlarindan tanimlandii 1970'lerde de sorunludur aslinda.

IV. Türk medyasinda içi sinifinin temsili ve kimliinin kurulmasi

"Modasi geçmi ve güvenilirliini yitirmi bir medya etkileri modeline yaslanmak ile son moda bir öznelcilik arasinda kalan günümüz medyalojisinin, genelde kolektif kimliin ve özel olarak da ulusal kimliin oluumuna iik tutmak bakimindan önerecek çok eyi yok.." (Philip Schlesinger, 1994).

Böylesine karamsar bir deerlendirme, medyada kolektif bir kimlik olarak içi sinifi kimliinin temsil süreçlerine bakmak için yeterli cesareti vermese de gerekli olumlu kikirticilii içermektedir. çi sinifinin haberlerde temsiliyetinin çözümlemesi, aslinda ideolojinin ileyii içindeki belirli dilsel ve sembolik inalar üzerinde bir çalimadir. Kitlesel olarak dolayimlanmi sembolik biçimlerin çözümlenmesi üç aamada gerçekletirilebilir (Thompson,1992:304): a) Sembolik biçimlerin üretimi ve aktarimi, b) Medya iletisinin inasi, c) Medya iletisinin alimlanmasi ve deerlendirilmesidir. Aslinda bu üç aamanin, ideolojinin ileyii üzerinde çaliilirken birarada gerçekletirilmesi gerekmektedir. Thompson, medya iletisinin ideolojik karakterini, bu iletinin üretildii, dolatii ve alimlandii belirli tarihsel-toplumsal koullara gönderme yapmaksizin sadece iletinin kendisinden okunmasinin yeterli olmayacaini belirtmektedir (1992:236). Metin ile okuyucunun/izleyicinin buluma ani, metnin içindeki çeitli anlamlar potansiyelinin harekete geçirildii bir andir. Bu anlamlar, belli bir sistem içinde igören uzlaimlar olan kodlar içinden üretilmektedir. Kültürel olarak ortaklailan, mübadele edilebilir ve tekrarlanabilir olan bu uzlaimlar, anlamlandirma süreciyle kesiir ve onu örgütlerler. Yani bu kodlar içinden ve onlar araciliiyla bir ifade, üreticisi için sahip olduu anlama tüketicisi için de sahip olabilir (Hartley, 1982: 32-33 ve Wolfe, 1992:264) Ancak bir ideoloji çözümlemesi olan bu çözümlemede metinsel pratikler içinde sistematik anlamlarin düzenlenii ele alinacaindan, metne içkin ideolojik anlamin ortaya çikarilmasi ve bu anlamlarin haber söyleminde düzenleni mekanizmalari sergileneceinden haberlerin üretilme ve alimlanma koullarina, süreçlerine ilikin bir çözümleme gerçekletirmek amaçlanmamaktadir. Medya iletisinin ideolojik karakteri metinler üzerinden çözümlenecektir.

226

ÇLER DURSUN

Temsiliyetin ideolojik çözümlemesinin yapilacai metinler, özellikle haber metinleri11 olarak belirlenmitir. Yabanci ülkelerde içi sinifinin yerinden ediliinin izlerini, genellikle prime time'da gösterilen polis showlari ve dramalar içinden süren çeitli çalimalar konu edilmektedir12 (Örn. Aronowitz, 1992). Haber metninde temsiliyetin çözümlenememesi ise, daha çok habere ilikin söylemin ve ona atfedilen özelliklerin13 sorunlu oluundan kaynaklanmaktadir. Medyanin güçlü ve baat ideoloji tanimlarina yönelik bir yeniden üretim gerçekletirdii ideolojik süreçler içinde haberler de gerçekliin ideolojik temsiliyeti ve inasinda oldukça stratejik metinsel bir yerlem ya da söylemdir. Dier medya ürünleri gibi haberlerin kendisi de bir seçme ve ina etme sürecinin sonucudur (Burton, 1995:143). Bu süreç, olaylarin anlamlarini denetleme ve sinirlandirmaya yarayan belirli uzlaimlar setinin kullanilarak haberlerin "siki" ve "kapali" metinler olarak yapilanmasini getirmektedir (Elliot, Murdock ve Schlesinger, 1986:268). Olaylarin anlamlarinin uzlaimlar seti ve yapilanmi ilikiler içinde sinirlanmasi, tartiilabilecek ve tartiilamayacak sorun çerçevelerini medyanin kurmasi süreci iktidar mücadelesiyle balantilidir. ktidar mücadelesi ister sinif çikarlariyla balantili olarak açiklansin isterse sadece bilgiyi/hakikati denetlemeye dönük olarak tanimlansin, önemli olan mücadeleli bir süreç içinde kurulmaya çaliilan söylemsel iktidarin, hem bir gerçeklik görünüünün inasini hem de ina edilmi bu gerçekliin toplumsal dolaiminin olabildiince geni tutulmasini gözetmesidir. Haberin içeriksel ve anlamsal örüntüsünü çözümlemek, bir yaniyla da bu iktidar mücadelesinin sonuçlarinin görünür olduu bir ana odaklanmaktir. Kolektif bir kimlik olarak içi sinifini analiz ederken, öncelikle içerme ve dilama süreçleri incelenecektir. kincisi, kimliin belirli mekânlar içinde ina edildiinden yola çikarak haberlerdeki mekânsalliklara bakilacaktir. Mekânsallikla11 Gazete ve televizyon haberleri arasinda üretildii araçlarinin ina ve sunum özelliklerinden kaynaklanan bazi farkliliklar olmakla birlikte, bu çalima televizyon haberlerinin yazili basindan gelen mirasi, yani anlatisal yapinin, her hikâyeyi en önemli noktasindan balayarak ve dier ayrintilari önemlilik sirasina göre vererek oluturmasi benzerliini gözönüne almaktadir. Araçsal farkliliklar deil kimliin temsiliyetindeki temel kodlarin devamlilii konu edilmektedir. 12 Bu çalimasinda Aronowitz, 1950'lerden beri televizyonda temsil edilmeye balanan içi sinifinin, erkek, beyaz olarak ve çizgi film kalitesindeki karakterlerle temsil edildiini; 1970'lerden itibaren televizyonda içi erkeklerin dorudan temsiliyetinin kalmadiini; son dönem filmlerde polis ve sinifin, cinsiyet ve sinifin yer deitirdiini belirtmektedir. çi sinifi artik mitik bir figür olarak yaamamakta, ancak erillik olarak tv metinlerinde yaamayi sürdürmektedir. çi sinifi kültürünün temsiliyetinde anlamli kalan son nokta, kadinin erkekliin baskisi altindaki "yeni proleteryanlar" olarak gözükmesi ve kadinin özne olmasi üzerine konulan vurgu olmaktadir. 13 Gazeteciliin profesyonel kodlari ve liberal haber söyleminin temelini nesnellik ve gerçeklik iddialari oluturmaktadir. Bu iddialar, olgularin yorumlardan ayrilabildii ve diaridaki olaylarin yansiz bir ekilde izleyiciye aktarilabileceini savlarken amaçlanan, öznelliin bastirildii özel bir anlati üretme tarzi gelitirmektir (Young, 1990: 41). Aslinda amaçlanan ise gerçek olabilecek bir hakikat formüle etmektir.

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

227

ra bakmak, bir yandan içilerin eylemsel olarak yer aldii toplumsal mekânlara, dier yandan da haberlerin tüm haber bülteni içindeki yeri anlaminda metinsel mekânina yani balamina eilmeyi gerektirmektedir. Böylelikle, içilerle ilgili haberlerin çevresindeki haberlerin nitelii de belirginletirilecektir. Çevre haberlerin içeriklerindeki olumluluk ya da olumsuzluun belirlenmesinin, kurulan balamin niteliine ilikin ipuçlari da verebilecei düünülmektedir. Bu amaçla yapilan çok genel siniflandirmada kaza haberleri, cinayet, çatima, asayi, salik/hastalik konulu haberler, eitim sorunlari haberleri, dost olmayan komu ülkelerle ilgili haberle olumsuz içerikli haberler olarak genel bir siniflandirma içine yerletirilebilir. Magazin haberleri, kültür/sanat haberleri, yerli-yabanci giriim haberleri, spor haberleri, hükümet ve siyasi partilerin icraatlari haberleri ise olumlu içerikli haberler sinifina dahil edilmektedir. Haberlerde, hangi toplumsal kimliklerin öne çikarildiina ve nasil adlandirildiklarina bakilacaktir. Haber dili, sözcük seçimleri, cümle yapilarinin gözden geçirilerek ve isimletirmelere de dikkat edilerek incelenecektir. a) 15- 16 Haziran 1970 i birakma ve direni eylemleri DSK ve sinif sendikacilii mücadelesinde önemli gelimelerden biri sayilan 15- 16 Haziran 1970 eylemlerinde, 70 bine yakin DSK'e bali içi, stanbul, Kocaeli ve Sakarya'da 15 Haziran'da pasif direni ve i birakma ile balayan eylemlerini 16 Haziran'da fabrikalardan ehir merkezlerine yürüyü ve asker-polisle çatimalara dönütürmü, bu arada bazi fabrikalari da tahrip etmilerdir. 15.6.1970: Balik: Memur Mitinginde Tali Sopali Bir Örenci Kavgasi Güçlükle Önlendi Çevre haber: Polis bu üç gangsteri ariyor Eylem türü: Yürüyü Eyleme katilanlar: Türkiye Kamu Personeli Sendikasi, örenci gruplari Karit grup: Karit örenciler Habere konu olan olay: Örencilerin kavgasi; örencilerin yürüyüü. 16.6.1970: Balik: Kartal'daki Haymak Döküm Fabrikasini çiler Tahrip Etti Çevre haber: Telli duvaiyla bindii uçakta komaya girdi Eylem türü: Fabrika tahribi Eyleme katilanlar: çiler Karit grup: Direni kariti içiler Habere konu olan olay: Direniçi içilerle bunlara karit olan içiler arasinda çikan çatimalar. 17.6.1970: Balik: çi Olayinin Kanli Sonucu:3 Ölü Çevre haber: 20 yildir ilk defa CHP ciddi bir alternatif olarak görünmüyor.

228

ÇLER DURSUN

Eylem türü: Yürüyü (sokaa dökülme) Eyleme katilanlar: çiler Karit grup: Polis, asker Habere konu olan olay: Polis, içi, asker çatimasi. 15 Haziran 1970 eylemleri ve onu izleyen bir haftaya bakildiinda, haberlere konu olan temel toplumsal kimliklerin içiler, örenciler, memurlar ve polis- askerler olduu belirlenmitir. Eylem türleri ise, miting, fabrika tahribi ve yürüyütür. Bu eylemleri gerçekletiren içiler "tahrip eden", " sokaa dökülen", " ta ve sopalarla askerlere hücum eden", " yürüyüe geçen", " barikat yaran", "meydana inen", "tanklarin üzerinden aan", "fabrikalardan boalan" (tipki zincirlerinden boalma gibi) , "polis ve askerle çatian", "ehre dalan" yani sürekli bir hareketlilik, kontrol edilemezlik, asilik ve direni halinde olan politik aktörlerdir. Polis ve askerler ise, "havaya ate açan", "barikat kuran" yani savunmaci ve tehlikeyi önlemeye çalian konumundadir. Öte yandan haber dilinde tanklar ve zirhli birlikler, "ehre giren", "içilerin önünü kesmek isteyen", "cadde kapatan" failler olarak belirtilmilerdir. Zirhli araçlar ve tanklar üzerine çikan içiler, iddet içeren ve reaksiyoner bir eylem türü gelitirmektedirler. Haberlerden içilerin neden eylem yapildiini çikarmak oldukça zordur. 17.6.1970 tarihli Hürriyet'in iç sayfa fotoraflarindan birinin altyazisinda, içilerin, yeni çikacak kanunu protesto amaciyla yürüyüe geçtikleri belirtilmektedir. 15- 22 Haziran 1970 döneminde 16 içi haberinin 8'inin çevresinde olumsuz içerik taiyan haberler yer almaktadir. Bunlar, soygun, mahkeme ve yasaklamalar, hastalik, linç, düman sayilabilecek bir baka ülkeye ilikin haber (örn. Yunanistan, Sovyetler Birlii vb..) olarak belirlenmitir. çi sinifi eylemlerinin toplumsal mekânlari ise caddeler ve sokaklardir. Aslinda onlara ait olmayan bu kamusal alanlar, içiler için "geçici" mekânlardir. ehrin bu açik mekânlarina içiler "dalmakta", güvenlik güçleri ise "girmektedirler". Bu yüklemlerle haberlerin kuruluu bile, eylemlerin mekânsalliklarinin o eylemi yapanlara ne kadar az "açildiinin" ve eylemcilere aidiyetlerinin ne kadar geçici olduunun göstergesidir. Özellikle de çatima çiktiinda, cadde ve sokak mekânlarinda yeralmak/bulunmak ve eylemek, içiler (ve hatta örenciler için) iyice meruiyetini kaybetmektedir. b) 1 Mayis 1977 çi Bayrami gösterileri Bu tarihte yine DSK tarafindan Taksim meydaninda yapilan 1 Mayis çi Bayrami kutlamalari, kalabalia yönelik silahli saldiri sonucu 34 kiinin ölümüyle sonuçlanmi ve sonraki yillarda olayli geçen 1 Mayis gösterileri de hep 1977 yilinin bu kanli olaylarina referanslarla deerlendirilmitir. 1977 yilinda Hürriyet gazetesinde sayfa sekizde ve çi Dünyasi balikli bir köe düzenlenerek, i dünyasiyla, ekonomiyle ilgili haberler, farkli üretim sektörlerindeki ge-

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

229

limeler ve firma haberleri bu bölümde verilmitir. Yine bölge/yerel birim haberlerini içeren Ankara sayfasinda da özellikle Belediye çalianlarinin sorunlari ve Belediye ile ilgili gelimeler haberletirilmitir. 2 Mayis 1977 Balik: Mayis Katliami Çevre haber: Bütün 1. sayfa Eylem türü: Miting Eyleme katilanlar: DSK üyeleri, lerici Kadinlar Dernei, örenciler,öretmenler, içiler Karit grup: Maocular, Leninistler, airi solcular Habere konu olan olay: Taksim'de kalabalia ate edilmesi, otomobil yakilmasi, solcularin birbirlerini öldürmeleri Haberde 1 Mayis katliamini gerçekletirenlerin "airi solcu gruplar" olarak adlandirildii; Maocu veya Leninist olduu gazetenin bayazisindan belirtilen gruplarin "hain, alçak, insanlik dümani, ekiyalar" olarak nitelendii; ate edenlerin de mitinge gelenlerin de solcu olmalarindan dolayi olayin "kardein kardei vurduu" bir katliam olarak tarif edildii ilk günün haberlerine ilikin temel bulgulardir. Olayin iddetini tarif etmek için belirli klieler, iddeti somutlatiracak kavramlarla birlikte kullanilmilardir. Ayrica olayin dramatiklii, ölenlerin anneler, bacilar, kardeler, kocalar, çocuklar olduunun özellikle ve sik sik yinelenmesiyle ve nasil öldüklerinin somut olarak ayrintili tarif edilmesiyle ifade edilmitir. Bu ifadelerden bir kismi öylece siralanabilir: Katliam, gözü dönmü, kana susami katillerin acimasizca kurunlamasi, mermilerle kalbura dönmek, iç sava görünümü, hirstan gözü dönmüler, insan avina çikan kiiler, ate, kan ve çilik vardi, feryatlar, topraa insanlarin dümesi, bombalarin ölüm kusmasi, insanlarin birbirini ezmesi, vur vuranin kir kiranin, kurunlarin altinda yaam kavgasi verilmesi, arabalarin alev alev yakilmasi, dükkanlarin camlarinin kirilmasi, insanlarin can derdine dümesi, kalbura dönmü cesetin panzer altinda kalmasi, vücudu lime lime olmu ceset, insanlarin çil yavrusu gibi kaçmalari... 3 Mayis 1977 Balik: Bu hesabi kim verecek? Çevre haber: THY uçai tarlaya girdi; stanbul'da yüksek okullar tatil edildi Eylem türü: Eyleme katilanlar: Karit grup: Habere konu olan olay: Mayis katliaminin ardindan cevaplanmasi gereken sorular üzerinde duruluyor. Önceki günkü haberlerde olduu gibi bugünün haberlerinde de analarin evlat acisi üzerinde dramatik bir vurgu konuluyor. Birinci sayfada çocuklarini çatimada yitiren bir annenin acili tablosu fotoraflanmi. Haberlerin dilindeki

230

ÇLER DURSUN

duygusal ve dramatik airlik, yine devam ettirilmi. "...Bir anne caninin parçasini yitirmenin istirabinda aliyor, haykiriyor, çirpiniyordu". "çeridekiler ise uzatilmilardi souk mermerlerin üzerine". "Hayatinin en güzel çainda Taksim'deki kurun yamurunun altinda can verdi", "Taksim'in kan kokan topraindan cesedini kaldirdilar", "Törene katilanlar, ölümün souk nefesini hissetmilerdi enselerinde", "aci, kahredici olay", "utanç meydani"... 4 Mayis 1977 günlü gazetede ise ölen polisin cenazesi haberletirilmi. Yine dramatik etkiyi arttirmak için, ölen polisin küçük çocuu büyük boy fotorafla babasinin tabutunun fotorafinin bitiiinde konu edilmi. Ayni günün iç sayfa haberinde ise farkli siyasi görüteki lise örencileri arasindaki çatimalara ilikin bir haber yer aliyor. Balik yine duygusal: "Kirilan fidanlar"...Haberin içerii de son derece duygusal, iirsel ve dramatik ifadelerle örülmü. 5 Mayis 1977'nin gazetesinde olaylarin Maocular tarafindan çikarildii polis açiklamalarina dayali bir kesinlikle belirtilmi. Birinci sayfada üç polisin daha öldürülmesi sonrasinda polisin cenazelerin kaldirildii sirada yaptii aramalar haberletirilmi. Polislerin öldürülmesine "Yeter artik, bu polisler de vatan evladi" baliiyla ve hastanede yatan polis fotorafiyla tepki veren bir haber düzenlenmi. 6 Mayis 1977 günlü gazetede Maocu'larin sahte seçmen kartlari hazirladiklari haberi veriliyor. 7 Mayis 1977'de ise toplum polisinin olaylar bitsin diye kurban kestii haberi verilmi. 1 Mayis 1977 öncesindeki bir haftadan 7 Mayis 1977'ye kadar geçen onbe günlük süre içinde yer alan içi olaylariyla ilgili haberlere bakildiinda 41 haberin 15'i, çevresinde olumsuz içerikli haberlerin yer aldii bir balamsallik içinde düzenlendii belirlenmitir. Özellikle 1989 yilinin 1 Mayis olaylari için de tarihsel bir gönderme ani olmasi nedeniyle, 1977 yilinin 1 Mayis olaylarinin temsili ve bu olaylarda içi sinifinin kimliinin olumsuzluklarla nasil yüklendii önemlidir. Olaylarin öncesindeki nisan ayi incelendiinde, bu ay boyunca yayinlanan haberlerin Türk-'in seçimlerde hangi partiyi destekleyeceini, örenci çatimalarini, polislerin vurulmalari ve banka soygunlari, bazi tüketim ve sanayi ürünlerindeki kitliklari, ülkenin içinde bulunduu ekonomik durumu, farkli i kollarindaki sendikalarin grevlerini konu edindii belirlenmektedir. Böylesine gerilimli bir dönemde 1 Mayis kutlamalarinda çikan olaylar, içilerin ve özellikle de DSK'in basiretsizlii, kötü niyetliliine ilikin tespitlerin, airi sol gruplarin sisteme, hatta kendi görülerine yakin kesimlere yönelik tehditlerinin öne çikarilmasiyla birletirilen, son derece eletirellikten uzak; akli ve mantii kullanarak olaylarin aslinda kimlerin iine yarayabileceinin sorgulanmasindan kaçinarak sadece duygulari harekete geçiren dramatik bir haber dili ile sunulmutur. Duygularin seferber edilmesi, Giddens'in belirttii gibi kolektif kimliin kurulmasiyla son derece ilikilidir (aktaran Schlesinger, 1994: 280). Bu haberlerle, dönemin temel siyasal karitliklari olan saci/solcu, devrimci/ülkücü karitlii

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

231

yerine sol siyasi görüe sahip olanlarin kendi arasinda karitliklar kurulmaya çaliilmitir. Daha ilk günkü haberlerde silahli saldiriyi gerçekletirenlerin airi sol Maocu veya Leninist gruplar olduunun herhangi bir kaynaa dayanmaksizin "tesbit edilmesiyle", olayin faillerinin de kurbanlarinin da solcu olduklari sabitlenmi oluyordu. Yaratilan tüm vahetin sorumlu failleri solculardi. çiler ve özellikle DSK ise, tüm uyarilara karin mitingi kontol edememesiyle "Türkiye tarafindan bir baka gözle görülmeyi" hakediyorlardi (2.5.1977, sayfa 1). Dolayisiyla kurulan kolektif kimlik içinde saci kimlii bulunmamaktadir! Gerek saldiriyi yapanlarla, gerek saldiriya urayanlarla birlikte topyekun bir solcu kimlii, "hem kurban eden hem de kurban edilen" olarak, iddet yönelimli, barisever olmayan, bir mitingi bile kendi anlamiyla gerçekletiremeyen kolektif bir kimlik olarak kurulmaktadir. Bu kolektif kimliin dolayli kuruluu diinda daha dorudan ve adlandirarak kurulan kimlikler ise "anneler"ve "çocuklar"gibi daha bireysel kimlie yakin olanlar ile "öretmenler" ve "polisler" in vurgulanmasiyla kurulan mesleki yerlemlerin toplumsal anlamina dayali kimliklerdir. Bu anlamlar, öretmenlerin genç kuaklari eiterek topluma verdikleri hizmet ile polislerin yurttalarin olmasa da ülkenin güvenliini salayarak verdikleri hizmetlerin "kutsalliindan" kaynaklanmaktadir. Annelere yaziktir, çocuklara yaziktir, öretmenlere ve örencilere yaziktir, polislere-askerlere yaziktir (onlar vatan evladidir, 5.5.1977, sayfa 1) hatta arabalara, dükkanlara yaziktir ancak içilere pek o kadar yazik deildir sanki...Çünkü o gün olaylarin çikacai ihbar edilmesine karin, 1 Mayis'i kutlamakta diretmiler, bu sonucu biraz da onlar hazirlamilardir. Yani olaylarin dorudan failleri airi sol gruplardir, dolayli failleri içi sinifidir. Olaylarin mekânsalliina bakildiinda, Taksim meydaninin, yine kamunun olan ve içiler için geçici bir mekân olan bu "açik" alanin, sonraki yillarda bir daha Taksim'de 1 Mayis kutlamalari yapilmasini engelleyecek ölçüde kapatilacai gözlenecektir. Taksim, bakaldirinin, olaylarin, kontrol edilemezliin simgesi olarak yalnizca içi eylemlerine deil, baka toplumsal hareketlere de bu tarihten itibaren geçit vermeyecektir. c) Bahar 1989 eylemlerinde ve 1 Mayis olaylarinda içi kimlii 1989 yilinin mart ayindan balayarak bahar aylari boyunca younlaan bir eylem dalgasi, içi hareketinin tarihi içinde "1980 sonrasi ortaya çikan ilk eylem dalgasi" (Yazici, 1996) "en sert ve radikal olmasa da en yaygin" (Akkan, 1990) eylemler olmalari nedeniyle önem taimaktadir. Gerçek içi ücretlerinde parasalci politikalarla birlikte gerçekleen hizli erime, 1989 baharinda süregiden ve ücretlerin arttirilmasi talebiyle sinirli kalan içi eylemleri için gerekli meruiyet zeminini oluturmutur. Bu meruiyet zemini, dönemin Özal babakanliindaki hükümetinin icraatlarindan honutsuz kesimlerin genilemesi ve özellikle de yeni

232

ÇLER DURSUN

eylem biçimlerinin ortaya konmasiyla oldukça salamlamitir. Üstelik 1980 öncesi siyasal iktidarlarla kurulan iyi ilikiler çerçevesinde götürülen ve içileri etkin mücadelenin diinda tutmaya çalian sendikacilik pratii de 1980 sonrasinda farklilamak zorunda kalarak, siyasal iktidarlarin politikalari ile çatimak ve en azindan içilerin gücünü ortaya koyan bir anlayia bürünme yoluna girmiti (Beeli, 1993). Hiçbir siyasi partinin (örnein Demirel ve nönü'nün destek verici beyanatlari diinda) bu eylemlerde etkin ve katilimci destei gerçeklememitir. Ayrica ortada görünen tek sendika olan Türk- de, neredeyse eylemleri çabucak sona erdirme yolunda bir tutum izlemekle eletirilmektedir (Akkan, 1990). O dönemin yaygin anlayiina göre, bahar eylemleri, kendiliinden bir örgütlenme biçimi olan iyeri komitelerinin organize edici gücüyle gerçekleen kendiliinden hareketlerdir (Akkan, 1990). Hürriyet gazetesinde eylemlerin ve içi sinif kimliinin temsiline bakildiinda u temel özellikler ayirdedilmektedir: 1- 1 Mart 1989 ile 20 Mayis 1989 tarihleri boyunca gazetede yer alan 122 içi eylemi ve içilerle ilgili haberin 58'i birinci sayfada yer almitir. 2- Özellikle görsel orjinalite de içerecek ekilde organize edilen içi eylemleri, fotoraflariyla birlikte ilk sayfada yer almitir. 3- Ayni dönemde örencilerle polis arasindaki çatimalar da, içi eylemlerinin toplumsal balamini oluturan, ve dolayisiyla içi haberlerinin metinsel yerleminde de çevre haberler olarak kullanilan haberler olarak düzenlenmilerdir. Bu yönüyle 1989 eylemlerinin balami, 1977 yilindaki 1 Mayis olaylarinin metinsel balamiyla benzemektedir. Buna ek olarak metinsel balamin bir baka ögesi, yasadii sol örgütler ve özellikle de Dev-Sol ile ilgili haberlerin çevre haber olarak kullanilmasidir. Ancak sol terörizm, örenci hareketlerine ilikin haberler dolayimiyla içi sinifi eylemleri için balam oluturmaktadir. Yani sol terörizmle ilgili haberler örenci hareketlerinin, örenci hareketlerine ilikin haberler ise içi eylemlerinin metinsel balamini kurduundan, sol terörizm haberleri, dolayimli bir ekilde içi sinifi haberlerinin metinler arasi balaminin kurucu ögesi olmaktadir. çi sinifi eylemliliinin sunuluunda, metin içinde dorudan kurucu haberler ise PKK terörüyle ilgili haberlerdir. Bu, PKK terörüyle ilgili haberlerin, içi sinifi eylemleri içerikli haberlerle yakin verildii anlamina gelmektedir. 4- Cinayetler, soygunlar, çatimalar, komu ülkelerle olan sorunlar, zam haberleri, mahkeme haberleri, ve eriatçi gösteriler ve türban eylemleri gibi haberler ise, tipki 1977'deki haberler gibi, içi eylemlerinin metinsel balamini oluturan olumsuz içerikli haberler olarak yerletirilmitir. 5- çi eylemlerinin toplumsal mekânlarina bakildiinda, bunlarda da farklilama, çeitlenme gözlenmektedir. Sendikalar tarafindan greve gitme kararinin alinmasiyla çaliilan iyerleri, fabrikalar eylem mekânlarina dönümektedir. Ancak bu öteden beri varolan bir eylem mekânidir. Ayrica ibai yapmama, geç i-

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

233

bai yapma da fabrikalari eylem mekânina çevirmitir. Eylemler içinde çiplak ayakli yürüyüler, oturma eylemleri de bulunduundan sokaklar ve caddeler de eylem mekânlaridir. Toplu halde viziteye çikarak i aksatma eylemleri nedeniyle hastahaneler de eylem mekânlarina dönümütür. Yardim fonundan fakirlik yardimi almaya gidildiinde, bu kurum da bir eylem mekânidir artik. En önemlisi ve orijinali de sakal birakma, biyiin yarisini kesme, kefen giyerek yakaya karanfil ilitirme, konumayip-duymama ya da ölüm orucuna balama gibi eylemlerle içiler kendi bedenlerini, bir tür eylem yeri/alani olarak kullanmilardir. Bundan baka, içi sendikalari bakanlarinin hükümet üyeleri ve babakanla anlamazlii çözmek için biraraya geldikleri mekânlardan bahsedilebilir. Bir masa bainda gerçekleen bu görümelerde, sokaklar diinda içi hareketinin daha "prestijli" mekânlarda kendi örgütlerinin bakanlari dolayimiyla kaale alinmasi sözkonusudur. Haberlerde bu ekilsel olarak "kapali" ancak müzakereye ve içiye "açik" mekânlarin fotoraflanmasi, hareketin mekâninin zenginlemesinin bir baka örnei olarak okunabilir.14 6- Kadinlarin bahar eylemlerinde ana ve baci kimliiyle deil de içi kimliiyle temsil edildikleri gözlenmitir. Eylemci içi kadinlar "erkek gibi" dirler ve "açiz diye bairarak toplu viziteye çikmaktadirlar" (12, 13, 20 Nisan 1989). Yani erkek içi sinifinin içinde kadin içi kimlii ile kurulmaktadirlar. Özellikle bu haberlerde, farkli kimliklerin birarada temsil edilmesinin ilginç örnekleri belirlenmitir. Bu haberlerde kadin içilerin cinsiyete ilikin kimliinin, içi kimliinden biraz daha vurgulu olarak temsil edilmesi sözkonudur. Buna ek olarak içi elerine destek vermek için kadinlarin yaptii eylemler sözkonusudur. Bu eylemlerde kadinlarin kimlii, ekonomik yaamda aldii yerle deil, aile içindeki konumundan hareketle temsil edilmektedir. Aslinda bo tencerelerle eyleme katilmalariyla kadinlar, aile hiyerarisindeki geleneksel yerlerini kimliklerinde öne çikarmaktadirlar. 7- Bülent Ecevit'in "bariçi, pasif Gandhi direnii" olarak tarif ettii türden olan, reaksiyoner olmayan ve içilerin hem kendilerini hem eriebildikleri bütün mekânsalliklari birer ifade ve kolektif kimlik kurma alani olarak deerlendirdii orijinal eylemlerde slogan atarak sözlü bildirimde bulunmaktan baka , yazinin kullanilarak taleplerin dile getirilmeye çaliilmasi da önemlidir. Yazinin mitinglerde pankartlar taima eklindeki kullanimi diinda, içilerin bir oturma eyleminde vücutlariyla "açiz" diye yazmalari ya da, Özal'in kendi dertlerini anlamasi için ngilizce "we are hungry" yazili rozetlerle yürümeleri bunlara örnek gösterilebilir. 8- Bir yandan da içilerin eylemlerinin gündelik yaami aksatan sonuçlari haberletirilmektedir. Bu tür haberlerin, eylemin meruiyet zemininin ve top14 Bunun önemine iverenlerin televizyondaki temsiliyetleriyle balantili olarak ileride deinilecektir.

234

ÇLER DURSUN

lumsal desteinin olmadii dönemlerde (örnein Ankara'da belediye içilerinin çöp toplamayilarinin haberletirildii gibi) eletirellik dozu yüksek olarak kurulmasi da sözkonusu olabilirdi ancak bahar eylemleri süresince bu habercilik tutumuna fazla rastlanmamitir. 9- 1 Mayis olaylarinin temsili ise 1977 ile karilatirildiinda belirgin farkliliklar göstermektedir. Öncelikle 1 Mayis'in nasil kutlanacaina ilikin sol içinde iki farkli konum olumutu. Devletin 1 Mayis'i komünizmle ilgili ve yasaklanmasi gereken bir olay olarak gören yaklaimina göre kendini konumlandiran çizgi, 1 Mayis'i "girilmesi yasak olan yere girmek" olarak tanimlayarak, eylemin çatimaci karakter taiyacaini belirlemiti. çilerin de dahil olduu ikinci çizgi ise, Taksim mekânini gündeme getirmeden 1 Mayis'i baka bir yerde bir enlik olarak kutlamayi tasarlamaktaydi. Sendikalarin 1 Mayis öncesinde, o günü içi bayrami olarak enliklerle kutlamak, siyasi partilerden SHP'nin ise bu kutlamalara destek vermek yönündeki açiklamalari, aslinda 1 Mayis'in toplum gözündeki bulanik imgesini ortadan kaldirarak, onu, içi eylemlerinin toplumdan kazandii meruiyetten paylandirmakti. Hükümet ise 1 Mayis kutlamalarinin tüm biçimlerine kari çiktilar ve ortami iyice gerilimli hale getirmeye çalitilar. Hükümeti desteklemekten basinin da vazgeçmesine karin gerilim, güvenlik güçleri içinde younlamiti. Basinin iktidara yönelik olumsuz tutumunun, 1 Mayis olaylarinda hükümetin sorumluluunu öne çikarmalariyla sonuçlandiini söylemek, haber dili içinde egemen söylemin kuruluunun inceliklerini kaçirmaya yol açabilir. Örnein 1 Mayis 1989 günü, ilk sayfada "Eylem deil, enlik olacak" baliiyla öncelenen 1 Mayis, onaltinci sayfada, "Dünün 1 Mayis Yarasi" manetli yarim sayfalik haberle geçmie atifta bulunulmutur. Bu haberde kullanilan dört fotorafla, 1 Mayis 1977 Taksim olaylarinin içerdii iddet hatirlatilirken, metinde de 1 Mayis'in "çiçeklerle kutlanan bir bahar bayrami mi, içilerin dayanima günü olan içi bayrami mi" olduu ya da hiçbiri olup olmadii konu edilerek, 1 Mayis sorunlatirilmaktadir. Ertesi günkü haberlerde, "Tetik Çeken Eller Kirilsin" maneti atilarak, ve kiz göstericilerin saçlarindan sürüklenmesine kari haberlerle polisin tutumu eletirilmektedir. Ancak haber metninde 1 Mayis'i kutlamaya gelenlerin "korsan göstericiler" olduu, zaten Ankara'da da birkaç küçük grubun gösteri yaptii, gösteri yapanlarin sendikalar ve siyasi partiler olmamasi dolayisiyla eylemlerin meru olmadii vurgulanmaktadir. ç sayfadaki haberde ise bir kiinin polis tarafindan öldürülmesinin "Yek Gulan + stanbul Polisi= te Sonuç" manetinde de belirtildii gibi hem etnik bölücülerin hem de polisin panik tutumunun sonucu olduuna iaret edilmektedir. Böylece 1 Mayis olaylarindaki iddetin, içi sinifi hareketinden kaynaklanmasa da bu kez Kürt etnisitesinin bölücü eilimleriyle ilikisi kurulmaktadir! 3 Mayis çaramba günkü ilk sayfa haberinde bu iliki, daha açiktan ifadelendirilmektedir. Vurulan marangoz, "Kürt tahrikine

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

235

kapilmi ve ölmütür". Gösterilerde Kürtçe pankartlarin yer almasi da zaten "tertibin rengini açia vurmaktadir". Polis üzerinde durulmasinda ise, gazetenin muhabirinin polisten yedii dayain bir tür rövani gibi görülmesi pek de yanli olmaz. Çünkü polise yönelik benzer bir eletirel tutum, ancak özel televizyon kanallarinin muhabirlerine, toplumsal eylemlerde polis tarafindan dayak atildiinda belirginlemektedir. zleyen günlerde düzenlenen haberlerde ise "katil kurun kayip" baliiyla, ölüme yol açanin aslinda polis deil bir kurun olduu bildirilmekte (!) böylece polis, ölüm atiinin faili olarak da ortadan kaybedilmektedir! Yine de firsati ortaya çikmiken Avrupa polisi ile karilatirmalar yaparak , "Kemik kiran polis istiyorlar" manetleri atarak, polise yönelik eletirel tutum biraz daha kapsamli ilenmi ve Türk polisinin iddetsever kimlii vurgulanmitir. Polis kimliinin daha çok olumsuzlanarak kurulmasi ise, 1989 1 Mayisini 1977 1 Mayisindan ayirdedici özelliklerindendir. d) 3 Ocak 1991 Genel Grevi ve içi kimlii Türk-'in önderliini yaptii ve dier sendikalarin da katkida bulunduu bu grev dalgasi, dönemin siyasi iktidari olan ANAP'i ihtilal hukukunun ailmasi için zorlamayi hedef alan ve bu niteliiyle dönüm noktasi olarak görülen bir eylem sürecidir (Yazici, 1996). Bir yandan da geçmi yillarda ortaya çikan ücret kayiplarinin telafi edilmesini amaçliyordu. Bu dönemde, yasal dayanai olmamasina karin youn kamuoyu desteine sahip bir hareket olarak Zonguldak grevi ve yürüyüünün, kolektif hareketlerin taiyabilecei özelliklerin balicalarini yansittii belirtilmektedir (Laçiner, 1991). Laçiner'in belirttiince, "1950'lere kadar Türkiye'nin en büyük ve önemli iletmesine sahip olmasina ramen, ülkenin kalan kismindan tecrit edilmiçesine yaayan, böyle yaamasi için kendisine özel bir rejim uygulanan bu bölge ve halki... bölgesiyle sinirli düünebilme ufkunu aip, sorunlarini ülke gündemine sokmaya ve bu bütünlük içinde çözüm aramaya karar vermiti" (Laçiner, 1991:7). Turgut Özal tarafindan yapilan maden ocaklarinin kapatilacai tehdidi de, yöre halkinda mücadele duygusunu uyandirmiti. Kolektif kimliin, üretim ilikilerindeki konumdan kaynaklanan kuruluu, duygulanimlarin seferber edilmesiyle harekete geçiyordu. Ancak bu kolektivite, öfkesini reaksiyoner tavirlarla gösteren bir kitle deil, ekmek kapilarinin kapanacai tehdidini almalarina karin neredeyse neeli, espri yüklü sloganlar üreten, coku ve kararliliinin younluunu kaybetmeden davranan gayet örgütlü hareket eden bir kitleydi. Bu eylem sürecinde de kadinlarin kimliksel olarak temsil edildikleri gözlenmitir. Kömür içilerinin eleri, caddelerde oturma eylemi yaparak destek verdiklerinde, ya da Genel Maden Sendikasi Bakani emsi Denizer, eine destek verdiini beyan ettiinde, cinsiyete dayali kimlikleriyle olduu kadar, belki de

236

ÇLER DURSUN

ondan daha fazla "anne, e" gibi aile ilikilerinden kaynaklanan kimlikleriyle öne çikarilmaktadirlar . Buna ek olarak içilerin çocuklari da grevde babalarina destek olacak eylemsellikleriyle, içilerin "baba" kimliklerini dolayli olarak kurmulardir. çilerin aile babasi kimliinin, baka haberlerde de vurgulandii belirlenmitir (5.1.1991). çi eylemiyle ilgili gelimelere ilikin haberler, yine Dev-Sol gibi terörist politik kolektif kimliklere ilikin haberlerin çevresine konulandirilmaktadir. Böylece, içiler ile sol politik konum arasindaki ilikisellik, yine olumsuzlanarak ve bu tür haberlerin konumsal yakinlii dolayimiyla kurulmaktadir. Grevdeki içilerin eylem mekâni ise caddeleri , sokaklari ve madenleriyle tüm Zonguldak'tir. Bu eylemde de, grev günü gündelik hayatta nelerin aksayacainin konu edildii haberler eylemi eletirmek balaminda deil ancak bilgilendirmek amaciyla düzenlenmi görünmekte. Eylemin Ankara'ya doru yürüyü bölümünde, içilerin ellerinde tuttuklari Türk bayrai ve Atatürk çerçevesi ile, ülkeye ve devlete kari deil, hükümete ve Çankaya'ya kari olunduu simgeletirilmektedir (4.1.1991). Yapilan genel grevin "airbali uyari" olarak adlandirilmasi, "herhangi bir takinlikta bulunmadan protesto yapildiinin" belirtilmesi, içilerin "birlik- beraberliine" yani kolektivitesine gazetenin olumlu deerler atfetmesi olarak yorumlanabilir. Bu eylemler ilgili haberlerde içiler sadece kalabalik yiinlar olarak deil, tek tek, eylemden bitkinlemi ancak kararli bir hak arama mücadelesi içindeki kiiler olarak da kimliklendirilmilerdir (6.1.1991). Özellikle 1990 sonrasi içi ve memur eylemlerinin aliilageldik görüntüsünü oluturacak olan halay çekmeler ve oyunlar, yine bu yürüyüte gözleniyor; içilerin cokulu yüzü, böylece biraz da olsa basinda belirebiliyordu. Yürüyüdeki içiler, serinkanli, disiplinli, kararli ve cokulu bir kolektivite olarak temsil edilirken, güvenlik güçleri de tahrikten kaçinmalari nedeniyle duyarli, saduyulu olarak temsil edilmektedir. Polisin- askerin eylemci içilerin karisindaki "ötekilik" konumlarini igal etmedikleri, bizzat sendika bakaninin onlara "canlarimiz, kardelerimiz" demeleriyle belirginlemitir. Burada içi sinifinin kimliinin kendisine göre kurulduu öteki'lik konumunu, mevcut hükümet ve Cumhurbakani igal etmektedir. Cumhurbakani Özal'in içileri "zorbalikla ve insafsizlikla" suçlamasina karin, bu ögeler, yürüyü eyleminin nitelii ve hükümetin toplumsal iktidarini yitirmesinden dolayi, içi kimliine eklemlenememitir. Mengen yakinlarinda kurulan barikati amayarak geri dönüe geçen içiler, sonraki günlerde de aileleriyle bulumalarinin konu edildii haberlerde hem içi hem de "baba" kimlikleriyle temsil edilmilerdir. Bütün eylem ve yürüyü boyunca 56 içi haberinden özellikle ilk sayfada yer

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

237

alan içi haberlerinin metinsel balamini, yine cinayet, soygun, iddet, cürüm, Körfez gerginlii gibi olumsuz içerikli haberlerin oluturduu söylenebilir. Eylemliliin nönü tarafindan bir "halk hareketi" olarak tarif edilmesine karin (05.10.1991) Çalima Bakani mren Aykut tarafindan ise bir "isyan" olarak nitelendii (07.01.1991), meruluu ve yurt içinden ve diindan gördüü destek bakimindan halk hareketi kimlii kazandii söylenebilir. e) Televizyon haberlerinde içi sinifi kimliinin temsili üzerine genel bir deerlendirme 1990 yilindan balayarak çoalan ticari televizyon kanallarinin haber bültenlerinde, içi sinifinin temsiliyeti açisindan, 1970'lerden itibaren basinda gelitirilen temsil kodlari, gerek görsel gerekse sözel dili içinden kullanilmaya devam etmektedir. 1994 yilinin kitle eylemlerinin, gerek ücret artilari talebleri gerekse özelletirme karitlii konularinda younlatii sonbahar aylarinda Atv, Show Tv, Star Tv ve Kanal 6'da yer alan içi eylemlilii ile ilgili haberlerde ve son olarak 8.12.1997 tarihinde balayan sendikal haklar talebindeki DSK yürüyüünü içeren haberlerde u ortak özellikler saptanmaktadir: 1) Balamsal olarak, içi haberleri, PKK, Dev-Sol gibi terör örgütü ile ilgili haberlerin öncesinde veya sonrasinda sunulmaktadir. PKK hem içimizdeki hem de "diimizdaki" ötekiler olarak kimliklendirildiinde, bu terör örgütlerine ilikin haberler dolayimiyla, içiler de içimizdeki ötekiler olarak kimliklendirilmektedir. Bir sol terör örgütü haberiyle bitiik olarak verildiinde, sol terör, içimizdeki öteki olarak irençletirildii için içi kimlii de bu haberler dolayimiyla irençletirilmektedir. 2) Ya da cinayet, kazalar, hastaliklar, çatimalar, iddet eylemleri, mahkemeler, kötü hava koullari gibi olumsuz içerikli ve nitelikli haberlerin öncesinde veya sonrasinda sunulmaktadirlar. Böylece bu tür haberlerin içerdii kan, gözyai, çaresizlik, iddet gibi ögeler dolayimiyla, içi eylemi gibi olumlu içerikli bir eyleme ilikin bir olumsuzlama yaratilabilmektedir. 3) çi eylemlerindeki halay çekmek, alkili yürüyüler düzenlemek gibi "neeli" protesto biçimleri, haberlerde mutlaka yer almaktadir. çi eylemlerinde, iddet içermeyen bu karnavalimsi hareketlilik görselletirilerek eylemin ne için ve kimler tarafindan gerçekletirildii, içerii/konusu boaltilabilmektedir. 4) çilerin eylem mekânlari caddeler, sokaklar olmakta; buna karilik iadamalarinin kolektif bir kimlik olarak haberlerde temsil edildikleri mekânlar, lüks otellerin toplanti salonlari, kahvaltili toplantilar, gösterili ve "kapali" mekânlar olarak içilerin temsiliyet mekânlarindan farklilamaktadir. Mekânsal temsiliyetteki bu farklilik, iadamlarini daha "prestijli" bir toplumsal konuma yerletirmektedir adeta. 5) Younlaan eylem dönemlerinde televizyon haberlerinde kimi kez, tek tek

238

ÇLER DURSUN

içilerin ve onlarin geçim artlarinin/yaamlarinin konu edildii haberler de kurulmaktadir. çi, bu tür haberlerde zor koullar altinda yaamasiyla konulatirilmakta, böylece aslinda geni bir kolektiviteye yani içi sinifina ait köklü sorunlar bireyselletirilerek (bireysel sikinti gibi ele alinarak) somutlanmaktadir. Sonuçta sorunlarin toplumsal/ekonomik balamlari, biraz da o kiinin draminin ardina gizlenebilmektedir. 6) Haber içeriklerinde üç tür biz ve onlar ayirimi kurulmaktadir: 1- Sendikal haklar talebini, ücret artilarini içeren miting/yürüyü gibi eylemlerde dilamalar hükümet (bütün hükümetler) ve içiler olarak beliriyor. 2- Ayni konulu i birakma, i yavalatma eylemlerinde ise yapilan eylemden dolayi zarar gördüü öne sürülen geni halk kesimleri/toplum ile memurlar/içiler arasinda bir karitlik ilikisi kuruluyor. Örnein PTT, Belediye içileri eylemleri. O zaman içilerin ötekiletirilmesi daha belirgin ortaya çikiyor haberlerde. 3- Bir iyeri igali veya daha kati içi eylemlerinde, biz ve onlar ayirimi içiler ve giriimciler arasinda kuruluyor. Bu tür haberlerde kullanilan terörist/anarist gibi kelimelerle, içi sinifinin 12 Eylül öncesi ve o dönemdeki ötekiletirilmesine göndermelerde bulunuluyor ve bir ekilde sürdürülüyor bu ötekiletirme.

V. Sonuç: Emek, i, özgürlük ve temsiliyet!

1970'lerin yaygin içi sloganina bu müdahale, aslinda temsiliyetin, içi sinifi kimliinin sürekli oluumunda dier üçü kadar önemli hale geldiini vurgulamaya yöneliktir. Temsil nosyonu, siyasi kuramin ve siyasi pratiklerin dayanai olmayi sürdürdükçe, siyasi-toplumsal pratiklerin, eylemlerin, ifadelerin belirli çikarlarin göstergeleri olarak düzenlenmesine ve okunmasina devam edilecektir. Kolektif kimliin oluumunu dinamik bir süreç haline getiren toplumsal-siyasal eylemliliklerin medya dolayimiyla temsili, (ister çikar temelinde tanimlansin isterse ifade edici olarak kavransin) bu kimliklerin oluumuna da bir müdahaledir ayni zamanda. Medya, Thompson'un belirttii gibi egemenlik ilikilerinin sürdürülmesinde anlamlarin hareketlendirildii bir alandir. Sözkonusu anlamlarin baat bireyler ve gruplarin lehine harekete geçirilmesi, toplumsal ilikileri belirli durumlarda kurmaya ve korumaya hizmet eden sembolik biçimler tarafindan belirli anlamlarin ina edilmesi ve tainmasidir (Thompson, 1990:72-73) Egemenlik ilikilerinin sürdürülmesi için belirli sembolik ve dilsel göstergelerin anlamlarin örgütlenmesi ve hareketlenmesi mücadeleli bir süreçtir. Özellikle medya içinde gerçekleen temsiliyetler bu mücadeleyi oldukça sorunlu kilmaktadir. Medya araciliiyla temsil edilme, geç modern toplumda kolektif kimliin öteki kolektif kimliklerle sürekli bir etkileim içinde olmasina da yol açmaktadir. Bu etkileim alanlarinin ve temsiliyet süreçlerinin kimliklerin görü-

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

239

nümünü güçlü kilabilme ya da zayif gösterebilme potansiyeli vardir. Medyanin kolektif kimlikler üzerinde dönütürücü olup olmadii baka çalimalarin konusudur. Burada önemli olan, içi sinifi kolektivitesinin temsil edili kodlarinin analitik bölümde açiklanan özellikleridir. çi hareketlerinin medyada nasil temsil edildikleri, temsil edilmenin nicel ölçütlerinin (haberin süresi/alani, görüntülü olup olmadii, belirli bir zaman diliminde kaç kez haberletirildikleri gibi...) de yetersizliiyle birletiinde, içi kolektivitesi açisindan son derece olumsuz bir durum yaratmaktadir. Türkiye'de içi sinifi örgütlenmelerinin kendi "diindakiler" ile kuracaklari örgütsel ittifaklar yoluyla yeni eylem stratejilerini gelitirmeleri medyada temsiliyetleri açisindan yukarida sergilenen handikaplarin kismen de olsa ailmasina olanak salayabilir mi? Bu soruna yanit ararken hatirlanmasi gereken iki önemli nokta vardir: Öncelikle, artia el koyan farkli siniflar arasinda devletin denetimi için kurulan istikrarsiz ve geçici koalisyonlar, ideolojik anlam mücadelesi sürecine de uzanmakta ve etki etmektedir. Yaadiimiz toplumda, anlam üretimini belirleyen balam, bunun kapitalist bir sistem ve sinifli bir toplum olduudur. kincisi ise, medya yaadiimiz toplumsal gerçekliin bir parçasidir. Bundan dolayi bazi kez mücadeleli ve çelikili bazi kez yönlendirilen ve kapali anlamlandirma pratikleri içinden, çounlukla egemen/baat siniflarin lehine gerçeklii ina eden ve tanimlayan bir dolayimlayicidir. Bu manzarada içi sinifi için varolmayi sürdüren en önemli avantaj, medyanin toplumsal yaamin nasil temsil edileceini belirleyebilmesine ramen, bir toplumsal kategorinin/kimliin temsiliyetini bütünüyle dilamasinin mümkün olmayiidir! (Aronowitz, 1992: 195). Türkiye'de bu açidan da farkliliklar gösteren durum, baka çalimalarin konusudur.

KAYNAKÇA

Akkan, Engin (1990) "Bahar Eylemleri ve yeri Komiteleri", Birikim, sayi 14, ss. 32-36. Argin, ükrü (1992) "Neo-Marksist Sinif Analizinde Weber Hayaleti" Birikim, sayi 36, ss. 19- 31. Aronowitz, Stanley (1992) The Politics of Identity: Class, Culture, Social Movements, Routledge, New York. Barry, Norman. P (1989) Yeni Sa, (çev.) Cevdet Aykan, Baski: Yeniehir, Ankara. . Baer, Erturul (1992) "Sol Hareket ve Sendikal Tasavvur", Birikim, sayi 42, sayfa 56- 59, Birikim Yayinlari, stanbul. Belsey, A. (1994) "Yeni Sa, Toplumsal Düzen, Yurttalik Haklari", (çev.) H.çeren, Mürekkep, 1, ss. 3-13., Beeli, Mehmet (1993) "çi Sinifi ve Sendikal Hareketin Güncel Sorunlari", Birikim, sayi 53, ss. 46- 51. Bora, Tanil (1990) "Yeni Toplumsal Hareketlere Dair Notlar", Birikim, sayi 13, ss. 49- 53. ---- (1989) "çi Sinifinin Lokomotifi Harekete Geçerken", Birikim, sayi 6, ss. 39-45. Boratav, Korkut; Aksoy Asu; Savran, Sungur (1994) Türkiye Ekonomisinde Yapisal Deiim ve Türkiye'de Egemen Siniflar, Alan Yayincilik, stanbul.

240

Boratav, Korkut (1990) Türkiye ktisat Tarihi 1908-1985, Gerçek Yayinevi, stanbul. ---- (1995) Türkiye'de Sosyal Siniflar ve Bölüüm, Gerçek Yayinevi, stanbul.

ÇLER DURSUN

Bottomore, Tom (1993) Marksist Düünce Sözlüü, çev. Mete Tunçay, letiim Yayinlari, stanbul. Burton, G. (1995) Görünenden Fazlasi: Medya Analizlerine Giri, (çev.) N. Dinç, Alan Yayincilik, stanbul. Connolly, William E. (1995) Kimlik ve Farklilik, Ayrinti Yayinlari, stanbul. Demir, Türkay (1989) "Sosyalist deoloji ve çi Sinifi", Birikim, sayi 7, ss. 34- 40. Eagleton, Terry (1996) deoloji, Ayrinti Yayinlari, stanbul. Erdoan, Necmi. (1994) "Metinlerarasilik, Hegemonya ve Siyasal Alan", Toplum ve Bilim, 63, ss. 40-57. Elliot, P Murdock, G.; Schlesinger, P (1986) "Terrorism and the State: A Case Study of the Discour.; . ses of Television". ss.264-286. (der.) Collis, Curran, Garnham, Media, Culture and Society içinde, Sage, Londra. Fiske, John (1987) Television Culture. Routledge, Londra ve New York. ---- (1989) News, History and Undiciplined Events. Routledge, Londra ve New York. ---- (1990) Introduction to Mass Communication Studies. Routledge, Londra ve New York. Frank, Andre Gunder ve Fuentes, Marta (1990) "Toplumsal Hareketler Üzerine On Tez", Birikim, (çev.) A.Gürata ve T. Bora, sayi 16, ss. 29- 41. Geray, Haluk (1995) "Küreselleme ve Masa Üstü Sömürgecilik", Mürekkep, 3. Goldstein, Jonah ve Rayner, Jeremy ( 1994) "The Politics of Identity in Late Modern Society", Theory and Society, cilt 23/3, ss. 367- 384. Gouldner, Alvin ( 1978) "New Class Project I", Theory and Society, cilt 6/1, ss. 153- 203. ---- (1978) "New Class Project II", Theory and Society, cilt 6/3, ss. 343- 389. Glasgow University Media Group (1982) Really Bad News, Writers and Readers, GB. Glasgow University Media Group (1980) More Bad News, Routledge, GB. Hartley, J. (1982) Understanding News. Routledge, Londra ve New York. Hirsch, Joachim (1992) "Fordism and Post- Fordism:The Present Social Crisis and its Consequences", Post Fordism and its Social Form: A Marxist Debate on the Post-Fordist State içinde, (der.) Werner Bonefeld & John Holloway, Hardcover. Kanar, Haim (1997) Türkiye'de Siniflarin Dünü, Bugünü, Yarini, Doruk Yayinlari, Ankara. Keyder, Çalar (1989) "Kriz ve çi Sinifi", Birikim, sayi 2, ss. 13- 18. Laclau, Ernesto (1989) "Sinif Savai ve Sonrasi", Birikim, (çev.) A.Özkan, sayi 5, ss. 24- 27. Laçiner, Ömer (1989a) "Yeniden Sosyalizm ve Sosyalizmde Devrim", Birikim, sayi 1, ss. 19-33. ---- (1989b) "Devrimci Sosyalizmin Gündemi", Birikim, sayi 2, ss. 8-12. ---- (1991) "Zonguldak Olayi ve çi Hareketinde Siyaset", Birikim, sayi 21, ss. 5- 11. ---- (1992a) "iddet ile Ekonomi likisi", Birikim, sayi 38/39, ss. 30- 37. ---- (1992b) "çi Sinifi ve kinci Sanayi Devrimi", Birikim, sayi 41, ss. 8-15. Larrain, Jorge (1995) deoloji ve Kültürel Kimlik, Sarmal Yayinevi, stanbul. Manza, Jeff ve Brooks, Clem (1996) "Does Class Analysis Still Have Anything to Contribute to the Study of Politics?", Theory and Society: Symposium on Class, cilt 25/5, sayfa 717- 724. Miliband, Ralph (1989) "Sinif Siyaseti", Birikim, (çev.) A.Ekmekçi- A.Özkan, sayi 5, ss. 28-31. Morley, David (1978) "Industrial Conflict and the Mass Media", Manufacture of News içinde (der.) S.Cohen ve J.Young. Sage, UK. Müller-Plantenberg, U. (1985) "Kapitalizmin Üçüncü Büyük Bunaliminin Tarihsel ve Siyasal Bir Yorumu", Kriz ve Neo- Liberalizm içinde, (der.) Ragip Zarakolu, Alan Yayinlari, stanbul.

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

241

Nalçaolu, Halil (1989) "Ernesto Laclau: Alternatif Bir Epistemoloji ve Politika", Birikim, sayi 7, ss. 41- 46. ---- (1990) "Sosyalist Eletiri ve Yeni Toplumsal Hareketler", Birikim, sayi 11, ss. 65- 67. Öngen, Tülin (1995) "Kapitalizmin Yeniden Yapilanmasi ve Sendikalar", Yeni Marksizm ve Gelecek, sayi 5, ss. 9-57. Özkan, Akdoan (1989) "1 Mayis Üzerine", Birikim, sayi 2, ss. 71-72. ---- (1990) "Türkiye Solunda Trajik Dünya Anlayii", Birikim, sayi 19, ss. 30- 33. Özkazanç, Alev (1997) "Refah Devletinden Yeni Saa: Siyasi ktidar Tarzinda Dönüümler", Mürekkep, sayi 7. Peker, Bülent (1991) "Sovyetler Birlii'nde çi Sinif çin Yeni Bir Balangiç: ktidar Mücadelesi", Birikim, sayi 31, ss. 50- 56. Pekin, Faruk (1989) "89 Bahar çi Eylemleri Üzerine", Birikim, sayi 2, ss. 19- 24. Savran, Sungur (1994) "Türkiye'de Egemen Siniflar", Türkiye Ekonomisinde Yapisal Deiim ve Türkiye'de Egemen Siniflar içinde, Alan Yayincilik, stanbul. ---- (1992) Türkiye'de Sinif Mücadeleleri, Kardelen Yayinlari, stanbul Schlesinger, Philip (1994) Medya, Devlet ve Ulus, Ayrinti Yayinlari, stanbul. Somers, Margaret R. (1994) "The Narrative Constitution of Identity: A Relational and Network Approach", Theory and Society, cilt 23/5, ss. 605- 649. Sönmez, Mustafa; Laçiner, Ömer ve Savran, Gülnur (1994) çi Sinifinin Öncü Rolü: Teknoloji ve çi Sinifinda Deiim, Alan Yayinlari, stanbul. ahnazarov, Oleg (1990) "Sinif Mücadelesi Üzerine", Birikim, sayi 15, ss. 33- 40. aylan, Gencay (1994) Deiim, Küreselleme ve Devletin Yeni levi, mge Yayinevi, Ankara. Tekeli, lhan, Yildirim Koç, Yusuf Iik (1991) "Yeniden Yapilanma ve Türkiye", Birikim, sayi 28, ss. 34- 48. Thompson, J.B. (1984) Studies in the Theory of Ideology, Polity Press, Cambridge. ---- (1992) Ideology and Modern Culture, Polity Press, Cambridge. Therborn, G. (1989) ktidarin deolojisi ve deolojinin ktidari, letiim Yayinlari, stanbul. Türkdoan, Orhan (1998) çi Kültürünün Yükselii, Tima Yayinlari, stanbul. Waters, Malcolm ve Jan Pakulski (1996) "The Reshaping and Dissolution of Social Class in Advanced Society", Theory and Society: Symposium on Class, cilt 25/5. ss.ayfa 667- 691. Wolfe Arnold S. (1992) "Who's Gotta Have t? Ownership of Meaning and Mass Media Texts", Critical Studies in Mass Communnication, cilt 9, No:3, s.261-276. Wright, Erik Olin (1993) "Class Analysis, History and Emancipation", New Left Review, cilt 202, Aralik, ss. 15- 35. ---- (1996) "The Continuing Relevance of Class Analysis", Theory and Society: Symposium on Class, cilt 25/5, sayfa 693- 716. Yavru, rfan (1990) "Sosyalist Hareket ve Siyasal Eylem", Birikim, sayi 12, ss. 17-21. Yazici, Erdinç (1996) Osmanli'dan Günümüze Türk çi Hareketi, Aktif Yayinlar, Ankara. Young, A. (1990) "Appeals to valuelessness: Objectivity, Authenticity and the News Discourse". Textual Practice, cilt 4, sayi:1, ss. 38-52. Zaretsky, Eli (1995) "Identity and Democracy: A Critical Perspective", Radical Democracy: Identity, Citizenship and the State, (der.) David Trend, ss. 140- 145.

242

ÇLER DURSUN

The representation of working class identity in Turkish media: 1970- 1997

In this study, the main problematic is the representation of the Turkish working class identity in newspapers and tv news. The representation of the different identities, especially gender, ethnicity and religion identities are the most attractive issues in media studies in Turkey. Although working class identity deserves attention in media studies, there are some handicaps in studying it. Some of these reasons emanate from the theoretical decline of Marxism and the dissolution of communist systems, and some others emanate from unique determinants of Turkish social structure. After a brief conceptualizing of the working class and its continuing relevance in late capitalist societies, the working class position is problematized around identity politics. It is believed that in spite of the changes it experiences, working class still exists and the production relationship is the objective source of the class interests which gives its identity. Class identity is a process that is constructed and reconstructed by its own collective actions. Thus media, which is one of the main definers and mediators of dominant interests, becomes a location of collective identities by representing them. This study has two major arguments: first, Turkish working class is considered to be a tense political agent since the days it was represented in 1970's. Second, it is argued that the similar representative characteristics and codes are still utilized. In spite of all announcements of `death' by the new rightist ideology, Turkish working class is still a tense political agent in commercial media. This study aims to display how the class identity is represented and constructed in these processes. The method of this study isn't reception analysis but textual analysis. Using this analysis makes it possible to reveal how the working class identity is defined in relation with the other subject positions like students and bussinesmen- and social and political developments. Two materials are analyzed: A Turkish popular newspaper, Hürriyet, and the tv news of ATV, Show, Star, Kanal 6 and Kanal D. Three major working class demonstrations are examined: May 1st labor festivals, passive resistance actions and general strikes. In this study, first the including and excluding processes are discussed and

TÜRKYE'DE Ç SINIFI KMLNN MEDYADA TEMSL: 1970-1997

243

second, as the identity is constructed in specific spaces, these spaces or positions are mentioned. Considering spaces is necessary in examining the social spaces where the labor acts in, and the text's position in all the news bulletins. These positions of the news texts provide the context of the action. After these analyses the syntactic and lexical choices of news language is examined and major visual preferences are construed. It is argued that news is a ground for ideological struggle and hegemony. With this analysis what kind of "world" is constructed about working class identity is explored and decoded.

Literatür Eletirisi

Mete Tunçay'in Türkiye'de Sol Akimlar'i Üzerine

Mete Çetik*

Mete Tunçay'in Türkiye'de Sol Akimlar 1908-1925 incelemesi, kukusuz Türkiye'de sol düünce üzerine yapilmi en önemli çalima. Doçentlik tezi olarak hazirlanan eser, 1967'den itibaren dört baski yapti. Dördüncü baskida (1991) belgeler ayri bir ciltte toplandi. 1992 yilinda ise bu çalimanin 1925-1936 yillarini kapsayan ikinci cildi yayinlandi. Biçimi ve içerii itibariyle ilk ciltten çok farkli olan ikinci cildin bu özelliklerinin üzerinde ayrica durmak gerekecek. Bu yazi kapsamli bir literatür eletirisi olma iddiasinda deildir. Burada Tunçay ve kitabinin düündürdükleri tanitim/eletiri formatina uygun olarak verilmeye çaliilacak. Tunçay'in çalimasindan önce Türkiye'de solun geliimi üzerine çikan eser sayisinin çok az olduu görülüyor. Tarik Zafer Tunaya'nin ansiklopedik çalimasi Türkiye'de Siyasî Partiler, dier örgütlerle birlikte sol partileri de içeriyordu. Bundan baka Tunçay'inkine yakin tarihlerde yayinlanan George Harris'in, anti komünist lhan Darendeliolu'nun kitaplari ile Kerim Sadi'nin çalimalari dorudan bu alana ait olarak ilk akla gelenler. Keza Fethi Tevetolu (1944 IrkçilikTurancilik davasi sanii) ve eski solcu Aclan Sayilgan (eski Türkiye Gençler Dernei üyesi ve 1951 Tevkifati sanii) gibi solun uzaindaki kiilerin eserlerini anabiliriz. Türk sol gruplarinin ve yazarlarinin da bu tarihten sonra derleme ve kendi tarihlerine ilikin yayinlari oldu. Dier yandan kitabin yayinindan sonra sol eilimli tarihçi ve aratirmacilarin bir kismi çalimalarini kismen ya da tamamen bu yöne çevirdiler. Mete Tunçay'in 1982'de ahin Alpay'a söyledii "biz de hep Tarik Zafer Hoca'nin Siyasî Partiler'inden çiktik" sözüne benzer ekilde Mehmet Alkan, Orhan Silier ve hat(*) Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dali.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

245 tâ Zafer Toprak gibi yazarlarin sol tarihi üzerine çalimalari bariz ekilde Tunçay'in kitabindan ilham almi olmali. Hatta Orhan Silier, Tunçay'in kitabinin belgeler cildine de alinan makalesinde ("Dersaadet Amele Cemiyetleri ttihadi", 1991, s. 72), Türkiye'de Sol Akimlar'i, hipotezlerin dayandirilacai veriler bakimindan temel kaynak olarak gördüünü belirtiyor. Tunçay ve eseri solun tarihi açisindan çok ayri bir yere sahip. Mete Tunçay, bilindii gibi, meslekten tarihçi olarak yetimemitir. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde dari ube'yi bitirdikten sonra ayni fakültede Kamu Hukuku ve Devlet Teorileri Kürsüsü'ne asistan olarak girmitir. Akademik ürünlerini de, -çeitli gazete ve dergilerdeki çok sayida popüler siyasî yazilari ve kitap eletirileri diinda-, doktoradan itibaren siyaset bilimi alaninda vermitir. Bu alandaki çalimalari daha çok çeviri ve derlemelerden oluuyor. Popper, Lipset, Sorokin, Bottomore gibi yazarlardan yaptii önemli çeviriler yaninda, üç ciltlik Batida Siyasal Düünceler Tarihi / Seçilmi Yazilar (ilk baski 1969) ve iki ciltlik Sosyalist Siyasî Düünü Tarihi (1970'de tamamlanip 1976'da basilmi) derlemeleri hayli kaliteli editörlük ve çeviri çalimalaridir. Konunun uzman ve örencileri açisindan yaptii sistemli çeviri hizmeti büyüktür. Tunçay, teorik yükü air siyasî teori eserlerini baariyla çevirmesine ramen, benzeri bir sentez ve düünce tarihi denemesine girimez. Çalimalari arasinda çeviriler en büyük kismi oluturmaktadir. O kadar ki, "dediklerini tümüyle benimsiyorum" diye izah ederek Anatol Rapoport'la Hans Reichenbach'in makalelerini de, kendi yazilarini derledii Bilinecei Bilmek içine almitir. Aleaddin enel'in 1982'de yazdiina göre, Tunçay, bu yillarda, -herhalde en yeteneklilerinden birisi olduuTürk siyasî teori hocalarinin yirmi yildan önce bir düünce tarihi yazamayacaini söylemektedir. 1998'e gelindiinde, Tunçay'in verdii süre artik dolmak üzeredir. Ancak u anda geldii nokta, kaliteli çevirileri sürmekle birlikte, böyle bir çalimanin hazirliinda olduunu düünmemize fazla izin vermemektedir. Mete Tunçay'in siyasî teori alanindan kopmamakla birlikte tarihe kayiini, herhalde Türkiye'de Sol Akimlar ile balatmak yanli olmayacaktir. Kitap, yazarinin akademik hayatinda bu bakimdan da ayri bir yere sahiptir. Önsözde Tunçay, kendisini Türk solu üzerinde çalimaya tevik eden kiinin Tahsin Bekir Balta olduunu söylüyor. Dier taraftan, o dönemde Mete Tunçay, Türkiye sosyalist hareketi içinde etkinlik göstermekte olan parlak bir akademisyendir ve solculuunun da üphesiz bu konuyu seçmesinde etkisi bulunmu olmalidir. Boluklarla dolu tarihi üzerinde çalimak; herhalde Türk solu için büyük bir hizmettir. Türkiye'de sosyal bilimler ve siyaset alaninda solun etkinliinin arttii 1960'larin ortalarinda, üç dil bilen (Rusça bilmemesi bir eksikliktir tabiî), eski yazi okuyan, siyasî düünce tarihine ve sosyalist düünce kültürüne hâkim olan ve siyasî teori alanindaki gelimeleri yakindan izleyen solcu bir akademisyen olarak Tunçay böyle bir i için en uygun kiidir. Gelikin tarih bilgisi ve pek çok yerde kendini gösteren aratirmacilik yetenei ve ahlâki da en büyük yardimcilaridir.

246 1908 öncesinde, azinliklar diinda, bir Türk sol düüncesinin varliindan söz etmek zordur. Kerim Sadi'den nakille bunlari on alti maddede sayabilen Tunçay, çalimasini sol düünce aratirmasi için uygun bir dönem olarak, 1908 devrimi ile balatiyor. lk içi örgütlenmelerinin, grevlerin ve ilk "sosyalist" partilerin ortaya çikmaya baladii 1908 sonrasi dönem, yine de bir düünce tarihi çalimasina imkân verecek malzemenin derlenmesi açisindan çeitli güçlükler taimaktadir. Yayinlar, örgütlenmeler, yargilanmalar ve sonuçlari hakkinda bilgiler gibi, pek çok noktada karilailan tikaniklik nedeniyle, Tunçay bazen bizzat bu konularin aratiriciliina soyunmak zorunda kalmitir. Belki de pür bir düünce tarihinin bariz zorluu karisinda, kitabin balii, örgütlenme ve eylemleri de içerecek genilikte bir kavram ile belirlenmi. "Akim", hem bir hareketin aldii örgütlenme, yayin vs. biçimleri, hem de o hareketin taidii düünceyi içerecek genilikte. Çalimanin adinda "sol düünce" deil de "sol akimlar" ifadesinin kullanilmi olmasinin böyle bir olanak saladii kabul edilebilir. Mete Tunçay kitabinin metnini dört baski boyunca temelde korumu. Sonradan kisa bir iki ekleme yapmi. Sadece bazi sözcükleri sonraki baskilarda Türkçeletirmekle yetinmi (bir yerde ise "gizli"yi, "hafi" olarak deitirmi). Ana metnin diinda bazi yerlere çerçeve yazilar, yeni dipnotlar eklemi, belli noktalarda yazdiklarinin yayin alaninda bulduu yankilari not etmi, sonradan çikan kitap ve makalelerin katkilarini dipnotlarda deerlendirmi. lk cilt çiktiktan sonraki yayinlari Mesai 1920 - Halk uralar Programi (1972), 1923 Amele Birlii (1989) ve 1982'de çikardii Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler kitabindaki bilgileri de bu cildin içine katmi. Bu kitaplarini, çevrimyazi yayinlari Mustafa Suphi'nin Yeni Dünya'si (1995) ve Arif Oruç'un Yarin'i 1933 (1991) izliyor. Ben burada birinci cilt için dördüncü baskiyi ve belgeler cildini (BDS Yay., stanbul, 1991) kullaniyorum. kinci cildin zaten u ana kadar tek baskisi var (BDS Yay., stanbul, 1992). Kitabin giri kisminda, Tunçay, görelilii sözcük anlaminda açikça belli olan "sol" kavramini tanimlamaya çaliiyor. Sinirli bir literatür ve biraz öznel kistaslarin ("insan"dan hareket edi, rasyonalizm) çok operasyonel olmadiinin beliriiyle, kavramin tarihsel geliim ve kullanimini vermek yararli görünüyor. Kendisi de bu planda beliren sol gruplari incelemesine aliyor. Yine giri kisminda, yazarin Türkiye tarihine bakiini ortaya koyan önemli bir ayrim var. Tunçay burada çada Türkiye tarihinin bir "siyaset" ve bir de "idare" devrine ayrilmasi gerektiini öne sürüyor. Kitaba konu olan 1908-1925 dönemi, solun kendi iç evrimi açisindan deil (gerçi TKP üçüncü kongresi ile girilen yeni baski devri de bu dönemeçte belirir), genel Türkiye tarihi açisindan belirlenmitir. Buna göre 1908-25 yillari (1913-18 hariç), bir "siyaset dönemi"ni ve Takrir-i Sükûn kanunuyla balayan ve 1945'te kapanan dönem de Türkiye'de bir "idare dönemi"ni ifade etmektedir. Bu giri yazisinda Tunçay, ayrimina esas aldii "siya-

247 set"in tanimini vermiyor, ama "siyaset"i savunan iki yazara göndermede bulunuyor. Aslinda Tunçay, Batida Siyasal Düünceler Tarihi / Seçilmi Yazilar'in önsözünde, siyaseti "erk (iktidar) olgusunun çevresinde dönen her türlü hareket" olarak tanimlamiti. Bu aslinda geni, ama iyi bir tanimdir. Ancak Tunçay bu tanimi kendi tercihine göre biraz daha daraltir ve Londra ktisat ve Siyaset Bilimi Okulu'ndan eski hocasi olduunu söyledii Prof. Oakeshott'un ders notlarindan parça aktararak, siyasî çeitlilik, otoritenin deiebilirlii gibi ölçütlerle, "siyaset"ten, "özgür siyaset"i anladiini açiklar. Türkiye'de Sol Akimlar'daki dönemlemeye ölçüt kabul edilen "siyaset" tanimi bu olmalidir. Türkiye tarihini dönemlerken iktisadî, hukukî, tarihî baka ölçütleri deil, fakat pür -ve fazla açiklayicilik gücü olmayan- siyaset bilimi ölçütlerini kullanmanin varabilecei tek boyutluluu, Mete Tunçay fikir jimnastii denemesinin heyecani içinde görememi olmali. Buna karin Tunçay (ikinci cildin giriinde) "aslinda, solun içinde varolmaya çalitii genel ortami örenme çabalarinin ürünü" olarak söz ettii, dier önemli eseri olan T.C.'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulmasi 1923-1931'de (ilk baski 1981), -tarihler çakimakla birlikte-, ayni dönemlemeyi kullanmaz. "Betimleme" faaliyeti için tarih bilimini, asil çözümleyici bilim olarak ise siyaset bilimini kabul ettiini belirttii "Giri"te, parti (ya da devlet) sistemlerini, vesayet partisi, tek parti, diktatörlük kavramlarini ve ilgili bazi siniflamalari aktarir. Kitaba esas aldii baki, devlet siyasî sisteminin aldii biçimin izlenmesidir ve kitabini tek-parti sisteminin kuruluunun tamamlanmasiyla bitirir. Türkiye'de Sol Akimlar'da (s.221), Takrir-i Sükûn Kanunu metninde geçen "idareten" sözcüünün, "idare dönemi" ayriminin yerindeliini "kanitladiini" iddia edecek kadar tezinin arkasinda olan Tunçay, 1981'de bunu bahse deer dahi görmemektedir. Türkiye'de Sol Akimlar'in ikinci cildinde ise, önceki baki ve dönemlemesini kastederek, "üstünden çeyrek yüzyil geçmi olmasina karin, bu plani aynen sürdürmek istiyorum" der. 1925-36 arasinda TKP diinda bir muhalif parti olmamasini "Türkiye'nin siyaset-dii denebilecek bir yönetime girmi olmasinin sonuçlarindan biri" diye kabul ederek, ihmal ettii dönemlemesini tekrar ele alir. Mete Tunçay, 1988'de Niyazi Berkes üzerine düzenlenen bir panelde yaptii konumada Behice Boran ve Muzaffer erif'in 1940'larda Marksist olduklarini, ama eserlerinin, Marksist çalimalar olarak deerlendirilemeyeceini söylüyordu. Bu durum, kendisinin de denetledii bir sorun olduunun anlailmasi bakimindan, `acaba Mete Tunçay'in yazdiklari Marksist tarih mi?' sorusunu akla getiriyor. Eserlerine bakildiinda, Marksizm'i iyi bilip yararlanmakla birlikte kendisinin de bu iddiada olmadii anlailiyor. T.C.'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulmasi'nda zaten aksini düündürecek bir belirti yok iken, Türkiye'de Sol Akimlar'in tamaminda Tunçay'in Marksizm'e mesafeli, bir düünce tarihçisine özgü "teknik" bir tutum aldii görülüyor. "Marksçi teoride, ... iyi toplum, dünyadaki her eyin `herkesten yeteneine göre ve herkese gereksinimine göre' paylatirilacai... bir dönemdir ki, bunun teknik adina `komünizm' denir (italikler bana ait -

248 aslinda Alman deolojisi'nde açiklandii üzere, bunun teknik adi "komünist toplum"dur; "komünizm" ise bir toplumun deil, bir hareketin adidir. Kendisinin derledii Gotha..'daki kullanim da bununla uyumludur). Bunun nedeni hem eserin temelde akademik bir çalima olmasi, hem de Tunçay'in kendi siyasî-bilimsel tercihleridir. efik Hüsnü'den ilham almi olan satirlar dierlerinin yaninda Marksizm'e çok fazla angaje durmaktadir. Birinci ciltte (s.24) Tunçay, kendi tavrini aydinlatacak önemli bir ey söylüyor. "yi Marksçi olmak, iyi solcu olmak için yeterli deildir". ("yi Marksçi" yakitirmasi "menevik" anlamina da kullanilabilir, ama balamdan baimsiz olarak, sarfettii söz kendisine uygundur.) Yazarin, solun içinde, fakat yine siyasî bakimdan da mesafeli bir tutumu vardir. Tunçay'in kitabi yazarken kullandii malzeme Türk nkilap Tarihi Enstitüsü Arivi belgeleri, Paris'teki "I. Özger Dosyasi", örgütlerin yayinlari, bildiriler, telif eserler, döneme ait gazeteler ve canli taniklardan elde edilen belge ve sözlü bilgilerden oluuyor. Sovyet döneminde Moskova'daki arivlere kabul edilmeyen Tunçay, saladii bursla Stanford'da Hoover Kütüphanesi'nde çalimi. (Buranin Türkçe kisminin kuruluunu, üniversiteden atilip isiz kaldii dönemde Pertev Naili Boratav Türkiye'den idare etmiti. Belki Tunçay'in orada okuduu kitap ve dergilerin bir kismi Boratav'in dolatii sahaflardan alip gönderdikleriydi.) Kitabin birinci cildi üç bölümden oluuyor. lk bölüm Osmanli solculuuna ayrilmi. Grevler ve içi hareketleriyle balayarak, daha çok tirakçi Hilmi ve Osmanli (daha sonra "Türkiye") Sosyalist Firkasi'na ve dier akimlara yer veriliyor. Tunçay, Hilmi'nin hareketinin Merutiyet ve Mütareke dönemlerindeki nitelii, ngilizlerle ilikileri vs. üzerine salam muhakemesi ile dönemin metinleriyle tartima yürüterek yargilarda bulunuyor. Dönemin solcularinin bilgi eksikliinin de altini çiziyor. kinci bölüm Anadolu'da Milli Mücadele sirasindaki sol akimlara ayrilmi durumda. Burada Tunçay Anadolu sol hareketlerini TBMM-Sovyet ilikilerine paralel olarak ele aliyor. stiklal Harbi konusundaki geni bilgisi ve malzeme destei burada kendisini gösteriyor. lk baskida olmayan "ttihatçi solu" da bu bölüme eklenmi. Yeil Ordu, -yine sonradan eklenen- Halk Zümresi ve Mesleki Temsil fikri, resmi ve hafif Türkiye Komünist Firkasi da bu bölümde. Türkiye Halk tirakiyun Firkasi tarihinin dönemlenmesi, -Türk yayin hayatinda tartima yaratmi- Mustafa Suphi, Çerkes Ethem ve TBMM hükümetinin bunlara ilikin baski-hogörü tavirlari da. stiklal Harbi'nin ve Avrupa ve Sovyet devletleri ile ilikilerin geliimi fonunda, anlamli çerçeveye oturtuluyor. Dier konulardaki geni bilgisine karin, Mete Tunçay'in ttihat ve Terakki üzerine bilgilerinde yer yer eksiklik görülüyor. Örnein, 5 Eylül tarihinin ttihat ve Terakki'nin "tarih-i teekkülü" olarak anilmasinin nedenini anlamadiini söyleyip, konuyu tartiiyor (s.121). Oysa 5 Eylül 1322, 18 Eylül 1906, ttihat ve Terakki örgütünün çekirdei olan Osmanli Hürriyet Cemiyeti'nin kurulu tarihidir. Devrimi yapan ttihat ve Terakki de, daha çok bu Osmanli Hürriyet Cemiyeti'nin de-

249 vami gibidir. Bunun diinda 1908 devriminin yikici programi üzerine vurgu yapmasi, Tunaya etkisini düündürüyor. Tunçay'in, Sina Akin'in editörlüünü yaptii Türkiye Tarihi c.IV'te yazdii 1908-23 dönemi siyasî tarihi de aslinda dier eserlerine göre yüzeyseldir. Burada ttihat ve Terakki'nin diktatörlüü, dönemin genel olaylari ve Genel Kurmay yayinlarina dayanarak savalar anlatilmaktadir. Ayrica, açiklayiciliktan uzak ve dönemin gerçek uzmanlarinin rabet etmedii, Sina Akin'den alinma "denetleme iktidari - tam iktidar" ayrimina dayanilmakta, fakat "tam iktidar" dönemi, "diktatörlük" ile ikame edilmektedir. Yazinin en iyi kismi Tek-Parti Yönetimi... kitabindan aktarilan Milli Mücadele bölümü. Üçüncü bölüm sol düünce bakimindan en önemli konuya, stanbul'daki Aydinlik çevresine ayrilmi durumda. Bata, proletaryanin "kurtulu"uyla Türk milletinin "kurtulu"unu zaman zaman karitirdiklarini söyledii Berlin'deki Kurtulu çevresini anlatiyor. Türkiye çi ve Çiftçi Sosyalist Firkasi ve Aydinlik, Komintern gelimeleriyle senkronik olarak ele aliniyor. çi hareketleri ve örgütlenmeleri, Amele Birlii, Orak Çekiç oluumlariyla, dönemin grevlerinin saptanabilen dökümü veriliyor. Aydinlik'in stiklal Harbi yillarinin olaylarina, Cumhuriyet ve burjuva muhalif akimlarina kari tavirlari anlatiliyor. Burada Tunçay'in tüm iddialarini deerlendirmeye olanak yok, ama efik Hüsnü, bazi sorunlu konularla birlikte Tunçay'in yaklaiminin tespiti bakimindan önem taiyor. Dr. efik Hüsnü'nün yukardaki sorunlara ilikin açiklamalari üzerinde, Tunçay uzun uzun duruyor. Doktor'un özgün ve parlak çözümlemelerinden parçalar aktariyor. Tunçay, onun daha çok Sovyet yönlendirmesinden uzak olduu 1920'lerdeki yazilarini beenir. Yalniz, millî devrimci harekete kari takinilan tavir bakimindan TKP-Kadro benzerlii konusunda yazar, efik Hüsnü'de bulunan bir nüansi atlami gibidir. Doktor, sorumluluunu üstlendii eylem programina esas olacak bir Türkiye tahlili çabasiyla ülke gelimelerini çok yakindan ve derin bir kavrayila izlemektedir. Burada Tunçay'in aratirma konusuyla ilikisi, balangiçtaki mesafeli konumdan epey uzaklaiyor. Yazar, incelemeye aldii düünürden hayli etkilenmie benziyor. Sonuç yerine yazdii "lk Türk Sol Akimlari Üzerine Bazi Düünceler" kisminda, bunu zaten bir ekilde kendisi de belirtiyor: "lk solcularimiz... Türkiye'deki siyasetin oluumunu anlamak bakimindan bize pek çok ey öretmilerdir." Aslinda Mete Tunçay'in, "Giri" bölümünde 1908 Devrimi ve Milli Mücadele, Terakkiperver muhalefet deerlendirmeleri efik Hüsnü'nün açiklamalarinin neredeyse aynisidir. Özellikle giri ve sonuç yerine yazilan bölümdeki analizler, yüzeysel "siyaset-idare dönemleri" ayrimindan çok daha derin ve zengin. Ancak Tunçay'in döneme ilikin olarak yaptii bu yorumlari Tek-Parti Yönetimi...'nde yine göremiyoruz. Hattâ Türkiye'de Sol Akimlar'in ikinci cildinde (s.24), TKP'nin, komprador ve kari devrimci olarak niteledii Terakkiperver muhalefete yönelik eletirisiyle alay ediyor. Oysa ilk cildin giriinde (s.23) bu yorumun bir benzerini kendisi yapiyordu:

250

"Fakat, ... komprador burjuvazi, bu kadariyla yetinmemi ve siyasal iktidari da milliyetçi burjuvazinin elinden almak istemitir. Bunun için, daha çok kiisel nedenlerle yönetici kadrodan ayrilmi birtakim ünlü kimselerden yararlanmi ve laiklik hareketinin rahatsiz ettii dindar halk kitlelerinin tepkilerini kullanmak yoluna gitmitir."

Yazarin bir eserinde kullandii dönemleme, çou zaman dier eserinde görülemiyor. Mete Tunçay'in, tarih dönemlemeleri ve açiklama çerçevelerini adeta, bir incelemede bir kereye mahsus kullanip birakilacak ve dierinde ilgisiz bir bakasinin seçilecei basit araçlar gibi gördüü anlailiyor. Çou yazarin fikri geliimini hayat hikâyesinin siyasî, meslekî vs. dier yönleri çokça etkiler. Bu deiiklikleri belki, benim bilgi sahibi olmadiim bu yerlerde aramak gerekiyor olabilir. Halifelik konusunda geleneksel görülerden uzak olarak bilinen Tunçay, burada sonradan ekledii dipnotta "böyle eylerin kollanmaya çaliilmamasi doru olmutur" demektedir. Genel olarak kitabin bütününde, gelikin bir aratirma yetenei ve örnek aratirma ahlâki kendini gösteriyor. Mustafa Suphi'nin Fransa'da yazdii tezini bulma çabasi ve elde ettiklerini anlattii kisimlar buna en iyi örnek. Bunun diinda yine kitabin bütününde, Tunçay, problem arz eden konularda mümkün olan en geni bilgi, zeka ve saduyuya dayanarak yorumlar yapiyor. Tartimalari sunduktan sonra, "aslinda", "oysa", "dorusu", "iin gerçei" gibi sözlerle baladii pek çok cümle, tartimanin en makul cevabini vermektedir. lk baskida ulatii kimi sonuçlari da sonraki baskilarda açiklayarak düzeltmektedir. Tunçay, sol fikirler arasinda ayrim, ifadelerin deerlendirilii ve tartimali isim ve kiileri tehiste çok baarilidir. Bundan baka, daha önce Tek Parti Yönetimi...'nde Fethi Okyar hakkinda "ereflilik-erefsizlik" imalari yapmi olan Tunçay, burada da benzeri ahlâki yorumlarina çokça yer veriyor. Siyasî planda döneklik, ihanet gibi konularin diinda, bilimsel çalimalar için de yararlanma-çalma vs. yorumlari yapiyor. Birinci cildin "Belgeler" kitabinda Tunçay, belge metinlerinin yaninda, kendisine, Silier'e ve Toprak'a ait makalelerle ve kaleme aldii bazi portrelerle çalimayi zenginletirmi. Süleyman Sami'nin "ihaneti"ni, "milli komünizm taraftari" dedii Mustafa Suphi'nin Zeki Velidi'ye yataklik edip etmediini ve Kurtulu'çularin "döneklii"ni yargiladii ahlâki yorumlarini sürdürürken, ana metin cildindekilere benzer baariyla "Onbeler Cinayeti"nin çözümünü sunuyor. Ancak Tunçay'in, 1908-12 dönemi Selânik mebusu Vlahov hakkindaki portre yazisinda geçen (s.23), Makedonyali Panitza, Dimov ve Sandanski'nin de Osmanli Meclisi'nde mebus olduu iddiasi doru deil. Mebus listelerine bakilsa durum anlailabilirdi. Türkiye'de Sol Akimlar'in ikinci cildi, daha önce de söylediim gibi ilk ciltten çok farkli. lk cilt, bazi eksiklerine karin, nitelikleri özenle belirlenmi konulara göre ayrilmitir. Sentezci bir çaba eserin tümüne hâkimdir. Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler'den aktarilmi "Sunu" yazisinda Tunçay, ilk cildin zor okunduunu

251 ve iyi bir yazar olmadiini söylüyor, ama iyi aratirici olduu için bunu da fazla umursamadiini belli ediyordu. Bu cildin bir "kitap"tan çok bir "aratirma dosyasi"na benzediini söylüyordu. Oysa tam da bu yakitirma kitabinin ikinci cildine uygundur. Bu cilt, 1925-36 yillari sol tarihi üzerinde çalian aratiricinin yillara göre ayirdii ve olduu gibi alinip yayinlanan çalima dosyalarina benziyor. Üstelik belgelerin içerikleri ana metinde deerlendirilmiyor. kinci ciltte, her yil/bölüm için gayet mekanik hazirlanmi olan hemen hemen ayni baliklar (Sovyetlerle ilikiler, ayrintilar, TKP, grevler...) var. Kimi yillarda bazi baliklar yok, kimisinde önceden olmayanlar kullanilmi. Kitaba 1927 Komünist Tevkifati'nin "Sunu"u da eklenmi. Bu cildin kapsadii dönem, önceki ciltten farkli olarak Türkiye'nin genel tarihi açisindan deil, solun tarihi açisindan belirlenmi (kitap desantralizasyon karariyla bitiyor). Aslinda Tunçay'in niyeti kitabi çok partililie geçi (bir "ikinci siyaset dönemi"?) yili olan 1945'te bitirmek iken, bunun için daha zamana ihtiyaci olduunu açiklayarak, arada ve sol tarihi açisindan anlamli bir yerde bitirmek zorunda kalmi. Bu ciltte 1929 yilina kadar, her bölümün baina E. H. Carr'in kitabindan, o yila ait Türk-Sovyet ilikileri bölümü çevrilerek eklenmi. Carr'in yazilari çok faydali olmakla birlikte, insan, bunlarin yerine telif parçalar çikarmaktan kaçinilmamaliydi, diye düünüyor. Zira bu durum kitaba "kolaj" havasi veriyor. Bunu izleyen, di ilikilerin ayrintilarina ait kisimlar anlamli ekilde daha çok TürkSovyet ilikilerine ayrilmi durumda. TKP kisimlarinda ilgili gelimeler ve sonraki kisimlarda o yillarda tespit edilebilen grevlerin dökümü aktariliyor. Ayni ahlâki deerlendirmeler, salam muhakeme ile tartimali konularin sonuca balanii bu ciltte de sürüyor. Yine efik Hüsnü'nün parlak çözümlemelerinden parçalar yeraliyor. 1927 Tevkifati, Vedat Nedim'in "Menevik daresi" ve ihbarcilii vs. konular, bu grubun çizgisi, -tek-parti diktatörlüüne kari çikmadii için eletirilen- Kadro, Cumhuriyet muhalefeti ekseninde izleniyor. Yine TKP'nin -çelikili- CHP'ye sizma ve muhalefet politikalari aktariliyor. TKP'nin T.C.'ye kari muhalefetinin genelde Sovyetlerin di politika çikarlarinca belirlendii bilinir. Mete Tunçay, 1936'daki separat kararinin da "sosyalist anavatan"in çikarlarinin gözetilmesinin en uç örnei olduunu belirtiyor. 1929 bölümünde -Tunçay'in, efik Hüsnü'ye kiyasla kavrayiini kaba ve yüzeysel bulduu- Nazim Hikmet muhalefetinin nitelii üzerinde duruluyor. Daha etkin, demokratik ve açik parti çalimasi isteklerine kari, maruz kalinan "Troçkistlik" suçlamalari aktariliyor. Her ey bir tarafa, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Sabahattin Ali, A. Kadir, Balaban gibi isimlerin yeraldii Nazim çevresi, hiç deilse sanatsal açidan Türkiye'ye yararli olmutur, denebilir. Bu arada aratirmacilik yetenek ve ahlâkinin, Tunçay'i Troçki'nin eski yakinlariyla balanti kurmaya kadar götürdüü görülüyor. Ancak 1929'a ait parti bilgileri çounlukla gazete haberi aktarimindan ibaret.

252 Bu ciltte, kitabin bir artii olarak, 1931 yilindan itibaren solcu yazarlarin edebî eserleri de verilmeye balaniyor, ama eksikler de var. 1992 yilinda yayinlanan ikinci cildin, 1967'de yayinlanan ilk cilde göre sinirlilii, yazarinin yirmi be yilda geçirdii deiimi de yansitiyor. Yazar uzun zamandir eski çalimalarindakine benzer kapsamli konularda bir eser yayinlamamitir. Tunçay, "yirmi yil sonra" diye erteledii teorik-sentez airlikli çalimalarin tersine, ayni dönemin sonunda, daha dar konularda karar kilmi gözüküyor. kinci cildin eksiklikleri bir tarafa, Türkiye'de Sol Akimlar, hâlâ Türk solunun tarihi açisindan en önemli kaynaktir. Kitabin özellikle birinci cildi, ayni zamanda Merutiyet ve Mütareke dönemi Türkiye tarihinin temel kaynaklarindan biridir. TKP arivinden çikacak belgeler, bu dönemin köklü biçimde yeniden ele alinmasini gerektirir mi, bilinmez, ama böyle bir durum dosa da, Türkiye'de Sol Akimlar, solun tarihi için önemini koruyacak. Mete Tunçay, -belki yetersizliini kabul ederek- ikinci ciltte, "imdilik elimden gelen bu kadar" diyor. Ama kendisi hâlâ, konu hakkinda yillar içinde artmi geni bilgisi ve aratirma, deerlendirme becerileriyle, devam kisimlarinin tarihini yazmaya en uygun aday. kinci cildin eksikliklerinin bir sonraki baskida giderileceini (belki tamamen yeniden düzenleneceini) ve gelecek üçüncü cildin de 1967'deki ayni heyecan ve çaba ile ele alinabileceini umalim.

KAYNAKÇA

Darendeliolu, lhan (1962-63), Türkiye'de Komünizm Hareketleri, c.I-II, stanbul. Harris, George (1967), Origins of Communism in Turkey, Hover Ins. Pub., Stanford. ---- (1975) Türkiye'de Komünizmin Kaynaklari (çev: Enis Yedek), Boaziçi Yay., stanbul. Sadi, Kerim (1994), Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katki, letiim Yay., stanbul. Sayilgan, Aclan (önsöz 1967), Solun 94 Yili, y.y., Ankara. Tevetolu, Fethi (1967), Türkiye'de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler: 1910-1960, Ayyildiz Mat., Ankara. Tunaya, Tarik Zafer (1995), Türkiye'de Siyasî Partiler, 2. B. (1952 baskisindan tipki basim), Arba Yay., stanbul. Tunçay, Mete (1972), Mesai 1920 - Halk ûrâlar Firkasi Programi, S.B.F. Yay., Ankara. ---- (1976) Sosyalist Siyasî Düünü Tarihi, c.I, II, Bilgi Yay., Ankara. ---- (1977) 1927 Komünist Tevkifati (çevrimyazi: Jülide Ergüder), Birikim Yay., stanbul. ---- (1982) Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler, Belge Yay., stanbul. ---- (önsöz 1983) Bilinecei Bilmek, Alan Yay., stanbul. ---- (1985) Batida Siyasal Düünceler Tarihi Seçilmi Yazilar, c.I, II, III, Teori Yay., Ankara. ---- (1989) T.C.'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulmasi (1923-1931), 2.B., Cem Yay., stanbul. ---- (1989) 1923 Amele Birlii, BDS Yay., stanbul. ---- (1991) Arif Oruç'un Yarin'i 1933, letiim Yay., stanbul. ---- (1992) "Siyasî Tarih / 1908-1923", Türkiye Tarihi, Sina Akin (der.), c.IV, Cem Yay., stanbul, s.27-85. ---- (1995) Mustafa Suphi'nin Yeni Dünya'si, BDS Yay., stanbul.

253

On Mete Tunçay's Work Left Movements in Turkey

Left Movements in Turkey is no doubt the most important and influential book among the studies on the left ideas in Turkey. The first volume of the book was first published in 1967. The fourth edition (1991) which is reviewed here has been revised and buttressed with new material. In the same year, documents were collected in a separate book as the second part of the first volume. The second volume was published in 1992. Mete Tunçay started his academic career in political theory branch and after this book he has gradually concentrated his studies on history. The book filled a wide gap in, the history of Turkish left, when it was published in 1967. Despite its all defects, this volume which has a well-organized structure and coherent comments supported by successful scrutinies has opened a new area to studies of some Turkish historians and oriented their researches to a certain extent. In this volume Tunçay, according to his "free politics" criterion, accepts two periods in modern history of Turkey. He describes the years 1908-1925 as "period of politics", and 1925-1945 as "period of administration". The first volume coincides with this first period. The first volume consists of three chapters; Ottoman Left, Left in the National Struggle and Aydinlik circle in stanbul. The author deals with the left movements in Anatolia and in Istanbul in the light of Turkish-Soviet relations. His wide information on War of Independence provides great support to his comments. But his information on The Ottoman Committee of Union and Progress and on 1908 Revolution seems to be insufficient. The period which the second volume covers is determined according to the history of Turkish left, not in accordance with the first volume. Tunçay finishes this volume with the "decentralization decision" occurred in 1936. In contradiction with the first volume, the prevailing view of the second volume displays a narrowness. Chapters of this volume are distinguished simply according to years. It has very mechanically utilized almost same titles in different chapters. In some chapters, even translated texts are given in place of composed parts. Although Tunçay assesses some Marxist opinions and sometimes uses Marxist terminology in his book, he does not pretend (and seem) to be a

254 Marxist. Instead, he claims to be a "good leftist". Mete Tunçay's approach to the left ideas which he sums up in his book is "technical". He does not adopt the ideas of his "objects of research" except Dr. efik Hüsnü - a prominent figure in the history of Turkish left. The author quotes and uses Doctor's statements to a large extent. But Tunçay leaves his analysis and takes irrelavent ones in other works, as usual, without a meaningful explanation. Tunçay's comments on Kemalism in the two volumes are also incoherent. Both volumes attest a very developed research skill and a great success in resolution of some events, and in personification of some names, which are in dispute. Thanks to his proficiency on political theory, Tunçay distinguishes the differences among various left ideas very skillfully. The narrowness which his recent works bear, also reflects the change of Tunçay as a scholar in the last decade. Despite the defects of the second volume, Mete Tunçay's work Left Movements in Turkey is still the most important reference book for the history of Turkish left. At the same time the first volume is one of the main sources of the history of the Constitution and the Armistice periods in Turkey.

letii / Deini

1

255

Yurt ve Dünya / 1941-1944 1940'larin "solunun" Ankara çevresi*

Meltem Aduk Gevrek**

"YURT VE DÜNYA: Ankara'da aylik olarak intiara balayan bu fikir mecmuasinin ilk nüshasi Sonkanun 1941 ayi içinde çikmitir. Bir sayfasinin eb'adi 18,5x 13,5 olup kapaiyle 70 sayfayi muhtevidir. Sayfasi iki sütun üzerine taksim edilmitir. mtiyaz Sahibi ve Umumi Neriyat Müdürü Dr. Behice S. Boran'dir. Ankara Alaeddin Kiral matbaasinda basilmakta ve 15 kurua satilmaktadir." 1

Bu yazida 1940'larin "solunun" Ankara çevresini oluturan gruplardan birinin, Yurt ve Dünya'nin yayimlani öyküsünü anlatacaim. Derginin yayimlandii yillar, Tek adamin ölümünden sonra Milli ef iktidari, kinci Dünya Savai, savain gidiatina göre belirlenen di politika, tek partinin zamanini doldurmasiyla ortaya çikan muhalefet, irkçi-turancilarin tüm ülkede terör estirmeleri, çok partili hayata geçi sancilariyla Türkiye'nin bugün bile etkilerini taidii birçok olayin kesitii bir dönem olmutur. te böyle bir ortamda bozkir kasabasindan kültür, eitim ve sanat merkezine dönüen bakentte bilimsel çalimalarla sosyal bilimler alaninda yeni kapilar açacak olan bir çevre oluuyor. Bu grubun özellikle ampirik sosyoloji, sosyal psikoloji ve folklor alanlarinda aratirmalari daha sonraki yillarda birçok aratirmacinin kerteriz alabilecekleri çalimalar olmutur. Her ne kadar günümüz akademi dünyasinda, sosyal bilimlerin geliimi

(*) Bu makale, 1994 yilinda AÜ Sos. Bil. Ens.'de Gazetecilik Anabilim Dali'nda yapilan "Yurt ve Dünya/1941-1944" adli yüksek lisans tezinden yola çikilarak yazilmitir. Tez için Adnan Cemgil ve Mediha Esenel (Berkes) ile birlikte tam 6 tane 90 dakikalik kaset doldurduk, bu yazi için kasetleri tekrar dinledim ve bir kez daha onlar olmasaydi, çalimanin kupkuru olacaina karar verdim. Bu yaziyi yazmak onlara teekkür etmemin bir yolu... (**)Ankara Üniversitesi letiim Fakültesi. Ayin Tarihi, 1941.

TOPLUM VE B<L<M 78, GÜZ 1998

256 sözkonusu olduunda bu yillar gözardi edilse de dönem, sosyal bilimlerin geliimi açisindan son derece önemlidir ve ciddi olarak incelenmeye muhtaçtir (Kayali, 1994: 156-157). Ayni çevre yaptiklari bilimsel çalimalarin yanisira ülkeye ait sorunlari da heyecanli bir biçimde izlemi, olaylara "yazarak" gerekli müdahalelerde bulunmulardir. 1930'lu yillarin sonu, 1940'li yillarin bainda Pertev Naili Boratav, Niyazi ve Mediha Berkes, Behice Boran ve Muzaffer erif Baolu DTCF'de yeni bir akademik çevre oluturmulardir. Bu çevre, DTCF diindan bazi sanatçi, örenci, gazeteci, bilim adami ve öretmenin de katilmalariyla genilemi ve zayif da olsa dönemin faist oluumlarina kari bir ses yaratmaya çalimitir. Milli ef iktidarinin faizan uygulamalarina paralel olarak, Nazi Almanya'sinin da etkisiyle saldirganlaan irkçi-turanci akim gibi parlak sloganlar üretemeyen ve Türkiye'nin koullarinda olgunlaamami olan "sol" daha güçsüz kalmitir. Baskin Oran'a göre kinci Dünya Savai yillarinda Türkiye'de sol akim bir avuç aydinin oluturduu iki koldan gelimitir. Bunlardan bir tanesi stanbul çevresini oluturan Tan gazetesi, dieri de Ankara çevresini oluturan Yurt ve Dünya ile Adimlar dergileridir (1969:259). Yurt ve Dünya'nin çekirdek kadrosunu Pertev Naili Boratav, Niyazi ve Mediha Berkes ile Adnan Cemgil oluturmaktadir. Adnan Cemgil ve Mediha Berkes derginin kadrosunun oluumunu öyle anlatiyorlar:

Cemgil: "...Niyazi ile Mediha Amerika'dan yeni dönmülerdi. Niyazi Dil ve Tarih Corafya Fakültesi'nde Sosyoloji doçenti, Mediha ise asistandi. Ben Erkek Sanat okulunda öretmendim. Henüz evli olmadiim için hergün Pertev ile birlikte Niyazi'lere giderdik ve her konuda tartiirdik. Behice henüz Ankara'ya gelmemiti. Nasil oldu hatirlamiyorum 1941 yilina doru bir dergi çikartmaya karar verdik..." (Aduk Gevrek,1994:65) M. Berkes: "...Bir dergi çikartmaya Niyazi ve Adnan karar vermiti. Onlara hemen Pertev de katildi. Behice ise önceleri dergi ile hiç ilgilenmedi. Bunun üzerine Niyazi, `Behice kendi ahsi ile ilgili olmadikça hiçbir eyle ilgilenmez, iyisi mi biz onu yazi ileri müdürü yapalim, ilgilensin' dedi. Bunu Behice'ye teklif ettiler. Behice gayet memnun kalarak kabul etti ve dergi ile ilgilenmeye baladi. Böylece derginin imtiyaz sahibi ve neriyat müdürü Behice Boran oldu.. " (Aduk Gevrek, 1994: 66)

Birçok kaynakta Yurt ve Dünya'nin çekirdek kadrosunda olduu belirtilen Muzaffer erif Baolu'nun aslinda dergi ile hiçbir ilgisi yoktur. Yurt ve Dünya'da, onlar da Adimlar dergisi yayinlanmaya baladiktan sonra 1943 yilinda 25. ve 26-27. sayilarda sadece iki yazisi çikmitir. Dergi, çekirdek kadrosunun diinda çok geni bir yazar kadrosuna sahiptir. 42 sayi boyunca 67 yazar Yurt ve Dünya'ya çeitli telif ve çeviri makaleler, öykü ve iirlerle katkida bulunmulardir. Yazar kadrosu çok geni olmakla birlikte, dergi yine de bir aile dergisi görünümündedir. Nazife Cemgil, Hayrunisa Boratav, Müeyyet Boratav ve Enver Ber-

257 kes'in yazilari ve derginin teknik ilerindeki katkilari bu kanimizi desteklemektedir.2 Toplam 229 makalenin 102 tanesi Yurt ve Dünya'nin çekirdek kadrosu olarak nitelendirilen kiilerce yazilmitir. Dergide en fazla yazisi olan yazar Adnan Cemgil'dir. Nitekim Niyazi Berkes de anilarinda Cemgil'in derginin tüm air ilerini yapmakla birlikte onun fikir ve düün yöntemini ayarlayan kii de olduunu belirtiyor ve derginin Cemgil'siz çikamayacaini ve yaayamayacaini söylüyor (N. Berkes, 1997:271).

Derginin ilk sayisi ile belirlenen saflar

Yurt ve Dünya, yayin hayatina Sonkanun (Ocak) 1941'de girmitir. 37. sayisina kadar aylik çikan dergi, 15 Sonkanun 1944 tarihli 38. sayisindan itibaren onbe günde bir yayinlanmaya balamitir. Derginin yayin hayatina girmesi ile birlikte saflar da belirlenmi ve ilk sayidan itibaren kimi çevrelerin, özellikle de irkçi-turancilarin dikkatini çekmitir. Bu çevreler dergiye tepki göstermekte zaman kaybetmediler. Bu tepkilerden en önemlisi, 1941 yilindan balayarak 1943'e kadar özellikle irkçilik/milliyetçilik konularinda polemie girdii Çiir dergisinin, Sonkanun 1941 tarihinde "Çiir'a Göre" bölümünde bir sayfasini Yurt ve Dünya'ya ayirarak dergiye baari dileklerinde bulunulan yazidir. Hifzi Ouz Bekata Çiir'daki bu yazisinda Yurt ve Dünya'nin yayin dünyasina giriini öyle ifade etmitir;

"nsana ilk önce Tagor'un o güzel esrarli kitabini hatirlatan Yurt ve Dünya ayni hususiyetleri haiz bir fikir mecmuasina ad olmutu." (1941: 89).

Bekata yazisinin devaminda Yurt ve Dünya'nin sadece makalelerin biraraya toplanip yayimlanmasindan ibaret bir dergi olmadiini, bir iddianin ürünü olduunu belirtmitir. Yazar, yazisinin sonunda memleket meselelerinin, dünya meseleleri içinde düünülüp, bunlar hakkindaki öneri ve çözümlerin dergide yer almasini temenni etmitir. Bu yapilirken de "milli hayat" ve "milli hususiyetlerin"

2 Yurt ve Dünya'da çalima tarzi özellikle sosyal bilimler alaninda çalianlarin bugün bile baaramadiklari bir tarzdir. Cemgil dergideki çalima tarzlarini öyle anlatiyor: "Dergide iki tür i vardi. Bunlardan birincisi teknik ilerdi, yazilarin tashihlerinin yapilmasi, matbaaya götürülmesi, paketlenmesi, daitilmasi gibi. Bir de akademik yönü vardi. Bu da yazilan yazilarin denetlenmesiydi. Yazilarin tashihleri, dergilerin paketlenmesi, daitimi hanimlara aitti. Örnein bu ilerle en çok Hayrunnisa Boratav ile Mediha Berkes ilgilenirdi. Dergilerin matbaaya götürülmesi ise bana ve Niyazi'ye aitti. Niyazi ile her konuda kavga ederdik. Fakat dergi iinde hemen birleir matbaa iini muntazam yapardik. in akademik yönüne gelince, yazilari yazan tüm kadro otururduk ve bütün yazilari teker teker inceler ve birbirimizi tenkid ederdik. Tenkidlerimiz çou zaman çok acimasiz olurdu. Ama bu yöntem bizi gelitirdi. Örnein `Bir yilin fikir hayati' adindaki makalemi tenkitler yüzünden tam üç kere yazmak zorunda kaldim. Bu tenkitler sonucu, önceleri çok kati ve air yazan Behice'nin bile yazma tarzi deiti, yumuadi." (Aduk Gevrek, 1994:73)

258 unutulmamasi gerektiini eklemitir. Dergiye ve yazarlarina baarilar dilerken "Yurd ve Dünya"nin üzerinde durulacak bir deeri olduunu belirtmitir. Dergiye yakin çevreler, daha ilk sayidan itibaren tepki çeken derginin yazarlarina dikkatli olmalari konusunda uyarilarda bulunmaya baladilar. Örnein ilk sayinin hemen ardindan Peyami Safa Yurt ve Dünya hakkinda unlari söylüyordu;

" ...Önümde bir dergi duruyor, dergi mi desem yoksa vapur tarifesi mi? Açtiim zaman ortasindan kesilmi bir karpuz gibi kipkizil..." Bu satirlari Adnan Cemgil'e ileten kiiye yazarin cevabi muzipce oluyor; "Eksik olmasin, ya kelek deseydi..." (Aduk Gevrek, 1994:159)

Dergi, bu eletirilere 2. sayisinda bir teekkür yazisiyla karilik vermitir. Teekkür yazisindan anlaildii üzere, dönemin önde gelen yayin organlarindan Ulus ve kdam, Yurt ve Dünya'nin yayin hayatina girdiini haber olarak vermiler, Radyo gazetesinin yayin eletirmeni de Yurt ve Dünya'yi "vadedici" bulduunu söylemitir. Derginin çizgisinin karisinda duranlari hemen ayirdetmek mümkün olurken, "dostlarini" belirlemek çok kolay olmamitir. Nitekim, dergiye yazilari ile katkida bulunanlarin diinda özellikle maddi destek salayanlar, bu destei derginin savunduu görüleri benimsedikleri için deil, sadece "e-dost" olduklari için veriyorlardi. Dergi, Niyazi Berkes'in kardei Enver Berkes'in arkadai olan Merkez Bankasi Genel Müdürü Nusret Uzgören'in açtii banka kredisi ile çikmaya balamitir. Yayin kadrosunun belirttii üzere, dergi hiçbir zaman kendini döndürecek kadar para kazanamami, abone sayisinin çok az oluu ve masrafin, satilan dergilerden kazanilandan hep daha fazla olmasi nedeniyle sürekli cepten para gitmitir. Aslinda kâit ve matbaa masrafindan baka bir masrafi olmayan derginin bu tür masraflari çok da fazla olmayan reklam gelirlerinden karilanmaya çaliilmitir.3 Dergide yer alan reklamlar da hep e-dost araciliiyla alinmitir. Cemgil'e göre reklam verenlerin amaci `sol olduklari' ve dergiye de bu nedenle maddi yardimda bulunmak istei deildi. Örnein Bankasi ve Milli Piyango reklamlari yine Enver Berkes'in araciliiyla alinmiti.4 Bayii sistemi olmadii için daitim da, dergilerin paketlenmesi, ay sonunda hesap kesimi ve iade alimi da hep derginin yazarlari tarafindan yapiliyordu (A3 Derginin kâit masrafi sorunu yine arkadalar aracilii ile çözümleniyor. Enver Berkes'in arkadai Celal Cündolu, kendi kirtasiye dükkanindan kâidi bazen veresiye veriyor bazen de hibe ediyor. Dergi yine e-dost ilikileriyle önce Alaeddin Kiral matbaasinda daha sonra da Recep Ulusolu'nun Ulusal Matbaasinda basiliyor. (Aduk Gevrek, 1994:73) 4 nhisar Sofra Tuzu, Ziraat Bankasi, Bira, nhisarlar Malt Hülasasi, Terzi (M. Gürsoy-M. Ersoy), Tita, M. Seve Diki Makinasi, Radyo Pikap, Doan Sigorta, AKBA Yayinlari, Halk Kirtasiye Maazasi reklam ve ilanlari 42 sayi boyunca dergiye alinan reklam ve ilanlardir. (Aduk Gevrek, 1994: 236-242)

259 duk Gevrek, 1994: 70-71). Önceleri 500 tane basilan dergi, ilk zamanlarda oldukça ilgi görünce, bundan cesaret alinarak 1000 tane basilmaya balanmitir. Derginin kaç tane satildii, kaç tanesinin iade olduu konusunda salikli bir çetele tutulmadii için derginin net tiraji hakkinda kesin bir bilgi yoktur.

Derginin çikarili amaci ve nitelii

Yurt ve Dünya'nin yazarlari Ocak 1941'de dergiyi takdim yazilarina öyle baliyorlar:

"Bu sahifelerde baarmak istediimiz i bakimindan Yurt ve Dünya adini corafi manada deil, sosyal manada aliyoruz. Maksadimiz sadece yurt ve dünyada olup biteni okuyucularimiza bildirmek deildir. Daha ziyade yurt ile dünyanin münasebeti üzerinde durmak istiyoruz..." 5

Yurt ve Dünya adinda parça ile bütünün arasindaki ilikiyi kuruyorlar. Bütünün ancak ve ancak parçalarin etkileimi ile oluabileceini vurguladiktan sonra toplumsal gelimenin de ancak bu yönde olabileceini belirtiyorlar.

"Esasen insan cemiyetlerinin...iptidaiden medeniye doru olan silsilesine bakildii zaman içtimai tekamülün birbirinden ayri ve kapali cüzülerden müteekkil içtimai organizasyon halinden, cüzülerin dahilen farklilaarak büyüdüü ve birbirine balandii bir organizasyon ekline doru seyretmi olduu görülür..." 6

Toplumun geliimindeki bu gidi bilim ve sanatta da kendini gösterir. Derginin yazarlarina göre, bilim, parça parça bilgilerden olumaktadir. Bu parçalar, yani bilgi, insani özgürletirici bir unsurdur. Bilginin domasinin en önemli nedeni de insanin çevresindeki gerçei kavramaya çaliip, bunu denetimi altina almaya uramasidir. nsanin gerçee ulamasina yardimci olan bu bilgilerin birlemesi sonucu da bilim olumutur. Bilim, insanin doa ve kendi yazgisi üzerindeki gücünü arttiran, ilerici, gizil ve edimsel bakimdan özgürletirici bir güçtür. Yazida dönemin Marksist anlayiina uygun olarak bilimin ancak pratikte yararli olduu zaman bilim olduu savunulmaktadir.

"...lim adami ne kadar pratik gayelerden uzak çaliirsa çalisin, ilim eninde sonunda cemiyete faydali olduu için ve faydali olduu derecede inkiaf eder..." 7

Bilimin en önemli yol gösterici olduuna, toplumsal ve siyasal hayatin ancak onun önderliinde en iyiye ulailabileceine inanan dergi yazarlarina, Niyazi

5 Anonim Makale 1, "Yurt ve Dünya", Yurt ve Dünya, Sonkanun 1941, cilt:1, sayi:1, s.1. 6 Anonim Makale 1, "Yurt ve Dünya", Yurt ve Dünya, Sonkanun 1941, cilt:1, sayi:1, s.2. 7 Anonim Makale 1, "Yurt ve Dünya", Yurt ve Dünya, Sonkanun 1941, cilt:1, sayi:1, s.3.

260 Berkes, bilimin muhakkak ki insan ihtiyaçlarina karilik olarak doduunu belirten yazisinda, tüm dünyada her eyin siyasetin emrine verildii günümüzde, bilimin toplumsal ve siyasal hayattan kopmasinin, onun tüm ilevlerini yitirmesine neden olacaini söyleyerek destek veriyor ( 1942a; 271-271). Yurt ve Dünya yazarlari dönemin "milli ilim anlayiina" zit bir tarzda, bilimin evrensel olduunu ve Türkiye'de bilimin gelimesi için ancak evrensel kistaslarin gözönünde bulundurulmasi gerektiini savunmulardir. Özellikle Türk Tarih Tezi ve Güne-Dil Teorisinin revaçta olduu ve irkçi-turancilarin bilim dünyasini kendi safsatalari ile doldurduklari bu dönemde evrensel bilim anlayiini savunmak, Marksist olmak bir yana komünistlikle eanlamli görülmektedir. Örnein Niyazi Berkes, "lim Dünyasindaki Durumumuz" adli makalesinde, Türkiye'de müstakil bir ilim yaratmak ihtiyaci duyanlarin olduunu, fakat bu ihtiyaç ortaya koyulurken, ya bu anlayiin verdii heyecan ile ya da modern ilmin mahiyetini kavrayamamak yüzünden, bir ngiliz ilminden ya da Fransiz ilminden bahsedildiini belirtmektedir. Bu yanli bir kavrayitir. Berkes'e göre özlenen ilim;

"...dünya tefekkürünün hadiseleri(ni) bilmek, kanunlarini anlamak, ve insanlarin ihtiyaçlarina göre onlari kullanmak, tabii hadiselerin gidiine kariabilmek yolundaki tecrübelerini, verimlerini, usullerini kullanmaktir..." (1942a: 271-275)

Yurt ve Dünya'nin çekirdek kadrosunun büyük bir kisminin eitimlerinin bir bölümünü yurt diinda yapmalari, bilimin evrensel bir nitelik taimasi gerektiini daha net bir ekilde ortaya koymalarina yol açmitir. Dergi yazarlarinin evrensellik tutkulari, yaptiklari çalimalarin tüm dünya bilim çevrelerinde kabul edilmesi isteine kadar varmitir. Bunun ana nedeni de ancak dünyaya açik olunduu ölçüde çadalailabilecei ve modern dünyada yer alinabilecei düüncesidir. Ancak, evrensellik tutkusunun, taklitçilik ile gözlerini köretmemesi gerektiini savunan yazarlar, eer bu alanlarda kendimize ait an'ane, terbiye ve zihniyet oluturulamaz ise toplumsal, siyasal ve bilimsel hayatta taklitçilikten öteye geçilemeyecei ve evrensele ulamanin o derece zorlaacai üzerine vurgu yapmilardir. Evrensel kuramlara açik olma beraberinde sorunlara çokyönlü bakmayi da getirmitir ve dergideki birçok makalede bütünsel baki açisinin ilevsellii sürekli vurgulanmitir (Kayali, 1994: 105-106). Ayrica 1940'larda devlet destei ile akademik görüntülü irkçi yayinlara kari evrensel bilim konusundaki israr ve bu israra çeitli tepkilerin gelmesi de gayet doaldir. Türkiye'de bugüne kadar yaziya konu olan yazarlarin diinda neredeyse hiç kimse bilimde evrenselliin altini böylesine çizmemi ve uluslararasi düzeyde akademik çalima yapmanin heyecanini duymamitir (Kayali, 1994: 158-159). Sanatta da parçadan bütüne doru bir gidiin olduu vurgulanmaktadir. Her sanat eserinin kendi toplumunun etkisiyle çikmasina ramen, bunun sadece o topluma mâledilebileceini belirtmilerdir.

261

"...büyük sanat eseri mevzuunu, ilhamini mahalli cemiyetten alir; ortaya koyduu hakikatler, uyandirdii alaka ise beeridir. Milli sanatkar malzemesini mahalli hayattan toplayan, fakat bu malzeme ile mahalli cemiyetin hudutlarini aan, umumi hakikatleri ifade eden sanatkardir..." 8

Tüm bu açiklamalardan da anlailacai üzere dönemin Marksist anlayiinin bütüncül yaklaimi yazinin daha ilk paragraflarindan itibaren ortaya konmutur. Yurt ve Dünya'da "ülke gerçei" özellikle sanat ve edebiyat ürünlerinde kendini açikça ortaya koymaktadir. Bu ürünlerde toplumsal gerçekçilik akiminin izlerini görmek mümkündür. Bu akimda amaç salt kurulu toplumsal düzenin çarpikliklarini, yozlamiliklarini, eitsizliklerini yansitmak deil; bunlara yol açan düzeni de deitirmektir. Derginin yazarlarindan Adnan Cemgil, Yurt ve Dünya'nin sanata ve edebiyata bakiini; "...bizi taniyanlar bilirler...biz fikirde ve sanatta gerçekçi, sosyal görüte de halkçi ve inkilapçiyiz..." diyerek açiklamitir (1944a: 10). Dergide edebiyat ve sanat konusunda yazilan tüm makalelere bakildiinda, gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik ve kentsoylu gerçekçilik akimlari ile eser vermi birçok önemli yazara ve eserlerine yer verildii görülebilir. Örnein, Ömer Faruk Toprak, Yurt ve Dünya'daki bir yazisinda, "...toplumsal gerçekçiliin amaçlarindan en önemlisi olan toplumu sarsan hadiseleri ve çibanlari iyice belirtip, bunlari tedavi çarelerini bulmak gerekliliine..." deiniyor. Buna örnek olarak da Çehov'un tüm eserlerinde bu özellii çok güzel ilediini anlatiyor (1943: 164-166) Dergideki bir yazisina "Hikâyelerde realite artik yadirgadiimiz deil, aradiimiz bir unsur haline gelmitir. Genç neslin hikâyecileri tuttuklari yeni yolda bize büyük realist eserler kazandiracaklardir" diyerek yazisina balayan Asim Sarp, son dönemde Fransiz, Rus, Amerikan ve ngiliz gerçekçilerinin çevirileri sonucunda Türk hikâyeciliinde de gerçekçiliin emin adimlarla ilerlediini belirtmitir ( 1943: 246). Türkiye'nin son yillardaki toplumsal ve ekonomik durumunun edebiyatçilar tarafindan farkedildiini ve bu konularda gerçekçi öykülerin yazildiini belirten Sarp, "...nitekim ehirli -köylü, aa-irgat, içi-patron, zengin ve fakir üniversiteliler münasebetleri genç hikâyecilerin verdii eserlerde kendisini göstermekte ve belirtilen realitelerde hüküm muharrir tarafindan deil, hikâyecilerin teknik kuvvetleri ile okuyucuya verilmektedir..." demektedir. Sarp, genç hikâyecilerin gerçekçilik akiminda eser vermek konusunda henüz acemi olduklarini ama, bu konuda çok fazla ümit vadettikleri belirtiyor ve "yazarlarimiz tuttuklari verimli yolda garpli büyük realistlerle at bai gideceklerdir..." diyerek yazisini bitiriyor. Sarp'in bahsettii ümit vadeden yazarlardan bazilari, Yurt ve Dünya'da birçok öyküsü yayimlanmi ve daha sonraki yillarda da edebiyat alaninda en iyi örnekler veren Sabahattin Ali, Kemal Bilbaar, Orhan Kemal, Melih Cevdet Anday, Rifat Ilgaz ve Mehmet Kemal'dir.

8 Anonim Makale 1, "Yurt ve Dünya", Yurt ve Dünya, Sonkanun 1941, cilt:1, sayi:1, s.1.

262 Yurt ve Dünya'nin yazarlarinin temel amaci çevrelerindeki gerçei anlamaya çalimakti. Onlar için "ülke gerçei"; romantik köy edebiyatinin hayallerini bozan sari toprakli, tozlu köylerdi; kentlemenin artmasi ile "mantar evler mahalleleri" olarak adlandirdiklari gecekondulama ile sokak çocuklarinin artiiydi; 1940'larda bilimin karisinda batil inançlarin hala nasil güçlü olduuydu; üniversitelerde modern tibbi yöntemlerin öretildii ve hastanelerde bu yöntemlerin uygulandii bir dönemde üfürükçülerin ne kadar çok i yaptiiydi; modern zirai uygulamalarin yaninda hala kara sabanla toprak süren köylülerin varliiydi. Dönem boyunca modernleme ve çadalama adina yapilan olumlu bir iki giriimi alkilayarak, tüm olumsuzluklara gözlerini kapayan "aydinlardan" olmadilar. Öncelikle kendi yakin çevrelerinden yola çikarak (örnein, yaadiklari kentin kenar mahallelerinde ve yakin köylerinde aratirmalar yaparak) kendi gerçeklerini daha sonra da dünya gerçeini anlamaya çalitilar. Bunun için de sanat ve bilimi kullandilar. Yazarlar takdim yazisini, bata yazdiklari amaçlariyla uyumlu bir ekilde bitiriyorlar;

" ...Bugünün Türk Cemiyeti en geni ölçüde ve her sahada `dünya' ile daima münasebet halinde olduuna göre, `yurda' ait her problemin, `dünya' meselelerinin çerçevesinde düünülmesi lazimdir. te, çalimalarimizin ve yazilarimizin hareket noktasi bu anlayi olacaktir."

Derginin çekirdek kadrosu, Yurt ve Dünya'nin çikarili amaci ve derginin nitelii hakkinda birbirini tamamlayan görülerini aaidaki ekilde ifade etmilerdir;

N. Berkes: "...Örendiklerimizi, düündüklerimizi üniversite örenimi diinda bulunan genel okuyucuya tanitmak istei ile bir dergi çikarma giriimimiz olmutu. Büyük bir savain balami olmasi ileri düünülü olan, particilii bir zenaat haline getirmemi olan aydinlari sarsmiti...Çikarmayi düündüümüz dergi bir `ihtisas' dergisi olmayacakti. iir ve edebiyat dergisi de olmayacakti. Abdülhamit döneminde olduu gibi, o dönemde de, aydinlar bir fikri yansitmak için `edebiyat' yoluna kaçmayi yelerlerdi. Sözünü ettiim dönemde bu dergilerin biri çikar, biri batardi. `Fikir' korkulan, tehlikeli bir eydi sanki..." (Berkes, 1997:270-271) A. Cemgil: "Dergideki tüm yazilarin bir istikameti vardi. Bizim için, özellikle de derginin çiktii yillar, daha sonralari da dendi ya, komünist olarak adlandiriyorlardi. Bizlerin, hepimizin bir eilimi vardi. Solduk, ama tam anlamiyla marksist bir dergi deildik. Biz o günle ilgili bir takim tahliller yapardik. Tahlillerimiz, dünya görüü itibariyle Marksisti ama kesinlikle komünist deildik. Derginin çiktii yillarda, sahte öhretler, akil dümanlii, teknoloji dümanlii, gerçek dümanlii vardi. Bizim yazilarimizla yapmak istediimiz, amacimiz, tüm bu dümanliklara kari bir eyler yapabilmekti." (Aduk Gevrek, 1994: 69)

263 Adnan Cemgil, Yurt ve Dünya'nin ilk sayisindan itibaren amaçlarindan bir tanesinin de dier dergilerde çikan yazilarin özetlerini verip, bunlar hakkinda fikir belirtmek olduunu söylemektedir. Yurt ve Dünyacilar, böylece fikirlerin çarpimasindan faydali kivilcimlarin çikacaina inandiklari için, kalem münakaalarinin verimli olduunu düünüyorlar.

Boratav: "...Dergi ile yapmak istediimiz memleket meselelerini anlayabilmek ve tartimakti. Bunun için de popülarize edilmi ilmi yazilar yaziyorduk. Demokrasiye dönüktük. Toplumu anlamak için, içinde yaayarak analizler yapiyorduk. Amacimiz toplumu anlamakti..." (Aduk Gevrek, 1994: 69-70) M. Berkes: "Yurt ve Dünya Marksist ve sol bir dergiydi. Fakat komünist deildik. Gerçi Marksist olduumuzu da beyan edemezdik. Çünkü çok fazla baski vardi. Sosyalizme, sola, ileriye açik, Atatürkçü idik." (Aduk Gevrek, 1994: 70)

Yurt ve Dünya antifaist, ilerici, günümüz ile karilatirildiinda bile hayli kaliteli bir bilim-edebiyat dergisiydi. Her ne kadar kendilerini Marksist olarak adlandirmayip, sadece "biz solduk ve ilericiydik" diye nitelendirseler de dergilerdeki yazilara bakildiinda birçok yazarin emperyalizm ve kapitalizm hakkinda yazdiklarinin dorudan Kapital'den ya da Lenin'den alindii görülebilir.9 Çekirdek kadronun bir kisminin eitimlerinin bir bölümünü ABD'de yaptii ve Marksizm'in 1930'lu yillarda bu ülkedeki popülaritesi gözönüne alinirsa böyle bir eilimin diinda kalmanin zor olduu anlailabilir. Ayni ekilde Adnan Cemgil'in de zaman zaman ayni tavir içinde olduu söylenebilir. Bu tavir aslinda en azindan dergide yazdiklari dönem boyunca Marksizm'e sadece bir bilim olarak bakmaktan ileri gelebilir (Çetik,1998:8). Yazarlarin çounun kendini `Atatürkçü' olarak nitelendirmesi, Yurt ve Dünya'da çeitli yazilarda da kendini ortaya koymutur. Özellikle `Cumhuriyet ilkelerini' ve `Atatürkçü ilkeleri' benimseyip bunlari gelitirmek için çaliacaklarini belirtmilerdir. Yazarlar, Atatürk dönemindeki kültürel deiimleri toplumsal devrimlerin birer önkoulu olarak deerlendirmektedirler (Kayali, 1994: 122). Modernleme, çadalama, Batililama, evrenseli yakalama gibi kavramlarin üzerinden gidilecek olursa, Türkiye'de sol düünce ile Atatürkçülük arasinda bir buluma olduu söylenebilir. Bu bulumadan 1940'larin Yurt ve Dünya'si da nasibini almitir. Derginin çizgisine bakildiinda yukarida anilan kavramlarin bu çizgi oluturulurken nirengi noktalarini oluturduu görülmektedir. Atatürk'ün yüzyillarca süren karanlii, gerilii ve zulmü yiktiini ve cumhuriyeti kurduu günün tüm bunlarin bir daha hortlamamak üzere gömüldüünü belirten yazarlar, kendi görevlerinin, Türk milletini daima daha ileriye, daha iyiye götürmek

9 Bu konuda daha ayrintili bilgi için Niyazi Berkes'in Yurt ve Dünya'nin 30, 31 ve 32. sayilarinda yer alan ekonomi ile ilgili makalelerine ve Muvaffak eref'in 31,36 ve 37. sayilardaki makalelerine bakiniz.

264 inancini canli tutmak olduunu belirtmilerdir (Yurt ve Dünya, 1942/20: 266) Yurt ve Dünya yazarlarinin kendi alanlari diinda da birçok konu ile ilgilenmeleri, derginin ele aldii konularin da çeitlenmesine neden olmutur. Sosyoloji, Türk ve dünya sinemasi ve edebiyati, müzik, ekonomi, folklor, tiyatro, antropolojiyi kapsayan çok geni bir konu yelpazesinde yazilara ve çevirilere yer verilmitir. Ayrica derginin adina uygun çeitli ülkelerin -talya, Hindistan, Meksika, Çin, Fransa gibi- tarihi ve güncel sorunlarinin da irdelendii çeitli yazilar da Yurt ve Dünya'da yer almitir. Yazilarin en çok irkçilik, milliyetçilik, aydin olma ve köy sosyolojisi üzerine olduu görülür. Dergide en keskin eletirileri Adnan Cemgil, irkçi-turancilarla girdii polemiklerde yapmitir. Bu eletiriler, genellikle çok etkili olmu ve bazen aylarca süren karilikli yazili `atimalara' kadar varmitir.10 Yurt ve Dünya'nin bu konuda iki taktik uyguladiini görüyoruz. Bunlardan birincisi ve youn olarak kullanilan yöntem, dergide irkçilik kariti bilgilendirici yazilar yazmak eklindedir. Dier yöntem de irkçi-turancilarla polemie girdikleri yazilarda irkçilik kariti propaganda yapmaktir. Dergide birinci yönteme ilikin yazilar iki tarzdadir. Bunlardan ilki, dorudan irkçilikla ilgili olan bilgilendirici yazilardir. Dier tür ise, genel konularda yazilan yazilar içinde ancak okuyucunun irkçilia gönderme yaparak anlayabilecei tarzdakilerdir.11 Yurt ve Dünya yazarlarinin milliyetçiliin irkçilik ile neredeyse eanlamli olarak kullanildii bu dönemde milliyetçilii nasil tanimladiklari ile ilgili olarak Cemgil unlari söylüyor;

"Türk halkinin daima daha üstün, aydinlik bir hayata ermesinden ürkerek kah `kan' kah `an'ane' gibi korkuluklarla ortaya çikan adamlar kendi iddialarinin tam aksine olarak `milliyetçilikle' hiçbir ilgisi olmayan `millet' dümanlaridir'...Gerçek milliyetçilik; Türk milletini en ileri, en üstün sayan, insan hayatina erimi en geni bir demokrasi hayati içinde yükselmi görmek ülküsünden ve bu ülkü urunda çalimaktan baka bir ey deildir." (Cemgil, 1943: 426)

Cemgil baka bir makalesinde bu sefer de "gerçek milliyetçiler"in kimler olduunu tanimliyor:

"Gerçek milliyetçiler, garp medeniyetinin ortaçai devirip tarihte yeni bir medeniyet yolu açan hamlelerini, Türk milletinin de ilerlemesi için tereddüt etmeden benimser. Türk milletinin tabiatin ve cemiyetin kör kuvvetlerini yenerek üstün bir hayata yükselmesi için garp medeniyetinin bütün ileri baarilarina kavumasi için çalimayi en büyük vatan borcu bilir." (Cemgil, 1944b: 165)

10 Yurt ve Dünya ile Çiir dergisinin girdii polemiklerin ayrintilari için bakiniz; Aduk Gevrek, 1994: 159-189. 11 Yurt ve Dünya'da irkçilik ve milliyetçilik ile ilgili yazilarin ayrintili analizi için bakiniz : Aduk Gevrek, 1994: 119-145.

265 Yurt ve Dünya yazarlarinin hepsinin irkçilik konusunda birletikleri bir ey var ki, o da irkçiliin hiçbir bilimsel tabana oturmamasi. Antropolojinin irk konusunda yaptii ayrimin, milletleri oluturan yegâne unsur olmadii, aksine milletlerin çeitli irklardan gelen insanlarca oluturulmu olduunu belirtiyor yazarlar. Milleti oluturan unsurlarin bainda kültürün geldiini de vurgulayan Yurt ve Dünyacilar irk ile kültür arasinda hiçbir bain olmadii üzerinde de hem fikirler. Son olarak medeniyet ile irk mevhumu üzerinde de duruyorlar ve bu ikisi arasinda da dorudan bir ba olmadiini belirtiyor ve medeniyetler arasindaki farklarin irklarin üstün olup olmadii ile ilgili olmadiini, bu farklarin teknik, ilim, sanat, dil, edebiyat gibi kültür ürünlerinin gelimilii ile ilgili olduunu söylüyorlar.

"Medeniyetin ilerilii ne kan, ne boy, ne burun, ne göz, ne saç, ne de kafa biçimiyle ilgilidir, ama kültür ile ilgilidir..." (N. Berkes, 1942b: 438)

1930-40'li yillarda özellikle folklor çalimalari ve çada toplumsal antropolojik yöntemlerin kullanildii köy aratirmalari aydinlarin üzerine eildii baat konulardandi. Yurt ve Dünya'yi çikaran kadro da bu aydinlarin en bainda gelenleriydi. Özellikle Niyazi Berkes, Behice Boran ve Mediha Berkes'in yaptii köy sosyolojisi incelemeleri, Halil Aytekin ve Hüseyin Avni'nin köy ekonomisi aratirmalari ve özellikle kültür ve sanat ile ilgili olarak folklor alanindaki çalimalariyla Pertev Naili Boratav, 1940'li yillarin köy konusuna topyekün eilen aydinlariydilar. Köy sosyolojisiyle ilgili en çok yazi Mediha Berkes tarafindan yazilmitir. Mediha Berkes, döneminin dier köy aratirmacilari Behice Boran, Niyazi Berkes gibi Türkiye'de köy sosyolojisi ile ilgilenen en önemli aratirmacilardan bir tanesidir.12 Aratirmaciya göre, köy konusunda o zamana kadar yapilan aratirmalarin hiçbirisinde ilmi metodlar kullanilmami ve aratirmalar genellikle edebiyat ve müzik alaninda olmutur. Berkes Yurt ve Dünya'daki yazilarinda artik toplumsal boyutlu aratirmalarin da yapilmasi gerektiini köy konusunda yazdii ilk makalesinde de bir köy aratirmasinin nasil yapilmasi gerektiini söylüyor ve anlatiyor (M. Berkes, 1941:26). Köy aratirmalarinda modern antropolojik yöntemlerin, mümkünse katilimli gözlemin kullanilmasi gerektiini belirtiyor. Berkes'e göre uzun süre köylünün arasinda yaayarak yapilan aratirmalar, gerçee en yakin sonuçlari vereceklerdir. Mediha Berkes'e göre köy davasinda önemli olan, köye medeniyet götürmeden önce, bu medeniyeti köye götürenlerin köyü tanimalaridir. Köy konusunda aratirma yaparken dikkat edilmesi gerekilen bir konunun da köyü her cephesiyle bir bütün olarak alip incelemek olduunu belirten Berkes öyle demektedir:

12 Mediha Berkes'in doktora tezinin konusu da Ankara yakinlarindaki köylerden biri ile ilgilidir. Berkes, doktora çalimasini tamamlami fakat tezini savunmadan üniversiteden ayrilmitir. Daha sonra da akademik yaama geri dönmedii için yaptii aratirmalar, tozlu raflarda kalmitir.

266

"...cemiyet bir bütündür. Her adet veya an'anenin ancak o cemiyetin bütünü içinde bir manasi ve fonksiyonu vardir. Ve cemiyetin bütün cepheleri de siki bir surette birbirine bali ve alakalidir. Ve bu hadiselerin hepsini birden tetkik ve münasebetlerini tesbit etmedikçe bunlarin içinde bir tanesini anlamak kabil olmaz..." (M. Berkes, 1941: 26-27)

Nitekim Mediha Berkes'in ve dier köy aratirmacilarinin Yurt ve Dünya'da yazdii tüm yazilara bakildiinda, köy konusuna her cepheden el attiklarini görmek mümkündür. Berkes, 1940 yilinin ubat ayindan itibaren baladii köy aratirmalarinin tüm sonuçlarini Yurt ve Dünya dergisinde yayinlamitir. Sosyolojik köy çalimalari ile özellikle 1960'li yillarin köy aratirmacilarini etkileyen Behice Boran'in ise bu konuda Yurt ve Dünya'da sadece bir iki yazisi bulunmaktadir. Dergideki folklor ile ilgili yazilarin büyük bir kismini Pertev Naili Boratav yazmitir. Boratav, dönemin en sicak konusu olan irkçilik da dahil olmak üzere, kendi konusu haricinde yazi yazmamitir. Dergide yukarida anilan neredeyse her konu hakkinda yazan tek yazar Niyazi Berkes'tir.

Behice Boran'in dergiden ayrilmasi

1942 yilinda derginin kadrosunda bazi çatlaklar olumaya balamitir. Yazarlarin kimine göre kiisel çekime, kimine göre düünsel alanda daha uç noktalara gitme istei ve siyasi farklilik buna neden olmutur. Derginin Kasim 1942 tarihli 21. sayisindan itibaren Behice Boran artik çekirdek kadronun içinde yoktur.13 Gerçi dergiye bu tarihten sonra da yazi vermeye devam edecektir -Boran'in dergiden ayrildiktan sonraki tek yazisi derginin 27. sayisinda yeralir- fakat artik Yurt ve Dünya'nin ne sahibidir, ne de yayin yönetmeni. Behice Boran, Yurt ve Dünya'dan ayrildiktan sonra Muzaffer erif Baolu ile birlikte 1943 Mayis'inda 12 sayi yayimlanacak olan Adimlar adindaki dergiyi çikartmaya balamitir. Adimlar'in yayin hayatina girmesi ile birlikte iki derginin ve yazarlarinin yurt sorunlarina bakiinin ve eletirellik boyutlarinin farklilii da açikça ortaya çikmitir. Behice Boran'a göre Adimlar daha tutarli ve belirgin bir ideolojik çizgidedir (Mumcu, 1993: 34). Yurt ve Dünya'nin bazi yazarlari ile yapilan söyleilerde, Behice Boran'in dergiden ayrilmasi ile ilgili çeitli görüler ortaya çikmitir. Fakat, her ne kadar çeitli görüler varsa da Cemgil, Boratav ve Mediha Berkes tek bir noktada birleir; o da Boran'in çok hirsli olduu ve bunun derginin çekirdek kadrosu içinde huzursuzluk yarattiidir.14 Boran'in Yurt ve Dünya'dan

13 Derginin 20. sayisina kadar hem imtiyaz sahibi hem de neriyat müdürü Behice Boran'dir. 21. sayidan itibaren, imtiyaz sahibi, Pertev Naili Boratav, neriyat müdürü de Adnan Cemgil oluyor. (Aduk Gevrek, 1994: 76) 14 Behice Boran'in dergiden ayrilmasi üzerine Adnan Cemgil'in yorumu; "Behice çok açik sözlüydü ve istediini yapardi. O siralarda Sadri Maksudi bir yazi yazdi. Behice de bu yaziya gayet air bir karilik verdi. Bu cevap Behice'nin ölçüsünde bir yazi deildi. Onu eletirdik. Behice buna

267 ayrilip kendini daha iyi ifade edebileceini düündüü Adimlar dergisini yayinlamaya balamasi bir yana, o dönemi anlatirken kendisinin bir memur olduunu ve yazilarini da ancak bu memuriyet konumu çerçevesinde yazabildiini söylemitir. Dolayisiyla da belli bir dünya görüüne yatkin olmakla birlikte, bazi eyleri açik olarak beyan edemediini belirtmitir.15 Pertev Naili Boratav ve Mediha Berkes, Behice Boran'in Yurt ve Dünya'dan ayrilmasina nedenlerden biri olarak Muzaffer erif'i göstermilerdir. Daha çok kiisel çekimelerin üzerinde durmularsa da, aslinda temelde yatan yukarida da belirtildii üzere düünsel anlamda ayriliin gündeme gelmesidir. Behice Boran'in Muzaffer erif'i "fikri lider" olarak nitelendirmesi (Kayali, 1994: 179180) ve erif'in de o dönemde yayinlanan nsan dergisinin kurucularindan biri oluu ve bu derginin sahibi olan Hilmi Ziya Ülken'e fikri açidan daha yakin olmasi Boran'i da etkilemi görünmektedir. Kayali, bu düünsel ayriliin nedenlerinden biri olarak Boran ve Baolu ile Berkes ve Boratav (bu ikiliye Kayali'nin zikretmedii Cemgil'in de katilmasi gereklidir) arasinda Ziya Gökalp'e yaklaim konusundaki farklilii gösterir. Kayali'ya göre Boran ve Baolu Gökalp'e kari daha eletirel ve Hilmi Ziya'ya daha yakindir (Çetik, 1998: 8). Buna karin özellikle nsan dergisi ile Adimlar dergisinin birbirlerine sempatik baktiklari çeitli vesilelerle ortaya konulmutur. Kurtulu Kayali'ya göre daha sonraki yillarda

çok içerledi. Kadro ile Behice arasinda souk rüzgârlar esmeye baladi. Zaten son dönemde Behice'nin düünsel ve siyasal çizgisi biraz sivrilmeye balamiti. Daha sert eletiriler ve yazilar istiyordu. Behice Yurt ve Dünya'nin çizgisinden çikiyordu. Kadro'nun dier üyeleri ise dergide bu tür bir deiim istemiyorlardi. Dergi üzerinde zaten çok baski vardi. Çizginin sertlemesi ve sivrilmesi baimiza bela açmaktan baka birey getirmezdi. Behice bu konuda da bir dirençle karilainca dergiden ayrilip kendi dergisini çikartmaya baladi." (Aduk Gevrek, 1994: 77) Pertev Naili Boratav'in bu konudaki yorumu ise daha farkli. &quo