Read Bab-i.pdf text version

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

s

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Bab-i Esrar Ahmet Ümit DOAN KTAPÇILIK TARAFINDAN YAYIMLANAN AHMET ÜMT KTAPLARI eytan Ayrintida Gizlidir Sis ve Gece Patasana Kar Kokusu Çiplak Ayakliydi Gece Masal Masal çinde Bir Ses Böler Geceyi Kukla Beyolu Rapsodisi Ak Köpekliktir Bakomser Nevzat / Çiçekçinin Ölümü Kavim Ninatta'nin Bilezii nsan Ruhunun Haritasi Bab-i Esrar'i yazarken Londra hakkinda bilgilenmemi salayan Süheyla Uçum Morrissey ile Jasper Edwin Morrissey'e, Konya'yi tanimamda esiz katkilari olan Bülent Yildiz ile Celaleddin Kara'ya, bir Türk'le birlikte' yaamak hakkinda deerli anekdotlar anlatan Elke Dixon'a, yasayan Mevlevilii kavramamda deerli yardimlari olan M. Sait Çörekçiolu Amca'ya ve Oktay Okukçu'ya, sigortacilik konusundaki önemli ayrintilari sunan Ouz Atabek'e, neredeyse bütün kitaplarimda olduu gibi bu romanda da her türlü eletirel önerilerini benden esirgemeyen Figen Bitirim'e, Anna Maria Arslanolu'na, Kemal Koçak'a, Erhan Çekiç'e, Özlem Çekiç'e, Erdinç Çekiç'e, Alihan Arda'ya, Gökçen Esra Bodurolu'na, Burak Bodurolu'na, Hasan Gümen'e, Ayhan Bozkurt'a, Hüseyin Özkiliç'a, Erikli Baba Kültür Dernei Cem Evi'ne ve bu metni olutururken benimle birlikte yurtiçi ve yurtdii gezilerine katilan eim Vildan Ümit ile kizim Gül Ümit Gürak'a, Gürkan Gürak'a ve Rüzgâr Gürak'a sonsuz teekkürlerimi sunuyorum. Bu insanlarin bana verdikleri kariliksiz destek olmasaydi bu kitap da olmazdi. Dünya, rüya içinde rüyadir. Hint atasözü Tata kan vardi, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu aaçlar. Ki güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kii girmiti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdii yedi akil, yedi keskin biçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliini

www.soncemre.com yedi parçaya bölerek yürüdü

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kurbanlarinin bulunduu tahta kapiya... Tata kan vardi. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanii dolunaydi. Hiç airmadan, ürpermeden, korkmadan bakiyordu uzun boylu kavak aaçlarinin ölü yapraklarinin arasindan. Yedi kiiden en genç olani vurmutu kapiya. En yali olani çairmiti içeridekini. Yedi kiinin yedisi birden saplamiti biçaklarini içeriden çikana. Tata kan vardi, insanlarin yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükunet. Bir bebek aliyordu uzaklarda bir yerlerde, bir bebek kipirdaniyordu evlerden birinde. Genç bir kiz uyuyordu uzaklarda, genç bir kizin bedeni air air çürüyordu toprain altinda. Yedi kiiden en genç olani saplarken biçai adama, kipirdandi mezarda çürümekte olan genç kizin körpe bedeni. Bir gülümseme yayildi ölümün bile örseleyemedii yüzüne. Yedi kiiden en genç olani, saplarken biçai, bir oh çikti genç kizin boazinda düümlenip kalmi son nefesinden. Tata kan vardi, yedi biçak, yedi yara açmiti. Yedi kizil fiskiye. Yedi kez sarsilmiti adam, yedi kez sarsilmiti biçai saplayan yedi kii. Ama yerin altindaki kizin körpe bedeni kipirdamiyordu artik. Genç kizin bedeni gibi yerin üstü de sessizdi imdi. Sanki dünyanin son vaktiymicesine canli cansiz ne kadar mahlukat varsa susmu, kipirtisiz kalmiti. Tataki kan kipirtisizdi. Tataki kanin içinde sönmekte olan dolunay kipirtisizdi. Uzun boylu kavaklar katmerlenen ki gülleri, tazelenen nergisler, toprak kokulu bahçe... Canli cansiz ne kadar mahlukat varsa hepsi susmu, hepsi hapsolmutu tataki kanin içinde... 1 "... bozkirin içinden bir ehir çikivermiti karima." Uçain inie geçmesine sadece yarim saat kalmiti, ama bu bile gidermiyordu içimdeki huzursuzluu. Çok iyi biliyordum ki, indiim yerde de birakmayacakti bu karamsarlik yakami. Keke bu ii hiç kabul etmeseydim. Kendini yeryüzünün en iyi yöneticisi sanan Simon'un igüzarlii ite. Yok Türkçe biliyormuum da, yok Türkleri taniyormuum da... Dava da herkese verilmeyecek kadar önemliymi. Üç milyon paundluk bir poliçe söz konusuymu. Keke hiç tanimasaydim Türkleri, keke bu kente daha önce hiç gelmeseydim. Sikintiyla ofladim ama oflamanin puflamanin hiçbir yarari yoktu, olan olmutu; bu da ötekiler gibi sadece bir iti. Alti ay önce gittiim Rio gezisinden ne farki vardi ki? Üstelik Brezilyalilar hakkinda hiçbir ey bilmiyordum. Ama en azindan bu ülkenin çok da yabancisi deildim. Evet, artik kendimi iime vermeliydim. Bakilarimi dizlerimin üstünde duran bilgisayarimin ekranindaki sayilara çevirdim. Sayilar hadi artik bala dercesine bana bakiyorlardi. Baladim; poliçe

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

tutarina baktim, Yakut Otel yangini için ödenecek tazminati hesaplamaya çalitim, ama ikinci ilemden sonra dikkatim daildi. Hayir olmuyordu, kafam karmakariikti, çaliamiyordum. Bilgisayari kapattim. Çantama yerletirdim. Çantayi koltuun altina koymak için eilirken, birden hatirladim. Böyle iki büklüm eilerek, bebee zarar mi veriyordum acaba? Daha neler... ki aylik bile yok... Ona bebek bile denemez. Zaten Londra'ya döner dönmez kurtulacaktim ondan. Böyle düünmeme ramen ona zarar veririm kaygisiyla hizla doruldum. Ansizin yanimdaki orta yali kadinin merakli gözleriyle karilatim. Uçaa bindiimizden beri, konumak için can atiyordu. Nereden geliyormuum, nereye gidiyormuum, kimmiim? Ama ben onunla sohbet edecek halde deildim. Gülümsemedim bile, baimi çevirip pencereden diariya baktim. Hava açikti; ufukta batmakta olan kipkirmizi bir güne, aaida incelmi bir bulut kümesinin binlerce metre altinda koyu kahverengi bir toprak parçasi uzaniyordu. Aaçsiz, irmaksiz, dümdüz, kocaman bir toprak, tik kez otobüsle geçmitim bu topraklardan, ilk kez babamla gelmitim buralara. Yirmi be yil önce miydi, belki daha da fazla... O zamanlar Konya'ya uçak yoktu, Ankara'ya inmitik. Sonra dört saatlik bir otobüs yolculuu... Bir türlü bitmek bilmeyen bozkir. Ve uçsuz bucaksiz bu kahverengi düzlüün ortasinda bir mucize; bembeyaz bir göl. "Baba bu gölde balik var mi?" diye sormutum. Kara gözleriyle, bembeyaz göle baktiktan sonra yanitlamiti. "Yok kizim, bu gölde hayat yok, ama hayat için çok gerekli bir ey var: Tuz..." Dokuz yainda miydim o siralar, belki daha küçük. Annem yoktu yanimizda, sadece babamla ben. Sikilmitim saatlerce uzanan dümdüz ovadan. "Ne zaman varacaiz baba?" Babam gülümsemi, sa eliyle gözlerimi kapatmiti. "çinden on ikiye kadar say" demiti. Saymitim, babam ellerini gözlerimin önünden çektiinde yol bitmi, bozkirin içinden bir ehir çikivermiti karima... Müthiti. Babama hayran hayran bakarak mirildanmitim: "Sen büyücü müsün baba?" Alnima bir öpücük kondurmutu. "Sadece bu topraklarin insaniyim, kizim." O zamanlar çok etkilemiti bu sözler beni, ama sonra... Babam bizi terk edip gittikten sonra... Babami hatirlayinca içimdeki huzursuzluk iyice artti. Zayif, orta boylu bir adamdi. Kisa, kumral saçlar, dar ahunda uyumlu iki çizgi gibi duran kalarinin altinda üzüm karasi iri gözler, kemerli, sivri bir burun ve yüzünü çevreleyen bakira çalan kirçil sakallar... Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan o müzmin keder. Keder çou insana yakimaz, ama babamin yüzüne tuhaf bir güzellik katardi. Annem bayilirdi bu kedere. Kederin bu kadar yakitii baka bir adam görmedim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

diye söylenerek, dudaklarindan öperdi onu. Babam utanirdi galiba, aslinda tam hatirlamiyordum. Ama onun ince, solgun yüzünü ve kara gözlerindeki kederi hiçbir zaman unutamadim. Üstelik unutmayi çok istememe ramen... Çünkü babam hiçbir açiklama yapmadan, hem de baka bir erkekle çikip gitmiti yaamimizdan... Hayir, onu hatirlamak istemiyordum. Babamla ilgili anilari kovmak için bakilarimi pencereden aldim, yeniden önüme döndüm, ama yanimdaki kadinin hâlâ beni izleyen merakli gözlerini görünce canim sikildi. Bu defa pencereye dönmek yerine gözlerimi kapadim. imdi sadece jet motorlarinin gürültüsünü duyuyordum. Bir de içimdeki u endie olmasa.. Düünmemeye çalitim. Ne her an, her dakika karnimda büyümekte olan bebei, ne babami, ne de hiç istemediim halde gitmek zorunda olduum onun ehrini... Geçmiten, bugünden, gelecekten kopmak istedim. Uykunun o simsiyah, o en derin, en huzurlu bahçesinde bir süre kaybolmak istedim... Bedenimi, aklimi ve yüreimi hiçliin emrine vermek... 2 "Onun ismi Karen, Kimya deil." O anda duydum sesi... Bir erkek sesi... Yumuak, sicak, sevecen. Önce ne dediini anlayamadim, kulak kesildim. Bir miriltiya benziyordu, içten bir serzeni, sevgi yüklü bir sitem. Derken hiç kukuya yer birakmayacak kadar açik olarak iittim. "Kimya... Kimya... Kimya Hanim..." rkilerek gözlerimi açtim. Önce yanimdaki kadina baktim, hayir artik benimle ilgilenmiyordu; gözlerini yukaridaki elektronik tabelaya dikmi, yere ne zaman ineceimizi örenmeye çaliiyordu. Merakla arkaya döndüm... Arkadaki iki koltuk botu. Ön tarafa baktim... Genç bir kiz ile erkek arkadai oturuyordu. Yok, etrafta bana Kimya diye seslenecek kimse yoktu. Galiba rüya görmütüm. Ama ne zaman uyumutum ki. Gözlerimi kapadiimda dalip gitmiim demek. Ayni sesi yeniden duyar gibi oldum. Hayir, bu kez sadece hatirliyordum. "Kimya.. Kimya Hanim!" Çok uzun zamandir kimse bana böyle seslenmemiti... Babam bizi terk edip gittiinden beri. Sadece babam "Kimya" diye çairirdi beni... Bir de ah Nesim... Babamin arkadai, gönül dostu, onu bizden koparip götüren adam. O da "Kimya Hanim" derdi bana Uzun boylu, uzun yüzlü, uzun parmakli bir adam. Açik kahverengi, nerdeyse sari renkli gözleri vardi. San renkli gözleri her zaman sevgiyle bakardi. Ya da ben öyle hatirliyorum. Zaten belleimde ona dair hiçbir kötü ani yok; babami bizden koparip götürmesi diinda. Annem çok öfkelendii anlarda

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Sari gözlü eytan" derdi ona. Ama zaman geçip, yürek acisi durulunca daha az kötü konumaya balamiti. "Belki de onlar bizden ansli" derdi, "evet benciller, ama daha anslilar, çünkü urunda çok sevdikleri insanlardan bile vazgeçebilecekleri bir amaçlari var." Bu amacin ne olduunu tam olarak kavrayamasam da din olduunu bilirdim, bir tür inanç. Babamdan duyduklarim, bana verdii mistik kitaplardan okuduklarim, birbirinden renkli bir sürü masallar, misaller, çounu unuttuum dualar... Evet bütün bunlar bir dinle ilgili olmaliydi. Gençlik çaina gelince, belleimde yüzü hiçbir zaman siliklemeyen babami ve sari gözlü eyhini anlamaya çalitim. Bir neden bulmak istedim. Beni deliler gibi seven babamin bir gün apansiz çekip gitmesini gerektirecek hakli bir neden. Ama bulamadim. Annem onu bailami olsa bile, ben ite bu yüzden babami bailayamadim. Yine bu yüzden onun bana verdii Kimya ismini hiç kullanmadim. Kimliimde yazili olsa da, babam gibi, bu ismi de unutmaya çalitim. Zaten annem baindan beri Kimya ismine sicak bakmamiti. Babamla mutlu günlerindeyken, Dou kültürüne duyduu hayranlik sürerken bile bir kez olsun bana Kimya diye seslenmemiti. Onun için hep Karen'dim ben. Ama babamin beni Kimya diye çairmasina da aldirmazdi. Sadece bir defa ah Nesim'i uyarmiti. Babamin bizi terk etmesinden iki ay kadar önceydi. Sik sik yaptiklari gibi ah Nesim'le babam odaya kapanmi saatlerce diari çikmamilardi. Bir ara ah Nesim kapida görünmü, "Kimya, Kimya Hanim" diye seslenmiti. "Allah rizasi için bir bardak su verir misin?" Annemle ben salondaydik. Adamin su istemesine deil de kocasiyla saatlerce kapali bir odada kalmasina sinirlenen annem sonunda patlamiti. "Onun ismi Karen, Kimya deil." Ardindan da kalkmi azina kadar su dolu sürahiyi kendi elleriyle götürmütü odaya. En küçük bir alinganlik belirtisi göstermeyen ah Nesim, sürahiyi kapinin araliindan alirken, "Allah'in inayeti üzerinize olsun" demiti sadece. Annem çildirmi gibiydi, kendi evinde, kendi kocasinin odasina bile sokmamiti adam onu. Ama öfkesini içine atmiti annem, en azindan ben okula gidinceye kadar. Sonra ah Nesim bir daha evimize gelemez olmutu. Belki de bu yüzden babam evi terk etmiti. Bunu hiç konumamitim annemle. Çünkü hiçbir önemi yoktu. Gerçek ortadaydi. Nedeni ne olursa olsun, babam, bir baka adam için bizi birakip gitmiti. Bir daha da kimsenin bana Kimya diye seslendiini duymamitim; rüyalarimda bile. Ama imdi bir an gözlerimi kapamiken... Yoksa rüya deil miydi? Babamla ah Nesim'de bu uçakta miydi? Bunun saçma bir düünce olduunu bile bile koltuumda dorulup uçain içine bakmaktan kendimi alamadim. Davraniima anlam veremeyen yanimdaki kadin da benimle birlikte etraftaki koltuklari kukuyla süzmeye baladi. Tabii ne babam, ne de ah Nesim vardi uçakta. "yi misiniz?" diye sordu kendini daha fazla tutamayan kadin. "Kötü bir ey yok ya." Zoraki gülümsedim. "yiyim, iyiyim, hostese bakmitim sadece." Sakin olmaliyim, diye düündüm yerime otururken. Belli ki bir rüya görmütüm. Londra'dan stanbul'a, oradan da hiç dinlenmeden Konya uçaina binince böyle oluyordu ite. Gece de doru dürüst uyuyamamitim. Yanimda Nigel olmasina ramen bu bunalti dün akam da birakmamiti yakami. Oysa alt tarafi kisacik bir geziydi. Birkaç gün sürecek bir i. Hafta sonu yine Londra'da

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

olacaktim. Annemi, Nigel'i hatirladim. Londra'yi düününce içim aydinlandi, sikintim azalir gibi oldu. Belki de uçak inmeden birazcik daha kestirsem iyi olacakti. Yeniden gözlerimi kaparken kulaklarimda çinlayan bir sesle irkildim. Gözlerimi açtim, hayir, bu çari sadece benim için deildi, hostes herkese sesleniyordu: "Sayin yolcularimiz, lütfen koltuklarinizi dik konuma getirip, kemerlerinizi balayin, uçaimiz inie geçmek üzeredir." 3 "... sarikli mezar talari" Havaalanindaki insanlara bakiyordum. Yolculari bekleyenler lirasinda, elinde adim yazili bir karton, gülümseyen bir yüz, beni arayan bir çift göz yakalamaya çaliiyordum, yoktu. Karilamaya kimse gelmemiti. Uçakta yanimdaki koltukta oturan merakli kadin, onu almaya gelen iki kizina özlemle sarildi, önümde oturan genç çift, yali bir adamla kucaklati, bense elimde valizim, omzumda bilgisayar çantamla ortalik yerde öylece kalakaldim. Ne yapacaktim imdi? Böyle çaresizlik içinde saa sola bakinmanin yarari yoktu, valizimi sürükleyerek çiki kapisina yöneldim. Sevdiklerine kavumanin mutluluunu yaayan kalabaliin arasindan siyrilmak üzereydim ki, "Miss Karen... Miss Karen..." diyen ciliz bir erkek sesi duydum. Döndüm, gri takim elbisesinin içinde orta boylu, imanca bir adam duruyordu. Nefes nefese kalmiti, alninda pul pul ter damlalari vardi. Yetimek için komu olmaliydi. Ezilip büzülerek bozuk bir ngilizceyle sordu: "Özür dilerim. Siz Bayan Karen misiniz?" Adamin bu utangaç hali, telali davranii, bozuk aksani beni iyice sinirlendirdi... "Evet" dedim, "evet, ben Karen Greemvood..." Artik rahat bir nefes alacaina yüzü iyice kipkirmizi oldu. "Özür dilerim, geç kaldim..." diye açiklamaya çaliti giderek daha da kötüleen ngilizcesiyle. "Aslinda dilinizi bilen bir arkada karilamaya gelecekti sizi ama..." Bunlari duymak istemiyordum, adamin karimda ezilip büzülmesini istemiyordum. Sadece otelime gitmek, du alip, kendimi yataa atmak istiyordum. Sikintiyla iç geçirerek Türkçe konumaya baladim. "ngilizce konuacaim diye lütfen kendinizi zorlamayin, dilinizi

www.soncemre.com biliyorum. Benimle Türkçe konuabilirsiniz..."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Adamin gözleri sevinçle parladi, bir akrabasiyla karilami gibi ince dudaklarina geni bir gülümseme yayildi. "Demek biliyorsunuz..." diye mirildandi minnettar bir ifadeyle. "Çok güzel... Ben Mennan... Mennan Fidan... Konya'daki acentenin sahibiyim..." Söyledikleriyle ilgilenmediimi fark edince, ona kizgin olduumu düündü. "Geç kaldiim için tekrar özür dilerim..." diye açiklamaya çaliti. "Tamam Mennan Bey, tamam" diyerek sözünü kestim, "önemli deil... Nereden çikiyoruz?" Telala etrafina bakindiktan sonra eliyle soldaki kapiyi gösterdi. "uradan..." Tekerlekli valizimi gösterdii yöne sürüklemeye baladim. Ama Mennan ardimdan hizla yetierek, valizime yapiti. "Lütfen, ben tairim." Yüzünde öyle zavalli , öyle yalvaran bir ifade vardi ki, kiramadim valizi ona biraktim. Eliyle sirtimdaki bilgisayar çantasini gösterdi. "Onu da bana verin." "Teekkürler, valizi taiyin kâfi." Havaalaninin kapisindan çiktiimizda yolculuk boyunca uçaimiza elik eden güne, sanki görevini tamamlami gibi ansizin yok oluvermiti, ama ortalik karanlik deildi, tuhaf bir aydinlik çökmütü her yere... Bozkiri kalender bir kederle kaplayan gümüten bir aydinlik... Oysa yillar önce bu kente babamla ilk geldiimizde tatli bir iik vardi her yerde... Öleden sonraydi galiba, belki ikindi. Güne batmamiti henüz. Caddelerde, evlerin duvarlarinda, pencerelerin camlarinda, aaçlarin yapraklarinda, insanlarin yüzünde, her yerde bal rengi bir iik. Hafif kizila çalan bu altin sarisi iik, kenti aydinlatmaktan çok parlak tozlariyla önüne çikan canli cansiz her nesneyi boyuyor, karilatii her varlii kendi rengine dönütürüyordu. Konumayi söktüünden beri bu tarihi kente dair öyküler, efsaneler, masallarla büyüyen benim gibi yabanci bir kiz çocuu için unutulmaz bir andi. Mucizeyi gözlerimle görür gibi olmutum. Kocaman bir eve inmitik; kerpiçten yapilma bir ev. Ne Londra'nin apartmanlarina benziyordu, ne de içi mahallelerindeki iki, katli evlerine... Bir sürü odasi vardi, ince bir oyma içiliiyle süslenmi kanatli ahap kapilar, kafesli pencereler, aaçlarla kapli geni

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bir bahçe, bahçede sarikli mezar talari. Üzerine Arap harf-leri kazilmi yazilar, önce heykel sanmitim onlari. Babam söylemiti mezar tai olduklarini... Ona belli etmemeye çalisam da korkmutum aslinda. Evin bahçesindeki mezarlar, çok ürkütücüydü. Burasi bir tür kilise miydi? Gülerek yanitlamiti babam: "Öyle sayilir, bir tür manastir..." Tuhaf olan, hiç rahibe göremeyiimdi. Hep erkekler vardi. Nihayet bir kadin gelmiti yanimiza. ri yari, hep gülümseyen bir kadin... Adini da söylemiti, unutmuum... Kadin hiç çekinmeden sarilip öpmütü iki yanaimdan. Vanilyaya benzer bir kokusu vardi. Houma gitmiti bu koku. Belki de karnim aciktiindan. Yine de kadinin öyle teklifsizce sarilmasini yadirgamitim. Öyle ya, ne akrabamizdi bu kadin, ne de yakinimiz... Ama babamin yüzündeki sakin ifadeyi, gözlerindeki memnuniyetini fark edince sesimi çikarmamitim. Demek ki normal bir davraniti kadinin yaptii... "Arabamiz urada..." Mennan'di seslenen. Siyah bir Mercedes'i gösteriyordu. Yanli yere mi bakiyordum, yoo, ite arabaya doru yaklamiti bile. Son modellerden biri, E serisi. Arabayi süzerken, bu kadar kazaniyor mu bu adam diye düünmekten kendimi alamadim. Bildiim kadariyla Konya'da öyle geni bir müteri portföyümüz yoktu. En iyi müterimiz konion Turizm'di. u oteli yanan irket. Evet, poliçe miktarlari oldukça yüksekti, üstelik hiç aksatmadan düzenli olarak ödemilerdi ama yine de Mennan gibi küçük bir sigorta acentasina Mercedes gibi lüks bir araba aldiracak kadar para kazandirmalari olanaksizdi. Yoksa hirsli müdürümüz Simon'un kukulari hakli miydi? konion Turizm, sigorta acentemiz Mennan Fidan'i satin alarak, bize üç milyon paundluk bir tezgâh mi hazirlamiti? Bu adamin yaninda dikkatli olmakta yarar var diye geçirdim aklimdan. Ne düündüümden habersiz olan Mennan valizimle birlikte sa arka kapinin önünde durmu, beni bekliyordu. Yaklainca, valizi birakip saygiyla kapiyi açti. "Buyrun Miss Karen." "Teekkür ederim" diyerek açtii kapidan arabaya girdim, ama kibarliinin içten olduuna inanmiyordum. Bu tür sahte nezaket gösterileriyle çok karilamitim. Özellikle hile peinde olan müteriler abartili bir ilgi, iirilmi bir saygi gösterisinde bulunur, sigorta eksperini etkileyerek, kimi önemli ayrintilari gözden kaçirmamizi salamaya çaliirlardi. Ayni durumla burada da karilairsam hiç airmazdim. Bu ülkenin insanlarim çok sevmesine ramen annem de hiç istememiti Konya'ya gitmemi. imdi nasil da merak ediyordur beni? Kim bilir yolculuk sirasin-da kaç kez aramitir. Onu daha fazla endielendirmemek için cep telefonumu açtim. Telefon kapaliyken arayanlarin biraktiklari mesajlar gelsin diye beklerken Mennan valizimi arkaya koyup, bagajin kapaini gürültüyle kapatti. Arabaya binmeden o da cep telefonunu çikarip birileriyle konumaya baladi. Konuurken arada bir kuku dolu gözlerle bana bakiyordu. Birine geldiimi mi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

haber veriyordu? Yok canim, durduk yerde paranoya yapmanin anlami yoktu. Adamcaiz belki de karisiyla konuuyordu. Kendi iime baksam iyi olacakti. Cep telefonuma döndüm. Hayir, mesaj gelmemiti. Yolculuk boyunca beni kimse aramamiti. Ne annem, ne de sevgilim Nigel. Yanilmitim, demek annem beni merak etmemiti. Demek bu sorunlarla baa çikabileceimi düünüyordu... Ya Nigel'a ne demeli? Üç yillik erkek arkadaim, biricik akim, karnimdaki çocuun babasi. Hâlâ âiktim Nigel'a, o da beni seviyordu. Ama dünyanin en rahat insaniydi. Onun bu rahatlii beni çildirtiyordu. Bir de u sevimlilii olmasa, iiltili siyah gözleri, gülümsediinde kalin dudaklarinin arasindan iki sira inci gibi parildayan beyaz dileri, her zaman sicacik teni. Nigel'i düünmek bile içimi isitmaya yetmiti. Ama o beni düünmüyordu anlailan. nsan yabanci bir ülkeye giden sevgilisini merak etmez miydi? Gergin olduumu da biliyordu üstelik. Konya'ya gitmek istemediimi de söylemitim ona, hem u planda olmayan hamilelik de vardi. Bakilarim saatime kaydi. Altiya geliyordu, imdi Londra'da saat dört. Sevinçle hatirladim. Tabii ya, dün akam söylemiti, Nigel bu saatlerde bir kalp ameliyatina girecekti, o yüzden arayamamiti. Ya annem? Ah, onun da iyi bir nedeni vardi: AIDS'lilerle dayanima derneinin toplantisi. Her pazartesi bu saatlerde ayni toplantiya giderdi annem. Mercedes'in açilan kapisiyla bölündü düüncelerim, Mennan arabadan içeri girerken, "Kusura bakmayin beklettim biraz" dedi mahcup bir tavirla. "Ofisten ariyorlardi, acil bir durummu." lgilenmez gölündüm. "Önemli deil." Mennan kapiyi kapatti. Göbekli bedenini oflaya puflaya direksiyon ile koltuun arasina sikitirirken alninda yine ter damlalari birikmeye balamiti. Vites kolunun yanindaki kutudan çektii kâit mendille alnimi kuruladiktan sonra: "Evet, artik gidebiliriz" diye söylendi... Kontak anahtarim çevirecekken durdu, sanki önemli bir konuyu unutmu gibi dikiz aynasindan endieyle bana bakti. "Siz, rahatsiniz orada deil mi?" Adamin yeil gözlerini ilk kez fark ediyordum; tombul yüzünde içten bir ifadeyle iildiyorlardi. "Rahat im, rahatim, teekkür ederim, gidebiliriz..." Mennan derin bir nefes aldi, "Bismillahirrahmanirrahim" diye fisildayarak kontak anahtarini çevirdi. 4 "Senin olani sana getirdim." Dümdüz bir kentin içinde ilerliyorduk. îki yani aaçli geni caddeler, insanda ferahlik duygusu uyandiran bo alanlar, çok da yüksek olmayan bahçeli binalar. Hiç böyle hatirlamiyordum Konya'yi-Uçsuz bucaksiz bir gökyüzünün altinda gizemli eski evler, bilinmeze açilan dar sokaklar, yali camiler ve adim bai, insanin içine tuhaf bir ürküntü yayan o sarikli mezar talan vardi belleimde. Sahi babamla gittiimiz, o bahçeli, kerpiç ev neredeydi acaba? Sanki görebilirmiim gibi arabanin camindan diariyi izlemeye baladim. Yanimizdan geçen bir tramvay, rengârenk vagonlariyla engelledi görüntümü. O kadar yakindi ki, içinde akalamakta olan mavi

www.soncemre.com önlüklü örencileri bile

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

görebiliyordum... Tramvay aradan çekilince kaldirimin üzerindeki banka oturmu yoksul giyimli, genç bir kadin gördüm. Kucaindaki battaniyenin altinda bir ey tutuyordu. Dikkatle bakinca bunun bir bebek olduunu fark ettim. Kadin bebeini emziriyordu. Göüsü görünmesin diye solgun battaniyenin ucuyla örtmütü bebeinin yüzünü. Birden gözlerimin nemlendiini hissettim, boazimda bir yumruk düümlenmeye baladi. Ellerim kendiilinden karnimin üzerine kaydi, ama gözlerim hâlâ çocuunu emziren genç annedeydi. Kadin baini kaldirdi, göz göze geldik. Gülümsedi, karilik veremedim, istemediimden deil, yapamadiimdan. Telalanarak, yabani bir davranila baimi çevirdim. Neden böyle yaptiimi bilmiyorum. Hayir, kadini küçümsemiyordum, belki korkuyordum, ama bu genç anneden deil, kendimden, karnimda büyümekte olan çocuktan. Ne yapacaima henüz karar verememi olmaktan. Sonra böyle kabaca baimi çevirmeyi kendime yediremedim, yeniden genç anneye döndüm, ona gülümseyecek, belki baimla selam verecektim, ama kadin beni çoktan unutmu, yeniden bebe-iyle ilgilenmeye balamiti. Telefonum ite o anda çaldi. Nigel mi? Heyecanla çikardim çantamin içinden. Hayir, Simon'di. Bizim müdür. Hayal kirikliimi sesime yansitmamaya çabalayarak açtim telefonu: "Alo..." "Alo, Karen... Yolculuk nasildi?" diye sordu Simon'in bir kadininki kadar tiz sesi. "iyi, iyiydi... Az önce indim... Mennan Bey beni kariladi... Otele gidiyoruz..." "Mennan kariladi demek, güzel. Ama bak ne diyeceim, o adama fazla güvenme." Sanki sesini duyabilirmi gibi fisiltiyla konuuyordu. "Onunla iki yildir çaliiyoruz, nasil biri olduu hakkinda çok fazla bilgimiz yok. Uyanik olmakta yarar var. Seni unun için ariyorum. Ek bir sözleme bulduk. Müteriye oldukça büyük avantajlar salayan bir sözleme. Yedi maddenin, bei yanginla ilgili. Bu ek sözleme iyice midemi bulandirdi. Senden çok titiz çalimani istiyorum Karen. Lütfen hiçbir ayrintiyi atlama. Ikonion irketi'nin sahibi çok kurnaz bir adam, iyi eitim almi biri. Bu ileri bizim kadar iyi biliyor. Gözünü boyamak için her türlü hileye bavurabilir. Belki Mennan'i bile satin almitir." Bakilarim dikiz aynasina kaydi, ciddi bir ifadeyle araci kullanan adama baktim. Masum görünüyordu... Ama sadece görünüyordu. Belki de ngilizceyi de çok iyi konuuyordu da, bilmiyorum diyordu. Bu meslekte eytanin bile aklina gelmeyecek sahtekârliklar, en zeki insanlarin

www.soncemre.com bile

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

düünemeyecei hilelerle karilamitim. Artik en saf sandiim kiilerin bile yeryüzünün en büyük dolandiricisi olarak karima çikmasi beni airtamazdi. Mennan'a sezdirmemek için üstü kapali konutum Simon'la. "Merak etme, her eyin farkindayim, gerekenleri yapacaim." "Tamam, ek sözlemeyi e-mailine yolladim. Yarinki toplantiya gitmeden bakarsan iyi olur. Bir de yanginda ölen u iki garson. Onlar için Türk basininda çikan haberler var. Gazeteler bu ölümlerin kaza deil, cinayet olduunu iddia ediyor. Gazeteciler olaylari abartmayi sever ama haberleri okumanda yarar var." "Tabi... Kesinlikle okurum." "yi görüürüz o zaman. Bir gelime olursa, hemen ara. Günün hangi saati olursa olsun fark etmez. Telefonum yirmi dört saat açik olacak." "Anlatik, ararim." Telefonu kapatip, çantama koyarkan, bir bakiin airliini hissettim üzerimde. Baimi kaldirinca dikiz aynasindan beni süzen Mennan'in k is ilmi yeil gözlerini gördüm. Yarim yamalak bir gülümseyile karilik verdim ama yetkili acentemize yetmedi. "Londra'dan mi ariyorlar?" diye sordu ilgili bir tavirla. Türklerin karilatiklari insanlarla öyle ölçüp biçmeden kisa sürede samimi olma özelliklerini biliyordum. Eer Simon'in uyanlari olmasa Mennan'in sorusunu da bu özelliklerine yorardim ama ortada üç milyon paundluk bir tazminat vardi. "Evet Londra'dan bir arkada..." diyerek konuyu kapatmak istedim ama Mennan israrciydi. "Geçen yil Londra'daydim" diyerek sohbeti derinletirmeye çaliti. "Konya'dan kalabalik bir arkada grubu, turla gitmitik... Turist olarak diyorum... Thames Nehri, saat kulesi, Hyde Park, bir de u ünlülerin balmumundan yapilmi heykellerinin bulunduu müze..." "Madame Tussaud Müzesi..." diye hatirlattim. "Evet ite o. Bir tek soldan akan trafie aliamadik ama çok sevdik Londra'yi. Yeil bir ehir... Burasi gibi deil... Ama biraz günei az." Adamin konumasindan sikildim, gözlerimi camdan diariya çevirdim. Bahçesinde sarikli mezar talan olan o evi aramaya baladim yemden... Kentin ortasinda bir yerlerde olmaliydi. Otobüs garinda indikten sonra bir taksiyle gitmitik. Dar bir sokaktan geçmitik, kisa minareli tatan yapilma bir cami animsiyorum, bir meydan vardi. Renk renk meyvelerin sergilendii tahta tezgâhlardan oluan küçük bir pazarin kurulduu geniçe bir meydan. Ev, o meydanin yakinindaydi. Tek kanatli geni bir kapidan girmitik bahçeye. Bir adam

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

karilamiti bizi, yali bir adam. Babam uzanip elini öpmütü adamin. Akrabamiz olmali diye düünmütüm. Babamin amcasi... Gerçi babam hiç akrabalarindan bahsetmemiti bize. Ama eilip adamin elini öpünce bize bahsetmedii bir amcasi varmi demitim kendi kendime. Tuhaf olani, adam da eilip babamin elini öpmütü. Türklerde büyüklerin elinin öpüldüünü biliyordum, ama yali bir adamin genç birinin elini öptüünü duymamitim... "Bir eye mi bakiyorsunuz Miss Karen..." rkildim; Mennan'in yeil gözleri yine üzerimdeydi. "Evet, bir eve bakiyordum." Kendimden bahsetmenin yanli olabileceini düünüp duraksadim, sonra bu kadarcik bilgi özel yaam sayilmaz diyerek konumayi sürdürdüm. "Eski bir ev, kocaman bir bahçesi, bahçesinde sarikli mezar talari olan bir ev..." "Dergide mi gördünüz?.. Evi diyorum... Turizm dergisinde filan mi?" Yalan söylemeyi kendime yediremedim. "Hayir" dedim, "Konya'ya daha önce de gelmitim..." Mennan'in gözleri yeni bir merak dalgasiyla aydinlandi. "Öyle mi? Ne zaman gelmitiniz?" "Çok önce, çocukken... O zaman eski bir eve götürmülerdi bizi... Ev deil de dini bir bina gibi..." "Cami mi?" "Yok cami deil, içinde yaayan insanlar vardi." "Dergâh olmali..." diye tahminde bulundu. "Kim götürmütü?" Babam diyecektim, vazgeçtim. "Bir tanidik... Londra'da ayni mahallede oturuyorduk..." Dikiz aynasinda Mennan'in alninin kiritiini gördüm, önemli bir sorunla karilami gibiydi. "Valla Miss Karen, öyle yerler çok... Acaba hangisi?" Çözümü bulmu gibi ansizin iidi gözleri. "Sokaklarin arasina girelim. Öyle büyük bir yer deil burasi, belki tanirsiniz..." Kari çikmama firsat bile vermeden direksiyonu soldaki ilk sokaa kirdi. Sadece bir aracin girebilecei kadar dar sokain baindaki çirkin apartmani geçer geçmez, doku deiti. ki katli sevimli kerpiç evler yan yana siralanmaya baladi... Evlerin dokusuyla birlikte sanki zaman da deimi, birkaç yüz yil öncesine gitmi gibiydik. Burasi babamla geçtiimiz o dar sokak olabilir miydi? Bu oymali ahap kapiyi, bu kafesli pencereleri, bu iki katli kerpiç evleri daha önce görmüüm olabilir miydim? Belki. Ama geçmi yüzyillardan kalan bu sokaa baktikça belleime duyduum güven azaliyor, neyi görüp, neyi görmediimden emin olamiyordum. Zaten çok sürmedi, birkaç yüz metre sonra o güzelim evler sona erdi, aracimiz bizi yeni binalarin boy gösterdii küçük bir caddeye çikardi. Sokaktan ayrilirken sordu Mennan. "Ne dersiniz, buralara benziyor muydu geldiiniz yer?" "Emin olamiyorum" dedim gözümün önüne düen saçlarimi elimin tersiyle geriye atarken. "O zamanlar çocuktum, buralar çok deimi olmali..." imdi bir parkin yanindan geçiyorduk, içinde küçük bir cami vardi. Hayir, bu parki hiç

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

görmemitim. Ne bu parki, ne de küçük camiyi. Yine de ilgiyle camiye bakmaktan kendimi alamadim. Eski bir yapiya benziyordu. Caminin giri kapisinin alinliindaki yaziyi okumaya çaliirken, Mennan aniden frene basti. "Allah kahretsin..." Araba sarsilarak durunca sikintili bir suratla bana döndü.. "Çok özür dilerim..." Eliyle arabanin sa tarafini gösterdi. "Lastik... Sa ön lastik patladi..." Bir bu eksikti, diye geçirdim içimden Mennan bir ey söylememe izin vermeden sürdürdü sözlerini. "Merak etmeyin, hemen bir taksiyle yollarim sizi otele..." Taksiyle mi? Bavulu yeniden bagajdan çikar, baka bir taksiye tai. Gözümde büyüdü. Kararsiz kaldiimi görünce açikladi. "Lastii deitirmek biraz zaman alir..." "Önemli deil" dedim kararli bir tavirla, "...beklerim." Emin misiniz gibilerden süzdü beni. "Siz, iinize bakin, nasil olsa otele gidiyoruz. Geç ya da erken ne fark eder?" "Tamam o zaman" dedi Mennan ceketini çikartirken. "Elimden geldiince çabuk deitireceim lastii..." Arabadan inerek bagaja yöneldi... O bagaj kaputunu açarken, ben de çöken akamla birlikte alacakaranlia bürünen parktaki insanlara bakmaya baladim. Caminin önündeki çemede üniformali iki polis aptes aliyordu. Bellerinden sarkan kocaman tabancalar dikkatimi çekti. Adamlarin yüzlerini iyi seçemiyordum, ama az sonra Tanri'dan bailanma dileyeceklerini biliyordum. te o günah çikarma ani ile kemerlerindeki silahlar birbirlerine tam bir karitlik oluturacakti. Yok etmenin araci olan tabancalarla Yaradan'in huzuruna varmak. "Öldürmeyeceksin!" diyen Tanri'nin huzuruna ölüm getiren araçlarla çikmak. Bu konuyu, babam ile ah Nesim'in konutuklarini animsiyordum. Odaya kapanmadiklari bir gündü, salonda oturmu çay içiyorlardi, ben resim yapiyordum. Konunun nasil açildiini bilmiyorum ama, "Tanri'nin cezalandirici olacaina inanmiyorum" diyordu babam. "Tanri efkat ve merhamet doludur. Onda iddet yoktur." San gözlerini babanim yüzüne dikerek bir süre öylece bakmiti Nesim. "Yaniliyorsun" demiti sonra baini usulca sallayarak, "Tanri merhametten de, efkatten de daha büyüktür. Tabii, iddet ve cezadan da. Onda hepsi vardir, onda hepsi birdir. Bir olmak demek, çok olani bir görünümde toplamak demektir, ama farkliliklarini silmeden, aynilatirmadan, birbirine benzetmeden. Çünkü her varoluun bir anlami, bir gerei vardir. Çou zaman mesele Tanri'nin ne olduu deil, bizim onda ne gördüümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

iddeti. Zeki olanlar akli görür, aptal olanlar kör inanci, âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi." Mennan'in bagajdan çikartirken yere düürdüü lastikten yayilan gürültü daitti düüncelerimi. Arkaya baktim; sürücümüz step-neyi yerden kaldirmi, iterek arabanin ön tarafina getiriyordu. Neesi yerine gelmi gibiydi, Geçerken bana gülümsemeyi bile ihmal etmedi. Lastii biraktiktan sonra döndü, bagajdan krikoyu da alarak çalimaya koyuldu. Krikonun arabayi yükseltmeye baladiini hissettim. Ayni anda uzun zamandir duymadiim bir ses yayildi çökmekte olan akam karanliina. Camiden ezan okunuyordu. Babam da güzel ezan okurdu. Sanki kutsal sözcükleri deil de içli bir sevda arkisi söyler gibi. Aslinda ah Nesim'in Pakistanli Müslümanlari gibi her gün be vakit namaz kilmaz, arada bir odasina kapanir secdeye dururdu. Babamin ibadeti namazla sinirli deildi, bazen hiç kipirdamadan geceler boyunca oturur, bazen kendi kendine fisir fisir konuur, bazen de sadece ney üflerdi. Kapandii odadan çiktiindaysa iri kara gözleri nemlenir, yüzünde derin, tuhaf bir dinginlik olurdu. ah Nesim'in babama "Ölmeden önce ölmek gerek" dediini duymutum. Bu cümle korkutmutu beni. Babanim öleceini düünerek odama çekilip alamaya balamitim. Sesimi duyan babam yanima gelmiti. Boynuna sarilarak: "Sen ölecek misin baba?" diye sormutum. Hiç beklemiyordu babam bu soruyu. "Nereden çikti imdi bu?" Duyduklarimi anlatinca da kahkahalarla güldü. "Ben ölmeyeceim kizim, Nesim Amcan da bana öl demiyor zaten. O sözlerin gizli bir anlami var. Büyüyünce anlarsin. u kadarini söyleyeyim ki ölümle hiçbir ilgisi yok bu sözlerin." Çok sevinmitim babamin ölmeyeceine. Ve büyümeden çözdüm, "Ölmeden önce ölünüz" sözlerinin anlamini. Babamin gözlerindeki kipirtisiz sükûneti anlatiyordu bu sözler. Bakalari için farkli anlami olabilirdi, ama bana göre bu sözler, yüzündeki o müzmin kedere ramen, babamin hiçbir zaman kaybolmayan o derin huzurunu anlatiyordu. Ne zaman bu cümleyi duyacak olsam, sessiz, kipirtisiz, sanki sonsuzlua uzanan dümdüz bir okyanus canlanir gözlerimin önünde. Büyük, güçlü, olaanüstü, ama bir o kadar sakin, bir o kadar engin, bir o kadar da uysal. Babamin yüzündeki o anlami, sinirimizdaki Janet'in yüzünde de görmütüm bir kriz sonrasinda. Sara hastasiydi Janet; sinifin en huysuz çocuuydu. Bazen hastalik sinifta yakalardi onu, firtinaya tutulmu bir yaprak gibi titrerdi zavalli kizcaiz ama kriz geçince babamin siyah gözlerindekine benzer derin bir huzur olurdu Janet'in kül rengi gözlerinde. Büyük bir gerilimin ardindan gelen dinginliin insan yüzüne yansiyan yumuaklii. Yürein kabarmasiyla, insan benliinde kopan o korkunç firtinanin ardindan gelen büyük huzur. u anda en çok istediim ruh hali. u anda bana en uzak olun ruh hali. te yeniden kipirdanmaya balamiti içimdeki o karabasan, yine o derin huzursuzluk, öyle bir an geldi ki nefes alamaz oldum, kapiyi açip kendimi arabadan diari attim. ndiimi fark eden Mennan merakla bakti.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ben iyiyim" dedim soru sormasina izin vermeyerek. "Siz iinize bakin" O iine dönerken ben de arabanin öteki tarafina geçerek, sikintim azaltir umuduyla parki izlemeye baladim. Çöken karanlik minarenin görüntüsünü iyice biçimsizletirmi, bu dini yapiyi, ince uzun bir siluet haline getirmiti. Ezan okuyan hocanin diinda h iç b ir ses duyulmuyordu meydanda. Yoldan geçen insanlar, aaçlanil dallarinda gezinen rüzgâr, her günkü gibi devinen ehir, sanki her ey, herkes sessizlie bürünmü gibiydi. Parkin ortasinda yankilanan bu ezan sesi mi, baimizin üzerinde dönüp duran kular mi, air air çöken akam mi, nedenini bilmiyorum, birden yapayalniz hissettim kendimi. Sanki bütün sevdiklerim, bu tanimadiim ehirde beni bir baima birakip gitmilerdi. Ayni bountuyu yeniden hissettim içimde. Keke inmesiydim arabadan diye düünürken duydum Mennan'in sesini. "Sigara içer misiniz? Torpido gözünde bir paket var." Sigara içmiyordum, hiçbir zaman sevmemitim tütünü ama o kadar houma gitmiti ki teklifi, dütüüm karanlik girdaptan adeta çekip çikardi beni. "Yok, teekkür ederim kullanmiyorum" dedim. Çömeldii yerden baini uzatarak, "Ben de biraktim" diye söylendi. "Paket de içtiim günlerden kalma." Sonra baini edi, lastikle uramaya devam etti. Hayir, böyle olmayacakti, kendimi toparlamaliydim. Bana bir ey olduu yok, diye geçirdim içimden, gece çökerken, yabancisi olduu bir ülkede hissettiim yalnizlik, hepsi buydu ite. Bir tür melankoli. Ama artik bitmeliydi. Heathrow Havalimani'ndan uçaa bindiimden beri yakami birakmayan bu kötü duygudan, bu uursuz karamsarliktan artik kurtulmaliydim. Caminin önündeki çemeye gitsem yüzümü yikasam.Fena fikir deildi. Bu niyetle geriye döndüm ve karimda onu gördüm. Tepeden tirnaa siyahlar giyinmi bir adam; ince, uzun boylu, saçi sakali birbirine karimi. Öyle sessizce duruyordu önümde, bo bulunsam çilik bile atabilirdim. Ama o kadar airmitim ki sadece küçük bir "Ah!" sesi çikti azimdan. "Korkma" diye fisildadi. Sesi su gibi sakin, tene dokunan ipek gibi yumuak, hafiften çöken serinlik gibi gibi huzur vericiydi. "Korkma, kötülük için gelmedim." Bakilarim adamin uzun kirpiklerinin arkasindaki doutan sürmeli kara gözlerine kaydi. Tehdit yoktu bu gözlerde, kurnazlik yoktu, korku yoktu. Benden yardim ister gibiydi. Ne diyeceimi bilemeden âdeta büyülenmi gibi öylece kalakalmitim karisinda. Adim attiini görmedim, ama yaklati. Kipirdadiini fark etmedim, ama yaklati. Sanki yürümüyor da uçuyordu, gece gibi, rüzgâr gibi, sessizlik gibi. Uzanip sa elimi tuttu, sol avucunun içine yatirdi. Elleri Nigel'inkiler kadar sicakti. Karimda baka biri olsaydi, elimi hemen çekmi, bu dilenci görünümlü adami azarlayarak çoktan kovmu olurdum yanimdan. Ama yapmadim, yapamadim. Büyülenmi gibi sürmeli gözlerine baka kaldim. Adam, saygiyla avucumu açti, içine bir ey koydu, sonra parmaklarimi tek tek kapatti. "Senin olani, sana getirdim." Bir rüyada gibiydim, sa elimin parmaklan avucumdaki sert nesneye dokunuyordu. Parmaklarimi açtim, merakla sa

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

avucumun içine baktim. Alacakaranlikta iyi seçemiyordum; elimi gözlerime yaklatirdim. Avucumun ortasinda bir yüzük duruyordu. Kahverengi tali, gümü bir yüzük. Görür görmez sevdim yüzüü, görür görmez içim isindi ona. yi de bu yüzüü neden vermiti ki bu adam? Belki de satmak istiyordu. Gecenin içinden çikan bu esrarengiz adam demek sadece bir saticiydi. Anlamak, sormak, konumak için baimi kaldirdim ama adam yoktu. Nasil olabilirdi? Daha birkaç saniye önce karimda duran adam nereye gitmi olabilirdi? Telala etrafa bakindim, hayir siyah giysili, uzun boylu adam yoktu; geldii gibi kaybolmutu gecenin içinde. "Nerede?" diye söylendim. "Nereye gitti bu adam?" "Buyurun" diyerek doruldu Mennan. "Bir ey mi dediniz?" Adamin az önce durduu boluu gösterdim. "Burada biri vardi..." Mennan'in kalari çatildi, levyeyi sikica kavrayarak yaklati. "Adam mi? Yoksa rahatsiz mi etti?" Derdimi anlatamamanin verdii çaresizlikle baimi salladim. ; "Hayir... Hayir, rahatsiz filan etmedi. Ama birden kayboldu." "Kayip mi oldu?" diye yineleyerek etrafa bakti. Kimseyi göremeyince, önemsemedi. "Kaçti gitti herhalde. Çantaniz, cüzdaniniz yerinde deil mi?" te bu aklima hiç gelmemiti. Tabii ya adam hirsiz olabilirdi. Bel-ki o yüzükle oyalarken ortai da çantami kapmiti. Hemen arabanin kapisini açip içeri baktim. Hayir, çantam da, cüzdanim da, dizüstü bilgisayarim da arabanin arka koltuunda duruyordu. "Yok" diye mirildandim sevinçle. "Hiçbir ey çalinmami, adam hirsiza benzemiyordu zaten. Üstelik bir de yüzük verdi bana." Avucu md ak i yüzüü gösterdim. Çok ilgilenmedi, olaya kizmami olmama sevinerek konuyu kapatmak istedi. "Bir hediye" diye mirildandi. "Güzelmi, hayirli günlerde kullanin " Sözleri merakimi gidermemiti. "yi de o adami tanimiyorum ki. Bana bu yüzüü vermesi için bir neden yok." Yüzüne iyimser bir gülümseme yayildi. "Bizim buralarin insani bir tuhaftir. Durup dururken iyilik yapacai tutar. Sizin yabanci olduunuzu anlayinca bir hediye vermek istemitir." "Tamam da niye kaçar gibi uzaklati o zaman?" Hiç duraksamadan yanitladi. "Utanmitir. Bizim insanimiz, yabancidan utanir." Mennan'in sözleri ikna edici deildi. Yeniden etrafa bakinmaya baladim. Gözlerim, parkin karanlik köelerini, gecenin henüz ele geçiremedii sokak girilerini taradi yeniden. Yok, uzun boylu, siyah giysili, güzel gözlü adam ortalikta yoktu. Peki kimdi bu adam?

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Sanki bu sorumun yanitiymicasina küçük caminin önündeki iiklar ansizin yaniverdi ve kapinin üzerindeki metal levhaya yapitirilmi pirinç harflerden oluan yazi ortaya çikti. "ems-i Tebrizi Camii ve Türbesi." 5 "... insanlarin kalbine elimle dokunabilmek." Otel umduumdan daha iyiydi. Aliildik turistik konaklama yerlerinden deildi; sadeydi, temizdi, kentin merkezinde olmasina ramen sessizdi. Lobi insani yormayan, yumuak bir iikla aydinlatilmiti. Mennan ibilir birinin aceleciliiyle pasaportumu alarak resepsiyondaki görevliye yaklati. Birkaç adim geride durmu, oteli tanimaya çaliiyordum. Köedeki geni koltuklarda iki genç adam oturuyordu. çeri girdiimizde, ilgiyle süzmeye baladilar beni. ster Londra'da olsun ister dünyanin baka bir yerinde her zaman nefret etmiimdir israrla, aç erkek bakilarindan. Baimi çevirip pencereden diari, artik puslu gecenin tamamen ele geçirdii caddeye bakmaya baladim. Otelin önünden geçen asfaltin gerisinde iiklandirilmi tarihi bir cami vardi. Biraz soma caminin önündeki adirvani da fark ettim. Üzeri ahap ve alüminyum ince bir levhayla kapatilmi, birçok yerinde musluu olan bu tarihi çemeyi daha önce görmü müydüm? Babamla bu adirvana gelmi miydik? Bu deilse bile buna çok benzeyen baka bir adirvan olmaliydi. Bir öle üzeriydi, suyundan içmitik. Çok iyi hatirliyorum, san musluklarin yaninda, tenekeden birer bardak sallaniyordu. Herkesin dudaklariyla dokunduu bu kabi kullanmak düüncesi bile midemi kaldirmaya yetmiti. Suyu avuçlarima doldurarak içmeye çalimiim. Babam hiç çekinmeden, bardain kirli olup olmadiina aldirmadan kana kana içerek gidermiti susuzluunu. Bu ayni adirvan miydi acaba? Mennan'a sormayi düünürken duydum sesi. "Kimya... Kimya Hanim..." Bakilarim hâlâ solgun iiklarla aydinlanan adirvandaydi. Bir an uçakta, kapildiim o tuhaf heyecani yaadim. Neler oluyordu? Baimi sesin geldii yöne çevirince, gülümseyerek bana bakan resepsiyon görevlisini gördüm. "Kimya Hanim... Kimya Hanim bakar misiniz?" Seslenen oydu. ikinci adimi nereden biliyordu bu adam? Aptal bir suratla öylece baktiimi gören Mennan da araya girmi. "Miss Karen... Miss Karen..." diye bana seslenmek zorunda kalmiti. "Kayit fiini imzalamaniz gerekiyor." O zaman anladim görevlinin ikinci adimi nereden bildiini, önünde pasaportum duruyordu. Resepsiyona yaklatim. "Tabii, nereyi imzalayacaim?" Görevli kayit fiini uzatti. "urayi lütfen." Gösterdii yeri imzalarken sürdürdü sözlerini."Özür dilerim ama merak ettim... sminiz Karen Kimya Greenwood..." Baimi kaldirmadan yanitladim. "Evet!.." Galiba biraz sert çikmiti sesim. Görevli mahcup olmu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

gibiydi ama merakina yenildiinden midir nedir, konuyu demeyi sürdürdü. "Yani ikinci isminiz diyorum, Kimya... ngilizler pek bu ismi kullanmaz da...Sizde Türklük var mi?" Bu seni niye ilgilendiriyor diyemediim için: "Hayir, ben ngilizim" diyerek kestirip attim. Bozulduumu anlayan Mennan da ters ters bakmaya balamiti, ama adam pikin çikti, hiçbir terslik yokmu gibi, siritarak aldi imzaladiim kayit, fiini. "Teekkür ederim Miss Karen" dedi Karen'in üzerine basa basa. Anahtari uzatirken açikladi. "131 numarali oda. Sultan Selim Camii'ne bakiyor. Balkonunuzdan Mevlânâ Türbesi'ni de görebilirsiniz..." Mevlânâ Türbesi... Tabii babam oraya da götürmütü beni. Yan yana, arka arkaya siralanmi üzerleri Arapça yazilarla kapli, garip mezarlarin bulunduu kiliseyi andiran çok kubbeli bir mekân. Resepsiyon görevlisine sorsam daha fazla bilgi alabilirdim ama bu merakli gençle yüz göz olmayi hiç istemiyordum, odama çikmak, kendimi sicak suyun altin atmak için sabirsizlaniyordum. Ama Mennan'in beni birakmaya pek niyeti yoktu. "Akam yemei için ne yapalim? Çok güzel restoranlarimiz var. Yerel yemekler yapiyorlar." yi bir ev sahibi olduunu göstermek istiyordu anlailan. Onu reddetmek kabalik olacakti ama çok az bildiim bu ehirde, akam yemeini neredeyse hiç tanimadiim bir adamla yemek istemiyordum.. "Ben burada yesem..." diyecek oldum. Mennan'in ay gibi yuvarlak yüzündeki iilti puslandi ama hemen teslim olmadi. "ey için diyorsaniz, yani içki olmadii için." Ne demek istediini anlamamitim, yüzümdeki soru dolu ifadeyi görünce açikladi. "Hani diyorum, belki size Konya'daki lokantalarda içki olmadiini söylemilerdir. Hepsinde deil. Gideceimiz restoranda rahatça içki içebilirsiniz. Üstelik kimse de sizi yadirgamaz." Kendimi tutamayarak gülmeye baladim, Mennan birden çok sevimli görünmütü gözüme. "Hayir, içki yüzünden deil. Çok yorgunum. Belki yemei odamda yerim. Dinlenmek istiyorum. Yarin uzun bir gün olacak, kendimi toparlamam lazim." "Anladim..." dedi koca kafasini usulca sallayarak. "Tabii dinlenirseniz daha iyi olur... Yarin akam misafirimiz olursunuz o zaman." "Yarin akam... Tamam, ben odama çikayim artik." Elimi ona uzattim. "Yaptiklariniz için çok teekkür ederim Mennan Bey." Elimi sikarken bakilarini kaçirdi, yine genç kiz gibi kizarip bozarmaya balamiti. "Ne demek Miss Karen, benim görevim, iyi akamlar..." "iyi akamlar..." Hâlâ saygiyla dikilmekte olan Mennan'i öylece birakarak, valizimi asansöre taiyan görevli çocuun pei sira yürüdüm. Asansörün kapisindan içeri girecekken çalmaya baladi telefonum. Telefonun ekraninda arayanin adini görür görmez bir heyecan sardi bütün bedenimi. Nigel'di. Ne asansörün açik kapisi, ne elinde valizimle bekleyen görevli, ne de ben yukari çikana kadar otelden ayrilmamaya kararli olan Mennan, hepsini unuttum. Sevinçle bastim telefonun konuma tuuna. "Nigel... Alo Nigel, hayatim..." Nigel'in sesi her zamanki gibi neeliydi, kendinden emindi. "Merhaba tatlim...Nasil gidiyor Türkiye maceran?" Yaadiklarimi

www.soncemre.com bir çirpida anlatmak, hissettiklerimi,

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

düündüklerimi açiklamak istedim. Ama bakilarim birkaç adim önümde bekleyen görevliye, hâlâ resepsiyonun önünden beni izleyen Mennan'a takilinca vazgeçtim. "iyi" dedim aceleyle, "iyi gidiyor. Biraz bekler misin?" Görevliye döndüm. "Siz valizleri çikarin, ben merdivenlerden yürüyerek geleceim." Görevli asansöre girerken, ben de Mennan'a el sallayarak merdivenlere yöneldim. Artik sevdiim adamla konuabilirdim. "Nigel... Ah Nigel... Aradiina nasil sevindim anlatamam..." Nigel'in sesindeki havailik kayboldu. "Karen, sen iyi misin?" . Gözlerim nemlenmiti. Alamamak için kendimi zor tutuyordum. Karmaik duygular basmiti içimi. Bu yolculua çikmamda en küçük bir sorumluluu bile olmayan Nigel'a, beni neden engellemedin demek istiyordum. Ama ne olmutu ki? Nigel'a niçin sitem edecektim? Bir saldiriya mi uramitim, biri bana hakaret mi etmiti, kimse beni karilamami da koca ehirde bir baina mi kalmitim? Hayir, huzursuzluk bendeydi, huzursuzluk aklimdaydi, kalbimdeydi, rahmimdeydi. Üstelik Anadolu'nun ortasin-daki bu ehirde deil, çok daha önce, daha Londra'da uçaa binmeden kipirdanmaya balamiti. Yanit alamayan Nigel kaygiyla sordu: "Karen... Karen neler oluyor? iyi misin?" "Bir ey yok" diyebildim sonunda, yanaklarimdan süzülen gözyalarimi elimle kurulayarak. "Bir ey yok... u anda oteldeyim.! Güzel bir yer..." Nigel ikna olmamiti, sesimin çatallamasi beni ele veriyordu. "Huzursuz gibisin." "Bilmiyorum Nigel..." dedim, aladiimi anlamasin diye elimle telefonun ses almacini kapatip, burnumu çekerek. "Evet, galiba biraz huzursuzum." "Niye? Kötü bir ey mi oldu?" "Kötü bir ey olmadi, iler yolunda gidiyor aslinda..." "Yolculuk mu yorucuydu?" "Yoo... Yolculuk da iyiydi..." Daha fazla saklayamadim. "Bilmiyorum içimde bir sikinti var ite." Nigel'in neesi kaçmiti. "Nasil bir sikinti?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Onu üzdüüm için iyice moralim bozuldu. "Önemli deil, geçer herhalde... Haklisin, yol tedirginlii olmali..." Nigel'in kaygisi geçmedi. "Hasta filan olmuyorsun deil mi?" Hasta derken neyi kastettiini biliyordum. Nigel, hamilelikle ilgili bir sorun olabileceini düünüyordu. ki gün önce Soho'dakij Jazz Club'da konumutuk bu konuyu. Çocuu aldiracaktim, öyle karar vermitik. Daha dorusu, Nigel öyle karar vermiti... Hayatimizin en güzel yillarini bir çocuk peinde harcayamazmiiz. kimiz de iyi kazaniyormuuz, saliimiz da yerindeymi, henüz gençmiiz ve birbirimiz için deli oluyormuuz. Üstelik dünyada gezilip görülecek o kadar çok yer varmi ki... Çocuk bize engel olurmu. Belki hakliydi, ama ben otuz yaim çoktan amitim. Biyolojik saat acimasizca çaliiyordu. Belki de çocuk sahibi olmak için bu son ansimdi. Kararsizliimi fark etmiti Nigel, yine de umursamadi; aldii kararin doruluundan emindi. Ben de ona boyun emitim. "Tamam" demitim, "aldiririz." Bu ii hemen bitirmek istiyordu Nigel. "Yarin hastaneden gün alayim" demiti. Ama mümkün deildi, çünkü benim iki gün sonra Türkiye'ye gitmem gerekiyordu. Cani sikilmiti sevgilimin, fakat uzatmadi. Siyahi tenine çok yakian bembeyaz dilerini göstererek gülümsemiti. "Merak etme, bir haftalik gecikmeden bir ey olmaz. Döner dönmez hallederiz." Çok sevdii o ili arabindan doldurmutu sonra kadehlerimize. Doacak bir yaami söndürme karan alirken, "Hadi hayata içelim" demiti. Sadece kendisinin mutlu olabilecei bir hayata. arabini yudumlarken yüzündeki gerginlik kaybolmu, iyice rahatlamiti. Ama imdi binlerce kilometre ötedeki sesi endie içinde yüzüyordu. "Karen, benden bir ey saklamiyorsun deil mi?" Ne yalan söylemeli, Nigel'in benim için kaygilanmasi houma gitmedi deil, ama onun daha fazla üzülmesine dayanamadim. "Yok, hiçbir sorun yok. Saliim yerinde. Yabanci bir ülkede tek baima olmak ho deil tabii... Ama sonuçta bu benim iim... Neyse, birakalim artik bu konuyu. Ben iyiyim, gerçekten iyiyim. Senin ameliyat nasil geçti? Zor olacak demitin." Nigel'in sesindeki endie hemen yok olmadi, ama soruyu yanitlamakta da bir sakinca görmedi. "Zor oldu, sandiimdan da uzun sürdü. Hasta yetmi yaindaydi. Kalp kapakçiini deitirdik. Çok riskliydi ama ameliyat iyi geçti, sanirim baardik. Kesin sonuç için biraz beklemek gerekiyor tabii..." Saygiyla dinliyordum onu, bu kadar önemli bir i yapmasina ramen, hiç abartmadan son derece basit sözcüklerle dile getiriyordu yaptiklarini. "Biliyor musun" dedim

www.soncemre.com hayranlikla, "...bazen seni kiskaniyorum." Anlamamiti. "Ne? Ne diyorsun?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Muhteem bir i yapiyorsun diyorum, insanlarin hayatini kurtariyorsun." Nigel yine neeli, bo vermi halini takindi. "Sadece iimi yapiyorum, senin gibi." Sanki o karimdaymi gibi baimi salladim. "Hayir, ben bakalarinin parasi içip çaliiyorum, sen insanlari yaatmak için..." Nigel'in gülüü çinladi telefonun öbür ucundan. "Abartma, ben de aziz deilim. Herkes gibi para kazanmak için çaliiyorum sonuçta." Sesinde akaci bir tini belirdi. "Tek ayricaliim insanlarin kalbine elimle dokunabilmek. Ama tanimadiim insanlarin kanlar içindeki kalbine dokunmak yerine senin o muhteem bedenine dokunmayi tercih ederim." Yüzümün kizardiini hissettim. Bir tek Nigel'da böyleydi daha önceki erkek arkadalarimda edepsiz bir kiz gibi davran diim çok olmutur, ama bu uzun boylu siyahi adama gelince i deiiyordu. "Dokunuyorsun zaten" diyebildim sonunda. Kisa bir suskunluk oldu. Ne Nigel, ne de ben tek söz edemedi Merdivene dayanmi mor lalelerin eit araliklarla siralandii uçuk pembe duvar kâidina bakiyordum, ama görmek istediim sevdiim adamin yüzüydü. Nigel'in yaninda olmak istiyordum. Onun gösüne sokulmak, bir kedi gibi huzur içinde uyumak istiyordum. Sanki ne istediimi anlami gibi kederle fisildadi Nigel "Keke u anda yanimda olsaydin. Seni imdiden özledim." Kisik, kederli bir ses çikti azimdan. "Ben de..." Neredeyse yeniden alamak üzereydim ki, Nigel konumayi sulandirdi. "Eee ilginç bir eyler görebildin mi bari Türkiye'de? Seni haremine almak isteyen bir eyh filan çikmadi mi karina?" Zoraki güldüm. Ayni alayci havayla ben de ona takildim. "Cahil adam, burasi Arabistan deil, burada ne harem var, de eyh..." Tepeden tirnaa siyah giysili, o uzun sakalli adamin görüntüsü belirmiti gözlerimin önünde. Hayir onu kovmaya çalimadim daha iyisini yaptim, onu da alayci konumamizin içine kattim. "Ama adamin biri çok güzel bir yüzük hediye etti bana." "Rüvet mi?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Hayir, irketten biri deil, tanimiyorum bile. Gizemli biri..." "Gizemli! Etkilenmi gibisin." Sesi ciddileivermiti, sanki kiskaniyor gibiydi. Neredeyse inanacaktim buna ama Nigel gülmeye baladi. "O gizemli adam için beni birakmazsin deil mi?" "Neden olmasin?" dedim acimasiz bir tonla. "Belki de çok ilginç bir hayat sunacaktir bana... Egzotik, bilinmez, çekici..." "Çekici ha, dur, ilk uçakla geliyorum oraya." akayi daha fazla sürdüremedim, içimdeki özleme yenildim. "Keke öyle bir ey yapsan." "Ben de çok isterdim." Onun da sesi deimiti. "Ama yapamam. Yarin sabah bir ameliyata daha girmek zorundayim." Kederle mirildandim. "Birinin kalbine daha dokunacaksin yani..." Ayni kederle yanitladi Nigel. "Evet, ama benim kalbim her zaman seninle olacak." akayla kariik fisildadim. "Benimki de seninle, biliyorsun baka türlü atmiyor zaten." 6 "... duvardaki buz mavisi kapi" Karanlik otel odasinda yataima uzanmi, bombo gözlerle duvara bakiyordum. Ne artik iyice sakinleen caddeyi izlemek için balkona çikmak, ne odada dolamak, ne de televizyonu açmak geliyordu içimden. Oysa odaya ilk girdiimde sikintidan kurtulmu gibiydim. Nigel'le konumanin verdii mutlulukla, kendimi duun altina ativermi, banyonun ardindan da itahim açilmi, istekle bakmitim otel restoraninin baucumda duran mönüsüne. Yemek listesini aratirirken de bir sürprizle karilamitim. Tanidik bir yemek. Sadece Konya'da yapilan bamya çorbasi. Babam iyi bir açi sayilmazdi, öyle yemeye içmeye dükün biri de deildi. Ama bamya çorbasi deyince i deiirdi. Belki de çok sevdii ehriyle en güçlü bai bu çorbaydi. Öyle ki Londra'da karilatii hemehrilerinden tek istei Konya'dan gönderecekleri küçük kuru bamyalar olurdu hep.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Ne kadar olmutu bu çorbadan tatmayali? Yirmi yildan daha uzun. Aslinda çorbanin tadini bile tam olarak hatirlamiyordum ama ipe dizili kuru bamyalari kalbur gibi bir kapta ovduumuzu hiç unutmamitim. Çünkü u ovma iini hep ben yapmak isterdim, ama her defasinda ölçüyü kaçirarak bamyalari fazla sikip görünümlerini bozduum için bu görevden alinir, çorbaya konacak domatesleri yikamakla yetinmek zorunda kalirdim. Bir defasinda Londra'da annemin hâlâ oturmakta olduu evin geni mutfainda sormutum babama: "Bamya çorbasi yapmayi nerede örendin?" Babam çenemi okami, "Dergâhta" demiti. "Nasil yani, size dergâhta bamya çorbasi yapmayi mi öretiyorlardi?" Gülümseyerek yanitlamiti sorumu: "Sadece bamya çorbasi deil, hayatin sirlarini da." "Baba bu dergâh nasil bir yer?" "nsanin olgunlatii, güzelletii, arindii bir yer." "Arindii" derken babamin neyi kastettiini tam olarak anlamasam da bu sözcüün sufilikle ilgili olduunu biliyordum. Ama ne annemin gençliinde kapildii hippilie, ne de babamin bütün bir yaamini etkileyen sufilie hiçbir zaman ilgi duymamitim. Hatta babami hiç tanimami olan Nigel'in sufilik hakkinda merakla sorular sormasina aldirmadan bu konuyu geçitirmi, babam hakkinda konumak istemediimi söylemitim. Fakat, imdi bu Anadolu ehrinde, bu otel odasinda, tek baima kalinca babami düünmü, onun sevdii yemei seçmitim. Bamya çorbasi, babamin yaptii yemee benziyor muydu bilemiyordum. Ama houma gitmiti, içindeki yeil biberin aciliini saymazsak salata da hiç fena deildi. Yemei bitirdikten sonra belki çaliirim umuduyla bilgisayarimi açmitim. Simon'in elektronik postayla yolladii ek sözleme ve Türk basininda çikan gazete haberleri gelmiti. Önce Simon'un yolladii ek sözlemeyi okudum. Gerçekten de îkonion Turizm'in yararlanabilecei önemli bir madde vardi. Eer Yakut Otel'deki yanginin sabotaj olduunu kanitlayacak somut deliller bulamazsak, sigorta irketi en ufak bir kesinti bile yapmadan tazminat tutarinin tamamini ödemek zorundaydi. Ikonion'un yöneticileriyle toplantiya gitmeden önce dosya üzerinde çalisam, bildiklerimi yeniden gözden geçirsem fena olmayacakti. Bir de u gazete haberleri vardi. Bakalim neler yazmilardi? Haberlerden ilkini okudum. Baliinda, "i kazasi deil, i cinayeti" yaziyordu. Gazete, Yakut Otel yöneticilerinin gereken önlemleri almadiini iddia ederek, olayin kaza deil, cinayet olduunu dile getiriyordu. Öteki gazetelerde de benzer görüler yer aliyordu. Ama gazetecilerin elinde somut kanit yoktu; olsaydi hemen açiklarlardi. baa dümütü, her zamanki gibi kendi aratirmami kendim yapmam gerekecekti. Ardindan sigorta poliçelerine bakmaya baladim, primleri kontrol ettim, eksik yoktu. Îkonion Turizm kendi üzerine düeni kusursuz olarak yerine getirmiti. Sanki irket yöneticileri kendilerini olabilecek bir kazaya hazirlamilardi. Belki de Simon bu yüzden kukulaniyordu. Kusursuz bir müteri olmalari onlari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

zanli haline getiriyordu. tfaiye raporu olayin kaza olduunu yaziyordu, savcilik da yetkisizlik karan vermiti. Belki de Simon yanli düünüyordu, adamlar dürüst olduklari için sözlemenin kurallarina harfiyen uymu olabilirlerdi.Tabii bizim müdür ilk olasiliin gerçek olmasini umuyordu. Yani tazminat ödemeyeceimiz bir durumun ortaya çikmasini. Bana gelince, elbette iimi en iyi ekilde yapmaya çaliacaktim, ama önemli olan gerçekti. Eer yangin bir kazaysa üç milyon paundluk tazminatta konion Turizm'in hakkiydi. Ama bütün bunlarin ötesinde, içimdeki o bikkin ses, neden buradayim diye sormaktan vazgeçmiyordu. Hayir, her zamanki kararsizliim deil, daha derin bir eydi bu. Midemin bulandiini hissettim, hamilelikten mi acaba? Doruldum, kendimi dinledim; hayir, lavaboya gitmemi gerektirecek kadar iddetli deildi, ama yataa uzansam iyi olacakti. Bilgisayari olduu gibi birakip, odanin iiini kapatarak yataa girdim. O zamandan beri yataktaydim. Neden bir türlü kurtulamiyordum bu sikintidan? Düpedüz bir depresyondu bu. Yanli yapmitim, bu ehre hiç gelmeyecektim, Londra'dan hiç ayrilmayacaktim, iyi bir gerekçe bulup Simon'in önerisini reddedebilirdim. Bunu neden yapmadim ki? Belki de babamin ehrini bir daha görmek, eski günleri yeniden yaamak istedim... Yoksa yaniliyor muydum, beni bu ehre sürükleyen baka bir neden mi vardi? Bakilarim karnima kaydi; hamile olduumu gösteren henüz hiçbir belirti yoktu. Ama izin verirsem, izin verirsek olacakti. Birden anladim, Simon'un önerisini kabul etmemin babamla hiçbir ilgisi yoktu. Konya sadece bir raslanti olmutu, eer Simon Kahire'ye git dese, yine giderdim. Çünkü Nigel'dan uzaklamak istiyordum. Evet, bilinçli bir istek gibi görünmese de derinden derine ihtiyacim olan ey buydu. Nigel'dan kaçmak, yalniz kalmak, düüncelerimi etkilemesine izin vermemek. Evet, bu sikinti, ne beni terk eden babamla, ne de onun yaadii bu ehirle ilgiliydi. Huzursuzluumun kaynai Nigel'di. Nigel'in yaamasina izin vermek istemedii karnimdaki bebekti. Evet, her ey onun varliini örenmemle balamiti. Hamile olduumu söylediklerinde bu bebei dourmak istediimi biliyordum. in tuhafi Nigel'in da onu kabul edeceini sanmitim. O yüzden hiç düünmeden sevgilimi arami, mutlu bir haber verir gibi söylemitim hamile kaldiimi. Nigel'in sesi buz gibi souktu. "Öyle mi, buluup konualim." Bulutuk, konutuk. Daha dorusu o konutu. "Olmaz" dedi. Ben, olmasini istiyordum, "Bu çocuk benim için çok önemli, bu çocuk bizim için çok önemli. liki sadece dünyanin güzel yerlerini gezmek, görmek deildir. liki sadece güzel bir müzii birlikte dinlemek, enfes ili arabinin eliinde yenilen Fransiz soslu bilmem ne biftei de deildir, iliki sevgililer gününde çiçek göndermek, doum günlerimizde b ir b irimize hediyeler almak, tanima yildönümlerinde pahali publarda bulumak, iliki haftada be kez seks yapmak da deildir. liki iki farkli kiinin bilerek, isteyerek birlikte yeni bir yaam yaratma arzusudur. Biz ite böyle bir iliki kurmaliyiz. Ya ben, sana tainmaliyim ya da sen bana. Bu çocuu birlikte büyütmeliyiz, gerçek bir aile olmaliyiz" demek istiyordum ama diyemedim. Neden? Nigel'i kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmiyorum, çünkü bir erkei kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduunu genç kizlik dönemlerinde yaadiim aci deneyimlerle örenmitim. Eer birlikte olduun erkek arkadain gibi düünmeye çaliir, onun gibi hissetmeye urair, onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliin kalmaz. Sadece erkekler için deil, ayni durum, kadinlar için de geçerlidir, insan, hakkinda kafa

www.soncemre.com yormadii,

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kaygilanmadii, çözümlemeye çalimadii birini niye sevsin, ona niye deer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulamak, bunun için çabalamak deil midir? Senden farkli olmayan birine niye ulamaya çaliasin ki? O zaman neden Nigel'a kari çikmadim? Galiba emin olmadiimdan. Evet, bir yanim bu bebei dourmak istiyor, ama öteki yanim bu istein çok aptalca olduunu söylüyordu. Evet, aslinda ben de ne yapacaimi bilmiyorum. Kafam gerçekten çok kariik. Kendime bile itiraf edemesem de galiba korkuyorum. Dourmaktan deil, bebeimi yeterince sevememekten, iyi bir anne olamamaktan, bu ii becerememekten korkuyorum. Beni deli gibi sevdiini söyleyen babam bile bir gün hiçbir açiklama yapmadan çekip gidiyorsa, bu konuda kendime nasil güvenebilirim... Al ite yeniden geldik babama... te o an gördüm duvardaki buz mavisi kapiyi. Yaniliyor muydum, gözlerimi kirpitirdim, yoo oradaydi, duvarda gerçekten de bir kapi vardi. Ama bu nasil olabilirdi, heyecanimi bastirip dikkatle baktim. Ve ne yazik ki olup biteni anlayiverdim. Masanin üzerinde biraktiim bilgisayarin ekranindan yansiyan iik, nakili bir ahapla çerçevelenmi aynaya çarparak duvarda buz mavisi bir kapi oluturmutu. Bu siradii görüntünün basit bir yansima çikmasina, tuhaftir üzüldüm. Küçük bir kizken resimli kitaplarda okuduum büyücülerle mücadele eden övalyelerin öykülerine, babamin anlattii mucizelerle dolu Dou masallarina bayilirdim. Padiahlarini arayan 30 cesur kuun yedi bilgelik vadisinden geçerek Kafdai'na ulamasi, bai kesik ehzadenin halkini zalim devlerden kurtararak baini yeniden kazanmasi, Akil Ülke-si'nin insanlari ile Hayal Ülkesi'nin büyücüleri arasindaki sava... Bu masallarin hepsi gizemli olaylar, muhteem kahramanlar, mucizelerle doluydu. Gerçek hayatta hiçbir zaman karilamayacaimiz, ama yaanilan dünyayi daha güzel, daha heyecanli, daha anlamli kilabilecek olaanüstü olaylar. Nedense bir keder kaplamiti içimi. Keke bu buz mavisi kapi gerçek olsaydi da, ben o çok sevdiim masallarin içindeki kahramanlardan biri gibi bu mucizevi geçitten geçerek sikintilarimdan, dertlerimden kurtulabileceim bir dünyaya gidebilseydim. Aslinda bu tür doaüstü olaylara hiç inanmazdim. Bu konuda annemle ayni fikirdeydim; onun gibi, ben de kahramanlarin da, zalimlerin de hayatimizin içinde olduunu düünürdüm, iyilik de, kötülük de basit birer gerçekti. Ama babamin baki açisi farkliydi. Bir defasinda, ayni anda hem Konya'da, hem Badat'ta, hem de Kabe'de öle namazini kilan bir derviten söz etmiti. Ben bunun akildii olduunu söyleyince de, o kendinden emin gülümseyiini yüzüne yerletirerek öyle demiti. "Mucizeleri akilla kavrayamazsin." Onunla daha fazla tartimamitim ama çocuk aklimla öyle düünmütüm.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Eer bu mümkün olsaydi, babam ayni anda hem Londra'da, hem de Konya'da yaardi." Kendi halime güldüm. Bir kez daha babama gelmitik ite, bir türlü kurtulamiyordum ondan. Belki de Nigel hakliydi. Jazz Club'dan çiktiktan sonra kanal boyunca yürürken, "Bu gezi senin için firsat olabilir" demiti. "Babanla, onun anilariyla yüzlemek için." Kanalin yaninda durmu, uzun silueti karanlik sulara yayilirken iiltili gözlerini yüzüme dikerek vurgulamiti. "Ya da onunla hesaplamak için." Oysa benim öncelikle Nigel'la hesaplamam gerekiyordu belki de. Belki de diyorum çünkü, bu hesaplamaya Nigel'la mi, yoksa babamla mi balamam gerektiim hâlâ tam olarak kestiremiyordum. Böyle düünerek, böyle düündüüm için kendime kizarak bilgisayarima yaklatim. Saatlerdir çalitii için artik iyice isinmi olan bilgisayari kapattim. Anlamsiz gözlerle bir süre odaya baktim öylece. Ayni anda yanaimda bir serinlik hissettim. Bozkirdan kopup gelen, kurumu ot, itir kokan bir serinlik. Houma gitti bu dokunu, yüzümü esintinin geldii yöne çevirdim. Açik balkon kapisi duruyordu karimda, esinti perdenin ince kumaini havalandirarak tüm bedenime yayildi. Balkonun kapisina yürüdüm. imdi rüzgâri daha iyi hissediyordum, gözlerimi kapadim. O anda duydum fisiltiyi. "Kimya... Kimya Hanim..." Ürküntüyle âdeta kendiliinden açildi gözlerim. Odanin içinde biri mi vardi? Korkuyla etrafa baktim. Hayir, kimse yoktu. Ama sesi duyduumdan emindim. "Kimya... Kimya Hanim..." Bugün üçüncü kez ayni ey oluyor, üçüncü kez ayni ekilde çariliyordum. Yoksa rüya mi görüyordum? Gözlerim açik ve ayaktayken mi? Dün gece sevimeden önce, Nigel'in evinde içtiimiz arap geldi aklima. çine uyuturucu konulduunu söylerlerdi. Hadi canim, arabin içindeki birazcik otun etkisi bu kadar sürer mi? Belki de yaniliyordum. Ayni fisilti yeniden yankilandi odanin içinde. "Kimya... Kimya Hanim..." Anlami açik olmayan bir fisiltiydi bu, bir çari, belki bir yardim istei, belki beni taniyan birinin hayret dolu mirildanii. Evet, ses o ho kokulu esintiyle birlikte gelmiti. Hizla geri döndüm. Kararlilikla balkonun açik kapisina yöneldim, tül perdeyi kaldirarak diari çiktim. Küçük balkonda kimse yoktu. Köede sessizce bekleyen bir iskemle diinda hiçbir ey göremedim. Yandaki balkonlarla benimkini ayiran duvara baktim. Öteki odalardan biri mirildansa, duymam imkânsizdi. yi de nereden geliyordu bu ses? Bakilarim önce aaidaki küçük issiz meydana, sonra solgun sari bir iikla aydinlatilan Sultan Selim Camii'nin ta duvarlarina kaydi. Sari iiin altinda kederli bir görünüm kazanmiti bu eski tapinak. Caminin hemen ardindaki Mevlânâ Türbesi ise karanliin içinde rengini yitirmeyen bir yeim tai gibi umutla parildamayi sürdürüyordu. Balkonda esinti artmi, saçlarim uçumaya balamiti. Dailan saçlarimi toplarken, caminin önündeki aaçlann sallanan dallarini gördüm. Dallarda gezinen rüzgârin sesini iitir gibi oldum. Rahatladim; ite buydu duyduum ses, rüzgârin uultusuydu. Baka ne olabilirdi ki? Yeniden Mevlânâ Türbesi'ne bakacakken, gördüm onu. Caminin köesindeki adirvanin önündeydi. Uzun sakallari, siyah giysileriyle, bana yüzüü veren adamdan bakasi deildi bu. Aramizdaki mesafe uzak olmasina, üstelik iik yeterli olmamasina ramen adamin sürmeli siyah gözlerini seçebildim, biçimli kirmizi dudaklarinin aralandiini gördüm, o sesi yeniden duydum: "Kimya... Kimya Hanim..." Kanim çekilir gibi oldu, baim döndü, balkonun

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

korkuluklarina tutunmasam yere düecektim. Güçlükle toparlandim, doruldum, yeniden baktim, adam yoktu. Gözlerim adirvani, caminin çevresini taradi. Küçük meydanda tek bir canli bile görünmüyordu. Tipki ilk karilatiimiz gibi o gizemli adam ansizin kaybolmutu yine. "Neler oluyor?" diye söylendim tedirginlik içinde. "Kim bu adam? Neden çikiyor karima? O yüzüü neden verdi bana?" Soru dolu bakilarim Mevlânâ Türbesi'ne takildi. Yoksa yüzük de mi kaybolmutu? Belki kimse yüzük filan da vermemiti bana. Nasil yani, hepsi bir halisünasyon muydu? Telala, âdeta panikleyerek içeri girdim. Nereye koymutum u yüzüü? Odanin iiini yaktim. Çantami karitirmaya baladim. Yok halisünasyon filan görmemitim, aklimi da kaçirmiyordum. te yüzük oradaydi, pasaportumun hemen altinda. Elime aldim, incelemeye baladim. Güzel bir yüzüktü, gümüü incecik ilemelerle kapliydi. Laleler, güller, nergisler, sarmaiklar... Koyu kahverengi taina dokundum. Ta, kan gibi ilikti, yüzeyi buulandi. Tai bluzuma sürdüm, buu kayboldu. "Ne özellii var bu yüzüün?" diye mirildandim. Kimse bana yanit vermedi ama bir karaltinin varliini hissettim karimda. Korkuyla baimi kaldirdim, aynadaki kendi görüntümle göz göze geldim. Dainiktim, gergindim, tedirgindim. Üzüldüm aynadaki görüntümün haline. "Yorgunum" dedim aynadaki kadinin süzülmü yüzüne bakarak, "sadece yorgunum, hepsi bu." 7 "Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?" Yüzüme vuran iik uyandirdi beni. Hayir, henüz gün iimamiti. Oda alacakaranlikti, öyleyse nereden geliyordu bu iik? Baimi kaldirip iiin kaynaini bulmaya çalitim; aynadan geliyordu. Peki ayna nereden aliyordu iii? Yatakta dorularak aynaya baktim, bilgisayarimi gördüm. Nasil yani, uyumadan önce bilgisayari kapatmami miydim? Demek yanli hatirliyordum. Yazik, bo yere açik kalmi saatlerce. Bilgisayari kapatmak için yataktan kalkarken, bakilarim duvardaki lekeye takildi. Buz mavisi kapi yerli yerinde duruyordu. Bilgisayari kapamadiima göre kapinin da orada durmasi normal deyip geçecektim ama kapinin bir kanadinin hafif aralik olduunu fark ettim. Duraksadim, kapinin kanadi da nereden çikmiti imdi, bu sadece bir yansima deil miydi? Anlamak için buz rengi kapiya yaklatim. Tuhaf ey, yaklainca biçimi bozuldu; boyu uzadi, eni geniledi ve kapi aaiya, tam karima indi. Ne yapacaimi bilemeden öylece durup olardan izlerken, mavi kapinin aralik kanadi gicirdayarak ardina kadar açildi. Hayretler içinde kapinin önünde dikilip kalmitim. Tanimlayamadiim bir duygu ele geçiriyordu beni. Korku deil, merakla kariik bir heyecan. Baimi uzatip, kapinin ardinda ne olduunu anlamaya çalitim, ama öyle koyu bir karanlik vardi ki hiçbir ey seçemedim. Bilinmeze açilan gizemli bir dehliz gibiydi. Daha fazla bekleyemedim, ayaklarim âdeta kendiliinden buz mavisi kapinin açik kanadindan içeri giriverdi. lk adimda bir serinlik çarpti yüzüme, ormanlari yarip geçen bir rüzgârin ba döndürücü uultusu, ikinci adimimi attim ve kendimi bir bahçenin içinde buldum. Neresi burasi? Babamla geldiimizde kaldiimiz evin bahçesi mi? Çikaramadim; her yer gümüten bir iikla aydinlaniyordu. Önce çinili havuzu gördüm, kerpiç binanin hemen önündeydi. Havuzun ortasinda bir dolunay vardi. Eer her yani hasmi u itir kokusu olmasa çok airacaktim, ama bu koku beni sarho ediyor, gerçek ile hayali, hakikat ile görüneni

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

birbirine kantiriyordum. Ayilmak istedim, ayilmak için bu airtici görüntüye dokunmak istedim. Eildim, havuzu gümüe boyayan dolunayin saydam tenine dokundum. Dolunay ürperdi, su ürperdi, havuz ürperdi, çiçekleri, kavaklari, börtü böceiyle, gece kulanyla bütün bir bahçe ürperdi. Ayni ürperti benim de parmak uçlarimdan bütün bedenime yayildi; kendimi bahçe gibi hissettim, suskun kerpiç ev gibi, çinili havuz, çinili havuza boylu boyunca uzanmi dolunay gibi. Sanki gümüten bir serinliin içinde yüzüyordum. O anda duydum fisiltiyi; bir yakari gibiydi, bir dert yani, bir dilekte bulunu. Sesin geldii yeri tespit etmek için etrafa bakindim. Sa taraftaki açikliktan geliyordu. Oraya doru yürüdüm. Yan yana dizilmi uzun boylu kavak aaçlarini geçince gördüm onu. Ta düzlükte dizlerinin üzerinde oturuyordu. Ellerini gökyüzündeki dolunaya kaldirmi mirildaniyordu. Ne yüzünü görebiliyordum, ne de söylediklerini tam olarak iitebiliyordum. Onu görmesem de tamdik geliyordu, yine de kendimi göstermek istemedim. Kavak aaçlarinin incecik bedenini siper ederek, adamin yüzünü görebileceim bir yer aramaya baladim. Dolunayin bulutlarin arasina girmesini firsat bilip adamin tam karisindaki sarmaik güllerden oluan çaliliin arkasina geçtim. Dolunay iiini yitirdii için adamin yüzünü göremesem de ne söylediini artik rahatlikla duyabiliyordum. Ses tanidik geliyordu, ama sözleri daha ilginçti. "Ey göü ve yeri yaratan, ey olmazi olur kilan... Kendi gizli sevgililerinden birinin adini bana söyler misin?" Kiminle konutuunu anlamak için bakindim, hiç kimse yoktu. Ama ayni anda bir uultu çöktü bahçeye; kavak aaçlarinin yapraklan, laleler, sümbüller titredi, beni gizleyen sarmaik güller usulca sarsildi. Ve nereden geldiini bilemediim güçlü bir ses duyuldu. "stediin can, herkesin gözünden sakli, güzel ve mafirete nail olmu, Belhli Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin'dir." ittiklerim karisinda ben hayretten dona kalmiken, dizlerinin üzerinde oturan adam sanki kirk yillik ahbabiyla sohbet ediyormu gibi rahat ve doal bir israrla sürdürdü isteini. "Ey umutlarin umudu, ey varliimizin kutsal iii. O sevgilinin mübarek yüzünü, Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Uultu yeniden çalkaladi bahçeyi ve ses yeniden duyuldu. "Bana teekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç tereddüt etmedi adam, eliyle girtlaini göstererek yanitladi. "Baimi!" O anda bulutlardan kurtulan dolunay büyülü bir fener gibi aydinlatti yüzünü. Bu oydu; evet, bana yüzüü veren adam. Sakalli, siyah giysili adam, balkondan gördüüm, adirvanin önünden bana Kimya, diye seslenen dervi. Ne yapiyordu bu adam burada peki? Konutuu kimdi? Bu sorular birbiri ardina aklimdan sökün ederken, adam bakilarini bana çevirdi. Sanki baindan beri orada olduumu biliyormu gibi gözlerini sarmaik güllerin arkasindaki yüzüme dikti. Görünmemek için iyice çöktüm; ince dallarin, narin gül yapraklarinin arkasina saklanmak istedim. Ama dolunay sanki bir gece güneiymicesine inadina gündüz gibi aydinlatiyordu çalilii. Adama bakmamaya çalitim, bakmazsam o da beni görmez diye çocukça bir düünceye kapildim. Bir süre öylece kaldim, tuhaf adamdan hiç ses çikmiyordu. Yeniden oturduu talik meydana baktim. Yoktu. Gitmi miydi? Gözümün görebildii her yani kontrol ettim. Yoktu, gerçekten de gitmiti. Çaliliktan doruldum, usulca geldiim yöne doru yürüdüm. Hâlâ temkinliydim, kavak aaçlarinin altina sinerek küçük adimlarla ilerliyordum. Ama korktuum gibi olmadi, kerpiç binanin önündeki çinili havuzun baina kadar rahatça geldim. Sakinlemeye balamitim. Air bir ahabin taa sürtünürken çikardii gürültüyü duydum. Gürültünün geldii yöne dönerken, odalardan birinin kapisi açilmi, içerideki iiin ciliz yansimasi bahçenin ta zemini boyunca uzanarak çinili havuza dümütü. Açilan kapinin önünde sarikli bir adam duruyordu. Yüzünü göremiyordum ama birine bakindii belliydi. Korkuyla geri çekildim, kavak aaçlarina kadar ulairsam beni göremez diye düünüyordum ki, güçlü bir el bileime simsiki yapiti. "Kimya... Kimya Hanim..." Döndüm, sakalli, siyah giysili adam karimda duruyordu. Çekik gözlerinde öyle büyük bir öfke vardi ki, korkuyla bairdim. "Ahhh!" Kendi sesime uyanmi olmaliyim. Yatakta dorulmu, gün iiinin hoyratça yayildii odaya bakiyordum. Kabaran yüreimi yatitirmaya çaliirken kendi kendime söylendim. "Rüya... Rüyaymi." Ellerime dayanmi öylece dorulmutum yatain üzerinde... "Hepsi rüyaymi" diye mirildandim yine. Güya sakinlemek için söylüyordum bu sözcüü, ama siyah giysili o tuhaf adamin gözleri aklima gelince ürpermekten kendimi alamiyordum. 8 "Tanri'nin ileri gizemlidir."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Kahvalti salonunun duvarindaki resimde dönüyordu semazen. Sa eli gökyüzüne, sol eli yere doru açilmiti. Bu hareketin bir anlami vardi, biliyordum, babam anlatmiti, ama hatirlamiyordum. Resimdeki gökyüzü de, yeryüzü de karanlikti, semazenin yüzü bile belli deildi, sadece beyaz giysileri iik içindeydi. Sanki bütün sihir bu beyaz kumataydi; semazeni kutsal, büyülü bir varlia dönütüren de, resmi etkileyici hale getiren de bu kolsuz, yakasiz, uzun ve geni giysiydi. "Güzel resim deil mi?" Baimi çevirince Mennan'la göz göze geldik. Yeil gözleri sanki kirk yillik ahbapmiiz gibi teklifsizce bakiyordu. Nasil karilik vereceimi bilemedim; gülümsemeli miydim, merhaba mi demeliydim kestiremedim. Gösterdii içtenlie karilik alamayan Mennan bozulur gibi oldu. Nazik, ama alingan bir tavirla mirildandi. "Özür dilerim. Rahatsiz ettim galiba..." "Yok, yok rahatsiz etmediniz..." dedim yaptiimdan piman olarak. "Günaydin Mennan Bey, buyrun oturun." Karimdaki iskemleyi gösterirken gülümsemeyi bile baarmitim. Adamin tombul yüzündeki gerginlik kayboldu. "Günaydin" diyerek oturdu. "Geceniz nasil geçti? iyi uyuyabildiniz mi?" Yaadiklarimi, gördüüm rüyayi ona anlatacak deildim elbette. "Uyudum, iyi uyudum." "Burasi iyi bir oteldir" dedi, sonra eliyle duvardaki semazen resmini göstererek sordu: "Demin resme bakiyordunuz galiba." "Semazenin elbisesi ilgimi çekti. Bir elbise deil de dansçinin bedeninin bir parçasi gibi duruyor. Sanki kutsal bir giysi gibi." Gözlerine tatli bir iik yayildi. "Tennure." "Tennure mi?" "Tennure" diye yineledi hevesle, "adi bu." Bakilarimi resme çevirerek sordum: "Bir anlami var mi? Yani sadece bir dans giysisi mi?" "Dans giysisi olur mu" diye söylendi. Karilatiimizdan beri ilk kez eletiren bir tini belirmiti sesinde. "Tennure, kefeni simgeler." Duraksadi. Kefenin ne olduunu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bilemeyeceimi düünmü olmali ki açikladi. "Kefen, ölülerimizi gömmeden önce sardiimiz beyaz kumatir. Kul, Tanri'nin huzuruna sadece bu örtüye sarinarak çikmalidir. Beyaz bir giysi içinde saf ve tertemiz olarak." Semazenin baindaki külahi gösterdim. "Ya u?" "Sikke..." diye mirildandi. "Sikke de mezar taini simgeler." "Mezar tai mi? Tuhaf!" diye mirildandim. "Niye bu kadar çok ölüm var? Niye her ey ölümle ilgili? Sonuçta sema bir dans, semazen de bir dansçi..." Ne diyeceini bilemeyen Mennan bakilarini kaçirdi. Ama kararsizlii çok sürmedi, anlatmaya çaliti kendince. "Yok... Yok, estafurullah dans olur mu? Sema bir dans deil, semazen de dansçi... " Uygun sözcükleri bulmak için urati. "imdi sema bir tür ibadet, yani namaz gibi..." Yine toparlayamadi. "Yani siz günah çikartiyorsunuz ya... Hani kilisede... rahibin huzurunda filan. Onun gibi bir ey." Açiklamasi kendisini de ikna etmemiti, yeniden denedi. "Sema ölümü anlatmaz, yaami anlatir aslinda. Yani yeniden douu. Günahlardan arinmayi, suretler âleminden, hakikatler âlemine geçmeyi... Sema için meydana çikan semazenler tennurelerinin üzerine siyah bir hirka giyerler, ite o hirka, semazenlerin mezaridir aslinda." Duyduklarim kafami karitirmaktan baka bir ie yaramamiti. "Benim de anlayamadiim bu ite" diye kari çiktim. "Mezar, mezar tai, kefen. Bunlarin dansla, yaamla ne ilgisi var?" Tirali, geni çenesini kaidi. "Bu konulari çok iyi bilmem aslinda" diye itiraf etti. "Ama bildiim kadariyla, semazen önce siyah hirkasini çikartir. Yani mezarindan çikar, sonra semaya balar." "Yani döner mi?" Zor bir durumda kalmi gibi sikintiyla soludu. "Dönmek deil, Mevleviler bu kelimeyi uygun bulmaz, sema etmek derler... Neyse ite, semazen hirkasini atinca mezarindan çikmi olur, semaya halayinca da yeniden insan-i kâmil olmaya doru yol alir." "nsan-i kâmil de ne demek?" "Hakk'a ulami insan demek. Yani Allah'la bütünlemi kii. Ama o aamaya erimek dünyanin en zor iidir. nsan dört ayri mertebeden geçmek zorundadir. îte semazenler sema boyunca bu dört ayri mertebeden geçii canlandirirlar. Dört ayri mertebe, dört ayri selamlamayla anlatilir. lk kapi eriat kapisidir. lk selamlama bu kapidan geçmenin zorunluluunu anlatir. kinci kapi tarikat kapisidir, ikinci selamlama kiinin bu aamayi da tamamlamasi gerektiini söyler, üçüncü kapi marifet kapisidir, yani ilahi gerçei kavradiimiz an. Üçüncü selamlama bu ani müjdeler.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Dördüncü kapi ise hakikat kapisidir. Artik insan-i kâmil olan derviin bilgilerini, öretecei aama. Dördüncü selam, bu mertebeye ulatiimizi vurgular. Böylece semazenin yukari açilan sa eli Hak'tan alir, yere açilan sol eli ise halka verir. Ve böylece sema-zen yeniden doumunu tamamlami olur. Tabii ilahi bir dou..." Alninda beliren ter tanelerini elinin tersiyle sildi. "Dediim gibi ben çok derin deilim bu konularda. Fakat isterseniz sizi dergâha götürebilirim. Oradaki insanlar daha iyi bilir bu konulari." Aslinda gayet iyi anlatmiti ama yine de ikna olmamitim, dergâha filan gitmeye de hiç niyetim yoktu. On iki yaima kadar babam anlatamadiysa, dergâhtakiler nasil anlatacakti? Evet, bu konulan babamla konumu olmaliydik. Tennure, sikke, hirka sözcüklerini daha önceden duyduuma emindim. Mezar, mezar tai, kefen... yi de neden hiçbir ey hatirlamiyordum. Belki de babam, korkmamam için bu konudan bahsetmemitir. Belki biraz büyümemi bekliyordu. Ya da annemden çekinmitir. Annem hiçbir zaman dindar bir kadin olmamiti. Birakin dindarlii kendini siradan bir Hiristiyan gibi bile hissetmemiti. Bunu da açikça söylemekten çekinmiyordu zaten. "Eer bir Tanri varsa" diyordu. "O sadece Hiristiyanlarin Tanrisi olamaz. Ayni zamanda Yahudilerin, Müslümanlarin, Budistlerin, Zerdütlerin, Samanlarin, hatta dinsizlerin bile Tanrisi olmali. Ama anlamadiim ey, o yüce Tanri, neden bu kadar duyarsiz? Neden savaa, açlia, hastalia çare bulmuyor? Neden bu kadar aciya, vahete göz yumuyor?" Bir keresinde bu soruyu bir partide karilatii Katolik rahibe de sormutu. Rahibin bir çocuunki gibi masum görünen iri mavi gözlerine bakarak, "Tanri dünyadaki kötülüklere neden müdahale etmiyor?" demiti. yi bir adamdi rahip. Yüzünde en ufak bir küçümseme belirtisi olmadan dinlemiti karisindaki kadini, sonra içten bir gülümseyile yanitlamiti. "Tann'nin ileri gizemlidir." Annem hayal kiriklii içinde bakmiti rahibe. "Keke olmasaydi" demiti baini sallayarak, "keke Tan-n'nin ileri sizin u iri mavi gözleriniz kadar berrak ve anlailir olsaydi." Mavi gözlü rahip ne diyeceini bilememi, boynunu büküp susmutu. "sterseniz bu gece gidebiliriz" diyen Mennan'in sözleriyle siyrildim dalginliimdan. "Nereye?" "Dergâha, merak etmeyin çok iyi insanlardir. Mevlevilie merakli yabancilari da severler. Neyi merak ediyorsaniz hepsini anlatirlar size." Eminim öyleydiler ama kimseyle görümek istemiyordum. Kesin bir dille bunu söylemeye hazirlaniyordum ki, cep telefonum çalmaya baladi. "Özür dilerim" diyerek telefonumu açtim. Arayan annemdi. Sonunda kizini hatirlayabilmiti demek. "Alo... Anne... Nihayet sesim duyabildim. Neredeydin?" Annemin sesi üzgün, yaniti kisaydi. "Hastanedeydim." Tedirginlik bir anda bütün bedenimi kapladi. Yoksa Nigel'a bir ey mi olmutu? "Hastanede mi? Ne oldu?" "Öldü!" "Kim?" Ses yok. Beni çildirtacakti bu kadin. Panik içinde yineledim: "Anne kim öldü?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Matt... Dün akam üzeri..." Oh, rahatlamitim. Üç yildir kanser tedavisi görüyordu Matthew Amca. ki aydir çok kötülemiti, içten içe hepimiz, artik kurtulsun diye dua ediyorduk. "Huzur içinde uyusun" diye mirildandim. "Acilari son bulmu." Annem susuyordu. Onu anlamak, onu rahatlatmak, belki de sadece konumu olmak için sordum. "Karisi mi haber verdi?" "Hayir hastaneden çairdilar." Bu airticiydi ite. "Seni mi?" "Ölürken benim adimi söylemi..." Sesi titremeye balamiti. "Benim adimi Karen, anliyor musun, einin, kizinin deil sadece benimkini. Ölürken sadece Susan çikmi dudaklarindan." Alamaya balamiti... "Yapma anneciim, üzme kendini.,. Kurtulmu ite adamcaiz.. Aylardir hastanedeydi... Ne kadar aci çektiini sen söylemitin bana." Kisa bir suskunluk oldu, telefonun öteki ucundan annemin iç çekileri duyuluyordu. Kendini toparlami olmali ki yeniden konumaya baladi. "Haklisin kurtuldu..." Burnunu çekerek sürdürdü sözlerini. "Artik acilan dindi. Ben öldüüne alamiyorum zaten, geçmie aliyorum. Geçmiimize, kaçirdiklarimiza..." Anneminin ilk akiydi Matthew Amca, ta lise yillarindan. Uzaktan kuzen de olurlardi. Lise yilliinda Matthew Amca'nin bir fotorafini görmütüm. 16 yainda bir kolej örencisi. Kizil saçlarin süsledii geni bir alin, çillerle süslü yüzünde utangaç gri gözler, solgun dudaklarinin altinda uzun bir çene... Çok zengin bir ailenin olu. Zengin, ayni zamanda muhafazakâr bir aile. Kökleri bilmem kaçinci kuaktan kraliçeye uzaniyormu. Anne tarafim da varliklidir ama Matthew'in ailesiyle boy ölçüecek kadar deil. Boy ölçüse ne olacak, annemle Matthew Amca ate ile buz kadar birbirine zittilar. Annem bana bu aki ilk anlattiinda, babasinin Rolls Royee'undan inen genç Matthew'un Richmond'daki malikhanelerinin geni bahçesindeki yürüyüüyle, Thames Meydani'nda bari gösterisi yapan hippi giysileri içindeki annemin gençlii gelmiti gözlerimin önüne. Ve daha o gün anlamitim ki, annemle Matthew Amca'nin biraraya

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

gelmesi olacak i deildi. Zaten annem de gençken benim gibi düündüünden Matthew Amcayi terk etmekte hiçbir sakinca görmemiti. Ama imdi yaamindaki en önemli insanlardan birini yitirdiinden, belki de bütün farkliliklarina ramen Matthew Amca'yi kendince sevdiinden aci çekmeye, pimanlik duymaya balamiti. "Belki de hep. oramla kalmaliydim" diye mirildandi yarali bir sesle. "Sadece Matt olmaliydi hayatimda." Bu yainda bile yerinde duramayan annem gibi birinin asla gerçekletiremeyecei bir dilekti bu. Ama biliyordum ki, böyle düünmek ona iyi geliyordu. Bütün kederine, yüreinde taidii gerçek yasa ramen Matthew'in ölürken sadece onun adini anmi olmasi, annemin son yillarda yaadii en anlamli, en güzel anlardan biriydi. imdi gerçeklerden bahsedip, bu güzel ani bozmanin anlami yoktu. "Belki de öyle olmaliydi anneciim" dedim, "ama olmadi. Hayatin kendi mantii var. Neyse üzme artik kendini. Cenaze töreni ne zaman?" "Bilmiyorum" dedi umutsuzca, "artik ne önemi var. Matt sonsuza kadar bizden ayrildi. Belki cenazesine bile gitmem." Törende Matthew Amca'nin karisiyla, kizinin gözyalarini, kederini görmekten kaçiyordu, ilk akinin acisini sadece kendisi taimak istiyordu. Bu büyük aciyi kimseyle paylamak istemiyordu. Ama emin deildim, sonradan piman olabilirdi. "Senin için bu kadar önemli bir insani son yolculuuna uurlamayacak misin?" "Ben onunla dün gece vedalatim" dedi. Sesi kararliydi. "Ötekiler gelip bizi ayirincaya kadar... Onunla konutum, dertletim. Daha önce söyleyemediklerimi birer birer anlattim." Yemden alamaya balamiti. Artik onu teselli edemeyeceimi biliyordum. Bekledim, ilk akiyla birlikte ilk gençlik yillarinin bütün anilarini da yitiren bir kadinin telefonun öteki ucundan bir türlü yatimak bilmeyen sesini yeniden duyuncaya kadar bekledim. "Yok Karen, gitmeyeceim... Cenazeye gitmeyeceim." Piman olmayacaini bilsem bu kararini desteklerdim, ama annemi taniyordum bir hafta geçmeden Matt topraa verilirken ben yaninda yoktum diye kendini yiyeceinden emindim. "Sen bilirsin, ama ayip olmaz mi?" diye israr ettim. "nsanlar ne der sonra?" "nsanlarin cani cehenneme" diye gürledi, "onlar umurumda bile deil. Yasimi kimseyle paylamak zorunda deilim." Israr etmek faydasizdi. "Sen bilirsin anneciim" diyerek konuyu kapatmak istedim. "Benim derdim sensin, kendini üzme yeter." "Üzülme demesi kolay..." Evet, ite balamiti; hep böyle yapardi. "Tamam anneciim sen haklisin" dersin, "yok öyle konuma, ben haksizim" der. "Peki, haksizsin" dersin, bu defa da alinir. "Zaten beni hep haksiz bulursun" der. Ama imdi onu eletirecek zaman deildi. "Elimden baka bir ey gelmiyor ki" diye mirildandim.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Binlerce kilometre öteden ne söyleyebilirim." stemesem de sesim sitemkâr çikmiti, iyi de oldu galiba annem anladi. "Haklisin" diye fisildadi. "Ben ne söylediimin farkinda deilim. Artik kimse bir ey yapamaz tatlim." Sesi yumuamiti. "Neyse sen, beni takma kafana. Sahi ne zaman dönüyorsun?" Oh sonunda sakinlemiti. "Henüz bilmiyorum." dedim derin bir nefes alarak, "birazdan bir toplantiya katilacaim. Bugün netleir herhalde." "Umarim çok sürmez, bir an önce döner gelirsin..." Duraksadi. "Çok kalma oralarda." Sanki bir eyler daha söyleyecekti; babamla ilgili, kirk yil önce geldii bu kentle ilgili. Hayir, o günlere dair tek söz bile etmedi. O da babam hakkinda hiçbir ey hatirlamak istemiyordu. Ama istememek baka, yapmamak bakaydi. Annem de benim gibi, hiç istemese de sik sik babami düünüyordu. Tipki Matthew Amca'nin onu terk edip giden ilk akini hep sevmesi, son nefesini verirken yanina onu çairmasi gibi, annem de kendisini öylece birakip giden eski kocasini hâlâ unutamamiti. Ne var ki ilk akinin ölümüyle yaamim bir kez daha sorgulamak zorunda kaldii u anda ne babam, ne kirk yil önce ona büyülü bir diyar gibi gelen Konya hakkinda konumak istiyordu. Ben de konuyu uzatmak istemedim. "Görüürüz o zaman anneciim." Yine kisa bir sessizlik oldu. Yoksa konuyu açacak miydi? Sanirim u anda babami düünmeye balamiti, belki de Konya'ya gideceimi söylediim andan beri aklindan çikmiyordu. Ta ki Matthew Amca ölünceye kadar. Hatta Matthew Amca'yi düünürken bile, onun için üzülürken bile babam için kederleniyor, onun için aliyordu. Evet, annem, babam hakkinda bir eyler söyleyecekti, ama yapmadi. Belki gururuna yediremedi, belki Matthew Amca'nin anisina saygisizlik olacaim düünerek bu konuyu açmadi. "Görüürüz" dedi sadece üzgün bir sesle, "kendine iyi bak Karen." Sonra da telefonu kapatti. Derin bir aci hissettim. Ne annem, ne de babam için, sadece son nefesine kadar ilk akini umutsuz bir tutkuyla sevmeyi sürdüren Matthew Amca için. "Kötü bir haber mi?" diye sordu Mennan kaygili bir yüzle. Karimda oturuyordu ama onu unutmu gibiydim. Yoksa konutuklarimizi anliyor muydu bu adam? Yok canim yüzünde hiç de öyle bir ifade yok. "Aile meselesi" dedim üstelememesi için. Üstelemedi. Fincana uzandim, canim istediinden deil alikanliktan, sütlü çayimdan son bir yudum aldim. Israr etmese de Mennan'in merakli gözleri hâlâ üzerimdeydi. Adamin kötü bir niyeti olmayabilirdi, ama rahatsiz oldum. Yine de rolümü baarili bir ekilde sürdürdüm, dudaklarima yapmacik bir gülümseme yerletirerek sordum: "Gidelim mi?" Hemen toparlandi. Siz nasil isterseniz. Gidelim." Telefonumu çantama koyarken sordum: "Vaktiniz var deil mi? Önce yanan oteli görmek istiyorum." Tuhaf bir ey duymu gibi, "Oteli mi?" diye söylendi. "Ne yapacaksiniz orada? Her taraf yikinti,moloz" Ne oldu, niye tedirgin oldu bu adam böyle? "Kontrol edeceim" dedim gözlerinin içine bakarak. "Yangin nasil çikti, anlamak için. Eer bir sabotaj varsa saptamak için. Hem biliyorsunuz benim iim bu."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Sabotaj mi? Ama itfaiyenin raporunda kaza olduu yaziyor." Kimin adamiydi bu Mennan, sigorta irketinin mi, Ikonion Turizm'in mi? "tfaiyenin raporunu okudum" dedim. Sesim gerektii kadar sert çikmiti. "Bugüne kadar itfaiyenin kaza raporu verdii olaylarin en az yüzde otuzu sabotaj çikti. Sadece sizin ülkenizde deil, benim ülkemde de. Bu yüzden ben, kendi raporuma inanirim. Raporumu hazirlamam için de olay yerini görmem gerek." Sikintiyla soluyarak saatine bakti. "Tamam sizi oraya götürürüm, ama vaktimiz yok, yarim saat sonra Ikonion Turizm'in yöneticileriyle buluacaiz. Toplantidan sonra gideriz. Hem belki onlar da gelmek ister." "Tamam toplantidan soma gideriz, ama onlarin gelmesini istemiyorum." "Neden, onlar dürüst insanlar, yakindan taniyinca siz de hak vereceksiniz." Bu kadari da fazlaydi artik, açik konumanin zamani gelmiti: "Ben kimseyi tanimak istemiyorum, sadece soruturmami doru yürütmek istiyorum." Bir an kizginlikla yüzüme bakti; bu Mennan gerçekten de bu kadar saf miydi, yoksa soruturmami engellemeye mi çaliiyordu ? Bir kez daha anlatmayi denedim. "Bakin Mennan Bey, üç milyon paundluk bir poliçeden söz ediyoruz. Bu bizim gibi büyük bir irket için bile çok para. Soruturma sonuçlanincaya kadar, Ikonion Turizm bizim için zanli sayilir.Tabii bunu adamlarin yüzüne söyleyecek deiliz, ama kukularamiz boa çikincaya kadar da uyanik olacaiz. Bizde prosedür böyle iler Lütfen siz de buna uygun davranin, olur mu?" Yüzü kipkirmizi olmutu belli ki istediklerim hiç houna gitmemiti ama artik patronun kim olduunu da anlamiti. "Olur" dedi baini öne eerek, "Siz nasil isterseniz Miss Karen.'' Derin bir nefes alarak iskemleden kalktim. Hep beni mi bulur du böyle iler. Sakinlemeye çaliarak çantami omzuma asar ken, bakilarim yine duvardaki semazen resmine kaydi. Ansizin Matthew Amca canlandi gözlerimin önünde. Yalilii deil, yillikta gördüüm on alti yaindaki hali. Nedense bembeyaz tennurenin içinde hayal ettim onu. Baindaki kahverengi sikkenin altinda anneme büyük bir akla bakmi olan gri gözlerini gördüm. Sema edii canlandi kafamda. Yeniden yaama döndüünü varsaydim. Önceki ömründe gerçekletiremediklerini artik gerçekletirebilecei bir yaama, içimdeki öfke azalir gibi oldu, tedirginliim sanki uçup gitmi, kederim sona ermiti. Keke bunlari anlatsaydim anneme. Belki daha kolay yatiir, daha kolay aliirdi ilk sevgilisinin ölümüne. Ama belki de yaniliyordum, belki de semazenden bahsetmek, unutmadii, unutamadii babami

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bir kez daha hatirlatmak anlamina gelecekti. Matthew Amca'yi babam gibi bir semazene çevirmek... Annemin bunu isteyeceini hiç sanmiyordum. Aklimdan bu düünceyi kovmaya çaliirken, diarida yükselen sabah güneinin bal rengi iii perdenin araliindan süzülerek beyaz tennurenin üzerine dütü, resmin camindan yansiyan iik gözlerimi aldi, beyaz bir parlakliin içinde kayboldum. 9 `'Onu deerli kilan, tarif edilemez oluu.'' Geni kanatlarindan biri ardina kadar açik, ahap bir kapinin önünde durdu Mennan'in siyah Mercedes'i. Eski bir mahalleydi, ahap kapinin iki yanindan bej rengi kerpiç bir duvar sokak boyunca uzaniyordu. Neden durduumuzu anlamamitim. "Ne oldu, yoksa lastik mi yine?" El frenini çekerken yanitladi Mennan. "Yok, Miss Karen, her gün her gün lastik patlar mi öyle. Geldik, burasi konion Turizm'in merkezi." airmitim. Müterilerimizin merkezinin böyle bir binada olabilecei hiç aklima gelmemiti. Ahap kapinin açik kanadindan aaçlikli geni bir bahçe, diaridaki duvar gibi kerpiçten yapilmi iki katli bir bina görünüyordu. Elimle kerpiç binayi gösterdim. "u otantik ev mi?" "Evet." Soruyu yanitlarken baini çevirerek bana bakti. "Eski Konya evlerini onarip apart otel yapiyorlar. Çok turist geliyor buraya. Aliildik oteller yerine, böyle evlerde kalmak istiyorlar. O dönemin ruhunu daha iyi hissediyorlarmi." Turizmde yeni anlayi buydu. Simon'in karisi Margaret da böyle düünüyordu. Konforlu oteller yerine, gittii ülkenin kisanlarinin yaadii evlerde kalmak istediini söylerdi hep. O ülkenin gerçeklerini daha iyi anliyormu. Ama biri onu Mexico'daki teneke evlere buyur etse, hiç üphem yok valizini, pasaportunu kaptii gibi en yakin havaalaninda alirdi soluu. Ama Margaret'la ayni görüü paylaan çok kii vardi. Demek konion'nun yöneticileri de fark etmiti bu gerçei. "lginç müterilerimiz varmi" diye mirildandim, "Zeki ve zevkli." Yüzünde soru dolu bir ifade belirmiti. Ne demek istemitim imdi? Müterilerimizi takdir mi ediyordum, yoksa bunlar tehlikeli adamlara benziyor dikkatli olmamiz gerekir mi demek istiyordum? Benden bir açiklama gelmeyince: "Evet, ilginç insanlardi" demekle yetindi. . Anlailan artik o da bana kari açik davranmaktan kaçinmaya balamiti. Bu da bir sonuçtu, içten gibi görünüp arkamdan i çevireceine, duygularini belli etmesini tercih ederdim. Arabanin kapisini açip, diari çiktim. Londra'da sik karilaamayacaim bir sicakliin içine dütüm. Mevsim henüz ilkbahar olmasina ramen güne daha imdiden yakmaya balamiti. Uzun süren kuzey kiinin ardindan erken gelen bu güney yazi çok houma gitti. Kollarimi bir kedi gibi açarak gerinmemek için kendimi zor tuttum. Arabanin kapisini kapatirken Mennan yetiti, her zamanki saygili tavriyla, gri ceketinin önünü ilikleyerek, kibarca elini uzatti. "Bilgisayari ben taiyayim." Zoraki gülümsedim.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Sa olun o kadar air deil, ben tairim." Artik beni tanimaya baladiindan olacak israr etmedi. Ahap kapiya yöneldik. Kapinin sol tarafindaki kerpiç duvarda eskitilmi ahap bir tabelanin üzerine kazinmi konion Turizm yazisi okunuyordu. Ahabin eskilii, yazinin karakteri, yazili biçimi o kadar ustalikla tasarlanmiti ki tabela sanki duvar yapildii ilk günden beri oradaymi izlenimini veriyordu. Kapiya kadar uzanan yol, sari, kahverengi küçük talarla döenmiti. Birkaç adim sonra yolun üzerinde bir mozaik gördüm. Tam seçemedim resmi, eilerek baktim. Önce kocaman bir papatya sandim. Gözlerimi kisarak baktim: Yok, bu bir bati. Kivircik saçli birinin baini. Hayir, hayir, bunlar saç deil birer yilandi! "Medusa..." diye söylendim. "Medusa'nin bai..." Yerdeki mozaii incelemeye baladiimdan beri ne yapiyor bu kadin diye yadirgayan gözlerle beni süzen Mennan'a döndüm. "Medusa'yla konion irketi'nin ne ilgisi var?" Sikintiyla yutkundu. Zavalli adamcaiz, hep de bilmedii sorulan soruyordum ona. Önce yerdeki mozaie bakti, söyleyecei ey resimde yaziliymi gibi bir süre dikkatle inceledi, ama sonra pes ederek ellerini yana açti. "Bilmiyorum Miss Karen" dedi utangaç bir gülümsemeyle, "Konya tarihiyle ilgili bir hikâye olmali. Ziya Bey bu konularla çok ilgilidir, içerde sorariz." "Tamam, o kadar da önemli deil, sadece merak ettim." Yemden yürümeye baladik. Kapinin eiine yaklainca ahap alinlia siyah boyayla yazilmi Arapça yazi dikkatimi çekti bu kez. Anlamini bilmesem de yazinin güzellii beni etkilemiti. Kavisleerek yuvarlak hale gelen dorular, dikeyle buluarak tamamlanan kivrimlar, elipsi andiran yuvarlaklar, öne doru savrulup öylece kalan çizgiler. Bilmediim bir kültürü anlatan, bilmediim bir kültürün harfleri, sözcükleri, iaretleri...Babam da güzel Arapça yazilar yazardi. Tipki bu alinliktaki yazi gibi. Kamitan yontulmu kalemler kullanirdi, özel yapilmi mürekkepler. Yazilanlarin hiçbirinin anlamini bilmezdim, bir keresinde babam adimi yazmiti: "Karen Kimya: Tanrinin bize sunduu cennet meyvesi". Arapça yazinin ne anlattiini yine anlamamitim. Babam tek tek açiklamiti; hatta sözcüklerin, harflerin anlamini bile söylemiti. Hiçbiri aklimda kalmamiti. Ama aramizda geçen konumayi çok iyi hatirliyorum. "Cennet meyvesi nasil bir ey baba?" diye sormutum. Gülümsemiti babam: "Tarifi mümkün olmayan bir güzellik kizim. Ne rengi bellidir, ne tadi, ne kokusu, ne de biçimi. Onu deerli kilan da tarif edilemez oluudur zaten." imarik bir tavirla itiraz etmitim: "Ama beni görebiliyorsun ite." Babam sevgiyle baimi avuçlarinin içine almi, sanki ho bir meyveyi koklar gibi saçlarimi koklamiti. "Üstelik koklayabiliyorum da. Ama sen bu güzel kokudan, bu güzel görüntüden, bu güzel sesten daha fazlasisin kizim." Yüzünde öyle duygusal bir ifade belirmiti ki o fazlaliin ne olduunu sormaya cesaret edememitim. Çünkü biraz daha konuursa alayacaini hissetmitim. "Dikkat edin Miss Karen." Mennan'in uyarisi geç kalmiti, ayaim yekpare eik taina takilmiti bile. Bereket dengemi tümüyle yitirmedim, sendelesem de sol elimle kapinin kanadini tutarak ayakta kalmayi baardim. Dümeyeyim diye koluma yapian Mennan'a minnetle baktim.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Tamam, tamam ben iyiyim. Teekkür ederim." Baimla alinliktaki yaziyi iaret ettim. "Bir an yaziya daldim." Kolumu birakan i arkadainim yüzüne zafer dolu bir iilti yayildi, sanki sormuum gibi sesine etkileyici bir anlam vererek okudu. "'Dou da Allah'indir, bati da' yaziyor. Yani bu anlama gelen bir ey ite." Yazinin anlami deil de Mennan'in Arapça okuyor olmasi ilgimi çekmiti. "Arapça biliyorsunuz demek." "Biraz, imam hatip lisesinde öretmilerdi. Sonra unuttuk tabii... imamlik yapmayinca..." Vay, demek imamliktan ticarete geçmi bizim adam. "Neden yapmadiniz imamlik?" "Aslinda hoca olmam rahmetli babamin fikriydi. Ben lise son smrftayken vefat etti. Biz de i hayatina atilmak zorunda kaldik." Hazir konu açilmiken onu biraz daha tanimak istedim. "Peki sigortacilii seviyor musunuz?" "Seviyorum, temiz i. Gerçi Konya'da insanlar sigortayi daha anlamadilar ya, anlayacaklar inallah." "Umutlusunuz yani..." "Umutluyum tabii, lkonion Turizm gibi be müterimiz daha olsa hiçbir sorunumuz kalmayacak." Sorumlu bir yöneticiyi taklit eder gibi akayla kariik uyardim. "Çok çalimak gerek o zaman." Yeil gözleri kurnazca iildadi. "Elimizden geleni yapiyoruz Miss Karen. Hem irketimiz, hem kendimiz için." Yanit vermek yerine gülümsemekle yetinerek yemden yürümeye baladim. Ama kapidan içeri adimimi atmitim ki, olduum yerde donakaldim. Bu kerpiç bina, önündeki laleler, sümbüller, güller, uzun boylu kavak aaçlan, ortadaki çinili havuz, bu itir kokusu... "Burayi gördüm..." diye söylendim ürpererek. "Burasi..." "Daha önce geldiiniz ev mi?" diye atildi Mennan. "Hani yillar önce... Dün anlatmitiniz ya" Ona bakmadan baimi salladim. "Deil, burayi dün gece gördüm, rüyamda.." Söylediklerimden; kendim de ürktüm. "Ama bu imkânsiz. Buraya geleceimi bilmiyordum ki." Mennan da airmi görünüyordu. "Belki daha önce görmüsünüzdür..." Bakilarim kavak aaçlarina kaydi. Ne dün geceki adam, ne o tuhaf ses, hiç kimse yoktu. "Yok" diyerek mirildandim. "Daha önce nasil görmü olabili-rim ki?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Belki bir dergide görmüsünüzdür." "Dergide filan görmedim" diye söylendim. "Tuhaf eyler oluyor." Neden bahsettiimi anlamamiti. "Nasil tuhaf eyler." "Bilmiyorum, tuhaf eyler ite" diye yineledim sesimi yükselterek. "Konya'ya geldiimden beri tuhaf eyler oluyor." Yeil gözleri hayretle açilmi Mennan'a heyecanla anlatmaya baladim. "Dün bana yüzük veren adam. Gece otelin karisindaki caminin önünde gördüm onu." "Lastiin patladii yer ile otelimizin arasi çok uzak deil. Adam oradan geçiyor olabilir." "Oradan geçmiyordu. Ne gördüümü biliyorum, çemenin önünde dikilmi odama bakiyordu." Yüzünde manidar bir gülümseme belirdi. "Yapmayin Miss Karen, çemenin önünden sizin odanizi görmesi mümkün deil." Onu dinlemedim bile, zembereinden boalan bir saat gibi yaadiklarimi ardi ardina siralamaya baladim. Mennan bile olsa benden baka birinin daha baima gelenleri örenmesini istiyordum. "Balkona çikmitim. Dün gece, saati tam olarak bilmiyorum ama epeyce geçti. O zaman gördüm. Hatta göz göze geldik. O siyah sakalli adam gözlerim balkonuma dikmi, bana bakiyordu. Sanki balkona çikacaimi biliyor gibiydi. Belki de lastiin patladii yerden beri izlemiti beni... Size saçma geliyor ama bunlar gerçekten de oldu..." Birinin bana Kimya diye seslendiini anlatacaktim ki Mennan'm yüzündeki gülümsemenin açikça alayci bir ifadeye dönütüünü fark ettim. Ne yapiyordum ben? Bana deli diyeceklerdi. Düeceim durumun yaratacai sonuçlan bütün açikliiyla kavradim. Yazdiim rapor geçersiz sayilacakti. Sonuçta lkonion Turizm aleyhine ne kadar kanit bulursam bulayim kimse beni umursamayacakti. Birden ayildim. Belki de bütün bunlar büyük bir oyunun ustaca hazirlanmi parçalariydi. Akam yediim bamya çorbasina ilaç katmilardi. Yemein nasil yapildiini görmedim ki Odama getirdiler. Gördüüm halüsinasyonlarin, kâbuslarin nedeni buydu. Tabii ya, oteli de Mennan tutmutu. lkonion irketi bu adami satin aldiysa, komployu da birlikte kurmulardir. Sakalli adam da oyunun bir parçasi. Neden olmasin? Geçen yil Atina'da Alman bir eksperi kaçirmadilar mi? Türkiye'nin Yunanistan'dan ne farki var? Birak Türkiye'yi Londra'da bile ne kadar çok sigorta sahtekarliklari oluyor. Karimda durmu yüzünde o garip ifadeyle bakan i arkadaimi süzdüm yeniden. Bu masum görünülü Konyali da onlardan biri olabilirdi. Üç milyon paund az para deil. Satin almilardir onu da. Kuku dolu bakilanm Mennan'in yüzündeki alayci ifadeyi silip götürmü, imdi yemden bana yardimci olan sevimli sigorta acentamiz kimliine bürünmütü. "Raslanti olabilir" dedi. "O adam muhtemelen, bir dilenciydi. Dilenciler cami önlerini severler, insanlarin Allah'tan korkup onlara daha fazla sadaka vermesi için. Siz de balkona çikinca..." En iyisi onun varsayima inanmi görünmekti. "Bilmiyorum" dedim israr etmeyi birakarak, "belki de siz haklisiniz. Belki deil, muhtemelen siz haklisiniz. Ne de olsa buralisiniz, benden daha iyi deerlendirebilirsiniz olaylari..." Eer Mennan dürüst biri olsaydi böyle mantikli konumaya baladiim için sevinir, hiç olmami gibi meseleyi kapatirdi. Yapmadi. "Yalniz u rüyayi anlayamadim" diyerek konuyu demeye çaliti. "Gerçekten de gördünüz mü bu bahçeyi?" Kurduklari komplonun meyvesini toplamak istiyordu anlailan. "Aslinda çok emin deilim" diyerek bahçeyi kararsiz gözlerle yeniden süzdüm. Kerpiç bina, çinili havuz, kavaklar, çiçekler, itir kokusu her ey ama her ey rüyamda gördüklerimle ayniydi ama yalan söyledim. "Hayir, hayir... Rüyamdaki bahçe farkliydi. Orada bir bina vardi ama tati, çiçekler,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

aaçlar davardi, ama bunlardan farkliydi." Yeniden çinili havuza baktim. "Havuzun yerinde ise bir çeme bulunuyordu... Yok, haklisiniz. Düününce, burasinin rüyamdaki bahçeden çok farkli olduunu anliyorum. Gereksiz yere heyecanlandim galiba..." nanmayan gözlerle süzüyordu beni. Ondan bir eyler gizlediimi kesinlikle anlamiti. Yapmamam gereken bir eyi yaptim. Anlamsiz bir telaa kapilarak açiklamalara giritim. "Yabanci ülke sendromu olmali. Hiç tanimadiiniz bir kentte her yeri birbirine benzetme yanilgisi. Farkliliklari zamanla ayirt edebiliyor insan. Fas'ta da iki camiyi birbirine karitirmitim." Sessiz kalmayi sürdürünce üsteledim. "Sahi sizin hiç bainiza gelmedi mi? Hani Londra'da sokaklari, evleri birbirine benzettiiniz olmadi mi hiç?" Sakin bir tavirla yanitladi. "Otelleri karitirmitim." yi, durumu kurtardik diye düünürken tai gediine koydu. "Ama ertesi gün gideceim bir yeri rüyamda görmedim hiç." kimiz de sustuk. Gergin geçen saniyeleri benim yapay gülüüm bozdu. "Ben de görmedim, sadece öyle sandim." Mennan'in yüzünde kipirti yoktu, ne yaptiimi anlamaya çaliir gibi bakiyordu. "O zaman mesele yok." Eliyle dün gece sarikli adamin çiktii kapiyi göstererek ekledi. "Buyrun gidip müterilerimizle konualim." Yoksa görüeceimiz kii, dün gece bileime yapian, o sakalli, siyah giysili adam miydi? Yeni bir heyecan dalgasi bütün bedenimi kapladi. Her türlü olasilia hazir olmaliyim diye geçirdim içimden. Mennan'in gösterdii kapiya yürürken artik son derece ustalikla hazirlanmi bir komplonun içine dütüümden emin gibiydim. 10 "Sol elinde Medusa'nm kesik baini tutan savaçi..." Korktuum gibi olmadi, kâbuslarimin uzun sakalli, siyah giysili o gizemli adami deildi bizi karilayan kii; kirk yalarinda, orta boylu; düz saçlari briyantinle taranmi gibi parildayan dinamik biriydi. Gözleri gibi koyu renk, ik bir takim elbise giymiti. Elbise onu olduundan daha uzun gösteriyordu. Geni odasinin kapisinda kariladi bizi. Sanki daha önceden taniiyormuuz gibi abartili bir içtenlikle gülümseyerek elini uzatti. "Ho geldiniz Miss Karen. Ben Ziya, Ziya Kuyumcuzade. Ikonion Turizm'in yönetim kurulu bakam." Amerikan ngilizcesiyle konuuyordu ama etkileyici bir ses tonu vardi; omuzlari dikti, bakii, mimikleri, duruu, her halinden kendine duyduu güven okunuyordu. Ayni içtenlikle olmasa bile ben de ona gülümsedim. Uzattii eli siktiktan sonra nazik bir tavirla: "Mümkünse Türkçe konualim Ziya Bey" diyerek baimla Mennan'i gösterdim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Konya'daki acentemizin da neler konutuumuzu bilmesini istiyorum. Eminim onunda söyleyecekleri olacaktir." Mennan hazirliksiz yakalanmiti, ama houna gitti söylediklerim. "Tabii, tabii" diye söylendi kendisinin de çok emin olmadii bir güvenle. "Türkçe konuursak daha iyi olur." Ziya laubalilie varan bir samimiyetle usulca vurdu hemehrisinin sirtina. "Merak etme Mennanciim Türkçe konuuruz. Sen de anlarsin ne konutuumuzu." Bu yakinlik artik beni airtmiyordu; kukularinin teker teker gerçekletiini gören bir kâhinin sükûneti içinde olacaklari bekliyordum. Gerçek tümüyle ortaya çikincaya kadar da beklemeyi sürdürecektim. Soruturmanin salikli yürümesi için bunu yapmak zorundaydim. Müterimizle, yetkili acentemizin arasindaki bu sicak ilikiye hiç önem vermezmi gibi görünerek odaya baktim. Ve akinlik içkide kaldim, sanki tarihi bir konakta deil de bir bilimkurgu filminin setinde gibiydim. Diaridaki kerpiç duvarlar, eskimi ahaplar, bükülmü demirler birden yok olmu, yerlerini koyu plastikler, parlak metaller, siyah kalin camlar, parlak boyalarla kaplanmi nesneler almiti. Odanin ortasinda, gümü renkli metal bir ayak üzerinde yükselen, siyah camdan yapilmi bir masa duruyordu, etrafinda elips eklinde, parlak deriyle kapli koltuklar, ayna görünümünde pencere camlari, çelik levhalardan yapilmi bir kütüphane, buz mavisi renginde seramik bir zemin vardi. Sadece Ziya'nin masasinin hemen arkasindaki duvara, binanin diinda gördüüm Medusa mozaiinin aynisi ilenmiti. Ama bu mozaikte sadece Medusa'nin bai deil, onu öldüren savaçi da resmedilmiti. Ve diaridakinden çok daha etkileyiciydi.. Savaçi sa elinde kocaman bir kiliç, sol elinde ise Medusa'nin kesik baini tutuyordu. Mozaie baktiimi gören Ziya açiklamaya baladi. "Medusa'yi öldüren Perseus. Zeus'un olu..." Yüzünde kukulu bir ifade belirdi. "Efsaneyi biliyorsunuz deil mi?" Baktii herkesi taa çeviren, saçlarinda yilanlar oynaan Medusa'yi biliyordum, dünyanin deiik yerlerinde heykellerini, resimlerini görmütüm ama efsaneyi tam olarak bilmiyordum. Çok da umurumda deildi. Ben aslinda bu mitolojik hikâyeyi deil, Ikonion Turizm'in Medusa efsanesiyle balantisini örenmek istiyordum. Müterimiz neden Medusa'yi logo olarak seçmiti? Neden bu mitolojik öyküyle ilgileniyordu? "Biraz biliyorum" dedim ilgilenmi görünerek. "Ama bir de sizden dinlemek ilgimi çeker. Bakalim hikâyenin Türk yorumu nasilmi." Ziya küçük bir kahkaha atti. "Merak etmeyin Miss Karen, Türk yorumu da aslindan farkli

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

deil." Eliyle masanin önündeki koltuklardan birini gösterdi. "Ama ayakta kaldiniz, buyrun oturun, size ne ikram edeyim?" Gösterdii koltua yerleirken, "Çay" dedim, uyarmama kalmadan, anlayila mirildandi. "Tabii, sütlü..." Gülümseyerek onaylamakla yetindim. "Ben de açik bir çay içerim" diye mirildandi. Mennan boazini sikmakta olan mavi kravatini geveterek. "Demli içince çarpinti yapiyor." Alninda yine ter damlaciklari belirmeye balamiti. Anlailan gerginletikçe terliyordu bu adam. Oysa her yanimin hilebaz adamlarla çevrili olduunu bildiim halde ben ne kadar da rahat görünüyordum. Arkama yaslanarak mitolojik öyküyü dinlemeye hazirlandim. Ziya da diafondan sekreterine içeceklerimizi söyledikten sonra keyifle anlatmaya baladi: "Bildiiniz gibi Medusa her zaman çirkin bir canavar deildi. Aksine olaanüstü güzellie sahip bir genç kizdi. O kadar çekiciydi ki, güzellii sadece biz ölümlülerin deil, tanrilarin da ilgisini çekmiti. Ne yazik ki Medusa da kendi güzelliine âik olmutu. Bu ak, baim döndürdü. Yapmamasi gereken bir eyi yapti, kutsal yasayi çinedi. Çoktan beri ona hayran olan deniz tanrisi Poseidon'la Athena'nin tapinainda seviti. Kimileri bunun gönüllü bir sevime deil, Poseidon'un Medusa'ya açikça tecavüz etmesi olarak nitelese de Athena kendi mabedinde gerçekleen bu saygisizlii hiçbir zaman affetmedi. Medusa'yi bir canavara çevirdi; saçlarini birer yilan haline getirdi, o güzel kiz artik yüzüne bakanlari taa çeviren korkunç bir yaratik olmutu. Ve bu canavar yaadii Toros Dalan'ndan sik sik kente inerek, insanlari öldürüyor, çevreye zarar veriyordu. Kent halki bir kahramanin çikip bu canavari öldürmesini bekliyordu, ama kendisine bakanlari taa çeviren bir canavari öldürmek hiç de kolay deildi. Bu belali ie Zeus'un cesur olu Perseus

www.soncemre.com talip oldu. Medusa'yi

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

canavar haline getirmesine ramen genç kiza duyduu kiskançlii hâlâ geçmeyen Athena da büyük bir hevesle Perseus'un yardimina kotu. Zorlu bir mücadelenin ardindan Perseus, Medusa'nin baini keserek ehir halkini bu canavardan kurtardi. Halk bu kahramana duyduu minneti ehrin her yanina onun ikonlanni dikerek gösterdi. Her yani ikonlarla çevrilen bu kente de 'Ikonion' adi verildi." "konion" diye mirildandim tatli bir sürprizle karilami gibi. "Yani Konya..." Sözlerimi tamamlamama izin vermedi Ziya. "Siz çok zeki bir kadinsiniz Miss Karen. Doru, Konya ismi konion'dan gelir. Bazilari konium'da demitir. Ama efsanede adi geçen kent burasi." Dünyadaki birçok kentin kendilerine böyle kurulu efsaneleri yarattiini bildiimden dudak büktüm. "Bunu baka hiçbir yerde duymadim..." "Duyamazsiniz." Mesleki bir sir verirmiçesine büyük bir ciddiyetle açikladi. "Turizm sektörü acimasizdir. Herkes pastadan pay kapmaya çaliiyor. Yunanlilar, talyanlar, Misirlilar. Ne kadar efsane, ne kadar öykü varsa hepsi kapiilmi. Ama inanin, Konya'nin adinin bir zamanlar konion olduu bir gerçek." "Siz de irketinizin ismini konion koydunuz." Yaptiinin doruluundan kuku duymayan birinin güveniyle baka. "Evet, Medusa'nin baini da logo olarak seçtik. Kentimizin yedi bin yillik tarihini vurgulamak için. Eee ne de olsa biz de turizm iindeyiz." "Ben baka bir hikâye duymutum" diyerek konumaya katildi Mennan. Alnindaki ter damlalarini sildii bez mendil hâlâ sa elinde duruyordu. Ziya'ya dönerek sürdürdü sözlerini. "Yav kusura bakma Ziya, amacim seni yanli çikarmak deil ama, dergâhtaki Mevlevilerden biri baka bir hikâye anlatmiti." Ziya benden daha çok meraklandi. "Öyle mi? Neymi bu hikâye? Anlat bakalim, belki ben de duymuumdur." Mennan elindeki mendille bir kez daha alnindaki ter damlalarim kuruladiktan sonra: "Efsane bu ya" diye anlatmaya koyuldu. "Horasan illerinden Anadolu'ya doru iki dervi uçarak geliyorlarmi." Uçarak derken neyi kastettiini anlamamitim. "Yani uçakla mi geliyorlarmi..." Mennan gülmeye baladi. "Ne uçai Miss Karen, binli yillardan söz ediyoruz. Türklerin Anadolu'ya geliinden. Uçak olur mu? Bu Allah erleri kendileri uçuyorlarmi." Gülme sirasi bana gelmiti. "Yani kular gibi." nanmami olmama hiç alinmadi. "Efsane

www.soncemre.com olduunu söylemitim. Ben bakasinin

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

yalancisiyim." Ziya dayanamayip sözünü kesti. "Yalanci deme canim, mitolojik öyküler bunlar... Ee uçarak geliyorlarmi." "Bu topraklarin üzerine gelince, bakmilar ki aaisi balik bahçelik." Bana dönerek açikladi. "O zamanlar yani bundan bin küsur yil önce Konya'nin bugünkünden daha aaçlikli bir bölge olduunu söylerler." Gülümsedi. "Yani Londra kadar olmasa da bai, bahçesi bol bir kentmi. Neyse... Bizim iki derviten biri aaidaki güzellikleri görünce, yol arkadaina sormu. "Ne dersin baba erenler konayim mi?" Öteki dervi de aaiya bakmi, gördüü manzara houna gitmi. "Kon ya!" demi. Böylece konmular, kentin adi da Konya olmu." Ziya hatirlamiti, sa elini sa dizinin üzerine usulca vurarak söylendi. "Evet ya, ben de duymutum bu hikâyeyi." Acentemiz ile müterimiz, yoksa iki kafadar hemehri, iki suç ortai mi demeliyim, hallerinden memnun birbirine gülümserken, ben kafami kurcalayan soruyu dile getirdim. "Bu efsane slam kültürüne daha uygun deil mi? Neden logo olarak Medusa'yi seçtiniz?" Yaniti hazirdi Ziya'nin. "Eer slam kültürüne yaslanmak isteseydik, elimizde bitmez tükenmez bir hazine vardi. Selçuklu Sarayi'ndan, Karatay Medresesi'ne, ems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'nden, Sadreddin-i Konevi Camii ve Türbesi'ne ve tabii paha biçilmez bir mücevher olan Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'ye kadar uzanan bir hazine. Hiç kuku yok ki onu tercih ederdik. Ama bu iyi bir seçim olmazdi. Konya'da kebapçilar bile Mevlânâ ve islam figürlerini kullaniyor. Hem bizim hedefimiz iç turizm deil, yabanci müteriler." akayla kariik serzenite bulundum. "Çünkü parayi yabanci turistler getiriyor." Koyu renk gözleri kurnazca aydinlandi. "Ben yabancilarin daha uygun müteri profili olduunu söylerdim." "Fakat unuttuun bir ey var" diyerek kari çikti Mennan. "Mevlânâ'ya yabanci turistlerin ilgisi de çok büyük." Oturduu koltukta sikintiyla kipirdadi Ziya. "Mevlânayi diladiimizi söylemedim ki." Sesi biraz sert çikmiti. Mennan'a haddini aiyorsun der gibiydi ya da bana öyle geldi. Ama ayni ciddi tonda sürdürdü sözlerini. "Öyle olsaydi, eski Konya evlerini restore edip, bu apart oteli açmazdik." Bakilarini bana çevirdi, yüzündeki sertlik gitmi gibiydi. "Üstelik benim babam da, tipki Miss Karen'in babasi gibi Mevlevi'dir." Önce Ziya'nin tam olarak ne dediini anlamadim. Adimi söylemiti, baba lafi azindan çikmiti. Eliyle siyah cam masanin üzerindeki saydam semazen biblosunu göstererek yineledi. "Öyle deil mi Miss Karen? Babaniz Poyraz Efendi de Konyali bir Mevleviymi?" Babami nereden biliyordu bu adam? Demek hakkimda ayrintili bir aratirma yapmilardi. Bu kadari da fazlaydi. Soukkanli olmam konusunda kendime yaptiim telkinlerin hepsi uçup gitmiti.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

çimden bu briyantinli züppeyi aailamak, hakaretler yadirmak geliyordu. Ne hakla beni aratiriyorsunuz demek üzereydim ki, Mennan'in tela içindeki sesi duyuldu. "Kan, Miss Karen elinizde kan var!" akinlikla sa elime baktim, kamimin üzerinde duruyordu parmaklarimin altindaki beyaz bluzumda giderek yayilan kirmi bir leke vardi. Önce âdet gördüümü sandim, ardindan hamile olduumu hatirladim. Yoksa bebei mi düülüyordum? Panik halinde elimi kaldirdim, bakilarim bacaklarimin arasina kaydi. Hayir, ne kan vardi, ne de islaklik. "Eliniz" diye uyardi Ziya, "eliniz kaniyor galiba." Sa elime baktim, evet yüzüün olduu parmaim kan içindeydi. Yüzük mü? Evet, gümü bir yüzük vardi parmaimda, kahverengi tai imdi kipkirmizi kana dönümü olan bir yüzük, dün akam üzeri siyah sakalli, siyah giysili adamin verdii yüzük. yi de ben bu yüzüü ne zaman parmaima takmitim? Hatirlamiyordum, ama imdi onu düünecek sira deildi. Sol elimi, kanayan parmaimin altina tutarak doruldum. "Lavabo nerde?" Ziya çevik bir hareketle ayaa firladi, odanin sa arka köesindeki metalik griye boyali kapiyi açarak telala söylendi. "Buyrun, buyrun burasi." 11 ems-i Tebrizi'nin karisinin adi da Kimya'ydi." Su kani yikadi, parmaimi temizledi. Yüzüü çikardim, lavabonun üzerine birakip, parmaimdaki yara izini bulmaya çalitim. Yoktu; ne bir kesik, ne de bir çizik. Bakilarim yüzüü biraktiim yere kaydi; lavabonun beyaz mermer zemini air air kizila boyaniyordu. Bu da neydi böyle? Dikkatli bakinca anladim. Kanayan parmaim deil, yüzüün taiydi. Kirmizi damlaciklar yüzüün taindan usulca mermere yayiliyordu. Ucuz bir yüzüün eriyen boyasi diye düündüm, ama akan sivinin rengi kana ne kadar da benziyordu! Ürpermekten kendimi alamadim. Ürpermek mi, adamlarin istedikleri de buydu zaten. Korkmam, ürkmem, paniklemem, aklimi kaçirmam. Onlara bu firsati vermeyecektim. Cesaretimi toplayip, parmaimin ucuyla kirmizi siviya dokundum, gerçek kan gibiydi; ilikti, youndu. Bunu yapmayi nasil becermilerdi acaba? Dün gece o kâbuslari görmemi nasil saladilarsa öyle... Bir an kukuya kapildim, bütün bunlari yapabilirler miydi? Yoksa yaniliyor muydum? Zaman zaman olduu gibi yine paranoyak bir histeriye mi kapilmitim? Hayir paranoyaya kapildiim filan yoktu, bütün bu olaylar baka türlü açiklanamazdi. Ortalikta üç milyon paundluk bir para vardi. Adamlar bu parayi almak için ellerinden gelenin en iyisi yapiyorlardi. yi de bu yüzüü ben ne zaman takmitim parmaima? Sabah yapmadiima emindim. Belki gece takmiimdir. Çantamda bulduktan sonra, uyumaya karar vermeden önce. Hayir, ben yüzük filan takmadim. Öyleyse... Tabii ya, yüzüü de onlar geçirdi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

parmaima, ben uyuduktan sonra. Odama girmiler, çiplak yatarken belki beni izlemilerdi. Kan beynime siçradi. "Alçaklar" diye söylendim, "namussuz alçaklar." Aninda yanit geldi diaridan. "Miss Karen, Miss Karen iyi misiniz?" Mennan'di, sesi kaygiliydi. Ne dediimi anlamamilardi demek. Olsun, imdi anlayacaklardi, diari çikip ikisinin de yakasina yapimak, onlari tokatlamak istedim. Ama. aynada çakmak çakmak yanan gözlerime bakinca durdum. Onlara hakaret etsem yüzlerine tükürsem ne olacakti? Bu kadin çilgin, gece gördüü rüyalardan bizi sorumlu tutuyor, yazdii raporu kabul etmiyoruz diyeceklerdi. Üstelik i yargiya dökülürse kesinlikle biz haksiz çikacaktik. "Alçaklar" diye söylendim ama bu kez sesimi kismayi baarmitim. "Miss Karen, iyi misiniz?" Yine Mennan'di, sesi sahici bir endie taiyordu. "yiyim" diye seslendim, öfkemi yenerek, "iyiyim, imdi çikiyorum." Simon hakliydi, uyanik olmaliydim. Karimizdakiler son derece kurnaz ve cüretkâr adamlardi. Cüretkârliklarinin siniri nereye kadar uzanirdi bilmiyorum ama benim onlardan daha akillica davranmam gerektii kesindi. Duygularimi, düüncelerimi asla belli etmemeliydim. Daha önemlisi soukkanliliimi hiçbir zaman yitirmemeliydim. Neyle karilairsam karilaayim, ne pahasina olursa olsun sakin olmaliydim. Ama nasil yapacaktim bunu, daha imdiden ellerim titremeye balami, öfkemin esiri olmutum. Sinirden kizarmi yüzüme baktim. Kâit mendilleri deste yapip musluun altina tuttum. Islak mendilleri alev alev yanan akaklarimda gezdirdim. Souk su iyi gelmiti. Gömleimdeki lekeleri temizlemeye çaliirken aynadaki Karen'a baktim. "Sahi ne diyeceim ben bu adamlara?" diye sordum. "En iyisi gerçei anlatmak" dedi aynadaki gergin kadin.' Hakliydi, en iyisi olanlari, hiçbir ey eklemeden, çikarmadan olduu gibi anlatmakti. Bir meczubun hediye ettii ucuz bir yüzüün tainin boyasi akmi, ellerimi, giysilerimi

www.soncemre.com batirmiti, ite hikâye buydu. Babami

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

aratirdiklari için Ziya'ya kizmaya filan da gerek yoktu. Hatta neler örendiklerini bilmek yararli bile olabilirdi. Böylece kurduklari komplonun boyutlarini daha iyi kavrayabilirdim. Verdiim bu kararla toparlandim, ellerimi kuruladim, bakilarim yine yüzüe kaydi Artik kanamiyordu. Güvenemedim, yüzüü kâit havluya sararak, lavabodan çiktim. Odaya girdiimde Mennan ayakta dikiliyordu, Ziya dirseklerini siyah cama yaslami masasinin baindaydi; ikisinin de gözleri çiktiim kapiya çevrilmiti. Sakince gülümsedim. "Parmaim kanamiyormu" diye söylendim kâit havludaki yüzüü göstererek. "Yüzüün taindaki boya akmi." Sanki olanlardan haberdar deilmi gibi Ziya yüzünde akin bir ifadeyle masasindan kalkarak bana yaklati. Mennan ise ondan önce davranmi, yüzüün sarili olduu kâidi teklifsizce elimden alip incelemeye balamiti bile. Suç ortai yaklamadan hayal kiriklii içinde söylendi. "Ama bunun üzerinde boya filan yok ki?" Olayin etkisini kolayca atlatmam houna gitmemiti anlailan. "Çünkü sildim" dedim hiçbir alinganlik belirtisi göstermeden, "fakat denemek isterseniz, bir süre elinizde tutmaniz yeterli, eminim birkaç dakika içinde her yaniniz boya içinde kalacaktir." "Öyle adi bir yüzüe de benzemiyor." Beklediim gibi Ziya Efendi de katilmiti koroya. Yaptiim makul açiklama ilerine gelmiyordu tabii. Yüzük parmaimi gösterdim. "Ama elim kanamiyor" dedim alayci bir tavirla "Elim kanamadiina göre, yüzüün boyasinin akmasindan baka seçenek kalmiyor. Tabii birinin hiçbir yerim kesilmeden parmaimi kanatabilecek bir büyü yaptiini varsaymazsak." "Büyü mü?" diye tekinsiz bir sesle sordu Mennan. "Onu da nereden çikardiniz?" Ziya, ah salak ah dercesine baini salladi. "Miss Karen aka yapiyor" diyerek yüzüü Mennan'in elinden çekti, yalandan bakti. "Gerçekten de güzel bir yüzük. Nereden almitiniz?" "Satin almadim, biri verdi." "Onun adina üzüldüm, utanç verici bir durum, verdiiniz hediyenin sorunlu çikmasi." Ne kadar da

www.soncemre.com iyi oynuyordu rolünü.

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Tanidik biri deildi" dedim ben de oyuna katilarak. "Hiç görmediim biri. Siyah sakalli, siyah giysili bir adam." "Bir dilenciydi herhalde" diye araya girdi Mennan. "u cami önlerinde dilenenlerden." Ziya airmi gibi bakti. "Sen de mi gördün adami?" "Bu olay dün gece oldu. Miss Karen'i oteline götürürken." Duraksadi. "Aslinda adami ben görmedim. O sirada lastii deitiriyordum." "Görmedin de adamin dilenci olduunu nasil anladin?" "Miss Karen'in söylediklerinden çikariyorum. Saçi sakali birbirine karimi biri dedi. Ayni adam sonra otelinin önündeki camiye gelmi." "Hayir, hayir" diye kestim sözünü, "ayni adam olduundan emin deilim. Çok yorgundum, muhtemelen baka biriydi." Mennan ihanete urami gibi bakti yüzüme. Bahçeye girdiimizde, sakalli adami otelin önünde gördüm demediniz mi diye soracak sandim, sormadi. "Yani artik böyle düünmüyor musunuz?" demekle yetindi. Ama sesi buruk çikmiti. Aldirmadim bile. "Evet" dedim hiç çekinmeden yeil gözlerine inatla bakarak, "artik böyle düünmüyorum." Kapi vuruldu; sekreter kiz içeceklerimizi getirmiti. Ziya gülümseyerek bir kez daha koltuklan gösterdi. "Buyrun, çaylarimizi içerken sohbet edelim." Post uzay çai dizaynlarina ramen son derece rahat olan koltuklarimiza yerletik. Mennan artik benden tarafa bakmiyordu. Komplo kurduu kii onun istedii gibi davranmadi diye bir de küsüyordu adam. Aldirmadan sütlü çayimi içmeye baladim. Ziya ekerli Türk kahvesi söylemiti kendisine; o da bir yudum aldi fincanindan. Sadece Mennan dokunmadi sehpada dumani tüten açik çayina. Küskün, tombul bir çocuk gibi terleyerek öylece oturdu koltuunda. Sessizlii, bu yaadiklarimizin gizli senaristi olan Ziya bozdu. "Nasil, çayiniz istediiniz gibi olmu mu?" Aslinda olmamiti, sütü fazla kaçirmilardi ama imdi aiz tadini düünecek halim yoktu. "Güzel, güzel teekkür ederim." "yi, sevindim beenmenize. Her zaman ngiliz konuumuz olmuyor. Çocuklar da sütlü çay yapmayi beceremeyebiliyorlar." Küskün hemehrisine döndü. O da fark etmiti Mennan'in burulduunu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Belki de iine gelmiyordu böyle davranmasi. akayla kariik takildi. "Ee niye içmiyorsun Mennan. Miss Karen'a beendirdiimiz çayi, sana beendiremedik mi?" Mennan koltuunda toparlandi, göz ucuyla bana baktiktan sonra, "Yok Ziya" dedi mahcup bir tavirla, "beenmemek ne demek. Sousun diye bekliyorum. Baksana durduum yerde terliyorum zaten." "Souk bir soda söyleyeyim mi?" "Yok, yok istemez. Ben böyle iyiyim." Konuyu deitirmek için en iyi zamandi. Artik i konumaya balamaliydik, ama kahvesinden bir yudum daha alan Ziya buna izin vermedi. "Merak ettim, u sakalli adami, ilk nerede gördünüz?" Hiç yadirgamadim sorusunu. Elbette lafi ya sakali adama ya da yüzüe getirecek, konuyu yeniden açacakti. Çünkü bu konumalarin hepsi gerekirse ilerde bana kari kullanilacakti. "Bilmiyorum" dedim elimdeki fincani sehpaya koyarken, "bir parkin önünde. Bir de cami vardi." Mennan konumaya hiç istekli deildi. Ziya sormasa belki azini bile açmayacakti. "Neresi orasi Mennan?" "ems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesi." Gizemli bir ifade belirdi Ziya'nin yüzünde. "ems-i Tebrizi ha..." diye mirildandi. Bakilarini bana dikmi, bir an olsun ayirmiyordu. "ems-i Tebrizi'nin kim olduunu biliyor musunuz Miss Karen?" Düündüm, dün caminin tabelasinda bu adi gördüümde de düünmütüm. Bu ismi daha önce duymu olmaliydim. Tabii babam anlatmitir. Baka kim anlatacakti? "Hatirlamiyorum" dedim omuz silkerek. "Bir dervi olmali." Düünceli bir halde baini salladi. "Bir dervi, ama çok önemli bir dervi. Mevlâna'yi Mevlânâ yapan adam da diyebiliriz." "Büyük adammi. Peki neden ems-i Tebrizi'yi tanimam gerekiyor." Bozulduumu sanmi olacak ki hemen savunmaya geçti. "Tanimaniz gerekmiyor." Anlatacakti, vazgeçti, kararsiz kalmiti. "Tanimaniz gerekmiyor da..." "Evet..." Niye böyle ikircim içinde bu adam? "Bir raslanti olmu aslinda." "Nasil bir raslanti?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"imdi sizin ikinci adiniz Kimya ya. Bize gelen bilgilerde Karen Kimya Greenwood diye geçiyor adiniz." "Doru." "ems-i Tebrizi'nin kansinin adi da Kimya'ydi. Mevlânâ'nin evlatlii olan Kimya..." Kanim donar gibi oldu. "Kimya, Kimya Hanim..." diyen o ses yeniden çinladi kulaklarimda. Kendimi biraksam dünden beri yaadiim bütün o kâbuslar yeniden üzerime çullanacakti. Onlarin amaci da bu olmaliydi, ikisi de gözlerini dikmi merakla bakiyorlardi. Sözlerinin beni nasil etkilediini görmek istiyorlardi. "Ne var bunda? Babam Kimya ismini çok sevdii için bana da bu adi vermi." "Ben de bir ey var demiyorum zaten. Sadece tuhaf bir raslanti." Raslanti filan deil, önceden tasarladiiniz bir oyun diye geçirdim içimden. Beni delirtmek için bavurduunuz alçakça bir entrika. Ben suskun kalinca, Ziya kukulandiimi mi düündü nedir? "Orada ne iiniz vardi?" diyerek Mennan'a dündü. "Yolunuzun üstünde deil ki ems Hazretleri'nin türbesi?" "Miss Karen bir evi ariyordu. Bahçeli, büyük bir ev." Duraksadi. Yine onu yalanlayacaimi düünmü olacak ki bana onaylatma gerei duydu. "Yanli bir ey söylemiyorum deil mi Miss Karen? Öyle bir yeri ariyordunuz." Halimden çok memnunmuum gibi gülümsedim. "Doru söylüyorsunuz Mennan Bey. Geni bir bahçesi olan büyük bir evi ariyordum." Ziya'ya döndüm. "Konya'ya ilk geldiimde gitmitik o eve." "Babanizin evi mi?" Babam hakkinda konumasina bile öfkelenmemeyi baardiima göre doru yoldaydim. "Bilmiyorum" diye sürdürdüm. "Aslinda evden çok dini bir merkeze benziyordu." O sinir bozucu güveniyle baim salladi. "Mevlevi Dergâhi. sterseniz götürürüm sizi oraya." "Çok memnun olurum" dedim, o evi görmeyi gerçekten istiyordum. "Siz nereden biliyorsunuz orayi?" Hafif sararmi, iri dilerini göstererek gülümsedi. "Söylemitim ya benim babam da Mevlevidir. Belki babaniz bahsetmitir, adi zzet... Kuyumcu zzet Efendi derler, yillardir gümü iiyle urati. Babaniz Poyraz Efendi'yi taniyan da o. Uzun yillar ayni dergâhin kapisini aindirmilar, isterseniz, babamla tanitiririm sizi." "Vaktimiz olursa..." dedim artik aile konusunu kapatip ie dönmenin zamani gelmiti. "Biraz da yangin hakkinda konualim mi?" aret parmaini kibarca havaya kaldirdi Ziya.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Konualim, ama merak ettiim bir konu var. Babaniz hâlâ sizinle birlikte mi? En son yirmi küsur yil önce karilamilar babamla. Bir daha hiç görmediini söyledi." "Niye sordunuz?" Sesim tam istediim gibi çikmiti; souk, uzak, resmi. Yüzündeki güven tuzla buz oldu. "Özür dilerim" dedi, "beni yanli anlamayin lütfen. Aslinda merak ettiim kendi babam. Onu anlamak için babanizi soruyorum.'' "Öyle mi?" "nanin öyle. Babam Konya'nin en usta kuyumcularindan biriy di. Onun çiraklari bile bugün ehrin en zengin insanlari oldular, ama o kirk yil önce nasilsa imdi de öyle." Manidar bir bakila süzdüm. "Ama gördüüm kadariyla sizin mali durumunuz hiç de kötü deil." Sa eli, kusursuz kesimli ceketinin pahali kumaini okadi usulca. "ükür deil, Osman Dedem sayesinde." Duraksadi. "Osman Dedem, annemin babasidir. Babam tarafi hep çulsuz olmu. Osman Dedem olmasaydi biz de yoksulluk içinde yüzüyor olurduk. Allah rahmet eylesin, çok akilli bir adamdi Osman Dedem. Peynir ticaretiyle urairdi, iyi bir iadamiydi. Ben onun geleneini sürdürüyorum." "nsanlarin seçimleri..." dedim, "babaniz dini seçmi." Hemen kari çikti. "Olur mu canim, Osman Dedem de be vakit namazinda niyazindaydi. Biz de Müslümaniz elhamdülüllah. Yok, dinle ilgili deil, bu adamlarin mayasi baka." "Merebi" diye düzeltti bizim küskün Mennan. "Yani kiilii, duygusu, düüncesi, anlayii, davranii..." Baiyla hemehrisini göstererek alayci güldü Ziya. "Eski hoca ya, bizden daha iyi bilir bu konulari... Neyse merak ettiim konu bu ite. Babam hâlâ eski evinde, eski koltuunda oturur, hâlâ ayni kitaplarin sayfalarini çevirir, aka gelince ayni iirleri okur, hâlâ ayni dergâha gider. Tamam kötü bir ey deil yaptii ama, her gün ayni eyleri yapmaktan sikilmaz mi insan? Bunu anlamak için babanizi sordum." "Kendi babaniza niye sormuyorsunuz?" Umutsuzca bakti. "Sormadim mi zannediyorsunuz? Hem de defalarca. Hep ayni yaniti verdi: 'Benden cevap bekleme güzel evladim' dedi. 'Cevaplar burnumuzun dibinde, ama onlari görecek göz nerede?' Mennan kendini tutamayarak kikirdadi. Ziya ters ters bakti, ama bir ey söylemedi, bana döndü yine. "Babam ile Poyraz Efendi, tarikat arkadalii yapmilar, yol kardei olmular. Merak ettim acaba

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

babaniz da benimki gibi mi diye." Tarikat arkadalii, yol kardei derken tam olarak neyi kastettiini bilmiyordum, ama Ziya'nin sözlerini içten bulmutum, yanitlamakta salanca görmedim. "Muhtemelen o da babaniza benzer. Artik bizimle birlikte deil." Emin olmasam da inandiim eyi onunla paylatim. "Pakistan'da yaiyor. Salii yerinde, sizin babaniz gibi her gün benzer eyleri yapiyor, ama o da gayet mutlu." Alt dudaini aaiya sarkitarak dalgin söylendi. "Acayip adamlar bunlar. Türlerinin son temsilcileri..." Çözümsüz bir sorunla karilami gibi bir süre öylece kaldi, çok sürmedi, kahvesinden son bir yudum alarak canlandi. "Evet, artik i konumaya balayabiliriz." Bu kez ben durdurdum onu. "Bir saniye lütfen." Çantamdan dizüstü bilgisayarimi çikardim. Açtim. Ikonion dosyasini buldum. "Evet, ite burada. Serhad Gökgöz, Nezihe Bostanciolu, Kadir Gemelek..." Ziya'nin yüzü gölgelenmeye balamiti, aldirmadan sözlerimi sürdürdüm. "Bu insanlarla görümem gerek." Neden diye sormasina firsat vermeden açikladim. "Yangini gören insanlar bunlarmi. Polis ifadelerini de okudum. Ama olayi yaayan insanlardan örenmekte yarar var." "Tabii" dedi Ziya arkasina yaslanirken, "Serhad ile Nezihe, Yakut Otel'in personelidir, onlarla görümenizi salariz. Ne yazik ki Kadir Gemelek artik bizde çalimiyor. Yangindan yarali olarak kurtuldu. Tazminatini fazlasiyla verdik, ama olay sirasinda çok korkmu. Nasil söyleyeyim akli pek yerinde deil." "Ben bulurum onu" diye atildi Mennan. Hayret, dili yeniden açilmiti. "Çocukluk arkadaimdir, ayni mahallede büyüdük." Ziya ineleyici bir baki atti Mennan'a. "Bulursun, ben de bulurum. Onu demiyorum." Bana döndü. "Kadir ne söylediinin farkinda deil. Sözlerine fazla itibar etmemenizi öneririm. Saçma sapan konuuyor." Neler anlatiyor diye soracaktim ki Ziya kendiliinden açikladi. "Yakut Oteli uzaylilarin yaktiini söylüyor. Kafasinda antenler olan bir adamin çamairhaneye

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

girdiini, bütün ütüleri fie soktuunu söylüyor." "Güzel hikâyeymi" diye mirildandim neeyle. "Uzaylilarin yangini niye çikardiini da söyledi mi?" "Söyledi. Otelin iiklan onlari yaniltiyormu, ufolarini indirecek yer bulamiyorlarmi." "Zavalli Kadir kendinde deildi" diyerek onayladi hemehrisinin sözlerini Mennan. "Saçma sapan konuuyordu hastanede. Ama doktorlar düzeleceini söylemilerdi. Ben de ne zamandir görmedim onu." "Size de görümenizi önermem" diye akil verdi Ziya. "Siz bilirsiniz ama onunla görümek vaktinizi bo harcamak olur." Demek ki kesinlikle görümem gereken biriydi, bu uzaylilari gören Kadir. "Öteki iki personel" dedim bilgisayarima yeniden göz atarak. "Serhad Gökgöz ile..." Ziya tamamladi."Nezihe Bostanciolu. kisi de hâlâ bizim personelimiz. Ne zaman isterseniz onlarla görüebilirsiniz." "Teekkür ederim." Ziya'ya minnetle baktim. "Bana çok yardimci oluyorsunuz." "Benim için bir zevk, hepimiz ayni gemideyiz. Ben kazanmaliyim ki siz de kazanasiniz, siz kazanmalisiniz ki ben de kazanabileyim." Beeni dolu bir ifade yerletirdim gözlerime. "Profesyonelce düünmeniz ne kadar güzel. Birçok müteri bizden çekinir. Oysa sizin de dediiniz gibi hepimiz ayni gemideyiz. Bu düüncenizi takdir ettiimi söylemek zorundayim. Ancak sizden bir ricam daha olacak, u iki personelinizi olay yerine gönderir misiniz?" Tipki Mennan gibi o da hayrete dümütü. "Olay yerine mi? Neden?" "Gördüklerini, yaadiklarini olay yerinde anlatmalarini istiyorum. Böylece olay gözümde daha kolay canlaniyor. Dolayisiyla yazacaim rapor da daha gerçekçi oluyor. Tabii Londra'dakiler de tazminat çekini daha kolay imzaliyor." Memnuniyetle iidi Ziya'nin esmer yüzü. "lginize teekkür ederim. Aslinda bu mesele ne kadar çabuk çözülürse, iimiz de o kadar kolaylaacak. Koca tesis yikintiya dönütü, yeniden hizmete sokulmayi bekliyor. Her an, her dakika para kaybediyoruz. Ne kadar çabuk hallederseniz, size o kadar minnettar kaliriz."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

imdi rüvet teklif edecek diye düündüm ama gülümseyerek "Hiç merak etmeyin" dedi. "Serhad ile Nezihe'yi olay yerine göndereceim." 12 "Ölenlerin ruhuna, Allah rizasi için El Fatiha." Yakut Otel, kentin kuzeyinde yeni açilmi geni bir caddenin üzerindeydi. Bahçesi, yüzme havuzu, destek binalariyla birlikte toplam üç bin be yüz metrekarelik alan üzerine kurulmu olan Konya'nin bu en güzel oteli imdi kavruk bir bina iskeleti gibi dikiliyordu karimizda. Ahaplari kömür olmu pencereler, siyah bir isle kaplanmi odalar, isinin etkisiyle eilmi metaller, erimi boyalar, kararmi cam parçalan. Dokuz katin dokuzu da yanmiti. Eer otel tadilatta olmasaydi iki kii deil, onlarca insan ölebilirdi. Malezya'da böyle bir otel yangini davasi vardi. On bir katli otelin sadece üstteki dört katinin yanmasina ramen on yedi kii ölmütü. Bei yanarak, on ikisi dumandan boularak. Yakut Otel'in tadilatta olmasi büyük ansti. Serhad ile Nezihe gelmeden önce Mennan'la otelin yikintilarini dolami, ama bu mezbelelikte ne bir kanit, ne de bir ipucu bulabilmitik. çerinin yanmi ahap, boya, plastik kariimi air kokusuna daha fazla dayanamayarak kendimizi diari atmamizin üzerinden çok geçmeden lacivert bir Mercedes be alti metre ötemizde durdu, içinden iki genç adam ile orta yali bir kadin indi. Genç adamlardan arabayi kullanani iriyariydi, saçini tümüyle kazitmiti, gözlerinde di cami ayna gibi olan bir güne gözlüü vardi, ama daha ilginç olani, bu sicak havaya ramen ellerindeki süet kahverengi eldivenlerdi. Zaten yanimiza da yaklamadi, uzaktan eldivenin içindeki sa elini sallayarak bizi selamladi. Karilik vermedim, Mennan baini usulca eerek selami aldi. Ardindan adam tuhaf bir ey yapti. Arka cebinden çikardii bezle Mercedes'in kapi kollarini temizlemeye baladi. Mennan dilerinin arasindan: "Manyak" diye mirildandi. Kendisine baktiimi fark edince fisiltiyla açikladi. "Bu Cavit temizlik manyaidir. Eldiveni de o sehepten takiyor. Kir bulamasin diye." Aslinda fisiltiyla konumasina hiç gerek yoktu, bize yaklaan öteki adamin gözü Mennan'in arabasindaydi. Sa eliyle siyah Mercedes'in kaportasina hayranlikla dokunduktan sonra: "Bu arabayi nereden buldun Mennan Bey?" diye sordu yiliik bir tavirla. "Pek afiliymi. ler yolunda ha?" Nasil yani? Mennan arabayi yeni mi almiti? Belki de Ziya'nin, yetkili acentemize bize yaptii ihanet karilii verdii bir ödüldü. Bu konuyu da aratirsam iyi olacakti. Mennan da rahatsiz olmutu genç adamin sözlerinden. Pislie bakar gibi bakarak: "Seni alakadar etmez, iine bak" dedi sonra bana döndü. "Bu arkada Serhad" diye tanitti. "Serhad Gökgöz, bu hanim da Nezihe. Nezihe Bostanciolu." Zayif, kara kuru bir kadindi Nezihe. Lacivert bir earbin çevreledii incecik yüzünden yillarin bezginlii, yorgunluu akiyor, kestane rengi gözleri, çikik elmacik kemiklerinin üzerinden bir parça ürkek ama daha çok kukuyla bakiyordu. Serhad gençti, yirmi belerinde filan. Kivircik saçlarini

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kisacik kestirmiti, gömleinin açik yakasindan tüysüz gösünde sallanan muska sekimde bir madalyon görünüyordu. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmu, griye çalan mavi gözlerinde umursamaz, neredeyse küstah bir ifadeyle, geldik ite, sor ne soracaksan der gibi dikiliyordu karimda. "Geldiiniz için teekkür ederim" diyerek baladim söze. "Sanirim niye geldiinizi biliyorsunuzdur." "Bilmiyoruz" dedi Serhad. Konuurken sa elini cebinden çikarmiti. "Ziya Abi, gidin dedi, geldik." "He" diye baini öne doru salladi Nezihe, "Allah ondan razi olsun, Ziya Bey gidin dedi, geldik." Tam düündüüm gibiydi, ikisi de Ziya Bey'in ezberlettii sözleri söyleyeceklerdi. Beni airtan Mennan oldu. Gözlerini Serhad'in suratina dikerek, "Artik Ziya Bey'i unutun" diye söylendi. Kisa, kütüz bacaklarinin üzerinde dimdik durmu, ellerini beline dayamiti. "Burada artik Ziya Bey yok, kanun var." Eliyle arkadaki yikintiyi gösterdi. "u otelin haline bakin. Cayir cayir yanmi güzelim bina. Milli servet, bu. Üstelik iki de insan öldü. Evi, ailesi olan sizin gibi, bizim gibi iki insan... Miss Karen bu soruturma için ta Londra'dan kalkti geldi. Bu i çok ciddi. Bak sizi peinen uyarayim, eer yalan, yanli bir ey söylerseniz..." Neden bu kadar sert çiktiim anlayamadim, Serhad'in Mercedes'le ilgili sözlerinin intikamim mi almak istiyordu? Ama Serhad öyle kolay boyun eecek bir adama benzemiyordu. "Niye öyle söylüyorsun Mennan Bey" diye kesti sözünü. "Ne zaman yalan yanli konutuumuzu gördün? Ayip oluyor ama yabanci hanimin önünde." Tuhaf ey, yabanci hanim demesi arima gitti, bunu yaptiima kendim de aarak, "Ben yabanci deilim" dedim. Dorudan Serhad denen olanin kirpiksiz, çipil gözlerinin içine baktim. "Ben de Konyali sayilirim. Babam daha siz domadan bu sokaklarda dolaiyordu." "O Konyali deil ki" diye beni destekledi Mennan. "Antalya'dan geldi buraya. Bizimle hiç alakasi yok." Serhad nefretle bakti Mennan'a, imdi üzerine atlayacak diye korktum. Korktuum gibi olmadi. Bakilarini bana çevirdi. "Kusura bakmayin Karen Hanim" dedi, gözlerindeki meydan okumanin yerini zorunlu bir saygi almiti. "Size lafim yok. Mennan Bey yanli konutu, onu için öyle söyledim." Mennan karilik verecekti, ka göz iareti yaparak durdurdum onu. Neden bu kadar sinirleniyordu,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

anlayamamitim. Ortalikta abartacak bir durum yoktu. Tamam bu yeniyetme biraz terbiyesizdi, ama u ana kadar yanli bir davranita bulunmamiti. Yoksa bu tartima da bir düzen miydi? Mennan, beni savunuyormu gibi yaparak özellikle bur gerginlik mi yaratmak istiyordu? Aramizda böyle bir anlamazlik doarsa Serhad ile Nezihe, bizimle konumaktan vazgeçebilirdi. Ziya ile Mennan'in yeni plani bu muydu? yi de bu tezgâhi ne zaman kurmu olabilirlerdi ki? Ikonion Turizm'den ayrildiktan sonra Mennan'in ofisine gitmitik. Eski Selçuklu hükümdarlarinin sarayinin bulunduu Alaeddin Tepesi'nin yakinlarinda, mütevazi bir apartman dairesindeydi yetkili acentemiz. Orada, Londra'ya gelmeyen belgelere göz atmitim birkaç saat. Mennan yanimdan hiç ayrilmamiti. Ardinda da kaldiim otele dönmü, yangin yerinde aratirma yapmak için uygun giysiler geçirmitim üzerime. Yarim saat kadar sürmütü bu. Evet, ite o arada telefonla konuarak tezgâhlami olabilirlerdi bu plani... Böyle inceden niceye tasarlayarak, bunu yapmi olabilirler miydi gerçekten? Hepsi mi oyuncuydu bu adamlarin? Mennan'i süzdüm, benden çekindii için imdilik dia vuramasa da öfkesinin ilk firsatta patlayacai kesindi. Belki de Serhad'la kiisel bir meselesi vardi. Öyle ya da böyle, nedeni ne olursa olsun, bu soruturmayi engelleyecek bir gerilime izin veremezdim. Mennan'in, nerdeyse yari yaindaki Serhad'la aiz dalaina girmesine firsat tanimadan: "Serhad Bey bize yardimci olmaya çaliiyor" dedim. Çatilmi ince kalarinin altindaki açik renk gözlerini sinirli sinirli kirparak: "Ben de onu diyorum Karen Hanim" diye atildi muska madalyonlu yeniyetme. "Biz dürüst insanlariz. Bizde hile, hurda yoktur. Ne gördüysek, ne biliyorsak, hepsini anlatmaya haziriz. Yoksa gelir miydik buraya?" Nezihe yine baini öne doru salladi. "He, gelir miydik hiç?" Serhad tartimanin heyecanina kapilmi sözlerini sürdürüyordu. "Yok kanunmu, yok bilmem neymi, bunlarla bizi korkutmaya ne gerek var?" Belki de hakliydi, daha konumanin bainda tehdit etmeye balamitik onlari. Anlamsiz yere sert çikmiti Mennan. Yok, yok bunlar Ziya'yla bir entrika çeviriyorlardi. Bundan soma inisiyatifi asla yetkili acentemize birakmamaya karar vererek: "Haklisiniz, bunlara hiç gerek yok" diyerek toparladim. "Demek ki birbirimizi yanli anlamiiz. Ama ngilizlerin bir lafi vardir, sonu iyi gelsin. Sorunu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

çözdüümüze göre iimize bakabiliriz." Kimseden itiraz gelmeyince çantadan el kamerasini çikardim. Nezihe kamerayi görür görmez irkildi. "O da ne öyle?" "Kamera, konuurken sizi kameraya alacaim. Anlattiklarinizi unutmamak için." "Filme mi çekecen beni?" "Evet, öyle de diyebiliriz." Sanki çekime balamiim gibi eliyle yüzünü kapatarak, kameradan uzaklati. "Aman yok, beni filme neyin çekmeyin." "Çekinecek bir ey yok ki, merak etmeyin televizyona filan çikmayacaksiniz. Sadece ben bakacaim..." "Yok, ben heyecanlanirim. Ben ona konuamam." "Korkma bacim" diyerek Mennan yetiti yardimima "Bildiin kamera yav. Fotoraf makinesi gibi bir ey. Sen konumana bak." "Olmaz" dedi baini inatla geri atarak. "Vallahi olmaz. Öyle kameraya neyin konuamam ben." Serhad bile kadinin anlamsiz nazlanmasina dayanamadi. "Uzatma abla" dedi yatitirmak için. "Alti üstü bir kamera. Neyinden çekiniyorsun?" "Olmaz dedim Serhad, ben kendimi bilmiyo muyum? Geçen sene u sakalli televizyoncu abi geldiinde de konuamadim ya... Otelimizi tanitacakti da çamairci Hasibe konumutu hani." Kadin kararliydi, çekim yaptirmayacakti. "O zaman öyle yapalim" dedim onu daha fazla ürkütmemek için. "Sizi kameraya çekmeyelim, ama sesinizi kaydedelim." Hemen kabul etmedi, yoksa onu kandiriyor muydum. "Yani görünmeyeceim deil mi?" "Görünmeyeceksiniz, sadece konuacaksiniz." Bana güvenmiyordu, yardim dileyen gözlerle arkadaina bakti. "Merak etme Nezihe Abla" dedi Serhad. "Filme filan çekilmeyeceksin. Karen Hanim söz verdi ite." "yi o zaman." Yine de endiesi geçmemiti. Bana bakarak söylendi. "Ama bak çekerseniz..." "Çekmeyeceiz, izniniz olmadan kameraya çekemeyiz." "iznim yok" diye tekrarladi. "Beni çekmeyin." "Sadece sesinizi kaydedeceiz." "Teybe mi?"

www.soncemre.com "Teybe"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Uysalca baini yana edi. "Tamam, teybe olur." Kamerayi yerine koyup, kayit cihazini çikardim. Sonunda ie balayabilecektim. Kayit tuuna basarak: "Konya Yakut Otel Yangini Davasi..." diye dosya baliim söyledim. "Yanimizda iki görgü tanii var. Serhad Gökgöz ile Nezihe Bostanciolu." Nezihe'nin yine sorun çikarmasindan çekindiim için kayit cihazini önce Serhad'a uzattim. "Oteldeki göreviniz?" "Alt katlarin güvenlik amiriydim." "Yangin çiktiinda otelde miydiniz?" "Oteldeydim. Resepsiyonda çay içiyordum." "Yalniz mi?" "Yalniz, tek baima. Otel tadilattaydi, ertesi gün boyacilar gelecekti. Otelde be kiiydik. Kadir Abi, rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Abla." Kadin yine baini öne doru sallayarak onayladi onu. "He, be kiiydik" Kayit cihazini kapattim. Neler oluyordu, önce bana sonra birbirlerine baktilar. akinlikta Mennan'in da onlardan kalir yani yoktu. Ne yapmak istiyordu bu yabanci kadin böyle? Niyetimi basit sözcüklerle açikladim. "Binanin içine girebilir miyiz? Yangin sirasinda yaadiklarinizi yerinde göstererek .anlatirsaniz daha iyi olacak." Serhad'in gözlerinde soru dolu bir ifade belirdi. Kari çikamayacai iki sözcüü söyleyerek sürdürdüm ricami. "Ziya Bey'le de böyle konumutuk zaten. Otelin içine girerek anlatacaktiniz bainiza gelenleri." Yiliik bir gülümseme belirdi Serhad'in kansiz, ince dudaklarinda. "Bizim için sorun yok. Ama bina moloz, cam dolu. Sizin bir yerinizi kesmenizi istemem." "Bir yerinizi" sözcüklerinin üzerine basa basa konumutu. Kendini mafya sanan bu zibidinin ne demek istediini anlayacak kadar Türkçeye hâkimdim. Londra'da bir Türk irketinde sekreterlik yaptiim siralar, birlikte çalitiimiz Türkân Abla öretmiti bu dilin gizli anlamlarim, argolarini. Türkân Abla'nin azi o kadar bozuktu ki, erkek Türkân derlerdi ona. "Bir dilin küfürlerini bilmiyorsan, o dili örendim sayma kendini" derdi. Eer bugün Türkçeyi ngilizce kadar iyi konuabiliyor, yazabiliyorsam, bunu babamdan çok Türkân Abla'ya borçluyum. Serhad denen dallamanin -bu lafi da Türkân Ablam öretmiti bana, ki Türkçenin en houma giden argo sözcüklerden biridir ne demek istediini bal gibi anlamama ramen cahil ngiliz kadinim oynamak iime geldi. "Teekkür ederim, beni düündüünüz için" dedim ciddiyetimi bozmadan. "Çok kibarsiniz, ama ben

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

böyle yerlerde gezmeye alikinim. Meslein cilveleri ite. Sizin için sorun olmadiina göre, sohbetimize içerde devam edebiliriz." Girmem filan diye tutturur diye Nezihe'ye sormadim bile. Onun da peimize düüp gelmesini umuyordum. Yapti. Ama yangin yerine girerken durdu. Bakilari üçümüzün yüzünde gezindi. "Allah rizasi için ölenlerin ruhuna El Fatiha" dedi. Nezihe ve Mennan Arapça sözcükler fisildamaya baladilar, Serhad duayi bilmiyordu ama biliyormu gibi dudaklarini kipirdatiyordu. Ben avuçlarimi onlar gibi usulca yukari çevirmekle yetindim. Çok kisa bir duaydi, üçü de ardi ardina "Âmin" diyerek ellerini yüzlerine sürdüler, ben yapmadim. "Huzur içinde uyusunlar" demekle yetindim. Metal parçaciklarina, cam kiriklarina basmamak için büyük bir dikkatle, âdeta parmaklarimizin ucunda yeniden yürümeye; baladik. Bir zamanlar otelin lobisi olan geni bir alana geldiimizde, üzgün gözlerle etrafa bakman Mennan daha biraz önce; burayi görmü olmasina ramen kederle mirildandi. "Yazik be, çok yazik. Canim otelin haline bak." Resepsiyonun bulunduu yer olduunu tahmin ettiim metal yiinini gösterdi. Defalarca gelmitim buraya. En son da Mr. Simon'la gelmitik." imdi bana bakarak açikliyordu. "Yemeklerine bayilmiti Mr. Simon, gece de burada konaklamiti zaten." Yeil gözleri yeniden yanmi lobiyi taradi. "Yazik be, çok yazik." Mennan'in sizlanmasiyla kaybedecek vakit yoktu. Diarinin sicai mi, azimiza burnumuza dolan küller mi, genzimizi yakan u pis koku mu, belki hepsi birden havayi airlatiriyor, soluk almamizi güçletiriyordu. Kayit cihazini açarak Serhad'a uzattim. "Evet, yangin aninda nerede oturuyordunuz?" Yanit yerine eliyle baimizin üstünü gösterdi. "Burada durmayalim, avize düebilir." Baimi kaldirinca tam tepemizde lambalari patlami, camlan simsiyah olmu devasa bir avizeyle karilatim. Serhad hakliydi her an üzerimize düebilirdi. Birkaç metre saa kaydik. "Sanirim burasi güvenli" dedim kayit cihazini yeniden uzatirken. "Evet, olay sirasinda nerede oturuyordunuz?" Sanki yangin çikmami da lobi eski halindeymi gibi hiç duraksamadan, eliyle sa tarafi gösterdi. "urada, koltuklarin olduu yerde." Koltuklarin olduu yerde imdi sadece yanmi plastiklerin eriyerek üzerlerine yapitii enli metal çubuklar vardi. "Yani resepsiyon masasinin tam karisinda. Yangin çiktiini nasil fark ettiniz?" Komik bir ey söylemiim gibi güldü. "Nasil fark etmeyeyim, bomba gibi patladi." Olayin ayrintilarini raporlarda okumutum, ama bir de ondan duymak istiyordum. "Ne patladi?"

www.soncemre.com "Tiner bidonlari."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Tiner bidonlarinin ne ii vardi otelde?" "Anlattim ya, otel tadilattaydi. Boya yapilacakti, tiner bidonlari boya kutulari hepsi ayni odadaydi. Hepsi tutumu. Patlama o kadar iddetliydi ki deprem olmu gibi oturduum koltuk öne doru savruldu. Sarsintinin iddetinden elimdeki çay bardai yere dütü tuzla buz oldu." Nezihe'ye döndüm. "Ya siz, patlama olduu sirada siz neredeydiniz?" Hazirliksiz yakalanan kadincaiz: "Ben... ben mi?.." diye kekeledi. "Evet, siz. O sirada oteldeymisiniz..." Kahverengi gözlerini kaçirarak yanitladi. "Oteldeydik. Ütü odasinda. Rahmetli Mecit, Hüseyin, bir de ben. Kadir Abi yoktu yanimizda. Ütülerin, masalarin üzerini naylonla kapliyorduk. Ertesi gün boya yapacaklardi ya, ortalik batmasin diye." "Nasil fark ettiniz yangin çiktiini?" Deminden beri benden kaçirdii gözlerini nihayet yüzüme çevirdi, konumanin verdii heyecan nihayet utangaçliini bastirmiti. "Mecit kokuyu aldi. 'Bir ey yaniyor' dedi. Hüseyin ile ben önce anlamadik, sonra biz de duyduk kokuyu. Nur içinde yatsin, Mecit gençti, ayaina tezdi. 'Gidip bir bakalim una' diyerek yan odaya seyirtti, Hüseyin de peinden, tam kapiyi açacakken kiyamet koptu. Öyle böyle deil. Sanki toprak yarildi da yerin alti, üstüne çikti. Yiilip kalmiim. Mecit ile Hüseyin orada rahmetli olmu, benim üstüme çamairhanenin kapisi dümese ben de sizlere ömür." "Peki sizi kim kurtardi yangindan?" Gözlerinden mahcup bir parilti geçti; sanirim ölmedii için hem seviniyor, hem de utaniyordu. "Kadir Abi kurtarmi. Patlamayi duyunca yetimi, sirtlayip çikarmi beni diari." Raporlarda bu bilgi yoktu ite. Yanli anlamadiimdan emin olmak için sordum. "Kadir Gemelek mi? Yanginda yaralanan dier kii." "He, Kadir Abi bizim ekibin baidir. Bu ii de o bulmutu bana. Allah ondan razi olsun çok iyi adamdir. Eer Kadir Abi olmasaydi, ben de Mecit ve Hüseyin gibi Hakk'in rahmetine kavumutum çoktan." "Kadir de yaralanmi. Sizi diari tairken mi oldu bu i?" "Bilmiyorum ki abla" dedi Nezihe incecik boyunu bükerek.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ben bayilmiim, bir ey görmedim ki." Benden en az yirmi ya büyük bir kadinin saygi gerei bana abla demesi içime dokundu. Bu kadini sevmeye balamitim galiba. "Yok tairken olmadi" diyen Serhad'in sözleriyle yeniden döndük konuya. "Nezihe Abla'yi çikardiktan sonra Kadir yeniden içeri daldi, ite o zaman yaralandi." "Yani Nezihe Hanimi diari çikardiinda siz Kadiri gördünüz." "Gördüm tabii. Hatta 'Abi girme' dedim. Dinlemedi, 'Sen Nezihe'ye bak, Mecit ile Hüseyin'i çikaracam dedi." "Gözü kara adamdir Kadir" diyen Mennan da katildi konumaya. "Çocukluk arkadaim diye söylemiyorum, mangal gibi bir yürei vardir Kadirimin." Sesi titriyordu, duygulanmi gibiydi, yanli mi algiliyordum, yok gerçekten de etkilenmiti Mennan. Neredeyse nemlenmi gözlerinden ilk damlalar düecekti yangin yerinin toz ve külle kapli zeminine. Yetkili acentemizi duygusalliiyla ba baa birakip, Serhad'a döndüm yeniden. "Siz ne yapiyordunuz o sirada?" Onu suçlamak gibi bir niyetim olmamasina ramen, alindi. "Ne yapacaim" dedi azarlar gibi bir sesle. "Nezihe Abla'ya yardim ediyordum. Kadin baindan yaralanmiti, yüzü gözü kan içindeydi." "He" dedi Nezihe yine baini sallayarak, "yüzüm gözüm kan içindeydi." "Hemen itfaiyeye haber vermediniz yani?" "Bata biraz airdim tabii. nsan böyle olaylara aliik olmayinca." Firsatim buldu ya Mennan yine soktu lafi. "Panikledim desene una." "Evet panikledim n'olmu. Sen olsan ne yapardin acaba?" Yine aiz dalaina balayacaklardi, firsat vermedim. "tfaiyeyi ne zaman aradiniz?" "Kendimi toparlar toparlamaz aradim. Çok geçmedi yani. Zaten Nezihe Abla da kendine gelmeye

www.soncemre.com balamiti."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ama itfaiye yetkilileri yanginin çikiindan bir saat sonra bize haber verildi diyorlar." nce kalari iyice çatildi, bizim Mennan'inkinden daha iri ter damlalari belirdi alninda. "Çünkü" dedi yutkunarak, "çünkü patlama yangindan çok sonra olmutu." Olani biteni ayrintisina kadar bilmeme ramen, yüzüme merakli bir ifade yerletirerek sordum. "Öyle mi? Bunu bilmiyordum ite." Raporlari okuduumu bildiinden yalan söylediimin farkinda olan Mennan yadirgayan gözlerle beni süzdü, imdi açik verecek ya da Serhad'in iine yarayacak bir laf edecek diye; düündüm, hayret yapmadi. stifini bozmadan dinlemeyi sürdürdü. "Tabii" diye açikladi Serhad, önemli bir i yaptiindan emin olarak. "Yangin depo bölümünde çikiyor. Yani boya ile tinerlerin konulduu odanin hemen yaninda. Prizdeki elektrik kontaindan. Önce yerdeki hali tutuuyor, sonra perdeler, yatak örtüleri filan. Oradan da boya ile tinerlerin bulunduu çamair odasina siçriyor. Ve tutuan tiner bidonlari bomba gibi patliyor. Yani yanginin çiktii oda baka, tinerlerin patladii yer baka. Aradan epeyce bir zaman geçmi, itfaiyeciler yanginin çiktii saati hesaplayarak bize geç bilgi verildi diyorlar." "Koku filan duymadiniz mi? Yani patlamadan önce." "Yok nasil duyayim, yangin bir kat altta." Sinirleri bozulmaya balamiti. Evet, bu iyiydi ite, üzerine gitmek yararli olacakti, biraz daha öfkelenirse kontrolü kaybeder gizlemek istedii bilgileri de azindan kaçirabilirdi. "Ne bileyim koku havalandirmadan filan sizabilir de." Kesin bir tavirla reddetti. "Hayir, ben koku filan duymadim" "Yine de itfaiyenin olay yerine gelmesi epeyce uzun sürmü." Gri gözleri alev alev yanmaya balamiti "Gecenin o saatinde Konya'da trafik varsa benim suçum mu?" "Ben sizi suçlamiyorum ki" dedim sakin bir ses tonuyla. "Sadece olayin nasil olduunu anlamaya çaliiyorum. O yüzden örenmek istiyorum ayrintilari. Bu kadar ince eleyip sik dokumamin nedeni bu." Soran bakilarimi terden sirilsiklam olmu yüzüne diktim, "itfaiyeye haber verdikten sonra ne yaptiniz?" "Ambulansi aradim, yaralilar var dedim." Öyle olmadiini bildiim halde özellikle sordum. "Kadir'i içeriden çikarmitiniz yani?" Gri gözlerindeki parilti gölgelendi. "Kadir'i ben çikarmadim, itfaiyeciler kurtardi." "Yani Kadir'i öylece biraktiniz mi içerde?" Bakilarini kaçirarak, kendisinin de inanmadii bir yanit verdi. "Nezihe Abla'yi yalniz birakmak istemedim."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yüreim yemedi desene una." Uyanlarima ramen Mennan dayanamayip araya girmiti yine, iyice sinirlendirip kaçiracakti bu insanlari sonunda. Hayret Serhad bu defa bozulmadi, kendini suçlu hissederek savunmaya geçti. "Ardindan gitmeye gayret ettim, her tarafi alev sarmiti, giremedim." "Ama itfaiyeciler girdi" dedi Mennan, eline güçlü bir koz geçirmenin verdii cesaretle. "Senin giremediin yere girdiler. Bizim Kadir'i sa salim diari çikardilar. Belki sen daha önceden girsen,; Kadir imdi daha iyi olacakti." Köeye sikimi gibiydi Serhad. "Onlar ii biliyorlar... Ben nereden bileyim yangindan adam nasil kurtarilir?" Küçümseyen gözlerle bakti Mennan: "Tüh ulan kalibina" diye söylendi, "bir de delikanliyim diye dolaiyorsun." Bu sözler bardai tairan son damla oldu, Serhad öfkeyle dikildi Mennan'in karisina. "Ne diyorsun lan sen" diye gürledi. "N'olmu benim delikanliliima? Yaina hürmeten bey deyip duruyorum, bak fena olur sonra." Mennan gerilemedi: iri gövdesinden beklenmeyen bir çeviklikle kavgaci bir horoz gibi dikildi bu delibozuk gencin karisina. "N'aparsin lan? Elinden geleni ardina koyma. Gel lan, gel bakalim, ne yapacaksin?" Biraz daha geç kalsam gireceklerdi birbirlerine. "Ne yapiyorsunuz siz?" Sesim yeterince güçlü deildi, ama etkili oldu. Konya'nin göbeinde bir ingiliz kadindan böyle bir tepki beklemiyor olacaklar ki ikisi de durdu. "Kendinize gelin." Mennan kem küm edecek oldu, ilgilenmeden ötekine döndüm. "Bana bakin Serhad Bey. Sorularimi doru dürüst cevaplayacaksaniz, cevaplayin, yapmayacaksaniz, gidin. Ziya Bey'den örenirim olayin gerisini nasil olsa." Ziya Bey lafini duyunca sikili yumruklari açildi, omuzlari dütü. "Kusura bakmayin" dedi bakilarini kaçirarak, "benim hiçbir suçum yok bu ite. Ama herkes beni suçluyor. Ziya Bey bile üstüme geldi. Ben nasil fark edeyim ki depoda çikan yangini. Elimden geleni yaptim ite. Herkese haber verdim. Daha ne yapayim? Kadir Abi'ye gitme dedim, gitti. Ben de içeri girip ölse miydim?" syani içtendi, lobinin moral bozan görüntüsü, boucu havasi sadece onu deil, hepimizi gerginletirmiti. "Sakin olun" diyerek herkesi yatitirmaya çalitim yeniden. Birbirimize bairip çairarak bir sonuç alamayiz. Birbirimizi dinlemeyi örenelim." tiraz genç olandan deil, bizim mülayim görünülü Mennan'dan geldi. "Nasil sakin olalim Miss Karen" dedi kan çanaina dönmü gözlerini yüzüme dikerek. "Adam, en yakin arkadaimi ölüme terk etmi." Yok, artik anlamitim kesinlikle soruturmayi sabote etmek istiyordu bu adam. "Neden anlamiyorsunuz Mennan Bey" diye bairdim. "u anda arkadainiz için yapabileceimiz bir ey yok. Bir soruturma yürütmeye çaliiyorum burada. Lütfen dilinizi tutun artik. Tutmayacaksaniz da buyrun bizi diarida bekleyin." Surati kipkirmizi oldu, ama yanimizdan ayrilmadi. Ziya ne olursa olsun, onlari yalniz

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

birakmayacaksin diye uyarmi olmaliydi. Yeniden Serhad'a döndüm. "Evet, Serhad Bey, siz kaldiimiz yerden..." "Yok" dedi kararli bir tavirla baini sallayarak, "ben artik konumak istemiyorum." Mennan'i iaret etti. "Biraz daha burda durursam baim belaya girecek... Ziya Abi'ye de ne söylerseniz söyleyin." Döndü, çikia yürüdü. Uzaklamakta olan Serhad'in ardindan baktim çaresizce. Birkaç adim attiktan sonra durdu, baini çevirdi. Ne yapacaini bilemeden öylece dikilen Nezihe'ye seslendi: "Geliyor musun Abla?" Nezihe göz göze gelmekten kaçinir gibi yüzüme baktiktan sonra: "He, geliyorum" dedi aceleyle, "geliyorum ya." Baini öne doru sallamayi unutmamiti yine. 13 "Tatli bir ömür gibi gitmeye niyetlendin" Elimde kayit cihaziyla öylece kalakalmitim otelin yikintilarinin arasinda. çerisinin sicai daha da artmi gibiydi, sanki koku genzimi daha çok yakiyor, uçuan kül zerrecikleri soluk almami iyice güçletiriyordu. Alninda biriken terleri kurulamayi bile unutarak karimda dikilen Mennan'a baktim. "Tebrik ederim" dedim öfkeyle soluyarak, "Baardiniz. Sonunda soruturmayi yarida biraktirdiniz." "Ama, ama, ben böyle olsun istemedim." Onu dinlemeye katlanamiyordum. "Lütfen bir de açiklama yapmaya kalkmayin." Biraz daha konuursam, kendimi kaybedeceimden, bairip çairmaya balayacaimdan, Ziya'yla ne iler çeviriyorsunuz diyerek, bildiim bilmediim kukulu ne varsa sayip dökeceimden korkuyordum. Döndüm çikia yürüdüm. "Bir dakika, bir dakika Miss Karen" diyerek yetiti ardimdan. "Bakin, yanli bir ey yaptiysam özür dilerim. Ama o Serhad denen iti gördünüz. Daha arabadan iner inmez satamaya baladi bana." Yüzüne bile bakmadan baimi salladim. "Bouna konuuyorsunuz. Artik bu konuyu tartimak istemiyorum." "Ama..." Cep telefonum tam zamaninda yetiti yardimima. Mennan'in söyleyeceklerini beklemeden telefonumu çikardim. Arayan Nigel'di. çimden ona teekkürler ederek dokundum konuma tuuna... "Alo Nigel... Alo.. Merhaba" Konuurken yürümeyi de sürdürdüm, hemen kurtulmaliydim bu yangin yerinden.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Merhaba tatlim. Nasil gidiyor?" "Eh ite" diye söylendim. Bir adim geriden beni izleyen Mennan'a göz ucuyla baktim, ingilizce anliyorsa da anlasindi, açikça ikâyet ettim. "Ben toparlamaya çaliiyorum, birileri daitiyor." Nigel hemen anladi ses tonumdan. "Oo sinirliyiz bakiyorum. Kim kizdirmi benim dii kaplanimi?" "Bo ver imdi... Sen ne yapiyorsun?" Neeyle fisildadi: "iir okuyorum." Duyduuma inanamadim. Bizim Nigel, Harley Street'teki kliniinde oturmu bir iir kitabinin sayfalarini çeviriyor. "Sen iir sevmezsin ki!" diye söylendim. "Sevmediimi nereden çikardin?" "Bana hiç iir okumadin." Bir süre suskun kaldi. Hatirlamaya uraiyordu. "Emin misin? Okumadin mi?" Sitem dolu bir sesle yanitladim. "Okusaydin unutmazdim. Aldiin ilk çiçei, verdiin ilk hediyeyi unutmadiim gibi." "Hum, eeklik etmiiz." Duraksadi. "Ama sana hiç iir okumami olmam, iir sevmediim anlamina gelmez." Ciddi gibiydi ama karimdaki Nigel olunca inanmak zordu. "Nigel dalga geçmiyorsun deil mi?" "Niye inanmiyorsun yav, sahiden iir okuyorum. Sabahki ameliyattan sonra baka iim kalmadi. Ayaimi masamin üzerine uzattim, kitabimin sayfalarini çeviriyorum." "Ne kitabi?" "Seçme iirler." "Anladim da yazan kim?" Bir an suskunluk oldu. "Önce iiri okuyayim" dedi gizemli bir sesle. "Belki sen bilirsin yazani." u absürdlüe bakin, birkaç saniye önce i nedeniyle bir adami azarlamiken, imdi Londra'daki sevgilimin sesinden iir dinleyecektim. Üstelik sonunda airini de bilmem gerekiyordu. Aslinda Nigel'a daha sonra ara desem, kirilmazdi. Ama u anda çok güzel bir ruh hali içindeydi. iir okurken aklina gelmitim. Belli ki duygulanmiti, beni hatirlamiti. Daha sonra ara dersem bu ruh halini kaybedecekti. Ona bunu yapamazdim. "Tamam" dedim kaçan neemi toplamaya çaliarak, "dinliyorum ama bir saniye bekle. u anda bir yikintinin ortasindayim. Birkaç adim sonra diarida.olacaim. Sen iiri okurken gökyüzünü görmek istiyorum." "Vay" diye haykirdi heyecanla, "demek gökyüzünü görmek isliyorsun. Bak sen de iir gibi konutun imdi." "Dalga geçme, bulunduum yer korkunç, dünyanin en güzel iiri bile etkisiz kalir burada. Tabii korku iiri deilse, ama gotik olmayanindan." Kahkahalarla gülmeye baladi Nigel.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ömürsün Karen, seni bunun için seviyorum ite. En kötü anlarda bile aka yapabildiin için." "Sadece bunun için mi?" "Hayir, öfkelendiin anda gerçek bir yirticiya dönütüün için de. Hem de hiç kimse senden bunu ummazken. Bir de çok güzel öpütüün için. Bir de..." "Tamam, tamam anladik." Sonunda adimimi diari atabilmitim. O boucu havadan, irenç kokudan kurtulur kurtulmaz derin bir nefes aldim. "Çiktin galiba" diye sordu zeki sevgilim, "imdi görüyor musun gökyüzünü?" Aslinda bakilarim gökyüzünden önce geni caddede uzaklamakta olan lacivert Mercedes'e takilmiti. Dönüp ite marifetin der gibi Mennan'a baktim. Baini öne edi. Ondan uzaklairken sesime tatli bir tini katarak mirildandim. "Görüyorum. Masmavi, yer yer beyaz bulutlar var. nanmazsin bulutun biri senin yüzünün siluetine benziyor." Kocaman bir kahkaha atti. "Kar gibi beyaz bir bulutu, bir zenciye benzetmek." Kendine zenci demekten çok holanirdi Nigel. Özellikle de Anglosakson kökenli Londralilarin yaninda. "Rengin benziyor demedim ki, siluetin benziyor." "Hepsi ayni kapiya çikar. Anlailan burayi çok özlemisin. Ama bugün daha iyi geliyor sesin." akinlikla mirildandim: "Daha mi iyi geliyor?" "Daha iyi" dedi söylediinin doruluundan emin olan birinin güven veren sesiyle. "Tamam öfkelisin ama dün gece yikilmi gibiydin. Yalniz, kimsesiz kalmi bir çocuk gibi." Ne kadar da iyi taniyordu beni. "imdi ne istediini bilen, ama amacina ulaamadii için sinirlenen güçlü bir yetikin gibisin" diye açikladi. "Hatta hirsli bir yetikin gibi." Sesinde eletirel bir tini belirmii! Zaman zaman iime kendimi fazla kaptirmakla suçlardi beni. "Demez" derdi, "aklina, yüreine yazik. Kendini bu kadar yipratma. Biz çalimak için deil, elenmek için geldik bu dünyaya." Nigel'a hak verirdim ama yine de ie kaptirmaktan alamazdim kendimi. imdi de öyle oluyordu galiba? Daha dün, beni Konya'ya getirttii için lanetler okuduum bir soruturma uruna bugün kiran kirana bir mücadeleye girimitim. Nigel hakliydi abartmamakta yarar vardi. Öte yandan görevimi de yapmak zorundaydim. Galiba bütün mesele sinirim bilmekteydi. "Ne oldu, niye sustun?" dedi Nigel'in sesi. "Alindin mi yoksa?" "Yok canim, niye alinacaim. Doru söylüyorsun. Sustum, çünkü senin iiri okumani bekliyorum." "yi, dinle o zaman, ama airini sen bulacaksin sonunda. Baliyorum: Tatli bir ömür gibi gitmeye niyetlendin Ayrilik atini eerledin inadina. Git, yeni ülkeler gör, büyülü diyarlarda gez. Ama benimle eletiin topraklari da unutma, hatirla emi! Gittin ey sevgili imdi yollardasin Ayin deirmisini baina yastik yapmi uyumaktasin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

güzel uykular, renkli düler seninle olsun ama bir zamanlar dizlerimde yattiini da unutma, hatirla emi. iir o kadar güzeldi ki, nefesim kesilmiti. Öylece kaldim. Nigel'in da sesi çikmiyordu. Belki de ayrilikla ilgili olduu için ikimizi de derinden çarpmiti iir. "Çok güzelmi" diyebildim sonunda, "olaanüstü bir iir." "Muhtemelen orijinali daha güzeldir." "Yani air ngilizce yazmiyordu. Dikkat et, ipucu veriyorsun." Küçük bir gülü yuvarlandi telefonun öteki ucundan: "Bence airim de biliyorsun." Ne ima ediyordu bu imdi? "Hayir, bilmiyorum, ilk kez duyuyorum bu iiri." "Olamaz. Mutlaka bilmen gerek." Niye öyle düünüyordu? "Yoksa Türk mü bu air?" Sesini yarima sunan spikerlerinkine benzeterek tüyolar ver meye baladi. "Orasi tartimali. Etnik kökeninin Türk olduu söyleniyor, üstelik çocukluk yillari hariç Türkiye'de yaami, daha dorusu Anadolu'da, Ama eserlerini Farsça yaziyormu." "Farsça mi? Ömer Hayyam mi?" Dükirikliina bulanmi bir sesle söylendi: "Anadolu'da yaami diyorum hanimefendi. Anadolu'nun göbeinde." Bakilarim az ötemde dümdüz uzanan Konya'ya çevrildi. Ansizin gözümün önündeki perde kalkti. "Yoksa Rumi mi?" "te bu kadar. Bravo bildiniz, evet, airimizin adi Mevlânâ Celaleddin Rumi" diye bairdi sunucu rolünü sürdürerek. "Ama itiraf etmeliyim ki bayan, daha iirin ilk dizesinde onu taniyacainizi sanmitim. Eminim babaniz size ondan bahsetmitir." Bahsetmiti, hem de defalarca. Bazi iirlerini de hatirliyordum üstelik. Ama en yaygin olanlarini. En çok sevdiim iiri ise, annemle babamin üzerinde saatlerce tartitiklari u dizelerdi. Her gün bir yerden göçmek ne iyi her gün bir yere konmak re güzel bulanmadan donmadan akmak ne ho dünle beraber gitti cancaizim ne kadar söz varsa düne ait imdi yeni eyler söylemek lazim. Annem de çok severdi bu iiri ama "bulanmadan, donmadan akmak" kismina katilmazdi. "Yeryüzünün bütün akan sulari bulanir, geçtii yerlerin kiri, pasi, çamura, suyun saydamliini bozar. Ki güçlüyse donar. Önemli olan bulanmamak, donmamak deil, akmaktir. Su akabildii sürece, yeniden temizlenmek, souun donduruculuundan kurtulmak umudu vardir. Kimse saf, kimse masum deildir. Yaayan kirlenir; önemli olan safiyeti, masumiyeti yaamin amaci haline getirmektir. Aslolan yaamdir. Yaam olduu sürece saf olmak, masum olmak umudu da vardir." Babam bu düünceye kari çikmiti. "Suyun özü temizdir" demiti, "insanin özü de. Önemli olan, bunca kötülüe, bunca zalimlie, açgözlülüe kari özümüzü koruyabilmek. Dünyanin en zor ii bu. Gündelik hayat acimasizlik çarki üzerinde dönüyor. Bizi o

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

masum özümüzden uzaklatirmak için hayat birbirinden pariltili ilikiler sunuyor: Yalanla, sahtekârlikla, bencillikle cilalanmi ilikiler. Nefsimizin itahini kabartacak renkli oyuncaklar. Ruhu-muzu köle edip, aklimizi bedenimizin emrine sokmak için. te buna kari uyariyor bizi Mevlânâ Hazretleri. Ve kirlenmemi olana, bulanmayana, donmayana övgü düzüyor." Tartima uzlama olmadan sona ermiti. Ben kime hak verdiimi hatirlamiyorum, ama o günden sonra bu iir hep aklimda kalmiti. Benim bu iiri hatirlamam normaldi, asil ilginç olan Nigel'in Mevlânâ'yi kefetmesiydi. "imdi söyle bakalim" diye seslendim telefonun mikrofonuna. "Nereden geldi aklina Mevlânâ?" "Nereden gelecek, senden. Dün geceki konumamizdan sonra internetten Konya'yi aratirdim. En az Konya kadar Rumi bilgisiyle karilatim. Merak ettim, Camden'daki u büyük kitapçiya gittim, Seçme iirlerini aldim." "Gerçekten airttin beni. Seçtiin iir de çok güzeldi." ineleyici bir sesle yakindi. "Bir de iir sevmediimi söylüyordun." , "Ne bileyim sevdiini söylemedin ki." "Her eyin bir zamani vardir." kimiz de sustuk. Bakilarim arabasinin bainda telefon konumami bitirmemi bekleyen Mennan'a kaydi. Baktiimi görünce, toparlandi, gülümsemeye çaliti. Ona hâlâ kizgindim, ama bu kez kaçirmadim bakilarimi, gülümser gibi bile oldum. Sonra yeniden telefonuma döndüm. "Teekkür ederim Nigel. Gerçekten çok iyi geldi. Hep böyle güzel sürprizler yap, her zaman iir okumasan da beni sik sik ara, emi." Hemen havaya girdi, baladi iirdeki gibi konumaya. "Yaparim. Ama sen de sigorta poliçeleriyle urairken, arada bir de olsa beni hatirla, bu zenci sevgilim unutma emi!" Sevinçle mirildandim: "Merak etme, istesem de unutamam. Seni çok seviyorum Nigel." "Ben de seni seviyorum Karen Kimya Greemvood." Kimya mi? Tanitiimizdan beri ilk kez Kimya diyordu bana. "Niye öyle söyledin?" akin mirildandi. "Nasil?" "Neden Kimya dedin?" "Adin öyle olduu için. Yoksa yanli bir ey mi söyledim?" Nigel'a, tuhaf bir adam da beni Kimya diye çairiyor diyecek halim yoktu. "Sadece tuhafima gitti biraz. Sen bu adimi hiç kullanmazdin da, Mevlana'yi okuyunca etkilendin herhalde." "Etkilenmemek elde deil ki. Neyse seni daha fazla tutmayayim, sanirim bir tartimanin ortasindaydin. Artik kavgana dönmelisin. Ama beni dinlersen, fazla önemseme. Hatta Rumi'nin kitaplarindan birini al, okumaya bala. Eminim çok iyi gelecektir." "Denerim" dedim telefonu kapatacaktim ki, annemi hatirladim.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Nigel biliyor musun, Matthew Amca ölmü." "Kurtulmu" dedi doktorlara özgü o kati tavirla. "Yaadii her an, her dakika aci çekiyordu. Kurtulmu zavalli." "Ben de anneme öyle söyledim, ama onun kabul etmesi zor tabii. Dün çok üzgün geliyordu sesi. Kaygilandim. Ben de yokum, çok yalniz hissediyordur kendini. ey diyorum Nigel, annemi bir araan. Seni sever, sesini duymak houna gidecektir." "Tabii canim, hiç merak etme hemen ararim. Hatta gelirse bu akam yemee çikaririm onu." Annem çok holanirdi Nigel'dan. Erkek arkadalarim arasinda en çok sevdii kii kesinlikle oydu. Siyahi olmasindan deil, ki bu da önemli bir ölçüttü annem için. Aykiri olan ne kadar davrani varsa, kadin hepsine meyilliydi. Kendisi gibi Anglosakson kültürüne taban tabana zit kültürden gelen bir Türk'le evlenmemitim belki, ama dedeleri Karayiplerden köle olarak getirilmi bir siyahi de fena seçim deildi. Ama Nigel'i sevmesinin gerçek nedeni, bu uzun boylu siyahinin onunla yakindan ilgilenmesiydi. Gerçekten de annemin abuk sabuk konumalarina saatlerce dayanabilen tek erkek arkadaim Nigel'di. îin tuhafi bunu kibarliktan yapmiyordu, gerçekten de ilginç buluyordu annemin anlattiklarini. Öyle iyi anlaiyorlardi ki, eer bir gün Nigel'la ben ayrilsam bile onlarin iki dost olarak görümeye devam edeceklerine inaniyordum. Tabii annem bebek konusunu örense tavri ne olurdu bilmiyorum. Çünkü son iki yildir en büyük hayali torununu kucaina almakti. "Simsiyah gözleri senin gibi derin derin bakan bir kiz çocuu istiyorum" diyordu. Evet, çocuun cinsiyetini de kendisi belirlemiti. Bebek mutlaka kiz olacakti. Ama imdi hamile kaldiimi örense, Nigel'in da çocuu istemediini duysa bunu nasil karilardi kestirmek zordu. Büyük olasilikla Nigel'a kizar, "Bo ver o hedonist cerrahin söylediklerini, sen kizi dour" derdi. Belki de orta yolu bulmak için Nigel'i iknaya çaliir, "Karen doursun ben bakarim, siz de istediiniz yerde gezer tozarsiniz" derdi. Evet galiba böyle derdi. Böylece hem torunu ona kalir, hem de bize yardim etmi olurdu. Ama imdi yardima ihtiyaci olan oydu. Nigel'in sözleri beni rahatlatmiti. "Teekkür ederim Nigel. Annemin yemee çikacaini sanmiyorum, ama sen yine de teklif et." "Merak etme, ben Susan'la ilgilenirim. Hadi, sen artik iine dön. Ama sinirlenme tamam mi? Hoça kal". "Tamam, hoça kal." Telefonu kapatirken, otel yikintisinda yitirdiim huzuru yeniden bulmu gibiydim. Mennan'a duyduum kizginlik bile azalmiti. Zaten kizarak neyi çözecektim ki? Olanlari yeniden gözden geçirmeli, belki yeni bir balangiç yapmaliydim. Ama hep kendime telkin ettiim gibi soukkanliliimi yitirmeden, gerginlik ve korkunun aklimi ele geçirmesine izin vermeden. Konya'nin kuru, sicak havasini içime çekerek, Mennan'in önünde tedirginlik içinde bekledii devasa otel iskeletine yürüdüm yeniden. 14 "... o tuhaf adam ateten bir Medusa haline geliyordu." Her adimda biraz daha artiyordu koku. Kulaklarimda giderek younlaan bir basinç hissediyordum. Yangin yerindeki duvarlar üstümüze üstümüze geliyor, sanki tavan usulca aai doru iniyordu. Belki de bu yüzden adimlarimizi hizlandirarak, yanginin paçavralara çevirdii halilarin üzerinden geçip dar bir merdivene ulatik. Her tarafta kirmizi bir iik vardi. Güne iinlari kararmi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

camlardan geçerken kizila dönüüyor olmaliydi. Bir adim önümde yürüyen Mennan'in bütün bedeni bu kirmizi iik tarafindan ele geçirilmi gibiydi. Dalgali saçlari, gömleinin yakasindan taan tombul ensesi, gömleinin yakasi, iri elleri, sa avucunda tutuu nemli mendili, bedenine bir numara büyük olduunu düündüüm pantolonu, rugan ayakkabilari, Mennan'i Mennan yapan ne varsa hepsi kizila boyanmiti. "Buradan" diyerek hafifçe döndü. Geni alni, basik burnu, kalari, yari aralik azinda panldayan dileri, gamzeli çenesi yani bütün yüzü kizillar içindeydi. Diaridaki güne yangin yerini yeniden alevler içinde birakmiti. Mennan'in kirmizi tombul parmai aaiya inen merdivenleri gösteriyordu. "Buradan ineceiz" diyerek yineledi. Ahabi yanmi tirabzanlari, delik deik hali parçaciklanyla kapli basamaklari, duvarlari kirmizi, dar merdivenlerden inmeye baladik. Camlari puslanmi pencereler, sirlari açia çikmi aynalar, boyalari akmi tablolar, sicakliin tuhaf biçimler verdii plastik çiçekler, her tarafta alevlerin izleri. Her basamakta biraz daha artiyordu sicaklik. Gözlerimin yanmaya baladiini hissettim. Sanki alt katlarda bir yerlerde yangin hâlâ devam ediyordu. Mennan hiç etkilenmemi gibi büyük bir gayretle iniyordu merdivenlerden. Onun kadar hizli ilerleyemediim için arada bir dönüp bana bakiyordu. Her dönüp baktiinda yüzündeki eziklik biraz daha azaliyor, kirmizi gözlerindeki parilti daha ürkütücü bir hal aliyordu. Merdiven uzun bir koridora indirdi bizi. Vineçürüü rengindeki haliya adimimi atar atmaz kirmizilik bitti. akinlikla çevreye bakindim. Hayret, alevler bu koridora hiç uramami gibiydi. Ne çala rengi duvarlarda bir is, ne yerdeki vineçürüü halida bir yanik. Sanki otelin yangin çikmadan önceki haline geri dönmütüm. Gözlerim, uzayip giden koridorun sonunu görmek için bouna urati. Yok, bu koridor sonsuza kadar uzaniyor gibiydi. Belki de otelin altini boydan boya kateden bir geçitti burasi. Nasil olmu da yangindan kurtulmutu acaba? Aklimdan bunlar geçerken, karilikli duvarlara eit araliklarla yerletirilen siyah lekeler dikkatimi çekti. Yaklainca anladim, leke deil, fotorafti bunlar. Bakilarim soldan ikinciye takildi. Big Ben'i görür gibi oldum. Yaklatim, evet bizim tarihi saat kulesi. Bu ilginç ite. Konya'da-ki bir otelin koridorlarinda bir Londra fotorafi. Hayir bir deil, yandaki fotoraf da benim ehrimde çekilmiti. Trafalgar Meydani deil mi burasi? Evet, üstelik fotoraf yeniydi. Arkada bir ay önce açilan bir resim galerisinin tabelasi görünüyordu. Fotoraflarin siyah beyaz olmasi sanatçinin seçimiydi demek. Yanindaki fotorafa geçtim. Ama burasi Muswell Hill'di. Benim yaadiim semt. Yürümeyi birakip resmin yaninda durdum. Tabii, ite u soldaki de oturduum apartman. Binanin önünde dikilen kii de yan komum yali Scott'tan bakasi deil. Neler oluyordu anlayamamitim, ayaklarim beni bir sonraki resme taidi. Aman Tanrim, bu benim dairemin fotorafiydi. Sokaa bakan odalarimin perdeleri kapaliydi, mutfak hariç. Fotoraf çok netti, mutfaimin içi olduu gibi görünüyordu. Ben de oradaydim; tezgâhin bainda ayakta duruyordum; büyük olasilikla yemek yapiyordum, geride bir kii daha vardi, Nigel olmaliydi. Resme yakindan baletim, seçemedim, yüzü gölgede kaliyordu. Belki ötekinde... Yanilmamitim, öteki fotoraf, sadece mutfaimi gösteriyordu. Hayir, yemek yapmiyordum tezgâhtaki bulaiklari toparliyordum. Yemek sonrasi olmali, Nigel da geride içkisini yudumluyordu. Ona baktim. Hayir, arkamda duran kii Nigel deildi. O adamdi; siyah giysiler içindeki, siyah sakalli adam. Bana yüzüü veren adam. "Niye airdin?" diye bir ses geldi arkamdan. Önce Mennan soruyor sandim. Döndüm, deildi, o adamdi. Gözleri yüzümde yine dimdik duruyordu karimda. Ama artik siyahlar içinde deildi, giderek koyulaan bir kizillik kaplamiti her yanini. Saçi, sakallari uzun giysileri, çekik gözleri bile kipkirmiziydi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yangini ariyordun ite buldun." Ellerini bana doru uzatmiti, parmaklari alevler içindeydi. Korkuyla geri çekildim. "Korkma" dedi, "gerçei anyordun, onu sana getirdim." Sanki beni ikna etmek istermi gibi artik bir mealeye dönümü sa eliyle yüzüne dokundu, sakallan tututu, ardindan saçlari. Tutuan saçlar, sakallar alevden yilanlara dönüüyor; o tuhaf adam ateten bir medusa haline geliyordu. Kendisine bakan herkesi taa çeviren Medusa. Dehet içindeydim; kaçmak istiyordum, bu lanetli koridordan çikmak istiyordum ama yapamiyor-dum. Yüzüme dikilen ateten gözler beni büyülüyor, birakin adim atmami, kipirdamama bile izin vermiyordu. Böyle çaresiz, böyle eli kolu görünmez iplerle balanmi bir halde beklerken o alevden Medusa air air bana yaklaiyordu. Vineçürüü hali, duvardaki ahap çerçeveler, fotoraflardaki Londra, çala yeili duvar geçtii her yer tutuuyor, koridor bir cehenneme dönüüyordu. Yüzümdeki ter kurumaya, derim gerilmeye, gözlerimin aklan buhar olup uçmaya balamiti. Kulaklarimdaki basinç dayanilmaz bir hal almiti, yanginin uramadiini sandiim bu koridor da o tuhaf kirmiziliin egemenliine girmiti artik. Ateten Medusa alevler içindeki parmaini yüzüme uzatirken duydum sesi. "Allahu ekber, Allahu ekber..." Gözlerimi açtiimda kan ter içinde kalmitim, yangin, kizillik kaybolmutu ama ses, odamda yankilanmaya devam ediyordu. "Allahu ekber, Allahu ekber..." Kâbus bitmi miydi, yoksa sürüyor muydu, anlayamadim. Kulak kabartip dinledim. "Ehedü enla ilahe illallah..." Hayir, bu gerçekti. Ses karidaki Sultan Selim Camii'nden geliyordu, dün lastik patladiinda sakalli adami görmeden önce duyduum Arapça sözlerdi bunlar. Müslümanlan akam ibadeti için camiye çairan ezan. Demek ki dün sakalli adami bu saatlerde görmütüm. Ortalik karardiktan sonra, evet onu hiç gündüz görmedim. Hep geceleri karima çikmasinin bir anlami mi var? Çoktan unutmu olmam gerektii halde, babamin kim bilir hangi tarihte söyledikleri geldi aklima. "ki âlem vardir: îlki varlik âlemi, ikincisi mana âlemi. Varlik âlemi gündüz gibidir, olani biteni açikça görürsün, kendini kolayca ele verir. Mana âlemi ise gece gibidir, onu bulmak için mutlaka gönül iiini yakman gerekir." Gönül iiini deil, tam tersine akil iiini yakmam gerekiyordu. Zi-ya ile Mennan açikça oynuyordu benimle. Hepsi, her ey ustaca düzenlenmi bir tezgâhti, iyi de rüyami nasil belirleyebilirlerdi ki? Bugün yiyeceklerime ilaç katabilecekleri firsatlari bile olmadi. Mennan'la gezerken, benim seçtiim lokantada yemek yedik. Sadece konion Türizm'deki çayima bir eyler karitirmi olabilirler, ama onun da bu kadar etkili olabileceini sanmiyorum. Son gördüüm kâbus, gün boyu yaadiklarimla ilgili olmali. Tabii yangin yeri, Medusa, Mennan'a duyduum kuku, hatta Nigel'in Londra'dan aramasi, hepsi birleerek tuhaf bir kâbusa sürükledi beni. Belki de içime atmamaliydim, hakkinda ne düünüyorsam Mennan'in yüzüne söylemeliydim... Söylemeli miydim? Böylece bir çuval inciri berbat etmi olurdum. Hayir, ketum olmam gerekiyordu. u aamada kimseye bir ey söyleyemem, daha deil. imdi sabirli olma zamani. Güçlü olmam gerekiyor. Bugün de doru olani yaptim. Yangin yerinde aratirma yapmamak yerinde bir karardi. Yorulmutum, düünmeye, yalniz kalmaya ihtiyacim vardi. Otelime dönmek çok mantikliydi. Mantikliydi da yine de kurtulamamitim kâbus görmekten. Sahi o sakalli adam "Gerçei ariyordun onu sana getirdim" demekle neyi anlatmak istiyordu? Yangini kendisinin çikardiini mi söylemek istiyordu? Çok mantiksiz, uykunun denetimsiz biraktii bilinçaltimin bana oynadii bir oyun ite. Ya dün akam olanlar? Onu gördüümde uyumuyordum.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Yüzüü bana verirken, "Senin olani sana getirdim" demiti. Dün de, bugün de söyledii ortak bir sözcük vardi: "Korkma." Bugünkü kâbusumun bütün dehet verici atmosferine ramen sakalli adamin ne sesinde, ne de gözlerinde bir tehdit yoktu. Ondan korkmuyordum ama yaadiklarim korkunçtu. Kimdi bu adam? Ya da kim olmaya çaliiyordu? Dün önünde lastiin patladii cami ems-i Tebrizi diye bir derviin adina yaptirilmi. Sadece cami deildi, ne yaziyordu tabelada. "ems-i-Tebrizi Camii ve Türbesi." Hem camiymi, hem de mezar. Ne yani, o sakalli adam, kendini ems-i Tebrizi mi saniyor? iyi de ems-i Tebrizi kim? Mevlânâ'nin hocasiymi. Ziya öyle demedi mi? ems-i Tebrizi olmasaymi, Mevlânâ siradan bir din âlimi olarak kalirmi. Ne demek imdi bu? Babam olsa hepsini anlatirdi, ama yok. Kim bilir nerede? Ve beni asil ilgilendiren mesele, ems'in Mevlânâ'nin hocasi olmasi deil de, Kimya'nin kocasi olmasi. Kimya da Mevlânâ'nin evlatliiymi zaten. yi de bütün bunlarin benimle ne ilgisi var? Bir ilgisi yok da, u Sem denen adam, "Kimya, Kimya" diye seslenip duruyor bana. Hepsi tezgâh, hepsi beni korkutmak için? Ya, uçakta beni Kimya diye çairan ses? Ne Konya'ya inmi-tik, ne Mennan'la tanimitim, ne de Ziya'yla... Tamam kâbus i te, babamla ilgili yillardir bastirdiim duygularin bir anda uyanip zihnime hücum etmesi. Evet, mutlaka böyle oldu, böyle olmasi gerekiyor; çünkü mantikli olan bu. Bir sonuca ulami olmak be ni rahatlatmaliydi, ama olmadi. Kendimce bir açiklama bulmu olmama ramen kafamda sorular uçumayi sürdürüyordu. Yataktan kalktim, bilgisayarimi açtim. u ems-i Tebrizi'yi bir de ben aratirsam fena olmayacakti. Birkaç dakika sonra ems-i Tebrizi hakkinda onlarca dosya belirdi bilgisayarimin ekraninda. Asil adi emseddin Muhammed'di. Tebriz'de domutu, Konya'dan yüzlerce kilometre ötede. Doum tarihi hakkinda bilgiler kesin deildi ama yazarlarin çou 1185 yilinda domu olabileceini söylüyordu. Daha çocukluk çalarinda mistik düüncelere eilim göstermeye balamiti. Metinlerden birinde çocukluk dönemi kendi azindan öyle anlatilmaktaydi. Henüz ergenlik çama girmemitim. Ak deryasina daldim mi kirk gün, kirk gece bir ey yemez, her türlü istekten kesilirdim. Günlerce, gecelerce açlia susuzlua katlanirdim. Bu durumu gören zavalli babam kaygilanmaya balamiti. "Olum deli deilsin ama halin bir tuhaf, senin bu davranilarindan hiçbir ey anlamiyorum. Bunun sonu nereye varacak?" diye bana çikiti. Ona u cevabi verdim: "Baba, bizim ilikimiz u hikâyedeki misale benziyor. Bir tavuun altina tavuk yumurtalariyla birlikte bir de kaz yumurtasi koymular. Vakit erimi civcivler çikmi, biraz palazlaninca analarinin ardina düerek göl kenarina inmiler. Öteki civcivler eelenirken, kaz yumurtasindan çikan yavru

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

hemen kendini suya atmi, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boulacak diyerek çirpinmaya balami. Halbuki kaz yavrusu, nee içinde suda yüzmekteymi. îte senin ile ben de böyleyiz. Ey babaciim, ben yüzebileceim bir deniz ariyorum. Benim yurdum ite o denizdir, halim de denizsiz yapamayan deniz kuunun halidir. Eer sen benim gibiysen gel birlikte yüzelim ama deilsen git kümes hayvanlarina kari." Ne kadar da kendine güveniyordu bu adam. Babasini nasil da küçümsüyordu, üstelik bunu söylemekten de çekinmiyordu. Bana yüzüü veren sakalli adami gözümün önüne getirmeye çalitim. Nazik olmaya çaliiyordu, ama onda da vardi ayni güven. Dünyanin bütün sirlarina ermi gibi sakin, artik beni hiçbir olay, hiçbir kimse airtamaz dercesine umursamazca bakiyordu insana. Aslinda bu ilgisiz yüz ifadesini, bu aldirmaz tavri taniyordum: Babamin arkadai, can yoldai, uruna bizi terk edip gittii Pakistanli ah Nesim de böyleydi. Hayir, asla kaba davranmazdi kimseye, hatta ilgi gösterirdi. Her karilamamizda mutlaka gülümserdi, yakinimda duruyorsa saçlarimi okardi, derslerimi sorardi, ama bir ey vardi, sesinin tonu mu, gözlerindeki solgun pirilti mi, davranilarindaki çekingenlik mi, ne yapar eder, aramizdaki uzaklii hissettirirdi bana. Sanki o bizden biri deildi, baka bir dünyadan gelmi gibi hareketlerimize, alikanliklarimiza, davranilarimiza, hissettirmemeye çalisa da küçümseyerek bakardi. Babam onun gibi deildi, birine gülümsediinde gerçekten gülümserdi, sarildiinda bütün içtenliiyle sarilirdi, sevgisini araya hiçbir engel koymadan gösterirdi. Ama yine de ah Nesim deyince akan sular durur, babamin bütün ilgisi onun üzerinde toplanir, ne ben ne de annem umrunda olurdu. Hiçbir zaman anlayamadiim bir ilikiydi bu. Sanirim ah Nesim de ems-i Tebrizi gibi biriydi ya da öyle olmaya çaliiyordu. Bakilarini yeniden bilgisayarimin ekranina kaydi. ems-i Teb-rizi'nin Arapça ve Farsça bildii, bu iki dilin de edebiyatini yakindan tanidii, ayrica simya, astronomi, mantik, felsefe ve tabii din eitimi aldii yazmaktaydi. ems'in ilk müridi -yani öretmeni-sepet ören Ebubekir adli bir eyhti. ems'in akli, gönlü, gözü mistik bilgiye öylesine açti ki, örendikçe örenesi geliyor, bildiklerinin yerine yenilerini koymak için yanip tutuuyordu. Kisa sürede büyük bir olgunluk derecesine ulatiindan halk ona "Kâmil-i Tebrizi" adini vermiti. Yani Tebrizin örnek insani. Ama

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

ems örendikçe, eyhinin bilgileri ona az gelmeye, Ebubekir ona yetme-meye balamiti. Bu durumu da öyle anlatiyordu ems: O eyh Ebubekir Sellebaf in sarholuu Tanri'dandi. Ama o kutsal sarholuktan sonra gelen ayiklik onda yoktu. ems sadece sarholuk anini deil, ayik zamanlari da dahil, her anini mistik akin denizinde yüzerek geçirmek istiyordu. Sanirim bir tür doyumsuzluk ya da uyumsuzluk durumu. Annem de babam için ayni eyi söylememi miydi? "O müzmin bir uyumsuz. Sadece bizim yanimizda deil, nereye giderse gitsin yaadiklari ona yetmeyecek, asla doyum bulamayacak. Ama daha kötüsü o bunun farkinda deil." Babam nasil bizi birakip gittiyse, ems de sonunda eyhinden ayrilip kendini yollara vurmutu. Yaami bo-yunca gezgin bir dervi olmu bu yüzden ona emseddin-i Perende yani Uçan emseddin demilerdi, ranli bir tarihçinin yazdii makalede ems'in arayiinin Mevlânâ Celaleddin Rumi'yle karilaincaya kadar sürdüünü yaziyor. Konya'da bulduu Mevlânâ, bu gezgin dervi için yaaminin doruk noktasi ve finali olmutu. Dün gece rüyamda geçen bir ismi hatirladim: Muhammed Celaleddin. Evet, dolunayin altinda ellerini açmi, dilekte bulunan sakalli adamin sorusunu yanitlayan ses, "stediin can, herkesin gözünden sakli, güzel ve mafirete nail olmu, Belhli Sultanü'1-Ule-ma Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin'dir" diyordu. Yani M evlâna'dan söz ediyordu. O zaman bu sakalli adam gerçekten de ems miydi yani? Yine kafam karimaya balamiti. Ziya, ems'i anlatirken Mev-lânâ'yi Mevlânâ yapan kii dememi miydi? Oysa, ems hakkinda bulduum bütün yazilar da Mevlânâ öne çikiyordu. Herkes Mevlânâ'ya övgüler yadiriyor, ems ise hep gölgede, hep ikinci adam gibi kaliyordu. En iyisi bu konuyu Ziya'nin babasiyla konumakti. Ne yani buluacak miyim adamla? yi olmaz mi? Adam bu konuda uzmanmi, merak ettiim sorularin yanitlarini bulmu olurdum. ems hakkinda mi, babam hakkinda mi? Evet, asil mesele buydu ite. ems'i mi merak ediyordum, yoksa babami mi? Anadolu'nun göbeindeki bu eski ehirde bir otel yanginini mi soruturuyordum, yoksa yillardir tek bir satir mektup, bir tek haber bile yollamayan babamin baina gelenleri mi örenmeye çaliiyordum? ems sandiim adamla ilgili gördüüm rüyalar, halisünasyonlar yoksa bunlarin Ziya ve Mennan'la bir ilgisi yok muydu? Ya u kanayan yüzük? Bu sorularin yanitlari yoktu. Yeniden bilgisayarimin ekranindaki "ems ile Mevlânâ Bulumasi" balikli yaziya dönecektim ki odadaki telefon çalmaya baladi. Eyvah, Mennan olmali. Ayrilirken kendimi iyi hissetmediimi söyleyerek, bu akamki yemekten kurtulmak istemitim, ama ikna edememitim demek ki. Bugün canimi sikti ya, bir tür özür dilemek istiyor. Ama benim onunla uraacak halim yok. Telefonu aç-masam, iyice merak eder otele gelir. Çaresiz ahizeye uzandim. "Alo..." "Alo Miss Karen." Hayir bu Mennan'in sesi deil, tanidik biri ama hemen çikaramadim. Anlami olacak ki açikladi. "Benim Ziya... konion Turizm..." "Ziya Bey? Nasilsiniz?" "Teekkür ederim, iyiyim. Siz nasilsiniz?" "yiyim, iyiyim. Buynin nasil yardimci olabilirim?" "Rica ederim. Bizim Serhad bugün kabalik etmi biraz. Görümeyi yarida birakmi. Az önce duydum, çok

www.soncemre.com sinirlendim."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Önemli deil, ama neden öyle davrandi anlayamadim." Manidar bir gülü duyuldu telefonun öteki ucundan. "Sizinle ilgili deil, Mennan'la aralarinda bir sorun var." Yine ne numaralar çeviriyordu bunlar, meraklanmi gibi sordum: "Öyle mi? le ilgili bir konu mu?" "Yok canim, ile deil, akla ilgili." akinlikla mirildandim. "Ak mi?" "Serhad geçen yil Mennan'in kizi Hülya'yla evlenmek istedi. Kiz da Serhad'i seviyormu ama babasi vermedi. Ben kizimi üniversiteye yollayacaim dedi. O gün bugün, birbirlerinden hiç holanmazlar. Yani olan bitenin ne yangin soruturmasiyla, ne de sizinle ilgisi var." Sözleri her zamanki gibi kuku vericiydi, yine de güldüm. "Anliyorum, ben de Serhad'in biraz kaçik olduunu düünmeye balamitim." "Serseri gibi görünür" dedi kisa bir sessizliin ardindan, "deli doludur ama iyi biridir aslinda. Çok beceriklidir, çok da sadik. O yüzden tutuyorum yanimda." "Lütfen" dedim akaci bir ses tonuyla, "açiklama yapmak zorunda deilsiniz. irketimiz, müterilerimizin kadro politikasiyla ilgilenmiyor." Yüksek sesle güldü. "Teekkür ederim, çok anlayilisiniz." "Rica ederim sadece yetki alanlarim içinde kalmaya çaliiyorum. Ben de sizi arayacaktim. Babanizi ne zaman görebilirim? Hani tanitiririm demitiniz ya." "Elbette, ne zaman isterseniz, mesela yarin sabah..." Yarin Kadir Gemelek adindaki tanii görmeye gidecektim, hani u yangini uzaylilarin çikardiini söyleyen kiiyi. "Öleden sonra desek." "Güzel, üç gibi benim ofisimde." "Anlatik. yi akamlar." "yi akamlar." Telefonu kapatirken yanilmi olabilir miyim diye geçirdim aklimdan. Serhad ile Mennan'in kapimasini görümeyi sabote etmek için tezgâhlanmi bir oyun olduunu sanmitim. Oysa çatimanin nedeni Mennan'in kiziymi. Bu kadar basit olabilir mi? Eer öyle deilse Ziya'nin bu kadar küçük ayrintilari bile planlayacak kadar karmaik bir komplo kurduuna inanmak zorundaydim ki, aslinda bu da. pek akla yatkin deildi. Mesleki deformasyon yine kendini göstermeye mi balamiti? Strese dayali paranoya. Herkesten, her eyden kuku duymak, her gelimeyi yürüttüüm soruturmaya balamak. Sigorta irketinin psikolou ve aile dostumuz Oliver'm sözleriydi bunlar. ki yil önce Manchester'daki bir elmas hirsizlii olayim sorutururken ii iyice abartmi, adamin karisini öldürmü olabileceini iddia etmitim. O kadar çok inaniyordum ki söylediklerime, kadin bir hafta sonra Mayorka'dan çikip gelince akinliktan donakalmitim. Ama yine. ikna olmamitim, biraksalar kadinin, adamin karisi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

olmadiim kanitlamaya çaliacaktim, bereket Simon davayi uygun bir ekilde toparlami, beni de sevgili psikoloumuz Oliver'in muayenehanesine yollamiti. Tatil yapmami önermiti Oli-ver, ama istersem hafif bir antidepresan da verebilirmi. Aldim ama kullanmadim, Nigel'la çiktiimiz Tunus gezisi bütün sorunlarimdan kurtarmiti beni. Hayir, imdi de ilaç kullanmayacaktim. Kendimi gayet iyi hissediyordum. Nigel'in söyledii gibi dünkü karamsarliktan kurtulmutum, tamam hâlâ biraz gergindim, u kâbus gibi rüyalardan olmaliydi ama kesinlikle artik daha iyiydim. Ben de bu kâbuslarin çocukluumla filan ilgisi vardi. Dokuz yaina kadar uykumda yürüdüümü söylerdi annem. Bir keresinde bahçedeki havuzun kenarinda bulmular beni, bir keresinde de babanim Konya'dan getirdii rahlesinin bainda; sanki okuyormu gibi Kuran'in sayfalarina bakarak, dudaklarimi kipirdatiyormuum... Bunlar da gösteriyordu ki öyle kaya gibi salam sinirlere sahip filan deildim. O güçlü görüntümün arkasinda belki de zayif bir kiilik yatiyordu. Anneme söylesem asla katilmazdi bu görüe ama neyse. Sanirim imdi de ayni ey oluyordu. Uyanikken yaadiim gerginliin etkisi gözlerimi kapayinca kâbus olarak çikiyordu karima. En dorusu Oliver'in söyledii gibi rahat olmaya çalimak, olabildiince kafayi takmamakti. Sonuçta bu bir iti, baarisiz olsam bile dünyanin sonu deildi. Daha önce baarili olduum sayisiz ie saysindi irket. Böyle düününce kamimin aciktiini hissettim. Oda servisini arayip yemek istemek geçti içimden. Hemen vazgeçtim, tamam geçici bir paranoya yaiyor olabilirdim, yine de ii salam tutmakta yarar vardi. Bu gece yemei diarida yiyecektim. 15 "Çünkü sirlar, sabir denizinin dibinde saklidir." Firin kebabi oldukça lezzetliydi; bamya çorbasi gibi Konya'nin özel yemeklerindenmi. Hiç duymamitim adini; zaten babam etli, yali, air yemekleri pek sevmezdi. Firin kebabi da öyle hafif bir yemek sayilmazdi. Ama daha kötüsü yemein yaninda sadece kuru soan vermeleriydi. Firin kebabi böyle servis ediliyormu. Neyse ki israrlarima dayanamayan genç garson, Türkçe konuan bu ngiliz kadina bir ayricalik yapip, domates, salataliktan oluan söü tabai hazirlatma inceliini gösterdi. Salatayi silip süpür-sem de firin kebabinin yansi tabaimda kalmiti. Ama yemein ardindan gelen Türk kahvesine diyecek yoktu. Dumani üstünde, köpüü yerinde, telvesi kivaminda, zarif bir fincanin içinde, yaninda çifte kavrulmu lokumla, akam yemeinin gerçek armaani gibiydi. çmeden önce enfes kokusunu içime çektim. Annem çok sever Türk kahvesini, babam ise kendi ülkesinin geleneksel içecei olduu halde pek holanmazdi. Onun tutkusu yemekten sonra içtii demli çaydi. Tabii tek damla süt koymazdi içine. Annemin otuz alti yil önce geldii bu ehirde pek çok ey ilgisini çekmiti. Selçuklularin ta, ahap içilii, eski medreseler, kerpiç evler, ney, sema, Türk kahvesi ve tabii bunlarin hepsini sevmesine neden olan bir adam: Babam. Ziya'nin deyimiyle semazen Poyraz Efendi. Zamanla neyden bikmiti annem, semadan da, artik babami da sevmediini söylüyordu ama yalandi. Ne ondan vazgeçebilmiti, ne de Türk kahvesinden. Selçuklu motifleriyle süslü, turkuvaz renkli fincanlar getirtirdi stanbul'dan, bakir cezveler, nakili küçük tepsiler. Az atete air air piirirdi kahvesini. Köpüü, kokusu, telvesi mükemmel olmaliydi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Olmazsa, hiç duraksamadan döker yemden piirirdi. Ta ki kivamini tutturuncaya kadar. Annemi, çok sevdii teyzesinden miras kalan mor berjer koltukta sa aya-ini altina alarak kahve içerken gördüümde, onun bir ngiliz deil de, Anadolulu bir kadin olduunu düünürdüm. Birini sevmek onu kültürüyle birlikte sevmektir, derdi annem. Bu sözlerin doru olmadiinin kaniti ise bizzat kendisiydi. Her ne kadar Türk kahvesine hâlâ bayiliyorsa da, ney ve semadan artik nefret ediyordu. Oysa babama yildirim akiyla vurulmasinin nedeni, imdi nefret ettii ney ve semaydi. Otuz alti yil önce, tükenmi, ilginçliini yitirmi, kendini tekrar eden Avrupa kültüründen kaçmak, kadim inançlardan yeni bir yaam doar mi sorusuna yanit aramak için çiktii Hindistan-Nepal yolculuundan dönerken bir arkadainin aklina uyarak Konya'ya uramiti. Katmandu'daki eski Budist ve Hindu tapinaklarindan sonra Anadolu'nun göbeindeki bu güneli kentte gittikleri Mevlevi dergâhinda gördükleri sema töreni onlari derinden etkilemekle kalmami, annem gönlünü sema dönen zayif, orta boylu genç adama kaptirmiti. "Dans etmiyor, neyden çikan o zarif sesin rüzgârina kendini birakmi sema alaninda âdeta uçuyordu. Ama beni etkileyen babanin kusursuz dansi deildi, göz kapaklarinin bir an aralanmasiyla gördüüm o kederdi." Ancak aradan yillar geçmiti, artik annem ney sesi duymaya dayanamiyordu. Babam yanindan ayiramadii bu müzik aletine uzandiinda, kendini hemen evin diina atiyordu. "Evet, ben de seviyorum neyin içli sesini ama yeryüzünde baka müzik enstürmanlari da var. Tam on iki yildir bu müzii çalip duruyor baban, tam on iki yildir bu müzii dinliyor. Sadece ney çalip, ney dinleyerek yaanmaz ki!" Bir zamanlar, bu enstrümanin sesini duymak için yanip tutuan einin, artik deien müzik zevki karisinda babamin ne dediini hatirlamiyorum. Büyük olasilikla hiçbir ey söylememitir, ama ney çalmaktan da hiçbir zaman vazgeçmemiti. Geçemezdi, çünkü babam için ney, sadece bir müzik aleti deil, inancinin ayrilmaz bir parçasiydi. Neyin ilk insana, Âdem'e benzediini söylerdi, babam. "Allah Baba, Hazreti Âdem'i topraktan yaratti. Önce bir heykel gibi cansizdi Âdem, ne zaman ki Tanri Baba onun burnuna yaam nefesini üfledi, o zaman canlandi. Ama sadece canlanmadi, içine üflenen nefesle birlikte Tanrisal ruh ona geçmi oldu. Ney de öyledir ite, siradan bir kami olan bu alet eer usta bir neyzen tarafindan üflenirse muhteem güzellikte kutsal bir ses çikartir. Tipki içindeki Tanri ruhunu kefeden insan gibi." Ama annem artik ne bu muhteem sesi duymak istiyordu, ne de içindeki Tanri ruhunu kefetme mertebesine ulatii varsayilan ah Nesim'i evimizde görmek. Babami seviyordu sevmesine -belki o siralar bundan bile emin deildi-ama artik onun kültürüne eski balilii duymuyordu. Otuz küsur yil önce geldii Konya'dan artik sevdii bir tek ey kalmiti: Türk kahvesi. Bazen annem Türk kahvesinden biktiinda babami sevmekten de vazgeçecek diye düünürdüm. Ama bugüne kadar vazgeçmedi, bundan sonra da biraz zor gözüküyor. Bana gelince annem gibi tiryaki olmasam da arada bir Türk kahvesi içmek houma gider. Hele firin kebabi gibi yali bir et yemeinin ardindan içildiinde enfes oluyordu dorusu. Restoranin önündeki tartimayi kahvemden ikinci yudumu alirken fark ettim. Genç garson elinde bir tabak yemekle dükkânin önünde dikilmi bairiyordu. "Ne biçim bir adamsin sen ya! Kötülük mü ettik, çorbanin içine biraz et koyduk. Karnin doysun, yüzüne biraz kan gelsin diye." "Senden et koymani isteyen mi oldu" diye yanitladi adam. Kapinin önünde, sirti bana dönük olarak duruyordu, üzerinde uzun, siyah pardösüye benzer bir giysi vardi. alvari andiran koyu renkli, eski

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bir pantolon giymiti, ayaklarina ham deriden kahverengi bir çarik geçirmiti. Sokaklarda yatan bir evsiz ya da bir dilenci olmaliydi. Ama konumasi hiç de onlara benzemiyordu. "Sen kimsin ki" diye çikiti garsona.. "Sana kim söyledi çorbamin içine et koy diye?" Kasanin bainda oturan, restoranin asik suratli sahibi de rahatsiz olmutu tartimadan, kalin camli gözlüklerini kalarina doru iterek kalkti yerinden, iri bedenini kisa ayaklarinin üzerinde sürükleyerek kapiya çikti. "N'oluyor burada?" Garsona mi, yoksa adama mi bairdii belli deildi. "Mesele ne?" Garson öfkeden kizarmi yüzünü patronuna çevirdi. "Bir ey yok Rahmi Usta" diye açiklamaya çaliti. Patronunun kapiya kadar gelmesi iyice canini sikmiti. Tartitii adami eliyle göstererek açiklamaya çaliti. "Bu ihtiyar her akam elinde bu tabakla gelir, bizden çorba alir. Yasiz, etsiz en ucuzundan. Bu akam acidim, çorbasinin içine biraz et koydum. Kiyameti kopardi." Patron hiimla müterisine döndü. "Baba" diye söylendi, "daha ne istiyorsun? Çocuk iyilik etmi sana. Niye mesele çikariyorsun dükkânin önünde?" "Ben senin baban deilim" diye gürledi adam, "kimsenin de iyiliine ihtiyacim yok. Paramla çorba istiyorum, canim çekse et de isterdim. Sizin vazifeniz müteriye hizmet etmek. Çorbam etsiz, yasiz olacak diyorsam, öyle olacak." Patron imdi müteriyi azarlayacak diye bekledim, yok yapmadi, adamin yüzüne bakti, bir adim geri atti. Sanki gördüü bir ey öfkesini söndürmütü. Adama bir daha bakmamaya özen göstererek garsona döndü. "Tamam, uzatma, ne istiyorsa ver gitsin." Ama adam öfkeyle homurdandi. "stemiyorum, çorbayi boalt, tabaimi ver yeter." Garson ya sabir gibilerden baini salladi. Patron konumasina izin vermedi. "Ne istiyorsa yap. Dövü, dava istemiyorum dükkanin önünde." Garson sikintiyla oflayarak elindeki tabakla içeri girdi. "Ey Allahim, bütün deliler de gelir bizi bulur." Gösterisiz ahap masalarin arasindan geçip mutfaa yöneldi. Bakilarim kapidaki adama takilmiti, ama hâlâ yüzünü göremiyordum. Sirti dükkâna dönük, sessizce tabainin boaltilmasini bekliyordu. Garson bo tabai getirinceye kadar da öylece kaldi. Hâlâ sinirle kendi kendine söylenen garson yeniden kapiya gelip bo tabai uzatinca: "Bak delikanli" dedi adam, "sadece kendi bildiini doru sanma. Ne kadar acayip görünse de bakalarinin isteklerine saygi göster. Anlamasan da bir bildii var elbet de. Kimseyi dükün sanma." Yatimi gibiydi, bilgisini paylamak isteyen bir yetikin gibi yumuak çikiyordu sesi, ama zaten öfkesi burnuna gelmi olan garsonu zivanadan çikarmaya yetti bu sözler. "una bak yav, bir de akil veriyor. yilik yapalim bize hakaret et. Sonra da karima geç ahkâm kes." Sertçe uzatti tabai. "Al unu da git buradan. Bir daha da sakin urayayim deme." Hayret hiç kizmadi adam, sadece üzülmü gibi baini salladi. "Ne dediini bilmiyorsun. Ben yüzyillardir bu dükkândan çorba içerim." Evet, evet yanli duymamitim "Ben yüzyillardir bu dükkândan çorba içerim" demiti, zavalli

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

gerçekten de keçileri kaçirmi olmaliydi. Ama son derece sakin bir tavirla sürdürüyordu konumasini. "Eer ben buraya uramazsam ne betiniz kalir, ne de bereketiniz." Tabai alirken hafifçe döndü, ama hâlâ yüzünü tam olarak göremiyordum. Garson karilik verecek oldu, ama yali adam sesini yükselterek susturdu onu. "Sakin azini açma, sakin bana kizma. Senin kizginliin benim öfkemi uyandirir. O zaman, ne kü-für kalir, ne hayir, ne sen kalirsin, ne de bu dükkân." Tipki patronu gibi garson da bir adim geriledi. Yüzünde korkuya benzer bir ifade belirmiti. Genç gözlerindeki iik solgunlati, tenine ince bir gölge dütü. Birkaç adim daha geriledi, adama bir kez daha baktiktan sonra tek söz etmeden döndü, restorana girdi. îki yetikin adam, üstelik biri restoranin sahibi, sokakta yatan yali bir meczuptan korkuyordu. yice merak etmeye balamitim bu yali adami. te tam o anda baini çevirdi. Ve onun doutan sürmeli siyah gözlerini gördüm. Evet, oydu, daha bir saat önce rüyamda gördüüm uzun sakalli, siyah giysili, gizemli adam. Gözlerini yüzüme dikmiti, az önceki öfkeden eser yoktu yüzünde; yine yardim dilermi gibi bakiyordu. imdi yanima gelecek diye düündüm heyecanla. Yapmadi, sanki beni hiç tanimiyormu gibi baini çevirdi, dükkânin önünden uzaklati. Karar vermem çok sürmedi. u ana kadar hep o peimden gelmiti, belki de sira artik bendeydi. Hâlâ dumani tüten kahvemi öylece birakip, kasaya yöneldim. Restoran sahibi ile garsonun akin bakilarina aldirmadan aceleyle hesabi ödeyerek diari firladim. Adam sa yöne gitmiti, ben de o tarafa döndüm. Hizli adimlarla yürümeye baladim. Bir yandan da kaldirimdaki kalabaliin arasindan onu görmeye çaliiyordum. Ama hareket eden insanlarin arasinda onun kirçil saçli baini göremiyordum. Caddenin öteki tarafina mi geçmiti yoksa? Karida Alaeddin Tepesi denen park alani vardi. Ama gizemli adam oradaki kalabaliin içinde de yoktu. Adimlarimi biraz daha açtim. Kaldirim saa dönen bir caddeye balandi. Caddeye girdim, ite oradaydi. nsanlarin arasinda öfkeli adimlarla yürüyordu. Biraz daha hizlandim, nerdeyse komaya balamitim ama gözlerim onun üzerindeydi; durduunu gördüm. Öylece olduu yerde kalmiti. Ben de durdum. Döndü, kara gözlerini yeniden gördüm, aramizda en az on metre olmasina ramen, ona doru çekildiimi hissettim ayni anda büyük bir parlama gözlerimi yakti. Sanki sessiz bir patlama olmu gibiydi. Apansiz kararmiti ortalik. Ne sokak lambalari, ne dükkânlarin iiklari, ne caddeden akan otomobillerin farlari, ne kadar iik varsa, o büyük parlama tarafindan emilmi, her yer zifiri bir karanlia bürünmütü. Kaybolan sadece iiklar deildi, sesler de gitmiti. Az önce akalaan iki genç, müterilerini içeri buyur eden tombul yanakli tatlici, dükkânini kapatan kirtasiyecinin aai indirdii kepenginin sesi, otomobillerin gürültüsü, ehirin uultusu, hiçbiri yoktu artik. Her yerde derin bir sessizlik. Durduum yerde öylece kala kalmitim. Ne nereye gideceimi kestirebiliyordum, ne de kime sesleneceimi. O anda fark ettim iiltiyi. Gecenin karanliinda kömürlerin arasina sikimi bir elmas pariltisi gibi minicikti, güneini yitirmi gökyüzünde, ben buradayim diyen küçük bir yildiz gibi inatla iildiyordu. Ona doru yürüdüm. lk iik, ilk insani nasil kendine çektiyse, ben de ayni çekim gücüyle ilerledim. Her adimda iik biraz daha belirginleti, her adimda iik biraz daha beni kendine çekti, her adimda merakim biraz daha depreti. Kaç adim attiimi bilmiyorum ama artik gözlerimin önündeydi. Kipirtisiz, sessizce, iimayi sürdürerek sanki beni bekliyor gibiydi. yi de neydi bu? Gözlerimin yetmediini anlayinca, elimi uzattim; dokununca bu iiin ne olduunu anlarim sandim. Önce bir ele dokundu elim. Sicak, derisi kirimi, kemikli bir ele. Hemen geri çektim. Ses o anda geldi. "Korkma. Senin olani sana getirdim." Evet, bu onun sesiydi; yüzünü göremesem de karimda yine o vardi. Cesaretimi toparladim iia yeniden uzandim. Parmaklarim sert bir nesneye dokundu, sanki canliymi gibi ilik bir taa. Görmesem de anladim, bu o yüzüktü. Kahverengi tali, gümü

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

yüzük. Yaralanmi bir insan gibi kanayan yüzük. Tuhaftir yüzüe dokununca kendimi daha iyi hissettim, daha bir güvenli, daha bir özgür. Onu aldim, sa elimin yüzük parmaina taktim. Karanlik açilmaya baladi. "Senin olani kimseye verme. Senin olan bakasina haramdir." Baimi kaldirdim, aydinlanan karanliin içinde gizemli adani duruyordu. lk kez ürkmeden, heyecanlanmadan, dimdik baktim o tuhaf adamin yüzüne. "Senin olandan ayrilma Kimya Hanim" diye sürdürdü sözlerini. "Senin olan sana aittir." "Ben Kimya deilim" diye söylendim. Keder yüklü bulutlar geçti siyah gözlerinden. "Biliyorum." Sesi kisilmi, kötü bir aniyi hatirlami gibi teninin rengi solmutu. "stesen de olamazsin zaten." Rahatlamam gerekirdi, ama aailanmi gibi hissettim kendimi. "Neyse" diye geçitirerek parmaimdaki yüzüü gösterdim. "Bu yüzüü niye veriyorsunuz bana?" Gözlerini yüzüe dikerek mirildandi. "O yüzük sana hakikati öretecek." "Hakikati? Yani yangini kimin çikardiini mi?" Derin bir hayal kiriklii belirdi gözlerinde, bunu nasil düünebilirsin dercesine sarkti altdudai. "Yangini kimin çikardii hakikatle ilgili deil." "Ya neyle ilgili?" Azina dedii için tiksinmi gibi söylendi. 'Parayla ilgili. Sen, iblislerin cirit attii o yangin yerinde hakikati ariyorsun, parayi ariyorsun. Hakikat paradan daha deerlidir. Zaten allak bulak olan kafam çorba kazanina dönmütü, açikça sordum: "Peki hakikat nedir o zaman?" Duraksadi, örencisini anlamak isteyen bir öretmenin deneyimli gözleriyle süzdü beni. "Örenmeye hazir misin?" "Hazirim." imdi dudaklarinda sahiden o gizemli gülümseme belirmiti. "Hiç kimse tam olarak hazir deildir. Hazir olup olmadiimizi hakikatle karilatiimizda anlariz ancak." Ne söylesem kari çikiyordu, canim sikilmaya balamiti. "Bakalarini bilmem ama ben hazirim" diye söylendim inatla. "Buyrun sizi dinliyorum." Konumadan önce azarlar gibi bakti yüzüme. "Sabirsizsin." Sanki söylediklerini anlamam çok zormu gibi açiklamaya baladi. "Oysa bütün mahlukat sabrin ipliiyle balidir birbirine. Dünya sabirla döner. Çünkü günein de, ayin da zamana ihtiyaci vardir. Sabirli ol. Büyük sirlara ermek için sabir denizinde yüzmeyi örenmen lazim. Çünkü

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

sirlar, sabir denizinin dibinde saklidir." "Tamam sabirli olacaim" dedim boyun eerek, "en azindan deneyeceim." Yüzü aydinlandi, sa eliyle sakalini sivazladi. "Aferin, uyumlu ol" dedi. "Uyum güzelliktir. Uyum, suyun özelliidir. Su, sabrin simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydi, inci de olmazdi. Sabirli ol ki istiridye gibi inciler yapasin." Tuhaf bir Türkçeyle konuuyordu, Shakespeare ngilizcesi gibi ama her ey o kadar olaandiiydi ki, bu gizemli adamin takilacaim en son özellii dili olurdu. "Merak etmeyin uyumlu olacaim. Evet, buyrun sizi dinliyorum." Hayretle yüzüme bakti. "Dinliyor musun?" Anlamaya çaliir gibiydi. "Hakikati benim sözlerimle öreneceim mi saniyorsun?" Bütün içtenliimle sordum. "Baka türlü nasil örenebilirim ki?" Sen bu ii örenemeyeceksin der gibi bakti. "Sözler hakikat deildir, azimizdan çikan seslerdir. Yeryüzü-nün gelmi geçmi en yetenekli söz ustalari dahi yaamin en basit anlarini bile bize gerektii gibi anlatamaz. Renkleri gösteremez, kokuyu duyuramaz, dokunuun verdii hazzi hissettiremez, sesleri iittiremez, yiyecekleri tattiramaz, diyelim ki bir mucize oldu bunlari yapti; ama insanlarin ruhunda olup biteni aktaramaz. Belki akil yürütür. Belki gürbüz düüncesini aklin üç ayaindan biri olan mantiin üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarinda keyfince gezdirir, ama insan ruhunun an be an deien halini asla gerektii gibi anlatamaz." Bedenimi ele geçiren umutsuzluu fark etmi olacak ki: "Ama karamsarlia kapilma" dedi, "sözün anlatamadiini yaam anlatir. Hakikati örenmek için söze deil, yaamaya ihtiyaç vardir." Artik ipin ucunu iyice kaçirmitim, gözlerindeki o yargilayan, eletiren, öreten bakila karilamamak için soru bile sormak istemiyordum, ama sormadan da anlamam olanaksizdi. "Yani bütün bunlari yaamam mi gerekiyor?" "Evet" dedi hüküm bildiren bir sesle. "Yaaman gerekiyor." Gözlerimdeki soru dolu ifadenin kaybolmadiini görünce daha fazla uzatmadi, gülümsedi. lk kez bir çocuk gibi hiçbir anlam, hiçbir ifade, hiçbir kaygi yüklemeden geni ve rahat gülümsedi. O gizemli, korkutucu adamin dudaklarinin arasindan bir çocuunki gibi minik dileri görünüyordu. Ben de gülümsedim, hiçbir ey söylemeden elini bana uzatti. "Mademki hazirsin. Mademki vaktidir, gel. Gel ve yaa." Uzattii eli tuttum, ortalik ansizin aydinlaniverdi. 16 "Gözlerimin siyahinda dans eden dostumun hayalini gör." Hayir, iiklar gelmemiti, gün domutu kentin ortasina. Tipki yillar önce babamla ilk kez geldiimiz gündeki gibi tatli bal rengi bir iik vardi her yanda. Sanki güne daha insafliydi, daha sevecen. Sadece güne mi, rüzgâr da öyle; ince bir esinti uzak dalarin eteklerinden topladii yamur kokusunu savuruyordu her yana. Ahap payandalarla güçlendirilmi kerpiç duvarlarin arkasindaki bahçelerden ku sesleri geliyordu. Evet, duvarlar kerpiçtendi ya da tatan, yollar toprakti; ne asfalt vardi, ne çimento. Sokak sakindi, tek bir araç bile göze çarpmiyordu; karidaki hanin önüne balanmi biri kahverengi, öteki beyaz iki at sarilarina konan sinekleri kovalamak için kuyruklarini oynatip duruyorlardi, yandaki ahap kapinin önünde yaliliktan tüyleri dökülmü bir çoban köpei uyuyordu, yükle dolu heybelerin altinda ezilen kirçil

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

tüylü bir eek ve balari sarikli, çou yakasiz gömlek ve koyu renkli alvarlar giymi yali mi, genç mi olduu anlailamayan erkekler. yi de burasi neresiydi? Ne olmutu? Ben nereye gelmitim? akinlik ve tela içinde etrafa bakarak olan biteni anlamaya çalitim. Bakilarim sa taraftaki tepede heybetle dikilen kalin duvarli saraya kaydi. Nakili ta kapisinin önünde uzun mizraklari, zirhli giysilerinin kemerlerindeki enli kiliçlariyla sekiz askerin bekledii bu kale, Selçuklu sarayi miydi? Yani az önce önünden geçtiim Alaeddin Tepesi miydi bu görkemli saray? Panik içinde etrafa baktim. Neler oluyordu? Selçuklu dönemine geri mi gitmitim? Yaniti arkamdaki bakirci dükkâninin duvarina dayanmi, kalayli büyük tepsinin içindeki bizim siyahlar giymi, tuhaf derviin görüntüsü verdi. "Hakikati örenmeye hazirim diyenin airmaya hakki yoktur." Hakliydi, kendi sözlerimle vurmutu beni. airmayacaktim a-irmamasina ama, eer Selçuklu dönemine gittiysem, bu insanlar yedi yüz küsur yil öncesinden gelen benim gibi bir kadini nasil karilayacaklardi? Üzerimdeki deri ceket, kot pantolon, çantam... "Korkma" dedi kalayli bakir tepsideki sakalli adam, "artik ne Karen var, ne Kimya. Unut artik onlari. Allah'in gizli sevgililerinden biriyle bulumak için binlerce fersah yoldan gelen ems-i Tebrizi var sadece." Ama tuhaf olan o konuurken benim dudaklarimin da kipirdamasiydi. Sanki o deil de ben konuuyordum. Korkuyla giysilerime baktim, kara bir keçe vardi üzerimde, ayaimda ham deriden yapilma bir çarik, ellerim esmerlemi, irilemiti. Doru söylüyordu, bedenim ems'e dönümütü, ama o ruhumu da istiyordu. "Unut" diye yineledi saçlarimda dolaan esinti gibi yumuak bir sesle, "... unut ne varsa bu yali dünyadan aldiin. Bilmediin bir hayat bekliyor seni, yedi yüz küsur yil daha genç bir dünya. Benzersiz bir tecrübe yaayacaksin bu evliyalar kentinde, görülmeyeni görecek, bilinmeyeni bileceksin. zin ver, yedi yüz yil daha az kirlenmi bu ehir öretsin sana olanlari, izin ver yeni bir ruhla kaplansin için. Karen yahut ems ne fark eder, ayni çamur deil mi hepimizin mayasi, ayni nefesle can bulmadi mi bedenimiz? Artik Londra'dan gelen o kadini unut, tatli bir gülümseyi gibi arala gönlünün kapilarini Tebrizli bu yoksul dervie." Ve onun dedii oldu, bakir tepsideki görüntüme yeniden baktiimda, kara keçeler içindeki, gözleri doutan sürmeli, siyah sakalli adami yadirgamadim. Çünkü ben oydum. Çünkü ben artik Karen Kimya Greenwood deil, Melek Dad olu Ali'nin olu Muhammed emseddin'dim. Çünkü ben nami dier ems-i Tebrizi, nami dier Kâmil-i Tebrizi, nami dier ems-i Perende'ydim. Ben gezgin bir dervitim ki, ömrümü o büyük sirri bulmaya adayayim, buldukça yeniden kaybedeyim, kaybettikçe eskisinden daha büyük bir tutkuyla yeniden peine düeyim. Ben gezgin bir dervitim ki; Tanri sirrini bulmak için yakaladiim ipucunun peinden günler geceler boyunca yürümü, çölün sicaina, dain sert rüzgârlarina dayanmi, Konya'nin san düzlüüne inmitim. Bana mutulanani görmek, bana vaat edileni bulmak, yillar süren hasreti dindirmek için. Onu bana vaat eden demiti ki: "Aradiin sevgili herkesin gözünden sakli, güzel ve mafirete nail olmu can, Belhli Sultanü'lUlema Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin'dir." Ben de, onu, bana vaat edene demitim ki: "Ey göü ve yeri yaratan, ey kadir ve mutlak olan. O sevgilinin mübarek yüzünü bana göster!" Onu, bana vaat eden demiti ki: "Buna teekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düünmeden uzatmitim boynumu.

www.soncemre.com "Baimi!"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Onu, bana vaat eden demiti ki. "Mana budur ite. Ak budur. Akin tek bedeli vardir, o da candir-. Ölümle kutsanmayan ak, ak deildir. Bundan böyle Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin sana helaldir. Git ve onu bul. Git, onu bul, ama bize verdiin sözü de unutma." Onu, bana vaat eden böyle deyince, silkindim kalktim yoksul odamdaki eski seccademin üzerinden. "Bizim her sözümüzde bir hikmet vardir" deyiine uyarak dütüm yollara. Ama hep engeller girdi araya, dalar, denizler, ehirler, medreseler, dergâhlar, insanlar. Uzadikça uzadi ayrilik. Ve onu bana vaat eden hatirlatmak için andimi, bir kez daha karilatirdi bizi. am ehrinde bir vakit, kendini bilmez halkin arasinda kendimi bilmez bir halde gezerken, bir el dokundu elime. Baktim renksiz giysiler içinde iiklar saçan bir beden. Baktim, Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin. Ellerimi avuçlarinin arasina aldi, "Ey dünya sarrafi beni anla" diye fisildadi. Yekpare bir kayaya dönümü gibi kimildayamadan öylece kaldim karisinda. Bir kez daha açti mübarek azini. "Ey mana âleminin sarrafi, beni bul" diye fisildadi. Ho kokulu ilik nefesi yüzümün pasini sildi, gözlerimin yorgunluunu aldi, tenimi bahar yamuru sonrasi tazelenen gül yapraklari gibi dinçletirdi. Onun yüzü, onun sözleri bir çocua çevirdi beni, ruhumu yudu aritti, safliimi mübarek kildi. Bu ho rüya âleminden gözlerimi açip da kendime gelinceye kadar, o güzel yüzlü, güzel sözlü Tanri dostu kaybolup gitmiti. Ama artik kaybolup gideni bulma vakti gelmiti. Bana vaat edilen yerine gelmeliydi ki, verdiim sözü tutmam için yaanacak olaylar da ardi ardina siralansin. Heyecanini yitiren bu dünya yepyeni bir manayla yeniden çoalsin. Gözlerimi Pembe Füruan Medresesi'nin yönüne çevirdim ve bekledim. Bekledim çünkü bize "Gözlerimin siyahinda dans eden dostumun hayalini gör" denmiti. Bekledim, çünkü bize vaat edi- len güzel dost, Muhammed Celaleddin bu vakitlerde verdii dersi tamamlayarak Pembe Füruan Medresesi'nden ayrilip bu yoldan evine gidecekti. Beklerken bir gölge dütü yüzüme. "Allah'in huzuru ve saadeti üzerine olsun." Baktim, önünde durduum bakirci dükkâninin sahibi. Sa elimi kalbimin üzerine koyarak hafifçe öne eildim. "Allah'in bereketi ve zenginlii de senin üzerine olsun." Bakir kalaylamaktan kararmi eliyle dükkânin önündeki iki küçük ahap kürsüden birini gösterdi. "Ayakta dikilme yabanci, gel öyle otur." Onunla gevezelik edecek vakit deildi. "Misafirperverliin için sa ol" dedim edeplice. "Ama oturacak halim yoktur. Beklediim gelmek üzere." Gülümsedi, ablak yüzünde derin bir biçak kesii gibi duran azi aralandi, alttan ikisi eksik sari dileri çikti ortaya. "Ayakta durursan daha mi tez gelecek sanirsin beklediin?" Belli ki tecrübesiz bir seyyah sanmiti beni. Adam azari hak etmiti dorusu, yine de anlayacai dilden konutum. "Tez gelmez elbet" dedim ben de gülümseyerek, "ama eer gösterdiin kürsüye oturursam onu beklemenin zevkini seninle paylami olurum. Oysa o zevk sadece bana bahedilmitir." Kirpiksiz, Mool gözleri merakla iildadi. Eyvah, bu zevzek peimi birakmayacakti. "Kimdir acaba beklediin?" "Ben de bilmiyorum" diye tersledim, "geldiinde öreneceiz kim olduunu." Onunla eleniyor muydum? "O nasil itir öyle, kiiolu kimi beklediini bilmez mi?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Aklini bainda taiyan, kimi beklediini bilir, ama aklini gönlüne hapseden, kimi beklediini nereden bilsin." Bakirci kahkahalarla gülmeye baladi. "Sevdim seni yabanci" diye söylendi. "Elenceli adamsin vesselam." "Sen daha elencelisin ama farkinda deilsin." Onu övüyor muydum, yeriyor muydum, anlamamiti. Cam sikildi. "Var git artik yabanci" dedi suratim asarak, "suyun üstüne naki çizdiin yeter. Oyalama, var git buradan." "Gidemem" dedim kararli bir tavirla. "stesem de yapamam. Dükkâninin önü de, dükkânin da, sen de, ben de, u gökyüzünde iildayan güne de, hepsi onu bekliyor. Herkes, onun için burada bulunuyor." Kirpiksiz çekik gözlerin öfkeyle parladiini gördüm. "Bre densiz" diye gürleyecek oldu, birden bakilari uzakta bir noktaya takildi, söyleyecei sözleri gizlemek istercesine yutkun-du. "Bre divane, git belani benden bulma..." Baktii yöne döndüm ve onu gördüm. Geliyordu. Bir katirin üzerine binmiti, bainda gösterisiz bir sarik, sirtinda koyu renk ince bir-cüppe vardi. Air air ilerleyen katirin üzerinde hafifçe öne doru sallaniyordu. Etrafi yedi kiilik genç bir mürit topluluu tarafindan çevrilmiti. Ona bir zarar gelmesinden korktuklari için mi, yoksa onun nurlu yüzünden biraz daha istifade etmek için mi, bilinmez katirin adimlarina ayak uydurmu, eyhlerinin etrafinda dönerek air air ilerliyorlardi. Bizim sinirli bakirci ustasi, Tanri'nin sakli sevgilisi Muhammed Celaleddin'i görünce kötülükten dümü, küfrünü içine gömmütü. Beni unutmu, küçük bir kovuu andiran azi hayranlikla yan yariya açilmi, Konya'nin en mübarek evladinin önünden geçiini izliyordu. Onu saydiimi bilsin diye, ayrilirken omzuna dokundum. "Gördün mü ite geldi beklediim, onu görmeseydim, onu beklediimi nereden bilecektim?" Biçare bakircinin dur demesine firsat vermeden katirin önüne attim kendimi. Yedi müridin yedisi de dikildi karima. "Kimdi bu kara keçeler giymi, kara saçli, kara sakalli, kara gözlü adam? Eer gönlü de karaysa, giyitleri, teni, saçi sakali gibi, vay halimize" diyerek genç bedenlerini duvar ettiler pirlerinin önüne. Celaleddin durgun ve duru bir su gibi sakindi. öyle bir bakti yüzüme, bir nur avkidi geçti günün ortasindan. Celaleddin bakti yüzüme, açilmak için ertesi sabahi bekleyen sonbahar goncalari gümrah birer gül haline geldi Konya'nin bahçelerinde. Celaleddin bakti yüzüme, yanaklarina birer gamze dütü ana karnindaki çocuklarin. Celaleddin bakti yüzüme ve ellerini kaldirarak müritlerine "Birakin" dedi sadece. Çünkü görür görmez bilmiti beni, görür görmez anlamiti niye geldiimi ama ne gülümsemi, ne tatli bir söz dökülmütü dudaklarindan. Sadece "birakin" demiti müritlerine. Çünkü dünya bir imtihandir diye buyrulmutu. Cahillik engelinden atlayamayan, bilgi yükünü taiyamaz. Yedi müridin kenetlenmi genç gövdesi çözüldü, Ermeni ustalarin yaptii duvarlar nasil çözülürse birbirinden. Ailmaz bir kale kapisindan geçer gibi yürüdüm aralarindan. Gözlerim Celalleddin'in gözlerinde yaklatim Allah'in yeryüzündeki en umutlu dostuna. "Ey Müslümanlarin imami" dedim saygiyla yakalayarak katirinin yularini. "Sana bir sualim var. Ben çözemedim. Horasan'i, Semerkand'i, am'i gezdim, Badat'i gezdim, çözen birini de göremedim. Seni salik verdiler. Belki sen çözersin diye ehir ler in en eskisine geldim." "Buyur seyyahlarin piri" dedi ince sakalini sivazlayarak, "mademki onca ehir içinde bizimkini seçtin, mademki uzun yollarin kahrini çekerek bize eritin, o zaman biz de saçalim sana gönül kuyumuzdaki bilgi daarciini. Neymi bakalim, sor sualini." Sözler dudaklarindan dökülürken yüzünde ne bir tereddüt vardi, ne de bir üphe. Sanki daha ben azimi açmadan biliyordu, hem

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

soracaim suali, hem verecei cevabi. Ben de ona uydum, aklimdaki suali cevaplanmasi dileiyle: "imdi söyle bana mana âleminin sarrafi" dedim bütün safliimla. "Tanri dostu, büyük âlim Bistamli Bayezid mi büyüktür, yoksa Hazreti Muhammed mi?" Güzel kalari çatildi Celaleddin'in. Yok, bu kadarini tahmin etmemiti, benden baka hangi deli kalkiirdi bir din âlimi ile yeryüzünün müjdesi Muhammed Mustafa'yi kiyaslamaya. "Bu nasil sualdir?" diye gürledi her daim doruluk buyuran sesi. Bir titreme aldi beni gün ortasinda, güne altinda. Al basti kara yanaimi, tututu kafatasimin içindeki et parçasi, ürkek bir serçeye dönütü iman tahtamin altindaki yürek. Korktum, hiç kimseden korkmayan ben. Kukuya dütüm kendimden, eyhlerin en büyüü Muhiddin bn-i Arabi'nin sözlerine bile gönül indirmeyen ben. Celaleddin hiç aldirmadi halime. "Bu nasil sualdir?" diye yineledi. "Kuku yok ki, Allah'in elçisi Muhammed Hazretleri yaratilmilarin en büyüüdür. Burada Bayezid'in lafi mi olur?" O açiklarken zaten bildiklerimi ben de bir parça toparladim. Korkumun sesimi ele geçirmesine müsade etmemek için hemen itirazimi yetitirdim. "Öyle diyorsun da Peygamber bu kadar büyüklüüyle, 'Ey Allahim biz seni tam anlamiyla bilemedik' derken, Bistamli Bayezid, 'Kendimi tenzih ederim, benim anim ne kadar büyüktür ki, bilinmesi gerekenleri tipki gerektii gibi bildim. Ben sultanlarin sultaniyim' diyor. Celaleddin gözlerindeki öfke kayboldu, beni anladi ve bakilari cennet iiltilariyla doldu. Artik mutluluunu gizleyemez bir hale gelmiti ama cevabi vermekten de geri durmadi. "Bazi insanlarin gönül daarcii küçüktür, bir testi suyla doyar, bazilarininki ise sonsuzdur, okyanuslar bile onlarin susuzluunu gideremez. Bayezid susuzluunu bir yudum suyla giderdi ve övü-nerek suya kandiindan dem vurdu. Hazreti Mustafa'ya, gelince (selam onun üzerine olsun) o müthi bir kanmazlik hastaliina tutulmutu. Sular içinde susuzluktan kavruluyordu. O her gün, daha çok görüyor, daha çok anliyor, daha çok biliyordu, ama gördükçe, görecekleri artiyor, bildikçe bilmedikleri çoaliyor, anladikça anlamadiklari büyüyordu. Bu sebeptendir ki, 'Biz seni layikiyla bilemedik' diye buyurmutur." Gözlerimden süzülen yalari silmeye bile firsat bulamadim. te buydu Âdem Hazretleri'nden bu yana aradiim âdem. te buydu dört iklim, yedi kitada bulamadiim. te buydu bana vaat edilen. te buydu Allah'in gizli sevgililerinin en kutsali. "Allaaah!" diye bir çilik yükseldi. Girtlaimdan mi? Aklimdan mi? Gönlümden mi? Benden mi? Yoksa kimden? 17 "îki denizin bulutuu yer." "Kimya... Karen Kimya... Miss Karen..." Karanlikta biri adimi söylüyordu. Ses uzakti, derin bir kuyunun içinden gelirmi gibi uultuluydu. Gözkapaklarimi araladim, beyaz bir iik çarpti yüzüme. Beyaz, çi bir iik yakti gözlerimi. Kapadim. "Miss Karen... Miss Karen..." Ses artik uultusundan kurtulmutu, uzaktan deil yakindan geliyordu, üstelik tanidikti. "Kendine geliyor" dedi hiç iitmediim baka bir ses.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Çekilin nefes alsin biraz." Yeniden araladim kirpiklerimi. Iik bu defa daha az yakti gözlerimi. Baucumda beyaz önlüklü bir adam vardi, hemen ardinda Mennan'in endieli yüzü görünüyordu. Adamin uyarisina aldirmadan yaklati tombul i arkadaim. "Miss Karen... Miss Karen iyi misiniz?" Yüzü gibi sesi de gergindi. Beyaz iiin egemen olduu odaya baktim. Resimsiz, dolapsiz, dekorsuz çirilçiplak kül rengi duvarlar. Air bir ilaç kokusu geliyordu bir yerlerden. Baktim, sa koluma balanmi bir serum iesi. "Nerdeyim ben?" "Polikliniktesiniz, bayginlik geçirdiniz" dedi önlüklü adam aksanli bir Ingilizceyle. Neden ngilizce konuuyordu bu adam? Gerçekten burasi neresiydi? "Ne poliklinii, ne bayginlii? Nereye getirdiniz beni?" Sözler azimdan çikarken ben de ngilizce konutuumu fark ettim. Ayilirken kendiliimden anadilimde konumaya balamitan demek. ri parmaklarini çaresizce birbirine geçirerek anadilinde açikladi Mennan: "Küçük bir hastanedesiniz. Kaldirimda baygin yatarken bul. mular sizi. Ne kadar baygin kaldiinizi bilmiyoruz." O konuurken, yaadiklarim yeniden gözümün önünde canlaniverdi. Restoranin önündeki aiz dalai, sakalli adami görmem pei sira koturmam, elektriklerin kesilmesi ve ems'e dönümem. Evet, gerçekten de kendimi onun gibi hissetmitim. Hissetmek mi, hayir bizzat ems-i Tebrizi olmutum, ne Karen kalmiti ne bugünkü dünya. Tuhaf olan imdi de ems'in yaadiklarini olduu gibi hatirlamamdi. Katirin üzerindeki adamin insani bilinmeyen bir güzellie çairan iiltili gözleri aklimdan hiç çikmiyordu. En son "Allah!" diye çilik atarak bayilmitim ya da ems bayilmiti ya da ikimiz birden. Ondan sonrasi karanlikti ite. "Kimse saldirgani da görmemi" diyen Mennan'in sözleriyle irkildim. "Her taraf karanlikmi tabii." "Ne saldirgani?" diyerek yattiim yerden dorulmaya çalitim. Artik ben de Türkçe konuuyordum. "Ne diyorsunuz siz?" Önlüklü adam, usulca omuzlarimdan yakalayarak engel oldu bana. Dorulunca yüzünü yakindan gördüm; solgun yeil gözleri vardi ve burnunun sa kanadinin hemen dibinde kocaman kahverengi bir et beni. Son olarak beyaz önlüünün cebinin üstüne asili kimlik kartini okuyabildim. Dr. Bülent Aslan. "Ani hareketler yapmazsaniz iyi olur" dedi. Artik o da Türkçe konuuyordu. "Yava hareket edin lütfen." Yeniden yataa uzandim ama içimde büyüyen panie engel olamiyordum. "Ne oldu bana? Neyim var?" Mennan'a bakarak sormutum, Doktor Bülent ondan önce davrandi. "Önemli bir eyiniz yok aslinda. Sadece dümüsünüz, bainizin herhangi bir yerinde yara bere de yok. Boynunuz incinmi biraz. Bebek de gayet iyi. Hiçbir sorun yok." Evet, artik düünmem gereken bir de bebek vardi deil mi? Hâlâ aliamamitim hamile olduuma. Ama bebein iyi olduuna sevindim. "Aslinda bayilmi olmaniz tuhaf' diye sürdürdü Doktor Bülent. "Belki bir oka girdiniz. Gerekli

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

tetkikleri yaptik, kaygilanacak bir durum yok. Serum baladik, birazdan kendinize gelirsiniz." Gerçekte ne olmutu bana? Kendine ems diyen o adamla yedi yüz küsur yil öncesine gitmi miydim? Yoksa gittiim lokantada yediim firin kebabina, salataya bir eyler mi katmilardi... Daha neler? Bütün Konya sözlemi gibi yediime, içtiime ilaç katarak halüsinasyon görmemi mi istiyordu? Paranoyanin bu kadari da fazlaydi. Fazlaydi ama, ya yaadiklarim hangi akla mantia siardi? Bir de saldiridan bahsediyorlardi, öyle bir ey hatirlamiyordum. "Saldiri dediniz" diye Mennan'a baktim. "Ne saldirisi?" Tombul yüzü sikintiyla karardi. "Elektrikler kesildiinde birinin size saldirmi olabileceini düünüyoruz." "Elektrikler..." diye söylendim heyecanla. "Gerçekten de elektrikler kesildi deil mi?" Yine tuhaf tuhaf konumaya baladi bu kadin der gibi bakti yüzüme. "Kesildi tabii, ehir trafosunda büyük bir ariza çikmi. Konya'nin büyük bir kismi karanlikta kaldi. Herhalde o sirada ayainiz bir yere takildi dütünüz. Ya da..." Sözlerini ben tamamladim. "Ya da karanlikta biri bana saldirdi." Sanki bu düünce ona ait deilmi gibi gözlerini iri iri açarak sordu: "Öyle mi oldu?" Ne söyleyecektim imdi bu adama? Neler olduunu ben de bilmiyordum ki. Yedi yüz küsur yil öncesine giderek, ems-i Tebrizi ile Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin bulumasina taniklik ettim, üstelik bir ruh göçü yaayarak, bu bulumada ems-i Tebrizi'ye dönütüm desem, hiç duraksamadan bu kadin kafayi yemi derdi. Doktorumuz da hemen onaylardi; normal, kafasini çarpti ya, travma geçiriyor diye. "Hayir..." dedim baimi sallayarak. Kipirdayinca derin bir aci hissettim ensemde. "Ahh." "yi misiniz?" Doktor Bülent'ti soran. Sakindi, mesleki bir ilgiyle bakiyordu yüzüme. "yiyim." Hareketsiz kalinca aci geçmiti. "imdi daha iyiyim." "Caninizin yanmasi normal. yilemesi birkaç gün sürer. Size an kesici bir hap verdim." "laç bende" diyerek araya girdi Mennan ama salik durumumdan çok baima neler geldiiyle ilgiliydi. "Miss Karen, nasil dütüünüzü hatirliyor musunuz?" "Hatirlamiyorum" dedim baimi kipirdatmamaya özen göstererek, "elektriklerin kesildiini hatirliyorum sadece. Ansizin bütün dünya karardi. Hiçbir ey görmedim, dütüümü ya da birinin bana vurduunu bile hissetmedim. Gözümü açtiimda buradaydim." Mennan bir günlük sakalin gölgeledii çenesini kaidi, "Sizi baygin bulduklari yer de ilginç" dedi. Aklinin bir konuya takildii belliydi. Ama konuya nasil gireceini bilemiyor gibiydi. Yine de kendini tutamayarak açikladi. "Oraya Merec-el Bahreyn, diyorlar." "Ne?" Heyecan içinde, âdeta kutsal bir sözcük söylermi gibi, "Merec-el Bahreyn" diye yineledi. "Yani iki denizin bulutuu yer. Aslinda bu deyim Kuran'da geçer. 'Yaradan, aci ve tatli sulu iki denizi buluturdu' denmektedir. Kuran'dan esinlenenler de ems-i Tebrizi ile Mevlânâ'nin Konya'da ilk karilatii noktaya

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

'Merec-el Bahreyn' demiler." Eer o bulumayi bizzat yaamasaydim, yine bir numara çeviriyor bunlar diyerek akla dayali bir neden arardim, ama kahretsin, o saçmaliklarin hepsini gözlerimle görmü, kulaklarimla duymu, olan biten her eyi ta içimde hissetmitim. Yaadiim siradii olayin gerçek olduunun kanitini sunan Mennan'a bu yüzden kari çikamadim. Benim yerime beyaz önlüklü doktorumuz yapti bu ii. "Ne ilgisi var" diyerek ters ters bakti. "Yüzlerce yil önce olmu bir olayla Miss Karen'in bayilmasi arasinda nasil bir balanti olabilir?" Mennan'in yine inadi tutmutu, adami ikna etmeye çaliti. "Öyle demeyin Doktor Bey, Miss Karen Konya'ya ilk geldiinde ems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesinin önünde lastiimiz patladi." Doktorun dudaklarinda küçümseyen bir ifade belirdi. "Lütfen" diye kesti sözünü, "hangi çada yaiyoruz. Kendi kendinize hayaller kurarak hastamizin da kafasini karitirmayin." Bana bakarak sürdürdü sözlerini. "Bunlar saçma sapan laflar Miss Karen. Olayin açiklamasi son derece basit. Belli ki elektriklerin kesilmesini firsat bilen bir kapkaççi çantanizi çalmak istedi. Çantayi çekerken dengeniz bozuldu yere dütünüz." Çanta mi, ne diyordu bu adam? Kaygiyla etrafa bakindim. "Çantam, çantam mi çalindi?" Sanki kendisi almi gibi yüzü kipkirmizi oldu Mennan'in. "Çantanizi bulduk. plikçi Camii'nin bahçesine atilmi ama..." "Ama..." "Ne yazik ki, cüzdaniniz ve pasaportunuz içinde yoktu." te bu ahaneydi. Yabanci bir ülkeye gittiimde en çok korktuum ey sonunda baima gelmiti, pasaportsuz kalmitim. Bir an önce ngiliz Konsolosluu'yla balanti kurup, yeni pasaport ya da bir uçu belgesi istemeliydim. Belki hemen aramaliydim onla-ri. Cep telefonum neredeydi acaba? Aklima gelen olasilik fena halde canimi sikti. Endieyle söylendim. "Cep telefonum, yoksa o da mi?" Mennan güzel bir sürpriz verir gibi çocukça gülümsedi. "Merak etmeyin, telefonunuzu ceketinizin cebinde bulduk." Derin bir "Oh!" çektim. "Bu iyi haber ite." Hiç deilse telefonum yanimdaydi ama pasaportu düününce yine panikledim. Doktorun uyarisini unutarak doruldum. "Ama pasaportum, onu bulmamiz gerek." "Polis aratiriyor" diye yatitirmaya çaliti beni Mennan. "u anda ehri didik didik ariyorlar. Zaten bana da onlar haber verdi. Çantanizda kartimi bulmular." polise kaldiysa durum kötüydü. Çalinanlarin bulunmasi günler sürebilirdi, hemen otele gidip ngiliz yetkililerle temasa geçmeliydim, belki de Simon'a haber vermeliydim, evet o, daha kolay hallederdi bu ii. Bakilarim serum takili sa elime kaydi. Parmaklarim çiplakti. Yüzük. Evet, yüzükte yoktu. Belki de serum balarken çikarmilardi yüzüü. Umutla doktora döndüm. "Yüzük, sa elimde gümü bir yüzük olmaliydi." Doktor Bülent ne dediimi anlamamiti bile, Mennan ise aninda pür dikkat kesilmiti. "u kanayan yüzük mü?" Nasil da kaptirmiti kendini olayin akiina, az önce baima gelenleri yaamami olsam, tipki bu sabahki gibi o yüzük kanamiyor, boyasi akmiti derdim ama artik bunu söyleyemiyordum.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Evet, yüzük parmaimdaydi." Kanayan yüzük, iki denizin bulumasi, ems-i Tebrizi, bizim doktorun kafasi iyice karimiti. "Siz iyi misiniz?" diye sordu asik bir suratla. Kibarliindan aklinizi kaçirmi gibi konuuyorsunuz diyemiyordu. "Bainiz filan dönmüyor deil mi?" "Yok, yok iyiyim. yiyim de yüzüüm... Çok sevdiim bir yüzüktü onu da çalmilar." "Üzüldüm" dedi doktor artik benden de Mennan'in tuhaf konumalarindan da sikilmiti. "Bana ihtiyaciniz yoksa odama geçeceim." "Teekkür ederiz" dedim dudaklarimda minnettar bir gülümsemeyle. "Tabii gidebilirsiniz, peki ben ne zaman çikacaim?" Sanki bakilariyla durumumu anlayacakmi gibi öyle bir süzdü beni. "Kendinizi iyi hissediyorsaniz, serumunuz bitince çikabilirsi-riz. Ama diarida ifadenizi almak için bir polis memuru bekliyor. Otelinize gidince de lütfen yava hareket edin." Cebinden çikardii karti uzatti. "Eer mideniz bulanirsa ya da kendinizi kötü hissederseniz hemen arayin." Benim yerime Mennan aldi karti ve benim yerime yanitladi doktoru. "Merak etmeyin, inallah bir ey olmayacak, ama olursa hemen sizi arariz." Odada ikimiz kalinca: "Neyse ki bir eyiniz yok Miss Karen" dedi Mennan. Gerginlii odadan çikan doktorla birlikte kaybolmu gibiydi. Hani yabancilar gider de yakinlarinizla birlikte kaldiinizda içinizde derin bir rahatlik hissedersiniz ya, sanirim o da u anda öyle hissediyordu. Benim de ayni halde olduumu düünüyor olmali ki, sirrimi onunla paylaacaimi sandi. "Sahiden ne olup bittiini hatirlamiyor musunuz?" "Hatirlamiyorum. Hatirlamam mi gerek." "Hayir... Yani belki size saldiran kiiyi görmüsünüzdür. Belki tanidiiniz biridir." Ne ima etmek istiyordu bu imdi. "Nasil tanidik biri? Bildiiniz bir ey mi var?" "Yok canim nereden olsun?" Ama bildii, en azindan aklini kurcalayan bir ey olduundan emindim. Yanilmiyordum, çok bekletmeden açikladi. "Aslinda birinden kukulaniyorum. Bu öleden sonraki konumayi hatirladim da." "Hangi konumayi?" "Yangin yerindekini... Yakut Otel'e gittik ya öleden sonra." "Eee.." "Serhad denen u serseri, hani bize sinirlendi ya." "Yani, o mu saldirdi bana diyorsun?" Alt dudaini çinemeye balamiti. "Ziya Bey dürüst insandir, ona sözüm yok ama bu Serhad tam bir pisliktir. Yanindaki Kel Cavit de öyle." Hatirlamadiimi sanarak açikladi. "Hani Mercedes'in kapi kollarini silen u temizlik

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

manyai. kisi de güvenilir adamlar deiller. Her ey beklenir onlardan. Yani diyorum, size sinirlenince..." Beni de bahane ederek Serhad'dan intikam almaya mi çaliiyordu, yoksa gerçekten inaniyor muydu söylediklerine? Ayrica hiç de mantik dii deildi sözleri. Her ne kadar hâlâ Ziya Bey'i korumaya çalisa da bu geceki saldiriyi, -tabii böyle bir saldin ol-duysa-Serhad ya da öteki adamin yapmi olmasi pekâla, müm kündü.. Beni korkutup, Konya'dan uzaklamami salamak istemi olabilirlerdi. Bu durumda onun Ziya'nin adami olmadiini kabul etmem gerekiyordu. Dönüp Mennan'a baktim. Baindan beri bo yere mi kukulanmitim bu adamdan? Karar vermek zordu. "Sanmiyorum" diye yanitladim Mennan'i. "Öyle olsa bile ben kimseyi görmedim. Ne Serhad'i, ne de yanindaki Cavit'i? Neler olup bittiini bilmiyorum. Ve çok yorgunum. Artik bir ey düünmek istemiyorum." Bakilarim son damlalari dümekte olan serum iesine kaydi. "u meret bitse de gitsek" diye mirildandim. Konunun deimesinden holanmamiti. Serhad'i suçlasaydim eminim çok memnun olacakti. Ama onu mutlu etmek için birilerine iftira atacak halim yoktu. "Sahi, polikliniin ücretini nereye ödeyeceiz?" diye sordum. Yüzünde yaramazlik yapmi çocuklarinla gibi muzip bir ifade belirdi, ibilir birinin özgüveniyle sa elini usulca kaldirarak yanitladi sözlerimi. "Merak etmeyin o i halledildi." Türklerin hiç anlamadiim özelliklerinden biriydi bu. Hiç gerei yokken sizin için fedakârlik yapacak, bir ey ikram edecek ya da burada olduu gibi illa faturayi o ödeyecek. çlerinden gelen bir iyilik dürtüsü mü? Yoksa gösteri için yapilan sahte bir bonkörlük mü? Mennan'in yeil gözlerindeki masum ifade sanki ikinci seçenein doru olduunu söylüyordu, öyle ya da böyle benim tedavi masraflarimi onun ödemesine izin veremezdim. "Olmaz Mennan Bey" dedim kesin bir tavirla. "Kabul edemem. Hem masraflarimin hepsi irket tarafindan ödeniyor. Siz sigorta irketinden daha mi zenginsiniz?" Alnindaki ter damlalarim mendiliyle kurularken yanitladi. "Ama, siz, benim misafirimsiniz." Olanlar sinirlerimi bozmutu, hiç gerek yokken çikimaya baladim. "Hayir, ben kimsenin misafiri deilim." Kalarim çatilmi, yüzüm gerilmiti. "Ben, buraya bir i için geldim. Teekkür ederim bana çok yardimci oldunuz, ama siz de iinizi yapiyorsunuz." Bakilarini kaçirdi, uysalca teslim oldu. "Peki, faturayi sonra veririm size." Al al olmu tombul yanaklari üzüntüyle yana sarkmiti. Üzüldüm kaba davrandiima. "Sa olun Mennan Bey. Zaten u anda istesem de ödeyemem. Biliyorsunuz cüzdanim çalindi. Sonra hesaplairiz." Gülümseyerek omzuna dokundum. "Hem bana hâlâ bir akam yemei borcunuz var. Unuttum sanmayin sakin." Hemen geçti alinganlii, yüzü iidi. "Ne zaman isterseniz." Gözlerindeki parilti artti, iyice uçarilati. "Hatta açsaniz imdi..." "Yok, yok teekkür ederim, karnim tok. Daha sonra." Her zamanki ivecenliiyle toparlandi. "Ben gidip diardaki polis memuruyla bir konuayim. Sizi yormadan u ifade iini halledelim. Sonra da otele döneriz." 18 "insanolunun en büyük sirri beyindir."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Karanlia bürünmü Konya'nin insanlardan, araçlardan arinmi, sessiz caddelerinden geçerek otele vardiimizda vakit gece-yarisini bulmutu. Arabada cep telefonumdan Simon'i arami durumu anlatmitim. Kaygilanmiti; ses tonunda bir parça suçluluk duygusu bile hissetmitim. "Merak etme" demiti, "yarin sabah bakonsolosluu arar, sana yeni bir pasaport hazirlamalari için bavuruda bulunurum... Sen iyisin deil mi?" "dare eder" demitim, "doktor gerekenleri yapti." Eer kendini kötü hissediyorsan ii birak gel, demesini beklemitim ama söylemedi. Hiçbir zaman söylemezdi, i iti; yapilmasi gereken yapilmaliydi. Gerçi Simon, "Bu i tehlikeli olmaya baladi, hemen Londra'ya dön dese" yapar miydim, bilmiyorum. Evet, garip olaylar dönüyordu etrafimda, evet, neler olup bittiini anlayamiyordum, evet, korkuyordum. Yine de olanlar tuhaf bir ekilde ilgimi çekiyor, bütün bunlar nereye varacak diye merak etmekten kendimi alamiyordum. Üstelik, nasil olduunu henüz çözemesem de bu yaananlarin bir ekilde babamla ilgisi olduunu hissediyordum. Otelin kapisinda Mennan'in, "sterseniz ben de bir oda tutayim, ihtiyaciniz olursa yaninizda olmam da yarar var" demesine aldirmadan, onu evine yolladiktan sonra resepsiyona yöneldim. Dün geceki merakli görevli vardi yine. "Ho geldiniz Miss Karen" dedi gözlerini ilgiyle yüzüme dikerek. "Umarim gününüz iyi geçmitir." Souk bir gülümsemeyle: "yi geçti, teekkür ederim" diyerek aceleyle asansöre yöneldim. Yukari çikip, koridorun alacakaranliinda anahtari odamin kili-dine sokarken bir ürperti dalgasi kapladi bedenimi. Ya içerde o siyahlar giymi derviin sesini yeniden duyarsam, ya yine ayni kâbuslari görürsem? Odaya girsem mi, girmesem mi? Kararsiz kaldim; keke Mennan'i göndermeseydim diye düündüm. Yok daha neler, oldu olacak adami yataima alip yatsaydim. Kötü düünceleri kafamdan uzaklatirmaya çaliarak çevirdim anahtari. Sessizce açildi kapi. Oda karanlik deildi; Sultan Selim Camii'den yansiyan san iik, içeriyi belli belirsiz aydinlatiyor, yemee çikarken öylece biraktiim dainik yatak, simsiyah bir boluk gibi görünen ayna, üzerinde bilgisayarimin durduu küçük masa olduu gibi seçiliyordu. Yine de kapiyi kapatmadan önce iiklan yaktim. Bütün issizlii ve kederiyle ortaya çikiverdi oda. Ne kadar gösterili, ne kadar iyi döenmi olsa da bütün otel odalarinin ortak yazgisidir bu issizlik, bu insanin içine ileyen keder. Ama u anda bu tatsiz atmosfer umurumda bile deildi. çimdeki korku o kadar youndu ki, odanin iiklarini yakmi olmam beni rahatlatmadi, banyoya geçtim, hemen elektrik dümesine dokundum. Bombotu, duvardaki beyaz fayanslar kadar souktu, duyulan tek ses, kim bilir hangi odada banyo yapan bir müterinin kullandii suyun borulardan akan bouk gürültüsüydü. Banyonun iiini kapatmadan odaya döndüm. Artik kendimi güvende hissediyordum. Bir de u boynumu her kipirdatiimda bütün bedenime yayilan ari olmasa. Baim da dönmeye balamiti. Hemen yataa uzandim. imdi kendimi daha iyi hissediyordum. Ama çok sürmedi yine ems'i hatirladim. Bu gece onunla yaadiklarini ya da onun bana yaattiklarini. Sakince düünmeye çalitim. Gerçekten de öyle mi olmutu? Her ey elektriklerin kesilmesiyle balamiti. Her tarafin zifiri karanlia büründüü an, benim kendimden geçtiim andi. Çantamin çalindii, benim düüp bayildiim an. ite o bayginlik animda da hayal dünyamda ems ile Mevlânâ'yi buluturuvermitim. Bunu nasil yapabilirdim ki? Onlarin ilk kez nerede, nasil bulutuklarini, birbirlerine ne söylediklerini bile bilmiyordum. Bilmiyor muydum? Babam anlatmi olamaz miydi? Belki de kullanmadiim için bu bilgileri unutmu, ama Konya'ya gelince de örendiklerimi yeniden hatirlamitim. Bayildiim anda da babamin anlattiklari belleimde yeniden uyanmiti. nsan beyninin gizeminin tümüyle çözülememi olduundan söz etmiyor muydu annem? "nsanolunun en büyük sirri beynidir. Beynin çalima biçimi ve kapasitesi tümüyle bilinmemektedir. Genlerimizden gelen bilgiler, duyularimizla algiladiklarimiz, deneyimlerle

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

örendiimiz milyonlarca bilginin ne kadarinin farkindayiz? Duyduumuz, gördüümüz, hissettiimiz, tattiimiz, dokunarak farkina vardiimiz, bilgilerden sikça kullanmadiklarimiz nerede diiruyor? Zihnimiz bunlarin ne kadarini siliyor, ne kadarini depoluyor? ite büyük bulmaca." Ne geçmiten gelen ems-i Tebrizi, ne otel yanginindan yüklü tazminat koparmak peinde olan Ziya ve adamlari, ne de bizim sinirlendikçe ipir ipir terleyen Mennan, belki de olanlarin tek sorumlusu bendim, benim u karmaik beynimdi. Beynimiz ne kadari bilincimizin denetimindeydi ya da bilinçaltimizin veya güdülerimizin? te annemin bahsettii büyük bulmacanin ayrintilari. Birden rahatladim. Çünkü artik mantikli bir açiklama vardi elimde. Ama bir dakika... Bu durumda Ziya masum mu oluyordu? Elbette hayir, o baka bir konu. En ince ayrintisina kadar soruturulmasi gerekiyordu. Hatta bizim Mennan bile suçlu olabilirdi. Yarin, yangini uzaylilar çikardi diyen u Kadir adindaki içiyle görümek bu yüzden çok önemliydi. Aklini kaçirmi olsa bile Kadir artik Ziya'nin adami deildi. Nezihe ile Serhad'in saklamaya çalitii bir bilgi varsa ondan örenebilirdik. Bakilarim çamuru kurumu toz içindeki kot pantolonuma kaydi, deri ceketimin de ondan farki yoktu. Yavaça yataktan doruldum, üzerimdekileri çikardim. Banyoya geçtim, du almak niye tindeydim. Ya kendimi kaybeder de düersem diye çekinerek, vazgeçtim. Duu sabah alirdim, sadece yüzümü, ellerimi, ayaklarimi yikamakla yetindim. Yeniden odaya döndüm, pijamalarimi giydim ama uykum yoktu. Doktorun verdii ari kesici haplardan içsem, uyumama da yardim ederdi. Çantama uzandim, ilaç iesini çikardim, haplari avcuma döktüm, ansizin bebek aklima geldi. Ya ari kesici ona zarar verirse? Hiç düünmeden haplari yerine koydum. Ne yapiyordum ben? Sahiden douracak miydim bu bebei? Bebek derken bile kendimi yabanci hissediyordum, öte yandan kürtaji düünmek korkunçtu, ilk kürtaj olduumda da kendimi çok kötü hissetmitim. Bacaklarimin arasinda, karnimda, kalbimde, kafatasimin içinde kocaman bir boluk. Çok gençtim o zamanlar, çok deneyimsiz ama daha güçlü. imdi daha fazla yaralanacakmiim gibi geliyor bana, daha fazla incinecekmiim gibi. Belkide bu yüzden daha çok korkuyorum. Fakat önünde sonunda bir karar vermem gerekiyor. Londra'ya döndüümde Nigel'a açiklayacaim bir karar. Belki de ilikimizi derinden etkileyecek bir karar. Telefonun sesiyle bölündü can sikici düüncelerim. Mennan mi ariyordu? Açtim; annemin neeli sesi çinladi kulaklarimda. "Alo Karen?" "Alo Anne, iyi misin?" "yiyim, iyiyim. Uyandirmadim deil mi?" Sorusunu yanitlamama firsat bile vermeden sürdürdü sözlerini. "Senin u Nigel muhteem bir insan. Bak söylüyorum, onu kaçinrsan seni asla affetmem." "Merak etme anneciim kaçirmaya niyetim yok. Tabii o beni istemezse..." "Saçmalama, sana deli gibi âik. Akamüzeri beni aradi. Bil bakalim ne dedi?" Aferin Nigel'a, vakit geçirmeden yemee çairmi olmaliydi annemi, tabii bilmezlie vurdum. "Ne dedi?" "Yemee davet etti. Hem de u çok sevdiim kulübe götürecek. Hani en son seninle gitmitik ya..." "Klüp 606 mi?" "Evet, u Chelsea'deki yer. Hâlâ o Fransiz açi var deil mi mutfain bainda?" "Epeydir gitmedik ama sanirim orada." Neeyle kikirdadi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yokluunda seni de çekitiririz biraz." Ne olmutu anneme böyle? Nerden geliyordu bu nee? Çok sürmedi anlamam. "Anne kafayi mi çektin sen?" Yaramaz bir çocuk gibi kisik sesle güldü. "Kim? Ben mi? ftira etme yali annene." "Hani içmeyecektin. Doktor yasaklamiti sana." Sesi ansizin ciddileti. "Doktorlarin cani cehenneme" diye gürledi. "Matt'e bir sürü eyi yasakladilar. Ne oldu? Üç ay fazla yaadi. Ona da yaamak denirse. Hastane köelerinde süründü zavalli. Ama o çok sevdii purosunu bile son bir kez içemeden gitti. Bana doktorlardan söz etme Karen. Onlarin bir bok bildikleri yok. Hem fazla içmiyorum ki, iki kadehçik." Pek öyle iki kadehlik bir sarholua benzemiyordu bu. eker hastasiydi annem, üstelik yüksek tansiyonu da vardi. En son kalp büyümesi tehisi koymutu doktorlar. "Anneciim niye böyle yapiyorsun? ntihar etmek gibi bir ey bu. Kendini air air öldürüyorsun." Küskün, kirgin mirildandi. "Belki birden yapamadiimdandir." Bu halimde bir de onunla uramak zorundaydim. "Böyle konuma lütfen" diye çikitim. "Niye intihar edecekmisin? Ne derdin var?" "Ne derdim olacak?" Sesi isyan yüklüydü. "Görmüyor musun sevdiim insanlar birer birer birakip gidiyor beni. Önce baban, sonra Mutt, tek baima kaldim u koca dünyada." "Tek baina olur mu? Ben varim ya." "Sen... Sen ahane bir kizsin ama senin kendi hayatin var. Onu yaamalisin. Artik ta Konyalardan beni düünmeyi birak" iyice duygusallamiti sesi, neredeyse alayacakti. Nesi vardi bu kadinin? "Ne demek istiyorsun anne?" "Nigel'a beni yemee davet etmesini söylemedim deme sakin. Bunu anlamayacak kadar yalanmadim daha." "Tabii söylemedim..." "Karen yapma! Yalan söylemeyi bile beceremiyorsun. Hiç beceremedin zaten. Bu tarafin babana çekmi. Nigel'a beni aramasini sen söyledin. Üstelik iyi de yaptin. Aklina gelse eminim Nigel kendiliinden çairirdi. Ama erkekleri bilirsin, biraz hiyar olurlar. Hatirlatmak gerekir, sen de hatirlatmisin, inkâr etme imdi. Hem houma da gitti teklifi. Bilirsin senin yakiikli zencini severim. aka bir yana iyi adamdir Nigel. Günümüzde az bulunur türden bir adam." "Anneciim lütfen içme" diye yalvardim. "Kendin için yapmiyorsan, benim için yap. Bak, çok üzülüyorum." "Üzülecek bir ey yok tatlim" dedi sesine metin bir ton vermeye çaliarak, "Ben iyiyim. Çok da içmedim. Gerçekten, hepi topu iki bardak. Tamam, dört diyelim. Daha fazla deil. Ve artik içmeyeceim. Telefonu kapatinca kafayi vurup yatacaim. Ee sen ne yapiyorsun? Nasil gidiyor Konya maceran? Çok deimi mi o mistik ehir?" Sesi özlem yüklüydü, eski günleri hatirlami olmaliydi. "Deimi galiba. Geni caddeler açmilar, bazi yerlerde yüksek binalar var."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Her eyi öldürüyorlar" diye mirildandi umutsuzca, "eskinin bütün güzelliklerini öldürüyorlar. Üstelik bunu dünyanin her yerinde yapiyorlar. Hoyratça, acimasizca, barbarca. Birileri çiksa da dünyayi insanlardan kurtarsa diye düünüyorum bazen. Biri çiksa da u güzelim yeryüzünü elimizden alsa." "Yok, Konya o kadar kötü deil aslinda. Eski yapilarin önemli bir kismini korumular. Geni, aydinlik caddeleri var. Mevlânâ Türbesi'ne sahip çikmilar, önündeki camiye de." "Dergâh duruyor mu?" Babamla birlikte gittiimiz bahçesinde sarikli mezar talarinin bulunduu evden bahsediyor olmaliydi, ama onu konuturmak için anlamamazliktan geldim. "Hangi dergâh?" "Hatirlamiyor musun? Babanin evi olan dergâh. Mevlevihane. Babani ilk orada görmütüm. Orada dans ederdi." Mennan'in sözlerini hatirladim: "Mevleviler semaya dans denmesini sevmezler" demiti. "Sema mi demek istiyorsun?" Yapmacik bir tavirla beni taklit ederek söylendi. "Sema demek istiyorum." Sesinde tatli bir sevinç belirmiti. "Babasinin kizi. Poyraz da bozulurdu semaya dans dememe." "Ben de o dergâhi gördüm mü anne? Ciddi soruyorum, hatirlamiyorum da." "Görmedin mi? Ne bileyim tatlim, biz birlikte Konya'ya hiç gitmedik ki. Ama baban mutlaka götürmütür seni. Çünkü onun evi orasiydi." "Evi mi?" "Evet, onun gerçek evi orasiydi. Bunu da hatirlamiyorum deme sakin." Suskun kalinca, yapmaciktan küçük bir çilik atti. "Ay Karen, sen benden önce bunayacaksin kizim. Hani babani küçük bir bebekken o dergâhin kapisina birakmilar... Hatirladin mi?" Hayir, gerçekten hatirlamiyordum, galiba bilinçaltini babama ait kimi bilgileri silip atmiti ya da o kadar derinlere itmiti ki ancak bilincimi yitirdiimde su yüzüne çikabiliyorlardi. "Belki biraz anlatirsan aklima gelir." Sesimden samimi olduumu anladi. "Tuhaf diye mirildandi akinlikla, "nasil hatirlamazsin. Defalarca konuulmutur bu konu. Babanin ismi de oradan gelir." "Nereden gelir?" "Sahiden hatirlamiyorsun. Tuhaf!" Öyleydi ama bunu duymak hiçbir sorunu çözmedii gibi, hiç de houma gitmiyordu. "Tuhaf ama unutmuum ite" diye söylendim. "Nerden geliyormu babamin ismi, anlat da öreneyim bari." "Tamam, tamam anlatiyorum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Sanki ayilmi gibiydi. Belki de doru söylüyordu, gerçekten de çok içmemiti. "imdi, baban daha bebekken, ailesi kim bilir hangi nedenden dolayi, onu bir sepetin içinde dergâhin önüne birakmi. Araliin son günleriymi.Korkunç bir souk varmi diarda. Eer talihsiz bebek bir saat daha kalsa, donup ölünmü. Ama nereden bilinmez bir poyraz rüzgâri çikmi. Ve balami dergâhin tahta kapisini dövmeye. Acele yardim isteyen biri gibi telala ve sertçe vuruyormu kapiya, içerdeki dervilerden biri sesi duymu. Gerçekten de kapida biri var sanmi. Kapiyi açmi ki, sepetin içinde minicik bir bebek. Yani senin baban. Dervi hemen almi bebei içeri. Olayi duyan dergâhtakiler bu bebek bizim uurumuzdur demiler. Hikmet adinda bir eyh babana sahip çikmi, onu olu gibi büyütmü. Ve onu kurtaran rüzgâra saygilarini göstermek için de babanin adini Poyraz koymular." Evet, hayal meyal bir eyler hatirlar gibi oldum, hatirlamak deil de bölük pörçük fotoraflar geçti gözümün önünden, incecik yaan kari bir kamçi gibi savuran sert bir rüzgâr. Yaptii iten utandii için yüzünü sadece insanlardan deil, kardan da, rüzgârdan da saklayan bir adam; bebein babasi. Sepetin içinde, bu acimasiz dünyadan da, onu terk etmeye hazirlanan babasindan da, kendi çaresizliinden de habersiz uyuyan bir bebek, insanlarin yaptii kötülüe öfkelendiinden midir, yoksa bebei kurtarmak istediinden midir, bütün gücüyle kapiya saldiran deli bir rüzgâr. Küçük Poyraz'i kurtaran, bir anlamda bana bu hayati armaan eden rüzgâr. Kapiyi açip ayaklarinin ucundaki sepette bir bebek bulan aydinlik yüzlü bir dervi. "Babam büyüyüp olanlari örendiinde kim bilir nasil üzülmütür" diye söylendim. "Üzülmütür herhalde" diye onayladi annem. "Ama bu meseleyi dert ettiini hiç görmedim. Hatta akaymi gibi söylese de, biraz övünürdü galiba. 'Ben, Musa Peygamber gibi sepet içinde kefe çikmiim dünyayi, sizin gibi ana kucainda deil' Belki de böyle söyleyerek baa çikmaya çaliiyordu acisiyla. Terk edilmek kötü tabii." Annem sarhoken bunu söylememeliydim, kendimi tutamadim. "Ama" dedim, "Sonunda o da bizi terk etti." Kisa bir sessizlik oldu; derin, ürkütücü, umutsuz bir sessizlik. "Öyle yapti... Tanri'nin cezasi herif bizi birakip gitti..." Bir ey demedim, istemediimden deil, ne diyeceimi bilemediimden. "Yine de kötü düünme" dedi burnunu çekerek, ite sonunda alatmayi baarmitim kadini. "Kötü ey söyleme, eminim kendince bir nedeni vardi." "Evet vardir" dedim içimde ba kaldiran öfkeyi bastirmaya çaliarak, "eminim onu bebekken dergâhin kapisina birakanlarin da kendince bir nedeni vardi." 19 "Kendini bilen Allah'ini bilir." Annemin telefonundan sonra uykum iyice kaçti. Bilgisayarimi açtim, bugünkü görümelerimin notlarini yazdim. Kayit cihazini çalitirip, Serhad ile Nezihe'nin neler söylediklerini dinledim. Aslinda önemli bir çeliki yoktu. ki nokta dikkatimi çekmiti, ilki, Kadir'in Nezihe'yi yangindan kurtarmasi, ikincisi ise yeniden yangin bölgesine giren Kadir'i, Serhad'in deil de itfaiyenin kurtarmasi. Bu iki olay da ifadelerde yer almiyordu. Önemli olmayabilirdi, ama aratirmakta yarar vardi. Gizem çou zaman önemsizmi gibi görünen küçük olaylarin bir araya gelmesiyle çözülürdü. Yarin sabahki görümede Kadir Gemelek'e bu iki konuyu sormak yararli

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

olabilirdi. Tabii sorularimi anlayabilir ve mantikli yanitlar verebilirse. Kayit cihazini susturdum, bilgisayarimi kapattim, artik dinlenmeliydim, yarin zorlu bir gün beni bekliyordu. Ama uyku nerede? Iiklan kapatip, yataa uzandim. ems ile Mevlânâ'nin bulumasi beliriverdi gözlerimin önünde. kisi için de bu bir raslanti deil, önceden ayarlanmi bir buluma gibiydi. Bulumayi ayarlayan da Tanri'dan bakasi deildi. Ama ilk dilek ems'ten gelmiti. Dün gece rüyamda gördüüm gibi ems, Tanri'dan gizli sevgililerinden birinin yüzünü kendisine göstermesini istemiti. Üstelik bedel olarak da ortaya kendi baini koyarak. Öte yandan Mevlânâ da habersiz deildi bu iten. Öyle olsa bulumadan yillar önce am'da ems'in karisina çikar, "Ey mana âleminin sarrafi, beni bul" der miydi? Bir yazgiya benziyordu. Her adimi, her bölümü ve finali önceden belli olan; deimeyen, deitirilemeyen sadece boyun eilen bir yazgi. ems, Mevlânâ'ya bakarken nasil büyük bir sevgiyle, nasil büyük bir mutlulukla, nasil uçari bir cokunlukla dolmutu yürei. Ben bile Nigel'a bakarken onun kadar etkilenmiyor, onun kadar heyecanlanmiyor, kendimden geçmi-yordum. Nasil bir sevgiydi bu? Ya Mevlânâ Celaleddin Rumi o ne ler hissediyordu acaba? Katirin üzerindeki adamin iiltilar içindeki gözlerini hatirladim. Onun hali ems'ten daha beterdi; bir tür kendinden geçmilik, bir tür esriklik anim yaiyordu. ki adamin birbirine hissettii bu güçlü duyguyu nasil adlandirmaliydi? Nasil bir balilikti bu, nasil bir tutku? Tipki babam ile ah Nesim gibi. ah Nesim'i görünce tipki Mevlânâ'nin gözlerindeki pariltiya benzer iiltilar geçiyordu babanim gözlerinden. Ne bana, ne de anneme bakarken öyle tutkuyla parlamiyordu gözleri. ah Nesim'le konuurken duyduu heyecani hiç kimse veremiyordu ona. Evet, ah Nesim, ems-i Tebrizi'ydi, babamsa Muhammed Celaleddin. Bu hikâyede ne annemin, ne de benim hiçbir önemimiz yoktu. O yüzden içi sizlamadan birakip gitti bizi. Kim bilir ems ile Mevlânâ da nelerden, kimlerden vazgeçtiler aklari için? Örnein u Kimya, Mevlânâ neden evlendirmiti evlatliini ems'le? Daha da önemlisi yaamini Allah'in sirlarini bulmaya adayan ems gibi bir sufi, nasil olmutu da evlenmiti gencecik bir kizla? Sorular, yanitsizlii kadimleerek lanetli sirlara dönümü sorular; bildiim ne varsa hepsinden kuku duymama yol açan sorular, beynime üüerek aklimi karitiran sorular. Yok, bu gece sorulardan kurtaramayacaktim kendimi. Bu gece uyku yoktu bana. Yatakta doruldum. Bir yerlerden uultu halinde açik bir televizyonun sesi geliyordu. yi fikirdi, ben neden televizyon izlemiyordum. Komodinin üzerinde duran kumanda aletine uzandim. Önce birbirine karimi renkler belirdi televizyonun ekraninda. Görüntünün normal rengini almasi için bir dakika kadar beklemek zorunda kaldim. Tanimadiim kadinlar, tanimadiim erkeklerin görüntüsü belirmeye baladi ekranda. Galiba bunlar Türkiye'nin arkicilari, aktörleri, aktristleri yani ünlüleriydi. Üstüste dizilmi bardaklari düürmeden, alttan birini çekmeye çaliiyorlardi. Arkada da heyecanli bir gerilim müzii çaliyordu. Hemen deitirdim; belki bin kere izlediim Yurtta Kane filminin çok kötü bir kopyasi çikti karima. Onu da geçtim. Bu kez bir dizi film vardi ekranda. Kamera öyle hareketliydi ki biraz daha izle-sem baim yeniden dönmeye balayacakti. Yine bastim kumanda aletinin tuuna. Önce bir ney sesi doldurdu odayi, sonra görüntü belirdi. u anda yattiim yatain en fazla iki yüz metre ötesindeki bir görüntü: Mevlânânin türbesi. Kamera türbenin kapisindan geçerek içeri girerken, atmosfere uygun olsun diye sesine ilahi bir ton vermeye çalian erkek sunucu iire benzeyen sözler mirildanmaya baladi: Ey sirri aratiran kii C'an var can içinde, kalbine inde ara Sen kendi özünü kendinde ara Ey sirri aratiran kii her yerde ara Lakin o deil diarida kendi içinde ara.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

iirle birlikte kamera da türbenin içine girmiti. Sari kirmizi iiklarla aydinlanan türbede yan yana, ardi ardina üzerlerine birbirinden güzel yazilar nakedilmi mezarlar uzaniyordu. O sirrin ne olduunu ikisinden bakasi bilemedi" diye anlatmaya baladi iirin ardindan sunucu. "kisi de yillardir birbirini ariyordu. kisi de yillardir bulumanin ateiyle yaniyordu. Belki sirlarini paylamak için, belki iki parçaya ayrilmi tek bir sirri birletirerek hakikati örenmek için. imdi kamera, türbeden çikmi, Konya'nin karanlik kaldirimlarinda adim adim ilerliyordu. Bir yere geldi durdu. Durduu yerde sabah oldu. Ben burayi taniyordum. Burasi Mennan'in Merec El Bahreyn yani iki denizin bulutuu yer dedii noktaydi.

ems'in Allah diyerek yere yiildii yer" diye anlatisini sürdürdü televizyondaki sunucu. "Uyandiinda baucunda Mevlânâ Hazretleri vardi. Allah'in gizli sevgililerinden birinin dizlerinde açmiti gözlerini. ki büyük dervi, iki Allah dostu birbirlerine simsiki sarildilar. Dünya nin kirinden, gürültüsünden, zulmünden iiksiz bir odanin issizliina siindilar. Günler, haftalar, aylar boyunca bir odada iki kiilik yalniz lii yaadilar. Günler sonra kapi açilip, ikisi de dünyaya merhaba de diinde ne ems eski ems'ti, ne Celaleddin eski Celaleddin. Namazi, vaazi, medresedeki derslerini birakti Mevlânâ. Aka bulanmi, içme den sarho olmu bir halde karilatii canli cansiz herkese aki an latmaya baladi. Yamur bekleyen kuru otlara, gökyüzündeki yamu ra, yamurun islattii incir aacina, incire tirmanan tirtila, tirtilin pe indeki serçeye, serçenin yuvasini yaptii kagir evlere, kagir evleri süsleyen güllere, gülün derdine düen bülbüle, bülbülün peindeki at macaya, atmacayi evcilletiren beylere, beylerin konuk olduu sara ya. Ne varsa gördüü, dokunduu, tattii, kokladii, iittii, hepsine aki anlatti. Yürümeyi yeni örenen bir çocuk nasil yeni yeteneini göstermek için yanip tutuursa ayni cokuyla döküldü dilinden aka dair sözcükler. Ayni cokuyla emekleye, sendeleye, yepyeni bir heye canla dolati bu eski ehrin sokaklarinda. Kamera yeniden hareketlenmili, bir parkin içinde dolaiyordu imdi. Çok büyük deil ama açik, ferah bir park. Huniyi daha önce görmütüm. Derken kamera parkin içindeki küçük camiye yaklati. Tabii ya, burasi ems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'ydi. Her eyin baladii yer. Kamera caminin kapisina doru ilerlerken, sunucu iyice duygusallami bir sesle anlatiyordu: "ems de ayrilmiyordu Mevlânâ'nin yanindan. Evliyalar ehri büyük bir dervie daha kavumutu." Televizyondaki görüntü bozulur gibi oldu, yeniden düzeldiinde caminin kapisinda siyahlar giyinmi biri adam belirmiti. Kamera siyahlar giymi, sakalli adama yaklairken sunucunun azindan u sözler dökülüyordu. "Onlar mutluydu, insanlar mutluydu, bütün bir ehir mutluydu." "Bu yalan!" diyerek sa elini havaya kaldirdi televizyondaki siyahli adam. Ayni anda sesi kesildi sunucunun. Artik kamera siyah giysili, siyah sakalli adami gösteriyordu. Oydu, Konya'daki kâbuslarimin deimeyen kahramani: ems-i Tebrizi ya da benim sevdiim unvaniyla ems-i Perende. "Yalan söylüyorlar" diye gürledi. "nanma onlara, öyle olmadi." Evet, bana sesleniyordu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Gözleri gözlerimin içindeydi, elleri bana doru açilmiti. Ne yapmi, etmi milyonlarca insanin izledii televizyon yayinini bana seslenmek için kullanmayi baarmiti. Ve tuhaftir, korkmuyordum, ürpermemitim bile. Daha az önce beynin sirlariyla ilgili yürüttüüm tahminler, bu hayalleri neden gördüüme dair bulduum gerekçeler bir anda yok olmutu. Aklim âdeta gönüllü olarak kenara çekilmi, meydani bilinçaltimin egemenliine birakmiti. Artik güdülerim yol veriyordu düüncelerime. En önde yürüyen güdüm ise merakti. Bu yüzden büyük bir ilgiyle dinledim ems'in sözlerini. "Kimse mutlu olmadi" diye sürdürdü kalarini çatarak. "Ne sultan, ne askerler, ne ulemalar, ne de halk. Gördükleri andan itibaren holanmadilar benden. Hepsi nefret etti, hepsi Konya'dan gitmemi istedi. Ellerinden gelse bir kaik suda boarlardi beni. Hüdavendigâr ile bir de büyük olu Bahaeddin hariç." Kendi cesaretime kendim de aarak sordum: "Hüdavendigâr da kim?" "Kim olacak Muhammed Celaleddin." "Onu Hüdavendigâr diye mi çairiyordunuz?" "Ben deil, babasi Belhli Muhammed Bahaeddin Veled, nami dier Sultanü'l-Ulema. Babasinin söyledii ne varsa, unutmasini salik verdim ona. Ama babasinin seslendii gibi seslenmekten de geri durmadim, Çünkü ben de sevmitim Hüdavendigar adini." Geçmii hatirlamak sanki onu dalginlatirmiti. Türbesinin önünde bir süre öylece sessiz durdu. "Neden?" diye sordum kederini paylaan bir sesle, "neden istemediler sizi?" Bakilarini yüzüme dikti. Sanki bu olaylar daha bu sabah olmu gibi taze bir hüzünle gölgelenmiti esmer yüzü. "Anlamadilar. Onlar anlamadiklarini kötü sayarlar. Ulemalarini ellerinden alacaimi sandilar. Oysa ben Celalleddin'i dünyanin sultani yapmaya gelmitim. Babasi gibi sadece o zamanin deil, gelmi geçmi bütün zamanlarin sultani. Ama anlamadilar, çünkü onlarin din diye bildikleri küfürdü. badet diye bildikleri günah, insan eti yiyorlardi, insan kani içiyorlardi, üstelik bunu Allah adina yapiyorlardi. Din zannettikleri, kitapta yazilanlari harfiyen yerine getirmekti, sanki yaradanin gönüllü kölelere ihtiyaci varmi gibi. badet zannettikleri hogörüsüzlüktü, sanki Yaradan nefretten holanirmi gibi. nanç zannettikleri onlarin kurtulu garantisiydi her iki cihanda, tövbe tövbe sanki Yaradan tüccarmi gibi." "Ya Mevlânâ? O ne diyordu olanlara?" "Hüdavendigâr mi? Onun merebi bakaydi. Onun toprai yumuak yerden alinmiti, suyu göllerin en tatlisindan, soluu rüzgârlarin en uysalindan; onda umut vardi, kuku yoktu, onda hogörü vardi, öfke yoktu, onda sevgi vardi, dümanlik yoktu. Gönlümde kendi görüntüsünü görünce akli baindan gitmiti. Yillardir sandikta beklemi bir isyan bayrai gibi rüzgâri görür görmez dalgalanmaya balamiti bu eski ehrin ta sokaklarinda. Ne sarayi umursar olmutu, ne ulemalari, ne de halki. Aklini, mantiini bir kutuya gizleyerek, savurup atmiti uçurumlarin en derinine. Sadece gönülden olumu bir adama dönümütü. Bu yüzden her sözü iirdi, her adimi güzellik, her dokunuu keramet." "Ya sizin merebiniz?" Yanitlamadan önce düünceli bir halde sakallarini sivazladi. "Hüdavendigâr'in sadece güzellii vardir, benim ise hem güzelliim, hem çirkinliim. O benim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

sadece güzelliimi görmü, çirkinliimi fark etmemiti. Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. Hem iyi tarafimi, hem de kötü tarafimi gösterdim ki beni taniyabilsin. Bizim bulumamiza Merec el Bahreyn derler. Arapça bir deyimdir. Allah'in kitabinda Furkan suresinde öyle anlatilir. "ki denizi buluturduk ki birisi tatli, susuzluu giderir, dieri ise tuzlu ve acidir. Aralarina da görünmez bir perde koyduk ki birbirlerine karimasinlar." te bu yüzden Celaleddin ile ben kavuuruz ama kendi mereplerimizi koruruz.Eer, Celaleddin ile benim aramdaki farki anlamak isliyorsan, babalarimiza bakman lazim, daha dorusu bizim onlarla ilikilerimize. Celaleddin babasina büyük bir saygi duyuyordu. Belki de hayati boyunca onun sözünden diari çikmadi. Onun söyledii her sözün doru olduuna inaniyordu, her yazdiinin kanun. Baha Veled, örnek alacai kiiydi onun için. Oysa ben daha ergen olmadan anladim babamin yetersiz olduunu. Onun gibi düünürsem, onun gibi davranirsam Tebrizli siradan bir Müslüman olacaktim. Evet, siradan bir adamdi babam, çölde milyonlarcasi bulunan kumlar gibi siradan bir Müslüman. Beni anlamadi, üstelik kendisinden farkli olduu için beni yargilamaya kalkti." ems'in kibri canimi sikmiti. Biraz da eletirmek için manidar bir ses tonuyla sordum: "Siz de onu küçümsediniz." Kurnaz bir ifade belirdi yüzünde. "u tavuk yumurtasindan çikan kaz yavrusu meselesini kastediyorsun. Küçümsemek deildi yaptiim, sadece kendimi anlatmaya çalitim. Onun gibi olmadiimi açiklamaya uratim." Yeniden ciddileti, bir öretmen gibi deil de anlailmadiini bilen, hatta hiçbir zaman tam olarak anlailmayacainin farkinda olan birinin durumunu kabullenmilii içinde sakince sürdürdü sözlerini. "Herkes kalenderi sayar bizi ama benim merebim zordur. Topraim kiraç yerden alinmitir, her bitki büyümez üzerimde, suyum ekimi arap gibi tatsizdir, soluum yalçin kayalari parçalayan rüzgârlar gibi delidir. Umuttan çok kuku vardir yüreimde, hogörüden çok öfke vardir, nedensiz dümanlik gütmesem de, olur olmaz eye sevgi beslemem ben. Haktan yanayimdir ve de hakikatten. Bu yüzden sevginin hak edenin hakki olduuna inanirim. Hak etmeyene sunulmayacak kadar deerlidir sevgi." "Mevlânâ'nin hakki miydi?" Hiç duraksamadan yanitladi. "Hakki ne demek, benim sevgim baindan beri zaten onundu. Baain, buday vermesi gibi normal bir olaydi bu; bebein anne sütüne yönelmesi, canin candan beslenmesi gibi. Ama evvelce Hüdavendigâr da layikiyla bilemedi bunu. Anlayamadi." "Ya siz, baindan beri biliyor muydunuz ne aradiinizi?" Gülümsedi, üzüm karasi gözleri hafifçe çekildi. "Onunla karilaincaya kadar ben de bilmiyordum. Onu görünce bildim. Evvelce hayaller vardi sadece, belli belirsiz görüntüler; renkler vardi renk çinde, kokular vardi koku içinde, sesler vardi ses içinde, tatlar vardi tat. içinde, dokunular vardi dokunu içinde, ama nerede gizlenmiti bunlar, hangi suretin içinde, anlamiyordum. Onu görünce anladim. Allah'in selami onun üzerine olsun Muhammed Mustafa'nin mübarek

www.soncemre.com dudaklarindan dökülen,

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Kendini bilen Allah'ini bilir" sözü uyarinca, Celaleddin'i görünce yillardir aradiimin aslinda kendim olduunu bildim." "Onda kendinizi mi gördünüz?" Durdu, çaresiz gözlerle bakti yüzüme. "Anlamiyorsun deil mi? Kolay deil, çünkü bildiimiz ne varsa, deiiyor. Tanri deimez diyorlar ya, külliyen yanli. Deiir. Onun hikmetinden sual olunmaz, ama bu kadar çok deitii için anlamakta güçlük çekiyoruz. Bildiklerimiz, bilinmeze dönüüyor, yanlilar doruya, sevaplar günaha, helaller harama, yalanlar gerçee. Böylece ulailmaz oluyor o yüce varlik, büyük sirrini ite böyle koruyor." "Nedir o büyük sir?" Gözleri kisildi, esmer, uzun yüzünde parildayan iki gizemli iia dönütü. Televizyonun ekrani imdi sadece gizemli iki iii göstermeye balamiti. Dudaklarinin oynadiini görmedim ama sesi, "Bilmek istiyorsan gelmelisin" dedi. "Nereye?" Ekran açildi, kemikli yüzünde davetkâr bir gülümseme belirdi. "Yanima, bu gece ilk karilatiimizda ne söylediimi unuttun mu yoksa? Bilmen için yaaman gerek. Yaamak için cesaret." Bir kez daha çanyordu beni kendisi olmaya, bir kez daha çairiyordu yaadiklarini yeniden yaamaya. Hayir, diyemedim, kaptirdim kendimi onun sözlerine, bir kez daha uzandim kim bilir kaç yillik gün iiinin esmerletirdii uzun parmakli ellerine. 20 "... nefsine yenilen, iblise de yenilir." Benim olmayan bir erkek bedeninin içinde, kendimi yitirdiim o bahçedeydim yine. Kerpiç binanin hemen önündeki toprak çiçeklikte laleler, sümbüller, güller dünyanin hâlâ güzel bir yer olduunu anlatmak istercesine rengarenk kokuyorlardi. Ortada beyaz talarla çevrili, içi mavi çinilerle kapli havuz. Havuzda tatli tatli iildayan öle günei. Bahçe duvannin dibinde yavaça salinan uzun boylu kavak aaçlari, arkada devasa bir ceviz. Kimdim ben imdi? Londrali Karen mi? Tebrizli ems mi? Çinili havuzun suyuna yansiyan görüntü yanitladi. "Seninkinden yedi yüz küsur yil daha genç bu güne. Seninkinden yedi yüz küsur yil daha yali bu beden." Baktim havuzda yine o siyahlar içindeki, sakalli gölgem. Unutmadan önce Karen'i, sudaki görüntüme sordum. "Bu ev Mevlânâ'nin mi?" "Hayir, Allah'in" dedi görüntüm suda usulca kipirdanarak. "Arinin kovani, kartalin kayasi, karincanin kovuu, ayinin ini, sultanin sarayi gibi burasi da yüce Yaradan'indir. Ömrü yettii sürece, hem otursun konak olsun, hem okutsun medrese olsun diye Allah eliyle Sultan Keykubat tarafindan hediye edilmitir Hüdavendigâr'in ailesine." Baimi çevirip kerpiç eve baktim. Bu evin ilk kez bu kadar büyük olduunu fark ediyordum, bu kadar geni. Kaç oda vardi bu iki katli binada? En üst kat Hüdavendigar'in odasiydi. Köklü bir Rum ailesinden gelen Kira adindaki güzel hatunla paylaiyordu odayi. Celaleddin'le evlenmeden önce Müslüman olmutu kadin. Öteki odalar çocuklarin ve hizmet verenlerin. Alt kattaki mutfaktan yemek kokulari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

geliyordu. çim kalkti, nefsimi terbiye etmek için yemekten uzak dururdum. Mutfaktan uzaklamaya çaliir-ken, az kalsin biriyle çarpiacaktim. "Destur" diyerek kenara çekildim. Baktim Hüdavendigâr'in ortanca olu Alaeddin, arkasinda da günbegün serpilen, günbegün güzelleen Kimya. Hüdavendigâr'in gerçek çocuu olmadii halde, gerçek kiziymi gibi bu evde bai dimdik gezen Kimya, insanin yüzüne korkmadan, utanmadan, çekinmeden bakan Kimya. Ne ariyordu bu kiz, bu olanin yaninda? "Yava olsana biraz" diye azarladim Alaeddin'i. "Az kaldi yikacaktin beni avlunun orta yerine." Alaeddin hiç konumadan yabani bir hayvan gibi bakti yüzüme. Belki yaninda Kimya olmasa aldirmayacakti, ama belli, airina gitmiti kizin yaninda azar iitmek. "Görmedim" dedi alttan almayan bir sesle, "az kaldi ben de yikilacaktim yere." Boyun emeyen bir çocuktu Alaeddin; bendine simayan, döküldüü kabin eklini almayan bir çocuk. eytanin ate kizili gözlerine bile bakmaktan çekinmeyen ben, ürperdim bu yeniyetme olanin bir biçak gibi keskin bakilarindan. Biraz da bastirmak için korkumu, söylendim öfkelenmi gibi. "Evin içinde ne bu kou? Kumandanina haber yetitiren Mool çerisi gibi. nsan bir özür diler." "Kusura bakma" dedi yarim aiz. "Ders var, Karatay Medresesi'nde ona yetiecem de." Öylece çekti gitti, sanki onu uyarmamiim gibi bilhassa kotu-ra kotura, Kimya da kopmadi, seyirtti peinden. Hiç sevmemiti bu çocuk beni. Buraya geldiim ilk günden beri gözlerindeki o dümanca parilti hiç eksilmemiti yüzünden, iyi bir dersi hak ediyordu ya, sabra siindim, "Lahavle" deyip yürüdüm. Birkaç adim atmadan yetiti Bahaeddin. Hüdavendigâr'in büyük olu. Alaeddin atese, Bahaeddin suydu, Alaeddin firtinaysa, Bahaeddin sükûnet, Alaeddin öfkeyse, Bahaeddin huzur, Alaeddin isyansa, Bahaeddin boyun ei. "Bailayin eyhim" diyerek elime sarilip öptü, "Kardeim yabanidir, kiymet bilmez. Babam ne yapti, ne ettiyse bir türlü terbiye olmadi bu çocuk. Bailayin yanli yaptiysa. Üzerinize alinmayin sakin, size deildir, merebi bozuk onun." ince bir sakalin çevreledii yüzü olgunlamaya balayan ham elmalar gibi hafifçe kizarmiti. Usulca dokundum bu cismi güzel, ruhu güzel, sözleri güzel çocuun yanaina. "Babana bakiyordum" diye sordum. "Bilir misin nerededir?" "Hücrededir eyhim. Geceyarisi yanina girdim, yoktunuz, sizi sordu. Sabah namazinda girdim, yoktunuz, sizi sordu. Az evvel ekmek ve su götürdüm, yine sizi sordu. Sanirim o da sizi merak ediyor." Döndüm, bu kocaman evin en dar, en iiksiz, en gösterisiz, en küçük ve en mübarek odasina yürüdüm. Bahaeddin de peim sira geliyordu. Durdum, o da durdu. "Sen diarda kal. Bizim babanla konuacaklarimiz var." Ba edi, el baladi. "Nasil münasip buyurursaniz eyhim." Onu diarda birakarak girdim kemerli ahap kapidan içeri. Celaleddin rahlenin önünde bada kurmu kitap okuyordu. "Allah'in selami üzerine olsun." Beni görür görmez doruldu. "Allah'in sevgisi de senin üzerine olsun." Uzandi elimi öpmek istedi, önce davranip ben onunkini öptüm, ama birakmadi o da dudaklarim, ellerimin solgun derisine dokundurdu. "ükür geldin Pirim" dedi heyecan dolu bir sesle, "ükür bugün de buradasin."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Bakilarim rahlenin üzerindeki kitaba kaydi. Babasi Baha Veledin kaleme aldii Maarifti. Ona daha önce "Artik babanin yazdiklarini okuma" demitim. Demek hâlâ okuyordu. Biliyordum alikanlik, baliliklarin en kötüsüdür. En zor vazgeçilenidir. Ama alikanliklarini yenemeyen bir dervi kendi nefsini nasil yenecekti? Alak suresinde, "Yaradan Rabb'inin adiyla oku" denmiti, ben Celaleddin yüzüne üç kerre tersini haykirdim. "Okuma, okuma, okuma!" Bir çocuk gibi sarardi yüzü. Suskunluk air bir nem gibi kapladi çilehaneyi. Suçluluk bir da gibi çöktü omuzlarina Celaled-din'in. Titreyen elleriyle Maarifin kapaini kapatti. Kitabi yandaki rafa koydu. Baktim rafta baka kitaplar da vardi: Feridüddin Attar'in Esrarnarne'si, Muhyiddin ibnü'l-Arabi'nin Füsusii'l-Hi-kem'i, Ebu'l-Ferec el-sfahani'nin Kitabü'l-Agani'si, Kueyri'nin Risale'si, Gazali'nin îhya-i Ulumi'd-Din'i, Kelile ve Dinine, Bin-bir Gece Masallari hadi bunlar neyse de o kendini peygamber sanan Mütenebbi lakapli Kûfeli airin Divan'ni görünce bir kuku kapladi içimi. Yoksa yanilmi miydim, yoksa bana onu vaad edeni yanli mi anlamitim? Yoksa Belhli Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin deil miydi Allah'in o gizli sevgilisi? Yoksa bo bir hayalin pei sira mi sürükleniyordum, rüzgârin önünde savrulan kuru yaprak misali? Celaleddin yüzümün karardiini gördü, Mütenebbi'nin Diva- ni'na baktiimi fark etti, ruhumdaki deiimi anladi. Bir çocuk gibi titredi çenesi. Öyle savunmasizdi ki az kalsin benim de yüreim titreyecekti. Ama izin vermedim, ne benim yüreimin yumuamasina, ne onun gururunun uyanmasina. "Ne zamana kadar bakalarinin kitaplarini okuyacaksin Muhammed Celaleddin?" diye çikitim. "Nereye kadar bakalarinin sözlerinde arayacaksin kendi sirrini? Baban gibi ulemalarin da olsa, sözü kuyumcu gibi dokuyan airlerin de olsa, ruhun buzdan ince tabakasinin üzerine kelamdan binalar kuran âlimlerin de olsa birak eski sözler, eskide kalsin. Sen kendi sirrini, kendi sözlerinin içinde bulabilirsin ancak." "Fakat..." diye aralandi mübarek dudaklari, "Fakat..." Tebriz'in keskin ki rüzgâri gibi kestim lafini. "Fakatla olmaz Celaleddin. Duraksamayla, beklemekle, ayak sürümeyle olmaz. Beklenecek vakit deildir. Gece aralanmitir, gün iimi, yol görünmütür, ya imdi geçilecek ya da hiçbir zaman." Uykusuzluktan mest olmu gözleri nemlendi, solgun yüzünü incecik bir keder kapladi. O an öyle güzel, öyle masum, öyle mübarek görünmütü ki gözüme. Tövbe tövbe eer bir sureti olsaydi yüce Allah'in "te budur" derdim, "ite Celaleddin'in yüzüdür o." Ama daladim içimde uyanan hayranlii. Yapmam gerekeni hatirlayip, kuandim sertliimi. Çünkü hayat bir köprüdür denmiti, sirra erenler bu dünyada geçer onun üzerinden, sirra ermeyenler ahirette. Celaleddin bilmiyordu, ama yeni bir imtihan vardi önünde. "Kalk" diye buyurdum, "yekin hele, miskinlik sirasi deil imdi. Üç dileim var senden. Mademki konuunum senin, yerine getirmelisin dileklerimi." Silkinip kalkti hemen oturduu minderden. Avludaki olu Bahaeddin gibi ba edi, el baladi. Sevinçle iildayan iki kandil alevine benzeyen gözlerini yüzüme dikti. "Konuum deilsin sen" dedi titreyen bir sesle, "bu ev, bu medrese senin. Eer bir konuk varsa senin cennetinde, ite o benim. Buyur dünya sarrafi, senin buyruun benim zevkimdir." Onun kalktii mindere oturdum. Keklii avlamak için tuzaini kuran bir avcinin kurnazliiyla sakalimi sivazlayarak:

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Bilirsin günler oldu Konya'ya geleli" dedim. "Bilirsin er kiinin ihtiyaçlari vardir. Hülasa bana bir kadin gerek Muhammed Celaleddin. Öyle siradan deil, güzel bir kadin. Bana böyle bir kadin bulabilir misin?" Bunlari söylerken onu izliyordum. Bakalim, gözlerindeki ate sönecek miydi, bakalim yüzü gölgelenecek miydi, bakalim bana güvenecek miydi? Bir ari gölgelenmedi yüzü, bir an duraksamadi, bir an düünmedi. Sadece ayni cümleyi tekrarlamakla yetindi. "Senin buyruun, benim zevkimdir." Baka bir söz söylememe firsat vermeden çikti gitti hücreden. Sevinçle bakakaldim ardindan. "Ama acele karar verme demiti" Allah'in rahmeti üzerine olsun, ilk eyhim Ebu Bekir-i Tebrizi Sellebaf'. "Mürit seçerken de, mürit seçerken de bekle. Çünkü günein vakti ayndir, ayin vakti ayri, dünyanin vakti ayri. Karar vakti gelene kadar bekle." Sevincimi, kukunun derin kabrine gömdüm ve bekledim. Çok sürmedi, Celaleddin'in eliyle açildi hücrenin kemerli ahap kapisi. Öteki eli baka bir eli tutuyordu, içeri girince gördüm. Yaninda Konya'nin en güzel kadini, Kira Hatun duruyordu; Celaleddin'in karisi. Sadakat buydu ite, inanmak buydu, teslimiyet buydu, kendinden geçmek buydu. Celaleddin'in boynuna sarilmamak için zor tuttum kendimi. Ama günein vakti ayriydi, ayin vakti ayri, dünyanin vakti ayri, kukunun karanlii yüreimden silininceye kadar beklemeliydim. Kalarimi yiktim. "Kira Hatun benim can kiz kardeimdir, bu olmaz" dedim. Saygiyla karisinin önünde eildim. "Sen çikabilirsin Kira Hatun." Ne olup bittiini anlamayan kadincaiz, bir süre akin akin baksa da yüzümüze, sonra emrime uyup çikti diari. Celaleddin'e döndüm yeniden. "kinci isteime gelelim" dedim bütün ciddiyetimle. "Bana hizmet edecek güzel bir erkek çocuk getir. Öyle ki beni üzmesin, bir dediimi iki ettirmesin. Dileimi anlasin, hemen yerine getirsin." Yine gölgelenmedi yüzü, bir an duraksamadi, bir an düünmedi. Ayni cümleyi tekrarlamakla yetindi sadece. "Senin buyruun, benim zevkimdir." Ardindan yekinip çikti hücreden. Artik kuku duymam için bir neden yok diye seslense de yüreim, aklim engel oldu onun isteine. Daha açilan kapi kapanmadan Celaleddinim yeniden girdi içeriye. Yaninda güzellii ancak Yusuf Peygamber'inkiyle kiyaslanabilecek büyük olu Sultan Veled'le. Daha ben azimi açmadan: "Umarim" dedi saygiyla eilerek, "bu çocuk, senin hizmetine ve ayakkabilarini çevirmeye deer bir kul olur." Çiliklar atip avaz avaz Celaleddin'in ellerini öpmemek için zor tuttum kendimi. Çünkü günein vakti ayriydi, ayin vakti ayri, dünyanin vakti ayri, kukunun gölgesi kalkincaya kadar umudu-mun üzerinden beklemeliydim. Suratimi astim. "Sultan Veled benim olumdur" dedim, "o benim hizmetimi göremez. Gönder delikanliyi, gitsin." Ne olup bittiini anlamayan Bahaeddin Veled, babasinin karisi gibi akin bakakaldi yüzümüze. Celaleddin baiyla oluna çikmasini iaret edince de arkasini dönmeden geri geri yürüyerek çikti hücreden. Ve ben kaçirmadan gözlerimi üçüncü dileimi söyledim Celaleddin'e. "Susadim, Konya'nin suyu kesmiyor susuzluumu. Hararetim sonsuz, arap istiyorum, onsuz yapamam ben. Yahudi mahallesine git, bana arap getir." Yeter artik demedi, Celaleddin. Ben, bu ehrin en taninmi ulemasiyim, ne demek Yahudi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

mahallesinden arap almak, demedi. Neden onurumla oynuyorsun, demedi. Neden bana dümanlik yapiyorsun demedi. Sanki ben onun süt isteyen yavrusuymuum o müfik bir anneymi gibi sevgiyle gülümsedi. "Hemen getiriyorum eyhim" dedi. "Senin buyruun, benim zevkimdir." Az kalsin kendimi tutamayacak, "Dur Allah'in gizli dostu, dur her iki âlemin sarrafi, asil sen benim eyhimsin, asil sen benim pirim" diye haykiracaktim. Ama nefsine yenilen, iblise de yenilirdi. Kendimi tuttum. Bekledim. Bu kez bekleyiim uzun sürdü biraz, gün devrildi, ufukta karanlik belirdi. Yoksa Celaleddin utanmi miydi? Yoksa eyh Evhededdin-i Kirmani gibi ününü, anini düünmü, arap almaktan vaz mi geçmiti? Senelerce evvel Badat'ta karilatik eyh Kirmani'yle. "Bütün arzum ve dileimle sana kul olmak istiyorum" dedi. Ben de ona dedim ki: "Sen, benim arkadaliima tahammül edemezsin." "Beni kulluuna ve arkadaliina kabul et" diye israrla yapiti kara keçemin kara yakasina. Ben de ona dedim ki: "Tamam. Ama Badat'in ortasinda, herkesin gözü önünde benimle birlikte hurma arabi içmelisin." Hurma gibi sarardi rengi. "Bunu yapamam." Onlara kolaylik gösteriniz, çünkü kolaylik bizim yolumuzun iiidir sözü uyarinca ben de ona dedim ki: "O zaman benim için hurma arabi bulup getirebilir misin?" "Hayir, bunu da yapamam." Bende dedim ki: "Ben içerken benimle arkadalik eder misin?" "Hayir, edemem." Ben de dedim ki: "Erlerin huzurundan uzak ol. Sen, bunu yapacak adam deilsin. Çünkü Tanri senden bu gücü esirgemi. Tanri eri odur ki, aki için bütün müritlerini, bütün namusunu, bütün erefini bir ka-deh araba satabilmelidir. Sen bu yolun yolcusu deilsin. Tanri erlerinin huzurundan uzak dur." eyh Kirmani'yi, bu sözde Tanri dostunu hatirlayinca umudum kirilir gibi oldu. Yoksa kukularim hakli miydi? Yoksa Badat'ta olan Konya'da tekrar mi edecekti? Celaleddin de Kirmani gibi benliini daha mi önde tutuyordu akindan? Kötü düünceler geçerken aklimdan aralandi hücrenin kapisi. Celaleddin'in inanç içindeki iikli yüzü göründü, elinde arap dolu bir testi tutuyordu. "Geciktim, kusura bakma" dedi en tatli gülümseyiiyle, "arabin en iyisini bulmaya çalitim, en lezzetlisini. eyhimin diline, dudaklarina, diine dokunmaya layik olanini..." Artik tutamadim kendimi. Günein vakti tamamdi, ayin vakti tamam, dünyanin vakti tamam. "Asil eyh sensin" diyerek ayaklarina kapandim. "Asil Tanri dostu sensin. Ne olur beni müritliine kabul et." Hemen o da kapandi yere, ellerimi tuttu, ellerimi öptü. Yanaklarimdan yalar yuvarlaniyordu, yanaklarimdaki yalari öptü, sonra ayaa kaldirdi beni.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"eyh inanan deil, inandirandir, eyh anlatan deil, gösterendir, öreten deil, perdeyi kaldirandir. Sen benim gözümün önündeki perdeyi kaldirdin. Sen, bana bendeki beni gösterdin. eyh sensin, pir sensin, hakiki dost sensin, hakikat sen..." 21 "Hirsizlik yapanlarin elleri bilekten kesilir..." Gözlerimi açtiimda, ellerinde yalin kiliçlari, balarinin üzerinde dalgalanan üç hilalli bayraklariyla Türk akincilari, haç bayrakli Bizans atlilarini kovaliyordu. Bir an neler olduunu anlamakta zorluk çektim. Yatakta toparlanirken kavradim olani biteni, televizyon açikken uyumutum. Türk akincilarinin "Allah Allah" sesleriyle kendime geliyordum. Aizlan köpük içinde koan atlarin nal sesleri odanin içinde yankilaniyordu. Ne kadar çok açmiim televizyonun sesini böyle. Hâlâ kucaimda duran kumanda aletinin dümesine basarak kapattim televizyonu, ama ses kesilmedi. Hayir, atlarin nal sesi deildi odada çinlayan, birileri kapiyi yumrukluyordu. Televizyonun sesini o kadar açmitim ki oteldeki müteriler sonunda kapima dayanmiti demek. Hizla kalktim yataktan, odanin iiini yaktim. Aynada kendime çeki düzen verip, kapiya yöneldim. Kapinin önünde iki erkek konuuyordu. lkinin sesini hemen tanidim, resepsiyondaki merakli görevliydi. "çerdedir, eminim, gece yansina doru geldi otele. Durun, durun, televizyonun sesi kesildi. Evet, bizi duydu galiba." "Duysa iyi olur" diye çikiti öteki ses. "Yoksa müteri mahremiyeti filan takmam, yedek anahtarla açar, gireriz içeri." Merakli görevlinin yanitlamasina gerek kalmadan araladim kapiyi. Üç kii vardi karimda. Görevlinin diinda, elindeki telsizi cizirdayan iriyari bir adamla, saçlarini arkasinda topuz yapmi genç, güzelce bir kadin. riyan adam öfkeyle söylendi kapinin arasindan: "Açin polis! Sizinle konumamiz lazim." te bunu beklemiyordum, polislerin benimle ne ii olabilirdi? Sakin görünmeye çaliarak kapiyi iyice açtim. "Buyrun, nasil yardimci olabilirim?" riyari polis söylenmeyi sürdürdü. "Dakikalardir size ulamaya çaliiyoruz hanimefendi." Hanimefendi lafinin üzerine basa basa konumutu, azarlar gibi. "Karen" dedim tepki olarak. "Adim Karen Greenwood." Sesim souktu, mesafeliydi, karinizda caninizin istedii gibi davranamayacainiz biri var dercesine,güven içindeydi. Hiç aldirmadi, cebinden bir kart çikarip bakti. "Kimya'si da yok mu?" "Efendim?" "Kimya diyorum. Elimdeki kartta Karen Kimya Greenwood yaziyor. Yanli kiiyle konumak istemem de." "Haklisiniz, Karen Kimya Greenwood." Yapmacik bir saygi belirdi bikkin yüzünde. "Ben de Bakomiser Ragip." Sesi alayci miydi, bana mi öyle geldi, kestiremedim. "îçeri girebilir miyiz? Böyle kapi önünde olmuyor. Zaten öteki müterileri yeterince rahatsiz ettik." "Önce konuyu bilmek istiyorum" diye ayak diredim. Zorunlu olduu için açiklama yapan birinin

www.soncemre.com memnuniyetsiz tavriyla:

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Kapkaç" diye söylendi, "çantanizdan çalinanlar. Konu bu." Bu mesele sabahi bekleyemez miydi? Belki de bilmediim bir eyler olmutu. Aaida bekleyin geliyorum diyebilirdim, ama gizleyecek neyim vardi? Yanli bir i yapmamitim. "Olur" dedim memnuniyetsiz bir tavirla. "Ama izin verin de odayi bir toparlayayim." "Bir yere kaçmazsiniz deil mi?" aka yapiyordu aklinca, yanit yerine sert bir baki firlatarak, kapiyi kapattim. Odam çok dainik deildi aslinda ama düünmeye ihtiyacim vardi. Ne olmutu da, böyle sabaha kari dikilmilerdi kapima? Belki de bu ülkede polislerin çalima tarzi böyleydi. Hiç aklima yatmasa da bu düünceye inanarak, yataima çekidüzen vermeye çalitim. Öylece çikarip attiim kot pantolonumu, ceketimi aldim, portmantoya astim. Yeniden aynada saçima, baima baktim. Yorgundum, gözlerimin alti morarmiti, yüzümde bir türlü silemediim o akinlik vardi yine. Artik silmeye uramadim, kapiyi açtim. "Buyrun, girebilirsiniz." Bakomiser Ragip, ayi gibi paldir küldür içeri dalarken yanindaki genç kadin, "Kusura bakmayin" diye söylendi mahcup bir tavirla. "Gecenin bu saatinde sizi rahatsiz ettik." Ben de nazik olmak gereini duydum. "Rica ederim, siz iinizi yapiyorsunuz." Ragip, neler oluyor orada der gibi ilgiyle bakti. "Tanitirmayi unuttum" dedi yüzündeki siritmayi yitirmeden, "Bizim Zeynep, Komiser Zeynep" Küçümseyerek bakti meslektaina. "O benden daha kibardir. stanbul'dan geldi de." Duymazdan geldim: "Kapkaç meselesinde bir gelime mi var?" Soruyu Zeynep'e sormutum ama Ragip kizin yanitlamasina izin vermeden bütün kabaliiyla araya girerek konumaya baladi. Hem de sorumla ilgisi olmayan bir konudan bahsederek. "Çok güzel Türkçe konuuyorsunuz Miss Karen. Dilimizi nerede örendiniz?" Bunlari söylerken bir an yüzüme bakmi sonra gözleri büyük bir dikkatle odami taramaya balamiti. Keke onlari odaya almasaydim diye geçirdim içimden ama olan olmutu. "Londra'da" diye yanitladim. Abartili bir heyecanla çarpildi surati. "Londra'da mi? Londra'da Türkçe mi konuuluyor?" Sevimli olmaya çaliiyordu zevzek, hiç sinirlenmeden açikladim. "Bizim evde babam Türkçe konuurdu." "Niye, babaniz Türkçe öretmeni miydi?" "Hayir, babam Türk'tü." Hayranlikla mirildandi ama, samimiyetinden hâlâ emin deildim. "Türk ha!" Kendisi gibi odayi inceleyen komiser Zeynep'e döndü. "Duydun mu Zeynep, Miss Karen Türkmü?" Zeynep pek umursamadi bakomiserini, odanin içini aratirmayi sürdürdü. Meslektaindan umduu ilgiyi görmeyince yeniden bana döndü Ragip. "Dilimizi örenmeniz ne güzel. Babanizin da hakkini yemeyelim, iyi öretmi size Türkçeyi." Yanit vermesem ayip olacakti.

www.soncemre.com "Teekkür ederim."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Siz de yetenekliymisiniz." Artik bana bakmiyordu, elindeki telsizle yan açik valizimin kapaini kaldirmaya çaliiyordu. Eer çamairlarimi kantirirsa müdahale etmeyi düünüyordum ki, kapai birakarak bana döndü. "Valla bir Türk kadar iyi konuuyorsunuz Türkçeyi." Birden yaklati, yüzündeki ifade deimiti "Fakat bizi çok uratirdiniz. Ne kadar air uykunuz varmi Kimya Hanim!" Sigara kokan nefesi yüzümü yaladi. Yine o yiliik gü-lümseme belirdi ince, kansiz dudaklarinda. "Size Kimya Hanim desem bana kizmazsiniz deil mi? Türkçeyi bu kadar güzel konuan biri, eminim Türk ismiyle anilmaktan gurur duyar." "Gurur duyarim da Kimya, Türkçe deil, Arapça bir sözcük." Zeynep kikirdadi, Ragip ters ters bakti genç kadina ama kizginliini içine atip, yine bana döndü. "Olsun, Müslüman ismi ya." Eyvah imdi bana dinimi soracakti, kisa kesmek için uyumlu davrandim. "Sorun deil, bana Kimya diyebilirsiniz. Babam da öyle çairirdi zaten." Sahiciliinden emin olamadiim bir hayranlik belirdi gözlerinde. "Babaniz büyük adammi. Yurtdiinda yaayan Türklerin hepsi onun gibi olsalar, bu memleket imdi çok baka yerlerde olurdu." Portmantoda ceketimi inceleyen Zeynep'in sorusuyla kesildi konumamiz. "Ceketinizin kolu çamur olmu Miss Karen, biriyle mi boutunuz?" "Kapkaççinin marifeti olmali" diye tahmin yürüttüm. "Çantami çekerken yere dümüüm." Sözlerim Zeynep'i ikna etmiti, ama Ragip önemli bir ipucu bulmu gibi atildi. "Dümüüm de ne demek? Dütüünüzün farkinda deil miydiniz?" "Elektrikler kesilmiti" diye açikladim sabrima kendim de aarak. "Sonrasini hatirlamiyorum, ayildiimda her ey olup bitmiti." "Yani kapkaç yapan ahsi görmediniz." "Hayir, kimseyi görmedim." "Garip bir durum. Biri elinizden çantanizi çekiyor, siz adami fark etmiyorsunuz." Yanit vermemi beklemeden meslektaina döndü. "Sen ne diyorsun Zeynep bu ie?" Genç kadin bo gözlerle bakti amirine, anlailan adami pek iplemiyordu, bunu firsat bilerek gergin bir tavirla açiklamayi sürdürdüm. "Her ey birdenbire oldu. Söyledim ya bayilmiim. Hem niye bu sorulari soruyorsunuz bana?" "Sakin olun, sakin olun kizmaniza gerek yok. Aslinda sinirlenmesi gereken biri varsa biziz. Dakikalarca kapida bekledik sizi." "Yorgun olmak da mi suç?" Tepeden tirnaa süzdü beni. "Açikçasi yorgun olduunuzu düünmemitik kapida beklerken. Bizi kukulandirdiniz. Öyle deil mi Zeynep?" Belki de bu kaba adamin konumalarina daha fazla dayanamadii için kendisini banyoya atan

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Zeynep'ten yine yanit gelmeyince, Ragip yeniden bana çevirdi bakilarini. "Sahi niye açmadiniz kapiyi? Zanli olduunuzu düünsek içerde kanitlari ortadan kaldiriyorsunuz sanirdik." Artik bu kadari da fazlaydi, neredeyse suçlu sayacakti adam beni. "Ne zanlisi, ne kaniti?" diye çikitim. "Ne demek istiyorsunuz siz?" Sinirlenmem houna gitti, keyifli bir ifade belirdi yorgun yüzünde. "Sözgelimi diyorum canim. Hemen üzerinize alinmayin." Alttan almaya hiç niyetim yoktu. "Öncelikle sizin caniniz filan deilim, benimle konuurken doru konuun, ikincisi, ben suçlu deil, kurbanim. Saldiriya urayan, eyalari çalinan kii benim." Sözlerimi umursamadi bile, sadece biraz uzaklati benden. Çekindiinden filan deil, yatain dibinde duran botlarim ilgisini çekmiti. "Biliyoruz" dedi botlarimi incelerken. "Size kapkaç yapmilar. Çantaniz, paraniz, yüzüünüz çalinmi." "Pasaportum da." Duraksadi, baini çevirip, banyodan çikan Zeynep'e bakti. "Pasaport var miydi bulunan eyalann arasinda?" Öfkem, gerginliim kayboldu. "Ne, eyalarimi buldunuz mu?" Sevimli olmaya çaliarak doruldu. "Bulduk." Ama kafasini kurcalayan bir mesele vardi. "Üç yüz yetmi sterlin, sekiz yüz yirmi yeni Türk lirasi, kahverengi tali gümü bir yüzük ama pasaport yok." "Belki" dedi Zeynep iyimser bir ses tonuyla,"... olay yerinin yakinlarinda bir yerdedir. Olay Yeri nceleme Ekibi çevreyi aratirmayi sürdürüyor. Yakinda bulurlar." "Belki de" diyerek Bakomiser Ragip karima dikildi. Artik ne alaycilik vardi yüzünde, ne yiliiklik. Açikça suçlar gibi bakiyordu. "Belki de pasaportunuz sizdedir." "Bende mi? Yani pasaportum hiç çalinmadi mi?" "Çalindi, ama kapkaççinizi öldüren kii pasaportunuzu size iade etmi olabilir." "Kapkaççiyi öldüren mi?" Neden bahsediyordu bu adam böyle? "Kapkaççi öldü mü?" "Ölmedi Kimya Hanim, öldürüldü." "Nasil yani? Nerede olmu bu olay?" Tuhaf bir ey söylemiim gibi kukuyla yüzüme bakti. "Çok güzel bir soru. Evet, kapkaççinizin cesedi garip bir yerde bulunmu. Tam sizin gasp edildiiniz yerde." "Merec el Bahreyn" diye mirildandi dudaklarim kendiliinden. Ragip önemsemedi ama Zeynep'in ilgisini çekti söylediklerim. "Pardon, ne dediniz?" ansim vardi ne dediimi anlayamamiti. "ilginç dedim, gerçekten de ilginçmi. Demek hep ayni noktada kapkaç yapiyormu adam."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Zeynep bir eyler gizlediimi anlamiti, belki üzerime gelecekti, ama Ragip kurtardi beni. "Ne kapkaçi Kimya Hanim?" diye homurdandi. "Gecenin üçünde orada in cin top oynar." "Yani baka bir yerde öldürüp oraya mi atilmi?" Hâlâ gözleriyle beni süzmekte olan Zeynep usulca baini salladi. "Öyle olduunu saniyoruz." Kafam karimaya balamiti. "Benden ne istiyorsunuz? Adamin ölmesiyle benim ne ilgim var?" "Bilmiyoruz." Polislerin o anlayisiz, souk tavri belirmiti Zeynep'in yüzünde. "Anlatmanizi istiyoruz." "Neyi?" "Bildiklerinizi." "Yazili ifademi bu gece hastaneye gelen polis memuruna verdim." Neden anlamak istemiyorsunuz dercesine bakti. "O, kapkaççiniz hunharca öldürülmeden önceydi." içimdeki tedirginliin korkuya dönütüünü fark ettim. "Hunharca ne demek?" "Bilmiyorsunuz deil mi?" diye yeniden Ragip dikildi karima. "Olan bitenlerden haberiniz yok yani?" "Nasil olsun? Odamda uyuyordum." Sikintiyla üfledi yüzüme, ne kadar kötü kokuyordu bu adamin nefesi. Genç kadina döndü. "Zeynep, u olan biteni hanimefendiye bir anlatir misin?" "Tabii Bakomiserim" diyerek toparlandi genç kadin. "Biraz tuhaf bir olay Miss Karen. Adamin sol elini bilekten kesmiler." Ragip dayanamayip araya girdi. "Neden sol elini biliyor musunuz?" "Bilmiyorum" dedim gözlerimi iri iri açarak. "Nereden bileyim?" "Çünkü adam solakti. Konya'nin en namli kapkaççilarindan biri; Solak Kâmil. Asil adi Kâmil Tenekeci. Sol elini büyük bir ustalikla kullanirdi." Adamin solak olmasiyla sol elinin kesilmesi arasindaki balantiyi anlayamamitim. "Peki niye sol elini kesmiler?" "Cezalandirmak için" diye söylendi hiç duraksamadan. Yüzümdeki tek bir kipirtiyi bile kaçirmamak için büyük bir dikkatle izliyordu beni. "Eskiden hirsizlik yapanlarin elleri bilekten kesilirdi." "eriat yasasi" diye onayladi amirini Zeynep, ama yanli anlamamdan korktuu için hemen ekledi. "imdi öyle bir ey yok tabii." Ne eriat, ne de bu ülkenin yasalari beni ilgilendiriyordu, aklim cinayete takili kalmiti. "Kan kaybindan mi ölmü?" Benden böyle bir soru beklemiyor olacaklar ki ikisi de akinlikla birbirlerini süzdüler. Yanit Zeynep'ten geldi: "Hayir, boularak ölmü." "Girtlaini mi sikmilar?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Daha vahice bir yöntem kullanmilar. Kesilen elini, adamin boazina sokmular." Eli azinin içine sokulu, bilekleri diarda, gözleri yerinden firlami bir yüz canlandi kafamda. Görüntü korkunçtu ama, aklimdaki soruyu gölgeleyemedi. "Ama bu biraz zor deil mi? insanin eli azina nasil siar?" "Bilmiyoruz" dedi Ragip iri kafasini sallayarak. "Ceset adli tipta, yarin anlariz nasil sidirdiklarini." "O zaman kesinlikle baka yerde öldürmü olmalilar adami." "Biz de öyle düünüyoruz zaten" diye bir kez daha onayladi Zeynep. "Sadece cesedin olduu yerde kan izleri var. Etrafta tek damla kan bulamadik." "Ustaca düzenlenmi bir i olmali." Ragip'in küçük kestane rengi gözleri takdirle bakti yüzüme."Beni airtmaya devam ediyorsunuz Kimya Hanim." "Niye? Ne yaptim ki?" "Bizim gibi konumaya baladiniz." Yine meslektaina seslendi. "Öyle deil mi Zeynep?" "Öyle." Alayci bir gülümseme belirmiti biçimli dudaklarinda. "Miss Karen analitik düünüyor." Ragip yadirgayan gözlerle bakti Zeynep'e sanirim analitik dü-ünmenin ne olduunu tam olarak anlayamamiti, ama ben övgü olarak aldim bu sözleri. "Bir anlamda benim mesleim de sizinkine benzer. Sigorta eksperiyim. Bazen ben de sizin gibi bilinmeyen olaylari çözmek zorunda kalirim. O zaman da ister istemez polis gibi düünürüm. O yüzden ustaca düzenlenmi bir i dedim. Organizasyon gerektiren bir cinayet." "Hiim" diyerek sirtini duvara dayadi Ragip. "Neden organizasyon gerektiren bir cinayet olsun?" "Çünkü, adami yakalayacaksin, sol bileini keseceksin sonra da boazina sokarak öldüreceksin. Tek baina kimse yapamaz bunu. Mutlaka birkaç kii ve kimsenin onlari fark edemeyecei bir mekân gereklidir." Sirti duvarda, gözleri yüzümde sürdürdü akil yürütmeyi. "intikam olamaz mi? ki yil önce Ankara'da görev yaparken bahtsiz bir gaspçi, bir bayan sivil polise saldirmiti. Kendini kaybeden bayan polis de silahindaki bütün kurunlan boaltmiti herifin üzerine." Zeynep de benim gibi dudaklarinda alayci bir gülümsemeyle dinliyordu amirini. Ama Ragip kendim kaptirmi olasilik üzerine olasilik açikliyordu. "nsanlar bu gibi durumlarda çok kolay çildirabilirler. Yani siz de..." Artik bu kadari da fazlaydi. "Nasil yani" diye gürledim. "Biri çantami çaldi diye aklimi yitirip onu öldürdüümü mü söylüyorsunuz. Hem de eriata uygun olsun diye adamin sol elini kesip, girtlaina sokarak..." Yorgun gözlerini uysalca kirpti. "Tamam, diyelim ki haklisiniz. Bu ii sizin yapmaniz imkânsiz. Ama ya sizi taniyan biri öldürdüyse onu?" "Beni taniyan biri yok ki Konya'da."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Mennan... Hani size hastanede refakat eden adam..." "Ne? Siz ne diyorsunuz? Daha dün tanitik onunla. Bizim irketin Konya acentesi, benim için bir kapkaççiyi öldürecek. Hem de bir seri katil gibi inceden inceye çaliarak." Zeynep artik kendini tutamami sessizce gülmeye balamiti. Ama Ragip aldirmadi. "Ya babaniz" diye mirildandi. "Babaniz Konyaliymi. Nerede o imdi?" "Bilmiyorum, babam yirmi küsur yil önce bizi birakip gitti." "Ne?" Yüzünde sahici bir hayal kiriklii belirmiti. "Babaniz, yani sizi Türk geleneklerine göre yetitiren adam." "Öyle bir ey söylemedim, sadece Türkçe öretti dedim." " Neyse ite, yani o adam, sizi küçük bir kizken birakip gitti, öyle mi?" Sana ne benim babamdan demek geçti içimden ama "Öyle" diye söylendim uzatmamasini umarak. "Hayat ite." "Nerede imdi o?" Sanki vicdansiz bir katilden söz ediyormuuz gibi sertçe sormutu. "Bilmiyorum. Umurumda da deil. Daha önemlisi o da benim Konya'da olduumu bilmiyor. Bilse de babam insanlari öldürecek biri deildir. Biri yanaina tokat atsa, öteki yanaini da çevirir." Sözlerimden hiç etkilenmedi. "Kizini küçükken birakip giden bir adam..." Kalarimin çatildiini fark edince açiklama yapmak gereini hisseti. "Biliyorum aile meseleniz ama benim de kizlarim var. Öyle deil mi Zeynep? Böyle ey olur mu?" Zeynep, bu konunun beni gerginletirdiini sezinlemiti, konumak yerine elden ne gelir dercesine baim hafifçe yana yatirmakla yetindi. Fakat Ragip sakinleecek gibi deildi. "Yav ben kizlarimin saçlarinin teline zarar gelmesin diye üstlerine titriyorum. Valla böyle nöbetçi olduum gecelerde aklim evde kaliyor. Yani bir baba kizini..." Amma da bozulmutu Ragip, dorusu hiç beklemezdim bu kati yürekli polisten böyle bir tepkiyi. "Bo verin" diye adami yatitirmayi denedim. "O günler eskide kaldi." "Sizin için üzüldüm." Yorgun yüzünü keder basmiti. "Çok üzüldüm ama haklisiniz bo verin, öyle bir baba için üzülmeye demez..." Gözlerini hizli hizli birkaç kez kirptiktan sonra eski haline geldi. "Neyse, biz iimize bakalim. Hastaneden çiktiktan sonra neler yaptiniz, anlatin da bitirelim u ii. Oraya kadar olanlari zaten ifadenizde okumutuk." "Bir ey yapmadim. Hastaneden ayrilinca Mennan Bey arabasiyla beni otele birakti. Ben de odama çiktim, yataa uzandim, uyumadan önce biraz televizyon izlemek istemitim, ama uyuyup kalmiim. Sonra da siz geldiniz ite." "Kimseyle görümediniz mi?" "Annemle görütüm. Londra'dan aradi, telefonla konutuk." Alay etme sirasi bana gelmiti. "Üstelik, belki gelir hirsizi boar diye kapkaça uradiimi bile söylemedim ona." Artik hiç elenmiyordu. "Anliyorum" dedi, bu i burada biter dercesine umutsuz çikmiti sesi. "Sabah emniyete urayin, eyalarinizi alin. Bize anlattiklarinizi yaziya da dökmemiz gerekecek." Elindeki telsizle beni izle diye Zeynep'e iaret ederek kapiya yürüdü. Kapinin önüne

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

gelince döndü. Yüzünde hâlâ o üzgün ifade vardi. "Rahatsiz ettiimiz için özür dileriz. Ama madem bizim gibi düünüyorsunuz anlarsiniz, görev." "Önemli deil" dedim bu kadar hogörülü olmama kendim de aarak. "Bana iyilik etmek istiyorsaniz, pasaportumu bulun yeter." 22 "... galiba cinayeti kimin ilediini biliyorum." Bir cinayet soruturmasina bulamadiim kalmiti, sonunda o da oldu ite. Raslantinin böylesi de bulunmazdi dorusu. Çantami çalan kapkaççinin öldürülecei tutsun, üstelik cesedi de bana saldirdii yerde bulunsun. Bakomiser Ragip'in kukulandii kadar da var. Onun yerinde olsam, benim de ilk gideceim adres kendiminki olurdu. Mennan ne yapti acaba? Mutlaka onun da kapisini çalmilardir. Belki de karakola götürmülerdir zavalliyi. Beni gören taniklar var, Mennan otelden sonra evine gittiyse ailesinden baka tanik yok. Onlara da kukuyla bakar polis. Arasam mi acaba? Yok canim, durduk yere Ragip'i kukulandirmayalim imdi, sabahi beklemekte yarar var. Perdeyi aralayarak diari baktim. Karanlik açilmaya balamiti, Mevlânâ Türbesi'nin arkasinda gökyüzünü air air ele geçiren bir kizillik vardi. Sabah ezani tam o anda baladi. Güzel okuyordu müezzin, içli bir sesi vardi. Balkona çikarak bir süre ezani dinledim. Ne dediini anlamasam da kederlendim. nsani melankoliye sürükleyen bir yan vardi bu ezgide. Belki de bana öyle geliyordu. Bakilarim sabah ibadeti için Sultan Selim Camii'ne giden insanlara takildi. Hepsi erkekti, bir tek kadin yoktu aralarinda. Caminin önündeki adirvanda aptes alan üç kiiye baktim. Birisi siyahlar içindeydi. Beni mi izliyordu ne? Bir ürperti dalgasi geçti sirtimdan. Yoksa ems mi? lgiyle bakmaya baladim ama adam baini çevirmiti, sadece yandan görebiliyordum onu. Üstelik ortalik henüz iyice aydinlanmadiindan tam seçemiyordum. Eer o ems ise, demek ki yaadiklarim da birer hayalden ibaret deildi. Büyük bir dikkatle izlemeye baladim adami. Bir dakika, bir dakika kalkiyor galiba. Ellerini yikarken omuzlarina aldii ceketi imdi giyiyordu. Sanki yine bakilarini üzerime çevirdi. Heyecan-la sarsildi bedenim. ems mi gerçekten? Dur, bana doru dönüyor. O mu? Yok, deilmi. Kesinlikle ems deil bu adam. Sakallari yok, üstelik en az bizim Mennan kadar besili. Tam düündüüm gibi bilinçaltimin, bilincimi ele geçirmesi durumu yaiyorum. Bizim psikolog Oliver'e anlatsam, eminim bunun bir hastalik olduunu söyler bana. Bakilarim yeniden Mevlânâ'nin yeil türbesinin ardindaki kizillia kaydi. Güne hizla yükseliyordu, çok sürmez sanin iiklan, türbenin yeil kivrimlarinda gezinmeye balardi. Bulutlarin ardindaki günee bakarken Sunny'i hatirladim. Hayali çocukluk arkadaim. Benim yarattiim bir oyun kahramani. San, kivircik saçlar, boncuk gibi iri mavi gözler. Zayif bir çocuk olduunu düünürdüm onun, hep benim yardimima ihtiyaç duyan bir olan. Onu uyutur, yemeini yedirir, hasta olduunda ilaç verirdim. Babam ve annem diinda hep onunla konuur, hep onunla oynardim. Babam yadirgamaya balamiti bu durumu, hayali bir arkadaa olan dükünlüümü anlamiyordu, psikolojik sorunlarim olabileceini düünüyordu. Hatta bu yüzden tartitiklarini anlatmiti annem yillar sonra bana. "Baban çok kaygilanmaya balamiti senin için. Bizim yanimizda otururken bile o Sunny adindaki çocukla sohbet ediyordun. Bazen de odanda onunla kavga ediyordun. Sunny'i uyutmak için söylediin ninnileri saymiyorum bile. Bazi çocuklarda görülen normal bir davraniti bu. Kimi pedagoglara göre son derece de salikli bir davrani; daha çocukken olmayan karakterler yaratmak güçlü bir hayal dünyasinin varliini gösterirmi. Ama baban bunu anlamakta zorlaniyor, senin anormal bir durum içinde olduunu düünüyordu. 'Kizimizi doktora götürmeliyiz' diye tutturdu. 'Buna gerek yok' dedim, 'Karen dünyayla iliki kurmaya çaliiyor sadece. Varoluuna anlam katmak için uraiyor.' 'Bu nasil anlam katmak, gece gündüz var olmayan bir çocukla konuuyor.'

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Babanla biraz elenmek istedim. 'Sunny'nin gerçek olmadiim nereden biliyorsun?' diye sordum. Benim saf Poyraz'im, 'Gerçek mi...' dedi mucizelere inanmaya hazir bir tavirla, 'yoksa sen de mi gördün?' 'Hayir, görmedim ama belki de Tanri o sanin çocuk olarak görünüyordur Karen'a. Sen demedin mi Tanri ancak en saf ve masum olanlara görünür diye.' Akli karimi, üzüm karasi gözlerinde tuhaf bir panlti belinniti. 'Yani o hayali çocuk sence...' 'Niye olmasin? Sen Tanri'yi bulmak için aklin ve bedenin isteklerinden vazgeçmeye, en masum haline dönmeye çalimiyor musun? Mir anlamda çocuk olmak için çabalamiyor musun? Karen zaten öyle. Tanri da onunla böyle bir iletiim kurmu olamaz mi?' 'îyi de' diye kari çikti. 'Tanri niye Karen'i seçsin ki?' Yine kendi sözlerini hatirlattim. 'Tanri ona gerçekten ihtiyaç duyanlarin yanina gider. Belki de bizim Karen'imizin ona çok ihtiyaci var.' Hayir, kafasina yatmiyordu söylediklerim. 'Sanmiyorum' dedi baini sallayarak, 'Bu psikolojik bir problem. Onu bir doktora götürsek iyi olacak.' Canimi sikmaya balamiti. 'Niye' diye çikitim, 'Sana hiç görünmemi, hiç seslenmemi ilahi bir varlikla gece gündüz, konuuyor, ona yalvariyorsun sende psikolojik problem olmuyor da, neden Karen da oluyormu?' Abuk sabuk bir ey söylemiim gibi alingan bir tavirla bakmiti yüzüme. Çünkü o öfkelenmesini bilmezdi. 'Ne demek istiyorsun Susan? Benim Allah'a yalvarmam, yakarmamla, Kimya'nin Sunny diye olmayan bir arkada yaratmasi ayni ey mi?' Onu çildirtan o soukkanli tavrimi takinip, 'Bilmiyorum' dedim gözlerinin içine bakarak. 'Sen de bilmiyorsun.' Usulca baini salladi. 'Bu kadar basit deil. Küçük bir çocuun kafasinda yarattii bir hayal ile Allah'i bir tutamazsin..' Kendimden emin gülümsedim. 'Tutarim, bence ikisi birbirine çok benziyor. Senin Tanri'yla yaptiin konumayla, Karen'in Sunny'yle yaptii konuma arasinda hiçbir fark yok; ikisi de masum, ikisi de saf, ikisi de anlam arayii sadece. Ya da yalnizliimiza çare bulma arayii.' Baban daha fazla dayanamadi. 'nsanlarin inaçlanni böyle deerlendiremezsin. Dini sadece akilla kavrayamazsin.' Sanki benim için üzülüyormu gibi bakti yüzüme. 'nanç meselesinde nasil istersen öyle düünebilirsin ama Kimya hasta olursa seni

www.soncemre.com uyardiimi unutma.'

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Sonra da odasina kapanip ney üflemeye balamiti. Ama bir daha da bu konuyu açmamiti. lkokula balayinca sen de Sunny'i unutmutun zaten." Aslinda ilkokula balayinca unutmamitim Sunny'i. lkokulda Tony adinda bir sira arkadaim olmutu. O da sariindi ama ne saçlari kivircikti, ne de gözleri mavi. Saçlari düzdü, seyrekti, yari kapali gözkapaklaririnin altindaki gözleri ise yeildi, elaya, yakin açik yeil. Yine de onu hayali arkadaimin yerine koymu olmaliyim ki, birkaç kez uyarmiti beni. "Bana Sunny deme Karen, benim adim Tony" diye. îlk öpütüüm olan da Tony olmutu. Ne yaptiimizin farkinda olmadan utangaç bir ekilde dudaklarimizi birbirine dedirmitik. Sonra rahip oldu Tony. Ailesi Katolik'ti, Vatikan'da okudu. ki yil önce ölüm haberini aldik. Galapogos Adalari'nda Danvin'in Evrim Teorisi'ni çürütmeye yarayacak kanitlar ararken dev bir kertenkele tarafindan isirilmi, hayvan zehirli olmamasina ramen açik yara mikrop kapmi ve zavalli Tony kangrenden ölmütü. Cesedi Vatikan'a gömüldü. Danvin'in laneti demiti annem. aka yapmiyordu bunu söylerken son derece ciddiydi. Tony'nin ölüm haberini aldiimda çok üzülmütüm, ama tuhaf ey Sunny'i o zaman bile hatirlamamitim. Ne büyük vefasizlik. Oysa hiçbir arkadaim yokken yalnizliimi onunla gidermi, belki ilk oyunlarimi onunla oynami, çocukluumun bütün sirlarini onunla paylamitim. Gerçi Sunny'le konutuklarimizi bile hatirlamiyorum. Hepsi aklimdan uçup gitmi, ama onun yaninda kendimi neeli, güvende ve özgür hissetmi olmaliyim. nsanin her istediinde yaninda bulabilecei böyle bir arkadai olsa hayat ne kadar güzel olurdu. Ama bu imkânsizdi, gerçek yaamda, gerçek kiilerden hiç kimse, hiç kimseye böyle kölece bir balilik göstermezdi. Ya Mevlânâ? Nasil da hiç itiraz etmeden, hiç ikâyet etmeden dileklerini yerine getirmiti ems'in. Üstelik, onurunu, gururunu hiçe sayarak. Sahi bunu niye yapmiti? ems'i sevdiinden? Nasil bir sevgidir ki bu, karisindakini sürekli sinamak gerekliliini hissediyor? Sadece sinamak olsa iyi, en çok sevdiklerinden bile vazgeçmeni istiyor. Mevlânâ sevdiklerinden vazgeçti mi? Eer ems kötü niyetli olsaydi, ne karisi Kira Hatun kalirdi, ne de olu Bahaeddin. Mevlânâ'ya kadar gitmeye gerek yok ki; babam ah Nesim için bizi birakmadi mi? Evet, gerçekten ne kadar da benziyor babam ile ah Nesim'in ilikisi Mevlânâ ile ems'inkine. Belki de onlardan esinlenmitir babam. Esinlenmek mi, açikça örenmitir desene una. Belki de dinsel bir ritüeldir bu. Ziya Bey'in babasi zzet'e Bey'e sormali bulutuumuzda. Babamin çocukluk arkadaiymi, üstelik ayni dergâhta büyümüler, ondan iyi kimse bilemez bunu. Çalan telefonun zili böldü düüncelerimi. Yine polisler mi? Aceleyle girdim içeri. Ardi ardina israrla çalmayi sürdüren telefonun ahizesini hizla kaldirdim. "Alo... Buyrun..." "Alo Miss Karen... Miss Karen siz misiniz?" K i s i k sesle konumasina ramen Mennan'i tanimitim. "Alo... MoniianBey. Buynm benim." "Miss Karen, polisler gittiler mi?" Birileri bizi dinliyormu gibi fisiltiyla konuuyordu. "Gitti. Bana geldiklerini nereden biliyorsunuz?" "Çünkü önce bize gelmilerdi. O Ragip denen bakomiser katil muamelesi yapti bana. Sizinle de sabah konumalari için ne kadar israr ettiysem dinlemedi beni." Heyecan içinde bir çirpida sayip dökmütü yaadiklarini. "Önemli deil" dedim sakinlemesi için. "Sorularini yanitladim oldu bitti. Ama kapkaççinin öldürülmesi gerçekten de tuhaf."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Tuhaf, hem de çok tuhaf Miss Karen." Sesi incelmi, tiz bir hal almiti. "Üstelik ceset de tam çantamin gasp edildii yerde bulunmu." "Merec-el Bahreyn" diye fisildadi. Sanki büyülü bir cümleymi gibi sesi titremeye balamiti. "ki denizin bulutuu yer. Tam sizin dütüünüz yer." Anlamsiz bir korkuya mi kapilmiti, yoksa bildii bir ey mi vardi? "Gerçekten tuhaf dedim kafasindakileri benimle paylamasi için. "Raslanti olmali." "Raslanti mi? Sizin eyalarinizi çalan adami öldürüyorlar, sonra da cesedini saldiriya uradiiniz yere birakiyorlar. Böyle raslanti mi olur?" Sinirlerim bozulmaya balamiti, gerginliimi belli etmemek için ii alaya vurdum. "Bakomiser Ragip gibi konumaya baladiniz Mennan Bey. Böyle giderse katil diye suçlayacaksiniz beni." "Estafurullah Miss Karen, o ne biçim söz. Benim sizi suçlamak gibi bir niyetim yok." "Biliyorum, biliyorum" diye yatitirdim hâlâ nasil biri olduuna karar veremediim Menan'i. Ama artik ne düündüünü de örenmek istiyordum. "Sahi beni niye aramitiniz?" "ey için, size eyi söyleyecektim." Sesi o kadar kisikti ki duymakta güçlük çekiyordum. "Biraz yüksek sesle konuur musunuz, hiçbir ey anlamiyorum." "Tabii..." O kadar gergindi ki konuurken yutkunduunu telefondan bile duydum. "Miss Karen" diye yeniden denedi. "Miss Karen, galiba cinayeti kimin ilediini biliyorum." Sözlerinin anlamini tam olarak kavrayamamitim. "Cinayeti kimin ilediini biliyor musunuz?" diye yineledi dudaklarim kendiliinden. "Evet, katili biliyorum." "Ne dediinizin farkinda misiniz Mennan Bey?" "Farkindayim, hemen konumamiz gerek." Tüylerim diken diken olmutu. Mennan ciddi görünüyordu. Yoksa bu ite konion Turizm'in sahibi Ziya Bey'in parmai mi vardi? Onunla ibirlii içinde olan Mennan imdi piman olmu, günah mi çikarmak istiyordu? "Peki kimmi katil?" diye sordum aceleyle. "Yava konuun lütfen..." dedi yine sesini kisarak, "telefonda anlatamam." "Nerdesiniz imdi?" "Otelin yakinindayim." Hiç düünmeden atildim. "Tamam, be dakika sonra lobide bulualim." 23 "Mevlevilikte ölünmez, sadece susulur."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Beti benzi atmi bir halde, lobinin en kuytu köesindeki geni koltuklardan birinin ucuna oturmu beni bekliyordu Mennan. Sanki izleniyormu gibi gergin bir tavirla birkaç kez kapiya baktiini gördüm. Ne olmutu bu adamcaiza böyle? Asansörün kapisini kapatip, ona yürürken resepsiyondaki görevli beni fark etti. Baini eerek küçük bir selam verdikten sonra uykulu gözlerini ovuturup büyük bir ilgiyle bizi izlemeye hazirlandi. Fikrimi deitirip resepsiyona yöneldim. Üzerine doru geldiimi fark edince hemen toparlandi. Bu gece yaananlar için kendisini suçlayacaimi düünmü olmali ki heyecandan resepsiyon masasinin üzerindeki kalemlie çarpti, kalemler yere yuvarlandi. Ayaklarimin dibine kadar gelen siyah bir tükenmezkalemi eilip aldim. Yeniden dorulduumda görevli yanimda bitivermiti. "Zahmet etmeseydiniz, ben toplardim Miss Karen." "Önemli deil" dedim kalemi ona uzatarak. "Konuum var, bize çay hazirlatir misiniz?" "Çay mi?" Sabahin köründe nereden çikmiti imdi bu çay? Asilan suratina aldirmadan öteki isteklerimi de siraladim: "Yaninda biraz bisküvi, kurabiye gibi eyler olursa iyi olur." Merakli görevlimiz kolayca mutsuz bir adama dönüüvermiti ite. "Çay, yaninda da bisküvi öyle mi?" Sanki bir felaketi haber verir gibi siralamiti sözcükleri. "Bayat olmasin" diye uyardim. "Eer tazesi yoksa, hazir bisküvi paketlerinden birini açarsiniz." "Tamam, anladim" diye söylendi güçlükle. "Ama görevliler uyuyordur, yani benim hazirlamam lazim." Gözleri yardim dilercesine bakiyor, "ya öyle mi, o zaman bo verin" dememi bekliyordu. Elbette beklentisini yerine getirmedim, "Minnettar kalirim" dedim gülümseyerek. "Ha bu arada unutmayin lütfen, benim çayim sütlü olacak." "Tabii, tabii..." Surati iyice asilmiti. "Unutmam." Onu yere dailan kalemleriyle ba baa birakip, Mennan'a yöneldim. Ayakta bekliyordu, beni görür görmez oturduu koltuktan kalkmi olmaliydi. Elinde deri ciltli, kalin bir kitap tutuyordu. Bu kitap da neyin nesiydi? Yoksa Kuran mi getirmiti yaninda? Eer iimiz kutsal kitaplara kaldiysa Mennan'in bildii bir ey yok demekti. Katili bulduk diye bo yere mi heyecanlanmitim? Gözlerini bana dikmi, özür diler gibi bakiyordu. Bu adam titriyor muydu yoksa bana mi öyle geldi. Onu biraz toparlasam iyi olacakti. Gülümseyerek elimi uzattim. "Ho geldiniz Mennan Bey." Hiç sesini çikarmadan, elimi güçsüzce sikti. "Buyrun, oturun lütfen." Sakin halime airmi gibiydi ama söylediimi de yapti. "Çay söyledim, biraz da yiyecek bir eyler..." "Ne?" Sanirim ne dediimi tam olarak anlamamiti ama, kibarlik olsun diye, "Teekkür ederim" dedi. Gözleri sabirsizca kipirdaniyor, sanki hemen konuya girmek istiyordu. Aslina bakarsaniz benim ruh halim de ondan farkli deildi. Bildiklerini duymak, söylediklerinin ne kadarina inanabilirim anlamak istiyordum. Bakilarim, sanki kutsal bir hazineymi gibi kucainda simsiki tuttuu kitaba kaydi. "u kitap" dedim cilt kapain üzerindeki yazilari okumaya çaliarak. "Sizin kutsal kitabiniz mi?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Onun da bakilari aninda kitaba döndü. "Yok, Kuran deil. Ariflerin Menkibeleri." Gözlerimdeki soru dolu ifadeyi görünce açikladi. "Mevlânâ Hazretleri'nin yaadii dönemi anlatiyor. Tabii yaamma girmi insanlari da." Rumi'nin yaamindaki insanlar ha. Demek ki ems'ten de bahsediyordu bu kitap. Yine dönüp dolaip ems'e gelmitik ite. Mennan buraya kadar bouna taimami olmaliydi bu kitabi. "Kim yazmi?" "Ahmed Eflaki adinda tasavvuf ehli bir yazar." Hiç adini duymamitim. Bu kadar önemli biriyse, babam mutlaka kitaplarini okumutur. Belki bana da bahsetmitir, eer öy-leyse bu bilgi de ötekiler gibi aklimin karanlik bahçesinde kuruyup kalmi olmali. "Mevlânâ'yla ayni dönemde mi yaami bu Eflaki?" "Daha sonra olmali. Bu kitabi Hazreti Mevlânâ'nin torunu Ulu Arif Çelebi'nin anlattiklarina dayanarak yazmi." "Mevlânâ'nin öz torunu mu?" "Tabii, Bahaeddin Veled'in olu. Hatta Eflaki'nin Sultan Veled'i gördüü bile söylenir." Sultan Veled, ems'e eyhim diyen u saygili genç olmali, peki Kimya'nin yaninda gördüüm, o gözlerinde öfke bulutlari gezen isyankâr delikanli kimdi? Emin olmak için sordum. "Sultan Veled'den biraz küçük bir olu daha vardi deil mi Mevlânâ'nin?" Surati gölgelendi. "Ortanca olu Alaeddin. Pek muteber biri sayilmazmi aile arasinda." ems de hiç sevmiyordu bu genç adami. "Neden acaba?" "Tam bilmiyorum ama uyumsuz bir çocukmu. ems'le de sorunlar yaami. ems'in karisi Kimya Hanim'a saygisizlik yaptiini söylüyorlar." Rüyamda gördüüm kadanyla Alaeddin ile Kimya birbirlerine pek yakindilar, onlara uzak olan bizim siyahlar içindeki derviti. Tamam Alaeddin'e kiziyordu, ama Kimya'yla da ilgilenir gibi bir hali yoktu. Neyse, artik iin aslini örenmenin zamani gelmiti. Elimle kitabi göstererek sordum. "Peki bu kitabin kapkaççinin öldürülmesiyle ilgisi ne?" Yutkunarak kitaba bakti. "Tek baina ilgisi yok" dedi titreyen ellerini ciltli kapain üzerinden kaldirarak. "Ama baimiza gelenlerle, bu kitabin içindeki bilgileri birletirince..." Tahmin ettiim gibi bouna heyecanlanmitim, Mennan'in katili bildii filan yoktu. Birtakim mistik olaylardan bahsedecekti. Hayal kiriklii içinde arkama yaslanarak alayci bir dille sordum. "Ne oldu, bilgileri birletirince katil mi ortaya çikti?" O kadar gergindi ki alay ettiimi bile anlamadi. "Evet" dedi tutkuyla. "Sizin Konya'ya geldiinizden bu yana yaadiklarinizla, kitaptaki bilgileri karilatirinca katilin kim olduunu buldum." Söyleyeceklerinin akla hayale simayacak saçmaliklar olacai-ni bilmeme ramen, belki de iin içine beni de kattii için heyecanlanmaktan kendimi alamadim. "Kimmi?" diye sordum merakla.

www.soncemre.com Katili açiklamak yerine,

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Euzubillahi mineeytanirracim" diyerek sadece eytan kelimesini anladiim bir dua okudu. Ardindan sanki görünmeyen birileri bizi izliyormu gibi saa sola bakti. Davranii mantiksizdi, dahasi komikti ama bütün bunlari o kadar büyük bir ciddiyet içinde yapiyordu ki, tüylerimin diken diken olmasina engel olamadim. Cinleri, eytanlari kovduuna ikna olduktan sonra, kulaima doru eildi. "Katil ems..." dedi korku ve sayginin birbirine karitii bir sesle. "ems-i Tebrizi Hazretleri." Yüreimin hizli hizli çarpmaya baladiini hissettim. Ondaki gerginlik bana da geçmiti. Neler oluyordu bana? Bu akildii sözlere gerçekten de inaniyor muydum? Kimdim ben, mistik olaylarin iiinda yaaminin anlamini arayan babamin kizi Kimya mi, yoksa bütün olaylara son derece mantikli bir ekilde bakmaya çalian annemin kizi Karen mi? Galiba ikinci olmak istiyordum; bu yüzden, Mennan'in ne söylediini çok açik bir ekilde iitmi olmama ramen, belki de biraz daha düünmek için onaylatma gerei duydum. "ems, yani Mevlânâ'nin gönül dostu ems mi?" "Ta kendisi" dedi gözlerindeki, neredeyse dehete varan o tuhaf ifadeyi yitirmeden. "Mekâni cennet olsun ems-i Tebrizi Hazretleri." inanmayan hatta biraz da küçümseyen bir ifade takindim. "Lütfen biraz mantikli olun Mennan Bey." Aslinda uyan kendimeydi. Zaten sözlerim de Mennan'nin üzerinde hiç etkili olmadi. Nasil bu kadar aymaz olabilirsiniz der gibi bakmaya baladi. Aldirmadan sözlerimi tamamladim. "Lütfen biraz akla yakin konuun. Söylediiniz ey, ancak masallarda olur ya da korku filmlerinde. Hiçbir cinayet davasi böyle çözülmez. Bize ems gibi yedi yüz küsur yil önce ölmü hayali suçlular deil gerçek zanlilar lazim." Aciyarak bakiyordu bana. "Hiçbir eyin farkinda deilsiniz Miss Karen" dedi. Sesi üzüntü içinde yüzüyordu. "Hiçbir ey bilmiyorsunuz. Mevlevilikte ölünmez sadece susulur. Ölenler ise sadece susmu kiilerdir. Onlar aramizda yaamaya devam ederler. ems gibi büyük sirlara ermi Tanri erleri ise, Kiyamet Günü'nü haber veren israfil Aleyhisse-lam borusunu öttürünceye kadar kim bilir kaç kez seçilmi kullara yardim etmek için bize görünürler. Suskunluklarini bozarak bizimle konuurlar." tri iri açilmi gözlerini yüzüme dikerek, "Anlamiyor musunuz Miss Karen?" diyerek sesini yükseltti. "ems Hazretleri size yardim ediyor." Bana yüzüü veren kiinin ems olduunu düünmeye baladiimdan beri zihnimde hep bir seçenek olarak duran, ama inanmak istemediim bir varsayimdan söz ediyordu. Bedenim korkuyla ürperse de aklim direnmeyi sürdürdü. "imkânsiz" diyerek kari çiktim. "mkânsiz ama, diyelim ki bir mucize oldu da sizin ems Hazretleri bana yardim etmeye geldi. Diyelim ki mezarindan çikti ya da sizin deyiminizle suskunluunu bozarak dünya ilerine müdahele etmek istedi. Ama söyler misiniz, o kapkaççiyi öldürerek bana nasil bir yardimda bulunmu oldu? Üstelik, onun gibi insanliin en olgun mertebesinde olan bir dervi, karisindaki adi bir hirsiz bile olsa, cana kiyar mi? nsan öldürür mü?" Eliyle kitabin üzerine usulca vurarak, "Balarda ben de sizin gibi düündüm." Yine sesini kismiti. "Mesela Mevlânâ Hazretleri karincayi bile incitmekten kaçinirmi. Birakin iddet uygulamayi, en rezil insanlara bile kötü söz söylemek yerine, onlarla karilamamaya çaliirmi. Ama ems-i

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Tebrizi Hazretleri bakaymi." ems'in sözleri yankilandi kulaklarimda. "Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. Hem iyi tarafimi, hem de kötü tarafimi gösterdim ki beni taniyabilsin." Ama hemen kovdum bu sesleri kulaimdan. Ne düündüümden habersiz olan Mennan kendini kaptirmi anlatiyordu, o kadar çok inaniyordu ki söylediklerine neredeyse gözleri yalarla dolacakti, imam hatip okulunda okuduu günlerdeki genç Mennan olup çikivermiti anlailan. "Hepsi bu kitapta yaziyor. ems Hazretleri'nin bir unvani da Seyfullah'mi. Yani 'Allah'in Kilici'. O kendisine ve sevdiklerine saygisizlik edenleri hiçbir zaman bailamami." Kaim parmaklan kitabin sayfalarini araladi. "Bakin burada yaziyor ite. 'Kalbi uyanik bazi büyükler ems-i Tebrizi'ye Seyfullah (Allah'in Kilici) derlerdi; çünkü o kimden incindiyse, ya onu öldürür ya da ruhunda yaralar açardi.'" "Bu sözler hiçbir ey kanitlamiyor." Neden anlamiyorsunuz dercesine baini salladi. "ems-i Tebrizi Hazretleri asla siradan bir dervi deildi. Size bu kitapta yazan birkaç olayi anlatmak istiyorum. ems-i Tebrizi Hazretleri bir gün Kayseri'den Aksaray'a gelmi. Oradaki bir mescitte konaklami. Yatsi namazindan sonra caminin müezzini kaba bir ekilde onu kovmaya kalkimi. 'Buradan git, baka yerde konakla' demi. ems Hazretleri adami iknaya çalimi. 'Beni mazur gör, buralarda yabanci bir adamim, kimseyi tanimiyorum. Birak urada rahat edeyim' demi. Ama müezzin ii terbiyesizlie kadar vardirmi, ems Hazretleri'ne hakaretler yadirmi. Bunun üzerine ems Hazretleri, kalkmi mescitten çikmi, ama giderken de müezzine dönmü. 'Dilin isin' demi. Aninda müezzinin dili imeye balami. ems Hazretleri de hiç aldirmadan Konya'nin yolunu tutmu. O sirada camiye gelen imam, müezzini yerde can çekiirken bulmu. 'Ne oldu, ne bu halin?' diye sorunca müezzin, 'Beni bu hale getiren o gezgin dervitir. Git onu bul, yoksa öleceim' demi, imam hemen yola koyulmu, Kulkul Suyu'nun oralarda ems Hazretleri'ne ulami. Bu büyük derviin ayaklarina kapanmi, 'Aman, o miskin sizin ne kadar büyük bir adam olduunuzu bilemedi, ne olur onu bailayin' demi. Özürler dilemi, ricalarda bulunmu ama ems Hazretleri baini sallami, 'i iten geçmitir ve hüküm çikmitir, ben bir ey yapamam, ama onun imanla ölmesi ve ahiret azabi görmemesi için dua ederim' demi. ems'in sözünden dönmeyecek kadar kararli biri olduunu anlayan imam, ona inanmi ve mürit olmu. Yeniden camiye döndüünde bakmi ki, zavalli müezzin boularak çoktan Hakk'in rahmetine kavumu." Bu gerçeklii kukulu söylentilerle, ems'in kiilii arasinda nasil bir ba kurmutu Mennan anlamiyordum. "Bunlara inaniyor musunuz?" diye sordum. "Daha çok bir efsaneye benziyor." Büyük bir mucizenin içinde yaayan birinin yatitirilamaz hayretiyle açiklamaya baladi. "Efsane deil, bunlar gerçek. Ahmed Eflaki Dede bunlari Mevlânâ'nin eserlerinden, olu Sultan Veled'in yazdiklarindan, o dönem yaami insanlarin tanikliklarinin yer aldii kaynaklardan yararlanarak kaleme almi. Tamam belki biraz abartmi olabilir. Ama ems Hazretleri'nin kudreti hakkinda o kadar çok hikâye var ki. Mesela bir de Badat'ta geçen bir olay var." Dinlemek isteyip istemediimi sormadan baladi anlatmaya. "ems Hazretleri bir gün Badat'ta bir sarayin kapisindan geçiyormu. Bir müzik sesi duymu, dinlemek için içeri girmi. Sarayin efendisi onu görünce kölesine emretmi. "u dervie vur da gitsin.' Köle kilicini çekerek ems Hazretleri'nin üzerine saldirmi, fakat kaldirdii elini indirememi,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

çünkü koluna felç gelmi. Efendi, öteki köleye emretmi. Ama onun da ems Hazretleri'ne vurmak için kalkan kolu donup kalmi. ems Hazretleri de saraydan çikip gitmi. Sarayin efendisi arkasindan asker yollami ama ona kimse yetiememi. Sarayin efendisi de iki gün sonra ölüp gitmi." Yüzü heyecanla parliyordu; alnindaki ter damlalari, gözlerindeki iik, yanaklarini basan ate, mimikleri, azini açii, hepsi gösteriyordu ki Mennan bütün benliiyle inaniyordu anlattiklarina. Ama o anlattikça ben korkularimdan, o mistik saçmaliklardan kurtulmu, bedenimi, ruhumu, beni ben yapan ne varsa hepsini aklimin emrine sokmutum yeniden. "Üzgünüm ama Mennan Bey, anlattiklarinizin hiçbiri ems'in yedi yüz küsur yil öncesinden gelip cinayet ileyeceini kanitlamiyor." Çok önemli bir sir söyleyecekmi gibi etrafina bakindiktan sonra: "Mesele cinayet deil" dedi fisildayarak. "Hâlâ anlamiyor musunuz ems Hazretleri, size yardim etmek için burada." Yine bir ürperti dalgasi yaladi sirtimi. Mennan da susmu, sözlerinin anlamini kavramam için bekliyordu. Yüzünde çok önemli bir firsati kaçiriyorsunuz diyen bir ifade vardi. "Bunun kiymetini bilin" diye baladi söze. Artik sesi biraz daha yüksek çikiyordu. "u Konya'da binlerce insanin dileidir bu. Sizin ayainiza gelmi, geri tepmeyin. Yapmayin, ems Hazretleri'nin size yardim etmesine izin verin." Kötü bir ey söylemiyordu aslinda, üstelik son derece nazik bir üslupla konuuyordu yine de canimi sikti sözleri. "Benim yardima ihtiyacim yok ki" dedim ilgisiz bir tavir takinarak. "Oteldeki yangin kaza mi, sabotaj mi, onu mu söyleyecek bize? Bu gerçei mi açiklayacak?" Azimdan bu sözler çikarken, ems'in sesi yine çinlamaya baladi kulaklarimda. "Yangim kimin çikardii hakikatle ilgili deil... Parayla ilgili. Sen ecinnilerin cirit attii o yangin yerinde hakikati aramiyorsun, parayi ariyorsun. Hakikat paradan daha deerlidir." Sanki ayni sözleri iitmi gibi: "ems Hazretleri'nin hakikati, oteldeki yangini kimin çikardii gerçeinden daha büyüktür" dedi Mennan sakin bir tavirla. "Hangi konuda yardim edeceini bilmiyorum, ama lastiin tam da ems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde patlamasi bir rastlanti deildi, size o yüzüün verilmesi de." Gözleri çakmak çakmak olmutu. Alnindaki ter damlaciklari neredeyse kalarinin arasindan yüzüne süzülecekti, aldirmadan sürdürdü. "Evet, Miss Karen o yüzükten akan da boya filan deildi, kesinlikle kandi. Ve size saldiran hirsizin sol elinin kesilerek, boazina sokulmasi da raslanti deildi. Çünkü hirsiz, ems-i Tebrizi Hazretleri'nin size verdii yüzüü de çalmiti. Üstelik bu ii ems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk bulutuu yerde yapmiti. Bundan büyük saygisizlik olur mu? ems-i Tebrizi Hazretleri bu saygisizlia hiç göz yumar mi? Hirsizlik yaptii için, Kuran'daki Maide suresinde söylendii üzere 'Hirsizlik yapanin suçu sabit oldu mu, Allah tarafindan ceza olarak ellerini kesin' buyruunca, önce kapkaççinin elini bilekten kesti, ama size verdii kutsal emaneti yani kanayan yüzüü çaldii için, üstelik bu ii, gönül yoldai Mevlânâ Hazretleri'yle bulutuklari yerde yaptii için de adamin elini boazina sokarak öldürdü. Çünkü ödül gibi ceza da haktir diye buyurulmutur." Doru fikir yürütüyordu, olaylari gayet zekice birbirine balamiti, vardii sonuç da mantikliydi, ama varsayiminin üzerinde yükseldii zemin tümüyle hayali, tümüyle gerçekdiiydi. Yine de onunla tartima gerei duydum. "Diyelim ki söyledikleriniz doru. Diyelim ki yedi yüz küsur yil önce ölen bir dervi bir konuda bana yardim etmek istiyor. Bunu niye yapsin? Ben onun nesiyim ki? Daha Londra'dan geleli iki gün oldu. Üstelik Müslüman bile deilim." Mennan'in yaniti hazirdi. "Babaniz Poyraz Efendi. O da bir Mevleviymi, Tanri eri olma yolundaymi. Gerçi dergâhi birakip

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Londra'ya gitmi, sonrasini bilmiyoruz ama..." Sonrasini bilmiyormu, herife bak, bir de ima yapiyor. Bir babam kalmiti bu ie bulatirilmayan. "Babami bu ie karitirmayin." Emir verir gibi çikmiti sözcükler azimdan. Kati, kesin, sinirli. Sinirlendiimi fark etmemi olamazdi Mennan, fakat olaya öyle kaptirmiti ki kendini, büyük bir cesaretle beni ikna etmeyi sürdürdü. "Ama olanlari anlamak için..." "Yeter." Artik sesim azarlar gibi çikiyordu. "Yeter, babamin bunlarla bir ilgisi yok." Nerede yanli yaptiini bulmaya çaliir gibiydi. "Niye sinirlendiinizi anlamadim." "Nasil sinirlenmeyeyim" diye çikitim. "Sabahtan beri bana abuk sabuk hayalet hikâyeleri anlatiyorsunuz, sizi sabirla dinledim. Akla hayale simayacak senaryolar yazdiniz yine sesimi çikarmadim, ama buraya kadar. Aileni hakkinda konuamazsiniz. Babamdan bahsediyorsunuz, tanimadiiniz bir insan hakkinda nasil fikir yürütürsünüz?" Ne diyeceini bilemeden ardi ardina yutkunduktan sonra konuabildi: "Özür dilerim, amacim ne babaniza dil uzatmak, ne de sizi üzmekti." "Üzdünüz ama" dedim uzlamaz bir tavirla. Babam hakkinda konumasi gerçekten de zoruma gitmiti, fakat beni asil çileden çikartan ileri sürdüü görülerle, gece rüyalarimda gördüüm kâbuslari gündüzlere taimasiydi. Korkularimin gerçek çikacai kehanetinde bulunmasiydi. Öfkeme engel olamiyordum. "Siz" diye suçladim onu acimasizca, "Siz, olmasini umduunuz eyleri olmu gibi gösteriyorsunuz. Bakin Mennan Bey, insanlarin inançlarina saygi duyarim, ama bakalarina dayatmadiklari sürece. Bu olayin ems'le ilgisi yok, olamaz da. Sakin polisin yaninda böyle konumayin. Deli muamelesi yaparlar size." Karilik verecekti ki merakli resepsiyon görevlisi yüzünde sikintili bir ifade, elinde çay tepsisiyle lobide belirdi. Onu görünce sustu Mennan. Konusa ne olacakti ki, artik beni inandiramayacaini biliyordu. Boynunu bükerek, kucainda duran yedi yüz yillik kitabi saygiyla kapatti. 24 "Kuku yok ki hüküm onundur." Odama döndüümde güne hâlâ puslu bulutlarin ardindan çikmamiti. Emniyete saat onda gideceimizi söylemiti Mennan. Ona biraksam önümüzdeki dört saat boyunca benimle ems konusunu tartiacakti. Bu firsati kaçirmak istemiyordu. Yillardir kitaplarda okuduu, ondan bundan duyduu ama gerçekletiine bir türlü tanik olmadii mucize, Londra'dan gelen bir kadinla birlikte karisina çikivermiti. Kesinlikle inaniyordu buna. nanmasa mistik bir dedektif gibi gece boyunca yaklaik yedi yüz yil önce yazilmi bir kitabin içinde gerçek bir cinayetin katilini aramaya kalkiir miydi? Eminim gözünü hiç kirpmamitir. Eve gider gitmez okumaya balami olmaliydi Ariflerin Menkibelerim. Bakomiser Ragip'in ziyaretiyle kesilmitir okuma süreci. Polisler gider gitmez de heyecanina engel olamayarak beni aradi ite. Kim bilir imdi nasil mutsuzdur. "Evinize gidip uyuyun" dedim ama sözlerim hiçbir ie yaramayacak. Sanirim ofisine giderek, yeni kanitlar bulmak için yeniden karitirmaya balayacak o kitabin sayfalarini. Belki baka kaynaklarda arayacak tezinin kanitlarini. Kan çanaina dönmü gözlerindeki o çilgin ifade neydi öyle? Zavalli adamcaiz aklini kaçirmasa bari... Mennan'a söylüyordum ama benim halim de ondan çok farkli deildi. Üstelik o, geçmii kitap sayfalarinda okuyor, ben rüyalarimda bire bir yaiyorum. Sahi ne oluyordu bana? Dur, dur... Bana bir ey olduu filan yok. Rastlantilar, sadece birbiri ardina gelen rastlantilar. Eer

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Mennan'in u dinle ilgili takintisi olmasa, o da yaananlari rastlanti olarak deerlendirirdi. Belki de baimiza gelen bu tuhaf olaylari otel yanginiyla ilgili soruturmamiza balardi. Örnein dün gece bana yapilan saldirinin arkasinda konion Turizm'in olduunu düünürdü ki, bu hiç de uzak bir olasilik deil aslinda. Londrali kadin bir gece hiç bilmedii bir kentte saldiriya urar. Amaç onu korkutmak, Yakut Otel'de çikan yanginin bir kaza deil, sabotaj olduunu aratirmaya kalkimasini önlemek, patronunun parasini deil, kendi canini düünerek hemen Londra'ya dönmesini salamaktir. Son derece makul bir varsayim. Evet, mistik duygulari güçlü olmasa Mennan tam da böyle düünürdü. Tabii konion Turizm'in tertipledii bu tezgâhin içinde kendisi de yer almiyorsa. Yok canim, bu geceki halini gördükten sonra Mennan'in böyle bir planin içinde yer almadiini artik kesinlikle söyleyebilirim. O kadar emin olma, u yeni satin alinmi Mercedes meselesini örenmedin hâlâ... Bilmiyorum, bana bu ilere bulaacak biri gibi gelmiyor. Belki balarda bu entrikanin içinde yer aliyordu da, kapkaççi cinayetiyle birlikte pimanlik duymaya balamiti. Yüzündeki dehetin nedeni de buydu. Dümanlarimla ibirlii yaptii için ems tarafindan cezalandirilacaini düünerek büyük bir korkuya kapilmiti. Öte yandan ems'e dair anlattiklari, daha dorusu onun deil de kendisi de bir Mevlevi olan Ahmed Eflaki'nin yazdiklari çok airtici. ems gerçekten de bu kadar acimasiz biri miydi? Eflaki'nin verdii örnekler öyle olduunu söylüyor. Aslinda bunu tam olarak bilmek imkânsiz. Yazar bire bir gördüklerini, yaadiklarini kaleme almami ki. kinci ya da üçüncü kiilerden duyduklarini, okuduklarini yazmi. Yazarken de doal olarak kendi düünce ve duygularini da katmi iin içine. Yazdiklarinin ne kadari gerçek, ne kadari kurgu kestirmek zor. Ama ems gibi, Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin yaaminda büyük önemi olan bir derviin mezarinin ayni türbe içinde yer almiyor olmasi bile manidar. Mevlânâ'ya kendi ailesinden bile daha yakin olan bu dervi, sanki birileri tarafindan ondan uzaklatirilmi, yok sayilmak istenmiti. Mevlânâ'nin diindan bakildiinda bile gerçek bir sanat yapiti olduu anlailan o yeil kubbeli türbesinin yaninda, ems'in mütevazi türbesi ve camii, siradan binalarin arasinda unutulmu küçük bir mescit gibi kaliyor. Bunu neden yapmilardi ki ona? Yaaminin son dönemlerinde yanli bir davranita mi bulunmutu? Mevlânâ'nin ailesinden birini mi incitmiti? Bilmediim ne kadar çok ey vardi bu adam hakkinda. Ama en önemlisi nasil öldüüydü. Böylesine ilginç bir insanin yaami nasil, ne ekilde son bulmutu acaba? Bu soruyu kendime ikinci kez sorduumu hatirlayinca canim sikildi. Aslinda yaniti bulmam çok kolaydi. Bilgisayari açsam, Google adindaki sanal cin hemen söylerdi nasil öldüünü. Ama u anda bunu yapacak enerjiyi kendimde bulamiyordum. Saate baktim henüz altiyi yirmi üç geçiyordu. Biraz uyusam. Bakilarim aceleyle toparlanmi yataima, kaydi, yok yeniden oraya uzanmak gelmiyordu içimden. Oysa bu gece doru dürüst; uyuyamamitim bile; baim zonkluyor, boynum ariyor-, gözlerimin içi yaniyordu. Belki ilik bir banyo iyi gelirdi. Banyoya geçtim, küvet pek öyle ahim ahim deildi ama iimi görürdü. Sicak ve souk su musluklarini açarak istediim isiyi elde ellikten sonra küvetin dolmasi için öylece biraktim. Pantolonumu çikartirken, sol bacaimdaki morartiyi fark ettim. Kalça kemiimin hizasindaydi, dokununca için için ariyordu. Dütüümde çarpmi olmaliydim. Aynada sirtima baktim, derin olmasa da çizikler vardi. Yine de ucuz atlatmitim, sert bir düüle baimi çarpabilir, beyin kanamasindan ölebilirdim. Döndüm, bakilarim karnima kaydi, bebei de kaybedebilirdim tabii. Neyse ki bir ey olmamiti. Ne kanama vardi, ne de bir ari. Ellerimi karnimin üzerine koydum. Ne bir kipirti, ne içerdeki canlinin varliini gösteren bir duygu. Ama biliyordum bebeim oradaydi. Nasil biri olacakti acaba? iyi biri olacakti, emindim bundan, onu iyi yetitirirsek, kötülüün kol gezdii bu dünyada az sayidaki iyi insandan biri olacakti... Bu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kadar emin konuma, ya annemin nefret ettii, kendini dünyanin göbek delii zanneden egosu ikin manyaklardan, bakasinin görülerine tahammül edemeyen züppelerden, empati duygusu gelimemi insan görünümlü ilkel varliklardan biri olursa. Neler geçiyordu aklimdan böyle? Yerimde baka bir hamile kadin olsa, çocuun kiz mi, erkek mi olacaini düünürdü. Benim aklim ise nelere çaliiyor. Ee ne de olsa eski hippi, her zaman muhalif Susan'in kiziydim. Sahi bizim bebek kiz mi, yoksa erkek mi olacakti? Kime benzeyecekti, bana mi, Nigel'a mi? Siyahi bir bebek! Nasil eker bir ey olurdu kim bilir? Annem mutluluktan kafayi yerdi herhalde. Bebein melez olmayacai ne malum? Ya da benim gibi beyaz. Ama bunlarin yaniti örenmek için önce bebei dourmaya karar vermem gerekiyordu. Benim mi? Nigel'a sormayacak miyim? Sordun ya, istemediini söyledi. Sen de kuzu kuzu kabul ettin. Hayir, sadece sessiz kaldim, kendi fikrimi söylemedim. Çünkü karar vermi deildim, hâlâ da ne yapacaimi bilmiyorum. Zaten u anda bebek hakkinda karar vermekten daha önemli sorunlarim var. Vakit yitirmeden u Yakut Otel yangini hakkindaki raporumu yazip, buradan gitmeliyim. Nasil gideceksem, artik pasaportum da yok. Küvetin yaridan fazlasi dolmutu, elimle suya dokundum, tam istediim gibiydi, ne çok sicak, ne de souk. Daha fazla bekleme-den küvete girdim, boylu boyunca uzandim ilik suyun içerisine. Oh, çok iyi gelmiti. Parmaklarimin ucundan, saçlarimin dibine kadar bir rahatlama yayildi. Küçükken annemle birlikte girerdik küvete. Bunun gibi deil, nerdeyse üç kiiyi alabilecek kadar geniti küvetimiz. Daha jakuzi icat edilmeden önce büyükbabam Ken özel olarak yaptirmiti. Annem küvete girmeden önce bütün iiklari kapatir, mumlan, tütsüleri yakar, lavantadan, ihlamura, defneden, zeytin aacina kadar doadan topladii kimi otlari, yapraklari, bitki köklerini suya atar ve tabii huzur verici bir de müzik koyarak, banyomuzu eski zaman kavimlerinin ayin odasina çevirirdi. Bazen kendi yaptiina kendi de güler, bazen de bilimsel açiklamalara giriirdi. "Bütün canlilar sudan geldii için, su bizi rahatlatiyor. Çünkü aslimiza, ana kucaina dönüyoruz. Bu, ana kucaina dönüümüzü kutlama törenidir." Annemin kizila çalan san uzun saçlarini suyun üzerine saliini, sanki bir tanriçaya bakar gibi merakla, büyük bir saygiyla izlerdim. Her ne kadar annem u anda benden binlerce kilometre ötede de olsa onu düünmek bile bana güven veriyordu. Kendimi ana kucaindaki bir çocuk gibi doygun ve huzurlu hissediyordum. Ilik su bedenimdeki bütün airlii aliyor, zihnim tatli bir uyuuklua doru usulca kayiyordu. Piyano eliinde söylenen bir blues arkisi çinlamaya baladi kulaklanmda: Amerika'dan gelen Kizilderili bir caz arkicisinin bestesiydi. arkinin ismi: "Genç Da Rüzgârinin Bahçedeki lk Gezintisi"ydi. Bahçeyi ilk kez gören bir rüzgârin gözünden aaçlann, çiçeklerin, otlarin ve insanlarin anlatilmasi. Bu arkiyi ilk kez nerede dinlediimi hatirlamasam da, gözlerimi kapatarak ben de katildim rüzgârin bahçedeki gezisine. Bir çiçektozunun, rüzgârin saydam kanatlarina binerek aaçlarin arasina dalmasina benziyordu bu gezi. Kestane aaçlarinin, kavaklarin, meelerin farkli tonlardan oluan yeil yapraklarinin arasindan geçiyordum. Ilik, nemli bir buu yüzümü yaliyordu. Yere yaklainca güzel bir sürpriz gibi san, pembe, mor, kirmizi, beyaz renkli kasim-patilar, ortancalar, menekeler belirdi gözlerimin önünde. Renkleri o kadar canli, çiçekleri o kadar narindi ki, güzellikleri baimi döndürüyordu. Ansizin onu fark ettim, taze çimenlerin arasinda air air ilerleyen bir kaplumbaa. Yaklatim, sirtinin sa tarafinda bir papatya resmi vardi, sol yaninda ise bari iareti. Bu bizim Cornelius'tu; annem sekiz yaindayken dedemin ona arkada olsun diye aldii kaplumbaa. Sol taraftaki ban iaretini annem çizmiti, babamla tanitii Dou gezisinden döndükten sonra, sa taraftaki papatyayi ise ben çizmitim babam bizi terk etmeden önce. yi de Cornolius ölmemi miydi? Annemle birlikte onu dev çinar aacinin altina gömmemi miydik? Eilip ailemizin belki de en eski üyelerinden biri olan bu yali kaplumbaanin sert sirtini

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

sevgiyle okadim. Sanki hissetmi gibi o komik kafasini diari çikarip beni selamladi. Ayni anda tanidik bir sesin söyledii tamdik bir tekerleme çalindi kulaima. Hu, hu, hu dervi / Dervi bir dergâh açmi / Etei sirlar saçmi /Ama kimse bilmemi / Hu, hu, hu dervi / bai göklere ermi / sakali yere demi / Dudai sirlar saçmi / Ama kimse duymami... Bu, bebekken babamin beni uyutmak için söyledii bir tekerlemeydi, tipki ninni gibi. Aradan yillar geçtikten sonra da bu tekerlemeyi unutmadiimi söylerdi annem. lkokula gidene kadar bebeklerimi uyutmak için ben de mirildanir dururmuum. iyi de imdi kim söylüyordu bu tekerlemeyi? Baimi sesin geldii yöne çevirdim, bulutsuz bir gökyüzü kadar mavi bir çift göz kariladi beni. Kivircik sari saçlari sabah güneinin iiklan altinda parildiyordu. "Sunny" diye mirildandim akinlikla. "Sunny sen misin?" Soruma hiç airmami gibiydi. "Benim" dedi her zamanki masum tavriyla. "Yoksa seni unuttuumu mu sanmitin?" Sesindeki sitem fark edilmeyecek gibi deildi. Sen beni unuttun ama, ben seni aklimdan hiç çikarmadim der gibi bakiyordu mavi gözleri. Boazimin düümlendiini, gözlerimin yaardiini hissettim, kollarimi açarak kucakladim onu. "Sunny! Seni çok özlemiim." O da bana simsiki sarildi. "Ben de seni." Hayali arkadaim artik soyut bir varlik deil, sesiyle, bedeniyle gerçek bir insandi. "Hiç deimemisin" dedim birbirimizden kopunca. "Hâlâ çok güzel bir çocuksun." Tepeden tirnaa süzdü beni. "Sen deimisin." Buruk bir ifade yerlemiti mavi gözlerine. "Annen gibi olmusun, ben eski halini daha çok seviyorum." Etrafa bakindim, evet annemin bahçesindeydik. Ben büyümütüm ama ev hiç deimemiti; tipki o günlerdeki gibiydi. Bakilarim yeniden ilk sirdaim, ilk arkadaim Sunny'e kaydi. "Ne yapiyorsun burada?" "Seni bekliyorum." "Beni mi? Niye?" "Çünkü beklememi söylemitin. Hatirlamiyor musun, havuzun bainda oynuyorduk hani..." Havuzu imdi fark ediyordum; Sunny'nin hemen arkasindaydi. Bizim sakli bahçemiz. Yeil yosunlarin arasinda kirmizi baliklarin yüzdüü, üzeri beyazli sanli nilüferlerle kapli, çevresi talarla çevrili geni havuz. Karanlik basinca bir kurbaa korosunun neeli arkilar söyledii gizli oyun yerimiz. "Baban seni çairmiti" diye sürdürdü Sunny sözlerini. "Gitmek zorunda kaldin, ama giderken 'Sakin bir yere kipirdama, hemen döneceim' demitin. O günden beri seni bekliyorum." Çok utanmitim, uzanip çocukluk arkadaimin minik ellerini tuttum. "Özür dilerim Sunny" dedim pimanlik dolu bir sesle. "Seni unutmuum." Bailayan bir gülümseme belirdi yüzünde. "Senin suçun deil, bütün yetikinlerde oluyor, insanlar büyünce hislerine duyduklari güven azaliyor. Görmedikleri, dokunmadiklari, iitmedikleri, koklamadiklari, tatmadiklari eylere

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

inanmiyorlar. Hayal kurma yeteneini kaybediyorlar. Mucizelerin gerçek olamayacaini düünüyorlar. Sen de öyle oldun." Ne kadar güzel açikliyordu her eyi. "Bunlari nereden örendin?" Senin bana biraktiin kitaplardan demesini bekliyordum. "Bir arkadaimdan" dedi yüzünde gizemli bir gülümsemeyle. "Senin gibi bir arkadaimdan. Seni beklerken yalnizliima ortak olan bir yetikinden." "Yetikin! Yani büyük biri." "Evet, kocaman biri ama o büyüyünce de hayal kurma yeteneini kaybetmemi." çimde kiskançlia benzer kipirtilar uyanmaya baladi. "Kimmi bu arkadain?" "Onu taniyorsun." Sözlerinin doruluundan emin biri gibi konuuyordu, "istersen ona götürebilirim seni." Ne söyleyeceimi bile beklemeden elimden tutarak eve doru sürükledi. Kime götürüyordu beni? Anneme mi, babama mi? Öyle olsa söylemez miydi? "Onun isminin anlami da benimki gibi günele ilgili" diye mirildandi. Bir zamanlar onunla oynadiimiz bir oyunu hatirlamiti Sunny. Aklimizdan birinin ismini tutar, ötekinin bilmesini isterdik. Tabii aklindan isim tutan kii, tipki imdi Sunny'nin yap-tii gibi arada bir ipuçlari verirdi. sminin anlami günele ilgili kim vardi bizim evde? Çocukluk yillarimda evde çalian hizmetçilerden biri mi? Kimlerdi onlar, Helen, Emily, Kate, hayir onlardan biri deil. Yoksa bahçivan mi? Yali Alec mi, deil, iyi de kim bu? "Biraz daha bilgi istiyorum" dedim ben de oyuna kendimi kaptirarak. "Bizim evde mi yaiyor bu kii?" Dudaklarindaki gizem, gözlerine geçti, mavi gözleri bir sirri sakliyormu gibi harelendi. "u anda burada." "Daha önce neredeymi?" "Onu söylemedi ama seni de, beni de çok iyi taniyor." ite bu hayret vericiydi. Beni taniyabilirdi ama hayalimdeki arkadaimi tanimasi imkânsizdi, ikimizi birden taniyan bir yetikin! Kimdi bu? "Aileden biri mi?" "Deil, ama aileyi de çok iyi taniyor." Sa elinin iaretparmaini usulca havaya kaldirdi. "Uyarmam gerekiyor, sadece bir soru kaldi." "Ne?" "Unuttun mu yoksa" dedi hayal kiriklii içinde, "bu oyunda sadece be soru sorabilirsin." Hakliydi, üstelik kurali da ben koymutum, sadece be soru sorma hakkim vardi. Onu üzmemek için: "Unutmadim" diye yalan söyledim. "Unutur muyum hiç? Tamam son soru geliyor. Bizi tanidiini söyledin, o da bizimle birlikte oyun oynar miydi?" Açik vermek istemiyordu, bakilarini kaçirdi: "Evet, ama tek tek."

www.soncemre.com "Ne demek tek tek?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"ikimizle birlikte hiç oynamami. Ama seninle de, benimle de oynami." "Yani üçümüz birlikte hiç oyun oynamamiiz, öyle mi?" Kivircik saçli baini, "evet" anlaminda salladi. Sorduum sorularin hiçbir yarari olmamiti, ne bir yüz canlaniyordu gözlerimin önünde, ne de aklima bir isim geliyordu. Evin dar koridorlardan geçerken oyunu kaybettiimi anlamitim. "Tamam pes ediyorum" dedim bota kalan elimi yana açarak, "Bilemedim. Söyle bakalim, kimmi bu kii?" Yaramazca iidi yüzü. "Söylemem, kendi gözlerinle görmelisin." Israr etmem yararsizdi; çünkü oyunun kurallarindan biri de tahminde bulunan oyuncu doruyu bulamazsa, aklinda isim tutan oyuncu, doru kiiyi açiklamak zorunda deildi. Cani ne zaman isterse o zaman söyleyebilir ya da onu göstermekle yetine-bilirdi. Sunny ikinci seçenei tercih etmi olmaliydi. Onun seçimine saygi göstermek zorundaydim. Koridorun bittii yere kadar gittik. Koridorun sonunda karilikli iki kapi vardi. Sadaki benim yatak odam, soldaki babamin ah Nesim'le kapandii çalima odasi. Yatak odama gideceimizi düündüm, hayir babamin odasinin kapisini açti. Koridorun lo aydinliindan sonra açik kapidan vuran güne iii gözlerimi aldi, ama Sunny bundan hiç etkilenmemi görünüyordu. çerde her zaman ah Nesim'in oturduu, kütüphanenin önündeki yer minderinde bada kurmu biri vardi ama gözlerim henüz iia aliamadii için onu seçemiyordum. Sunny elimden çekerek, oturan kiinin tam karisina getirdi beni. "Karen'i sana getirdim." Oturan kiiyle konuuyordu. Söyledii sözler son derece basitti. "Karen'i sana getirdim." Ama sesinde bugüne kadar hiç duymadiim bir duygu vardi. Mistik bir titreyi. Kutsal bir iç çeki. "Artik üçümüz birlikte oynayabiliriz." Sunny sözlerini tamamlarken gözlerim güne iiina aliti. Yerdeki minderde oturan kiinin dalgali siyah saçlari, sürmeli siyah gözleri, siyah sakali ve giysileri iyice belirginleti. Evet, ah Nesim'in minderinde ems-i Tebrizi oturuyordu. "Merhaba Kimya Hanim" dedi siyah gözlerinde hinzirca bir ifadeyle. "Demek kim olduumu bilemedin?" akinlik içinde mirildandim. "Siz... Siz burada ne ariyorsunuz?" Sakalini sivazlayarak gülümsedi. "Unuttun mu beni sen çairdin?" Sinirlenmeye balamitim: "Hayir" dedim sert bir sesle. "Sizi ben çairmadim." Ne bir alinganlik, ne kizginlik belirdi yüzünde. Döndü, Sunny'e seslendi. "Kimya Hanim ne diyor Sunny? Bizi o çairmadi mi?" Sunny'nin yanitlamasina izin vermedim: "Onu karitirma, o sizin gibi biri deil." Sa elini sakalindan çekti, kaim kalari çatildi. "Ben nasil biriymiim peki?" "Biliyorsunuz" dedim geri adim atmayarak. "Ölümü hak edecek ne yapmiti o kapkaççi?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Siyah gözlerindeki öfke dailir gibi oldu, yine o üzgün ifade belirdi yüzünde. "Hiçbir eyin farkinda deilsin. Gözlerinin önünde kalin bir perde var." Artik bu laflardan da sikilmaya balamitim, ne zaman yanitlayamayacai bir soru sorsam, ya gördüklerini anlamayan cahil bi-ri oluyordum, ya da hakikati örenmeye hazir olmayan bir insan. "Her eyin farkindayim, gözümün önünde perde filan da yok. O adami siz öldürdünüz." Benimle deil de görünmeyen kiilerle konuuyormu gibi siyah gözlerini bolua çevirerek mirildandi. "Var eden de, yok eden de Allah'tir. O adaleti sever. Kuku yok ki hüküm onundur." "Hayir hükmü veren sizdiniz, cezayi uygulayan da. Tann'yla bir ilgisi yok bunun." Hiç üzerine alinmadi, ne bir suçluluk duygusu vardi yüzünde, ne de bir utanç. "Tanri içimizdedir" diye söylendi. Dua eder gibiydi, kendi içine dönmütü. "Kadim olan, imdiyi kuran, gayibi bilen odur. Kapkaççinin ölmesinde bir hayir olmasaydi buna izin vermezdi." Artik dayanamiyordum bu sözlere. "Benim bildiim Tanri cezalandirmaktan deil sevmekten holanir. Bana onun iyi olduu öretildi." Siyah gözleri çaresizlik içinde yeniden yüzüme dikildi. "O Isa Aleyhisselam'm Tanrisi, Allah'i bilmek için Musa Aleyhisselam ile Muhammed Aleyhisselam'm Tannsi'ni bilmek gerekir. Tanri rahman olduu kadar, 'kahhar'dir. Kuku yok ki, yeri geldiinde kimse ondan daha acimasiz olamaz." "Beni korkutmaya mi çaliiyorsunuz?" "Bana ihtiyaci olan birini asla korkutmam." "Benim size ihtiyacim yok" diye kestirip attim. "kide bir tekrarlayip durmayin bunu." "Eer öyle olsaydi bizi çairmazdin." "Siz kimsiniz?" Çocuksu bir gülümseme belirdi dudaklarinda. "Ben, bir de Sunny." Yeniden hayali arkadaima döndü. "Öyle deil mi Sunny bizi o çairmadi mi?" Ben de Sunny'e baktim, az kalsin hayretten dona kalacaktim. Sunny'nin teni esmerlemi, kivircik san saçlari kuzgun siyahina dönümü, mavi gözleri, üzüm karasi rengini almiti. "Evet" dedi Sunny siyah gözlerinde tipki ems'inki gibi hinzirca bir ifadeyle. "Bizi sen çairdin." "Sizi, ben çairmadim" dedim, ama konumakta güçlük çekiyordum. Midem bulanmaya balamiti, sanki azima sular doluyor gibiydi. "Neler olduunu bilmiyorum ama sizi ben çair..." Öksürerek dorulmaya çalitim. Bedenim su içindeydi. Baimi yukarida tutmayi beceremedim, kayarak yeniden boylu boyunca suya gömüldüm. Sonunda iki elimle küvetin yanlarindan tutarak dorulabildim. Öksürdükçe öürüyordum, öürdükçe daha çok öksürüyordum, azimdan sular boaniyordu. Kendimi güçlükle küvetin diina attim. Küvetten çiktiktan sonra da kendime gelinceye kadar dakikalarca öürüp durdum. Aynadaki bembeyaz olmu suratima baktiimda yaptiim salaklia gülmemek için kendimi güç tuttum. Az kalsin bir küvette boulma becerisini göstererek, yeryüzündeki acayip kazalarda can veren aptal kurbanlar arasindaki yerimi alacaktim. 25

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Onlara cehennemden bir döek serdik..." Yazili ifadelerimiz tamamladiktan sonra kalkti Ragip Bakomiser, masanin üzerinde duran sari zarfi Zeynep'e göstererek: "içinde üç yüz yetmi sterlin var" diye hatirlatti. "Sekiz yüz yirmi de YTL... Miss Karen saysin, sonra da alindi makbuzunu imzalatirsin." Zarfi önüne çeken Zeynep. "Baüstüne Amirim..." dedi resmi bir tavirla. "Siz çikiyor musunuz?" Anlayi bekler gibi bakti astma."Gidip biraz uyuyayim Zeynep. Takatim kalmadi valla." Gülümseyerek bana döndü. "Eskiden üç gün kesintisiz vazifeye çikardim, yorgunluk filan bana misin demezdi. imdi yirmi dört saat bile dayanamiyorum, yalandik mi, nedir?" Toparlandi. "Neyse, Zeynep Komiserim sizinle ilgilenir. Akamüzeri ben de burada olurum zaten. Hadi cümleten eyvallah." Bakomiser Ragip iri gövdesini sürükleyerek kapidan çikinca, Zeynep Komiser önündeki zarfi açip içine baktiktan sonra, bana uzatti. "Buyrun Miss Karen, paranizi sayin lütfen." Gecekinden daha güzel görünüyordu. Eve gitmi, bir du almi, giysilerini deitirip yeniden Emniyet'e gelmi olmaliydi. Siyah deri ceketinin altinda lila rengi bir bluz vardi, bacaklarina rahat bir jean, ayaklarina topuksuz bir ayakkabi geçirmiti. Yüzünde en küçük bir yorgunluk belirtisi yoktu, ince kalarinin altindaki iri kahverengi gözleri zekice bakiyor, rahat beden hareketleri kendine duyduu güveni sergiliyordu. Uzattii zarfi aldim, içindeki paralari çikartirken: "Bir de kahverengi tali gümü yüzük var" diye mirildandi hay-ranlikla. Çok güzel bir yüzük, buradan mi aldiniz, Londra'dan mi?" Yüzük konusu açilinca Mennan'la göz göze geldik. Eyvah, imdi yine olayi mistik meselelere balayacakti. Kalarimi çatarak sertçe baktim. Anladi, gözlerini kaçirdi. Zeynep de bir eyler döndüünü sezinler gibi olmutu, ama olani biteni anlamasina firsat vermeden sorusunu yanitladim: "Konya'dan aldim. Mevlânâ Türbesi'nin yakinlarindaki u hediyelik eyalar satan dükkânlardan." Hayir, onu inandiramamitim. "Daha özel bir yüzüe benziyor. Yapan kii epeyce urami olmali." O konuurken ben de zarfin içine baktim gümü yüzük, dailmi Türk ve ngiliz banknotlarinin arasinda masumca duruyordu. Zeynep Komiser'in önünde kanamasindan ya da boyasinin akmasindan korktuum için zarfi aceleyle katlayip çantama koydum. "Saymadiniz" dedi nazik bir tavirla, "belki paraniz eksiktir." "Eksik olacaini sanmiyorum. Polislere güvenirim." Tatli bir gülümseyi yayildi ince yüzüne. "Teekkür ederim, bizim vatandalarimiz pek güvenmez de." Mennan gecenin yorgunluundan siyrilmak istercesine: "Olur mu öyle ey Zeynep Komiserim" diyerek kipirdandi oturduu yerde. Sözcükler zoraki çikiyordu azindan. "Polis bizim gözbebeimizdir." Zeynep de inanmamiti, ama israr etmedi. "Umarim hep böyle düünürsünüz." Mennan'in mahmurlami gözlerinde pek inandirici olmasa da kararli bir ifade belirir gibi oldu. "Öyle düüneceiz tabii" dedi sesini yükselterek. Sesini yükseltince daha inandirici olacaini

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

saniyordu. "Allanin izniyle hep polisimizin yaninda olacaiz." "Teekkürler..." dedikten sonra bana döndü Zeynep. "unu da imzalar misiniz lütfen? Eyalarinizi aldiinizi belgelememiz gerek." Uzattii evraki imzalarken sordum. "Pasaportum ne olacak? Bulunma ihtimali var mi? Yoksa baimin çaresine mi bakmaliyim?" "Ne yazik ki pasaportunuzu hâlâ bulamadik Miss Karen" dedi benimkinden biraz daha koyu kumral saçlarini geriye doru atarak. "Maktulün evindeki aramada da ortaya çikmadi. Aramayi bizzat ben yaptim, ama yoktu. Belki katiller almitir." "Katiller pasaportu neden alsin ki?" diye atildi Mennan. Uykusuzluun verdii dalginliktan kurtulmu gibiydi. "Maktulden aldiklari her eya onlari suçlayacak bir delil sayilmaz mi?" Son derece mantikli bir soruydu. Aslinda hiç de aptal bir adam deilmi u bizim yetkili acente, tanidikça ortaya çikiyordu. "Haklisiniz" dedi Zeynep güzel gözlerini i arkadaima dikerek. "Pasaportu almak bir risk tabii, ama katillerin kim olduklarini tam olarak bilmiyoruz. Dolayisiyla hangi amaç ya da dürtülerle hareket ettiklerini de kestirmek zor." Yine "katiller" demiti. Yoksa bu kadin polisin bildii ama bizimle paylamadii bir ey mi vardi? "Zeynep Hanim, dikkat ediyorum, suçlulardan bahsederken iki defadir katiller diyorsunuz. Sanirim onlar hakkinda kimi bilgilere sahipsiniz. Yoksa yaniliyor muyum?" Yüzünde manidar bir ifadeyle bana döndü. "Evet, katiller diyorum, çünkü Solak Kâmil cinayetinin, zincirleme ilenen suçlarin son halkasi olduunu düünüyoruz." Mennan'in yüzündeki yikimi görmeliydiniz. Ne yani imdi ems-i Tebrizi Hazretleri katil deil miydi? Yedi yüz küsur yil öncesinden kalkip bana yardima gelmemi miydi? Bu anin zevkini kaçirmak istemedim, bakilarimi yetkili acentemize çevirdim. Ama yaraliyordum, Mennan ezik bir ifadeyle boynunu emek yerine: "üphelendiiniz ahislar da var o zaman" diyerek olayi eelemeye çaliti. Yeil gözleri bu sabah bana ems'in katil olduunu açikladii andaki gibi alev alev yaniyordu. "Belki de onlari izliyorsunuzdur?" Zeynep Komiser sa elini usulca havaya kaldirdi. "O kadarini açiklamaya yetkili deilim." Siniri geçmememizi hatirlatiyordu. Bunu yaparken de nezaketinden hiçbir ey yitirmemiti. "Ama son alti aydir bu ehirde tuhaf olaylar olmaya baladi. Bir kadin ve kocasi Konya - Afyon karayoluna iki kilometre uzaklikta bir ta ocainda ölü bulundu. kisi de talanarak öldürülmülerdi. Katiller sanki yaptiklari i anlailsin diye, maktullere attiklari talari da üzerlerindeki kan izleriyle, deri parçacikla-riyla birlikte orada birakmilardi." "Recm" diye mirildandi Mennan. "Recme uramilar. Birileri Kuran'in hükmünü yerine getiriyor." Yorgun yüzü aydinlanmi, sönmeye balayan heyecani yeniden canlanmiti. Belki de, ems seri cinayetler ilemek için bir çete kurdu diye geçiriyordu aklindan. Ama azinin payini güzel komiserimiz hemencecik verdi. "Kuran'da fuhu yapan kadinlara recm uygulayin diye bir hüküm yok. Meryem suresinde talanma diye bir konu geçiyor, ama o da fuhu yapan kadinlarla ilgili deil. Recm cezasi ncil'de var. Fahie bir kadinin öldürülmesiyle ilgili bölüm, ilk tai atmasi için Isa Peygamberi zorlarlar o ise, 'çinizde günahsiz olan ilk tai atsin' der. Tabii kimse tai atamaz, çünkü günahsiz insan yoktur. Talayarak öldürme Yahudilerde ve daha önce pagan topluluklarda var. Kimi Müslüman tarikatlar onlardan esinlenerek bu korkunç

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

cezayi kullanmi olabilirler." Mennan'in yüzündeki bozgun kayboldu: "Bunlari nereden biliyorsunuz?" diye hayranlikla mirildandi. "Yoksa siz de mi ilahiyat okudunuz?" "Hayir" dedi genç kadin, "bu cinayetleri çözmek için urairken, kutsal kitaplarin sayfalarini karitirmak durumunda kaldim sadece." "Valla çok iyi aratirmisiniz. Bu konulari herkes bilmez." "Baka cinayetler de var mi?" diye araya girmek zorunda kaldim. Yoksa sevgili yetkili acentemiz konuyu iyice daitacakti. "Yani böyle dinsel kaynakli?" "iki meyhaneyi yaktilar. Birisi air, üç kii yaralandi. Ertesi gün yangin yerinin karisindaki duvara, Arapça olarak, 'Onlara cehennemden bir döek serdik, üzerlerine de ateten bir yorgan örttük' yazdilar." "Araf suresi" diye mirildandi beti benzi atan Mennan. çimden keke u adami yanimda getirmesiydim diye geçirirken, "Araf suresi 41. ayet" diye onu doruladi Zeynep. "Böyle birkaç olay daha var. Solak Kâmil'in öldürülmesi de bu fanatik grubun ii olabilir." Radikal Islami bir grubun bir kapkaççiyi cezalandirmasi bana \ pek mantikli gelmemiti. "Bunu neden yapsinlar ki? Solak'in onlara ne zarari var?" "Onlar kendilerini eriatin uygulayicilari olarak görüyorlar. En azindan u ana kadar yaptiklari eylemler bunu gösteriyor. Yoldan çikan insanlari dini kurallara göre yargilayarak, cezalandirmayi seçiyorlar." Hazir söz ilgilendii konudan açilmiken daha fazla suskun kalamayan Mennan: "Hem kötü insanlari uyarmak için" diyerek kendi yorumunu yapmaya baladi. "Hem de iyi insanlari korumak için." "Cezalandirmak için de toplumun bildii tanidii suçlulari seçiyorlar" diye kaldii yerden sürdürdü sözlerini Zeynep. "Eylem-l e r i m i herkes duysun, yaptiklari i ses getirsin diye. Solak Kâmil'i de bu yüzden seçmi olabilirler," Bu hayret vericiydi ite. "Solak Kâmil bu kadar ünlü bir kapkaççi miydi?" "Kapkaççi olarak deil" dedi ellerini masanin üzerindeki kahverengi sumene dayayarak. Saçlari yeniden yüzüne dümütü ama aldirmadi. "Aslinda Solak çok becerikli bir yankesiciymi. Hem solak olduu, hem de sol eli saa göre çok daha küçük olduu için. Zaten bu yüzden katiller elini kestikten sonra azina sokmayi baarabilmiler. Fakat Kâmil'in ünü

www.soncemre.com yankesicilikle ilgili

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

deil.Konya, Kâmil'i annesini ve iki kardeini dorayan azili bir katil olarak taniyor." "Evet, evet" diye destekledi onu Mennan. "Hatirladim. Gazeteler günlerce bu olayi yazmiti. O canavar, Solak Kâmil miymi? ki erkek kardei ile annesini satirla parçalamiti." "Sonra da yangin çikarmi" diye önemli bir ayrintiyi açikladi Zeynep. "Cinayetlerini örtbas etmek için. Arivde o günün gazetelerini okudum; cenazede feryat figan ederek gözyalari dökmü, üstünü baini yirtmi. Onu zor yatitirmilar. Amaci üzgün görünmek, dikkatleri üzerinden uzaklatirmak tabii." ems'in sözleri bir kez daha yankilandi kulaklarimda: "Sen o kapkaçinin nasil biri olduunu biliyor musun?" Nasil biri olursa olsun, yargilanmadan ölmeyi kimse hak etmez, diye sessizce yanitladim hayalimdeki ems'i, sonra güzel koniselimize döndüm. "Peki yakalanmami mi bu adam?" "Yakalanmaz mi? Cinayetlerinin üzerinden bir hafta bile geçmeden Kâmil'in katil olduu ortaya çikmi. Polis arkadalar onu tutuklayarak içeri atmilar. Mahkemede suçu sabit görülerek müebbet hapse mahkûm edilmi." akinlikla bir Zeynep'e, bir Mennan'a baktim. "O zaman nasil diari çikmi?" Buruk bir ifade belirdi komiserimizin yüzünde. "Afla serbest birakilmi, mahkûmlara verilen genel bir afla." Mennan'in alni yine terlemeye balamiti, cebinden mendilini çikartirken öfkeyle söylendi. "Bu afla çikan mahkûmlarin çou da tekrar suç ileyerek hapse döner." "Bu defa farkli olmu" diye söylendi Zeynep. "Kâmil hapisten çiktiindan bu yana hiç suç ilememi. Ya da yakalanmadii için biz bilmiyoruz." Elindeki mendille almndaki terleri kurulayan Mennan'in yü-zünde manidar bir ifade belirmiti. "Alinmayin ama Miss Karen, sizde de ne ans varmi. Adam yillar sonra suç ilemeye kalkiyor, karisina siz çikiyorsunuz." Hakli olabilirdi, ama yine de aklimi kurcalayan konuyu dile getirdim. "Belki de anssizlik deildir. Belki de Solak Kâmil özellikle beni seçti." kisi de anlamak ister gibi yüzüme bakiyorlardi. Zeynep'e dönerek sordum: "Kâmil'in sabit bir ii var miymi? Yani kimin yaninda çaliiyormu?" "Varmi... Durun dosyaya bakalim, orada yaziyordu." Arkasindaki rafta siralanan mavi, kirmizi dosyalardan en uçtakini aldi. Yeniden masaya döndü, dosyanin kapaini açti, kâitlari karitirmaya baladi. "oförmü" dedi gözlerini kâitlardan almadan. "Ama hapisten çiktiktan sonra hemen gelmemi Konya'ya, iki yil Ankara'da kalmi, orada ne i yaptii bilinmiyor. Son bir yildir burada çaliiyormu. Ama gerçek ismini kullanmiyormu. Süleyman dedirtiyormu kendisine. Biyik sakal birakmi, saçlarini boyami." Mennan karisinda Solak Kâmil varmi gibi hinçla söylendi. "Boyar tabii, saçini da boyar, kaini da boyar. Millet örense kim olduunu, i mi verir ona." "Aslinda ilerini yoluna koymayi baarmi. Bir minibüsü varmi. Kaderin cilvesine bakin, öldürdüü annesinden kalan tarlayi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

satarak almi. Konya'da servisçilik yapiyormu." "Nasil yani" diye kükredi Mennan. "Okul çocuklarini mi taiyormu?" "Hayir, turizm iindeymi. Konya'ya gelen turistleri filan gezdiriyormu." Bu ilginçti ite. "Turistleri mi gezdiriyormu?" diye sordum heyecanla. "Hangi firmalarla çalitii belli mi?" Sesimdeki heyecani aninda fark etmiti Zeynep, dosyadan baini kaldirarak bu neden önemli der gibi bakti yüzüme. "Bakin Zeynep Hanim" diyerek açiklamaya baladim. "Benim Konya'ya geli nedenim, bir otel yanginini soruturmak." "Yakut Otel yangini" diye onayladi Mennan. "îki kii yaamini yitirmiti." Elleriyle saçlarini arkada toplayan Zeynep, "Duydum" diyerek koltuuna yaslandi. Galiba söylediklerimiz ilgisini çekmeye balamiti. "Ben istanbul'daydim. Haberlerde dinlemitim. Kaza demilerdi." Yüzümdeki kukulu ifadeyi fark edince merakla sordu: "Deil miydi? Kundaklama olduunu mu düünüyorsunuz yoksa?" "Emin deiliz" dedim, ama sesim eminiz der gibi çikmiti. "in içinde üç milyon paund var. Eer kundaklanma olduu kanitlanmazsa Londra'daki irket otel sahiplerine tam üç milyon paund ödeyecek." "Üç milyon paund" diye yineledi Zeynep. "Büyük para." Hesap yapar gibi göz bebeklerini usulca kipirdatti. "Yüzde onuyla ahane bir kriminoloji laboratuvari açardik Konya'da." "konion Turizm, yani yanan otelin sahibi olan irket ise apart oteller yapmak istiyor. Eski Konya evlerini onararak, gelen yabanci turistleri orada airlamayi planliyor." Zeynep yaslandii koltuktan ne düündüünü belli etmeyen bir ifadeyle bakiyordu bana. "Hayirli bir imi" dedi ama sesinde takdir ettiine dair hiçbir belirti yoktu. "Parayi kötü bir ite kullanmayacaklar desenize." Açik konumayi seçtim. "Evet, ama parayi gerçekten hak ettilerse" dedim ne düündü ümü bilmesini isteyerek. "Üstelik otel yangini bir kaza deil de, kundaklamaysa, ortada iki ölü olduuna göre konu sizi de ilgi lendirir." Düünceli bir halde sordu. "tfaiye raporu ne diyor?" "Kaza." "Hum... Savcilik ne diyor?" "Ayni fikirde, bu yüzden yetkisizlik karari vermi." Ellerini yana açti. "Üzgünüm, bu durumda kaza olduunu düünmememiz için bir neden yok. O zaman konu da bizim alanimiza girmiyor demektir." Umutla israrimi sürdürdüm. "Ya bir kanit, bir tanik, ipucu bulursam?" Sevecen gülümsedi. "O zaman yeniden konuuruz. Ama imdi haklarinda soruturma yürütüyorsunuz diye otel sahibinin Solak Kâmil'i bainiza bela ettiini söylemek haksizlik olur."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Akli bir konuya takilmi gibi duraksadi. Uzandi bir kalem aldi. "Yine de u irketin adi neydi, söyleyin de bir aratiralim." "konion Turizm" dedim harflerin üzerine tek tek basarak. "Sahibinin adi da Ziya Kuyumcuzade." Önündeki deftere not alirken Mennan dayanamayip atildi. "Valla Ziya Bey suçlu mu bilmiyorum ama, orada Serhad adinda bir herif var. Serhad Gökgöz. te o herif çok karanlik biri." Zeynep, baini kaldirip i arkadaima bakti. "iyi" dedi gülümseyerek, "Serhad Gökgöz'ü de aratiririz o zaman." 26 "...bu cinayeti çözmek bizim iimiz deil..." Emniyet binasindan çiktiimizda vakit öleyi bulmutu. Bugün güne dünkünden daha yakiciydi. Yaz aylarini düünemiyordum bile, daha imdiden bunalmaya balamitim. Ceketimi çikartip elime alirken Londra'nin yamurlarini özlediimi hissettim, hatta o solcun gökyüzünü bile. Londra'yi hatirlayinca birden aklima geldi, derhal Simon'i aramaliydim. Pasaport meselesini halletmeden bu ülkeden ayrilmam olanaksizdi. Çantamdan telefonumu çikartirken: "Kadir'in evi bir sokak arkada" diye uyardi Mennan. "sterseniz yürüyerek gidelim." Biraz hareket iyi gelirdi. "Tamam, öyle yapalim." Yürürken telefonumu açtim, Simon'in ismini seçip, tua basarken, "Ne diyorsunuz Zeynep Komiser'in söylediklerine?" diye sordu Mennan sabirsizca. "u fanatik grup meselesi mantikli geldi mi size?" Telefonla konumak isteime bile izin vermediine göre akli fena halde bir eye takilmi olmaliydi. Ama benim konumaktan vazgeçmeye hiç niyetim yoktu. Telefonu kulaima dayadim, henüz çalmaya balamamiti. "Olabilir" dedim Mennan'a dönerek. "Eer gerçekten böyle bir fanatik grup varsa, Solak'i da neden onlar cezalandirmi olmasin?" "Ama Solak suç ilemiyormu artik." Önüne çikan küçük çukura basmamak için hafifçe siçradi. " güç sahibi olmu adam." Simon'in telefonu çalmaya balamiti. "Zeynep'i duymadin mi?" diye yanitladim aceleyle. "Konya'da bilinen bir suçluymu. Siz bile tanidiniz adami." "Tanimaz miyim, adam öz annesini kesti ama u fanatik grubun Solak'in izini bulmasi yine de garip geliyor bana..." "Neyse, bu cinayeti çözmek bizim iimiz deil zaten. Biz kendi soruturmamiza bakalim." Son sözcüü tamamlamadan açti Simon telefonu. "Alo Karen... Ne dedin?" Elimle Mennan'a bir saniye izin verir misin iareti yaptiktan sonra patronuma karilik verdim. "Merhaba Simon, yok sana demedim. Nasilsin?" "Ben iyiyim, asil sen nasilsin? Toparladin mi?" "Toparladim, biraz airlik var baimda ama idare eder. Polis paralarimi da buldu ama pasaportum hâlâ kayip." "Merak etme, elçilikle temasa geçtim, gerekeni yapacaklar." "Yapsinlar, pasaport veremeseler bile bir uçu belgesi hazirlasinlar. Dönmek için ihtiyacim olacak."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Dönmek için mi?" dedi umutsuzluk dolu bir sesle, "iin bitti mi?" "Henüz deil, ama ömrümün sonuna kadar Konya'da kalmami istemiyorsun herhalde?" Rahatlamiti, yüksek sesle gülmeye baladi. "Yok canim, senin gibi zeki, çalikan, özverili bir elemani oralarda birakir miyim? Hemen dönmek istediini sandim da." "Akolsun Simon" dedim manidar bir sesle. "Bugüne kadar hangi ii yarida birakip döndüm." "Yanli anlama öyle demek istemedim. Sen dönmekten filan bahsedince, airdim ite. Neyse... Soruturma nasil gidiyor. Bir eyler çikti mi?" Sokain gölgeli kenarinda kalmaya özen göstererek yürürken açiklamaya baladim. "Dün îkonion Turizm'in sahibi Ziya Bey'le görütüm. Genç, hirsli bir adam. Ardindan Serhad ile Nezihe adindaki iki tanii sorguladim. kisi de hâlâ Ziya Bey için çaliiyor. Sanki onu korumak ister gibi bir halleri vardi. Bir eyler sakliyorlar gibi geldi bana. Ama emin deilim. imdi de baka bir tanikla görümeye gidiyorum. Kadir Gemelek adinda biri. Yangin sirasinda oteldeymi. Daha önemlisi patronla arasi pek iyi deil. Üstelik Mennan Bey'in de çocukluk arkadai. Ondan ie yarar bilgiler edinmeyi umuyoruz. Birkaç gün içinde görüüm netleir. Bir gelime olursa sana haber veririm zaten." "Lütfen dikkatli ol Karen" diyerek kapatti Simon. Telefonumu çantama yerletirirken, Mennan'in merakli gözlerini üzerimde hissetim. "Mr. Simon miydi?" "Evet,konion'du." Yanitim kisaydi; ona telefon görümelerimin ayrintilarini aktarmak niyetinde deildim ve bunun da farkinda olmasini istiyordum. Oldu da, bir daha Simon'dan bahsetmedi. Bir süre sessizce yürüdükten sonra: "Acaba yanli mi yaptik Miss Karen?" diyerek baka bir kaygisini dile getirdi. "Acaba ems Hazretleri'nden bahsetse miydik Zeynep Komisere?" Evet, tam düündüüm gibi akli hâlâ bizim siyahlar giymi derviteydi. "Ne diyecektik Zeynep'e?" diye tersledim. "Aslinda bütün bu cinayetleri ems-i Tebrizi iliyor. Ama bu adam yedi yüz küsur yil önce yaadii için onu yakalamaniz imkânsiz. En iyisi siz bu soruturmadan vazgeçin mi diyecektik? Bunu mu istiyoruz biz?" "Ama gerçek..."

"Gerçek deil Mennan Bey. Bunlarin hepsi birer efsane, gerçek olan bizim yaadiklarimiz. Yakut Otel gerçekten yandi, Solak Kâmil gerçekten öldürüldü. Unutun ems-i Tebrizi'yi. Lütfen kendinize gelin artik." Hiç itiraz etmedi, yine sessizce yürümeye baladi yanimda. "Yalniz mi yaiyor bu Kadir?" diye konuyu deitirdim. "Ona bakan birileri filan var mi?" "Var tabii" diyerek canlandi. "Karisi Nimet çok iyi bir kadindir. Evlenmek üzere olan bir de olu var, Zaim. Bizim Hülya'yla yait." Bizim Hülya dedii kizi olmaliydi. Yeri gelmiti sormadan

www.soncemre.com edemedim.

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"u Serhad'la aranizdaki mesele nedir?" Damarina basilmi gibi irkildi. Doru iz üzerindeydim. "Ondan hiç holanmiyorsunuz." Kizindan bahseder etmez, Serhad'i sormam Mennan'i kukulandirmiti. Bildiim bir ey mi var diye yan gözle süzdü beni. Hiç renk vermedim. "Dün biraksam dövecektiniz adami." Surati öfkeyle kizardi. "Döverdim tabii" diye söylendi nefretle. "Böyle konutuum için kusura bakmayin Miss Karen ama o herif itin biri. Anlamadiim Ziya Bey gibi bir adam onu niye yaninda çalitiriyor." "itler de ie yarar" dedim alayci bir ifadeyle. "Eer birilerini korkutmak istiyorsaniz, keskin dileri olan yirticilara ihtiyaç duyarsiniz." Hayir, görülerime katilmiyordu. "Siz hala Ziya Bey'den kukulaniyorsunuz ama bugün babasiy-la taniacaksiniz, o mübarek adamin olu kötü biri olamaz." "Anlayacaiz" dedim dükkânlarla dolu bir sokain dar kaldirimina çikarken. "Neyse, u Serhad'la meselenizi anlatin bakalim. Niye bu kadar sinirlendiriyor bu adam sizi?" "Bu herif..." Sikintiyla iç geçirdi. "Bu herif, geçen sene bizim Hülya'nin aklini çeldi. Kiz daha lise son sinifa gidiyordu. Cahil, dünyadan haberi yok. Bu Serhad da böyle havali havali dolaiyordu ortalikta." "Nasil karilamilar peki?" Kendine kahredercesine baini salladi. "Benim yüzümden, Hülya yazlan benim yanimda çaliir. Bir evrakin imzalanmasi için onu Ziya Bey'in yanina yollamitim. Orada görmü bu Serhad, benim kizi. Hemen dümü peine. Altinda da îkonion Turizm'in son model arabalari. Etkilenmi tabu kiz. Biz de rahat büyüttük Hülya'yi. lk iki çocuumuz alti aylik olmadan ölünce biraz imarttik kizi. Ne dediyse yaptik. Her istediini elde etmeye aliti. Ama bu sefer olmaz dedim. Serhad denen herifin ne mal olduunu anlattim. nanmadi tabii. nanacai da yoktu, bunun üzerine onun nasil rezil biri olduunu gözleriyle görmesini saladim.." Sanki o günleri yeniden yaiyormu gibi heyecanla anlatiyordu. Kizma sahip çikan bir baba vardi karimda. Dinledikçe daha çok sevmeye baliyordum bu tombul adami. "Nasil yaptiniz bunu? Birlikte Serhad'i mi izlediniz?" Muzir bir parilti geçti gözlerinden. "Daha iyisini yaptim. Serhad'in dostuyla konuturdum kizimi." "Dostu? Hani Serhad'la Nezihe'yi yanan otelin önüne getiren kel adamla mi? O sicakta ellerine eldiven takan kii. smi Cavit mi demitiniz ne?" Kaldirimin ortasinda birdenbire durdu. "Yok Miss Karen." Ben de ona uyarak karisinda durdum, ama bir türlü açiklayamiyordu. "imdi dostu derken..." Yüzü kipkirmizi olmutu, tabii alninda ter damlalari da belirmiti "Yani ey... Hani u kadinlar var ya, hayat kadinlari." "Fahie mi, demek istiyorsunuz?" Yüzündeki kirmizilik, lacivert bir kravatla sikitirilmi beyaz gömleinin geni yakasinin kapladii boynuna kadar indi. Bedeninin geri kalan bölümünü göremiyordum ama eminim her bir santimetrekaresi kirmiziya kesmiti.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Evet" dedi yutkunarak. "O söylediiniz kadinlardan." Kendimi tutamayip gülmeye baladim. Sonra da ona güldüümü anlamasin diye: "Demek Serhad'in öyle marifetleri de varmi" diyerek kurtarmaya çalitim durumu. "Olmaz mi?" Yeniden yürümeye balamitik, "içki onda, kumar onda, kötü kadinlarla düüp kalkmak onda" diye adami karalamaya baladi. "Neyse, dostu olan Dilber Hanim, kötü kadin filan ama, allin gibi kalbi varmi aslinda. Derdimi anlatinca, 'Yazik size' dedi halimize aciyarak, 'O erefsiz herif kizini da, aileni de mahveder. Kizini bana getir de, anlatayim o herifin ne mal olduunu.' " te bu gerçekten de hayret vericiydi. "Nasil yani!" dedim yanli anlamadiimdan emin olmak için. "Kizinizi götürüp bir fahieyle mi konuturdunuz?" Suçladiimi sanarak, utandi. "Baka çarem yoktu." Onu kinamiyordum, aksine davranii çok houma gitmiti, üstelik çok da elenceliydi. Açiklamaya hazirlaniyordum ki: "Evine götürmedim zaten" diye sürdürdü sözlerini. "Öyle bir yere götürür müyüm kizimi? Bir pastanede bulutuk. Dilber Hanim bir bir anlatti, bu Serhad itinin marifetlerini. Kadinin parasini nasil yediini, nasil esrar içtiini, sarho olup mahallede nasil rezalet çikardiini, bu yüzden bir yilda nasil dört kez ev deitirdiklerini sayip döktü. Zavalli kizim gerçekleri örendikçe yikildi, kahroldu. Daha fazla dinleyemedi, kaçti gitti pastaneden. Günlerce odasindan çikmadi ama Allaha ükür sonra toparladi. Böylece Serhad itinden kurtulmu olduk. Semra, yani benim hanim, akilli kadindir. Bana dedi ki: 'Biz bu kizi nazli büyüttük. Bu kizin gözü yükseklerde, bir de meraki var, lüks arabalar. Onun bunun arabasina özeneceine gel, biz kendimize lüks bir araba alalim.' Söyledii doru, erkek çocuklarda olur bu merak, ama Allah'in takdiri ite bizim kizimizda çikti. Daha ilk arabami aldiimda, be yaindayken kurulmutu direksiyonun baina. Kurulsun bir diyeceim yok da, bir de lüks araba hevesimiz var. Tamam ona da bir ey dediimiz yok, fakat biz de lüks araba alacak para nerede?" "Ama siyah Mercedes'i almisiniz sonunda" diyerek ne zamandir merak ettiim konuyu dile getirdim. "Epeyce pahali bir araba olmali." "Çok pahali Miss Karen" diye yakindi. "Benim kazancima kalsa almamiz imkânsizdi. Allah, rahmetli kayinpederden razi olsun, onun biraktii tarlayi satarak aldik." Terli yüzü neeyle iidi. "Tabii, bizim iki kayinbiraderin yaptii salaklik da iimizi kolaylatirdi." Yüzünde öyle ho bir ifade vardi ki sormaktan kendimi alamadim. "Niye salak diyorsunuz kayinbiraderlerinize, adamlar size iyilik etmiler daha ne istiyorsunuz?" "Evet" dedi neesini hiç yitirmeden. "Karimin kardeleri istemeden de olsa iyilik ettiler bize. Olayin asli u Miss Karen. Bizim hanim Mersinlidir. Gözü açiktir, girikendir, daha rahattir. Laf aramizda, imamlik yerine bu ilere atilmami da hanim istedi aslinda. Günahimiz varsa Allah affetsin biz de uyduk ona... Ne anlatiyordum ben? Hu, tamam hatirladim. Kayinpeder rahmetli olunca, iki kayinbirader, 'Biz köydeki portakal bahçelerini almak istiyoruz' diye tutturdular. Deniz kenarindaki sazliklarla kapli verimsiz tarlayi da bizim hanim almaliymi. Dövü, kavga çikmasin, azimizin tadi bozulmasin diye kabul ettik. Benim zaten kadin malinda gözüm yoktur. Tamam, ölüm hak, miras helaldir ama erkek milleti kendi ekmeini kendi kazanmalidir. Biz babamizdan böyle gördük. Uzatmayalim, hakkimiza razi olduk. Bu halimiz Cenabi Hakk'a ho gelmi olmali ki, bir mucize yaratti." Eyvah, bu Mennan yine mistik olaylara girecek

www.soncemre.com diye beklerken:

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ruslari bize yardimci gönderdi" diyerek airtti beni. "Evet, bir Rus turizm irketinden aradilar beni. Bizim para etmeyen tarlamizi satin almak istediler. in asli sonradan anlaildi. Ruslar bizim arsanin yanma dev bir tatil merkezi yapmak istiyorlardi. Böylece bizim arsa birden deerlendi. Tabii kayinbiraderlerin ikisi de bin piman. Ama yine de iyi adamlarmi mesele çikarmadilar, onlar da haklarina razi oldular. te o arsadan gelen paranin yarisiyla bir ev aldik, kalanini da siyah Mercedes'e yatirdik. Tek kizim mutlu olsun, gözü Serhad gibi itlerde kalmasin diye." Sözlerini bitiren Mennan mendilini çikarmi yine alnini siliyordu. Birden bambaka biri gibi göründü gözüme. Bir akraba, içten bir dost, sirlarimi paylaabileceim siki bir arkada. Bakilarimi hissetmi olmali ki baini kaldirdi. Göz göze geldik; gülümsedim, yine kipkirmizi oldu. Hemen kaçirdi bakilarini. Eliyle kari sokain köesinde, bahçe içindeki tek katli evi gösterdi. "te geldik Miss Karen. Bizim Kadir'in evi burasi." 27 "Uzayli gibi giyinmi bir adam gördüm." Sokaktaki sicak havanin aksine Kadir'in evi oldukça serindi; yoksul ama tertemiz küçük bir daire. nce uzun, tren vagonuna benzeyen bir salona buyur ettiler bizi. Tren vagonuna benzeyen diyorum çünkü salonun karilikli iki uzun duvarinda yan yana siralanan pencereler vardi. Pencerelerin altinda rengi solmu bir divan ve koltuklar. Salonun tam ortasinda büyük ekran bir televizyon yer aliyordu. Beni airtan televizyonun üzerindeki dantel örtülerdi. Sergilenen dantel örtüler miydi, yoksa televizyona mi dikkat çekilmek isteniyordu, önce anlayamadim. Ayni örtülerin koltuklarin üzerine serilmi olduunu görünce kavradim, Nimet Hanim el becerilerini göstermek istiyordu. Güzel bir kadindi Nimet. Kinali saçlari, pazen elbisesinin altinda dimdik duran omuzlarina dökülüyor, yuvarlak yüzündeki ela gözleri iiltiyla parildiyordu. Dolgun dudaklari her zaman gülümsemeye hazirdi. Ne yalan söyleyeyim, eve ilk girdiimizde Nimet'in bu mutlu halini yadirgamitim; kocasi ciddi bir yangindan canini zor kurtarmiken, üstelik adamcaiz hâlâ air bir travma yaarken böyle sevinç içinde olmasi biraz tuhaf gelmiti bana. Ama kocasini görünce yanli düündüümü anladim. O kadar salikliydi ki önce baka biri sandim. Mennan kollarim açip: "Vay Kadirim, Goca Gonyalim" diyerek arkadaina sarilinca emin oldum bu iri yari, kivircik saçli adamin bizim taniimiz olduundan. Kadir'in geni kollan da bir anda sarmiti bizim Mennan'i. "Ho geldin Goca Gonyali" diye seslenmiti o da arkadaina. Demek ki "Goca Gonyali" burada bir hitap ekliydi. Bize gösterdikleri koltuklara otururken bakilarim hâlâ Kadir'in üzerindeydi. imdi tuhaf bir ey söyleyecek, bir acayiplik yapacak diye bekliyordum ama adam hiçbir anormal davranita bulunmuyordu. Mennan'la kisa bir süre akalati klan sonra: "Nasilsiniz Karen Hanim?" diyerek bana döndü. "Konyamizi beendiniz mi?" "Beendim, beendim, çok güzel." "Mennan sizi gezdirsin." Arkadaina bakarak sordu. "Mevlânâ'ya götürdün mü?" Mennan yanit veremeden Nimet lafi sokuturdu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Önce hanimdan izin almasi lazim." Sanki kirk yillik ahbapmiiz gibi hiç çekinmeden anlatmaya baladi. "Bu bizim Mennan biraz kilibiktir Karen Hanim. Evden izin çikmazsa kilim kipirdatamaz." "Niye öyle diyorsun Nimet Yenge" diye söylendi onlarin kilibik, ama hiç de alinmi gibi bir hali yoktu. "Hanimin sözünü dinlemek kötü mü?" "Kötü deil de, sen iyice avrat evli oldun be Mennan Abi" diyerek akayla kariik inelemeyi sürdürdü. "Artik bize bile geliniyorsun." Pikin pikin siritti i arkadaim. "Geldik ya ite." "Gelmimi... Allah Karen Hanim'dan razi olsun, o istemeseydi yine gelmeyecektin." Yalanciktan isyan eder gibi bir tavir takindi bizimki. "Haksizlik ediyorsun Nimet Yenge, hastaneye gelmedim mi?" Ela gözlerini iri iri açarak: "Bi de gelmeseydin" diye sokrandi. "Çocukluk arkadain ölümlerden dönecek, sen de uramayacaksin! Valla bi daha kapina uramazdim Mennan Abi. Ho bi geldin, bi daha görünmedin ya." Kadir kötü kötü bakmaya balamiti karisina. "Tamam Nimet, tamam" diye azarladi. "Birak da bir soluk alsin adam ya." Ne çekildi, ne de geri adim atti kadin. "Aman Kadir, ne dedik imdi!" Iiltili gözlerini bana çevirdi. "Böyledir bunlar, birinden birine laf söyledin mi, hemen öteki alinir." Baka bir yerde olsa böyle bir tartimaya asla karimazdim ama kadin o kadar samimiydi ki kendimi tutamadim. "Çok iyi arkadalar desenize." Bilmeden yarasina dokunmutum. "Çok iyi arkadalar da Mennan Abi'nin hanimi biraz sosyetiktir. Bizi kendilerine layik görmez. Bi kere bile evimize gelmedi." "Niye öyle söylüyorsun Nimet Yenge" diyerek savunmaya geçti Mennan. "Semra seni de Kadir'i de çok sever." "O kadar çok sever ki bizi, olumuzun nianina bile gelmedi." Artik alayciliini yitirmi kirgin bir ifade belirmiti kadinin yuvarlak yüzünde. "Mazeret bildirdik ya Nimet Yenge. Hani büyük kayram kaza geçirmiti? Hatirlasana Semra Mersin'e gitmiti Hülya'yla birlikte." Nimet sakinleecek gibi deildi, ama Kadir sert çikti: "Ayip oluyor Nimet... Karen Hanim'in önünde. Bunlari konuacak sira mi imdi?" Tartimanin içinde olmak hiç ho deildi. "Yok, benim için sorun deil" dedim ama daha azimdan bu sözcükler dökülürken pimanlik duydum; benden cesaret alan Nimet Hanim imdi zavalli Mennan'in canina okuyacakti. Korktuum gibi olmadi. "Bainizi iirdiysem kusuruma bakmayin Karen Hanim" dedi kirginliini bastirmaya çaliarak. "Böyle söylediime de bakmayin. Mennan, öz abimden daha yakindir bize. Semra Abla'yi da çok severim. Hülya ise bizim kizimiz gibidir. Ben dellenip konuurum arada bir böyle. Maksat muhabbet olsun." Oturduu koltuktan kalkti. "Ben mutfaa geçeyim, sizin konuacak meseleniz vardir." Nimet pazen elbisesini dalgalandirarak uzaklairken, Kadir ters ters bakti karisinin ardindan, sonra arkadaina döndü: "Alinmadin deil mi? Biliyorsun, bizim Nimet biraz çatlaktir." Alinmamiti Mennan, yüzündeki sikinti benim burada bulunuyor olmamdan kaynaklaniyordu sadece.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yok be alinir miyim hiç? Ne kadar çok iyiliini gördüm Nimet Yenge'nin." Yeil gözlerini bana çevirdi. "Pirlanta gibi bir insandir. Biraz asabidir, sözünü sakinmaz ama içinde kötülük yoktur. Dost düman ayirmaz herkesi sever, herkes hakkinda hayirlisini düünür." Salondan çikan kadinin arkasindan gülümseyerek baktim. "Nimet Hanim'i ben de çok sevdim, içten bir insan." Kadir'in mahcubiyeti hemencecik geçmiti. Sa eliyle arkadainin dizine usulca vurdu. "Kiz ne yapiyor?" "Hülya mi? yi, iyi üniversite sinavina hazirlaniyor. Bu sene eytanin bacaini kiracak inallah." Sözlerini tamamlarken göz ucuyla bana bakti; gülümsemediimi fark edince, artik konuya girmenin zamaninin geldiini anladi. "Yav Kadir" dedi koltua yaslanarak. "Buraya niye geldiimizi biliyorsun. u yangin hakkinda Miss Karen'in sana soracaklari var." Kadir'in sakin yüzünde bir dalgalanma oldu, dar alnindaki ka lin kalari birbirine yaklati. "Zor olmayacaksa" dedim son derece yumuak bir sesle. "Olanlari bir de sizden dinlemek isterim Kadir Bey." Bakilarini kaçirdi, birkaç saniyeliine altdudaini çinedikten sonra cesaretini toplami olarak döndü. "Zor olmaz" dedi, ama yüzündeki endie olduu gibi yerinde duruyordu. "Niye zor olsun. Yalniz ben baini sonunu toplayamam, en iyisi siz sorun ben anlatayim." "Tabii, nasil kolayiniza geliyorsa" dedim ama kayit cihazini çikarmadim. Çünkü Kadir'in ruh hali deimeye balamiti. ansimi daha fazla zorlamanin âlemi yoktu. Örendiklerimi aklima yazmakla yetinmeliydim. Dikkatimi toplayarak sordum. "Olay günü, yani yanginin çiktii sali günü otele niçin gitmitiniz?" "i için." Elleri titremeye balamiti. Belki de titremelerini önlemek için ellerini dizlerinin üstünde birletirdi. "Biz, alt katlarin temizlik iini yapardik." "Biz derken kimler yani?" "Biz ite, rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Baci." "Her gün mü gidiyordunuz?" "Otel açikken alti gün gidiyorduk, tek pazarlari çalimazdik. Tadilat yapildii dönemlerde sadece üç gün çaliirdik; pazartesi, çaramba ve cuma." Yanli mi duymutum acaba? "Ama bu defa sali günü gitmisiniz" diye hatirlattim. Yanlii açia vurulmu gibi kizardi. "Pazartesi günü bizim Zaim'in niani vardi, yani benim olanin" dedi bakilarini kaçirarak. Yüzü gölgelenmiti. "O gün bütün ekip niana geldi. Rahmetli Mecit ile Hüseyin, Nezihe Baci... Hepsi çoluk çocuuyla beraber. Eliyle televizyonu gösterdi. Videoya çekmiler, hepsi düünde gülüyor, oynuyor, eleniyorlar. Onlari görünce içim yaniyor. Keke niani o günü yapmasaydik diyorum." Arkadainin mutsuzluk içinde kivrandiini gören Mennan: "Niye Kadir?" diye sordu. "Niye üzülüyorsun anlamadim?" "Anlamayacak ne var Mennan? Pazartesi çalimaya gitseydik baimiza bu i gelmeyecekti. Mecit

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

ile Hüseyin de ölmeyecekti." Mennan teselli etmek için arkadainin omzuna dokundu. Türkler, özellikle de erkekler konuurken birbirlerine dokunmadan yapamiyorlardi galiba. "Yapma Kadir, kendini bo yere suçlama. Takdiri ilahi, olacaklarin önüne kimse geçemez." "Ben de onu diyorum" diye pimanlikla mirildandi Kadir. "Yalan söyledik, Allah'in takdiri de ite bu yangin oldu." "Ne yalani yav? Sen yalan söylemezsin ki." "Dilim tutulsaydi da söylemeseydim Mennan, lakin söyledim. Bizim halaolu Veyis var ya. O, çaridaki düün salonunda çaliiyor. Pazartesi günleri kimse düün yapmiyormu. 'Eer niani pazartesi yaparsaniz patron salon parasinin yarisini alacak' dedi. Biz de pazartesi yaptik niani." Mennan da benim gibi yanli bir yan görmüyordu olanlarda. "iyi yapmisin, ne var bunda?" "Ama Serhad'a söylemedim. Otelin tadilat ilerinden o sorumluydu. Kimse farkina varmaz, ha pazartesi gitmiiz, ha sali, ne olacak dedim. Zaten temizlik de yapmayacaktik, çaramba günü boyacilar gelecekti, eyalarin üstünü örtecektik. Hatta Serhad beni aradi. 'Yarin gidiyorsunuz' deil mi, diye sordu. Ben de 'gidiyoruz' diye yalan söyledim. Serhad'in aramasi bile Allah'in bir iaretiymi. Vakit varken bu iten vazgeç diyormu bana. Vazgeçmedim, paraya tamah ettim, yalan söyledim, Hak Teala da bana bu cezayi verdi ite." Arkadainin gereksiz yere kendini yiyip bitirmesi Mennan'i sinirlendirmeye balamiti. "Yanli düünüyorsun Kadir." çten bir dost, bir abi gibi konuuyordu. "Tamam yalan söylemekle kötü yapmisin. Ama yangini sen çikarmadin. Üstelik Mecit ile Hüseyin'i kurtarmak için canini da tehlikeye attin, Nezihe'yi alevlerin içinden çikardin. Bouna kendinle uraiyorsun, senin bu ite bir suçun yok. Kaza ite, elden ne gelir?" Mennan, arkadaini ikna etmeye urairken benim aklim baka bir ayrintiya takilmiti. "Kadir Bey" dedim merakla yüzüne bakarak. '"Siz bu otelde ne kadar zamandir çaliiyorsunuz?" Uysalca yanitladi sorumu. "Önümüzdeki ay, üç yil olacakti. Ama biliyorsunuz, yangindan sonra iten çikardilar. Tazminatimi bile ödemediler. irketin durumu kötüymü." konion Turizm zor durumda demek, bu bilgi de önemliydi ite, aklima not ederek öteki soruya geçtim. "Peki otel her tadilata girdiinde Serhad mi sorumlu olurdu bu iten?" Hemen yanitlamadi, biraz düündükten sonra: "Yok" dedi iri kafasini sallayarak, "Müdür bakardi, rfan Bey, o yoksa yardimcisi Orhan Bey." "Onlar neredeydi?" "Ziya Bey izne yollami. Tadilat iinin baina da Serhad'i getirmi." Mennan'a baktim, onun da gözlerinde kuku bulutlari gezinmeye balamiti, bir parça da utanç vardi; bunlari sorup örenmedii, raporunda belirtmedii için. Ama yetkili acentemizi suçlayacak zaman deildi, önemli bir ipucu yakalami olabilirdik. "Tadilat sirasinda otelde baka insanlar oluyor muydu?" diye sordum. "Yani siz pazartesi günü iinizi yapmi olsaydiniz, sali

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

günü otelde kimse bulunacak miydi?" "Kimse olmayacakti" diye dertli dertli söylendi. "Belki Serhad ile kankasi Kel Cavit, bir de onlann adamlari. Güvenlikçi ya bunlar, otelde bulunmalari lazim. Ama onlar lobide olacaklardi, yani yanginda kimse ölmeyecekti." Gözleri nemlendi. "Sebep olduk Mecit ile Hüseyin'e." "Hayir, olanlarin sizinle ilgisi yok" diyerek yatitirmaya çalitim. "Hatta yanginin çiki sebebi düündüüm gibiyse sizin hiçbir suçunuz yok." Yüzündeki keder birden kukuya dönütü. "Kimin suçu var? Yoksa biri mi çikarmi yangini?" Mennan'in gözleri de Kadir'inkiler gibi üzerimde toplanmiti. çerisi serin olmasina ramen yine ter damlalari belirmeye balamiti alninda. "Aratiriyoruz" dedim sakin bir tavirla. "Eer bize yardim ederseniz, gerçei çok daha çabuk ortaya çikartiriz. Ama bir mesele daha var. Ziya Bey, yangini uzaylilarin çikardiini söylediinizi iddia etti. Böyle bir ey dediniz mi?" Yardim ister gibi Mennan'a bakti, arkadaindan fayda gelmeyeceini anlayinca, "Uzayli gibi giyinmi bir adam gördüm" diye çekinerek açikladi. "Parlak, alüminyum gibi elbisesi vardi." "Yüzünü görebildiniz mi? Neye benziyordu bu adam?" Alay etmediimi anlayinca: "Balii vardi kafasinda" diye söylendi hevesle. "Yüzünü göremedim. Her tarafi o elbisenin içindeydi." "Ne zaman gördünüz bu adami?" "Nezihe'yi çikardiktan sonra, ikinci aaiya iniimde..." Bir eyleri kaçirmaktan korkuyordum, sözünü kestim. "Nezihe'yi Serhad'in yanina biraktiktan sonra mi?" "Biraktiktan sonra..." "Peki Serhad sizi görünce airdi mi?" Alnini kiritirarak hatirlamaya çaliti. "Galiba airdi, 'Burada ne ariyorsunuz' gibi bir eyler de söyledi ama onu dinleyecek halde deildim. Mecit ile Hüseyin aaidaydi." Evet, gerçek yava yava ortaya çikiyordu ite. "Sonra aaiya mi indiniz?" "Öyle yaptim, Mecit ile Hüseyin'i kurtarmam gerekiyordu. Aaisi çok sicakti, duman gözlerimi yakiyordu. Merdivenlerin altina geldiimde bu uzayli gibi giyinmi adamla karilatim. Dumanlarin arasindan çikti. Ama beni görünce ürktü, geri geri gitmeye baladi. Ne yalan söyleyeyim ondan korkmutum, ben de geri geri gitmeye çaliirken, biri arkadan baima vurdu." te eksik bir parça daha ekleniyordu kafamda air air tamamlanmaya balayan fotorafa. "Baka biri daha mi vardi?" "Vardi ya, ayni onun gibi giyinmiti. Ayilirken gördüm ikisini de. Ellerimden ayaklarimdan tutmu beni götürmeye çaliiyorlardi." "Kadir, itfaiyeci olmasin bu gördüün adamlar?" diye kendi kafasindaki ihtimali dile getirdi Mennan. "Uzay kiyafeti dediin itfaiyecilerin giydii yangin elbisesine benziyor." Söylediklerinden son derece emindi Kadir. "tfaiyeci benim baima niye vursun? Adamlarin bana ne garezi var?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yav vurmamitir da, sen duman yuttun, korktun, öyle zannetmisindir." "Yok..." dedi Kadir sinirlenerek, "ben öyle zannetmedim. Ben o herifi gerçekten gördüm. tfaiyeci filan da yoktu ortalikta. Zaten baima vurmasalar, Mecit ile Hüseyin'i kurtarirdim." Arkadaina kirilmi olmali ki bana bakarak açiklamaya baladi. "Ben ne söylediimi biliyorum Karen Hanim. tfaiyeci filan deil, orada acayip kiyafetli iki tane adam vardi, biri de baima vurdu." "Size inaniyorum" dedim sakin bir ses tonuyla. "Mennan Bey de inaniyor, ama eksik ya da yanli bir ey kalmasin diye bu kadar çok soruyoruz." "Söylediklerimde tek bir yanli yok. Allah ahidimdir yalan hiç yok. Bu yangindan sonra bir daha da hiç söylemem zaten." Mennan üzgün gözlerle süzüyordu Kadir'i. Arkadainin hâlâ kendine gelemediini, gördüü halüsünasyonlan gerçek diye anlattiini düünüyordu. "Yalan söylemediini biliyoruz Kadir. Yalan söylemediini biliyoruz, ama hastanede yangini uzaylilar çikardi demisin." "He öyle söyledi" diyerek Nimet de katildi tartimaya. Ellerinde kek, kuru pasta dolu iki tabakla birkaç adim ötemizde durmu bize bakiyordu. Ne zaman salona girmiti bu kadin, ne zaman bu kadar yakinimiza kadar gelmiti? Konumanin heyecanindan hiçbirimiz fark edememitik. "Doktorlara öyle demedin mi Kadir?" diye yaklati. "Kafasinda uzun çubuklar olan bir adamin çamairhaneye girdiini, ütüleri fie soktuunu söylemedin mi?" Karisina bir de seninle uraacaiz imdi der gibi baktiktan sonra: "Dedim" diyerek itiraf etti. "Bainiza öyle vursalardi, siz birak uzaylilari, tövbe tövbe Allah'i bile gördüm derdiniz. Yav vicdansiz kadin, doktor, 'kafasina fena darbe almi, ansiniz varmi, adamcaiz ölümden dönmü' demedi mi? Kafamiza yemiiz sopayi, o kadar saçmalamak olacak artik." Kendimi tutamayarak gülmeye baladim. Gülmek bulaiciydi, önce Mennan ardindan Nimet en son Kadir de katildi bana. îlk ciddileen Mennan oldu. "imdi Kadir, u meseleyi bir daha düün. Hani daha önce baima kalas dümütü dedin ya..." "Kalas malas dümedi benim baima" diye isyan etti Kadir. "Mennan niye anlamiyorsun? Baima vurdular diyorum yav. Baima vurulmadan önce neler olup bittiini çok iyi hatirliyorum. Tamam mi?" "Ne börüyon be" diye azarladi kocasini Nimet. Elindeki tabaklari sehpanin üzerine birakmi, öfkeyle Kadir'e bakiyordu. "nsan misafirine bairir mi?" Kadir de en az Nimet kadar sinirlenmiti. "Bairmiyom be!" diye çemkirdi. "Hem senin ne iin var burda, görmüyor musun konuuyoruz daha. Git çayina bak." Hemen gitmedi Nimet, bir süre daha öfkeyle süzdü kocasini, sonra belki de biz burada olduumuz için uzatmak istemedi. "Ben çayima bakarim" dedi mutfaa yönelirken. "Ama önce sen konumayi ören." Kadir de utanmiti yaptiindan, ama bairdii Mennan'a deil de bana bakti. "Kusura bakmayin Karen Hanim" dedi bouk bir sesle. "Ama ben ne dediimi biliyorum. Ben o acayip kiyafetli adami, aklim yerindeyken gördüm. Sonra da biri kafama vurdu ite." Düündüklerimi onunla paylamanin tam sirasiydi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Peki, diyelim ki siz o tuhaf giysili adami gerçekten de gördünüz. Sonra baka biri arkadan gelerek bainiza vurdu. Kendinizden geçtiniz. Gözünüzü açtiinizda ayni giysilerden giymi iki kii sizi diari taiyorlardi." Baini sallayarak beni onayladi. "Hah, aynen böyle oldu ite." "Güzel, o zaman öyle diyebiliriz. lk gördüünüz kii yangin giysileri giymi kundakçiydi. Yani yangini çikaran kii." Anlamaya çaliiyordu. "Tamam, yangin çikaran kii." "O kii sizin orada olmayacainizi düünüyordu. Çünkü temizlik iinin bir gün önce yani pazartesi günü yapilmasi gerekiyordu. O yüzden karisinda sizi görünce çok airdi, hatta korktu geri geri gitti. O sirada arkadai da sizi fark etmiti, arkadan gelip bainiza vurdu. Bayildiniz. Bir ara kendinize gelir gibi oldunuz, gözleriniz aralandi, sizi taiyan acayip giysili iki kii gördünüz. Onlari da ilk gördüünüz kiiler sandiniz. Oysa onlar sizi kurtarmaya gelen itfaiyecilerdi. Sizi yangin yerinden çikardilar, hastaneye götürdüler." Baini hafifçe geri atarak düündü. "Ama ilk gördüüm adam gerçekti" diye mirildandi. "Baima vuran da..." Yanginin, sabotaj olabileceini kabul etmeye hâlâ hazir deildi Mennan. "Ya sonrakiler" diye hatirlatti, "sonradan gördüün o kiilerden emin deil misin?" Duraksadi Kadir, kafasi karimiti. "Onlari da gördüm, ama baima vurulduktan sonra. O sebepten çok israr etmiyorum. Tamam, belki de hayal görmü olabilirim. Lakin ilk gördüüm hayal filan deildi." Ben öreneceimi örenmitim, otel yanginina dair kafamdaki fotoraf nerdeyse belirginlemiti. Ama eksik olan birkaç parça vardi. Onlari da tamamlamak istedim. "Sizin, yani temizlik ekibinin otele girdiini kimse gördü mü? Serhad'la ya da Cavit'le karilatiniz mi?" "Karilamadik. Biz arkadaki servis kapisindan girdik otele. Serhad bizden birini fark etmesin diye kimseyi lobiye de birakmadim. Çünkü adama yalan söylemitik." Mennan'in da akli karimiti, ama belki de kafasindaki gerçek-le yüzlemeye hazir olmadii için soru sormak islemiyordu. Sa londaki sessizlii elinde çaydanlikla içeri giren Nimet bozdu. "Daha bitmedi mi diyecein?" Dorudan kocasinin gözlerinin içine bakarak konuuyordu. "Yeter artik topla dilini, misafirleri açliktan öldüreceksin Goca Kadir." 28 "Buraya noksan gelen tamamlanir." Saatlerdir günein altinda bizi bekleyen arabanin içi cayir cayir yaniyordu. Isinmi metalle plastiin air kokusu sinmiti her yere. Mennan klimayi açana kadar ben de onun gibi ter içinde kalmitim. Souk hava arabanin içinde dolamaya balayinca ne boucu sicaktan eser kaldi, ne de o içimi kaldiran pis kokudan.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Otele mi birakayim sizi Miss Karen?" diye sordu terini kâit mendille kurularken. "Saat daha bir, zzet Amca'yla bulumamiza iki saat var. Belki biraz dinlenmek istersiniz." Fena fikir deildi, ama gece boyunca çok az uyumu olmama ramen u anda gözlerimde uykunun kirintisi yoktu. Mennan'in ofisine gitmek de içimden gelmiyordu. Galiba en dorusu Ka-dir'in söylediini yapmakti. Mademki vaktim vardi, rüyalarimin ilginç kahramani "ems Hazretleri"nin gönül dostu, babamin kadim eyhi Mevlânâ'nin türbesini neden ziyaret etmiyordum ki? Ama yeniden ems konusunu açmasini istemediimden, daha da kötüsü ben de gelirim demesinden çekindiimden Mevlânâ Tür-besi'ne gideceimi Mennan'dan gizleyerek, önerisini onaylami gibi göründüm. "Haklisiniz, beni otele birakirsaniz iyi olur." "Doru olani yapiyorsunuz Miss Karen." Sanki bana özenir gibiydi. "Aslinda firsatini bulup bir yarim saat ben de gözlerimi kapasam iyi olacak ama nerede, yapmam gereken o kadar çok i var ki. ki müteriyle görüülecek, poliçeler imzalanacak, bankaya gidilecek. Üstelik bunlar iki saat içinde yapilacak." Üzüldüm durumuna, bu kadar sikimasina hiç gerek yoktu. Üstelik onun yaninda zzet Efendi'yle babam hakkinda konumayi da pek istemiyordum. "konion Turizm'e gelmeseniz de olur. zzet Efendi'yle sohbet edeceiz sadece, Görüme, ile ilgili deil..." Dikiz aynasindan beni süzen yeil gözlerinin yorgunluu aninda silindi. "Sizce sakincasi yoksa, yaninizda olmak isterim" dedi hevesle. "zzet Amca hikmet sahibi bir insandir. Onunla konuma ayricaliina her zaman eriemiyor insan." Anlailmiti, Mennan'dan kurtulmak imkânsizdi. "yi, sorun yok o zaman." "Saat üçe doru sizi otelin önünden alsam?" "Ama gelmeden önce beni ararsaniz iyi olur. Sizi bekletmek istemem." Aslinda türbeye gittiimi anlamamasi için kendimce önlem aliyordum. Ama otele girite de ayni sorunu yaamaktan kurtulamadim. Bizim nazik Mennan, "Olmaz, illa sizi otelin kapisinda indireceim" diye israr edince, mecburen lobiye girmek zorunda kaldim. Bereket, akamki merakli görevli ortaliklarda yoktu. Onun yerine bakan kiza, yasak savmak için: "Bana mesaj var mi?" diye sordum, tabii yoktu. Dönüp kapiya baktim, Mennan'in arabasi çoktan gitmiti. Gönül rahatliiyla çikia yürüyecektim ki güçlü bir bulanti hissettim. Karnimdaki bebek beni unutma diye kesin bir dille uyariyordu. Elimi azima tutarak kendimi lavaboya zor attim. Ardi ardina gelen öürtü dalgasiyla bedenim sarsilmaya baladi. Biraz çikarinca rahatladim. Azimi çalkaladim, ensemi, akaklarimi souk suyla islattim. Hamilelikte ne kadar sürerdi acaba bu bulanti dönemi? Dokuz ay boyunca devam etmeyeceini biliyordum ama kaçinci ayda sona ereceini bilmiyordum. Eer bebei aldirirsam, onunla birlikte bulantilar da yok olacakti. Ama aldirirsam... Sahi ne yapacaktim bu bebei? Aynadaki yüzüme baktim, benzim sararmiti. Gözlerimde yorgun bir ifade vardi. En iyisi bu konuyu hiç düünmemekti. u anda çözmem gereken daha önemli sorunlarim vardi. Yeniden yüzüme baktim; hala solgun görünüyordu, hafif bir makyaj iyi olacakti.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Çantami açtim, rujumu çikaracaktim ki Komiser Zeynep'ten aldiim zarfi gördüm. Bunu tümüyle unutmutum. O tuhaf yüzük de paralarla birlikte zarfin içindeydi. Yüzüü çikardim, sa avucuma koyarak iia doru tuttum. Gerçekten güzel bir yüzüktü, gümü halkasindaki incecik ilemeler büyük bir ustalii gizliyordu, kahverengi ile kizil arasindaki tainda insanin ilgisiz kalamadii bir derinlik vardi. Hayir, ucuz bir yüzük deildi bu. Ama neden boyasini akitmiti? Yüzüün taini musluun altina tutarak suyla yikamaya baladim, parmaklarimla sertçe ov-dum, hayir birakin boyasinin akmasini, bir leke bile olumamiti lavabonun bej rengi zemininde. Yeniden parmaima taksam? Ya yine kanarsa? O kadar da ik görünüyor ki, dayanamadim yüzüü yeniden parmaima geçirdim. Elimde de çok güzel duruyordu. Bel ki de bir kez daha denemek istiyordum. Dudaklarima hafif bir ruj sürerek, çantami toplayip çiktim. Sultan Selim Camii ile küçük bir parkin arasindan geçip türbenin kemerli di kapisina ulatim. Önümde on kiilik bir turist grubu vardi; giede küçük bir bilet kuyruu oluturmulardi. Aralarinda hiç genç yoktu, yaklainca ngilizce konutuklarini fark ettim; hem de "Quens" îngilizcesi. Evet, bunlar ngiltere'den gelen vatandalarimdi. Teni güneten yanmi, gümü rengi saçlari omuzuna düen, mavi gözleri yaam dolu bir kadin onlara rehberlik ediyordu. Kadin Türk müydü? "Hey Angelina" diye seslenen saçsiz bir adam yanitlami oldu sorumu. Elinde kâit Türk paralari tutuyordu. "Bunlardan hangisini vereceiz görevliye?" Angelina vermesi gereken banknotu adamin elinden nazikçe çekerek gruptakilere gösterdi."te bunu, u kirmizi olani." Bu kez saçlari kisacik kesilmi, sicaktan yanaklari al al olmu imanca bir kadin eliyle duvardaki afii gösterdi. "Angelina, urada ne yaziyor? Evet, u ite, üzerinde Rumi'nin resmi olan posterde diyorum." Angelina hiç yüksünmeden gözlerini kisarak afie döndü. Onunla birlikte ben de Mevlânâ'nin resmine dönmütüm. ems'in yaninda gördüüm Muhammed Celaleddin'den oldukça farkliydi afiteki adam. Ne rüyalarimdaki Mevlânâ'nin gözlerindeki ate vardi bakilarinda, ne yüzündeki heyecan. Yali, dertop olmu bir ermiti resimdeki kii. Bu nur yüzlü dervi, eyhi için Yahudi mahallesine giderek arap alabilecek birine hiç ama hiç benzemiyordu. Resmin hemen yaninda iir biçiminde alt alta siralanan sözcükler yer aliyordu. Ama iirden çok özdeyileri andiriyordu bu cümleler. Angelina hiç duraksamadan çevirmeye baladi. Belli ki ilk kez karilamiyordu bu sözcüklerle; yoksa bu kadar hizli, bu kadar doru çeviremezdi. Ya olduun gibi görün / Ya göründüün gibi ol / efkatte, merhamette güne gibi ol / Ayiplari örtmekte gece gibi ol / Keremde, cömertlikte akarsu gibi ol / Tevazuda, mahviyette toprak gibi ol / Hogörüde deniz gibi ol / Öfkede, asabiyette ölü gibi ol / Ya olduun gibi görün, ya göründüün gibi ol. Çeviriyi bitirince huzurlu bir gülümseme belirdi dudaklarinda. "Hatirladiniz mi, daha önce de okumutuk Rumi'nin bu sözlerini." Gruptakiler balarini sallayarak onayladilar onu. Elinde ilemeli baston tutan, ik giyimli top sakalli bir adam, dizeleri göstererek sordu: "Yazi Türkçe mi, Farsça mi?" Anlayili bir öretmen gibi sabirla açikladi Angelina. "Türkçe, Fars alfabesi farklidir. Ama metnin orjinali Farsça olmali. Rumi iirlerini Fars dilinde kaleme aldirirdi." Angelina sadece bir rehber deildi galiba. Sanirim bu küçük grubun bir tür dinsel

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

önderiydi. Baksaniza kadin çeviri yapabilecek kadar iyi biliyordu Türkçeyi. Muhtemelen Farsçada çalimitir. Tuhaf, Rumi hâlâ Batililari etkilemeyi sürdürüyordu demek. Oysa ben ondan etkilenenlerin sadece Müslüman mistikler ya da annem gibi bir zamanin isyanci hippileri veya marjinal kiiler olduklarini sanirdim. Oysa karimdakiler ingiliz orta sinifina mensup, durmu oturmu insanlardi. Grubun en arka sirasinda yer alan iriyari, kizil saçli adamin da biletini aldiini gören Angelina, yavrularinin kaybolmasindan korkan anaç bir tavuk gibi ilgiyle çevresine bakindi. "Tamam miyiz, herkes aldi mi biletini?" ngiliz yalilar grubu, sanki ilkokul çocuklari gibi biletlerini havaya kaldirdilar. Angelina durumdan memnun eliyle geçi turnikelerini gösterdi. "imdi bu kapidan bahçeye gireceiz. Ama önce kisa bir bilgi vermek istiyorum." Eliyle kapiyi gösterdi. "Buranin adi Dervian Kapisi'dir. Gördüünüz gibi müzenin ana girii olan bu kapidan bir zamanlar derviler girdikleri için bu adi almitir. Ayrica bunun gibi üç kapi daha var. 'Çelebiyan Kapisi', 'Küstahan Kapisi' ve 'Hamüan Kapisi'. Çelebiyan Kapisi adini Rumi'nin soyundan almaktadir. Rumi'nin erkek tarafindan gelme erkek evlatlarina 'Çelebi', hanim tarafindan gelme evlatlarina da 'Ühas Çelebi' denilmektedir. Rumi'nin bu türbeye defnedilmesinin ardindan aile bu çevrede konaklar, evler almitir. Çelebi Kapisi bu evlerin bulunduu yöne bakan kapidir. 'Küstahan Kapisi' ardi ardina yanlilar yapan, kendini düzeltmek için çaba göstermeyen derviler için yapilmitir. Onlar, dergâhtan uzaklatirildiklarinda, kimse görmesin diye akam namazindan sonra karanlik çökünce çikarlarmi bu kapidan. Hamüan Kapisi ise bu sabah gezdiimiz bin yillik Üçler Mezarlii'na bakar. Mevlevilikte mezarlia Hamüan yani suskunlar mekâni denir. Bu yüzden o kapinin adi Hamüan olarak anilmaktadir." Bu kadar ayrintiyi bildirine göre Angelina kesinlikle bu grubun ruhani önderiydi. u anda da grubuna kutsal bir gezi yaptiriyor olmaliydi. Belki ben de bilgilerinden yararlanabilirdim. Biraz pelerine takilsam iyi olacakti. Giedeki görevliden tek kiilik bilet isteyinceye kadar hizla geçti bu firsatçi düünce aklimdan. Giedeki ince biyikli, genç görevli biletimi uzatirken onlar çoktan bahçedeki tarihi adirvanin önünde yerlerini almilardi. Yer yer ikili üçlü mezarlarin bulunduu, zemini beyaz mermerlerle kapli bahçe oldukça kalabalikti. Anadolu güneinin yakici sicaina aldirmadan sabirla Angelina'nin yapacai açiklamalari bekleyen bizim ingilizlerin diinda tespit edebildiim kadariyla biri Alman, öteki Japon iki turist topluluu daha vardi, ayrica ikier üçer kiilik küçük gruplar halinde dolaan Türkiyeli ziyaretçiler. Bahçenin kalabalik olmasi iime yaramiti, ingiliz gruptaki irlanda kökenli olduunu tahmin ettiim iriyari, kizil saçli adamin arkasina gizlenerek Angelina'yi dinlemeye baladim. "imdi bu türbenin bulunduu alani bir gül bahçesi olarak düünün." Vatandalarimin hepsi baini çevirip türbeye bakti. "Her yanda renkleri gözlerinizi alan kirmizi, pembe, sari, beyaz güller, rüzgârin üzerinize savurduu mis gibi kokuyu içinize çekin." Kalabaliktan, sanki gerçekten de kokularini duymu, renklerini görmü gibi hayranlik belirten bir ses yükseldi. Angelina, ekibinin duyarliliindan memnundu. "Evet, yedi yüz küsur yil önce burasi Selçuklu Sarayi'nin gül bahçesiydi. Mevlânâ Celaleddin'in babasi Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled yaama gözlerini yumunca, bu gül bahçesine defnedildi. Babasinin ölümünün ardindan onu sevenler Rumi'nin huzuruna vardilar. 'Sultanü'l-Ulema Hazretleri'nin mezarinin üzerine bir türbe yaptirmak istiyoruz' diyerek izin istediler. Rumi bu kiilere teekkür ettikten sonra öyle dedi: 'A dostlar, söyleyin gökkubbeden daha iyi bir türbe var midir?' Bu sözler üzerine dostlari tekliflerini geri çektiler. Ama aradan yillar geçip, Muhammed Celaleddin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Rumi de 1273 yilinda ölünce, olu Sultan Veled, babasinin mezari üzerine türbe yapilmasina razi oldu. Böylece "Kubbe-i Hadra" yani "Yeil Kubbe" olarak adlandirilan türbe, dört fil ayaina benzeyen dört kalin sütun üzerine Tebrizli Mimar Bedrettin tarafindan ina edildi. O tarihten sonra Rumi'nin ailesi ve çevresindeki dostlari bu türbeye defnedildi. Evet, imdi içeri girelim, Büyük Rumi'nin türbesini yakindan görelim." Türbenin kapisina yaklainca kalabalik younlamaya baladi; çünkü ziyaretçiler ayaklanna plastik galo takmak zorundaydilar; bu da zaman aliyor, kapi önünde birikmelere yol açiyordu. O karmaada geride kaldim. Neden sonra türbenin kapisindan içeri girdiimde, eskimi kuma, toprak ve ahap kokusuyla birlikle derinlerden gelen bir ney sesi kariladi beni. Sari bir iikla aydinlanan, sanki duvarlari altindan bir odaya girdim. Duvarlarda babamin yazmaya çalitii Arapça ve Farsça sözcüklerin en mükemmel örnekleri sergileniyordu. Angelina grubunu az ilerde, gümü bir kapinin önünde toplamiti. Usulca yanlarina yaklatim. Bu makam âiklarin kâbesidir. / Buraya noksan gelen tamamlanir. Gümü kapinin üzerindeki elyazmasi metni, arkadalarinin anlayabilecei hale getiriyordu Angelina. "Bu sözler Molla Cami'ye ait" dedi sadece çevresindekilerin duyabilecei kadar yava bir sesle. "Anlaminin derinlii kadar biçimiyle de gönüllerde hakli bir yer eden bu benzersiz güzellikteki yazi, ünlü hattatlardan Yesarizade Mustafa zzet Efendi'nin kaleminden çikmi." "Noksan gelen tamamlanir, ne demek?" diye sordu elinde bastonu olan top sakalli adam. "Yani burasi büyülü bir yer mi? Bu iikli mekân eksiklerimizi mi giderecek?" Güldü Angelina, ama hiç de küçümser gibi bir hali yoktu. Bu ifadeyi çok iyi taniyordum; babamin, ah Nesim'in, Rumi'nin ve ems'in yüzünde de ayni ifadeyi görmü, ayni anlami okumutum. Sorulan soru ne kadar saçma gelse de ciddiye alip açiklamak gerektiini düünen insanlarin sakin ve sabirli tavri vardi hepsinde. "Öncelikle unu açiklia kavuturalim" diyerek arkadainin kafasindaki kariiklii gidermeye çaliti Angelina. "Molla Cami adindaki iranli ulema, 'Buraya gelen' derken türbeyi ziyaret edenlerden söz etmiyor. 'Dergâha gelenlerden, yani hakikati arayan âiklardan söz ediyor. Yani bir kez bu mekâna girince, türbede yatan kutsal ölüler bir mucize gerçekletirerek, büyük sirri kulaklariniza fisildayacak, sizleri birer kâmil insan haline getirecek demiyor. Kâmil insan olmak o kadar kolay deil. Çile doldurmak, hak derdinin taiyicisi, ilahi akin yorulmaz yolcusu olmak gerek..." Büyük sir, hakikat, ilahi ak, kâmil insan, çile doldurmak... Daha önceleri babamdan, ah Nesim'den ve rüyalarimdaki Ru-mi'den, ems'ten duyduum sözleri dile getirmiti Angelina. Ama ben de tipki top sakalli yali adam gibi hala anlamini kavrayamamitim bu sözlerin. Yeni bir soruyla karilamayan Angelina gümü kapidan geçerek türbenin içine yürüdü. Merakli arkadalariyla birlikte ben de takildim peine. Türbeye girince altin rengi iik iyice süzüldü, koyulati, bal rengine dönütü. Geni salonda ilk gözüme çarpan iki tarafta yan yana, art arda siralanan üzerleri atlas kumalarla örtülmü sandukalar oldu. O zaman hatirladim, evet, babam beni buraya getirmiti. Küçük bir kizken mezarliklardan çok korkmama ramen, üzerlerinde beyazli yeilli sariklarin bulunduu yüze yakin sandukasiyla küçük bir mezarlii andiran bu iikli mekâni gördüümde hiç korkmamitim. Birakin korkmayi, kendimi bir masal âleminde sanmitim; babamin anlattii hikâyelerin yaandii Dou saraylarindan birinin en görkemli salonunda. Tavandan sarkan avizeler, sandukalarin yanlarindaki amdanlar, türbeyi taiyan dört fil ayai sütunun üzerinde hali gibi ilenmi kirmizi, kahverengi, sari renkli desenler, sandukalari kaplayan atlas kumalarda altin simlerle ilenmi türlü çeit çiçekler, bu büyüleyici ortami tamamlayan ilginç harfler, anlamini bilmediim Kuran ayetleri, ne dediini anlamadiim iirler, ilk geliimden bu yana geçen onlarca yil içinde hiç deimemi, belki de sonsuza kadar deimeden hüküm sürecek o etkileyici, mistik atmosfer. Angelina'mn okuduu dizeler pekitirdi hissettiklerimi. Gel, gel, ne olursan ol yine gel / îster kâfir ol, ister atee

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

tap, ister puta / Ne olursan ol, yine gel / îster yüz kere tövbe etmi ol / îster yüz kere bozmu ol tövbeni / Ümitsizlik kapisi deil bu kapi / Gel ne olursan ol yine gel. Çok eski, çok bildik bir duanin hiçbir zaman unutulmayacak sözleri gibiydi bu dizeler. Kaç kez iittim bu iiri babamdan, kaç kez ezberlemeye çalitim. imdi dinlediimde bile beni etkiliyor. Ama içerinin serinliine ramen diaridaki sicain izlerini, hâlâ kirmizi yanaklarinda taiyan kisa saçli tombul teyze benim gibi düünmüyor olacak ki: "Kâfir sözünü beenmedim" diye cesaretle dile getirdi görülerini. "Kim o kâfir, Hiristiyanlar mi, Yahudiler mi, yoksa dini inanci olmayan kiiler mi? Atee tapani, puta tapani küçümseyen bir yan var bu iirde. Hiç ho deil. Gel dedii yer neresi? Rumi'nin kendi inanci mi? Ya ben Tanritanimazliimla gelirsem, yani inan-cimi deitirmeden gelmeye kalkarsam, bana yine yer var mi bu hogörü kabesinde?" Angelina'nin dinginlii hiç etkilemedi bu sözler; bai dik, gözlerinde kendi kendine yeten insanlarin güveniyle: "Senin söylediin yerlere takilmadim ben" diye mirildandi. "Kâfir derken belki kendi inancindan olmayan kiileri kastediyor, ama onlari aailamak yerine kendi sofrasina çainyor. Dikkat edersen bu sözlerde dayatma yok, benim düüncemi kabul edeceksin de yok. 'Benim dinim aktir' der Rumi. O ak, hangi dinden olursa olsun bütün insanlari birletirecek ortak paydadir." Siyah gözlerindeki kuku bulutlari dailmamiti tombul teyzenin, ama Angelina daha fazla açiklama yapmaya gerek duymadan salonun sonuna doru yürüdü. Ve hep birlikte biz de pei sira sürüklendik. Angelina salonun sa köesine gelince yüzünü bize dönerek durdu. Sa eliyle, üzerinde iki sarik bulunan, sim ilemeli atlas kumala örtülü iki sandukayi gösterdi. "Bu sandukalar Mevlânâ Celaleddin Rumi ile olu Sultan Veled'e aittir." Sultan Veled u asi olmayan büyük ouldu, ems'in karisinda bir genç kiz gibi utanç içinde ürperen saygili çocuk. Ötekinin mezari neredeydi acaba? Adi Alaeddin olanin... Hani u Kimya'nin peinden ayrilmadii deli dolu gencinki? "Atlas kumalarin altinda iki mermer sanduka var. Bu sandukalari 1565 yilinda Muhteem Süleyman yaptirmi." Arka taraftaki görkemli ahap sandukalardan birini gösterdi. "Bu sandukanin altinda ise Mevlânâ'nin babasi Sultanü'1-Ulema Bahaeddin Veled yatmaktadir." Mavi gözlerine yansiyan altin sarisi iiklar tuhaf bir gizem katmiti yüzüne. "Aslinda bu ahap sanduka, Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin sandukasiydi. Rumi vefat edince, onu defnetmek için babasinin yanina getirdiler. Ve olunun geldiini hisseden baba Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled, büyük bir saygiyla mezarinda dorularak onu selamladi." Gruptakilerin bu söylenceye itiraz edeceklerini düündüm, yapmadilar ama az önceki sorularina doyurucu yanitlar alamayan tombul teyze: "Neden ems-i Tebrizi'nin mezari Rumi'nin yaninda deil?" diye sordu merakla. "Rumi en güzel iirlerini ona yazmi, neden yaamindaki en önemli insan baka bir türbede yatiyor?" Grubun en aykiri üyesi olan bu tombul teyzeyi sevmeye balamitim. Benim daha önce düündüüm sorulari dile getiriyordu. Büyük bir merakla Angelina'nin söyleyeceklerini dinlemeye ha-zirlandim ama grubun lideri sanki soruyu duymami gibi: "Bakalari da burayi görmek isliyorlar" diyerek eliyle öteki taral'laki eyalarin, kitaplarin sergilendii salonu gösterdi. "öyle Semahane bölümüne geçelim, orada daha rahat konuuruz."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Artik kendimi grubun bir parçasi saydiimdan hiç çekinmeden onlarla birlikte, cam vitrinlerin içinde muhtemelen Mevlânâ'nin ve yakinlarinin eyalarinin sergilendii Semahane'ye geçtik. çinde elyazmasi bir Mesnevi'nin bulunduu tenha bir köedeki vitrinin önünde bizi toplayan Angelina, sevimli teyzenin sorusunu yanitlamaya baladi. "urasi bir gerçek ki, ems-i Tebrizi o dönemin Konya halki tarafindan pek sevilmezmi." Bunlari anlatirken gözlerimiz karilati. Onu ilgiyle dinleyen bu kadin da kimdi? Kahretsin diye geçirdim içimden, imdi beni uzaklatiracak. Hayir, yapmadi, bakilarini yeniden tombul arkadaina çevirerek anlatmayi sürdürdü. "Nasil sevilsin ki, bir gün ansizin ortaya çikan bu Tebrizli, onlarin büyük ulemasi, eyhi, âdeta kutsal kiisi olan Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi ellerinden aliyor. Biliyorsunuz, Celaleddin Rumi, emsle karilamadan önce önemli bir mutasavvifti. Namaz kilar, oruç tutar, camide vaaz, medresede ders verirdi. Ama emsle karilamasinin ardindan bunlari birakti, iir okumaya, aktan bahsetmeye, ehir halkinin duymaya hazir olmadiklari konulari dile getirmeye merak sardi. Bütün bunlar yetmezmi gibi ems-i Tebrizi'yi her firsatta, her yerde, herkesin içinde överek, göklere çikarmaya baladi. Bununla ilgili anlatilan bir hikâye vardir. Hani otelden çikinca önünden geçtiimiz Karatay Medresesi var ya, ite orayi yaptiran Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay bir gece konainda bilginleri, sanatçilari, devletin ileri gelenlerini çairarak büyük bir ölen vermi. Çariya Mevlânâ Celaleddin Rumi de katilmi ama yanina ems'i de almi. çeri girince herkes Mevlâ-nâ'ya büyük bir ilgi göstermi, onu gönül arkadaindan kopartarak sofranin üst tarafina oturtmular. ems ise büyük bir engin gönüllükle kapida ayakkabilarin konulduu yere çökmü. Sohbet sirasinda 'Ba köe neresidir?' diye bir tartima çikmi. Herkes görüünü açiklami. Sira Rumi'ye gelince: 'Bilginlerin baköesi, sofranin ortasidir, ariflerin baköesi, evin herhangi bir köesidir, sufilerin baköesi sofranin kenaridir, âiklarin mezhebinde ise baköe dostun kucaidir' diyerek kalkip ems-i Tebrizi'nin bulunduu kapi giriine oturmu." Angelina'yi dinlerken anlattii öykünün gerçek olabileceini düünmekten kendimi alamadim. Rüyalarimda gördüüm Mevlâ-nâ, ems'e o kadar tutkundu ki, kesinlikle bunu yapabilecek cesarette bir adamdi. "Peki davete katilan öteki insanlar ne demi bu duruma?" Soruyu soran kizil saçli adamdi; hikâyeden fazlasiyla etkilemi görünüyordu. "Yüzlerine bir ey söylememiler ama o günden sonra ems'e kari açik dümanlik gütmeye, kin beslemeye balamilar. Kim olduunu bilmedikleri bu gezgin dervii, bazilari ahlaksizlikla suçlami, bazilari Mool ajani olduunu ileri sürmü, büyücü olduunu söyleyenler bile çikmi. Kimileri bu kara giysiler içindeki meczubu ehrimizden atalim demi, kimileri onu korkutmayi denemi, kimileri ise açikça öldürmekten söz etmi. Bu tehditler o dereceye varmi ki, iin ciddi olduunu anlayan ems, Mevlânâ Celaleddin'le karilamalarinin üzerinden bir buçuk yil bile geçmeden bir gece kimseye haber vermeden sessizce Konya'yi terk etmek zorunda kalmi." "Yani kaçmi mi?" Yine kizil saçli adamdi soran. ems gibi güçlü bir derviin, efsanevi bir adamin kaçmasini kabul edemiyor olmaliydi. Ne yalan söyleyeyim aslinda ben de onun gibi düünüyordum. Benim tanidiim ems öyle kuru gürültüye pabuç birakacak biri deildi. "Belki de Rumi'yi korumak istiyordu" diye belirsiz bir yanit verdi Angelina. "Bilmek zor tabii. Kesin olan bir ey varsa o da ems'in Konya'dan ayrildii. Mevlânâ gönül yoldainin gittiini örenince çilgina dönmü, yemeden içmeden kesilmi, gözüne uyku girmemi, bir çilgin, bir

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

mecnun gibi her yanda onu arami. Ne yazik ki bulamami. ems gittiinde, ondan kurtulduklari için mutlu olan Mevlânâ'nin müritleri, eyhlerinin artik kendileriyle hiç ilgilenmediini görünce bin piman olmular. Mevlânâ'nm makamina varmilar. 'Biz ems'i taniyamadik, ona huzur vermedik, yanli yaptik. Bizi baila ya Pir' demiler. Rumi de onlara inanmi ve onlari bailami. Ama aradan bir yildan fazla zaman geçtii halde ems hâlâ ortalikta yokmu. Sonunda müjdeli haber gelmi; Mevlânâ, ems'in am'da olduunu örenmi. Hemen bir kervan hazirlatmi, büyük olu Sultan Veled'i yola çikarmi. Günlerce süren zorlu bir yolculuktan sonra am'a varan Sultan Veled, ems'in huzuruna çikmi. Türlü diller dökerek, ems'in kirgin gönlünü onarmi, hiç bir yerde uzun süre kalamayan bu gezgin dervii, Konya'ya dönmeye razi etmi. ems'in gelmesiyle birlikte Mevlânâ yitirdii mutluluu yeni-den bulmu, bahar gülleri karisinda aklari sarho olarak türküler yakan genç bülbüller gibi her gün cokulu iirler yazmaya balami, ama öte yandan aklini da kullanarak, halkin dedikodularini önlemek için kendince bir önlem almak istemi. ems'le akraba olursak, evime girip çikmasi yadirganmaz düüncesiyle evlatlii Kimya'yi bu gönül dostuna e olarak vermi." Tombul teyzeciim yine araya girdi. "Yanilmiyorsam, daha önce ems'in o siralar altmi yalarinda olduunu söylemitin. Peki u Kimya adindaki kiz kaç yaindaymi?" "Bilmiyorum" dedi Angelina. Cani sikilmi gibiydi. "O kadar yali olmasa gerek." "On sekizinden daha küçük" diye yanitladim sanki üstüme vazifeymi gibi. "Daha büyük deil." Herkesin bakilari üstüme toplanmiti. Tuhaf bir eyle karilami gibi hepsinin tedirginlik içinde bakiyordu gözleri. Ne olmutu ki, alt tarafi bir bilgi aktarmitim. Angelina eliyle karnimi gösterdi. "Bluzunuz" dedi telali bir sesle. "Bluzunuz kan olmu." Panik içinde gömleime baktim, tipki Ziya'nin ofisindeki gibi kana bulanmiti. Bakilarim yüzüün takili olduu parmaima kaydi hemen. Evet, yanilmamitim ems'in yüzüü yine kaniyordu. 29 "... size dokunan ölüyor Miss Karen." Türbeden apar topar kaçarak, otele kendimi zor atmitim. Bluzumu ve yüzüü çikartip, duun altina girmi, yüzüün üzerimdeki izlerinden kurtulmak istemitim. Saçlarimi yeni kurutmutum ki Mennan aradi. Ofisten çikmi, be dakikaya kalmaz otelin önünde olurmu. Sorun yoktu ben de be dakikaya kadar giyinmi olurdum zaten. Biraz gecikirsem de kiyamet kopmazdi herhalde. Ama gecikmedim. konion Turizm'e vardiimizda saat tam üçtü. Ziya'nm kapisini çalarken, babamin eski bir arkadaiyla karilaacaim için biraz tedirgindim. Ama bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Uzay çaina öykünen odasinda Ziya yapayalnizdi. zzet Efendi gelmemiti. Dün oturduumuz parlak derili koltuklara bizi buyur ettikten sonra utana, sikila açikladi. "Babam rahatsizlandi, tansiyonu çikmi." Böyle söylemesine ramen hiç de üzgün görünmüyordu, biraz gergindi o kadar. "Geçmi olsun" diye mirildandim ama bu iin içinde baka bir i var diye düünmekten de kendimi alamadim. "Önemli bir ey deildir umarim."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yok, yok deil, yalilik ite, günü gününü tutmuyor." Mennan, Ziya'dan daha fazla etkilenmiti yali adamin hastalanmasindan. "Allah Allah ne olmu zzet Amca'ya" diye söylendi üzüntüyle. "Gençlere ta çikartirdi valla. Nesi varmi?" "Abartacak bir ey yok" diyerek hastalik meselesini geçitirmek istedi Ziya. "Zaten yine de görümek istiyor sizinle. 'Dergâha gelsinler' dedi." Aslinda bu beni daha çok mutlu ederdi. Ziya'nin yaninda babam hakkinda konumak istemiyordum. Bir yolunu bulup Men-nan'i da iizaklatirabilsem çok iyi olacakti, ama bu biraz zor görünüyordu. "Gideriz tabii" diye hevesle atildi i arkadaim. "Ben götürürüm Miss Karen'i." Adamcaiz bizi bekliyorsa hemen toparlanmak lazimdi. "Babaniz dergâhta mi?" "Yok, evde dinleniyor. Serinlik çökünce inecek dergâha. Be gibi orada olursaniz yeterli sanirim." Bu aksaklii anlayila kariladiim için rahatlami gibiydi. "Olanlar için çok özür dilerim Miss Karen, ama yapabileceim bir ey yoktu." "Hiç önemli deil, hatta belki böylesi daha iyi oldu. Ben de Serhad ve Cavit'le konumak istiyordum." Yüzündeki gerginlik derinleti. "Niye ne oldu ki?" Soruyu bana sormutu ama bakilarini Mennan'a dikmiti. Ondan yardim ister gibiydi. Hiç sesimi çikarmadan bekledim; Mennan'in ne söyleyeceini merak ediyordum. Azini bile açmadi, duygularini açia vurmadan öylece oturdu Ziya'nin karisinda. Mennan'a güvenmekle hata yapmamitim, yetkili acentemiz çok geç olmadan gerçei fark etmeye balamiti galiba. imdi kendimi daha rahatlami hissediyordum. "Önemli bir sorun yok aslinda" dedim sakin bir tavirla. "Sigorta irketinin yazmami istedii raporda her konuyu açikça belirtmek zorundayim. Yanginla ilgili birkaç karanlik nokta kaldi, onlari aydinlatmak için Serhad ve Cavit'in yardimina ihtiyacim var." "Ne gibi karanlik noktalar?" diye sordu endiesine yenilerek. "Belki ben yardimci olabilirim size." Minnetle gülümseyerek bacak bacak üstüne attim. "Sa olun Ziya Bey, Ama bu defa sizin deil, adamlarinizin yardimi gerekli. Çünkü bu rapor sizden baimsiz yazilmali. Yoksa kabul edilebilir olmaktan çikar." "Anliyorum." Bir eylerin ters gittiini de sezinlemeye balamiti. "Biliyorsunuz amacim sadece size yardimci olmak." "Biliyorum, oluyorsunuz zaten, teekkür ederim." Ziya'nin tedirginlii geçmemiti, ama açiklamam onu ikna etmi gibi davrandi; telefonla sekreterini aradi. "Alo Gülsen, Serhad ile Cavit'i bana yolla. Ne... Yok gitmesinler bir yere, hemen gelsinler. Ha dur bir dakika." Özür dilercesine bakti. "Sormayi unuttum, ne içersiniz Miss Karen?" Kadirlerde o kadar yiyip içmitik ki, azima hiçbir ey koyacak halim yoktu. "Teekkürler, ben böyle iyiyim." Mennan'in durumu benden daha, kötüydü. imi göbei çeketinin allindan bile belli oluyordu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Halimizi anlayan Ziya israr etmedi, sekreterine "Belki daha sonra söyleriz" diyerek telefonu kapatti. Gözlerinde kararsiz bir ifade geziniyordu. "ey Miss Karen, eer benim bulunmam sakincaliysa, odami size birakabilirim." Tersine adamlarini sorgularken Ziya'nin da burada olmasi istiyordum. Sorgu sirasinda üçünün de yüzlerini görmek, tepkilerini ölçmek yararli olabilirdi. Bazen sözcüklerin gizledii gerçei, küçük bir mimik, bir anlik bir baki kolayca ele verebilirdi. "Rica ederim Ziya Bey. Sizden saklayacak neyimiz olabilir ki? Lütfen kalin. Açiklamaya çalitiim gibi bunlar küçük ayrintilar. Hepsi birer formalite." Doru mu söylüyordum, yoksa baka bir niyetim mi vardi, anlamak isteyen gözlerle inceliyordu beni. "Bizim iimizin tatsiz yani da bu" diye sürdürdüm sözlerimi. "Kendi müterinizin söyledikleriyle yetinememek. Namuslu, dürüst insanlara bile paranoyakça yaklamak, ister istemez kabalaiyoruz tabii, insanlarin kalbini kiriyoruz." Hemen itiraz etti Ziya. "Olur mu öyle ey Miss Karen? Her iin bir gerei var. Siz de iinizi yapiyorsunuz. nanin bana sizin bu titizliiniz, bir müteriniz olarak irketinize duyduum güveni artinyor." Sanirim rahatlamaya balamiti. Tuhaf dizaynli koltuuna yaslanarak hemehrisine bakti. "Bugün sesin hiç çikmiyor Mennan?" Gözlerinde küçümseyen, alayci bir parilti vardi. "Hiç uyumami gibisin, ne oldu, beik mi salladin bütün gece?" aka kaldiracak durumda deildi bizimki. "Yok" dedi manidar bir sesle. "Polislerle uratik sabaha kadar." Ziya'nin hayret etmesini beklerdim, o kadar airmadi. "Polis mi?" diye sordu sadece. "Hayirdir, kötü bir ey mi oldu?" "Miss Karen'in çantasini çaldilar." lk duyduunda tepki vermedi, gözlerini birkaç kez kirptiktan sonra, "Ne?" diye söylendi. "Nerede? Ne zaman? Niye bizim haberimiz olmadi?" Yanitlarini beklemeden ardi ardina siralamiti sorulari. "Dün akam" diye açikladi Mennan. "ems-i Tebrizi'nin Mevlânâ Hazretleri ile bulutuu yerde." Tuhaf bir ey duymu gibi çarpildi surati. "eins'le ne alakasi var bu olayin?" Mennan oturduu koltukta geni bedenini Ziya'ya çevirdi. "Bilmiyorum Ziya." Sesinde bu sabah ems hakkinda konuurkenki gizem vardi. "Miss Karen Konya'ya geldii günden beri, her olay bir ekilde ems Hazretleri'yle balaniyor." Eyvah, yine mistik konulara girecekti. "Abartiyor" diyerek müdahale etmek zorunda kaldim. "Bir kapkaççi çantami çaldi ite. Hepsi bu." Ziya üzgün bir maske geçirdi yüzüne. "Geçmi olsun Miss Karen... Bulundu mu bari çantaniz?" "Bulundu, pasaportum diinda hiçbir eksik yok. Üstelik hirsiz da yakalandi." "Ama öldürülmü olarak." Mennan'in yeil gözlerindeki ifade en az sesinin tonu kadar gizemliydi. "Kuran'da söylendii gibi adamin hirsizlik yaptii elini kesmiler, sonra da boazina sokarak

www.soncemre.com bomular."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Duyan insani dehet içinde birakacak bu olay, Ziya'yi o kadar etkilemedi. "Yapma ya!" demekle yetindi. "Peki kimmi bu hirsiz? Kimmi onu öldüren?" Mennanin yüzündeki gizem yerini kukuya birakmiti. "Sen bu olayi duymadin mi?" diyerek soruya soruyla karilik verdi. "Bütün Konya bu haberle çalkalaniyor." Önemli bir olayi kaçirmi birinin çaresizliiyle söylendi: "Çatalhöyük'e gitmitim, Japon turistleri gezdirmeye. Hiçbir eyden haberim olmadi valla." Mennan bakilarini hemehrisinin koyu renkli gözlerine dikerek: "Adamin adi Kâmil" diye açikladi. "Kâmil Tenekeci, nami dier Solak Kâmil." Bu ismi ilk kez duyuyormu gibiydi Ziya; ne bir heyecan, ne bir kipirti vardi yüzünde. "Ee yani, tanimam mi lazim bu Solak Kâmil'i?" "Hani yillar önce Konya'da korkunç cinayetler ilenmiti. Adamin biri, annesiyle iki kardeini öldürmütü." "Hatirlamiyorum" dedi Ziya omuzlarini silkerek. "Belki burada bile yoktum. Belki de Amerika'da okurken olmutur." "ite Solak Kâmil, o cinayetleri ileyen adam. Akam da Miss Karen'in çantasini çarpti." "Sonra da öldürüldü, öyle mi?" Ziya'nin yüzünde korku dolu bir ifade belirmiti. Önce sahici sandim ama ardindan gülmeye baladi. "Valla korktum imdi. Desenize size dokunan ölüyor Miss Karen." Yapmacik bir neeyle hemehrisine döndü. "Yoksa ems mi cezalandirdi kapkaççiyi diyorsun?" Ne Mennan, ne de ben gülmedik. "Solak Kâmil turist taiyormu" diyerek keyfîni kaçirdim. "Bir minibüsü varmi, turizm irketleri için i yapiyormu." Ziya'nin gülümseyii aninda soluverdi. "Beni suçlamiyorsunuz deil mi Miss Karen?" diye sordu alingan bir tavirla. "Biz kanunsuz ilere bulamayiz." Sinirlenmeye balamiti, bu iime gelmezdi. "Sizi suçladiimi da nereden çikardiniz?" dedim rahat bir tavir takinarak. "Belki adam size de i yapmitir, diye düündüm de." O anda kapiya ardi ardina iki kez vuruldu; Ziya'nin gir demesini bile beklemeden Serhad ile Cavit içeri daldi. "Gelin çocuklar" dedi Ziya eliyle onlari çairarak. "Miss Karen sizinle konumak istiyor. Geçin öyle oturun." Bizi görünce suratlari asilmiti. Sanki sözlemi gibi ikisi de bedenlerini kasarak air adimlarla yaklatilar. "yi günler" dedi Serhad tatsiz bir ses tonuyla, Cavit ise sadece baini sallamakla yetindi; ellen yine kahverengi süet eldivenlerin içindeydi. "yi günler Serhad Bey." Ayaa kalkarak elimi uzattim. "Nasilsiniz dünden beri?" Neden bu kadar yakin davrandiimi anlayamamiti, ama elimi sikmamazlik da etmedi. "Teekkür ederim Miss Karen, siz nasilsiniz?" "Ben de iyiyim, dün yarim kalan sohbetimizi artik tamamlasak diyorum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Kirpiksiz, çipil gözleri arsizca iildadi. "Tabii, tabii, dün için de kusura bakmayin, biraz gergindim." "Önemli deil" diyerek kel kafali, süet eldivenli Cavit'e döndüm. "Ben Karen..." Kendisine uzanan elime öyle bir bakti. Paniklemi gibiydi. Ne yani imdi ona uzatilan bu elle tokalamak zorunda miydi? Elimi geri çekmek üzereydim ki, eldivenini çikarmadan, elimi belli belirsiz sikti. Ama ben birakmadim var gücümle kapattim parmaklarimi. Hayir, beklediim gibi çikmadi. Yüzünde caninin yandiini gösteren hiçbir belirti görememitim. Elinde yangin nedeniyle bir yara ya da yanik olmasini ummutum, yoktu. "Ben de Cavit, memnun oldum" diyerek telala çekti elini. Bel-ki baka birinin daha. elini sikmak zorunda kalirim korkusuyla, hemen Mennan'in yanindaki parlak sari derili koltua çöktü. Serhad ise benim yanimdaki metal rengi koltua yerlemiti bile. Ama Ziya'nin akli akam öldürülen kapkaççida kalmiti. "Yav Serhad" dedi iyi bilmedii bir konudan bahseden bir adamin kararsizliiyla. "Bizim transfer ilerini yapan minibüsçüler arasinda Kâmil..." Çikaramadi, Mennan'a çevirdi bakilarini. "Neydi soy ismi." "Tenekeci, Kâmil Tenekeci." "Hah ite, bu isimde biri var miydi bizim minibüsçüler arasinda?" Serhad'in griye çalan mavi gözleri telala kipirdandi. "Bilmiyorum ki Ziya Bey, muhasebeye sormak lazim. Gider makbuzu filan kesiyorlar, eer öyle biri varsa hemen bulurlar." Bana kaçamak bir baki attiktan sonra yeniden patronuna döndü. "Niye, n'olmu ki?" "Adam bir cinayete kurban gitmi. Konya bu olayla çalkalaniyormu. Biz Çatalhöyük'teydik ya farkinda deiliz." "Namus meselesi filan mi?" "Belli deil." Konuyu çok uzatmak istemiyordu Ziya. "Yakinda çikar kokusu. Neyse, biz iimize bakalim." Baiyla iki adamini iaret etti. "Buyrun Miss Karen, ne isterseniz sorun arkadalara." Biraz da meydan okumaya benzeyen bu çariya kibarca gülümseyerek karilik verdim. "Teekkür ederim Ziya Bey." Bakilarimi önce Serhad'a sonra karimdaki Cavit'e çevirdim. "Konuyu biliyorsunuz Yakut Otel yangim." "Ama" diyerek sözümü kesti Cavit. "Yangin sirasinda ben otelde deildim. Olay hakkinda hiçbir ey bilmiyorum." "Nasil?" airmi gibi Mennan'a döndüm. Sakin yanli yapma dercesine gözlerinin içine sertçe baktim. "Kadir Gemelek, Cavit'i yangin yerinde gördüm demedi mi?" "Kadir kafayi siyirdi Miss Karen" diye girdi araya Serhad. "Yanginda delirdi adamcaiz. Bir delinin söylediklerine mi inaniyorsunuz?" "yilemi" diye atildi Mennan. Nefret ettii Serhad'i endielendirmekten aldii mutluluk gözlerinden okunuyordu. "Son derece akli bainda görünüyordu." Üçünün de yüzünde ayni panik vardi, ama söze balayan patronlari oldu. "Emin misin Mennan?" Ziya'nin sesindeki kaygi fark edilmeye-cek gibi deildi. "Yanli anlama,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Kadir keke iyilese ama doktorlar akil saliini tümüyle yitirdi diyorlardi." Adamlari zayif yerlerinden yakaladiimizi anlayan Mennan, "Valla Ziya" dedi neesini gizlemeye bile gerek duymadan. "Yeniden kazanmi galiba. Hem de eskisinden daha akilli olmu ki göreceksin. Yangindan evvel, karisi Nimet susturup dururdu bunu. imdi bir dillenmi. Daha kadincaiz leb demeden leblebiyi anlayip sokuyor lafi." "Lafi soksa ne olur abi" diyerek kari çikti Cavit. "Ben yanginda yoktum. Eer Cavit'i gördüm diyorsa herif hâlâ delidir ite." Gözlerimi temizlik manyai bu kel güvenlik elemaninin yüzüne diktim. "Ayrinti verdi" diyerek blöfüme baladim. "Lobideymisiniz." Baimla Serhad'i gösterdim, "ikiniz. Serhad Bey günlük giysileri içindeymi, ama siz tuhaf bir kiyafet giyiyormusunuz." Hazirliksiz yakalanmi bir suçlu gibi koltuunda küçülmeye baladi Cavit, ama dibe vurmasina izin vermediler. "mkânsiz" diyerek yetiti Serhad. "Kadir ve ekibi lobiye hiç çikmadi ki. Ben bile yangindan sonra fark ettim onlari." "Evet" diye destekledi adamini Ziya. "Kadir'in ekibi pazartesi günü çaliacakti, ama oluna nian yapacak diye bize haber vermeden sali günü geldiler ie. Kimseye görünmemek için de gizlice girmiler içeri. Yani Kadir asla lobiye çikamazdi. Serhad'a yakalanmaktan çekinirdi." Üçlü hizla toparlanmaya balamiti. "Aslinda bütün kabahat Kadir'in" diye kari saldiriya bile geçti Serhad. "Eer pazartesi günü iini yapsaydi, yanginda kimse ölmemi olurdu." Hiç beklemediim bir giriimde bulunarak zeki biri olduunu bir kez daha gösterdi i arkadaim. "Sanki yanginin sali günü çikacaini biliyormu gibi konutun." Katil olduundan emin olduu zanliyi sorgulayan bir polisin kararlilii okunuyordu yüzünde. Serhad'in kafasi kariti, açik verdiini sanarak kekelemeye baladi. "Ne... Ne diyorsun be? Ben... Ben nerden bileyim yanginin hangi gün çikacaini?" ipin ucu kaçmak üzereydi, "Saçmaliyorsun" diyerek toparlamaya giriti Ziya. "Mennan öyle bir ey söylemedi. Kabahat de Kadir'in filan deil. Kim arkadalarinin ölmesini ister? Kaza ite." öylece durmu onlari izliyordum. Söyledikleri sözler, yüzlerindeki mimikler, beden dilleri, heyecanlan, korkulan, tepkileri her ey ama her ey kafamdaki senaryoyu doraluyordu. Ama ne bu sonuç, ne de Kadir Gemelek'in taniklii yeterli deildi, eer somut bir kanit ya da doktorlarin akli melekeleri yerinde deildir raporu vermedikleri, inanilir bir tanik bulamazsam, örendiklerim hiçbir ie yaramayacakti. O nedenle imdi geri çekilmeli, Londra'dan gelen, bütün afra tafrasina ramen aslinda aptal bir kadindan baka bir ey olmayan, yeteneksiz sigorta eksperi rolüne geri dönmeliydim. "Ziya Bey hakli" diyerek onayladim patronlarini. "Bu bir kaza, Kadir'i sorumlu tutmamalisiniz. Tamam bana da pek mantikli gelmedi sözleri. Sanirim hâlâ travmasi devam ediyor." Ne yapmaya çaliiyor bu kadin diyerek hayretler içinde yüzüme bakan Mennan'a döndüm. "Evet, karisina laf yetitiriyor ama dikkat ettiysen zaman zaman dili dolaniyordu. 'S' ve 'r' harflerini söylerken zorlaniyordu. Bu, tipik kafa travmasi belirtisidir." Sonunda anladi bizimki, muzipçe iildadi yeil gözleri. "Valla çok dikkatlisiniz Miss Karen" diyerek o da katildi oyuna. "Ben fark edememitim, imdi siz söyleyince anladim. Haklisiniz, zaman zaman dili dolaniyordu." Soruturmayi hemen kesmek kuku uyandirabilirdi, Cavit'e döndüm. "Yanli anlamazsaniz, size son bir sorum daha var." Yitirdii cesareti yerine gelirken yeni bir sinava

www.soncemre.com girecek olmasi canini sikmiti.

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Sorun ama ben peinen söyleyeyim, o gün yangin yerinde deildim." Onunla tartimak gibi bir niyetim yoktu, ama salak kainip duruyordu ite. "Size inaniyorum" dedim usulca baimi yana eerek. "Ama Kadir'in sözleri raporumda yer alacai için sizin yanitinizin da yer almasi lazim, o yüzden soruyorum." Bu herif gerçekten de gerzein biriydi. "Tamam da yani ben orada yoktum" diye papaan gibi tekrarladi. Adaminin huysuzluk yapmasina daha fazla katlanamadi Ziya. "Önce soruyu dinlesene Cavit" diye azarladi. "Ne kem küm ediyorsun!" Keline kadar kizardi Cavit; sadece saygi deildi bu, açikça korkuyordu patronundan. "Kusura bakmayin Ziya Abi, yani ben..." "Tamam Cavit, uzatma. Miss Karen'in sorusuna cevap ver yeter." Derin bir sessizlik çöktü odaya. Elinde kesik bai tutan Perseus'un mozayii önünde, bu odanin mutlak hâkimi gibi oturuyordu Ziya. Dünkü saygili genç iadami gitmi, yerine güvenlikçileri-ni bile korkudan titreten bir tiran gelmiti. te bu Ziya'nin öteki yüzüydü. Bizden saklamaya çalitii gerçek kimlii. Sessizlii ben bozdum. "Hepinizden çok özür dilerim" dedim hem çekingen, hem de mahcup olmu bir tavirla. " buraya varsin istemezdim. Ben sadece raporumu tamamlamak istiyorum." Konumama daha fazla izin vermedi Ziya. "Lütfen Miss Karen. Hiçbir ey açiklamak zorunda deilsiniz." Öfkeli bakilarini kel adamina çevirdi. "Bizim Cavit'in kafasi kalindir biraz geç anlar. Lütfen aklinizda ne varsa, sorun. Biz hepsini yanitlamakla yükümlüyüz. Ayrica bunu yapmak da istiyoruz. Sizin aklinizda bizimle ilgili en küçük bir kuku bile kalmamali." "Yok zaten." Yeniden kafasi kalin Cavit'e döndüm. Surati hâlâ kipkirmiziydi. "Sizden tek örenmek istediim, yangin sirasinda nerede olduunuz. Bana bulunduunuz yeri söylerseniz konu kapanacak." Gergin bir tavirla oturduu yerde kipirdandi Cavit yine abuk sabuk konuacak Ziya'yi sinirlendirecek, ortami gerginletirecek diye geçirdim aklimdan, yapmadi tane tane konuarak yanitladi sorumu. "Ziya Beyle birlikteydik. Sille'ye gitmitik. Aya Eleni Kilisesi'ne. Ziya Bey fotoraf çekiyordu, ben de üç ayakli tri... eyi taiyordum." "Hay, dilini eek arisi soksun" diye yari aka yan ciddi gürledi Ziya. "Tripod olum, tripod. Ulan Cavit bütün deterjanlari bilirsin, zeytinyali, defneli, lavantali sabunlarin adini ezbere sayarsin, bir tripodu örenemedin." Herkesi bir gülmedir aldi. Kendi sözlerine kendi de gülüyordu Ziya. "Evet, benimle beraberdi. Yeni sezon için hazirlayacaimiz broürde kullanmak amaciyla fotoraf çekmeye gitmitik Sille'ye. Muhteem bir yer Sille. Alti bin yillik bir yerleim yeri. Hristiyanlarin zamaninda dini merkezmi. Sonra Türkmenler gelmi, Rumlarla birlikte yaamilar. Aya Eleni Kilisesi de var. Bizans mparatoru Konstantinos'un annesi Helena yaptirmi. Vaktiniz olursa sizi de gezdirmek isterim." Konudan uzaklamak için ahane firsatti: "Tabii neden olmasin" diyerek ilgilenir gibi göründüm. "Demek fotoraf çekiyorsunuz ha?" Utanir gibi oldu Ziya; demek sanatçi olmak hayalleri vardi sigorta irketini kaziklamaya çalian bu turizmcinin.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"O kadar da iyi deilim. Hobi düzeyinde filan ite..." "Hobi olur mu?" diye yaltaklandi Cavit. "Ziya Abi çok güzel fotoraf çeker. Bir herif gelmiti istanbul'dan, atkuyruklu bir lavuk. Güya ünlü bir fotorafçiymi. Pis bir adam, kötü kötü kokuyordu. Eminim ayda bir filan yikaniyordur. ki hafta çaliti. Bir çuval parayi aldi, gitti. Bir baktik ki çektii fotoraflar Ziya Abi'ninkilerin yaninda hiç kalir. Zaten broürde de, afite de Ziya Abi'nin çektiklerini kullandik." Hayranlikla süzdüm Ziya'yi. "Zamanimiz olursa fotoraflarinizi görmek isterdim." Yeniden o kibar, ilgili genç iadami olmutu. "Ne demek Miss Karen, benim için zevk olur." Dört erkekle bu kadar sohbet yeterdi. Mennan hariç herkesi tek tek süzdüm. "Teekkür ederim, soracaklarim bu kadardi. Zamaninizi aldiim için lütfen beni bailayin." Ziya ile Cavit memnundu. "Biz teekkür ederiz" gibilerden bir eyler geveleyerek, gülümsediler ama deminden beri sessizce, konuulanlari dinleyen Serhad'in çipil mavi gözleri kukuyla kipirdanmayi sürdürüyordu. 30 "Savalarin en büyüü kendi nefsimizle olandir." Mevlevi dergâhinin iki kanatli ahap kapisina ulatiimizda gündüzün boucu sicai sona ermi; ho kokulu bir serinlik çökmütü her yana. Geni bahçeye girer girmez anladim; burasi Konya'ya ilk geldiimizde babamin beni getirdii o büyük evdi. Üzerlerinde Arapça yazilar bulunan sarikli mezar talari, uzun servi aaçlarinin yan yana siralandii ta yol, geni bahçe, bahçedeki havuz, iki katli kerpiç ev, hepsi buradaydi. te o evi bulmutum sonunda. Evin önünde kirmizi mayis gülleri kariladi bizi. Kokulari bütün bahçeyi tutmutu. "Merhaba" dedi yumuak, yali bir ses güllerin içinden. "Buradayim." Sesin geldii yöne dönünce gördüm. Duvarin dibindeki ahap masayi çevreleyen dört iskemleden birinde oturuyordu. ncecikti, yakasiz bir gömlek, koyu renk, gösterisiz bir takim elbise giymiti. Zayif yüzünün en ilgi çekici kismi tarçin rengi, iri gözleriydi. Bozulmami bir masumiyet, çocuksu bir iilti, abartisiz bir heyecanla bakiyordu. Güzel bir sürprizle karilami gibi: "Aa zzet Amca orda miydin?" diye söylendi Mennan. "Kusura bakma seni göremedik." Saygiyla eilerek zzet Efendi'nin elini öptü. Yali adam da daha Mennan dorulmadan dudaklarini genç hemehrisinin eline dedirdi. Yillar önce geldiimde de tanik olduum bu davrania artik airmadim ama niye böyle yaptiklarini da merak etmekten kendimi alamadim. "Merhaba" diyerek ben de yaklatim yali adama. "Nasilsiniz?" Sanki karisinda çok iyi tanidii biri varmi gibi aina gözlerle süzüyordu beni. "Poyraz" diye fisildadi. "Poyraz yüzündeki anlami vermi sana." "Evet, gözlerimin babaminkilere benzediini söylerler." Yanli deerlendireceimden korkar gibi usulca salladi baini. "Gözlerin deil kizim, gözlerindeki hüzün, yüzündeki solgun iik da babana benziyor." Kederli bir insan sayilmazdim, dün geceki uykusuzluk nedeniyle öyle görünüyordum herhalde. "Babamdan çok anneme benzetirler beni" diyecek oldum. "Susan Hanim'in da seninki gibi çok güzel bir yüzü vardi" diyerek kibarca kesti sözümü. "Kizila çalan san saçlar, deniz yeili gözler, geni özgür bir alin, aklina geleni söylemekten çekinmeyen dudaklar..." Hayret, nasil da hatirliyordu annemi! Sevmeye balamitim bu ihtiyari. Aklimdan bunlar geçerken o sözlerini sürdürdü.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ama ben görünenin güzelliinden bahsetmiyorum, ben görünmeyenin manasindan söz ediyorum. O mana ki ancak sezgiyle kavranabilir." Sustu. Tuhaf bir ifade belirmiti yaliliin ele geçiremedii gözlerinde. "Belki saçmaladiimi düünüyorsun ama inan bana, senin yüzüne iii vuran mana, bizim Poyraz'dan miras kalmi." Ansizin sa elini uzatti. "Ho geldin." airdim; imdi ne yapacaktim; uzattii eli öpmeli miydim, yoksa tokalamakla mi yetinmeliydim? Öpmek içimden gelmiyordu, dostça sikmakla yetindim. Hiçbir alinganlik belirtisi göstermedi. "Buyrun kizim, öyle oturun, evet karima. Iiiniz yüzüme vursun da Poyraz'a duyduum hasreti gidereyim biraz." Bir air gibi konuuyordu zzet Amca; yirmi küsur yil önce beni birakip giden arkadaini övüyordu sözleri. Oysa ben babamin bu övgüyü hak ettiinden emin deildim. Ama, yüzümün gölgelerinde babamin siluetini arayan bu yali adama, "Kusura bakmayin, yere göe konduramadiiniz o arkadainiz, daha çocuuna kari görevlerini bile yerine getiremeyen sorumsuzun biri" diyecek halim de yoktu. Sesimi çikarmadan gösterdii yere oturdum. Yali adam, benden önce soldaki iskemleye teklifsizce yerleen Mennan'a döndü. "Size bir eyler ikram etmek isterdim, ama ocakçi gelmemi daha, ben kahve yaparim dersen..." "Siz isterseniz yaparim" diyerek hareketlendi Mennan. "Ne dersiniz Miss Karen?" "Teekkürler ben istemem." "Ben de istemem, çarpinti yapiyor" dedi izzet Efendi. "Hem sohbetin verecei tat, köpüklü bir kahveden daha lezzetlidir." Öz-lem yüklü bakilarini bana çevirdi. "Baban da öyleydi, az yer, az içer, az konuur, çok dinler, çok okur, çok düünürdü. Bedeninden çok, gönlünü beslemeye çaliirdi. Çünkü beden tüketir, gönül ise çoaltir." Mennan'in yorgun gözleri yeniden canlanmaya balamiti. "Ziya saliinizin bozulduunu söyledi" diye mirildandi endieyle. "Önemli bir ey deildir inallah?" Yüzünü ince bir gölge kapladi zzet Efendi'nin, "Her duyduun söze inanma evladim" dedi bovermi bir tavirla. "Sözün ne dediinden çok, söyleyen kim, ona bak." Bu ilginçti ite, demek zzet Efendi de pek holanmiyordu olundan. "Ziya Bey, size pek benzemiyor" dedim aralarindaki ilikiyi anlamak için. "Yani kiilik olarak diyorum." Derinden bir iç geçirdi. "Bir çocua beden verebilirsin ama onun kalbine, ruhuna tesir edemezsin. Herkes kendi hayatini yaar, herkes kendini yaratir. Ama insani, kendisine götüren köprü çok incedir, çok dar. Bir tek kendisinin geçmesine izin verir. Kan bai bir imtiyaz deildir bu yolculukta. Aksine çou zaman ailmasi zorlu bir engeldir, kirilmasi imkânsiz kaim halkalardan olumu bir zincir. nsanin elini kolunu öyle bir balar ki, hiçbir zaman kurtulamazsin." "u Kabe'deki derviin hikâyesini hatirlatti sözlerin bana" diye katildi konumaya Mennan. "Hani sen anlatmitin ya zzet Amca. u, olunun ölümünü isteyen adamin hikâyesi." Zekice kipirdandi çocuk gözleri. "Eksik hatirliyorsun cancaizim" diyerek uyardi. "Hikâye öyle deil." Hayal kiriklii yerine derin bir merak belirdi Mennan'in yorgun yüzünde. "Unutmuum herhalde" dedi ilgili bir örencinin iyi niyetiyle.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Bir daha anlatsana zzet Amca. Eminim Miss Karen'in da houna gider." Bana kalsa babam hakkinda konumayi seçerdim ama i arkadaimin öyle istekli bir hali vardi ki: "Ben de merak ettim imdi" dedim mecburen. "Anlatir misiniz lütfen." "Madem istiyorsunuz anlatayim o zaman" diyerek baladi hikâyeye. "Bir zamanlar Badat'ta kendi halinde yaayan bir adam varmi. Salii yerinde, varsil, mutlu bir evlilik süren bir adam. Tek dilei bir evladinin olmasiymi. Ama bir türlü çocuu olmu-yormu. Doktorlara gitmi, büyücülere tainmi, adaklar adami, yok zavalli adamcaizin hanimi bir türlü hamile kalamiyorum.. Tam umudunu kestii sirada gezgin bir dervile karilami Ba dat'in bedestenlerinden birinde." Gezgin dervi lafini duyunca îzzet Efendi'nin sözünü keserek sordum. "ems-i Tebrizi gibi mi?" Hiç bozulmadi araya girmeme, tersine mutlu olmu gibi gülümsedi. "Demek ems-i Tebrizi Hazretleri'ni biliyorsun. Evet, Allah onun sirrini kutsasin Tebrizi hazretleri gibi gezgin bir dervi. Neyse biz hikâyemize dönelim. Yoksul giysiler içindeki gezgin dervi, adama yaklami, 'Ey Allah'in cömertliine nail olmu kii, bu fakirin karnini doyurur musun?' diye sormu. Gönlü yüce olan adam hiç tereddüt etmeden kabul etmi bu istei: 'Elbette, söyle bana canin ne yemek ister?' Dervi sevgiyle bakmi adama.'Yasiz bir paça çorbasiyla, bir parça kuru ekmek, gerçek bir ziyafettir bana.' Birlikte oturmular çorbaciya. Dervi kuru ekmekten bir isirik, çorbadan iki kaik aldiktan sonra tabai önünden itmi, kendisine yemek ismarlayan cömert adama bakmaya balami. Adamin yüzündeki mutsuz çizgileri, gözlerindeki kederi görünce sormu: 'Çocuun olmasini neden bu kadar çok istiyorsun?' Derviin derdini bilmesine adam çok airmi. Samimi bir tavirla açiklami. 'Hamdolsun malim mülküm var, saliim yerinde, sevdiim bir de eim var, ama mutlu deilim. Hayatim, yildizsiz bir gökyüzü gibi bo, günesiz geçen bahar mevsimi gibi yavan, çiçeksiz bahçe gibi acinacak halde. Belki diyorum bu eksikliin nedeni çocuktur. Çünkü her eyim var, çocuum yok sadece.' Gezgin dervi derinden bakmi adamin gözlerine. 'Sen çocuk deil, mana peindesin' diye açiklami. 'Allah sana çocuk verirse mutlu olacaindan emin misin?' ikisi arasindaki farki nereden bilsin adamcaiz. 'Eminim, bir çocuum olsa eksikliim gider, mutlu olurum' demi. 'Peki o zaman' diye fisildami dervi. 'Sana derdinin ilacini söyleyeceim.' Adamcaizin gözleri panldami, pür dikkat derviin azindan çikacak sözleri dinlemeye balami. 'Yarin uyandiinda tertemiz yikanarak çik sokaa. Ne kimseye yalan söyle, ne de kötü bir söz sarf et. Kurnazlik yapma, haram yeme, kötülüü kalbinden uzak tut, yoksullari sevindir ama böbürlenme. Akam eve dönünce, bütün safliinla, bütün kalbinle, bütün inancinla secdeye eil.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Allah'a yakarmaya bala. Ona de ki: Ey göü ve yeri yaratan. Ey rahman ve rahim olan. Ey cömertliklerini saymakta dilimin aciz kaldii sultan. Bana hakikat kapisinin yolunu aç. Ama bilirsin ki, her kulun hakikate ulama yolu farklidir. Seni bulmam için çocuk özlemimi gidermem gerek. Bana bir çocuk ver. Bu lütfü benden esirgeme. Sabah namazi vaktine dek yakarmani sürdür, tekrar tekrar isteini dile getir. Sabah namazini kildiktan sonra haniminin yanina var, onu yataina al. Dokuz ay, on gün sonra bir olun olacak.' Adamcaiz, derviin ayaklarina kapanmi. 'Eer bu söylediklerin gerçek olursa, dile benden ne dilersen.' Dervi adami ellerinden tutup kaldirmi. 'Bizim iyiliimiz de, kötülüümüz de kariliksizdir' demi marur bir ifadeyle. 'Yaptiklarimizin ödülünü de, cezasini da kendimiz veririz kendimize.' Adamcaiz hiçbir ey anlamami derviin sözlerinden ama çocuk sahibi olmak için her umudun peinden kotuundan, ertesi gün harfi harfine yerine getirmi derviin söylediklerini. Yunmu, arinmi tertemiz çikmi sokaa, ne bir kalp kirmi, ne kul hakki yemi, ne yalan söylemi, ne kimsenin canini yakmi. Evine dönünce de secdeye varip, sabaha kadar tövbe istifar eyleyerek, Yaradan'a dileini söylemi. Sabah namazini kildiktan sonra da varmi haniminin yanma. Ve derviin dedikleri gerçek olmu. Hanimi hamile kalmi. Adamcaiz çok mutlu olmu, ödüllendirmek için her yerde gezgin dervii arami, ama bulamami. Dokuz ay on gün sonra, karisi adama nur topu gibi bir erkek çocuk dourmu. Adam, olunu kucaina almi, öpmü, koklami, karisina deerli talar, altinlar hediye etmi. Olunu görmek için her gün erkenden eve geliyormu, bebeini seviyor, henüz dünyadan haberi olmayan bu minik canla oynuyormu. Mutluymu mutlu olmasina ya, ama bir yandan da dervi bu mucizeyi nasil gerçekletirdi diye düünüp duruyormu. Doktorlarin, büyücülerin, feraset sahibi kocakarilarin yapamadiini o giysileri yirtik pirtik, saçi sakali birbirine karimi dervi nasil yapabildi acaba diye merak ediyormu. Aklinda günden güne büyümü bu soru. iin içinden çikamayinca ulemalara tainmi, bilginlere danimi, deri kapli elyazmasi kitaplar okumu ama bir cevap bulamami. Cevap bu-lamadikça sorular çoalmi, kariik bir hal alarak büyük bir sirra dönümü; ite o sir, adamin hayatinin manasi oluvermi. Artik eli ie güce varmiyor, ne güzel karisiyla, ne taparcasina sevdii oluyla vakit geçiriyormu. Mecnun gibi dolaip duruyormu, ehrin sokaklarinda. Bir gece uykusunda derviin sesini duymu. 'Aradiin benim sirrim deil, Allah'in akidir. Allah'in akina ulamak için dünya sevgisinden vazgeçmelisin' diyormu. Odada biri mi var diye kalkmi yataindan ama kimseyi görememi. Bütün gece derviin sözlerini düünmü, gün iirken kararini vermi. Hanimini kaldirmi, baina gelenleri tek tek anlatmi. 'Benim, o dervii bulmam gerek' demi kararli bir tavirla. "Olup biteni bir tek o dervi anlatabilir bana.' Zavalli kadmin yalvarip, yakarmasina, saçini baini yolup, alamasina aldirmadan, 'Bu benim kaderim, bunu yaamam lazim' diyerek malini, mülkünü hanimina birakmi. 'Ben dönmezsem, sana da, oluma da yetecek kadar paramiz var, bunlari harcarsin' diyerek dümü yollara. Gidi o gidi. Kadin olunu yalniz baina büyütmü. Gün gelmi o küçük bebek eli ie, akli dünyaya eren güçlü kuvvetli bir delikanli olmu. Ve annesinin huzuruna varip, 'Babama ne oldu?' diye sormu. 'Öldüyse

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

mezarini bileyim, sasa gidip onu getireyim.' Annesi anlatmak istememi ama olu israrciymi, kadincaiz sonunda olani biteni açiklamak zorunda kalmi, iittiklerinden bir mana çikaramayan delikanli, 'Yok' diye söylenmi, 'bu iin içinde baka bir i var. Ben gidip, babami bulacaim.' Kadin tipki kocasina yaptii gibi oluna da yalvarmi. 'Hayatta senden baka kimsem yok. Sen de gidersen ben ne yaparim' diye alami, söylemi. Ama çocuk Nuh diyor peygamber demiyormu. Bir hafta sonra da yollara dümü. Babasini sora sora, ehirler, kervansaraylar, mescitler, dergâhlar dolami. Örendikleri onu sonunda Mekke'ye kadar sürüklemi. Mekke'de bir mescide inmi, ilk i olarak babasini sormu. Mescitteki hoca hemen tanimi babasini. 'Onu Kabe'de bulursun' demi saygili bir tavirla. 'Dünya nasil günein etrafindan dönerse, baban da bütün gün ve gece dolair Kabe'nin çevresinde.' Delikanli hemen komu Kabe'ye. Oradaki Müslümanlara babasinin adini söylemi. Derhal göstermiler yali adami. Bakmi saçi sakali birbirine karimi, yirtik pirtik giysiler içinde bir adam; elleri gökyüzüne açilmi, dudaklarinda miril miril bir dua, küçük adimlarla dönüyor Kabe'nin etrafinda. Heyecanla yaklami babasina. Dokunmaya çekindiinden, 'Baba' diye seslenmi ürkek bir sesle. Duymami ihtiyar, delikanli sesini biraz yükseltmi. 'Baba...' Ama ihtiyar öyle bir âlemde ki yine duymami olunun sesini. yice bairmi delikanli. 'Baba!' Adam durmu, gözlerini kisarak bakmi gölgesiyle güneini engelleyen delikanliya. Taniyinca olunu, sanki zemheri rüzgâri esmi gibi titremi yaz sicainda. Gözlerinden yalar boanmi. Hemen bakilarini gökyüzüne kaldirarak, 'Ey Allah'im' demi yalvaran sesiyle. 'Senin akini kimseyle paylaamam, ya benim canimi al, ya onunkini.' Neler olduunu anlayamayan delikanli akin bakarken, ansizin nefesinin kesildiini hissetmi, gözleri karararak, yere yiilip ölmü." zzet Efendi'yi dinlerken tüylerim diken diken olmutu. Bu bir vahetti ama o benim gibi düünmüyor olacak ki gülümseyerek Mennan'a açikladi. "Sandiin gibi adam Allah'a, olumun canini al demiyor, hatta önce benimkini al diye rica ediyor. Ama Allah takdirini olunun canini alarak kullaniyor." Artik bu kadarina dayanamadim, "Adam da bundan mutluluk mu duyuyor?" diye çikitim. "Bir baba, tek günahi kendisini aramak olan olunun ölümünü nasil isteyebilir?" Hiç sinirlenmedi zzet Efendi. "Perdenin öteki tarafindan bakiyorsun kizim. Oradan bakinca bu misal vicdansizlik gibi görünür, ama perdenin bu tarafina geçecek olursan, bu, gizli hikmet içeren derin bir hikâyedir." Yali adamin sakinlii, beni iyice sinirlendirdi. "Hikmet mi?" diye sordum sesimi yükselterek. "Kusura bakmayin ama burada gizli hikmet filan

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

yok, açikça bir cinayet var." Temposu giderek yükselen konumamizi kaygiyla dinleyen Mennan: "Ama Miss Karen" diye araya girecek oldu, zzet Efendi sa elini usulca kaldirarak, susturdu onu. "Dur evladim, izin ver Kimya kizimiz düündüklerini söylesin. Baka türlü birbirimizi nasil anlariz." Evet, Kimya da olmutuk ite. "Delikanlinin varlii neden engel oluyormu adamin akina, anlayamadim." Sinirden sesimi kontrol edemiyordum. "Hem benim bildiim Tanri kiskanç deildir. Masumlari yok etmez, gözetir." zzet Efendi kendinden emin bir gülümsemeyle dinliyordu beni. "Sakin ol kizim" dedi tatli bir sesle. "Aklini öfkenin hükmünden kurtar. Öfke, akim gözlerini kör eder, gönlünü yilanlarin çöreklendii tali bir tarlaya çevirir." Sustu; anlamak istercesine bir süre sessizce beni süzdükten sonra sordu: "Neden bu kadar sinirlendin?" Babamin bizi terk edip gittiini biliyor muydu bu adam? Onu mu ima ediyordu imdi? Baban seni birakip gittii için mi bu kadar sinirlendin demek istiyordu? Amaci köeye mi sikitirmakti beni? Hayir, öyle bir niyeti yoktu; yüzünden okunuyordu bu; içtendi. "Sinirlenmedim" diye ilk aklima geleni söyledim. "Sinirlenmedim ama sizce bir babanin kendi çocuunun ölmesini istemesi doru mu?" "Deil." Sanki bu suçu kendisi ilemi gibi utançla kaplanmiti yüzü. "Öz olunu deil, herhangi bir canlinin ölümünü istemek de doru deil. Herkes kendi ömrünü tamamlamalidir. Ama bu hikâye hayatimizin nasil biteceiyle deil, nasil yaanacaiyla ilgili." Ne demek istiyordu imdi bu adam? Gözlerimde çoalan soru iaretlerini görünce daha bir hevesle açiklamayi sürdürdü. "Hazreti Muhammed, bir hadisi erifinde öyle buyurmutu: "Ölmeden önce ölünüz." Yüzümdeki deiimden bu deyimi duyduumu anladi. "Belki bu hadisi sen de duymusundur. Poyraz söylemi olabilir, çünkü çok sik dile getirirdi bu mübarek sözleri. 'Ölmeden önce ölünüz?' Bu sözler, Allah'in gerçek sevgilileri nasil olmalidir, onu anlatir. Manasi udur: Bu görünür dünyaya dair ne varsa hepsinden vazgeçin. Ama sadece maldan, mülkten, sevdiklerinizden, sevinçten ve mutluluktan deil, ayni zamanda acidan, kederden, yastan ve üzüntüden de vazgeçin. u hikâye bu durumu çok güzel dile getirir. Bir gün Allah'in sakli dostlarindan biri, çadirinda bir misafiriyle sohbet ediyormu. çeri bir hizmetkâr girmi. ki eliyle dizlerine vurarak: 'Felaket ya Seyid' diye feryat etmi, 'kirk deveniz sele gitti.' Seyid'in yüzünde tek bir kil oynamami, sadece dönmü kalbine bakmi, sonra sa elini gösüne koyarak, 'Hamdolsun' diye mirildanmi. Yeniden konuuna dönmü, hiçbir ey olmami gibi ho sohbetine devam etmi. Güne biraz daha yükselmi, çadira güle oynaya baka bir hizmetkâr girmi. 'Müjdeler olsun ya Seyid' diye sevinçle haykirmi. 'Kirk dii keçiniz, kirk dii olak dourdu.' Seyid'in yüzünde yine tek kil oynamami, yine dönmü kalbine bakmi, yine sa elini gösüne koymu, 'Hamdolsun' demi. Konuu çok airmi bu davrania. 'Ya Seyid' demi merakla. 'Az evvel bir felaket haberi aldin, ama üzülmedin, hamdolsun, deyip geçtin, ardindan bir müjde geldi ama sevinmedin, yine hamdolsun dedin. Bana davraniini açiklar misin?'

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Bir yaz sabahi gibi aydinlanmi Seyid'in yüzü. 'Kötü haber geldiinde, kaygilandim hemen gönlüme baktim, bir üzüntü, bir kararma var mi diye: Yoktu, ükrettim, hamdolsun dedim. îyi haber gelince, yine kaygilandim, yine hemen gönlüme baktim, bir ikinlik, bir takinlik var mi diye: Yoktu, ükrettim, yine hamdolsun dedim. Deve, keçi, mal mülk gelir gider sevgili konuum, ama gönlün bir kez karardi mi ya da kabardi mi, onu eski haline zor getirirsin.' Seyid'in bu sözleri, "ölmeden önce ölünüz" hadisini çok iyi açiklar. Çünkü bu dünya geçicidir, gerçek yaam perdenin öteki tarafindadir. Perde dediysem öyle kalin bir ey deil; bir soan zarindan daha ince, bir kelebek kanadindan daha hafif, bir örümcek aindan daha zayif, effaf bir duvar. Ama gözleri dünyanin geçici renkleriyle kör olanlar ne o sir perdesini, ne de arkasindaki mutlak hakikati görebilirler." Sözleri etkileyiciydi, anlattii hikâye ilginçti ama bunlann hiçbiri bir babanin, olunun ölümünü istemesini hakli kilmiyordu. "Sir perdesini görenler" dedim alayci bir tavirla. "O delikanli gibi hakikati göremeyen zavallilara kari biraz merhametli davransalar daha iyi olacak. Perdenin bu tarafinda insanlari mutsuz edecek yeterince kötülük var zaten." Sessizce gülmeye baladi zzet Efendi. "Vicdanlisin" dedi neeyle. "Bakalari için üzülüyorsun, bu iyi bir huy. Bu, Allah'in niteliklerinden biri. Ama ayni zamanda çok da inatçisin. Baban da öyleydi, lakin senden farkli olarak Poyraz kolay kolay öfkelenmezdi. Nefsine hâkim olmasini hepimizden iyi bilirdi." Babamin hiçbir zaman çatilmayan kalarini, sevecen bakilarini hatirladim, boazima doru bir eylerin yükseldiini hissettim, gözlerim nemlenmeye balamiti. "Babami çok iyi hatirlamiyorum" diye bastirdim ruhumu ele geçirmeye çalian üzüntüyü. "Bizi birakip gittiinde çok küçüktüm." Bunu neden itiraf ettiimi bilmiyorum; belki anlattii hikâyedeki delikanliyla benzerliimi vurgulamak için, belki babamdan bahsederken bana kari daha dikkatli olmasini istediim için. Ama hiç etkilenmedi sözlerimden. Mennan bile sinirlenmemin nedenini anlami, masanin üzerine yayilmi ellerini önüne çekerek toparlanmak gerei duyarken, yali adam bir çocuk gibi safça gülümsemeyi sürdürdü. "Ben de çok küçüktüm onunla tanitiimizda" dedi düzgün takma dilerini göstererek. "lk o karilamiti beni bu dergâhin merdivenlerinde." Kafam karimiti, zzet Efendi yetmiinde gösteriyordu, babam ise imdi ancak altmilarinda olmaliydi. Ne düündüümü anlami gibi hemen açikladi. "Poyraz ya olarak küçüktü benden, ben ise ba olarak küçüktüm ondan. Onun ufku daha geniti, gönlü daha büyüktü." Eliyle arkamizdaki dergâhi gösterdi. "Buranin bir parçasi gibiydi baban. u serviler, u aiboyali balkon, kirmizi güller, u tatan havuz gibi." Emin olamadi, bakilarini yüzüme dikti. "Babanin buraya nasil geldiini biliyorsun deil mi?" Geçen gece annemden duyduklarimi söyledim. "Bir sepetin içinde birakilmi." "Bir sepetin içinde birakildi" diye onayladi. "Tipki Nil Nehri'ne birakilan Hazreti Musa gibi." "Kimin biraktii belli olmadi deil mi? Yani sonradan ailesi ortaya çikmadi." Gizemli bir iik belirdi gözlerinde. "Rüzgâr" diye fisildadi. "Babani buraya rüzgâr birakti. Nasil ki nehir Musa'yi firavunun sarayina götürdüyse, rüzgâr da Poyraz'i

www.soncemre.com dergâha getirdi."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

O kadar derin bir sevgi, o kadar büyük bir saygiyla bahsediyordu ki babamdan birazdan onu peygamber ilan ederse airmayacaktim. "Yapmayin zzet Bey" dedim kibarca kari çikarak. "Babamin bir ailesi vardi elbette." Birden ciddileti sa eliyle arkamizdaki binayi gösterdi. "Babanin ailesi bu dergâh kizim. Babanin kardei benim. O burada dodu, burada büyüdü, burada yaadi." Manidar bir ifadeyle ekledim. "Ve burayi terk etti." Gözlerindeki iik kayboldu. Onu etkilemeye baladiim için sevinerek sürdürdüm sözlerimi. "Üstelik bir ngiliz kizi için, maddi dünyaya ait bir ak için." Baini sallayarak tekrarladi. "Evet, bu madde âlemine ait bir ak için." Gözleri güllere dalip gitmiti. Düüncesi o kadar youndu ki ne Mennan, ne de ben cesaret edip sessizlii bozamiyorduk. Sonunda baini kaldirdi, sa tarafa bakarak: "u aacin altinda durmutuk" diyerek söze baladi. "Tipki böyle bir bahar akamiydi. Poyraz o gün Hikmet Efendi'yle konumu, annenle evlenmek için eyhinden destur istemiti. Annenin ikinci geliiydi Konya'ya, ilkinden tam üç ay sonra. lk geldiinde âik olmulardi birbirlerine. Poyraz, semada ak tennure içinde hak için savrulurken, rüzgâri annenin gönlünü de sürüklemiti peinden. Üç ay sonra Konya'ya yeniden geldiinde annen, Poyraz'i da alip gitmek istiyordu. Hakliydi, Poyraz'i seviyordu, hakliydi Poyraz da onu seviyordu. Gel gelelim, Poyraz'in yolu bakaydi, anneninki baka. Poyraz'in edebi, erkâni, merebi bakaydi, anneninki baka. Ama geçici gerçek uydu ki; birbirlerine âik olmulardi." htiyarin, annem ve babamin aklari hakkinda geçiciydi diye yorumda bulunmasi canimi sikti. Anlatacaklarini çok merak etmeme ramen: "Geçici olduunu nereden biliyorsunuz?" diye sözünü kestim. "Babami bilmiyorum ama annem hâlâ âik ona." Yali baini anlayila öne doru salladi. "Onunki sadece hasret. nsana duyulan ak ölümlüdür, tipki beden gibi. Ölümsüz bir ak için, ölümsüz bir varlii sevmek gerek. Hiçbir zaman senin olmayacak, hiçbir zaman anlayamayacain, hiçbir zaman doyamayacain, hiçbir zaman kavuamayacain, hiçbir zaman terk edemeyecein bir varlii." Dinin bu ekilde açiklanmasini hiç duymamitim, yine de yali adamla tartiabilirdim ama iittii sözlerden sarho olan Mennan: "Yani Yüce Yaradan'a duyduumuz ak deil mi?" diye cokuyla söylendi. "Yani Allah aki..." "Allah aki" diye cokusuz bir sesle onayladiktan sonra bana döndü yali adam. "Baban Allah aki ile kul akini birbirine karitirmiti. Belki de bu yüzden, Hikmet Efendi'nin huzuruna vardi, eyhinden destur istedi. Belki de, 'Benim kalbimle gönlüm birbirine kariti, kalbimin isteini, gönlümün istei saniyorum, beni düzelt pirim' demek istiyordu. Ama söylediim gibi herkes kendi yolculuunu kendisi tamamlamalidir. Hikmet Efendi, Poyraz'in bir süre kendi mecrasinda akmasi gerektiine inandi. Londra'ya gitmesi için ona izin verdi." zzet Efendi, eyhin hu kararini onaylamiyor gibiydi. "eyhin yanli yaptiini mi düünüyorsunuz?" "Nasil?" diyerek dalginliindan siyrildi. "Yanli mi? Yok, hââ bu konuda karar vermek bana dümez. Mürit ile müridinin arasina kimse giremez. Mevlânâ Hazretleri, 'Mürit, müridi Hakk'a

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

götüren kapidir' diyor. Elbette, Hikmet Efendi'nin bildii bir ey vardi. Zaten Hikmet Efendi'den çok baban emin deildi aldii karardan." "Nerden biliyorsunuz?" diye atildim. "Emin olmasa yabanci bir kadinin peinden hiç bilmedii bir ülkeye gider mi?" "Gider güzel kizim, gider" dedi gözlerini uysalca kirparak. "Çünkü insana duyulan ak da, Allah'a duyulan akin bir suretidir. O akin sureti bile o kadar güçlüdür ki, kiinin aklini baindan alir. Babana da öyle olmutu ite. Yok, benim tefsirim deil bu, bizzat Poyraz anlatti, u çinarin dibinde. 'Aklim kariik' dedi pimanlik içinde, 'kalbim kariik, gönlüm kariik. Ben ne yapiyorum izzet? Nefsim için dergâhimi, eyhimi terk ediyorum. Ben ne yapiyorum, bir insanin aki için, ilahi aktan vazgeçiyorum.' O kadar üzgündü ki inanmadiim sözleri söyledim ona. 'Böyle düünme' dedim, aslinda tam da böyle düünmesini istediim halde. 'Sen merdivenin ilk basamaklarindasin. Allah'in akina ulamak için insanin akini öreniyorsun. Külli aka ulamak için, cüzi olani yaiyorsun. Yaamadan aki nasil bileceksin?' Sevgiyle bakti bana. 'Bunlari düünmedim mi saniyorsun? Bunlari kendime sormadim mi? Ama imdi iki gün sonra Londra'ya uçacakken sorular tersine dönüyor aklimda. Ama öte yandan Susan'i gerçekten seviyorum. Bazen tipki senin söylediin gibi düünüyorum, belki de Allah beni külli aka hazirliyor diyorum. Her ne kadar Mevlânâ Hazretleri, içindeki damlayi yok et ki, deniz olasin, dese de, deniz de damlalardan olumuyor mu diye düünüyorum. Tanrisal olana, insandan ulaamaz miyiz diye soruyorum. Sonra bütün bu akil yürütmelerimin bir tür çaresizlik olduunu anliyorum. Hakikat akinin özlemiyle yanarken, kalbindeki küçük sevdaya yenilen bir derviçiin çaresizlii.' Sözleri içime dokunmutu. 'Gönlünü karartma' dedim omuzlarindan yakalayarak. 'Yolculuk sürüyor. Arayiin bitmedi ki çaren de bitsin. Yol çaredir. Yol aktii sürece çare tükenmez Buruk gülümsedi. 'Sen gerçek bir dostsun, ama sözlerin gerçei anlatmiyor. Her yol çare deildir, bizi hakikate götüren yol çaredir. Londra'nin beni hakikate götürecei üpheli, ama bu yola girmekten kendimi alamayacaimi da çok iyi biliyorum. Savalarin en büyüü kendi nefsimizle olandir, buyurmutu Hazreti Muhammed. Söylemek zoruma gidiyor ama galiba o mücadelenin ilk muharebesini kaybettim ben.' 'Ama sava hâlâ sürüyor' diye moral vermeye çalitim Poy-raz'a, 'Mücadele hiç bitmez.' Yüzü iimaya balamiti. te bu doru' dedi umutla, 'ilk muharebeyi kaybetsem de sava hâlâ sürüyor.' tki gün sonra da annenle birlikte Londra'ya gitti." îzzet Efendi'nin sesi bouklami, gözleri yaarmiti. "O günden sonra da bir daha görmedim babani." Sözleri sona erince:

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Görmediiniz süre içinde savaini sürdürdü babam" dedim sitemkâr bir ifadeyle. "Hiç ara vermedi savama. Ve Konya'da kaybettii savain intikamini, yirmi iki yil önce Londra'da aldi. On iki yaindaki kizini ve karisini hiçbir açiklama yapmadan öylece birakip, Pakistanli bir eyhle hakikat yolculuuna çikarak." izzet Efendi'nin tarçin rengi gözlerindeki iik solar gibi oldu, masaya oturduumuzdan beri yüzünde ilk kez bozguna benzer bir ifade belirmiti. "Senin için kötü olmu" dedi üzgün bir sesle. "te bu sebepten dervie yalnizlik gerek buyrulmutur. Derviin dermani, kendi derdinin içindedir. Ama bu derdi tek baina çekmelidir. Yoksa yakinlari da ortak olur bu derdi çekmeye. Ki dert onlar için derman deil, illettir." Yalnizlii seçmedii için babami mi suçluyordu, yoksa biz yakinlarini mi aailiyordu anlayamadim, ama her iki olasilik da fena halde kizdirdi beni. Tam yanit veriyordum ki, cep telefonum çalmaya baladi. Telefona baktim, ekranda tanimadiim bir numara vardi. Açtim. "Alo..." "Alo Miss Karen" dedi bir kadin sesi. "Ben Komiser Zeynep." Heyecanlandim: Beni aradiina göre önemli bir gelime vardi, zzet Efendi ile Mennan'in yaninda konumak doru olmazdi. "Merhaba" dedim telefona. "Bir saniye bekler misiniz?" zzet Efendi'ye çevirdim bakilarimi. "Özür dilerim, telefonla konumam gerekiyor." "Tabii kizim" dedi nazik bir tavirla. iskemleden kalktim, güllerin öteki tarafina geçerken, "Evet Zeynep Hanim" dedim merakla. "Sizi dinliyorum." "Görümemiz gerekiyor, rica etsem Emniyet'e kadar gelebilir misiniz?" "Hemen mi?" Duraksadi. "Ne yazik ki hemen. Bazi gelimeler oldu, sizin bilgilerinize ihtiyacimiz var." Anlamak için sordum. "Hangi konuda?" "u Serhad Gökgöz hakkinda..." "Hayrola, yoksa bir ey mi buldunuz?" Sorum houna gitmemiti, sikintili bir sesle söylendi. "Buraya gelirseniz daha rahat konuuruz." Galiba Serhad'la ilgili bazi bilgilere ulamilardi. "Tamam" dedim sevinçle. "Hemen geliyorum." Telefonu kapatip, yeniden masaya dönünce, "Kusura bakmayin" diye açikladim. "Önemli bir telefon aldim, benim gitmem gerekiyor." Gözlerini merakla bana dikmi Mennan'a döndüm. "sterseniz siz kalabilirsiniz, zzet Bey'i yalniz birakmayalim." imdi ne desin Mennan? Bir yandan gelen telefonu merak ediyor, öte yandan zzet Efendi'nin sohbetini kaçirmak istemiyordu. Sonunda meraki air basti "Yok" dedi oyun diina dümek istemeyen bir çocuun gizli tutkusuyla. "En iyisi ben sizinle geleyim. zzet Amca yabanci deil, bailar beni." Duraksadi. Dilinin altinda bir ey var da söyleyemiyor gibiydi. Sonra cesaretle bakilarini bana çevirdi. "Ama gitmeden u yüzük meselesini sorsaydik zzet Amca'ya." O yüzüün neden kanadiini en az Mennan kadar merak etmeme ramen, imdi bu konuyu konumanin ne yeri, ne sirasiydi ama azimi açmama bile firsat vermeden atildi yali adam: "Ne yüzüü?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Yüzümdeki memnuniyetsiz ifadeyi gören Mennan ii ansa birakmadi. "Tai kanayan bir yüzük" diye açikladi aceleyle. "ems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde, yali bir adam verdi Miss Karen'a." zzet Efendi heyecanlanir gibi olmutu. "ems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde mi?" Artik konumasam ayip olacakti. "Belki bir meczuptu" diye geçitirmeye çalitim. "Ya da bir dilenci. Yüzüün kanadiindan da emin deiliz. Belki de ucuz bir yüzüktü..." Sözlerim yali adami hiç etkilememiti. "Yaninda mi bu yüzük?" Çantamdaydi, türbede tai kanadiktan sonra naylon bir poetin içine koymutum. Yüzüü çikarip zzet Efendi'ye uzattim. Gümü yüzüü aldi gözlerine yaklatirdi. "Güzelmi" diye mirildandi. "Ama böyle göremiyorum. Dur, gözlüklerimi takayim." Ceketinin cebinden gösterisiz, metal çerçeveli bir gözlük çikardi, burnunun ucuna yerletirdi. Yemden bakti yüzüe. "nce bir içilii var." Taini inceledi. "Topaz mi? Yok lal olmali. Deil, deil akik, akik tai bu." Baini yüzükten kaldirip, bana bakti. "Nasil biriydi sana bu yüzüü veren kii?" "Tanimadiim biri, siyah saçli, siyah sakalli, siyahlar giymi bir adam." Eksik bilgi verdiimi düünen Mennan heyecanla ekledi. "Sir gibi: Göründüü anda kayboldu." zzet Efendi bir sonuca ulami gibi baini salladi. "ems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat adinda bir kitabi vardir. O kitapta tai kanayan bir yüzükten bahseder." Mennan ile zzet Efendi'nin heyecani bana geçmiti, merakla sordum. "Nasil bahsediyor yüzükten?" Üzüntüyle boynunu edi. "Tam hatirlayamiyorum kizim. Yalilik ite, ama Makalat'ta. ems Hazretleri'nin kanayan bir yüzükten bahsettiinden eminim." Her zamanki iyimserliiyle atildi Mennan. "Kitabi buluruz Miss Karen. Çarida sahaf arkadalar var, onlar bize yardimci olurlar." Bu iyiydi ite, belki u Makalat adli kitaptan kanayan yüzüün sirrini örenebilirdik. "Akam ben de bakarim kütüphaneme" diye hevesle söylendi zzet Efendi. "Kitabin bir nüshasi da bende olmali. Çok merak ettim imdi, bir daha okuyayim bakayim u kanayan yüzük hikâyesini." "Teekkür ederiz" diyerek yali adama elimi uzattim. "Güzel bir sohbetti." Ayaa kalkan zzet Efendi. "Asil ben teekkür ederim kizim" diyerek sa elimi, iki avucunun arasina aldi. "Seni gördüüm için çok mutlu oldum. Bana Poyraz'in kokusunu getirdin, Allah senden razi olsun." Elimi hâlâ birakmamiti. "Ama böyle kuru kuruya gidilmez" dedi yalanciktan kalarini çatarak. "Büyükler, küçüklere hediye verir ayrilirken." Bir eya verecek sandim ama izzet Efendi etkili sesiyle bir iir armaan etti bana. Sana dilsiz, dudaksiz sözler söyleyeceim / Bütün kulaklardan gizli sirlardan bahsedeceim / Bu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceim / ama senden baka kimse duymayacak / Kimse anlamayacak. iir bitince oyunbaz bir ifade belirdi gözlerinde. "Mevlânâ Hazretleri'nin iiri" diye açikladi. "Bakalim bu büyük insanin sözlerini sen duyacak misin?" 31 "... bir soruturmaya balamak için üphe etmek yeterlidir." Zeynep Komiserin odasina yaklatiimizda Ragip Bakomi-ser'le burun buruna geldik. Yaninda kendisi gibi iriyari iki sivil polisle dikildi karimiza. "Geldiniz mi Miss Karen, Zeynep içerde sizi bekliyor." Sesi sabahki yorgunluundan siyrilmi gibiydi, ama uyumaktan gözkapaklari imi, küçük gözleri iyice ufalmiti. Bir sirri paylair gibi sesini kisarak sürdürdü sözlerini. "Bildiiniz ne varsa anlatin ona. Galiba ii çözüyoruz." Ne demek istemiti imdi bu adam? Sormaya yeltendim ama ne mümkün. Ragip bunlari söyledikten sonra iki polisi de peine takarak hizla uzaklamiti yanimizdan. Zeynep Komiser anlatir umuduyla içeri girdik. Yine masasinin bainda bulduk onu. Ceketini çikarmiti, lila gömleinin sol koltuk altinda silahinin bo kilifi görünüyordu. Omuzuna dökülen kumral saçlarini atkuyruu yaparak bainin arkasinda toplamiti. Sabahki gibi gülümseyerek kariladi bizi ama yüzünde giderek etkisini artiran bir yorgunluk vardi. Nazik bir tavirla ellerimizi sikarak: "Sizi böyle apar topar çairdiimiz için kusura bakmayin" dedikten sonra lafi fazla dolatirmadan sordu: "u Serhad Gökgöz hakkinda ne biliyorsunuz? Ikonion Turizm'de çalitiini söylemitiniz deil mi?" Tahmin ettiim gibi önemli bir bulguya ulami olmalilardi. "Evet, îkonion Turizm'de çaliiyor. Yakut Otel yanmadan önce güvenlik efiymi." Serhad adini duyan Mennan da heyecanlanmiti. "Aslinda irketin her iine koturur" diye hemen katildi konumaya. "oförlük yapar, inaatlarin bainda durur, ne i olsa yapar yani. irketin sahibi Ziya Bey çok güvenir ona." Zeynep, gözlerini hevesle i arkadaima çevirdi. "Serhad için karanlik biri demitiniz?" Sabahki sözlerini hatir latiyordu Mennan'a. "Neden öyle söylediniz? Bildiiniz bir ey mi var?" Oturduu koltukta sinirli sinirli ayaklarini kipirdatan meslek-taim: "Çünkü öyle" diye hirsla söylendi, ama arkasini getiremedi, "Çünkü bu Serhad itin biri. Hayat kadinlariyla düer kalkar, onlarin parasini yer... Ahlaksiz yani..." Söyledikleri, Serhad hakkinda hiçbir suçlama içermiyordu. Zeynep ii kolaylatirmak için sorusunu basitletirdi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Serhad ne zamandir Ikonion Turizm'de çaliiyor?" "Be yildir." Tiksinti verici birinden söz ediyormu gibi yüzünü buruturdu. "Zaten Konyali deil bu. Memleketi bile belli deil erefsizin. Antalyaliyim filan diyor ama o da yalan. Ziya Bey nereden bulduysa, baimiza bela etti ite." Mennan duygularini ie karitirmiti yine. Tabii, Zeynep bunu atlamadi. "Size de mi zarari dokundu?" Bereket yanit vermeden önce bana bakmayi akil edebildi Mennan, yüzümdeki kizgin ifadeyi görür görmez de kizindan bahsetmemesi gerektiini anladi. "Sözün gelii öyle diyorum" diye baladi. "Bana ne zarar verecek o herif." "Siz ne zamandir taniyorsunuz Serhad'i?" "Ben mi? iki yildir? Ikonion Turizm bizim müterimiz olduundan beri. Oraya gittiimde görmütüm, i diinda da bir hukukum yoktur zaten." "Peki, bildiiniz, duyduunuz yasadii bir eylemi oldu mu? Silahli çatima, gasp, soygun diyorum." Alni kiriti Mennan'in. "Yok" dedi duraksayarak. "Yukarida Allah var, öyle bir ey duymadim." Mennan'in anlattiklarindan umduunu bulamayan Zeynep'in cani sikilmaya balamiti. "Bir de arkadai var Serhad'in" diyerek onu canlandirmak istedim. "Cavit. Soy ismini bilmiyorum. Tuhaf bir adam? Ain titiz, temizlik manyai bir ey. Görseniz siz de kukulanirdiniz. Serhad da, Cavit de tipik suçlu profiline uyuyor." Yari alayci bir tavirla sordu. "Nasil oluyormu o tipik suçlu profili?" Bilirsiniz ite, sosyopat davranilar, tehditvari abartili hareketler, caka satarak yürümeler, külhanbeyi bir aiz..." Ah Miss Karon" dedi gülümsemesini sürdürerek. "Sizde nasildir bilmiyorum ama, Türkiye'de bu tür erkekleri içeri atacak olsaydik, ülkenin yarisi hapiste olurdu." "Erkekler dünyanin her yerinde aynidir" dedim konuyu daitmamak için. "Ama Cavit ve Serhad gerçekten de kuku uyandiran tipler. Üstelik Ziya Beyle de çok yakinlar." "Normal deil mi? Birlikte çaliiyorlar." nce eleyip sik dokumaya mi çaliiyordu, yoksa bizim görüle-rimizi umursamiyor muydu? Davranilari moralimi bozmaya balamiti. natla baimi salladim. "Hayir, öyle deil. Sanki gizli bir i çeviriyorlar." Yorgun bakilari canlanir gibi oldu. "Ne gibi?" "Kanimca Ziya Bey pis ilerini onlara gördürüyor. îki saat önce yanlarindaydik. Konuurken onlari izledim. Ziya, patrondan çok bir mafya efi gibi davraniyordu onlara."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Evet, evet" diye destekledi beni Mennan. "Ayni mafya efi gibi." "Çok emin görünüyorsunuz?" dedi inanmayan bir sesle. "Bildiiniz bir ey mi var?" "üphe" dedim ellerimi yana açarak. "Sadece üphe... Ama sizin de bildiiniz gibi bir soruturmaya balamak için üphe etmek yeterlidir. Eer iin peini birakmazsak, kanitlar da, deliller de olacak." "Birakmazsak! Yani biz mi?" "Neden olmasin?" dedim doal bir tavirla. "îç içe geçmi suçlar söz konusu. Tuhaf bir cinayetle kari kariyayiz." "Ve tabii Yakut Otel yanginiyla..." "Yakut Otel'in yakilmasi ya da Solak Kâmil'in öldürülmesi, ikisi de suç deil mi?" diye açiklamaya çalitim.. "Birinde iki içi yaamini yitiriyor, ötekinde bir hirsiz. Üç ölü var." "Ölüler deil Miss Karen." Önemli bir kuraldan bahseder gibi son derece ciddi bir tavirla konuuyordu. "Cinayet Masasi'nin ilgilendii konu öldürülmü insanlardir. Tabancayla vurularak, biçaklanarak, zehirlenerek, dövülerek, boularak, bir yerden atilarak ve akliniza gelmeyecek daha çeitli yöntemlerle öldürülmü insanlar..." Hayal kiriklii içinde dinliyordum. Hayir, Zeynep benimle ibirlii yapmayacakti. Onun hakkinda yanilmi miydim? Yoksa hirs küpü, züppe bir polisten baka bir ey deil miydi bu genç kadin? "Solak Kâmil'in öldürülmesi bir cinayet" diye sürdürdü vaazi-ni. "Ama Yakut Otel yanginini bilmiyoruz. tfaiye olayi kaza diye rapor etmi, savcilik yetkisizlik karari vermi. Bunlara, ramen yangin bir kundaklama olabilir mi? Evet, itfaiye de, polis de, savcilik da önemli bir ayrintiyi gözden kaçirmi olabilir. Evet, her soruturma sezgiyle balar, evet, siz de hakli olabilirsiniz, belki de yangini Serhad çikarmitir. Ama bu varsayimlarin hiçbir karilii yok. Sabah da söylediim gibi kanit ya da tanik olmadan elimizden bir ey gelmez." "Ama bir tanik var" diyerek araya girdi i arkadaim. "Evet, bir tanik var. Bizim Kadir." nanmayan gözlerle bakti Zeynep. "Kimmi bu sizin Kadir?" "Otelde temizlik yapan dört içinin ekip efi. Yangin çiktiinda oradaymi. Aslinda çalimaya pazartesi günü gideceklermi, ama olunun nianini pazartesi yapmaya karar verince, sali günü gitmiler. Anliyor musunuz Zeynep Komiserim, yani yanginin çiktii gün çalimilar..." Ayrintilari bilmedii için hakli olarak ilgi kuramadi Zeynep.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ne var bunda, ha sali gitmiler, ha pazartesi?" Mennan toparlayamayacak gibiydi, "Sali günü gitmi olmalari çok önemli" diyerek sözü ben aldim. "Pazartesi günü gitselerdi kimse ölmeyecekti. Çünkü Ziya ve adamlari kimsenin ie gelmeyeceini düünerek, oteli sali günü kundaklamayi planlamilardi. Böylece yanginda kimsenin ölmeyeceini düünüyorlardi. Ancak Kadir ve ekibi nian nedeniyle çalima gününü saliya kaydirinca, üstelik bunu Serhad'a da haber vermeyince iki kii öldü." "Sadece bir varsayim" diye dudak büktü Zeynep. "Yanginin sali çikmasi bir raslanti olabilir." "Ama Kadir'in baina vurulmasi bir raslanti deil." Tam yerinde girmiti söze Mennan. "Evet Zeynep Komiserim, Kadir, arkadalarini kurtarmak için urairken birini görmü. te o anda bir bakasi da arkadan baina vurmu." Anlatilanlar etkilemiti genç kadini ama temkini elden birakmak istemiyordu. "Peki kimmi o gördüü kii?" "Taniyamami, çünkü adamin üzerinde itfaiyecilerin yanginda giydikleri her yani kapali giysilerden varmi." "Tehis edememi yani adami." Yine o lanet olasi alayci ifade belirmiti yüzünde. "Nasil etsin?" Çileden çikmak üzereydim. "Adam her tarafini gizlemi. Bakin size öyle anlatayim. Alt, katt büyük bir patlama oluyor. Tinerler, boya kutulari alev aliyor. Kadir, hafif yaralanan Nezihe adindaki içiyi sirtlayip yukariya, lobiye çikartiyor. Lobide Serhad var. Kadir'i görünce oka uruyor. Çünkü otelde kimsenin olmadiini düünüyor. O sirada yangini çikartan Cavit aaida olmali." "Yangini Cavit'in çikardiini nereden biliyorsunuz?" Sorusu mantikli. Yanitim biraz karmaik olsa da Zeynep gibi zeki bir polisin anlayacaini umarak açikladim: "Cavit temizlik konusunda o kadar takintili ki, yüzüne bulaacak bir is, elini karartacak bir alev parçasi onu deli eder. Evet, kundaklamayi bizzat Cavit yapiyor, çünkü ondan baka hiç kimse, her yani kapali o itfaiyeci kiyafetini giymez. Neyse, Kadir, Ne-zihe'yi lobiye getirince Serhad panikliyor. Yangini kendilerinin çikardiinin anlailacaindan korkuyor, Kadir'in peinden aai iniyor. Kadir de tam o sirada itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i görüyor. Cavit de Kadir'i görüyor tabii, ite o anda Serhad arkadan gelerek Kadir'in baina sert bir cisimle vuruyor. Kadir bayilinca da Cavit elbiselerini çikarip otelden kaçiyor." "Ya Serhad ne yapiyor? Aai inip Kadir'i kurtarmayi denemiyor mu?" Sonunda anlamaya balamiti. "Hayir. Aslinda yapmasi gereken bu, ama yapmiyor. Kadir'i kurtarmayi denemiyor bile. Sadece itfaiyeye haber vermekle yetiniyor. Kadir'in de öteki iki içi gibi yanginda ölmesini istiyor. Çünkü Kadir'in itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i gördüünü biliyor. Ama Kadir'e ans yardim ediyor,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

alevler ona ulaamadan itfaiye yetiip kurtariyor." "Peki Kadir ifadesinde bunu söylemiyor mu?" "Söylemez mi? Savci, Kadir'in akil salii yerinde deil diye ifa- deyi kabul etmiyor." "Akil salii yerinde deil mi Kadir'in?" "Darbeyi aldii günlerde küçük bir travma geçirmi, ama im- di her eyi hatirliyor." "Sizden baka kimse de onu ciddiye almiyor tabii." "Ne yazik ki hayir." Sa elinin baparmaini dudaina dedirerek bir süre düündü. "Ve sizin bu bilgiye ulaacainizi düünen Ziya ve adamlari, Solak Kâmil'i üzerinize saliyor." Aklindakileri birer birer açikliyordu. "Aynen öyle" diyerek düündüklerini tamamlamak istedim. "Beni korkutarak raporumu biran önce tamamlamami salamak için. Konya'dan ne kadar çabuk gidersem, gerçei ortaya çikaracak ayrintilardan o kadar az haberim olacakti." Ellerini önündeki sumenin üzerinde birletirerek mirildandi. "Akillica bir tahmin, ama bütün bunlar birer varsayim. Bana somut bir eyler vermediiniz sürece de varsayim olarak kalacaklar." çimde kabaran umut çabucak sönmütü. "Belki Serhad ile Cavit'in evini ararsaniz, o somut eyleri siz bulabilirsiniz. Örnein bir itfaiye elbisesi." Güzel gözleri gizli bir öfkeyle yaladi geçti yüzümü. "Merak etmeyin, gerekirse onu da yapariz." Gerekirse dediine göre böyle bir olasilik vardi. Meydan okuyan bir tavirla sordum: "Sahi, bizi buraya niye çairdiniz?"

"Serhad'i sormak için." "Neden? Serhad ile Solak Kâmil arasinda bir ba mi var?" Gülümseyerek, artik omuzlarina air gelmeye balayan baini avuçlarinin içine aldi. "Bakiyorum da rolleri deitik Miss Karen. Siz sorgucu oldunuz, ben soruturulan." "Sadece yardimci olmaya çaliiyordum." Derin bir nefes alarak, sirtini koltuuna yaslandi. "Evet, Serhad ile Solak Kâmil arasinda iliki olduunu gösteren kimi bulgulara ulatik." "Alçak herif!" diye nefretle söylendi Mennan. "Bize de Solak Kâmil'i tanimadiini söylemiti iki saat önce." Pür dikkat kesilmiti Zeynep.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Tanimiyorum mu dedi?" Kukuya dütü Mennan, öyle deil mi dercesine yeil gözlerini bana çevirdi. "Tanimadiini söyledi" diye onayladim onu. "Hayatinda böyle bir ismi duymami." Kendi kendine mirildandi: "Bu iyi, belki buradan kistiririz onu." Merakima yenilerek yine sordum: "Yani arkada miymi bunlar?" Sanki ilk kez taniiyormuuz gibi uzaklati. "Kim?" diyerek anlamamazlia vurdu. Bu kadari da fazlaydi: "Serhad'la Solak Kâmil." diye söylendim. "Daha belli deil, soruturuyoruz." inatlamak deil, uzlamak isliyordum. "Yardimlasak daha iyi olmaz mi?" dedim anlayili bir tavir sergileyerek. "Biz, size bildiklerimizi söyledik. Siz de örendiklerinizi söyleseniz belki yardimimiz dokunur." "Sadece ayak bai olursunuz Miss Karen" diyerek kestirip atti. Ters ters baktiimi görünce: "Hiç öyle bakmayin." Artik gerginliini gizlemiyordu. "Siz kendi iinizi yapin, ben de benimkini." "Ama çikarlarimiz ortak..." "Hayir" dedi baini sallayarak. "Çikarlarimiz ortak falan deil. Siz, irketinizin u üç milyon paundunu kurtarmak için uraiyorsunuz, bizse adaleti salamak için." "Yanli düünüyorsunuz..." "Lütfen sözümü kesmeyin" diye uyardi. "Belki sizi motive edenin para olduunu, bu iten dorudan kazanç salayacainiz için de benden daha hevesle çalitiinizi düünüyorsunuz. Benim bir devlet memuru olduumu, iin üzerine kararlilikla gidemeyeceimi saniyorsunuz. Fakat tamamen yaniliyorsunuz. Tam yirmi dört saatir uykusuzum ve hâlâ bu ile uraiyorum. Sigorta irketinizin soruturmasi olsa da olmasa da bu iin sonuna kadar gideceiz. Hem sadece Solak Kâmil'in deil, u kendilerine dinci görüntüsü veren canilerin öldürdüü kari kocanin da, eer varsaydiiniz gibiyse, yanginda ölen o iki zavalli içinin de katilini bulacaiz. Ama irketinizin üç milyon paundunu kurtarmak benim iim deil Miss Karen, o tamamiyla sizin iiniz. O yüzden çikarlarimiz ortak filan demeyin bana. Çünkü deil." Öylece kalakalmitim. Haksizlia uradiimi

www.soncemre.com düünüyordum, ama bunu nasil dile getireceimi

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bilemiyordum. Mennan'in hali benden de beterdi; ellerini bacaklarinin arasina sokmu, kipkirmizi bir suratla hiç kimildamadan öylece oturuyordu. "Çok airdim" diyebildim sonunda. "Ben bunu hak etmemitim. Bana bir suçlu gibi davrandiniz." Son derece rahat bir tavirla açikladi. "Yaniliyorsunuz Miss Karen, suçsuz birine asla suçlu gibi davranmam. Siz de suçlu deilsiniz zaten, ama polis de deilsiniz. Anlamaniz gereken u; soruturmayi siz yürütmüyorsunuz. Hiçbir ekilde bu soruturmayi yönlendiremezsiniz. Eer bize yardimci olmak istiyorsaniz, bugün yaptiiniz gibi bildiklerinizi anlatirsiniz. Yapacainiz en büyük iyilik budur." Alayci bir sesle sordum. "îe yarar mi bari?" "Yarar tabii." Sanki az önce beni azarlayan o deilmi gibi dost ça gülümsüyordu. "Anlattiklariniz o kadar önemli ki. Serhad ile Cavit'i sorgularken artik daha fazla malzeme olacak elimizde." Bizimle dalga mi geçiyordu bu kadin? "Nasil yani Serhad ile Cavit'i gözaltina mi alacaksiniz?" "Ragip Bakomserim u anda ne yapiyor zannediyorsunuz?" Mennan'in da, benim de neemiz yerine geldi. "O zaman evlerinde arama da yapacaksiniz." "Yapacaiz, yapacaiz" dedi gizli bir gülümsemeyle. "Tabii, evlerinde arama yaparken, yanginda kullanilmi bir itfaiyeci giysisi de arayacaiz." 32 "Çünkü güneimizi kaybettik." Akam karanlii, ehrin üzerine sessizce çöküyordu. Konya'nin iikli caddelerinden birinde ilerliyordu Mennan'in siyah Mercedes'i. Artik arkada deil bir arkada gibi, onun yanindaki koltukta oturuyordum. îki tarafimizdan akan iikli maazalarin

www.soncemre.com önünden aceleci kalabaliklar geçiyordu;

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kaldirimlari dolduran insanlar, ellerinde küçük paketleri, yüzlerinde evlerine gidiyor olmanin rahatlii, omuzlarinda günün yorgunluu. Ben de onlar gibi yorgundum, uykusuzdum. Çöken karanlikla birlikte gözkapaklarima yayilan airlia kari koymak giderek imkânsiz hale geliyordu. Mennan'in da benden çok farkli olmadiini biliyordum. Emniyet'ten çiktiimizda bir süre Zeynep Komiser'in bizi airtan davranilari üzerine konumutuk. Zavalli Mennan her zamanki ezikliiyle kadin adina benden özür bile dilemiti. Ama buna gerek yoktu. Her ne kadar tartima sirasinda, kabul etmesem de aslinda Zeynep hakliydi. Polisler, yürüttükleri soruturmaya diaridan birilerinin karimasindan hiç holanmazlardi. Hele benim gibi bu ie taraf olan birinin bulamasini hiç istemezlerdi. Zeynep sabirli çikmiti yine de, Tate Gallery'den çalinan Picasso eskizleri için yürüttüüm soruturmada Londra polisi, onun gösterdii anlayiin birazciim bile göstermemiti bana. Yine de Zeynep'in davraniindan bir parça alindiimi saklayacak deilim, çünkü o genç kadini nedense kendime yakin hissediyordum. Otele gitmeden önce Mennan'in sahaf arkadaina uradik. ems-i Tebrizi'nin Makalat adli kitabini bulmak için. Gittiimiz sahafta kitap yoktu, ama dükkân sahibi baka bir kitapçiyi aradi, on dakika sonra kitap elimizdeydi. Hemen Makalat'in kapaini açip içindekilere baktim. Ne yazik ki baliklarin hiçbirinde kanayan bir yüzükten bahsedilmiyordu. Demek ki bütün kitabi ta-ramak gerekiyordu, bunu da ancak akam otelde yapabilirdim, Bu kararla kitabi çantama koymama ramen kanayan yüzük hakkinda yazilanlari merak etmekten kendimi alamadim. Ama ehre çöken yumuak karanlik gibi tatli bir uykunun usulca beynimi ele geçirdii u anlarda artik ne kanayan yüzüü, ne de onun sirrini saklayan kitabi düünecek halde deildim. Üstelik Mennan'in arabasinda uyuyakalmanin hiç de güzel bir durum olmadiini bilmeme ramen gözkapaklarimin air air kapanmasina engel olamiyordum. Nerdeyse kendimden geçmek üzereydim ki telefonuma mesaj geldiini bildiren melodiyle irkildim. Belki de abuk sabuk reklamlardan biriydi ama hiç deilse kendimi toparlamama yardimi olur, uykum açilir diye telefonumu çikardim. Mesaj Nigel'dandi. Evet, bugün onunla hiç konumamitim. Dahasi Konya'ya geldiimizden beri hep o aramiti beni. Artik aramiyor mesaj yolluyordu demek. Göz ucuyla beni süzen Mennan'a gülümsedikten sonra mesajin içeriini gösterecek tua dokundum. Okuduum ilk sözcük tüylerimi diken diken etti. ems'im, ayim geldi. Konya'da ems

www.soncemre.com adini duymak, insanlarin ondan

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bahsetmesi son derece normal bir durum olabilirdi, ama hayatinda bu gezgin derviin adini bir kez bile duymami Londrali bir adamin sevgilisine çektii mesajin ems adiyla balamasi gerçekten garipti. Yüzümdeki deiiklii Mennan da fark etmi olacak ki, endieyle sordu: "Ne oldu Miss Karen? Kötü bir haber mi?" Tam da ems'ten bahsedilecek kiiydi Mennan. "Yok" dedim yüzümdeki gerginlii silmeye çaliarak. "Yok bir ey, Londra'dan bir arkada mesaj yollami." Yeniden telefonumun ekranina döndüm. ems'im (güneim), ayim geldi / Gözüm, kulaim geldi / Gümü bedenlim geldi / Altin madenim geldi. / Baimin sarholuu geldi / Yolumu vuran geldi / Tövbemi bozan geldi / Gözümün nuru geldi / Baka ne dilediysem / te o dilediim geldi... iir burada sona eriyordu. Ama mesaj Nigel'in sözleriyle devam ediyordu. te böyle çairiyor Rumi, ems adindaki sevgilisini. Peki Karen-cim, sen ne zaman geleceksin? Tümüyle uyandirmiti beni Nigel'in mesaji. Ne gözlerimde uykunun airlii kalmiti, ne baimda günün sersemlii. Romantik bir âik olup çikmiti bizim cerrah. Arada bir uzaklamak gerekiyormu demek ki. Geri tuuna basarak mesajin baina gittim. ems'im (güneim) kismina takilmitim. ems'e neden güne diyordu Mevlânâ? ems gerçekten de güne anlamina mi geliyordu, yoksa büyük airin kullandii bir metafor muydu bu sadece? Yanimdaki Konyali i arkadaim, kukusuz çok iyi biliyordu bu sorunun yanitini. Ama ona sormak doru muydu, bundan emin deildim ite. Böyle düünürken aracimiz köeyi dönerek daha geni ama daha sakin bir yola çikti. Sol tarafimizda bir duvar uzaniyordu. Az sonra aralikli demirlerden yapilmi bir kapi gördüm, arkasinda sarikli mezar talari göze çarpiyordu. Ne kadar büyük bir mezarlikti burasi böyle. Mezarlia baktiimi anlayan Mennan açikladi. "Üçler Mezarlii. Çok eski bir mezarliktir Miss Karen." "Neden Üçler Mezarlii deniyor?" "Eski bir hikâye. Yedi yüz küsur yil önce Hazreti Mevlânâ'ya tutkun Horasanli üç genç onu görmek için Konya'ya gelir. Ama ne yazik ki geldiklerinde Hazreti Mevlânâ öteki dünyaya göçmütür. Hazreti

www.soncemre.com Pir'e

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kavuamamak, içlerindeki aki iyice alevlendirir. 'Madem ki Hazreti Pir'i görmedik, biz de onun yattii topraa gömülmek istiyoruz diyerek Konya'da ölmeyi dilerler. Dilekleri kabul olunur, üç genç bu topraklarda can verir. Onlari da ite bu mezarlia defnederler. Böylece mezarliin adi da 'Üçler Mezarlii' olur." Baimi çevirdiimde iiklarla aydinlanmi binalar gözüme çarpti. "Burasi neresi?" "Taniyamadiniz deil mi?" dedi gülümseyerek. "Mevlânâ Hazretleri'nin Türbesi. Deiik yoldan getirdim sizi. Oteliniz de hemen urada." Demek gelmitik, o halde konuyu çok uzatamaz diye kurnazlik ederek sordum. "Mennan Bey, ems ne demek? Bildiim kadariyla Türkçe bir sözcük deil." "Haklisiniz" dedi bakilarini yoldan ayirmadan. "ems, Arapça bir sözcük, anlami da güne demek." Güne mi? Sunny geldi aklima, çocukluumun mucize arkadai. Güne iii gibi pariltili sari saçlar, gökyüzü kadar derin mavi gözler... Londra'nin her daim bulutlu, puslu günlerinde iii özle-yen bir kiz çocuunun, günei çaritiran bir isim yakitirdii ha-yali arkadai Sunny. "ems'le ilgili çok güzel bir mesel anlatir Mevlânâ Hazretleri" diyerek sözlerini sürdürdü, ne Sunny'den ne de içimde kabarmaya balayan o tuhaf duygudan habersiz olan Mennan. "Bir gün gökyüzünden Mevlânâ'ya gel olmu. Ulu Hazret çariya uymu, tek tek çikmaya balami gökyüzünün katlarini. Dördüncü kata gelmi ki her taraf karanlik. Hemen sormu Mevlânâ Hazretleri: 'Ne oldu? Neden burasi böyle karanlik?' Göün dördüncü katindaki melekler üzüntüyle açiklamilar. 'Çünkü güneimizi kaybettik.' 'Nasil oldu bu i?' diye merak etmi Mevlânâ. 'Günei nasil kaybedersiniz?' 'Hiç sorma Tanri dostu" demi yasli melekler. 'Bizim güneimiz Tebrizli ems'ti. Gökyüzünün bu katini onun iii aydinlatirdi. Yeryüzünde souk kalpler varmi, onlari isitayim diye aaiya indi, o yüzden burasi böyle tekmil karanlikta kaldi.' Mevlânâ Hazretleri'nin içi aydinlanmi. 'Merak etmeyin Tann'nin masum varliklari' diye seslenmi onlara. 'ems'in iii öyle güçlü, öyle parlak, öyle sicaktir ki, yeryüzündeki kalpleri de isitmaya yeter, gökyüzündekileri de...' " Mennan bayiliyordu bu tür hikâyelere. ster kendisi anlatsin, ister bakasindan dinlesin, konu mistik söylenceler olunca bu dünyayi unutuyor, âdeta kendinden geçiyordu. Ama ne yazik ki, otelimin önüne gelmi bulunuyorduk. "ite ems Hazretleri böyle ulu bir ermitir Miss Karen" dedi arabanin frenine basarken. "Onun

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

lütfuna eren insanlar Allah'in ansli kullaridir." Farkinda deilsiniz ama siz de onlardan birisiniz demek istiyordu aklinca. Onunla tartiacak ne gücüm vardi, ne de vaktim. "Öyle olmali" diyerek toparlandim. "Bu gece rahatça dinlenelim. Bakalim Zeynep Komiser'in soruturmasi nasil sonuçlanacak? Umarim Serhad ile Cavit'in evinde ie yarar bir eyler bulur. Neyse yarin anlariz nasil olsa. Sabah on gibi otelin önünde bulualim." "Tamam, daha önce bir gelime olursa size haber veririm." "Anlatik hadi iyi akamlar." "iyi akamlar..." inmek için kapiya yönelmiken durdum. "Tanimiyoruz ama, kariniza, kiziniza çok selam söyleyin." içten bir gülümseme belirdi yüzünde. "Sa olun, söylerim. Ama bir gün bizim eve yemee de bekle- riz. Enfes yemekler yapar bizim Semra." "Bakalim, u ileri bir halledelim de..." Arabadan inince akamin serin havasi çarpti yüzüme. Gündüzün sicak havasi yerini gecenin ayazma birakmaya balamiti. Birazda yorgunluktan olacak içim üüdü. Hizli adimlarla otele gir-dim. Eyvah, merakli görevli ibai yapmiti. Önünden geçerken: "yi akamlar Miss Karen" dedi soru dolu gözlerini yüzüme dikerek. "Gününüz nasil geçti?" "Çok güzel geçti." Azini açmasina bile firsat vermeden ekledim. "Ama odama söü salata, yourt, kepek ekmei yollarsaniz daha da güzel olacak. Ayrica taze portakal suyu varsa kocaman bir bardak da ondan rica edeyim." O kadar hizla siralamitim ki, bunlar benim görevim deil bile diyemedi. "Emredersiniz Miss Karen, restorani arayip derhal bildireceim isteklerinizi." "Teekkürler." Hiç oyalanmadan doruca asansöre yürüdüm. Dün gece yaananlardan sonra baima neler geldiini örenmek isteyen görevlinin hevesi kursainda kalmiti. Asansörün önünde, kucaklarinda bebekleriyle genç bir çift bekliyordu. Geride durdum, asansörü onlara birakmak istedim. "Gelsenize" dedi genç anne teklifsizce. "Hepimize yetecek kadar yer var burada." "Rahatsiz etmeyeyim..." "Buyrun" diye israr etti bebei taiyan ei. "Lütfen buyrun." "Teekkür ederim" diyerek geçtim içeri. Bakilarim bebee takildi. Uyuyordu, ay gibi yuvarlak bir yüzü, daha imdiden belli olan biçimli kalari, uzun siyah kirpikleri vardi. "Kaçinci kata çikiyorsunuz?" Soran genç anneydi. "Birinci kat."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Birinci katin dümesine basarken açikladi. "Biz de ayni kattayiz." Nedense sesi biraz utangaç çikmiti. Yeniden bebee bakarak Sordum: "Çok güzel bir bebek? Kiz mi?" Gülümsedi genç baba. "Yok" dedi övüngen bir sesle. "Erkek." "Adi ne?" "Celaleddin." "Mevlânâ Hazretleri'ninki gibi" diye açikladi genç kadin. "Mu hammed Celaleddin." ilgilenmem holarina gitmiti. Bebei görmem için iyice benden yana döndüren genç adam sevgiyle oluna bakarak mirildandi. "Bir adi daha var." Yoksa ems mi diye geçirdim içimden ama, "Ali" dedi genç baba. "Hazreti Muhammed'in damadi Hazreti Ali gibi." "Kaç aylik." "Sekiz ayini dolduracak iki gün sonra." "Umarim, mutlu bir hayati olur." "Sa olun" dedi genç anne. "Sizin var mi?" Ne diyeceimi bilemedim. Sorusunu anlamadiimi sandi. "Çocuunuz diyorum..." "Henüz yok." Galiba sesim biraz buruk çikmiti. "Üzülmeyin, daha gençsiniz sizin de olur." Baka koullarda hiç tanimadiim biri bana bunu söylese çok kizardim ama genç kadin o kadar iyi niyetliydi ki doal kariladim. Üç gün Konya'da kalinca Türklemeye balamitim galiba. "Teekkür ederim." Genç çiftin küçük oluna bakarken, bizim bebeimizin sekiz aylikken neye benzeyeceini gözümün önüne getirmeye çalitim; kai gözü, boyu posu, elleri, ayaklan acaba nasil olacakti? Hiçbir ey canlanmadi kafamda. Ne kadar tuhafti; içimde her an, her dakika büyüyen bir bebek vardi, ama ben onun nasil bir varlik olacaini hayal bile edemiyordum. Asansörden birlikte indik. Odam onlardan önceydi. "iyi akamlar" diyerek kapima yöneldim.Anahtarimi kilide sokarken Konya'ya geldiim ilk

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

günküne benzer bir burukluk hissettim içimde. Derin bir yalnizlik, bir terk edilmilik duygusu. Odaya girer girmez, hemen Nigel'i aradim, ikinci çaliinda açti. "Alo, Karen?" Sesi canliydi, sevgi doluydu. "Merhaba Nigel, nasilsin?" "yiyim. Bugün youn bir gündü, iki zorlu ameliyata girdim ama sesini duydum ya, imdi iyiyim. Sen nasilsin?" Sözleri ilaç gibi gelmiti, imdi kendimi daha iyi hissediyordum. "Sa ol, ben de iyiyim." "Sesin yorgun geliyor biraz." Normal; dün gece bir kapkaççinin saldirisina uradim, karakolda polise ifade verdim, uyudum ama yolladiin iirde bahsedilen ems yakami birakmadi, uykumun kâbusu oldu; o sirada gerçek bayatta, gördüüm kâbustan daha dehet verici olaylar gerçekleiyordu, bana saldiran kapkaççi vahi bir ekilde öldürüldü, polisler de doal olarak otelimi basarak beni sorguya çektiler, sabaha kari ise, kafasini yedi yüz yil önce yazilmi bir kitaba takan Mennan gelip mistik komplo teorileriyle canimi sikti, aklini baina toplamasini öütleyerek onu sepetledikten sonra huzur içinde bir banyo yapip kendime gelmek istedim, ne gezer...çinde çocukluumun hayali arkadai Sunny'nin de bulunduu yine emsli bir kâbus bela oldu baima; sabah bir daha karakola gittim; yazili ifade verdim, çilem yine bitmedi; yangin soruturmasi için iki ayri mekânda dört ayri insanla konutum; ikinci konuma oldukça gergin geçti, bir arada Mevlânâ Türbesi'ne gittim; çok ilginç ve öretici bilgilerle dolu olan bu gezi ems'in verdii yüzüün kanamasiyla heyecanla sona erdi, akamüzeri ise babamin çocukluk arkadai zzet Efendi'yle bulutum; babam hakkinda hiç bilmediim konulardan bahsetti; sarsildim, üzüldüm, sinirlendim ama yali adam hiç alinmadi, böylece ben daha çok sinirlendim, onunla tartiirken telefonum çaldi, yeniden karakola çarildim, Zeynep adindaki güzel komiserle sinir bozucu bir konuma yaptik ve az önce karnimda bir bebek taidiimdan habersiz olan genç bir anne, çocuum olmasi dileinde bulunarak duygularimi altüst etti. ite bütün bunlardan dolayi çok yorgunum Nigelcim, diyemedim. Elimden geldiince sesime dinç bir hava vermeye çaliarak: "Benim için de youn bir gündü" dedim. Ama ikna olmadi Nigel. "Karen iyisin deil mi? Yani hamilelikle ilgili bir sorun yaamiyorsun. Bulanti, ba dönmesi filan..." Hamileliimle ilgilenmesi houma gitti. "Bugün biraz bulantim vardi, bir kez de baim döndü, düecek gibi oldum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"N'olur dikkat et. Zaten gelir gelmez de aldiracaiz bebei. Böylece bu sorunlardan tümüyle kurtulacaksin." Ne diyeceimi bilemedim, sessizlik uzayinca, "Karen orada misin?" "Buradayim." "Neden cevap vermiyorsun?" Yine ne diyeceimi bilemedim. "Karen, sen iyi misin?" "iyiyim, iyiyim, yolladiin mesajini alinca daha iyi oldum." "Güzel iir deil nü? Ne kadar büyük bir ak!" Sesi hayranlik içinde yüzüyordu. "Yalniz anlayamadiim bir ey var. ems er - kekmi, Rumi bütün o ak iirlerini bir erkee mi yazmi?" "Senin okuduklarini ona yazmi." "Yani bunlar..." "Sandiin gibi deil" diye azinda koydum sözünü. "Mistik bir balilik. Hiristiyanliktaki azizlerin birbirine duyduu sevgi gibi bir ey..." "Hiristiyanlikta birbirine böyle iirler yazan azizler olduunu hiç duymadim." Ben de duymamitim, sadece açiklayici olur diye o örnei vermitim ama olmamiti. "Tanri sevgisi diye düün. Tanri'yi, onun yarattii birinde görmek gibi bir ey... Bir tür sir..." "Ne sirri?" diye sordu merakla. "Hayatin anlamina dair bir sir. insan ile Tanri arasindaki gizem..." Anlatamamitim farkindaydim, çünkü Mevlânâ ile ems'in arasindaki bain ne olduunu ben de tam olarak bilmiyordum. ems hakikate ulamaktan bahsediyordu, babam Tanri aki derdi, zzet Efendi, bütün kulaklardan gizli bir sirdan söz ediyordu. Ama ne demek istiyorlardi bilmiyordum. "Neyse" diye kestirip attim. "Gidiyor musunuz annemle yemee?" "Gidiyoruz, bu sabah telefonla konutuk. Sesi gayet iyi geliyordu. Öleden sonra, Trafalgar Meydani'ndaki, bari yürüyüüne katilacakmi. Eer polis içeri atmazsa, akam beni evden alabilirsin, dedi." "Çilgin kadin" diye söylendim endieyle. "Baini belaya sokma-sa bari." "Ona hiçbir ey olmaz tatlim. O kadar gösterilere katildi, bir kez polise yakalandiini gördün mü? " Hakliydi, annem kadar uyanik bir kadin görmemitim; ecinsel haklarindan, sokak kedilerini savunmaya, Yamur Ormanlan'ni korumaktan, Müslümanlarin aailanmasina kari çikan eylemlere kadar akliniza gelebilecek ne kadar protesto yürüyüü varsa, hemen hemen tümüne katilmi olmasina ramen, sadece bir kez gözaltina alinmiti. O da otuz yil önce bir barda herkesin gözü önünde marihuana içerken. Yine de belli olmazdi, artik genç deildi. "Ne olur ona göz kulak ol Nigel" diye yalvardim. "Matthew'ün ölümünden beri fazla hassas. Yanli bir eyler yapmasindan, ken-dine zarar vermesinden korkuyorum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Merak etme tatlim" dedi o güven verici bouk sesiyle. "Londra'ya döndüünde biraktiin gibi nee içinde teslim edeceim sana Susan'i. Sahi ne zaman dönüyorsun?" "Yakinda dönmeyi umuyorum" diye geçitirmeyi denedim. Olmadi. Nigel israrciydi. "Yakinda, yani hangi gün?" Sevdim bu israrci tavrim ama elimde pasaportum bile yokken Londra'ya nasil dönebilirdim? "Üç gün sonra diyelim..." Beenmemiti yanitimi. "Diyelim..." "Tamam üç gün sonra, iim erken biterse daha önce de gelirim." "Bitmezse..." ii akaya vurdum. "Sen buraya gelirsin. Birlikte aratiririz ems ile Rumi'nin büyük sirrini." Hayret houna gitti, gülmeye baladi. "Bir gün mutlaka Konya'ya gidelim zaten. Gerçekten çok merak ettim Rumi'yi. Onlann büyük sirrini... Yaadiklari yerleri. Hem..." Duraksadi. "Hem sen de yari Konyali sayilirsin, baban orali. Babanin ehrini birlikte gezmek ilginç olurdu." Nigel gelse ne yapardim bilmiyorum, ama sonunu düünmeden atildim. "iyi ya atlayip gelsene ite. Birlikte döneriz sonra." "mkânsiz" dedi mutsuz bir sesle. "Bu hafta o kadar younum ki. Sadece yarin boum, sonra bir ameliyattan çikip, ötekine gireceim. Ama ne olur, sen geç kalma. Bak üç gün dedin..." "Tamam, tamam canim, üç gün sonra Londra'dayim." 33 "Bedenlerinin güzellii balarini döndürmü." Nigel'la telefon görümem biter bitmez, ems'in kitabini açarak, tai kanayan yüzük hikâyesini aramaya baladim. Hiç de kolay bir i deildi bu; be yüz sayfalik bir kitapta bir hikâye bulmak, ama ansim yardim etti; yapraklan çevirirken kirk dördüncü sayfada tai kanayan yüzüün öyküsü karima çikiverdi. öyle anlatiyordu ems: Bir gün eyhi, Dervi'e dedi ki: Halife sana semayi yasak etti. Bu yasak, Dervi'in yüreinde bir düüm oldu. Dervi hastalandi, yataa dütü. Dervi'i, uzman bir hekime götürdüler. Hekim, Dervi'in nabzini tuttu, hastaliinin sebeplerini aratirdi. Bildii hastaliklardan hiçbirine benzemiyordu. Farkli tedavi yöntemleri denedi, ama Dervi'e yardim edemedi. Gün geldi Dervi öldü, ama hekim iyiletiremedii bu hastaliin peini birakmadi. Dervi'in mezarini açtirdi, cesedini

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

muayenehanesine taitti. Orada cesedin gösünü yardi. Kalbini çikardi. Bakti ki Dervi'in kalbi düümlenmi. Düüm sertlemi, tipki bir akik tai gibi olmu. Hekim, bu akik taini uzun yillar sakladi, ama sonra yoksul dütü ve tai satti. Akik tai elden ele dolatiktan sonra, Halife'ye kadar ulati. Halife bunu yüzük tai yaptirdi. Bir gün bir sema âleminde aai bakarken elbisesinin kan içinde kaldiini gördü. Kendini yokladi, hiçbir tarafinda yara bere yoktu. Elini yüzüüne götürdü, yüzüün tai kan olup akmiti. Hikâye bu kadardi ama aklimi altüst etmeye yetmiti. "Nasil yani" diye mirildandim korkuyla. "Bendeki yüzüün tai da bir insan kalbinden mi yapilmi?" Kitabin baindan kalktim, çantama yöneldim, yüzüe bakmak istiyordum ama bir türlü cesaret edemiyordum. Sonunda açtim çantayi, yüzüü çikardim. Dikkatle taina baktim; hiç de insan kalbinden yapilmia benzemiyordu. Eer gözlerimin önünde iki kez kanami olmasa, son derece güzel bir yüzük deyip geçerdim, ama deildi. Peki kimin kalbinden yapilmiti bu yüzüün tai? Kimin olacak, ems'in. Niye ems'in olsun? Onu semaya çikmasini önleyecek ne olabilirdi ki? Onun kalbi neden düümlensin? O, Tanri'nin sevgili kuluydu. Büyük sirri bilen erenlerden biriydi. Ama beni ilgilendiren asil soru bakaydi: ems bu yüzüü neden vermiti bana? Sanki sorumun yanitiymi gibi odamin kapisi vuruldu. rkildim. Bu da kimdi böyle? "Oda servisi" diye seslendi kapiyi vuran kii. "Yiyeceklerinizi getirdim." Aklim neredeydi benim? Ismarladiim yemei unutacak kadar apalami miydim? Kendimi toparlayarak kapiyi açtim. Garsonun içeri girmesine izin vermeden, hesap fiini imzalayarak, elindeki tepsiyi aldim. Tepside istediklerim eksiksiz olarak yer aliyordu; söü salata, yourt, kepek ekmei ve taze portakal suyu. Ama bütün itahim kaçmi, aklim ems'te kalmiti. Belki de yardim istiyordu benden? Neden istesin ki? Hem ben, nasil yardim edebilirdim ki ona? Saçmaladiimi fark ettim. Ne yani gördüüm o kâbuslara inanmaya mi balamitim? Gerçekler deil de rüyalar mi yön verecekti hayatima? Meczubun teki ucuz bir yüzük vermiti bana, hepsi bu. Bo boaz Mennan da dilini tutamami, olani biteni anlatmiti îzzet Efendi'ye. Böylece basit bir olay önemli bir hal almiti. Ama asil salaklik

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

bendeydi, niye konuuyordum ki bu konulan onlarla? Konutuum yetmezmi gibi bir de önerdikleri kitaplari okuyordum. Aklimi baima toplamaliydim, ne bu yüzük kaniyor, ne de ems benden yardim istiyordu, bunlarin hepsi halisünasyondu, hepsi karabasan. Elimdeki yüzüü yeniden çantama koydum, masanin üzerindeki kitabi da komodinin çekmecesine tiktim, ite hepsi bu kadardi. Aklimi abuk sabuk konulara yoracaima, Yakut Otel soruturmasini düünmeliydim. Oh, imdi daha iyi hissediyordum. Hayir, kendimi kandirmiyordum, gerçekten rahatlamitim. Yemeimin baina oturdum, itahim hâlâ yerine gelmemi olsa da tepsidekileri inatla son kirintisina kadar bitirdim. Artik Simon'a gelimelerle hakkinda bilgi verebilir, pasaportumla ilgili neler yaptiini örenebilirdim. Ama bilgisayari açip ona bilgi gönderecek enerjiyi kendimde bulamiyordum. Yemekten sonra bir airlik çökmütü üstüme, yorgunluum iyice açia çikmiti. Daha kolay bir yol seçtim; telefonla aradim, hayret ka-paliydi. Ne olmuu acaba? Tam bir ikolik olan Simo n'in telofonu yedi gün yirmi dört saati arik olurdu. Yapacak bir ey yoktu yarin konuacaktik demek ki. Kalktim banyoya girdim, yikandim, dilerimi firçaladim. Artik kendimi uykunun huzurlu kollarina birakabilirdim. Odanin lambalarini kapattim. Yataa giderken aynanin içinde yanip sönen bir iik çarpti gözüme. Çok parlak deil, ama inatçi, sari bir iik. Nereden geliyordu bu iik böyle? Bir lambayi açik mi birakmitim. Arkaya baktim, hayir bütün lambalar kapaliydi. Aynanin bulunduu yer nedeniyle diaridan bir iik yansimasi da mümkün deildi. Yeniden aynaya döndüm. O anda kendimi, içeride yanan kandillerin titrek aydinliini diari yansitan ahap bir pencerenin önünde buldum. Yine o bahçede. Yine o iki katli kerpiç ev, o çinili havuz, o uzun boylu kavak aaçlari, parlak dolunay... Yakinimda, çok yakinimda birinin nefes aldiini hissettim; döndüm, bakindim. Yanilmamitim, bir kalbin heyecanla, korkuyla çarptiini iittim. Daha önce gördüüm bir rüyayi yeniden yaar gibiydim. Hayir, bu farkliydi; bütün aklimi ele geçiren habis bir duyguyla titriyordu bedenim. Öfkeyle birilerini ariyordum. Buralarda bir yerlerde olmalilardi. Birbirine karian nefeslerini hissediyordum, fisiltilari kulaklarima kadar geliyordu. Uzakta olamazlardi. Arkadaki devasa ceviz aacina baktim. Cevizin dallari öyle kalin ve çatalli, yapraklari öyle büyük ve sik, gölgesi öyle koyu ve derindi ki dolunayin iii gibi bakilarimi da engelledi, aacin altini göremedim. Ama görmesem de biliyordum, aradiklarim o karanliin içindeydi. Umudu kirilmi bir çocuk, incinmi bir gönül, hayal kirikliina urami bir candim ki, bildiim, kutsal saydiim her eyi unutmu, tepeden tirnaa nefrete dönümütüm. Gözlerimi kistim, aradiklarimi görmeye çalitim. Bouna, o yapi yapi koyu gölge izin vermiyordu bana. Ayaklarim kendiliinden sürükleyip götürdü beni cevizin gölgesine. Yapraklarin nemli serinlii yüzüme çarparken gördüm onlari. çice geçmilerdi; iki genç insan tek bir akil, tek bir yürek, tek bir beden olmutu. Durdum. Utancim engel oldu adimlarima. Karanlikta bir gölge, bir siluet olarak beliren görüntülerine baktim bir süre. Öyle sarilmilardi ki birbirlerine ne beni, ne bu aydinlik geceyi, ne de onlari gizleyen ceviz aacini görecek halleri vardi. Ama bütün bu gizli beraberliin, bu kaçak sevimenin, bu yasak akin, bakani cezbeden tuhaf bir güzellii de yok deildi. Kiskançliimdan, zavalliliimdan, aldatilmiliimdan siyrilip baktiimda doal bir bütün-lük gibi duruyordu iki gencin, teklemi bedeni. "Çek git," dedi içimden bir ses. "Onlari görmemi varsay. Olmami varsay bu olanlari. Onlar daha çok genç, bedenlerinin güzellii balarini döndürmü, kalplerindeki ate sarho etmi akillarini. Birak böyle kalsinlar. Birak iledikleri günah, versin onlarin cezalarini. Birak pimanlik alsin senin kararmi yüreinin intikamini. Birak, kendi vicdanlari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

parçalasin onlarin bu lanetli akini." Kabaran öfkem dinmeye balamiti, nefretim söndü sönecek, kirginliim geçmese de hogörüm air basmiti. Neredeyse çekip gidecektim, ama ah o dolunay, ah o gökyüzündeki lanetli göz, izin vermedi bana yakiani yapmama. Tek gözlü bir iblisin bakilari gibi souk iiklari, cevizin gümrah yapraklarini delerek, aacin iri gövdesinin dibinde birbirine dolanmi iki bedeni aydinlatti. Dolunay dokununca, ehvetin ateiyle usulca kipirdanan iki beden, gümüten bir yilana dönüüverdi gözlerimin önünde. Bir an öylece kaldim, bir an toprain üzerinde ehvetle sürünen bu yilanin uyumlu kipirdanilarini izledim. Sonra sönen öfkem deli bir volkan gibi patladi, dinmi kiskançliim firtinali bir deniz gibi kabardi, hogörüm direnemeyince, kizginliim acimasiz bir nefrete dönütü. Ayni anda durdu çiplak gövdelerin dii olani, kipirtisiz kaldi bir süre, ürkmü bir hayvan gibi geceyi dinledi, sessizliime ramen öfkemin soluyuunu hissetti. Gövdelerin erkek olanini atti üstünden. Gümüten yilan bölünerek iki insan bedenine dönütü yeniden. "Biri var" diyerek giysisinin dümelerini kapatmaya çaliti. "Karanlikta biri var." Hiç utanmadan, cesurca doruldu erkek olani. Ayin aydinliinda dünyaya meydan okuyan vahi bir hayvan gibi görünüyordu. Üzerine atlamak, hemen orada, günahim iledii yerde cezasini vermek geçti içimden. Ama ya evlerden duyan biri olursa? Vazgeçtim iyice karanlia çekildim. Genç erkek gözlerini kisarak bakti karanlia, ama aydinlikta olduu için beni seçemedi. "Yok" dedi dii olana sarilmaya çaliarak. "Korkma, kimse yok." "Var... Orada, eminim orada biri var." Bunlari söylerken giysisini iliklemeyi sürdürüyordu. "Gidiyor musun?" dedi erkek olani. "Beni böyle birakip gidiyor musun?" Çok korkmutu dii. "Gitmem lazim" dedi telala. "Gelir de beni göremezse, kiyameti koparir." Erkek olani artik sevgilisinin gideceine inanmiti, ama sormadan da duramadi. "Ne zaman görüeceiz?" Aceleyle toparlanarak ayaa kalkan dii, "Bilmiyorum" dedi nefes nefese. "Hemen eve gitmem lazim." O böyle deyince, döndüm. Ondan önce eve gitmek için hizli adimlarla az önce penceresinden baktiim odaya yöneldim. Kirmizi bir iik vardi içerde; kandilden yansiyan bir iik; olacaklari odanin kerpiç duvarina titrek alevleriyle yazan bir iik. çimdeki öfke, kara gölgem gibi büyüyerek odanin bütün zeminini kaplamiti. Öfkemin karanliina sokuldum, beklemeye baladim. Çok sürmedi. Bu sabah benim yanimdan kalkarken ilikledii dümeleri, bu gece bir bakasinin yaninda çözen dii süzüldü içeri. Önce görmedi beni, soluunu düzenledi, gösünü yatitirdi. Odanin ortasindaki aynanin karisina geçti; yasak akinin isyan bayrai gibi dalgalanan kinali saçlarini oyali yazmasinin içine sokmaya çaliti. "Neredeydin?" Sesim ikinci bir uyan gibi çinladi yüksek tavanli odanin içinde. "Neredeydin?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Döndü, bulunduum karanlia bakti. Yüzümü henüz görmemiti ama niyetimi hemen anladi. Kapiya yöneldi, engelledim, pencereye seyirtti, durdurdum. ncecik bir dal gibi titredi kollarimin arasinda. "Sana onunla görümeyeceksin demedim mi?" Öpülmekten kizarmi dudaklarini araladi. "Ben kimseyle görümedim. Ben, ayakyoluna gitmitim." "Yemin edeceksin" diyerek pencerenin önündeki rahlenin üzerinde duran Kuran'a sürüklemeye çalitim onu. "Allah'in huzurunda yemin edeceksin." Korkmutu, kari koydu. "Birak" diye döndü. "Birak beni." Sesi yüksek çikmiti, böyle giderse bütün ev halki baimiza yiilacakti. Elimle azini kapamaya çalitim. Baini geriye atarak bairdi. "Yetiin, yetiin beni öldürecek." Azini kapatamayinca boazina sarildim. "Sus" diye fisildadim. "Sus, bairma." Beni dinlemedi, elimden kurtulmak, herkesi baimiza toplamak istedi. Buna izin veremezdim, onu odanin ortasina sürükledim, minderin üstüne yiildik, boazini daha güçlü sikmaya baladim. "Sus, Allah akina sus." Dinlemiyordu, beni üzerinden atmak için çirpinip duruyordu, Ellerim boazinda öfkeyle sarstim. Bir çitirti sesi duyuldu, vakitsiz kopartilan bir gülün dalindan ayrilirken çikardii ses. Hazan bahçesinde dolaan rüzgârin her dokunuunda yapraklarin derin yankisi. Bulutundan kopan damlanin dütüü toprakta çoalan küçük çilik. Sonra sessizlik, sonra kipirtisizlik, sonra ceylanin donmu gözlerinde alayan kendi suretim; karalar giymi, kara sakalli, kara gözlü, kara kalpli, karanlik bir dervi. Sonra açilan kapi. Kapinin önünde dikilen genç bir adamin silueti. çerdeki kandillerin alevinde yanan genç bir adamin çilgina dönmü yüzü. Çilgina dönmü sözleri. "Onu öldürdün... Onu öldürdün. Onu karnindaki bebeiyle öldürdün." Sonra kucaimda derin bir uykuya dalmi gibi kipirtisiz yatan genç kadinin incecik bedenine doru inen bakilarim. Sonra odanin içinde alayan bir bebek sesi. Odanin yüksek tavanlarindan, ta zeminine, kerpiç duvarlarindan ahap kapisina çarpip, usulca ruhumdaki cehenneme sizan bir bebein israrli sesi. Susmak bilmeyen, teselli edilmeyen, yitip giden annesini isteyen bir bebein, yaam gibi cesur, umut gibi kadim, açlik gibi kutsal sesi. 34 "Hayat, kadinlara acimasiz davraniyor Karen..." Bebek sesine uyandim. Gözlerimi araladim, oteldeki odamda yataimdaydim. En son hatirladiim aynada gördüüm iikti. Ne zaman yataima uzanmi, ne zaman uyumutum? Hatirlamiyordum. Ama rüyamda yaadiklarim bütün canliliiyla gözlerimin önündeydi. O genç kizin güçlü parmaklarimin arasinda bir gül dali gibi kirilan incecik boynu. Benim parmaklarimin arasinda mi? Hayir, benim deil ems'in. Gerçekten de ems mi öldürmü Kimya'yi? Eer öyleyse, kanayan yüzüün sirri bu olayla ilgili olabilir. Suçsuz bir kizi öldürdüü için ems

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

semaya çikamiyordur. Semaya çikmanin anlami belki de cennete gitmek filandir. Bu büyük günahindan ötürü ems arafta kalmitir. Ve benden yardim istemektedir. O yüzüü bana vermesinin nedeni de budur. kinci adimin Kimya olmasi ya da babamin ems gibi bir dervi olmasi veya kavrayamayacaim bir nedenle beni seçmitir. yi de ben ona nasil yardim edebilirim ki? Sufilik hakkinda bilgilerim o kadar az ki, annem bile benden daha çok ey biliyor. Bütün bunlar aklimdan hizla geçerken, bebek sesini yeniden duydum. Tüylerim diken diken oldu. Kâbus sürüyor muydu yoksa? Hizla ayaa kalktim, iiklari açtim. Evet, burasi benim odamdi. Ama yine de emin olamadim, bakilarimi aynaya çevirdim. O siyah saçli, siyah giysili dervii deil, kendimi görünce, rahatladim. Ama bebek hâlâ inatla alamayi sürüyordu. Odanin ortasinda durdum, kulak kesildim; sesin nereden geldiini anlamaya çalitim. Yan taraftan geliyordu, ansizin hatirladim. Asansörde karilatiimiz genç çiftin bebei Celaleddin aliyordu. Duymuyorlar miydi acaba çocuun sesini? Belki de benim gibi uyuyup kalmilardi. Acaba uyarsam mi, diye düünürken çalmaya baladi telefonum. Tuhaftir telefon zilinin duyulmasiyla birlikte Celaleddin bebek sustu. Bu iyiydi ite, ben de gönül rahatlii içinde açtim telefonumu. Annemin öfke dolu sesi doldu kulaklarima. "Karen, o bebei douracaksin." Eyvah, demek örenmiti hamile olduumu. "Ne bebei" diyerek anlamazlia vurdum. "Sen neden bahsediyorsun anne?" "Bir de utanmadan yalan söylüyorsun. Nigel azindan kaçirma-sa haberim bile olmayacak hamile olduundan. Bana hiçbir ey söylemeden gidip aldiracaktin çocuu öyle mi?" Bairmak istiyor ama yapamiyordu çünkü sesi ciliz çikiyordu. Hem konuyu deitirmek için, hem de merakimdan sordum: "Sesine ne oldu senin? Kisik çikiyor? Bir yerlerde üütmedin deil mi?" "Kaynatmaya çalima" diye azarladi. "Üütmedim, bari mitingi vardi bugün, fazla bairmiim. Birak imdi sesimi de söyle bakalim, bana haber bile vermeden aldiracak miydin çocuu?" Sahi mitinge katilacakti bugün, neyse ki bai belaya girmemiti, sadece ses kisikliiyla atlatmiti, ama benim bu ii atlatmam zor görünüyordu. "Sana haber vermeden olur mu?" diyerek gönlünü almaya çalitim. "Biz de yeni örendik. Konya'ya gelmeden bir hafta önce." "Bir ay önce örenmi olsan da ayni eyi yapardin. Böyle önemli bir konuda annenin fikrine niye ihtiyaç duyasin ki? Annen ne anlar bu ilerden?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yapma annecim böyle ya. Seni üzmek istemedim." "Üzmek istememi. Kizinin hamile olduunu elin herifinden örenmekten daha üzücü ne olabilir?" Hakikaten çok kizmi olmaliydi, yoksa Nigel'a asla elin herifi demezdi. "Söyleyecektim, gerçekten, Konya'dan döner dönmez seninle bu meseleyi konuacaktim. Bu konuda senin fikrine çok ihtiyacim var." Yatiacak gibi deildi. "Niye benim fikrime ihtiyacin olsun ki, bebei aldirmaya çoktan karar vermisiniz." "Aslina bakarsan ben kararimi vermedim daha." "vermedin mi?" "Vermedim. Nigel aldiralim diyor ama ben emin deilim." "Emin olma zaten." Sesi yumuamaya balamiti. "Yain otuz bee geliyor kizim. Bu çocuk belki de senin son firsatin." "Biliyorum anne, bunlari düünmediimi mi saniyorsun?" "Düünüyorsundur ama bu Nigel'a zaafin var senin, öteki sevgililerinden çok farkli bu herif. Seni etkilemesinden korkuyorum. Bak sana açik söylüyorum, o bebei sakin aldirma Karen. Bu çocuu dour. Bu çocuk, senin mutluluun olacak kizim." "Ne kadar da emin konuuyorsun anne. Nereden biliyorsun domami bir çocuun benim mutluluum olacaini?" "Biliyorum Karen, bundan eminim" diye tekrarladi. Sesi efkatle kaplanmiti. "Altmi yaindayim ben, dünyanin macerasi geçti baimdan. Çok insan tanidim, çok insan gördüm; her türlüsünü, çeit çeidini. Erkeini, kadinini, ecinselini, biseksüelini, aseksüelini. Çok hayat yaadim ben kizim. Çok hayatlara girdim, çiktim. Bunu söylediim için beni baila, çok erkekle birlikte oldum, ama onlarin içinde en çok iki kiiyi sevdim, Matt ile babani. lle de babani. Matt öldü, baban kim bilir nerede? Günü gelince sevgililer birer birer çekip gidiyor kizim." Sesi iyice bouklamiti, aci çekiyordu, ii alaya vurmak, konumanin airliini hafifletmek istedim. "Ne yani, Nigel da seni terk edecek mi diyorsun?" "Umarim hiçbir zaman etmez, ama en kötüsünü düünmekte yarar var." O kadar karamsar konuuyordu ki ciddi ciddi kukulanmaya baladim. "Kötüsünü düünmek de ne demek anne? Bildiin bir ey mi var?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Saçmalama bildiim bir ey yok" diye sesini yükseltti. "Ben sadece nelerle karilaabileceini hatirlatmak istiyorum. Evet, Nigel iyi bir adam, evet, seni de seviyor. Bu gece bir kez daha anladim bunu. Ama sorumluluk istemiyor. Onun için yaam bir elenceden ibaret. Gezelim, tozalim, yiyelim içelim, dünyaya gelmiken tadini çikartalim diyor. Haksiz deil, herkes bunu ister. Öte yandan dünyaya gelmenin bir bedeli, bir sorumluluu var. Aldiimiz her solukta, içtiimiz her yudum suda, çinediimiz her lokma ekmekte bakalarinin da hakki var. Tükettiimizin yerine yenisi koymamiz gerek." Haksizlik ediyordu, hemen kari çiktim. "Yapma anne, Nigel her gün hayat kurtariyor. Onun, senden de, benden de daha fazla yarari dokunuyor insanlia." Ne diyeceini bilemedi. "Haklisin" diye sürdürdü sonra. "O her gün bakalarinin yaamini kurtariyor ama bunu mesleini yerine getirmek için yapiyor. Yanli anlama, Nigel'i her eyi para için yapan, kalpsiz biri olarak görmüyorum ama bakalarinin yaamini kurtaran bu adam, kendi bebeinin yaamasina niçin izin vermiyor? Çünkü rahati bozulacak, tatillere çikamayacak, belki de seninle evlenmek zorunda kalacak. Nigel kimseye baimli kalmadan yaamaya alimi biri. Güya üç yildir birliktesiniz ama hâlâ ayri yerlerde yaiyorsunuz. Ne sen onun evine taindin, ne de o gelip seninle yaamayi seçti. Ya elli yaina gelince, otuz yainda bir meslektaina âik olup senden ayrilmaya kalkarsa ne yapacaksin?" "Ne yapacaim, hayatima kaldii yerden devam edeceim." "Onu söylemiyorum. Sen o zaman kirk beinde olacaksin. Yani çocuk dourma çain çoktan geçmi olacak. Ama o siyahi beyefendinin isterse otuzlarindaki yeni sevgilisiyle, isterse baka bir kadinla bu ii yapmak için bol bol zamani olacak. Hayat, kadinlara acimasiz davraniyor Karen, artik bunu anla. Sadece hayat deil, erkekler de acimasiz davranir. Bulunduun ehrin altmi kilometre uzainda Çatalhöyük diye bir yer var. Konya'ya ikinci geliimde babanla gitmitik. On bin yillik bir yerleim birimi. Belki de yeryüzünde insanlarin yerleik yaamaya baladii ilk yer. ite o Çatalhöyük'te on bin yil önce tanrilar kadindi. Ana tanriçalar hükmediyordu dünyaya. Ama sonra ne oldu? Erkekler dünyayi ele geçirdi. Tabii tanrilarin cinsiyeti de deimeye baladi. Babillilerin Marduk'u, Yunanlilarin Zeus'u, brahim'in tanrisi, sa Mesih'in babasi, Muhammed Peygamber'in Allah'i, hepsi erkek oldu. Oysa daha önce Sümerler'de nanna, Babil'de tar, Misir'da sis, Hititler de He-pat vardi. nsanlarin yazgilarini belirleyen bu tanriçalardi, onlar bereketin, servetin, mutluluun, dourganliin, gizemin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

yani yaamin simgeleriydi. Son on bin yilda erkekler bunlari aldilar elimizden, ama hâlâ alamayacaklari bir yeteneimiz var; dourganlik. Bir insani dünyaya getirmek ayricalii. Tabii biyolojik saati geçirmemek artiyla. Eer geç kalirsak erkeklerin yapamayacai eyi bu kez doa yapacak. Ve sen istesen de douramayacaksin. Bak Karen-cim, umarim Nigel'la sonsuza kadar mutlu yaarsiniz, ama ya tersi olursa. Ya benim lanet kehanetim doru çikar da Nigel'la aynlirsaniz ve dourman için artik çok geç olursa..." O kadar hakliydi ki, ona ne diyeceimi bilemedim. Suskunluum onu iyice cesaretlendirdi. "Bana kalirsa Nigel'i deil, kendi kalbinin sesini dinle kizim, lütfen istemediin bir eyi yapma Karen. Beni gözünün önüne getir, yalaniyorum, sevdiklerim birer birer çekiliyor hayatimdan ama dert deil, çünkü sen varsin." "Benim için de sen varsin anneciim" "Ayni ey deil bebeim." Sesi iyice duygusallamiti. "Benim zamanim senden önce dolacak. Bir süre sonra ben olmayacaim. Evet olmayacaim, gerçek bu, yapayalniz kalacaksin. Nigel ya da baka bir erkek yalnizliini paylaabilir, ama bir çocuun olursa... Yapma Karen, bu çocuu dour." Derinden bir iç geçirdim. "Tamam anne, düüneceim." "Düün ama Nigel'i mutlu edeceim diye de kendine ihanet etme." Gülmeye çalitim beceremedim. "Merak etme anneciim, yapmam." Bir sessizlik olutu aramizda. "Sa ol anne" diyerek bozdum sessizlii. "Sahiden ihtiyacim varmi öütlerine." "Biraz sert olsa da ie yaradilar demek." Sesi duygusalliindan siyrilmaya balamiti. "Umarim Nigel'da da ie yaramitir." "Ne, yoksa kötü bir ey mi söyledin ona?" "Hemen de savunur sevgilisini. Ne söyleyeyim Nigel'a? Adam kibarlik yapmi yemee çikarmi beni. Dilimin döndüünce çocuk yapmanin erdemlerini anlattim. O da sözümü bile kesmeden dinlemekle yetindi söylediklerimi. En küçük bir tartima bile geçmedi aramizda." "Çünkü kari çikmamitir" diye açikladim yanlarinda bulun-masam da neler olup bittiinden adim gibi emin olarak. "Bütün gece canina okumusundur." Hiç pimanlik duymadan: "Gerekiyormu" diye mirildandi. "Umarim yarari olur da çocuk konusunda fikrini deitirir." "Çok acimasizsin anne." "Acimasiz deil tatlim, tecrübeli. Ve gelmekte olan torunumun hayatini savunacak kadar da cesur." Cesur deyince aklima babam geldi, eyhinin gizli kari çikima aldirmadan sevdii kadinin peinden hiç bilmedii bir ülkeye giden dervi Poyraz Efendi. "Anne bugün bir adamla tanitim" deyiverdim birden bire. "Babamin eski arkadaiymi. zzet Efendi. Seni de taniyor."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"zzet mi? Haa, evet, kuyumcu zzet, onu hatirliyorum. Babanin en iyi arkadaiydi. Karde gibiydiler. Zayif bir adam, çok güzel tarçin rengi gözleri vardi. Bakilari insanin içine ilerdi." Kisa bir sessizlik oldu. "Babandan bahsetti mi? En son ne zaman görmü onu?" Belli belirsiz bir umut; tinisi vardi sesinde. "Babamdan bahsetti, ama onu yillardir görmemi." "Hayret, halbuki çok iyi arkadalardi." Doduu gibi çabucacik sönüvermiti sesindeki umut. "Babanin ona urayacaini sanirdim. yi bir insandi zzet... Ama biliyor musun, o zamanlar babanin benimle gelmesini hiç istememiti." "Onu bugün ben de hissettim." Küçük bir kahkaha atti. "Hâlâ mi böyle düünüyor?" "Sanirim öyle, arkadainin bir kadinin aki için, Tanri akindan vazgeçmesini hâlâ anlayamami." "Bir kadinin aki için Tanri akindan vazgeçmek." Sesine iyice abartili bir ton vermiti. "yi de bu gerçek deil ki. Baban Tanri akindan hiçbir zaman vazgeçmedi ki. Bana duyduu sevgi her zaman Allah'a duyduu akin bir parçasi olmutu." zzet Efendi'nin, "Külli aka ulamak için, cüzi olani yaamalisin" diyen sözleri çinladi kulaklarimda ama bunu anneme söylemedim aksine: "Bundan emin olamazsin" diye kari çikmaya çalitim. "Olurum tatlim" diyerek susturdu beni. "Çünkü bizzat baban söyledi bunu bana." "Senin akin önemli deil, ben Allah'a duyduum büyük aka hazirlaniyorum mu dedi?" Tatli tatli güldü. "Öyle demedi, ama ona benzer bir ey söyledi. Babanin Mevlâ-nâ'dan sonra çok sevdii baka bir ozan daha var. Anadolulu mistik bir air; Yunus Emre. Bu ozanin bir dizesi öyle der. 'Yaradilani severiz yaratandan ötürü.' Baban bana bu dizeyi okuduktan sonra 'Ben de seni seviyorum, Allah'in sonsuz akindan ötürü' dedi. Yani anlayacain, senin dervi baban benim akim için asla inancindan vazgeçmedi." "Ama eyhini, dergâhini birakip, seninle gelmi." "Geldi, çünkü o siralar nefsiyle mücadele edecek kadar güçlü deildi. Bu babanin açiklamasi tabii. in aslina gelince, evet bana âik olmutu, ben de ona. Ama sonra bu ak ona yetmedi ya da eski iddetini yitirdi. Ne ak, ne aile, ne de Londra'daki yaam artik ilgisini çekiyordu. Aramaya baladi; ansliydi kendine bir gönül yoldai buldu: ah Nesim. Senin de tanik olduun gibi bir süre hep birlikte idare ettik. Fakat ben artik böyle bir hayata dayanamayinca, baban yeniden bir tercih yapmak zorunda kaldi. Konya'dakinden oldukça farkli bir tercih. Küçük akim birakip, büyük akina döndü." "ah Nesim'le gitti" dedim manidar bir sesle. "Yani Konya'da terk ettii yaamina geri dönmü oldu."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Çünkü ah Nesim, onu Tanri'ya götürecek kapiyi temsil ediyordu. Baban bir süre sonra iyice olgunlaacak, artik ah Ne-sim'e de ihtiyaç duymayacakti." Kafam karimiti ama beni asil airtan annemin bu konular hakkindaki derin bilgisiydi. "Bütün bunlari nereden biliyorsun anne?" "Ne demek nereden biliyorum? Ben, tam on üç sene bir sufiy-le yaadim kizim. Aslinda bu konulari senin de biliyor olman lazim. Çünkü bu meseleler senin yaninda konuuldu, senin yaninda tartiildi." "Ne bileyim, unutmuum herhalde. Ama burada bazi konulan yeniden hatirliyorum. Bazilarini rüyamda görüyorum." "Rüyanda mi görüyorsun?" Sesi kaygiliydi. "Ne tür rüyalarmi bunlar?" Konya'ya geldiimden beri baima gelenleri anlatmak geçti içimden. Bana verilen yüzüü, kâbuslarimi, ems'i, Mevlânâ'yi, Kimya'yi Alaeddin'i. Belki de anlatsam çok rahatlayacaktim. Ama bunlari duyunca, ertesi sabah soluu burada alirdi annem. Çünkü küçükken kâbuslar görerek uyanirmiim, bazi geceler de uykumda gezermiim. Yeniden kâbuslar gördüümü söyleyecek olsam kaygidan ölürdü kadincaiz. Yok, diimi sikmali, u mesele halloluncaya kadar ne anneme, ne de Nigel'a bir ey anlatmaliydim. "Önemli deil, derviler, semazenler, dergâhlar filan." "Kültür oku desene una." Sesi rahatlami gibiydi. "Bunlari kafana takma kizim. u izzet Efendi'den de uzak dur. iyi adamdir filan da, aklini karitirmaktan baka ie yaramaz onun sözleri... Neyse üç gün sonra dönüyormusun ha." "Nigel mi söyledi?" "Evet, kizimiz söylemeyince erkek arkadaindan öreniyoruz mecburen... aka aka, dönecek olmana çok sevindim. Gittiinden beri gözümde tütüyorsun. Bak gelir gelmez bana ineceksin. Sevgilimle görüeceim filan anlamam. O da bize gelsin, hep birlikte yemek yeriz. u senin çok sevdiin Japon yemeklerinden yaparim size." "Miso çorbasi da piirecek misin?" "Tabii, Miso çorbasiz Japon sofrasi mi olur? Sonra Onigiri ve Domburi..." "Domburi hangisiydi ya? Hani benim deneyip de beceremediim, u dana eti, yumurta ve tavukla

www.soncemre.com yapilan yemek mi?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ta kendisi ekerim. Yaninda da sake içeriz artik." "Tamam, ama söz ver, o gece Nigel'in yaninda bebek konusunu hiç açmayacaksin. Birak bu meseleyi ben halledeyim." Hiç holanmamiti bundan, ama benim inatçiliimi bildiinden: "Nasil istersen Karencim" dedi sakin bir tavirla. "Biliyorsun ben her zaman sana güvenmiimdir." 35 "Ölüm yok olu deildir kizim." Telefonu kapatip aynanin karisindaki koltua oturduumda kulaklarimda hâlâ annemin sesi çinliyordu: "Hayat, kadinlara acimasiz davraniyor Karen." Yerden göe kadar hakliydi annem. in garibi, onun tespitlerinin neredeyse tümünü ben çok önceden yapmitim. Gelecei bulutsuz bir gökyüzündeki güne gibi açik seçik görebiliyordum ama Nigel'a kari nedenini kendime bile açiklayamadiim bir zaafim vardi ite. Sadece onun yaninda olmak bile houma gidiyordu. Öylece ona sarilmak, parkta küçük adimlarla dolamak, tembelce uzanip müzik dinlemek, yemee çikmak, birlikte yemek yapmak, sevimek... Bunlardan acayip zevk aliyordum. Nigel'in etrafindaki kadin doktorlarla karilaiyordum zaman zaman, içlerinde benden daha güzel olanlari vardi, daha genç ve zeki olanlari. Onlari gördüümde kiskançlia kapilmiyor deildim. Nigel bütün gününü onlarla geçiriyordu. Eminim aralarinda Nigel'dan holananlar da vardi. Bu kadinlardan birine kapilip gitmesi iten bile deildi. Ama belki de bir gün ben Nigel'i birakirdim. Neden olmasin? nsanlarin duygulari deiir. Hiç ummadiimiz bir anda baka birine âik olabiliriz. Önemli olan tek baina ayakta durabilmeyi baarmak. Tek baina ayakta durabilmek kisminda ise galiba kadinlarin yai ilerleyince çocuk meselesi önemli bir rol oynuyor. Annem açiklamadi ama çok iyi biliyorum ki, eer babam bizi birakip gittiinde yaninda ben olmasaydim, o dönemi çok zor atlatirdi. Bana telefonda söylemek istedii tam olarak buydu ite. Çünkü hiçbir sevgili, tek baina bizi uzun süre mutlu edemez. Tabii babamin, ilahi akindan söz etmiyoruz burada. Onlar gerçek anlamda hiçbir zaman âik olduklari varlia ulaamayacaklari için içlerindeki sevda atei de hiç bitmeyecek. Her zaman bir iiin peinden düe kalka yürüyecekler, yaklatikça iik onlardan uzaklaacak, tutkulari hiçbir zaman sona ermeyecek. Çünkü istekleri doyurulmayacak. Ama belki de öyle deildir. Çünkü aka baki açimiz benzemiyor. Onlarin aktaki doyumu tümüyle manevi. Ama bu durum, onlarin duy gularinin benimkinden daha

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

zayif olduu anlamina da gelmiyor Babam dönüp arkasina bakma gerei bile duymadan ah Ne sim'le gittiine göre, onu da etkileyen güçlü bir duygu olsa gerek. Neler hissettiklerini tam olarak asla bilemem, ama anladiim kadariyla onlarin akinda kesin bir perhiz var. Yememek, içmemek, sevimemek, hatta uyumamak. Çünkü ilahi bir varlii seviyorlar. O varlia ulamalari için bedensel ihtiyaçlarindan kurtulmalari gerekiyor, hatta bedenlerinden de vazgeçmeleri gerek. Bedeni olan bir varliin, ruhani bir varlia erimesi olanaksizdir. Ya ruhani olan bedenli bir varlik haline gelecek ya da bedenli olan ruhani olana dönüecek. Aik olan bedenli varlik olduuna göre, kukusuz özveri de ona düecek. Babamin Mevlânâ'nin ölüm gününü kutladiini hatirliyorum. Çok airmitim, ölüm günü kutlanir mi diye. "Bizim için ölüm yok olu deildir kizim. Ölüm sevgiliye kavuma anidir" demiti. Anlamak zor. Peki anlamayi istiyor muyum? Galiba artik istiyorum. Konya'ya geldiimden beri tanimadiim bir duyguyla çevrilmi gibiyim. Kötü bir duygu deil bu, yaadiim onca kâbusa ramen korku yok içimde, heyecan var, daha çok da merak. Yoksa baima gelen bunca olaydan sonra bir dakika bile kalmazdim bu ehirde. Gerçi pasaportum bile yok ama. Sahi ne oldu benim pasaportuma? Belki ems sakliyordur, gitmemem için. Çünkü bana ihtiyaci var. O öyle söylemiyor ama. Güya benim yardima ihtiyacim varmi. Benim ondan ne isteim olabilir ki? Saçma sapan düünmeye balamitim yine. Canim sikildi, ayaa kalktim, gözlerim isteksizce bakti yataa. Kisa süre de olsa uyumak iyi gelmiti, kendimi gayet zinde hissediyordum. Birden ho bir koku çalindi burnuma, ardindan insana canlilik veren o tatli rüzgâr. Temiz havayi içime çekmek istedim; balkona çiktim. Serin havayi cierlerime doldurdum. Bakilarim ems'i gördüüm adirvanin önüne kaydi. Kimse yoktu. Caminin önündeki küçük alan bombotu. Derken rüzgâr hizini artirdi, bir serinlik çarpti yüzüme; içim ürperdi. Yamur mu yaacak yoksa diye düünerek bakilarimi gökyüzüne çevirdim. Hayir tek bir bulut bile görünmüyordu tersine laciverdi gökyüzünde irili ufakli yüzlerce yildiz sanki göz kirpar gibi usulca yanip sönüyordu. Bakilarimi yeniden camiye çevirdiimde gördüm onu, önce bir sokak köpei sandim. adirvanin gölgesine siinmi sahipsiz, evsiz zavalli bir hayvancaiz. Ama dikkatli bakinca bunun bir çocuk olduunu anladim. Gecemin bir yarisi ne ariyordu bu çocuk sokakta? Ona baktiimi fark etmiti galiba, gölgeden siyrildi. Daha önce ems'i gördüüm yere, caminin duvarlarini aydinlatan iiin önüne geldi, ite o zaman tanidim geni alnini, altin sarisi kivircik saçlarini, içim burkuldu; Sunny, benim Sunny'mdi bu. Ama Sunny Konya'yi hiç bilmez ki, burada ne ii vardi onun? Belli ki aklim yine bana bir oyun oynuyordu; ama her ey o kadar gerçekti ki çocukluumun hayali arkadaina el sallamaktan kendimi alamadim. "Sunny, ne yapiyorsun orada?" Sanki sesimi duymu gibi eliyle iaret ederek anlatmaya çaliti. Galiba yanina gitmemi istiyordu. Kararsiz kaldim. Gecenin bu vaktinde kendimi sokaa mi atacaktim? Daha dün saldiriyla uramitim. Zeynep Komiser, eriat hükümlerini yerine getirmek için insan öldürmekten bile çekinmeyen bir çetenin sokaklarda dolatiindan söz etmiti. Otelden ayrilmak çilginlik olurdu, öte yandan Sunny kari kaldirimda durmu, beni bekliyordu. Onu en son gördüümde söyledii sözler çinladi kulaklarimda. "Sakin bir yere kipirdama, hemen döneceim, demitin. O günden beri seni bekliyorum." Ne olursa olsun çocukluk arkadaimi orada yalniz birakamazdim. Elimle beklemesini iaret ederek odaya girdim. Böyle yari çiplak sokaa çikmayacak kadar aklim basimdaydi henüz. Sirtima bluzumu, bacaklarima kot pantolonumu geçirdim, ayakkabilarimi ayaklarima takip firladim odadan. Merdivenlerden hizla aaiya indim. Lobiye girdiimde merakli görevliyi baini resepsiyon masasinin üzerine koymu uyurken buldum. Ses çikarmamaya çaliarak otelin kapisindan çiktim. Evet ite oradaydi. adirvanin önünde, daha

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

önce ems'i gördüüm yerde. Tek baina duruyordu, arkasindan vuran sari iik, ona kederli bir görünüm veriyordu; gecenin karanliinda terk edilmi bir çocuk. Hemen kariya geçmek, ona simsiki sarilmak istedim. Caddeye adimimi atmitim ki, nereden çiktiini kestiremediim bir çöp kamyonu belirdi yolda. Korkuyla geri çekildim, kamyon gürültüyle geçti caddeden. Yeniden kari kaldirima yönelecektim ki Sunny'nin yerinde olmadiini fark ettim. Saa sola bakindim, yok ortalikta görünmüyordu. Kala göz arasinda nereye gitmiti bu çocuk? Belki adirvanin arkasina geçmitir umuduyla, kari kaldirima yürüdüm. adirvanin çevresini kontrol ettim; yok, orada da yoktu. Sultan Selim Ca-mii' nin bahçesine baktim, ne Sunny, ne baka biri, hiç kimseyi göremedim. Yeniden adirvanin önüne geldim. Her yan issiz, her tarafta in cin top oynuyordu. Hayal mi görmütüm yoksa. Birden komiime gitti bu düünce, hayali arkadaimin hayalini görmek, tam benim gibi çatlak birine göreydi. yi ki merakli görevli fark etmemiti otelden çiktiimi, kadin tümüyle çildirdi derdi. Gerçi hâlâ diyebilir, otele girdiimde beni fark etme olasilii daha yüksek. Otele girmesem mi? Daha neler, caminin önündeki banklardan birinde mi uyuyacaim? Fark ederse etsin, uyku tutmadi gezmeye çiktim derim. ster inansin, ister inanmasin, çok da umurumdaydi sanki. Yeniden kariya geçmek için caddeye yönelirken, çocukluumun tekerlemesi duyuldu gecenin içinden. Önce mirilti halinde melodisi, ardindan sözleri geldi kulaima. Hu, hu, hu dervi / Dervi bir dergâh açmi / Etei sirlar saçmi /Ama kimse bilmemi / Hu, hu, hu dervi / bai göklere ermi / sakali yere demi / Dudai sirlar saçmi / Ama kimse duymami... Ses tarihi caminin ta duvarlarina çarparak yankilaniyordu. Sesin geldii yöne döndüm. te oradaydi; çocukluk arkadaim sol tarafta, benden elli metre uzakta, kaldirimin karanlik bölümünde kalmi bir mezarin yaninda duruyordu. Daha önce niye fark etmemitim bu mezari? Bunun önemi yoktu; Sunny'i bulmutum ya. Hizla ona yöneldim. "Sunny, orada kal, beni bekle." Ama beklemedi Sunny; sanki az önce benden yardim isteyen o deilmi gibi hizli adimlarla kaldirimin karisina geçti. Artik duramazdim, ben de peinden koturdum. Kari kaldirima geçince kisa duvarlarin yani sira yürüyerek ilerdeki buz mavisi rengindeki kapiya yöneldi. Buz mavisi rengindeki kapi mi? Evet, geçen gün odamdaki duvarda beliren kapi imdi karida nereye açilacai konusunda hiçbir ipucu vermeden öylece duruyordu. Ama bu belirsizlik Sunny'ye engel olmadi. Sadece kapinin önüne gelince biraz duraksadi, öyle bir bakti bana, ardindan hiç beklemeden içeri daldi. Daha önce girdiimde tuhaf olaylar yaadiim bu kapidan bir kez daha geçmek pek de akil kâri deil, diye düündüm, sanki gecenin bu vaktinde çocukluk günlerinin hayali arkadaini görüp sokaa firlamak akil kâriymi gibi. Ama son görümemiz hariç, bugüne kadar beni asla hayal kirikliina uratmamiti Sunny. Ve ben de onu havuzun bainda birakip, yillarca aramamam diinda asla terk etmemitim. imdi de terk etmem için bir neden yoktu. Az önce onun geçtii kapidan süzüldüm içeriye. lk adimda bir serinlik çarpti yüzüme, ormanlari yarip geçen bir rüzgârin ba döndürücü uultusunu hissettim yine, hizla ikinci adimimi attim ve kendimi bir mezarliin içinde buldum. Mevlevilerin deyimiyle Hamüan', yani susmulann mekâninda. Aaçlar, mezar talari, mezarlarin üzerindeki çiçekler, bu ölüler t Uyarinda göze çarpan ne varsa ayni souk mavilikle kaplanmi gibiydi. Titredim, içim ürperdi. yi de Sunny'nin ne ii vardi bu mezarlikta? Etrafa bakindim; ilk gözüme çarpan, iki yani mezarlarla kapli dar, uzun bir yol oldu. Sessizce yürümeye baladim, bir yandan da Sunny'i görürüm umuduyla yolun iki yanina bakiyordum ki, sol tarafta o üç kiiyi fark ettim. Önce kalin gövdeli bir aaca baktiimi sandim, hani üç kök birden topraktan firlar da birbirine dolanarak kocaman bir beden olutururlar ya, o

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

devasa bitkilerden biri sandim ama deildi. Yüzlerini fark ettim; yüzlerce yil öncesinin naifliini taiyan o ifadeyi, hiç konumayan aizlarini, huzur içindeki gözlerini. Mennan'in anlattii üç karde olmaliydi bunlar. Mevlânâ'yi görmek için gelen, onun ölmü olduunu duyunca bu topraklarda gözlerini yummak isteyen, Horasanli üç karde. Demek ki burasi Üçler Mezarlii'ydi. Ölen üç kardein adini alan o tarihi mezarlik. Baimi öteki mezarlara çevirince, korkuyla irkildim. Mezar tai sandiim karaltilar, o mezarlarin gerçek sahipleriydi: Yaini baini almi erkekler, durulmu orta yali kadinlar, heyecanlari içlerinde kalmi delikanlilar, cilveleleri yüzlerinde donmu genç kizlar, sevinçleri solmu çocuklar, gülümsemeyi bile örenemeden göçüp gitmi bebekler... Bir an dehete kapildim, bir an Sunny'yi unutup, kaçip gitmek istedim. Ama ölülerin yüzündeki derin huzuru fark edince vazgeçtim. Tuhaf bir duygu kapladi içimi. Sanki onlara bakarken ölümün airliindan kurtuluyordum. Ölümü bir son, bir biti, bir felaket deil de yaamin bir parçasi gibi algiliyordum. Gül aacinin her yil yaadii bir döngü gibi; tomurcuk vermek, çiçek açmak, solmak, yapraklarin dökülmesi, ama bir yil sonra yeniden goncalanmak gibi. Bu sessizler evinde insanlik aacinin bir parçasi gibi hissediyordum kendimi. Sonsuzluk duygusu bu deilse neydi? Ayni anda duydum fisiltiyi, belli belirsiz bir mirildanma. Benimle birlikte bütün mezarlik da duymutu sesi. Nereden çiktii belli olmayan bir rüzgâr belirdi mezarlarin arasinda; geceyi buz mavisinden soyarak yeniden laciverdi karanliina çevirdi. Aaçlar firtinaya tutulmu gibi inledi, toprak gürültüyle sarsildi, mezarlar birer birer açildi, suskunlar usulca mekânlarina çekildi. Fisilti onlari ürkütmütü. Merakla baimi sesin geldii yöne çevirdim ve Sunny'i gördüm. Oradaydi, birkaç metre ötemde. Sirti bana dönüktü, dev bir çinar aacinin dibinde durmu, üzerindeki yazila ri artik okunamayan bilmem kaç yüzyillik siyah bir mezar taina bakiyordu. Fisilti hâlâ sürüyordu. Sunny, mezar taiyla mi konuu yordu? Temkinli adimlarla yaklatim. Yaklatikça mezar tai kü çülmeye, Sunny'nin bedeni büyümeye baladi. Çekingen bir sesle "Sunny" diye fisildadim. "Sunny ne yapiyorsun orada?" Bu defa uzaklamadi, sakin bir tavirla döndü. Ama o, Sunny deil ems'ti. "Gelin Kimya Hanim? Ben de sizi bekliyordum." Bir de utanmadan hâlâ Kimya diye sesleniyordu bana. "Ölüleri rahatsiz ettiniz" diye çikitim öfkeyle. "Sessizler mekâninda konuulmaz." Gizemli bir gülümseme yayildi dudaklarina. "Aferin Kimya Hanim" dedi takdir eden bir sesle. "Âdetlerimizi örenmisin ama yanli düünüyorsun. Benim fisiltimdan deil, senin yüreindeki korkudan kaçtilar." Elini mezarlarin üzerinde dolatirdi. "Onlar kabalik yapmaktan çekinirler. Varliklariyla sana korku verdikleri için utandilar. Bu yüzden, Hazreti Âdem'in ilk hali olan topraa çekildiler." Ne söylesem bir karilik verecekti nasil olsa, lafi dolatirmadan sordum. "Sunny nerede?" Kederle uzun uzun bakti yüzüme. "Hâlâ anlamadin mi?" dedi buruk bir sesle. "Sunny benim. Doduundan beri seninle beraberim. Baban, sen ve ben... Biz hep bir aradaydik." Tüylerim diken diken olmutu. "Hayir" diye bairdim. "Hayir, sen Sunny deilsin. Sen benim arkadaim olamazsin, hiçbir zaman da olmadin. Sunny kimseyi öldürmez." Haksizlia urami birinin incinmilii belirdi yüzünde. "Benim öldürdüümü nereden biliyorsun?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Gözlerimle gördüm" diye çarptim gerçei suratina. "Zavalli kizin boynunu incecik bir dal gibi kirdiniz." Sa elini siyah mezar tainin üstüne koyarak söylendi. "Kâbuslarini gerçek saniyorsun, gerçei ise kâbus. Kimya'yi ben öldürmedim, onu öldüren kendi günahiydi." Yüzüme baka baka inkâr ediyordu bir de... "Günahin, insan öldürdüünü hiç duymadim" dedim alayci bir tavirla. "Nasil oluyormu o i?" Sabirla açiklamaya baladi: "Ona gitme dediini yerlere gitti. Ona yapma dediim eyleri yapti. Ona görüme dediim kiilerle görütü. Ben sadece kina- yan bakilarla baktim gözlerine. Ben sadece üzgün, dertli, çaresiz gözlerimi diktim yüzüne. Ama zavalli kizcaiz boynunu tutarak yere yiildi. Ben, o ölsün istemedim, onu kaybetmek istemedim, onun iii sönsün istemedim, ama Allah böyle takdir etti ite." Artik bu kadari da fazlaydi. "Allah'in takdiri demeyin una. Ellerinizle öldürdünüz kizi. Öf- kenize alet oldunuz. imdi de size yardim etmemi istiyorsunuz." "Ben, senden yardim istemiyorum" dedi kesin bir ifadeyle. "Hem bunu niye yapayim?" "Vicdanini temizlemek için." Gururla süzdü beni. "Eer vicdan diye bir ey varsa, ben tepeden tirnaa vicdanim. Vicdandan meydana gelmi bir adamin, vicdanini temizlemeye ihtiyaci yoktur." "Öyleyse niye verdiniz bana o yüzüü?" "Hiçbir ey anlamiyorsun" diyerek kirçil saçli baini salladi. "Hiçbir eyin farkinda deilsin. Farkinda olmak için de çaba har camiyorsun." "Neymi farkinda olmam gereken ey." Tek sözcükle açikladi: "Hakikat." "Hakikat, hakikat deyip duruyorsunuz" diye söylendim sesimi yükselterek. "Anlatin da örenelim artik, neymi u hakikat." O kadar kolay deil, diyerek yine engeller çikaracaini düündüm, yapmadi. "Yahuda'yi bilir misin?" diye sordu mutsuz bir sesle. "Hani Hazreti isa'yi Romalilara ihbar eden havari. Otuz gümü altina Mesih'i satan eski Yahudi." "Biliyorum tabu, ne ilgisi var Yahuda'nin konumuzla." "Çok ilgisi var. Herkes Yahuda'yi hain zanneder." Ne anlatmak istiyordu bu adam. "Deil mi?" "Eer Yahuda, Hazreti sa'yi ihbar etmeseydi, sa nasil göe yükselecekti? Eer sa çarmiha gerilmesiydi, yani insanliin bü tün günahlarinin

www.soncemre.com bedelini kendi bedeniyle ödemeseydi, nasil

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

ölümsüz olacakti? On iki havariden yükü en air olani Yahu-da'ydi. Öteki havariler, inançlari için canlarini vermeyi göze ala rak azizlik mertebesine ulatilar. Elbette hayirli bir iti yaptikla- ri, ama asil marifet inancin için iyi olmak kadar, kötü olmayi da baarabilmekte. îblis gibi lanetlenmeyi göze alabilmekle. Sadece senin bildiin hakikatin air yükünü tek baina taiyabilmekte, Bütün dünya, seni hain bilirken, kadim sirrinla yapayalniz kalabilmekte. Yahuda bunu yapmiti ite. Kutsal yazginin yerine gel mesi için sadece bedenini deil, ruhunu da kurban olarak sunmutu sa Peygamber'in ayaklarinin dibine." Galiba ne demek istediini anlamaya balamitim. "Siz de bunu Mevlânâ için yaptiniz yani." Sanki karisinda kara cahil biri varmi gibi çaresizce bakti yüzüme. "Sana nasil anlatayim" diyerek umutsuzca söylendi. "Her eyi akilla anlamaya çaliiyorsun, mantik acimasiz bir kral gibi kurulmu zihnine. Ne söylesem anlamayacaksin, ne desem altinda baka bir anlam arayacaksin, dahasi hep beni suçlayacaksin." "Ama olani biteni gözlerimle gördüm." "Gözlerinle gördüklerin her zaman gerçek deildir. Bak sana bir hikâye anlatayim, belki daha kolay anlarsin. Bir gün bir erkek kirlangiç Süleyman Peygamber'in tapinainin üstünde sevdii dii kirlangica akini ilan etmi. Raslanti bu ya, Süleyman Peygamber de o sirada tapinaktaymi. Kirlangicin sesini iitmi, kulak kesilmi. Erkek kirlangiç diisine öyle diyormu: 'Senin akin beni öylesine sardi ki, eer u kubbeyi Süleyman'in üzerine yik desen, hiç tereddütsüz yikardim.' Bu sözleri duyan Süleyman Aleyhisselam öfkelenmi, kirlangici derhal yanina çairmi. Ona demi ki: 'Açikla bakalim, az önce senden duyduum o sözler neydi?' Ku cesurca yanitlami soruyu: 'Ey Süleyman! Beni cezalandirmak için acele etme. Çünkü âiklar öyle bir dille konuur ki, o dili ancak deliler anlar. Doru, senin iittiin sözlerin hepsini ben söyledim. Doru bu tapinai Süleyman Peygamber'in baina yikarim dedim. Ama ben o kua âiim. Ve âiklarin yolu, kanunu, ahlaki yoktur. Onlarin tek yolu vardir: Ak. Onlarin tek yasasi vardir: Ak. Onlarin tek ahlaki vardir: Ak. Onlar sadece akin diliyle konuurlar, ilim ve aklin dili, akin bu renkli dilinin yaninda sönmü bir ate gibi cansiz kalir.' te böyle demi kirlangiç Süleyman'a. Ve Süleyman Peygamber de bailami onu. Çünkü akta kötülük, artik kötülük deil; iyilikse artik iyilik deildir. Bir tek hakikat kalmitir ortalikta; mucizeleri gerçek kilacak mutlak ak." "Peki siz hangi mucizeyi gerçekletirdiniz, kötülük olmayan kötülüü yaparak?" Hiç aldirmadi kinayeli sözlerime. Baim kaldirdi; gözlerini, me-zarliin çok da yüksek olmayan duvarinin arkasinda kocaman bir yeim tai gibi gökyüzüne uzanan Mevlânâ'nin türbesine dikti. "Orasi bir gül bahçesiydi. Eer Hüdavendigâr, Mevlânâ olmasaydi, imdi gül bahçesi bile olmazdi. u çok katli evlerden dikerdi aç gözlü insanlar oraya. Hüdavendigâr ise bu topraklarda yüzlercesi bulunan türbelerden birinde yatiyor olurdu. Ama imdi sanki hiç ölmemi gibi âdemolunu etkilemeyi sürdürüyor. iirleri, gönülleri isitiyor, sözleri ham insanlari piiriyor, iii, kör karanlikta anlami arayanlara gezgin bir yildiz gibi yol gösteriyor. Onun için, 'Peygamber deildi ama kitabi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

vardi' deniyor. Böyle bir mucizenin yaninda kötülük de, zalimlik de, katillik de anlamini kaybeder." Kendi bayapitina bakan bir yaraticinin gururuyla bakiyordu gözleri türbeye. "Kaybetmez" dedim kibrini kirmaya çaliarak. "îster akta olsun, ister ite, kötülük kötülüktür, katillik de katillik. Kötülük yaparak iyi bir amaca ulaamazsiniz. Bakalarinin yaamina son vererek yeni bir hayat yaratamazsiniz." "Yeni bir hayat kurmaktan söz eden kim? Var olani anlayayim bana yeter." "Anlamak için kötü olmaya ihtiyacimiz yok." "Var" dedi kesin bir ifadeyle. "Kötülüün olmadii bir yerde iyiliin deeri bilinmez. Ve ne varsa hepsi içimizde. Celaleddin u sözlerle anlatir bu hali. 'Bazen melekler kiskanir masumiyetimizi / bazen kötülüümüzü görür de kaçacak yer arar eytan.' Hayat ekle sokulamaz; nefes hapsedilemez, istek balanamaz, nefs hiçbir zaman tümüyle öldürülemez. yi mi yararlidir, yoksa kötü mü, her zaman bilinemez. Gün gelir bir kötülük, bin iyilikten daha faydali olur." Bir adim geri çekilerek alayci bir gülümsemeyle süzdüm onu. "Yani ne kötülük yaptiysaniz Mevlânâ için yaptiniz, öyle mi?" Aciyarak bakti yüzüme. "Bak yine anlamadin. Kötülük ya da iyilik ne yaptiysam hepsini ak için yaptim, Hüdavendigâr için deil." "Ayni ey deil mi?" "Deil, ak yolculuu tek kiilik balar, maukunu bulunca bir müddet iki kiiyle sürer, ama yolun sonunda yine tek baimiza kaliriz. Bizde balayan, bizde sona erer." "Ama Mevlânâ sizin gibi düünmüyor. O kadar çok ak iiri yazmi ki size. Adamin aklim baindan almisiniz. Sahi o ilk bulumanizin ardindan, hani Merec-el Bahreyn diye anilan noktadaki karilamanin ardindan günlerce ayni odaya kapanip kaldiinizda ona ne söylediniz ki, namazi, duayi, vaazi birakip iire baladi?" En küçük bir gurur bile belirmedi yüzünde. "Hiçbir ey söylemedim. Suskun öylece oturduk. Ama ben söyle mesem de o benim sirima erdi. Gönlümün aynasinda kendi içinde ki atei gördü. Onun aklim baindan alan ben deildim, kendi için deki ateti. Herkes benim iiimla yandiim düünüyor, yanli, Ce laleddin kendi kendini yakti. Ben, sadece firini hazirladim." Kendini kaptirmi büyük bir engin gönüllükle olanlari anlatirken, ona hayranlik duymaya baladiimi fark ettim. Ayni anda Kimya'nin yüzü geldi gözlerimin önüne. Öfkeyle kari koydum bu tuhaf adama duyduum hayranlik hissine. "Kimya'yi öldürerek mi?" diyerek kestim sözünü. "Genç bir kizin yaam ateini çalarak mi hazirladiniz firini?" Sakali mi titriyordu, gözleri nemlenmeye mi balamiti yoksa bana mi öyle geldi bilmiyorum ama u sözler döküldü dudaklarindan: "Kimya'yi deil, kendimi öldürerek." akinlikla baka kaldim yüzüne. "Siz kendinizi mi öldürdünüz?" Yanit verecekti ki, bakilari yukari kaydi. Pariltili bir iik hizla üzerimize doru geliyordu. Sanki gökyüzündeki yildizlardan biri kopmu yeryüzüne iniyor gibiydi. Iiktan gözleri kamaan ems: "Madde âleminin günei doduunda, mana âleminin günei kaybolur" diye fisildadi sir dolu bir sesle.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Ve ben gözlerimi onun baktii yöne çevirince, laciverdi gökyüzünün iikli bir mavilie döndüünü gördüm. 36 "... nefretine yenilmi bir derviin utanci..." Sabah olmutu. Yipranmi bir kara tatan oluan, tümseklii bile kalmami bin yillik bir gömüt ile yeni defnedilmi bir çocuun taze mezari arasinda duruyordum. Mor bulutlarin arasindan çikmaya çabalayan sabah güneinin yumuak iiklari yüzüme düerken, mezarlarin arasinda yaptiim bu gece gezintisine bir anlam bulmaya çaliiyordum hâlâ. Hayir, hiçbir yerim acimiyordu. Ne kimse saldirmiti bana, ne de gaspa uramitim bu kez. îyi de ne yapiyordum bu mezarlikta? Bilinçaltini neyin peindeydi? Gerçekten de Sunny'yi görmü müydüm? O buz mavisi gecede bu mezarlikta yatan ölüler, gerçekten de üzerlerindeki toprai bir kefen gibi siyirip yeryüzüne çikmilar miydi? emsle o tuhaf konumayi yapmi miydim? Yoksa bunlarin hepsi zihnimin bana oynadii gizemli oyunun yeni bölümleri miydi? ki yani yeilliklerini hiç yitirmeyen ince uzun servilerle kapli mezarlik yolunda yürürken bunlan düündüm. Kapiya yaklatiimda makul bir açiklama buldum. Dokuz yaima kadar uykumda dolairdim. Dün gece de öyle olmutu ite. Uykuda gezmitim. Güya kendimi rahatlatmak için bulduum bu açiklama eer doruysa, aslinda oldukça önemli sorunlarim olduuna iaret ediyordu. Eer yeniden uyurken dolamaya baladiysam, döner dönmez psikoloumuz sevgili Oliver'in yaninda almam gerekiyordu soluu. Ama eer uyurgezer deilsem, yani dün gece yaadiklarim gerçekten olduysa o zaman da tasi tarai toplayip hemen uzaklamam gerekiyordu bu ehirden. Ta baindan beri mantikli olan buydu tabii. Dünyanin deiik ülkelerinde, çok farkli sigorta davalari üzerinde çalimitim; rüvet önermilerdi, tehdit etmilerdi, ama bu kadar tuhaf, bu kadar gizemli, bu kadar ürkütücü olaylarla ilk kez karilaiyordum. Öyleyse neden israr ediyordum, neden raporumu yazmak için bekliyordum ki? Daha ne bulacaktim burada? Nigel hakliydi, belki de ilk uçaa atlayip dönmeliydim Londra'ya. Beni Anadolu'nun göbeindeki bu eski kente balayan ne vardi ki? Yangini Serhad ile Cavit'in çikardiini henüz kanitlayamami olmam mi? iyi de ben dedektif deilim ki olayi ayrintilarina kadar aydinlatabileyim. Zeynep Komiser gibi emrimde silahli polislerim de yok. Ben sadece bir sigorta eksperiyim. nceler, aratirir, bulursam kanitlan siralar, varsa taniklarin ifadelerine yer vererek rapor yazarim. Gerçi Zeynep Komiser'in, dün akam yapacai tutuklamayi küçümsüyor da deilim, aksine çok da merak ediyorum, ama beni ehirde tutacak kadar önemli bir mesele deildi bu. Belki de artik Konya'da kalmamin sigorta irketi için yazacaim raporla hiçbir ilgisi yoktu. Neyle ilgisi vardi o zaman? Babamin ehri olmasiyla mi? Yoksa bu ehrin babamin kaybolmasiyla ilgili bir sirri barindirdiina mi inaniyordum gizliden gizliye? Ya da u kanayan yüzüün gizemini mi merak ediyordum? Belki... Belki de daha fazlasi. Daha fazlasi ne olabilir ki? ems'in bahsettii mutlak hakikate ulamak mi? yi de ben babam gibi düünmüyorum ki, hiçbir zaman da düünmedim. Ben ne dünyadan elini eteini çekebilecek bir sufiyim, ne de yaammi dine adami bir Müslüman. Daha hangi dine inanacaima bile karar vermedim. Nigel'a protestanlik yetiyor. Çok da sorgulamiyor zaten. Gündelik hayatla o kadar megul ki, dine kafa yoracak zaman bile bulamiyor. Ya ben? Bilmiyorum. Belki annem ile babam bu meselelerin içinde olmasalar benim de umrumda olmazdi. Zaten deildi de, buraya gelinceye kadar. Öyle mi acaba? Annem ikidir dinle ilgili tartimalari hep benim yanimda yaptiklarim söyleyip duruyor. Konuulanlardan hiç mi etkilenmedim? Etkilenmi olsam bile Konya'ya gelinceye kadar bu konu üzerinde hiç derinlemesine düünmedim. Neyse, bunlari birakalim imdi. Ama annemle uyurgezerliim hakkinda konusam iyi olacak. Gerçi uyurgezerlerin sonradan hiçbir ey hatirlamadiini okumutum. Oysa ben dün gece olanlarin hepsini ayrintilariyla hatirliyorum, ama ne zaman uyuduumu, ne zaman uyandiimi birbirine karitirdiim da bir gerçek. Bu durumda hatirladiklarimin ne hükmü var ki? Mezarliin kapisina yaklatiimda, sa tarafta etrafi demir çitlerle çevrelenmi büyükçe bir mezar ilgimi çekti, üzerindeki tabelayi okuyunca dehet içinde ürperdim. "Hazreti Mevlânâ'yi

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

görmek için Horasan'dan gelen üç kardein ruhuna El Fatiha" yaziyordu. Ne yani dün gece yaadiklarim gerçek miydi? Birbirine sarilmi üç aaç gibi yekpare bir bedene dönüen Horasanli üç kardei, gerçekten de görmü müydüm? Yok canim, Mennan anlatmiti ya öykülerini, oradan biliyordum. Kapinin hemen yanindaki kulübeden çikan bekçinin akin, uykulu gözlerle baktiini görünce, adimlarimi hizlandirdim, adamin soru sormasina firsat vermeden çiktim bu bin yillik tuhaf mezarliktan. Ama otelden içeri girdiimde merakli resepsiyonistin gözlerini kukuyla yüzüme dikmesine engel olamadim. Aldirmadim hizli adimlarla yanindan geçmek istedim. "Günaydin Miss Karen" diyerek atildi her zamanki igüzarliiyla. "Erkencisiniz bu sabah. Otelden çiktiinizi da görmedim." "Göremezdiniz, çünkü ben çikarken uyuyordunuz." Kalari çatildi, akli karimiti. "Uyumak mi?" "Evet, hem de miil miil." Uzaklairken döndüm. "Dikkat edin patronunuz fark etmesin." Yanit vermesini bile beklemeden asansöre yöneldim. Artik onu görmesem de, asansörün kapisi kapanincaya kadar asik bir suratla beni izlediinden emindim. Odama çikar çikmaz du alip giysilerimi deitirdim. Bir süre öylece uzandim yataa, uyuyup kalmiim. Kalktiimda saat dokuza geliyordu. Kahvalti servisi balamiti aaida ama hiç açlik hissetmiyordum. Annem uyanmi olmaliydi. Son on yildir erkenden açiyordu gözünü. Telefonumu çikardim, numarasini tula-dim. ki kez çaldi, açmadi. Uyanmami miydi yoksa? Israrla ardi ardina çaldirdim. Telesekretere balandi. Nefret ederdim bu alete konumaktan, ama annemi merak etmeye balamitim. Cep telefonu da kullanmadiindan eer diari çiktiysa onu gün boyunca bulamayacaktim. Hiç deilse geldiinde beni arar umuduyla mesaj birakmaya karar verdim. "Annecim benim, eve gelince arar misin? Sevgiler." Nereye gitmiti sabahin köründe bu kadin? Belki bahçedeki çiçekleri suluyordur. Belki de Thames Nehri'nin temizlenmesi için yapilan yürüyüte pankart taiyordur ya da foklari kurtaralim projesine destek için yollan kapatan eylemcilerle birlikte asfalta uzanmitir. Ne bileyim, her yerde olabilir. Yeter ki eylem olsun; yeter ki protesto edecek hakli bir neden olsun. Bir türlü uslanmiyor bu kadin. Hep uçlarda yaayacak. Hep ben onu merak edeceim. Sinirlerim gerilmiti, kalktim odada dolamaya baladim. Bilgisayarimi görünce hatirladim. Simon'la da konuamamitim dün gece. imdi ise aramak için erkendi, müdürüm, annem gibi az uykuyla yetinecek yaa gelmemiti henüz. En iyisi gelimeleri elekt-ronik postayla yollamak. Bilgisayarimi açtim, dün gece yazmaya, üendiim gelimeleri birkaç balik altinda Simon'a yolladim. Tabii pasaport meselesini sormayi da unutmadim. Bilgisayarimi kapatmaya hazirlanirken aklima geldi, ems'in Kimya'nin ölümüyle ilgili söylediklerini neden aratirmiyordum? nternetteki arama motorlarindan birine girdim. Neydi Mennan'in bahsettii u kitap? Anlamak için önce Rumi yazdim, ngilizce sitelerde aradim. Onlarca kitap ismi siralaniverdi önümde. Önce Rumi'nin kitaplarinin ismini gördüm. Mesnevi, Divan-i Kebir, Fihi Mafih, Mecalis-i Seb'a ve Mektubat, ardindan Feridun Ahmed-i Sipehsalar adinda bir yazarin kaleme aldii Risale, Sultan Veled'in yazdii Veled-na- me, Rebab-name, Ma'arif ve sonunda ite Mennan'in sözünü ettii kitap; Ahmed Eflaki'nin Ariflerin Menkibeleri. Kitap tam metin olarak sitede yer aliyordu ama en az bin sayfalik bir metindi bu. Hemen ems ve Kimya yazarak bul komutuna bastim. ems-i Tebrizi'yle ilgili yüzlerce bilgi vardi ama zavalli Kimya'yla ilgili sadece üç balik belirdi ekranda.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Bu bilgilerin üçü de ems'in kiiliini vurgulamak için Kimya'dan bahsediyordu. lkinde, Kimya'nm ölümünden sonra ems'in Konya'yi terk ettiini yaziyordu. kincisinde Tanri'nin ems'e Kimya olarak görünmesini hikâye ediyordu. Çok ilginç bir hikâyeydi ems ile Tanri'nin arasindaki yakin ilikiyi çarpici örneklerle anlatiyordu, ama beni ilgilendiren üçüncü gruptaki bilgilerdi. Tam olarak unlari yaziyordu: "emseddin'in nikâhlisi olan Kimya Hatun, çok güzel ve namuslu bir kadindi. Bir gün kadinlar, ems'ten izin almaksizin Sultan Veled'in büyükannesiyle birlikte Kimya Hatun'u gezmek maksadiyla baa götürdüler. emseddin eve geldi, onu bulamadi. Sultan Veled'in büyük annesiyle birlikte kadinlarin onu gezmeye götürdüünü söylediler. emseddin fena halde kizdi. Kimya Hatun eve gelince hemen boynu tutuldu. Kuru bir ot gibi hareketsiz kaldi. Üç gün feryat ve figan edip öteki dünyaya göçtü." Yazilanlar ems'in sözlerini doruluyordu. Yani rüyamda gördüklerim gerçek deil miydi? Aslina bakilirsa iki hikâye arasinda sonuç bakimindan pek fark yok gibi görünüyordu. Rüyamdaki ems, Kimya'yi elleriyle öldürmütü, Eflaki'nin anlattiinda ise öfkesiyle. Sonuç deimiyordu, bir adam, sözünü dinlemedii için karisinin ölümüne neden oluyordu. in tuhafi Mevlânâ gibi hogörü örnei, sevgi dolu bir insan, nasil oluyor da daha on sekiz yaina bile gelmemi bir genç kizi altmi yaindaki bir adama e olarak verebiliyordu? Dahasi bu zavalli kizin ölümü karisinda sessiz kalabiliyordu? Babam, zzet Efendi, ve Mennan ayni yaniti verecekti; ak için. ems'in anlattii hikâyeyi hatirladim. Aktan bai dönen u kirlangicin Süleyman Peygamber'e söylediklerini. "... âiklarin yolu, kanunu, ahlaki yoktur. Onlarin tek yolu vardir: Ak. Onlarin tek yasasi vardir: Ak. Onlarin tek ahlaki vardir: Ak." Ama o hikâyedeki kirlangiç, kendisinden katbekat büyük bir otoriteye bakaldiriyordu, sevgilisi için canini ortaya koyuyordu. Oysa bu hikâyedeki kurban, kendini korumaktan bile aciz, zavalli bir genç kizdi. Kimya'nin ince boynu, narin bedeni, solgun yüzü canlandi gözlerimin önünde. Genç kizin donmu gözlerinde, nefretine yenilmi bir derviin utancini bir kez daha gördüm. çimde kabaran öfkemi bastirarak anlamaya çalitim. O dönemin koullarini düünmek gerekir diye kendimi iknaya kalkitim. Ama anarist annemin sözleri izin vermedi buna. "Erkekler dünyayi ele geçirdi." Erkekler dünyayi ele geçirince de genç kizlarin gözyaina kimse bakmadi. Teker teker toplumun saygin ya da zengin insanlarina e olarak sunuldular. Onlara kimse fikrini sormadi. Sen, bu adami istiyor musun, denmedi. Birden kendimi annem gibi hissettim. Her zaman öfkeli, her zaman isyankâr, her zaman kavgaya hazir. Hayir, ben annem gibi deildim, daha sakin düünmeliydim. Ya bütün bunlar sandiim gibi olmadiysa? Ya bu evlilii bizzat Kimya'nin kendisi istediyse, ya ems'e gerçekten de âiksa? Olamaz mi? Bizim Simon'un on alti yaindaki kizi Jenny de, altmiini çoktan geçmi matematik öretmenine âik olmutu mesela. Ayni ey deil, hem benim rüyalarimda gördüüm Kimya'nin, hiç de ems'e âik olmu gibi bir hali yoktu. O daha çok Mevlânâ'nin ortanca olu Alaeddin Çelebi'yle ilgileniyordu. Sahi Alaeddin Çelebi neresindeydi bu hikâyenin? O delikanli da olanlari öyle sessizce kabullenecek göz yoktu. Alaed-din'e ne olmutu acaba? Öte yandan ems, kendim öldürdüünü söyledi dün gece. Ne demek istiyordu acaba? Yoksa intihar mi etmiti? Yok canim, ems kendini öldürecek birine hiç benzemiyor. Üstelik intihar inançlarina da terstir. Tanri'nin verdii cani ancak Tanri alir. Peki nasil öldü acaba ems? u kahverengi tali yüzük yoksa ems'in ölümüyle mi ilgili? O kanayan ta, bizim kara giysili derviin düümlenen yürei olmasin? Çalan telefon böldü düüncelerimi. Annem mi ariyordu? Hevesle ahizeyi kaldirdim. "Alo?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Annem deil, yorgun bir kadin sesi yanitladi. "Günaydin Miss Karen." Bu sesi taniyordum, Zeynep Komiser'di. "Günaydin, buyrun sizi dinliyorum." "Size iyi haberlerim var." Verecei müjde bile yorgunluun airliini silememiti sesinden. "Yoksa yangin elbisesini mi buldunuz?" ç geçirerek açikladi: "Hayir, pasaportunuzu bulduk. stediiniz zaman gelip alabilirsiniz." Buna çok sevinmi olmam gerekirdi, ama aklim konion Turizmin kundakçilarindaydi. "Ya u yangin elbisesi?" Bezginlik içinde mirildandi. "Bakin Miss Karen nerdeyse iki gündür uyumuyorum. Son on saattir de bir sorgudan çikip ötekine giriyorum. Yani bir an olsun dinlenemedim. Daha birkaç saat dinlenmem de imkânsiz gibi görünüyor. Lütfen bana telefonda böyle sorular sormayin. Gelin ve pasaportunuzu alin. Eer hâlâ bir yerlerde uyuyup kalmamisam, sorularinizi da yanitlarim." 37 "Babam, eyhinin öldüünü duyarsa yaayamaz." Otelin kapisinda Mennan'i beklerken sabahki parlak günein kara bulutlarla kaplandiini fark ettim. Souk ki günlerinden kalma sert bir rüzgâr Mevlânâ Türbesi yönünden Konya'nin eski mahallelerine doru esip savurmaya balamiti. Deri ceketimin önünü ilikleyip, uçuan saçlarimi ellerimle toparlamaya çaliirken Mennan'in arabasi önümde durdu. Kapiyi açip yanina oturdum. "Günaydin..." Solgun bir gülümsemeyle karilik verdi selamima. "Günaydin Miss Karen." Yan gözle öyle bir süzdüm onu. îki gündür sirtinda gördüüm gri elbisesinin deitirmi lacivert bir takim giymiti, ama dünkü yorgunluk olduu gibi yüzünde duruyordu. "Akam iyi uyuyamadiniz galiba." "Uyudum aslinda." Eliyle dalgali saçlarini karitirdi. "Ama merakim air basti, size bahsettiim u kitabi okudum yine." "Ariflerin Menkibeleri'ni mi?" Yeil gözleri hayranlikla açildi. "Çok kuvvetli bir belleiniz var, hemen hatirladiniz ismini." Daha bu sabah okudum diyemediim için: "ilginç bir kitap, insan kolay unutamiyor" diye geçitirdim. "Yeni bilgilere ulatiniz mi bari?" "Çok ey örendim..." Arabayi hareket ettirirken ayrintilari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

açikladi. "Galiba siz hakliymisiniz. Kitapta gerçekler ile efsaneler birbirine karimi." Mennan'in yüzüne baktim; ne olmutu da böyle mantikli konumaya balamiti bu adam? "Ne gibi?" Merak ettiim kitapta anlatilanlar deildi aslinda, i arkadaimin düüncelerini neyin deitirdiiydi. "Bazi konular bana saçma geldi biraz." "Saçma mi?" diye söylendim neelenerek. "Daha dün sabah bu kitaptaki bilgilere dayanarak katilin ems olduunu söyleyen siz deil miydiniz?" Bakilarini kaçirip, utana sikila açikladi. "Bir bölüm var mesela, Tanri'nin Kimya görünümünde ems'le bulutuunu anlatiyor." Sustu, sikintiyla iri gövdesini oynatti. "Buluma deil de, tövbe tövbe Tanri'yla konutuunu, oynatiini yaziyor." Anlailmiti, kitabin yazarinin Tanri'yi Kimya görünümüne sokmasini saygisizlik olarak deerlendiriyordu. Açik konumak gerekirse cüretkâr bir bölümdü. Ama benim için airtici deildi, çünkü göz atabildiim kadariyla kitabin ems'le ilgili bölümleri, bu gezgin dervie yapilan güzellemelerle doluydu. Demek ki Mennan gibi insanlara itici geliyordu bu tür benzetmeler. ems ile Mevlânâ'nin ilikisine de büyük tepki göstermilerdi ya bir zamanlar. "ems aliildik Müslümanlara pek benzemiyor deil mi?" "Hââ!" dedi sanki dili atee demi gibi aceleyle. "Ben, ems Hazretleri'ne bir ey demiyorum. Sadece kitabin yazan Eflaki Dede biraz abartmi. Dün size anlattiim konular da abartilmiti sanirim. Hani ems Hazretleri'nin katil olma meselesi. Eer yazilanlara inanacak olursak ems Hazretlerini, kendisine zarar veren herkesi öldüren ta kalpli biri olarak görürüz." Ne kadar saf bir adamdi bu Mennan! "Merak etmeyin" dedim gülümseyerek. "Hiç kimse için, hakkinda yazilanlara bakarak karar vermem. Kukusuz ems o kitapta yazilanlardan çok farkli biriydi." Bu kadar kesin konumam kafasini karitirmiti. Ne demek istiyordum imdi? Yoksa o gezgin dervi hakkinda ondan daha fazla bilgiye mi sahiptim? "ems Hazretleri'nin kitabini okudunuz mu? Ne anlatiyor u kanayan yüzük hakkinda?" "Önemli bir ey deil" dedim aklini yemden karitirmamak için. "Sema yapamadii için yürei düümlenip ölen bir dervii anlatiyor. Bizim yüzükle ilgisi yok yani." Hayal kirikliiyla söylendi. "zzet Amca yanli mi hatirliyormu?" "Yanli deil, hikâyede bir yüzük var, ama bizimkine benzemiyor." Baini çevirip inanmayan gözlerle bakti, ikna olmamiti yeniden soracakti ki, ondan önce davrandim. "Mennan Bey, u okuduunuz kitap... Ariflerin Menkibeleri diyorum. ems'in nasil öldüünü de anlatiyor mu?" "Evet, Ariflerin Menkibeleri'nde bu konu naklediliyor. Hatirladiim kadariyla anlatmaya çaliayim. imdi, ems Hazretleri'nin Mevlânâ Hazretleri'yle Konya'da ilk bulumalari 1244 yilinda

www.soncemre.com gerçekleiyor."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Merec-el Bahreyn denilen yerde." Baini usulca sallayarak tekrarladi: "Merec-el Bahreyn'de." Manidar bir sesle mirildandim. "Gasba uradiim ve Solak Kâmil'in cesedinin bulunduu yerde." Alay mi ediyordum, anlamak için dönüp bakti, yok son derece ciddiydim. "Haklisiniz ayni yerde. Bu iki Allah dostu bulutuktan sonra ems, Mevlânâ'nin yanindan ayrilmaz oldu." Buralari biliyordum türbe gezisinde Angelina anlatmiti. "Ve Mevlânâ'mn tutucu müritleri kiskançlia kapildilar. Öyle ki, ems-i Tebrizi'yi tehdit etmeye kadar vardirdilar ii. O da bir gece kayiplara kariti." Aliklami bir suratla bakti. "Ee biliyormusunuz ya !" Yola firlayan kadini o anda fark ettim. "Dikkat" diye uyardim. "Çarpacaksiniz..." Zamaninda frene basti Mennan, biraz daha geç kalsak zavalli kadin ezilecekti. Hizla kendini kari kaldirima atan kadini geride birakirken: "Ne zaman çikti bu kadin caddeye yav" diye öfkeyle söylendi. "Göremedim bile." "Gözlerinizi yoldan ayirmamanizda fayda var." "Ayirmiyorum zaten, ems hakkinda bir ey bilmiyorum demitiniz, sonra da..." "Haklisiniz, özür dilerim, biraz bir eyler biliyorum. ems ortadan kaybolunca Mevlânâ deli divaneye dönmü, bunun üzerine kiskanç müritleri yaptiklari hatayi anlayarak piman olmular. Bu arada Mevlânâ da gönül dostunun am'da olduunu örenmi, büyük olu Sultan Veled'i yollayarak onu Konya'ya geri ge-tirtmi.Dedikodulari önlemek için de ems'i Kimya adindaki evlatliiyla evlendirmi." "Doru, tam da böyle olmu." "Ama" dedim söyleyeceklerime nasil tepki vereceini merak ederek. "Kimya o siralar henüz on sekizinde bile deilmi, ems ise altmiinda..." Sürücü koltuunda huzursuzca kipirdandi. "Öyle olmali, ems Hazretleri biraz yaliymi... Ama o zamanlar bunlar normal sayiliyormu. Hem ems gibi ulu bir kiiyle hangi kiz evlenmek istemez? Hangi aile onu damat olarak kabul etmez?" "Gerçekten mi?" diye sordum yadirgayan bir sesle "Kizinizi altmi yainda bir adamla evlendirir misiniz?" Böyle bir karilik beklemiyordu, ne diyeceini bilemedi. "Günümüzde olmaz tabii" dedi gözlerini yoldan ayirmadan. "Eskiden normal sayiliyormu. imdi kimse yapmaz." Emin olamadi. "Yani ben kizimi, altmi yainda bir adama vermem." Tartimayi uzatmanin manasi yoktu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Neyse, biz konumuza dönelim. Benim ems hakkinda bildiklerim buraya kadar. ems ile Kimya evlendikten sonra neler oldu? Halk, ems ile Mevlânâ'yi rahat birakti mi? ems'in Kimya'yla evlilii nasil gitti? Bunlarin hepsi benim için birer bilinmez." Hiç nazlanmadan, büyük bir hevesle açiklamaya koyuldu Mennan: "ems Konya'ya dönüp Kimya'yla evlendikten kisa bir süre sonra, ne yazik ki o kiskanç insanlar yemden balamilar kötülük yaymaya. Konya'nm her yaninda dedikodu meclisleri kurmular, kimseye zarari olmayan bu iki ermi hakkinda akla hayale gelmez iftiralar yaymaya koyulmular. Ne yazik ki Mevlânâ'nin ortanca olu Alaeddin Çelebi de katilmi bu fitne çetesine. Kimileri Alaeddin Çelebi'nin Kimya Hanim'a âik olduunu yaziyor, kimileri ise bu isyankâr çocuun, ems'in, babasi Mevlânâ ile aabeyi Sultan Veled'e bu kadar yakin olmasini kiskandiini söylüyorlar." Dün gece rüyamda gördüklerimi hatirladim. Kimya'nin cansiz bedenine bakarak haykiran Alaeddin'in aci içindeki yüzü geldi gözlerimin önüne. Evet, sevgilisinin öldürüldüünü gören o çocuk her eyi yapabilirdi. Nedense bu delikanliyi savunmak geldi içimden. "Kimya'nin ölümü de Alaeddin'i kari tarafa itmi olabilir" diye kederle söylendim. "Belki Kimya ölmeseydi..." "Haklisiniz, Kimya Hanim'in beklenmeyen ölümü olmasa belki de Alaeddin Çelebi o fesat çetesine katilmazdi. Ama onun her zaman uyumsuz bir çocuk olduu yazilmitir. Mevlânâ Hazretleri ile Sultan Veled, ems Hazretleri'ne her türlü saygiyi gösterirken Alaeddin Çelebi hep uzak durmu onlardan, hep ayri ba çekmi. Her neyse, ite aralarinda Alaeddin Çelebi'nin de bulunduu o yedi kiilik katil sürüsü bir gece ems'in kapisini çalmi, onu diari çairmilar. Kendisine kurulan tuzaktan habersiz olan ems Hazretleri kapiya çikinca da bata Alaeddin Çelebi olmak üzere yedi kii ellerindeki yedi biçai, o mübarek adamin gövdesine saplamilar. ems Hazretleri öyle güçlü bir nara atmi ki, yedi kiinin yedisi de ansizin kendinden geçmi. Kendilerine geldiklerinde ise, tata bir damla kandan baka bir ey görememiler." "Nasil yani, ceset ortalikta yok muymu?" "Yokmu, sadece bir damla kan, hepsi buymu." Aklim karimaya balamiti yine. "îyi ama ems'in bir türbesi var." "Biraz sabirli olun Miss Karen hepsini anlatacaim" diye kibarca gülümseyerek sözlerini sürdürdü Mennan. "ems'in ölümünün üzerinden günler geçmi Sultan Veled Hazretleri bir gece rüyasinda bu büyük dervii görmü. ems ona demi ki; 'Ya Bahaeddin, üüyorum, sular içindeyim, beni bul. Ya Bahaeddin, bir kuyudayim, beni çikar.' Kan ter içinde uyanan Sultan Veled, geceyarisi olmasina aldirmadan, kendisine kardeinden daha yakin üç arkadaini da yanina alarak ems'in atildii kuyuyu bulmu. ems'in cesedini, gözyalari dökerek kuyudan çikarmi ama kalbinde kederinden daha büyük bir endie varmi. 'Babam, eyhinin öldüünü duyarsa yaayamaz' demi üzüntüyle. "Göçer gider bu dünyadan." Üç arkadaindan bu sirri gizleyeceklerine dair söz almi. Sonra ems'in bedenini Bedreddin Gevherta adinda iyiliksever bir zatin mezarina gömmü. Arkadalarindan hiçbiri bu sirri söylememi, ama bir gece Sultan Veled yine gözyalari içinde, hayki-rarak uyaninca, ei Fatima Hatun neler olduunu sormu. Sultan Veled sirrim korumak istese de, endieli hanimi onu rahat birakmami. Bunun üzerine Sultan Veled, sirrini saklamasi için eine de Kuran üzerine yemin ettirerek ems'in basma gelenleri anlatmi. Fatima Hanim da öteki taniklar gibi bu sirri yillarca gizlemi. Ta ki Mevlânâ Hazretleri ve Sultan Veled yaama gözlerim yu-muncaya kadar. Onlar öldükten sonra bildiklerini olu Ulu Arif Çelebi'ye anlatmi. O da örendiklerini Eflaki Dede'ye aktararak bunlari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kaleme almasini istemi." Gülümseyerek söylendim. "Bir de kiziyorsunuz Eflaki Dede'ye. Adam yazmasaymi ems'in baina gelenler hep sir olarak kalacakmi." Hemen savunmaya geçti. "Kizmiyorum da, biraz abartmi diyorum." "Peki Alaeddin'e ne olmu?" "Konya'yi terk etmi, bir süre sonra da genç yata sitmadan ölmü. Eflaki'nin anlattiina göre Mevlânâ Hazretleri olunun cenazesine bile katilmami." Benden yana çekingen bir baki atarak kendi görüünü açikladi. "Katilmaz tabii, hayatta en çok sevdii adami öldüren asi bir oula nasil sevgi besler ki insan?" Ne kadar da acimasiz konuuyordu. Oysa benim rüyamda gördüklerimle, Eflaki'nin anlattiklari uyumuyordu. Eflaki'ye göre, daha dorusu ona bu kitabi yazdiran Mevlânâ'nin torunu Arif Çelebi'ye göre amcasi kötü niyetli, kiskanç bir ouldu, ama benim rüyalarimdaki Alaeddin tipki babasi gibi, akli ak tarafindan ele geçirilmi çaresiz bir delikanliydi sadece. 38 "Mevlânâ'nin ortanca olu Alaeddin Çelebi gibi asiydi." Arabadan indiimizde saçlarimizi daitan, giysilerimizi hoyratça savuran sert bir rüzgâr kariladi bizi. Hizli adimlarla kendimizi emniyetin bahçesine atarken:

"Poyraz" diye mirildandi gökyüzüne bakan Mennan. "Bunun arkasi yamurdur." Bahçe daha korunakliydi, caddedeki rüzgârin hükmü burada geçersiz kalmiti. Ana kapiya yaklairken, içeriden iriyari birinin çiktiini gördüm. Ragip Bakomiser deil miydi bu? Gözlerimi kisarak, tanimaya çalitim. Evet, ta kendisi; yine gergin, yine telaliydi; kalari çatilmi elindeki telsizle birilerine talimatlar yadiriyordu Kendini iine o kadar kaptirmiti ki bizi fark etmedi bile. Hemen ardindan çounluu polis olan on be kiilik bir erkek grubu geliyordu. Kalabaliin ön siralarinda iki polisin arasinda dimdik duran, kirçil saçli, kalin biyikli, iriyari, atletik yapili bir adam dikkatimi çekti. Elindeki kelepçeye, koluna iki polisin sikica yapimi olmasina ramen dünyaya meydan okur gibi yürüyordu. Sanirim bu güruhun lideriydi. Mennan heyecanla kolumdan tuttu. "Miss Karen, bakin." Gösterdii yöne bakinca, Serhad ile Cavit'i gördüm, tipki ön gruptaki zanlilar gibi onlarin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

yanlarinda da ikier polis vardi. Yoksa hepsi ayni çetenin elemani mi diye düünürken, Serhad'la göz göze geldim; yüzünde önce akinlik, ardindan kuku, sonra da nefret dolu bir ifade belirdi. Cavit de bizi görmütü, ne olduunu anlayamadiindan önce gülümser gibi oldu, sonra arkadainin yüzündeki dümanca ifadeyi görünce kafasi kariti. Serhad ise olani biteni anlami, giderek artan bir kinle, âdeta küfredercesine bakiyordu yüzümüze. Eer yaninda polisler olmasa bize bulaacak, hatta belki de üzerimize saldiracakti. Ama polisler yava-lamasini bile izin vermeden, hizla sürükleyerek, onu ve Cavit'i az önceki güruhu doldurduklari büyük minibüse tikitirdilar. "Tutuklanmilar galiba" diye sevinçle söylendi Mennan. "Zeynep Komiser salam kadinmi valla." "O kadar heveslenme. Zeynep'le sabah konutum, evlerinde hiçbir kanit bulamamilar." Yüzündeki sevincin yerini düünceli bir hal aldi. "O zaman nereye götürüyorlar bunlari?" "Bilmiyorum" dedim yeniden yürümeye balarken. "Zeynep Komiser'i bulursak öreniriz." Zeynep Komiser'i bulmak zor olmadi; odasindaydi. Üzerinde hâlâ lila rengi buluzu vardi, bacaklarinda ayni kot pantolon; resmi giyimli bir polise talimatlar veriyordu. Mennan'dan da benden de daha yorgun görünüyordu. Kapida bizi görünce, belli belirsiz gülümsedi: "Gelin" dedi eliye masasinin önündeki koltuklan göstererek. "öyle oturun, sizinle hemen ilgileneceim." Biz, gösterdii koltuklara çökerken, polise savcilia götürmesi gereken belgeleri açiklamayi sürdürdü. Masasinin üzeri oldukça kalabalikti ama her ey düzenliydi; bilgisayar sa tarafta, evraklar solda, kalemlik önde, hiç durmadan cizirdamayi sürdüren telsiz sumenin kenarinda duruyordu. Telsizin biraz berisinde dün fark etmediim gösterisiz bir çerçevenin içindeki bir fotoraf dikkatimi çekti. ki erkein arasinda duruyordu bizim Zeynep. îyi görmek için yaklatim, adamlardan biri orta yaliydi, yorgun bir yüzü vardi ama sevimliydi, hani hemen kaninizin isinacai insanlar vardir ya, onlardan biri; öteki gençti, bakilari öfke doluydu; Mevlânâ'nin ortanca olu Alaeddin Çelebi gibi asiydi. "Fotoraf ilginizi çekti galiba?" Suçüstü yakalanmi gibi irkildim. "Özür dilerim, bir an bakilarim kaydi da." "Önemli deil Miss Karen." Rahat bir gülümseme belirmiti dudaklarinda. "Fotoraf önünüzde duruyor bakacaksiniz tabii." Madem öyleydi, açikça sordum. "Aileniz mi?" "Aslinda ailemden daha yakinlar." Özlemle bakiyordu resimdeki iki adama. "Kir saçli olan Bakomiser Nevzat, istanbul'daki amirim, u deli deli bakan da bizim Ali, Komiser Ali." Ali derken gözleri dalginlati. Anlailan i arkadai olmanin ötesinde bir anlam taiyordu bu genç adam. "Bakomiser Nevzat bu dünyada tanidiim en iyi adamdir." Zeynep Komiser özel duygularini paylamaya balamiti bizimle, yakinlamak için bu firsati kaçiramazdim. Gülümseyerek sordum: "Neden en iyi polisi deil de, en iyi adami?" "Aslinda dünyanin en iyi polisidir de, ama vicdani her zaman mesleinin önünde gelir. Bize de hep bunu öütler zaten. Önce insan olun, sonra polis."

www.soncemre.com "Ya genç olani?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Kestane rengi gözlerindeki yorgunluk bir anda silindi. "Ali mi?" Koltuuna yaslandi; sanki güzel bir hayalin ortasindaymi gibi mutlu bir ifadeyle aydinlandi yüzü. "Ali delidir, çilginin biridir ama altin gibi bir kalbi vardir. Bence yaptii en yanli i polis olmak." Duraksadi, kendini fazla kaptirdiini anladi "Ama polislii de çok iyi yapar" diyerek konuyu kapatti. Yeniden öne doru eildi, "Evet" dedi derinden bir iç geçirerek. "Biz konumuza dönelim." Sol taraftaki evraklarin içinden bir zarf çikart-ti. "Buyrun, pasaportunuz burada." Zarfi alirken sordum. "Nerede buldunuz?" "u sizi gasp eden Solak Kâmil var ya, ite onu öldürenlerin evinde." Hayranlikla söylendim: "Yakaladiniz yani katilleri?" "Evet, iki kii firarda ama önemi yok, çeteyi çökerttik. Onlarin yakalanmasi da an meselesi." Mennan merakla yutkunarak sordu: "Hangi örgüttenmi bunlar?" Zeynep'in düzgün alni kiriti. "Örgüt mü?" "Dün dediniz ya Zeynep Komiserim" diye sabirsizca söylendi Mennan. "Adamlar fanatik dinciymi." Yaramaz bir çocuk gibi gülümsedi Zeynep. "Deillermi. Aslinda epeydir farkindaydik bunun, ama operasyon sonuçlanincaya kadar kimseye söyleyemezdik." Ben de merak etmitim imdi. "Peki neymi iin asli? Neden öldürmüler Solak Kâmil'i?" "Çeteler arasi hesaplama..." diye açiklarken, rüzgâr arkamizdaki pencereyi ardina kadar açti. Sözlerini sürdüremedi. "Özür dilerim u pencereyi kapasam iyi olacak." Koltuundan kalkti. Bitkin adimlarla pencereye yaklati, açilmi kanadini siki sikiya kapatti. Geri dönerken söylendi. "Ki geri mi geldi ne?" Koltuu-na yerletikten sonra sanki hiç ara vermemi gibi anlatmayi sürdürdü. "Daha önce de bu tür yasadii çetelerle karilatiimiz çok olmutu. Ancak bu kez iyi organize olmu bir grup çikti karimiza. Daha dorusu çok zeki bir çete reisi. Ordudan atilmi bir yüzbai. Yilmaz Deresoylu, herkes onu Deli Yilmaz diye taniyor." Emin olmak istedim. "Kirçil saçli, kalin biyikli biri mi bu Deli Yilmaz? Az önce bahçede gördük." "Ta kendisi. Ragip Bakomiserim savcilia götürüyordu onlari. imdi bu Deli Yilmaz, isminin aksine son derece kurnaz bir adam. Jandarma'da istihbarat subayi olarak çalimi yillarca. Güney Dou'daki savata yolsuzluklara bulami. Ordudan atilinca, sabikali birkaç polisi de yanina alarak Konya'da bir çete oluturmu. Ama karilarina mensuplarindan birinin de Solak Kâmil olduu daha eski bir çete çikinca iler sarpa sarmi." Bu bilgi, dün söyledikleriye çeliiyordu. "Solak Kâmil bu ileri birakti demitiniz..."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Dün geceye kadar öyle saniyorduk ama birakmami. Çok faal olmasa da çetenin kimi ilerini yapmayi sürdürmü. Fakat minibüsü olduu da doru. Minibüsü hem turizm iinde, hem de çete faaliyetlerinde kullaniyormu." konion Turizm bu çetenin yan kuruluu olabilir miydi? "Bu çete dediiniz kiiler ne tür iler yapiyorlarmi?" "Meyhaneleri, birahaneleri kontrol ediyorlarmi, uyuturucu da satiyorlarmi, fuhu da var. Deli Yilmaz'in gözleri ise daha yükseklerdeymi. Zengin iadamlarini tuzaa düürmek, devlet arazisine el koymak, çek-senet tahsili ileriyle uraiyormu. Konya küçük yer, iki çetenin yollan bir gün kesimi. Solak Kâmil'in çetesi sert çikmi bunlara. Deli Yilmaz geri adim atar gibi görünmü, açik bir çatimaya girmeyi göze alamami. Eski istihbaratçilik deneylerinden yararlanarak, kurnazca bir plan yapmi. Rakip çetelerin elemanlarini tek tek avlamaya balami. Önce Afyon karayolunda muhabbet tellali kadin ile kocasini talayarak öldürtmü. Dün anlattiim gibi cinayet yerine Müslüman fanatikler recm uyguluyor görüntüsü verdirtmi. Ardindan kari çetenin meyhanelerini yaktirmi. Yangin yerinin karisindaki duvara da Kuran'dan ayetler yazdirmi. Sonra da zaten herkesin nefret ettii Solak Kâmil'i öldürterek, sanki eriat hükmü uygulanmi gibi adamin sol elini kesip girtlaina sokturmu. Ama kendi kesik eliyle boazini tikadiklarinda Solak Kâmil zaten ölüymü. Çünkü daha önce bizzat Deli Yilmaz tarafindan boynu kirilmi." "Yani Solak Kâmil'i öldürmelerinin Miss Karen'in gasp edilmesiyle hiç ilgisi yok muymu?" Duyduklari karisinda benim gibi akina dönen Mennan'di soruyu soran. "Tamamen rastlanti. Ama katillerin Solak'in Miss Karen'i gasp ettiini görmü olmalari büyük olasilik. Çünkü o sirada Solak'in peindelermi. Solak'tan sonra listede be kii daha varmi. Eer çeteyi çökertemeseydik hepsini öldüreceklermi. Deli Yilmaz kararliymi, bütün çeteyi ortadan kaldiracak, bu ii de Hizbullah ya da El-Kaide gibi radikal slamci örgütler yapti gibi gösterecekmi." ngiltere'de pek sik karilaamayacaimiz türden ilginç bir suç öyküsüydü bu, ama beni ilgilendiren üç milyon paund ödeyeceimiz irketti. "Peki, Solak Kâmil ile îkonion Turizm'in ilikisi var miymi?" Surati asilir gibi oldu. "Sadece Serhad ve Cavit'le ilikisini tespit edebildik. Solak bu ikisiyle Eskiehir Cezaevi'nde bir yil birlikte yatmi. Üçü siki arkadalarmi" "Demek sabikaliymi Serhad" diye öfkeyle söylendi Mennan. "Biliyordum zaten o herifte bir pislik olduunu. Ya o titizlik manyai Cavit'e ne demeli?" "Adam yaralamaktan girmiler içeri" diye sürdürdü Zeynep. "Antalya'da Kayikçilar çetesinin üyesiymi bu ikisi. Üç yil yatmilar, onlar da Solak gibi aftan yararlanip çikmilar. Sonra da Konya'ya gelerek, Ziya Bey'in yaninda ie girmiler." Bizi ilgilendiren konuya gelmitik sonunda. "Ya Ziya Bey, o da mi çeteye dahil?" "Sanmiyorum" diyerek baini salladi. "Ne Deli Yilmaz'in çetesinin ölüm listesinde adi geçiyor, ne de kari çetede yer alan kiilerin arasinda. Galiba Ziya Bey'in çetelerle bai yok." Hemen itiraz ettim. "Çetelerle bai olmayabilir ama Solak Kâmil'i üzerime salmakta hiçbir sakinca görmemi." Yorgun gözleri haklisiniz der gibi bakti. "Evet, muhtemelen Solak'i size saldirtan Ziya Bey'dir. Tabii bu ii de Serhad ve Cavit araciliiyla yaptirmitir. Ancak hem Serhad, hem de Cavit bu suçlamayi reddediyor. Serhad, Solak'i telefonla aradiini kabul ediyor, ama 'eski arkadaim, buluup yemek yiyecektik' diyor."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Çaresizlik sinirlerimi germeye balamiti. "Yalan söylüyorlar" diye çikitim. "Daha önce Solak'i da tanima-diklarini söylemilerdi ama bakin hapishane arkadai çiktilar." Gözlerinde yilgin bir ifade belirmiti. "Biliyorum Miss Karen, bo yere öfkelenip kendinizi yipratmayin. Telefonda da anlattim. Evlerinde yaptiimiz aramalarda ne bu ii tevik ettiklerine dair bir belge, ne de oteldeki yangini çikardiklarini gösteren bir kanit bulabildik. "Yine de eski sabikali olmalarini da göz önünde bulundurarak ikisini de savcilia yolladim." Zeynep'in sesi umutsuzdu, o açikça söylemese de savciliin Serhad ile Cavit'i serbest birakacaini düünüyor, kendimi yenilmi gibi hissediyordum. Bir süre kimse konumadi, odada duyulan tek ses masanin üzerindeki telsizin sinir bozucu cizirtilariydi. "Ne kadar iinize yarar bilmiyorum ama size îkonion Turizm hakkinda kimi bilgiler vermek istiyorum" diyerek yine Zeynep baladi söze. "Mali Polis'ten ayrintili bir rapor aldim. îkonion Turizm finansal açidan oldukça zor durumdaymi. Apart otel yapacaim diye fazla açilmi. Bankalara be milyon dolara yakin kredi borcu varmi. Eer önümüzdeki alti ayda ödeyemezse, bütün mal varliina haciz gelecekmi. Üstelik bu, Ziya Kuyumcuza-de'nin ilk zora dümesi de deil. Bundan be yil önce de ortaklari arasinda onun da bulunduu Konya merkezli bir limited irket kendilerinin de Müslüman olduunu söyleyerek Almanya'daki inançli Türk vatandalarindan toplanan on milyon euroyu batirmi. Yani Ziya Kuyumcuzade denen ahis sütten çikmi ak kaik deil. Ve kiisel fikrimi soruyorsaniz, evet muhtemelen Yakut Otel yanginini çikartan da o." Bu defa umutsuz olan bendim. Son iki görümemizde Zeynep'in söylediklerini tekrarladim. "Elimizde ne bir kanit, ne de bir tanik var. Ziya her eyi ayrintisina kadar hesaplami." "Ne yani" diye patladi Mennan. "Göz göre göre sahtekârlia boyun mu eeceiz Miss Karen." "Baka çaremiz var mi?" Mennan kolay teslim olacaa benzemiyordu. "Babasiyla konualim" diye inatla atildi, "izzet Efendi bu namussuzlua göz yummaz." Umutsuzca dudak büktüm. "Ziya'nin babasini önemseyeceini sanmiyorum." "Bence yali adamla konumanizda yarar var" diye araya girdi Zeynep. "Ziya, babasini önemsemeyebilir, ama adam iinize yarayabilecek bilgiler verebilir." Anlailan Ziya'nin bu iten üç milyon paundla siyrilmasi onu da rahatsiz ediyor, günün sonunda bir sahtekârin kazanacak olmasini içine sindiremiyordu. "Önerinizi düüneceim Zeynep Hanim" dedim toparlanirken. "Biz artik kalkalim. Verdiiniz bilgiler için çok teekkür ederim." Biz kalkarken o da dorularak elini uzatti. "Keke daha fazlasini yapabilseydim, ama elimden ancak bu kadari geliyor." Bakilari içten, sesi üzgündü. 39 "Yaratmak da, yok etmek de sana mahsustur." Zeynep Komiser'in yanindan çikar çikmaz Mennan'a telefonla zzet Efendi'yi arattirdim. Yali adamla konumamizin soruturmaya yarari olacaindan deil, belki ems ya da babam hakkinda yeni bilgiler edinebilirim diye. Konumalari çok kisa sürdü; izzet Efendi isteimizi memnuniyetle karilamiti; iki saat sonra Mevlânâ Müzesi'nin müdürüne gidecekmi, adam eski ahbabiymi, orada görüebilirmiiz. Saat on iki gibi müzede

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

buluacaktik. Aslinda benim de Simon'i aramam, gelimeler hakkinda bilgi vermem gerekiyordu ama nedense imdi bunu yapmak içimden gelmiyordu. Yalniz kalmak, biraz düünmek istiyordum. Sigorta soruturmasinda baarisiz olmama ramen, aklim iten çok ems'e takilmiti. Ona dair o kadar çok soru birikmiti ki kafamda, bunlari neye göre siralayacaimi, hangisine ne yanit vereceimi bilemiyordum. Ama emin olduum tek ey yalniz kalmak istediimdi. Mennan'a ehri dolaacaimi söyledim. "Nereye gitmek istiyorsunuz?" diye sordu hevesle. Adam bayiliyordu bana yardim etmeye. Ama bu benim hikâyemdi, zaten yeterince katmitim onu kendi meseleme, üstelik eminim bürosunda yapacak çok ii de vardi. "Bilmiyorum" dedim kayitsiz bir tavirla. "Neresi olursa. Ama alinmayin lütfen, mümkünse tek baima gezmek istiyorum. Sizinle ilgisi yok, yabanci ehirlerde yalniz gezmeyi severim." Ne demek istediimi anlamadi Mennan ama israr da etmedi, sadece: "Sizi birakmami istediiniz bir yer varsa birakabilirim" diyecek oldu, "Yok" dedim kesin bir tavirla. "Sa olun, ben baimin çaresine bakarim." "Tamam o zaman. Ama bana ihtiyaciniz olursa telefonum açik." Mennan arabasina binip gidince bir süre sokaklarda amaçsizca dolatim. Artik bu iin sonu gelmi gibi görünüyordu. Pasaportumu da bulmutum. ngiltere'ye dönmemek için hiçbir nedenim kalmamiti. Simon'la konuup, yarin sabah bile yola çikabilirdim; buradan stanbul'a, oradan da ilk uçakla Londra'ya. Ama bunu istemediimi fark ettim. Eksik kalan bir eyler vardi. Ne olduunu bilmiyordum, ama yarim kalmilik, tamamlanmamilik duygusu gizli bir yara gibi zonkluyordu zihnimde. Yillarca babamdan uzak kaldiktan sonra onun ehrinde, onun inanciyla, onun kendine rehber seçtii kiilerin hayaletleriyle kari kariya kalmitim. Hazirliksiz bir karilamaydi bu. Haksiz bir yüzleme... ster misin diye sorsalardi, asla kabul etmezdim, ama iin tuhafi imdi bu karilamayi bir sonuca balamadan gitmek istemiyordum. Çalan telefonum düüncelerimden yaama çairiyordu beni. Açtim. Nigel'di. Nedense büyük bir coku hissetmedim. "Alo Karen..." "Merhaba Nigel." Sesim buruk çikiyordu. "Nasilsin?" Zeki adamdi sevgilim, hemen anladi bir eylerin ters gittiini. "Ne oldu? Sesin bir tuhaf geliyor." "Yok, ben iyiyim, soruturmayla ilgili bir pürüz çikti da." "Öyle mi?" Neesi sönmütü. Kim bilir hangi duygularla etmiti bu telefonu, belki de bana Mevlânâ'nin iirlerinden birini okuyacakti yine. "Bo ver" dedim gönlünü almaya çaliarak. "Dün geceki yemek için teekkür ederim, annem çok mutlu olmu." "Sahi mi?" Sesi kuku doluydu. "Bana pek öyle gelmedi. Balarda çok neeliydi ama hamile olduunu duyunca sinirlendi." Niye söyledin ona demedim, çünkü hamile kalmak gizlenmesi gereken bir kusur deildi, hatta benim yaimda bir kadin için annemin de belirttii gibi son ans bile sayilabilirdi. "Bebei aldiracaimizi söyleyince de tadi iyice kaçti" diye sürdürdü sözlerini. "Sanirim annen bir

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

torun istiyor. Bu konuyu onunla konusan iyi olacak. Bo yere umutlanmasin kadincaiz." Sanki beni uyarir gibiydi. Ya da yaadiim onca gerginlikten sonra ben öyle algiliyordum. Aslinda ne yeri, ne de zamaniydi, ama duygularimi daha fazla gizlemek içimden gelmedi. "Nigel, sana söylemek istediim bir ey var." "Neymi?" Hayir, yanli algilamamitim, bir tür meydan okuma duygusu içine girmiti Nigel. Bu ses tonunu çok iyi taniyordum, ne zaman onun istemedii bir konudan bahsedecek olsam ayni tonda konuurdu benimle. Ama korkarim bu kez onun istediklerini yapamayacaktim.. "Bebei aldirmak konusunda emin deilim" diye söylendim kararli bir tavirla. Aramizda binlerce kilometre de olsa yaadii hayal kirikliini bütün airliiyla hissedebiliyordum. "Ama bu konuyu konumutuk" dedi kisa bir sessizliin ardindan. "Hatta ben hastaneden randevu bile aldim." "Özür dilerim Nigel. Haklisin konumutuk, daha dorusu sen fikirini söylemitim, ben de sessiz kalmitim. Düüncelerimi söylemediim için hataliyim. Ama bu bebei aldirmak istediimden emin deilim." "Douracak misin yani?" Sesini yükseltmiti; çikiir, azarlar gibiydi. "Bilmiyorum" dedim ne ezik, ne de sinirli bir tavirla. "Biraz düünmem lazim." "imdiye kadar düünmedin mi?" Giderek daha kirici olmaya baliyordu. "Düünmedim." "Annen etkiliyor seni." Onunla tartimak istemiyordum. "Sadece annem deil, her ey etkiliyor" diye kestirip attim. "Bana biraz zaman ver Nigel. Biraz düüneyim, sen de düün. Londra'ya döndüümde yeniden konuuruz." Sakinliim onu da etkiledi galiba: "Tamam" dedi sinirlerini kontrol etmeyi baararak. "Tamam, sen gelince konuuruz o zaman." "Bunun diinda nasilsin?" "yiyim, iyiyim, bugün ameliyat yok." Ruhsuz, duygusuz, bir tavirla konuuyordu artik. "Tenise gideceim öleden sonra. u senin psikologla maçimiz var." "Oliver'la mi?" "Evet, biliyorsun en son fena yenmiti beni." "Umarim bu defa sen kazanirsin." "Biraz zor ama deneyeceim." "Bol ans." Konuuyorduk ama aramizdaki soukluk bir türlü kalkmiyor-dii. Vedalamamiza da yansidi. Seni

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

çok özledim, ne zaman geliyorsun filan demedi bile. Öylesine söylenmi, kuru bir, "Kendine iyi bak" çikti azindan. Yüreim sizliyordu ama kendimi tuttum, "Sen de" demekle yetindim sadece. "Sen de kendine iyi bak." Telefonu kapattiimda gözyalarima engel olamadim. Neden böyle oluyordu? Neden böyle tikanip kalmitik? Neden bitiyordu her ey? Birden kötümser düündüümü fark ettim, ilikimizin bittii filan yoktu. Sadece farkli düünüyorduk. Belki de Londra'ya döndüümde Nigel'i ikna edebilirdim. Belki o da isterdi çocuun domasini. Ona bu konuda fikrimi hiç söylememitim ki. Belki de beni anlayacakti. Ya anlamazsa, ya çocuu istemezse? Bilmiyordum, ne yapacaimi bilmiyordum. Aklim bu karmaik sorunla urairken, sanki çabuk yürürsem çözümü daha kolay bulabilirmiim gibi adimlarim kendiliinden hizlanmiti. iddetini artiran rüzgârla yariircasina yürüdüm ehrin sokaklarinda... Karnimda, hakkinda vereceim karan bekleyen bebeim, aklimda çözümsüz düünceler, yürüdüm. Sonra kayboldum, evet birbirine benzeyen caddelerin, sokaklarin arasinda yolumu bulamaz hale geldim. Bir an panikledim, ne yapacaimi bilemedim. Ama çözüm birkaç metre önümdeki caddeden geçmekte olan taksideydi. Hiç duraksamadan taksiye iaret ettim. Arabaya binerken, "Nereye?" diye soran taksiciyi, kararlilikla yanitladim. "ems-i Tebrizi Camii'ne." Taksiden inerken ilk yamur damlasi dütü alnima. Gökyüzü lacivert bulutlarla kaplami; gün sanki geceye dönmütü. Sabirsiz bir sanaa yakalanmamak için camiye girdim. Girite ince sakalli, aydinlik yüzlü genç bir adam kariladi beni. Kibar bir tavirla ayakkabilarimi çikartmami, baimi örtmemi rica etti. Eer baörtüm yoksa, kendileri verebilirmi. Boynumdaki duman rengi uzun fulari çözerken, "Var" diyerek, teekkür ettim. Baimi örttükten sonra, ayakkabilarimi çikardim, kapinin iki yaninda karilikli olarak duran raflardan sol taraftakinin en alt sirasina yerletirdim. Mevlânâ'nin Türbesi'yle kiyaslandiinda son derece mütevazi bir ibadethaneydi burasi. Hem cami, hem de türbe. Ama belki ems'e yakian da buydu. Belki ona sorsalar bir türbesi bile olsun istemezdi. Mevlânâ, gökyüzünden daha güzel bir kubbe mi olur, dememi miydi? Eminim ems de onun gibi düünürdü. Yine de Mevlânâ türbesindeki o kalabaliktan sonra burada görevli diinda kimsenin olmadiini görmek keder vericiydi. Sadece keder verici deil, yüzlerce yillik türbenin içindeki bu issizlik, ayni zamanda ürkütücüydü de. Çekingen gözlerle içerisini inceleyerek, karimdaki türbeye doru air adimlarla yürüdüm. Sol tara-fimdaki geni kemerin altindan geçilerek girilen caminin ahap mihrabini fark ettim. Demek insanlar namazlarini burada kiliyorlardi. Mihrabin olduu bölgeyle fazla ilgilenmedim, çünkü be alti metre ötemde, ön cephesi fazla yüksek olmayan ahap tirabzanla çevrilmi, üstünde yeil bir örtü ve kocaman bir sarik olan büyükçe bir sanduka duruyordu. Sandukanin ayakucuna yaklainca, sol taraftaki levhada yazilanlar gözüme çarpti. Yüce Peygamberimiz ile Hazreti Ali arasindaki dostluk, muhabbet, yakinlik ne ise, Hazreti ems ile Hazreti Mevlânâ arasindaki dostluk odur. Aradan yedi yüz küsur yil geçmi olmasina ramen, insanlarin hâlâ onlarin arasindaki ilikiyi savunmak zorunda kalmalari üzücüydü. Öte yandan, bu iki siradii insanin ilikisi merak edilmeyecek gibi de deildi. Onlar buna ak diyorlardi, ama onlarin bu duyguya yükledii anlam ile bizim kavramlarimiz arasinda sanirim epeyce fark vardi. Belki de ems ile Mevlânâ arasindaki ilikiyi çözebilsem, babam ile ah Nesim arasindaki yakinlii da kavrayabilirdim. Tabii babamin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

neden bizi hiçbir açiklama yapmadan birakip gittiini de. Belki de zzet Efendi'ye sormam gereken soru, babamin neden ah Nesim'le gittii deil, Mevlânâ'nin ems'e neden bu kadar büyük bir tutkuyla balandii olmaliydi. Belki kanayan yüzüün gizemi de bununla ilgiliydi, ems'in hakikat dedii büyük sir da... Aklimdan bunlar geçerken, caminin kubbesi ardi ardina vuran gong sesleriyle yankilandi. Baimi sesin geldii yöne çevirince, duvarda antika, ahap bir saat gördüm. Saatin sarkaci saa sola savruldukça, önemli bir olayin vakti geldi dercesine inatla çinliyordu gong sesi. Gong sesi sona erince saatin altindaki bölme gicirdayarak açildi. Yine gizemli bir geçit duruyordu önümde. Kulaklarimda o bildik uultuyu hissettim. Yine o tatli esinti sardi ortalii, yine o itir kokusu çalindi burnuma. Yine ayni ürpertiyle sarsildi bedenim. Evet, kara giysili derviin hayaleti yine etrafimda bir yerdeydi. Sakin gitme diyen içimdeki ciliz sese aldirmadim bile. Bütün benliimi ele geçiren merakimin eteine tutunarak yürüdüm o güzelim itir kokusunun younlatii yere. Saatin altindaki geçitten içeriye girince, toprain derinliklerinden gelen bir nem çarpti yüzüme, bir titreme aldi bedenimi, ama durmadim. San kandillerin aydinlattii dar, kemerli bir dehlizde ilerlemeye baladim. Birkaç adini sonra etrafi yaldizli kalin ahapla çevrili cam bir kapi çikti karima. Ne tokmai vardi, ne kilidi? Nasil geçeceim diye düünürken bir gölge dütü cam kapinin öteki tarafina. Dikkatli bakinca gölge bir insana dönütü, insan bizim gezgin dervie. "Neden durdun?" diye sordu sanki aramizda cam yokmu gibi. "Niye yürümüyorsun?" Aramizdaki camdan engeli göstererek açikladim. "Görmüyor musunuz cam var? Nasil geçeyim?" "O cam deil, ayna." "O zaman bu aynanin sirri dökülmü; çünkü öteki tarafini görebiliyorum." "Görmüyorsun" dedi çekik, siyah gözlerini iyice kisarak. "Çünkü bu aynanin öteki tarafi yok. Gördüün kendi yansiman." Bakilarimi kendi bedenime çevirdim; hakliydi, yine siyah giysiler içindeydim, yine ellerim yalanmiti, yine suretim ems'e dönümütü. Baimi kaldirdim, aynanin içinde kendimi gördüm, bu kez airmadim. Baimi kaldirdim, ems'e dönümü suretimin bir adim gerisindeki demir halkali ahap kapai fark ettim, gitmem gereken yolu anladim. Döndüm, demir halkadan tutarak, ahap kapai kaldirdim. Kivrilarak toprain derinliklerine inen bir merdiven belirdi ayaklarim dibinde. Hiç duraksamadan, hiç yadirgamadan, sanki her gün bu merdivenleri kullaniyormuum gibi ustalikla inmeye baladim basamaklardan. Daha ilk adimda duydum fisiltilari. "Bu iranli dervi, büyü yapti Mevlânâ Hazretleri'ne... Baka türlü eyhimiz balanmazdi ona." Her basamakta baka bir ses, baka bir nefreti kusuyordu. "Fiili livata yaptiini söylüyorlar, esasen erkek bedenine dükünmü bu ems-i Perende..." ndikçe daha güçlü duyuluyordu fisiltilar. "Geçen gün çarida peygamberliini ilan etmi diyorlar..." Kanatsiz bir iblis gibi adimlarimi izleyen fisiltilar, homurdanmaya dönüüyordu. "Allah'a irk kouyormu zindik. Tövbe tövbe, ben Allah'im dediini duymular..." Homurdanmalar açikça dümanlik ilan ediyordu. "Moollarin adamiymi diyorlar. Konya'nin haritasini verecekmi onlara, ehre rahatça girsinler diye..." Dümanlik tehdite varmiti sonunda. "Katli vaciptir bu kara derviin. Tez zamanda, tez elden halledile." Merdivenin son basamaindan

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

ta bir zemine indiimde sesler kesildi birdenbire. Odamdaydim. Celaleddin'in yaamam için bailadii odamda. Ama hiç eya yoktu ortalikta. Ne duvarin kenarindaki sedir, ne yere serili kilim, ne Vezir Karatay'in Celaleddin'e hediye ettii rahle, ne ilemeli sürahi. Sadece bir tabut. Sanki içindekini herkes görsün de ibret alsin diye camdan yapilmi bir tabut. Tabutun içinde genç bir kiz; benim karim Kimya. Sanki ölmemi gibi taptaze, sanki az sonra gülerek uyanacakmi gibi yanaklari pespembe. Belki de dokunsam gözlerini açacak, belki de seslensem kalkacak. Ama dizlerimin bai çözülmü, ben de o cesaret nerede? O anda duydum kapiya vuran insan elinin sesini. "ems Efendi... Ey ems-i Tebrizi, kapiya gel az hele." Hiç airmadim duyduklarima, korkmadim, telaa kapilmadim. Demek vakit gelmiti. Yekindim, kapiya yürüdüm. Elimi kilide götürmeden döndüm bir kez daha baktim, camdan tabutta yatan günahsizin kefensiz bedenine. Allah'a sözüm olmasaydi eer hiç durmaz deitirirdim kendi canimi, onunkiyle. Ama vaat edilen yerine gelmiti, ben de vaat ettiimi yerine getirmeliydim. Kapiyi açtim. Zemherinin souu hücum etti içeri, ayaz alevsiz bir ate gibi yaladi yüzümü. "Buyrun" dedim dolunayin kara gölgeler haline getirdii yedi kiiye. "te geldim, deyin ne diyecekseniz?" Kimse bir ey diyemedi. Ki gecesinin sessizlii, kati bir ayaz gibi çöktü aramiza. En önde durani seçer gibi oldum. Bu, Hüdavendigâr'in asi olu Alaeddin'di. "Alaeddin" dedim görmediim gözlerinde hakkimda verilen hükmü okuyarak. "Alaeddin, sen misin?" Bir adim öne çikti Alaeddin sandiim gölge. Kendi yüzümü gördüm onun suretinde. "Hatirla" dedi kendi dudaklarim bana. "Verdiin sözü hatirla." Dolunayla aydinlanan sessiz bir bahçe canlandi gözlerimin önünde. O ilahi gecede Allah'a öyle yakarmitim: "Ey göü ve yeri yaratan, ey olmazi olur kilan... Kendi gizli sevgililerinden birinin adini bana söyler misin?" O ulaildikça ulailmaz olan, bana öyle demiti: "stediin can, herkesin gözünden sakli, güzel ve mafirete nail olmu, Belim Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin'dir." Ben de, ona, demitim ki: "Ey umutlarin umudu, ey varliimizin kutsal iii. O sevgilinin mübarek yüzünü, Muha mmed Celaleddin'in suretini bana gösterirmisin?" Her eyi görüp bilen, bildiimizi kat kat çoaltarak, anlamlara ayiran bana demiti ki: "Buna teekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düünmeden uzatmitim boynumu. "Baimi!" Takdiri yaratan, takdir etmiti hediyemi ve demiti ki: "Mana budur ite. Ak budur. Akin tek bedeli vardir, o da candir. Ölümle kutsanmayan ak, ak deildir. Bundan böyle Baha Veled'in olu Muhammed Celaleddin sana helaldir. Git ve onu bul. Git, onu bul, ama bize verdiin sözü de unutma." Unutmamitim. Her nefes aliimda, her adim atiimda gerçeklesin diye uratiim kutsal amacimi nasil unutabilirdim. Alaeddin sandiim bedenden bana bakan kendime gülümsedim.

www.soncemre.com "Vakit geldi mi?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Geldi" dedi benim suretimde görünen. "Hazir misin?" "Hazirim" dedim gözlerimi bile kirpmadan. "Yaratmak da, yok etmek de sana mahsustur." Önce bir ses duydum; kinindan siyrilan bir biçak, zehrini kusan bir engerein tislamasi, yirtilan tenin yumuak yankisi. Baktim, imdi Alaeddin duruyordu karimda. Gülümsemeye çalitim, birakmadilar; bakilarimla anlatmak istedim, firsat vermediler. Ayni anda yedi kez parladi yedi biçak dolunayin iiinda. Ayni anda tam yedi kez sarsildim. Yedi kez açildi bedenimde yedi ate çiçei. Sonra yedi ate çiçeinden usulca gökyüzüne yükselen kendi ruhum. Sonra taa damlayan kan. Sonra gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu, ürkütücü bir serinliin içinde yüzen aaçlar, katmerlenen ki gülleri, tazelenen nergisler, bedenimi parçalayan yedi kii. Yedi öfkeli yürek, nefret tarafindan ele geçirilmi yedi akil, yedi keskin biçak. Ne yaptiklarinin farkinda bile olmayan yedi zavalli âdem. Ve sonra tataki kan; canli cansiz ne kadar mahlukat varsa hepsini içine alarak koyulaan o bir damla kan. 40 "O kanayan yüzüü bana niye vermiti?" Gözlerimi açtiimda ems'in sandukasinin ayak ucunda, mavi nakili kirmizi bir halinin üzerinde yatiyordum. Halidan yükselen air boya kokusu baimi döndürüyor, midemi kaldiriyordu. Sirtimi türbenin duvarina dayarken ince sakalli görevli yetiti. "Hanfendi... Hanfendi... yi misiniz?" Türbenin önündeki ahap tirabzana tutarak doruldum. "yiyim, iyiyim..." dedim gülümsemeye çaliarak. "Bir an kendimi kaybetmiim." Sahici bir kaygiyla mirildandi görevli. "Kalkmasaydiniz... Renginiz sararmi." Endieyle baimda dikilen adama, aslinda u sandukanin sahibi yakami birakmiyor, az önce bana kendi ölümünü yaatti, gördüklerimin iddetinden bilincimi yitirmiim diyemeyeceim için, "Merak etmeyin, imdi geçer" dedim içimde yükselen bulantiyi bastirmaya çaliarak. "Bir bardak su verebilir misiniz?" "Hemen" diye seyirtti genç görevli. "Hemen getiriyorum." Yalniz kalinca kendimi daha iyi hissettim. Toparlanirken ems'in sandukasinin yanindaki baka bir levhaya takildi bakilarim. Yedi kiskanç, cahil insan tarafindan ehit edilen ems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makami. Belki de buraya ilk geldiimde bu yazi gözüme çarpmi, bayildiimda gördüklerim de okuduklarimin etkisiyle gerçeklemiti. Gerçi bu yaziyi okumami olsam bile Mennan'in anlattiklarindan ems'in nasil öldürüldüünü biliyordum. Yani az önce gördüüm kâbus ya da sanri duyduklarimin etkisiyle yaanmi da olabilirdi. Deilse bile, üç gündür baima gelenlerden sonra ems'in türbesini tek baina ziyaret, etmek bile sinir sistemimi alt üst etmeye yetmi, bilinçaltimi, aklima kari yine isyana kaldirmi olmaliydi, Mantiim her zamanki gibi açiklanabilir çözümler ararken, ruhum içten içe yaadiklarimin bir hayal, bir kâbus deil, gerçein ta kendisi olduuna giderek daha çok inaniyordu. Aklim ile ruhu mun arasindaki bu çetin savata benliim tuhaf bir sessizlie bü rünüyor, çaresizlik içinde olacaklari izlemekle yetiniyordu. "Buyrun hanfendi." Görevli elindeki su dolu bardai bana uzatiyordu. Bardai alip dudaklarima götürdüm. Tatsiz, yavan bir suydu, yoksa kuyudan mi çekiyorlardi? Nemli toprak kokusunu burnumda duydum yeniden, yerin derinliklerine inen

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

merdiven geldi gözlerimin önüne, tehdit eden fisiltilar, camdan tabutta yatan Kimya'nin taze cesedi, taa damlayan kan... Bulantim artmaya baladi. Temiz havaya ihtiyacim vardi. Bardai, genç görevlinin eline tututurdum, yarim yamalak bir teekkür ettikten sonra kendimi hizla diari attim. Ayakkabilarimi bile caminin önünde geçirdim ayaklanma. Caminin birkaç metre ötesindeki çemenin alçak duvarina yaslanip derin derin nefes aldim. Açilir gibi olmutum. Kaldirima doru yürüdüm. Galiba bütün bunlar hamilelikle ilgiliydi. Ba dönmesi, dümeler, bulanti... iyi de kâbuslar ne oluyor? Benim bildiim hamile kadinlarin olmayacak yiyecekler ister cani. Ne bileyim, kiin ortasinda karpuz, yaz gününde kestane gibi. Hamilelik sendromu olarak hayaletler gören bir tek ben vardim herhalde, ingiltere'ye döndükten sonra da Londra'nin ölmü azizlerinin hayaletleriyle mi uraacaktim? Yok canim daha neler? Bütün bunlar babamin Mevlevi olmasiyla ilgili. Annemin söyledii gibi yaadiklarimin hepsi bizim evde konuulmu konular. Örendiim bilgiler de bu bilmem kaç bin yillik ehirde tuhaf hayaller yaatiyor bana, hepsi bu ite. Ama öte yandan kabul etmem gerekir ki, hamilelik hakkinda yeterli bilgiye sahip deildim. Dönünce hemen bir kadin doum uzmanina görünsem iyi olacak. nanmazdi ki söylediklerime. Deli deyip çikardi iin içinden. Yok, kimseye anlatamam bu yaadiklarimi. Belki anneme. O inanirdi, ama psikolojik problemlerim olduunu düünürdü. Küçükken hayali arkadaim Sunny ve uykuda yürüdüüm için doktora götürmemiti, fakat bu kez bir dakika bile kaybetmeden Londra'nin seçkin psikiyatri kliniklerine tairdi beni. Hayir, hayir anneme de anlatamazdim. Bo yere onu kaygilandirmanin bir anlami yoktu, bu ehirden gidince her ey düzelecekti. Neden düzelsin? Kâbuslarimda yaadiklarimdan hiçbir ey anlamamitim. ems bana ne söylemek isliyordu? Neden sürekli kendi yaamini gösteriyordu hana? Neden Mevlânâ'yla ilikisine ait yaanmiliklara götürüyordu beni? Peki u sir neydi? Herkesin eriemeyecei u mutlak hakikat. Kendi yaamindaki bir olay mi? O kanayan yüzüü bana niye vermiti? O yüzüün taindaki düümlenmi kalp kendisine ait olduu için mi? Yoksa nasil öldürüldüünü açiklamami mi is tiyordu benden? Fakat bu, zaten biliniyordu. Ahmed Eflaki yüzlerce yil önce yazmiti bu konuyu. Öyleyse niye birakmiyordu yakami? Her firsatta rüyalarima sizmasinin, kâbuslarimi kikirtmasinin, gecelerimi korkuya dönütürmesinin bir nedeni olmaliydi7 Babam yanimda olsaydi açiklardi eminim. Çünkü bu onun inanciydi, onun kültürüydü, o bilmezse kim bilecekti. Ama babam kim bilir neredeydi? Gerçi yanimda olsa, sözlerime nasil bir tepki vereceinden de emin deildim. Bana inanmayabilirdi de, çildirmi olduumu bile düünebilirdi. Üstelik bunda hakli da olabilirdi; çünkü artik ben de kendimden emin deildim. Benim de bu yaadiklarim ne hamilelikle ilgiliydi, ne de babamin inanciyla, belki de gerçekten air air aklimi yitiriyordum. Birden üç gün önce ems'le ilk karilatiimiz yerde bulunduumu fark ettim ems'in yüzüü bana verdii yerde. Sanki yine karima çikacakmi gibi etrafa bakindim, ama etrafta ne o tuhaf dervi, ne de kara gölgesi vardi. Park oldukça sakindi, hizla yürümekte olan iki erkek ile pazar çantasini tika basa sebzeyle doldurmu çarafli bir kadindan baka kimseyi görmedim. Yine bir damla yamur dütü yüzüme. Baimi kaldirdim gökyüzüne baktim. Hayir, yamur yoktu gökyüzünde, tersine lacivert bulutlar hizla dailiyor, utangaç bir güne air air parlak yüzünü gösteriyordu. ems'in sözlerini hatirladim. "Madde âleminin günei doduunda, mana âleminin günei kaybolur." Evet yine onun sesi yankilanmiti kulaklarimda, yine sözleriyle meguldü aklim, bir türlü kurtulamiyordum ondan. Sanki görünmeyen varlii beynimin kivrimlarina yapiip kalmiti. Ama söyledikleri de doruydu, ya gece çikiyordu karima ya da gün iii kaybolduunda. Çünkü aklimiz gerçei göremezse, kontrolü ele geçiren bilinçaltimiz, abuk sabuk kâbuslar gösterir diye açikladim kendi kendime. Bu açiklama

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

biraz daha iyi hissetmemi saladi. Saat kaç olmutu acaba? Baktim on ikiye geliyordu. zzet Efendi ile görüme vaktine az kalmiti. Seyrek aaçlikli parkin çikima yürümeye baladim. Kaldirima yaklainca, beni Mevlânâ Türbesi'ne götürecek bir taksi aranirken telefonum çaldi. Bak-tim, Simon'du. Canim onunla hiç konumak istemese de artik bu lükse sahip deildim, telefonu yanitladim. "Merhaba Simon." "Merhaba Karen... Nasil gidiyor?" Hiç çekinmeden, açikça söyledim kötü haberi. "Ne yazik ki durum berbat Simon. Adamlarin oteli kundakladiini kanitlayamiyoruz..." "Sabah yolladiin elektronik postada Ziya'nin adamlarinin gözaltina alinacaini, evlerinde arama yapilacaini yazmitin." Sesindeki hayal kiriklii sezilmeyecek gibi deildi. O kadar çaresizdi ki neredeyse beni suçlayacakti. Olan biteni bütün çiplakliiyla anlattim ona. Bütün beklentilerimizin bo çiktiini, Ziya'nin sandiimizdan da kurnaz bir adam olduunu ayrintilariyla aktardim. Sessizce dinledi, aslinda en baindan beri bu sonucu bekliyor olmaliydi, ama benim durumu deitirebileceimi ummutu. Olmamiti ite, mucize gerçekletirecek halim yoktu. Ziya'nin otelini sigortalarken dikkat etmeliydiler. Adamin adi daha önce de yolsuzluklara karimiti; böyle birini müteri olarak kabul etmemeleri gerekiyordu. Söyleyeceklerim sona erince, bir süre sessiz kaldi Simon. Düünüyordu, aklindan kim bilir ne tilkilikler geçiyordu. Belki de uçaa atlayip Konya'ya gelmeyi tasarliyordu. Ama sandiim gibi çikmadi. "Sen ne öneriyorsun?" Sanirim yenilgiyi kabul etmekten baka çaresi olmadiini anlamiti. "Ne yapmaliyiz sence?" "En akillicasi uzlamak. Pazarlia oturup, üç milyon paundu ne kadar aaiya çekebilirsek çekmeye çalimak." Yine suskun kaldi. "Galiba haklisin" dedi söze baladiinda. "En dorusu pazarlik yapmak. Ama yine de ben biraz düüneyim, bizim avukatlarla bir görüeyim, belki onlar daha iyi bir yol bulurlar." Derinden bir iç geçirdi. "Bu arada sen de u Ziya denen herifle bir görü. Kafasinda ne var örenmeye çali. Ama sakin niyetimizi belli etme. Ziya tazminatta nereye kadar inebilir, bunu anlayabilirsen elimiz çok kuvvetlenir. Akam yeniden konuuruz." "Oldu, bugün Ziya'yla görüür, akam sonuçlan bildiririm sana." "Anlatik." Kapatacak sandim yapmadi. " böyle sonuçlandi diye moralini bozma Karen. Elinden geleni yaptiini biliyorum. Hadi sana bol ans." Ne yalan söyleyeyim airmitim; Simon iyi bir müdür olmasina ramen en kötü özellii baarisizlii paylamaya yanamamasiydi; eer i olumsuz sonuçlanmisa bunun sorumluluunu size yüklemeye çaliirdi. Birlikte çalitiimiz süre içerisinde belki de ilk kez anlayi gösteriyordu. "Teekkür ederim" dedim takdir eden bir sesle. "Görüürüz." Simon'la vedalairken önümden geçmekte olan bir taksi gördüm, ama durdurmadim, hazir telefon elimdeyken Ziya'nin numarasini hiladim. Ardi ardina çalmaya baladi telefonun zili, ama Ziya açmiyordu. nat ederek bekledim, tam sekizinci çaliinda açti. "Alo Miss Karen." Sesi souktu, aceleyle konuuyordu. "Kusura bakmayin, bankada bir görümedeyim de..." "Asil siz kusura bakmayin Ziya Bey. Çok kisa konuacaim Bulumamiz gerekiyor, soruturmayla

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

ilgili kimi bulgulara ulatim, raporumu yazmadan önce bunlari size anlatmam gerek." "Ne gibi bulgular?" Telalanmaya balamiti, bu iyiydi, airdan almamda yarar vardi. "Telefonda olmaz. Üstelik sizin vaktiniz de yok. Bulutuumuzda anlatirim." Sesimden durumun ciddi olduunu anlamiti. Üstelik iki adami da gözaltina alinmiti, elimde neler olduunu merak ediyordu "Tamam o zaman, birkaç saat içinde görüürüz." "Nasil? Nerede?" Kendinden emin bir sesle yanitladi: "Merak etmeyin, Konya küçük yer, sizi bulurum. yi günler." Beni nerede, nasil bulacakti, sormama bile firsat vermeden kapatti. Belli ki ona yüklü para getirecek bir i görümesinin ortasindaydi. Ve müterilerinin yaninda iini bozabilecek bu tatsiz konuya hiç girmek istemiyordu. 41 "... müridi olmayanin imami eytandir." Dervian Kapisi'nin önüne geldiimde dün olduu gibi küçük bir kuyrukla karilatim. Bu kez ingilizler deil, balarina mor fesler takmi Fransiz turistler doldurmutu Mevlânâ Müzesi'nin giriindeki bilet giesinin önünü. Ama bizim Mennan ortalikta görünmüyordu. Erken mi gelmitim yoksa? Saatime baktim, yoo tam on ikiydi. Nerede bu adam diye aranirken, gülümseyerek turnikelerin arkasindan seslendi "Buradayim... Miss Karen burdayim." Onu görünce turnikelere yaklatim, yanindaki resmi giysili görevli beni içeri aldiktan sonra bizi yalniz birakti. Türbenin bahçesi yine tiklim tiklim ziyaretçi doluydu. Merakli topluluun arasindan geçerken sordum: "Erken geldiniz galiba?" "Öyle oldu." Sanki suçluymu ezik konuuyordu. "Sizden ayrildiktan hemen sonra, zzet Amca aradi. 'Beni türbeye sen götürür müsün?' dedi. Sesi üzgün çikiyordu, belli ki tatsiz bir eyler olmutu. Kabul ettim tabii. Onu evinden alip, müze müdürüne getirdim." "Ne olmu peki? Neden üzgünmü?" "Ne olacak" diye söylendi öfkeyle. "Ziya alçai, zzet Amca'nin evine ipotek koydurmak istiyormu. Beyefendi bankadan kredi alacakmi da, teminat olarak babasinin evini gösterecekmi." Ziya iyice sikimiti demek, yapacaimiz pazarlik için iyi bir kozdu bu, ama aklim babasinda kalmiti. "izzet Efendi ne diyor bu ie?" "Ne diyecek, zinhar olmaz diyor. Üstelik demekle de kalmiyor kaç zamandir düünüp de yapmadii bir ii hemen uygulamaya koyuyor. Müzeye de bunun için gelmek istemi zaten." Ne söylemek istediini anlamamitim. "Ne için?" Yüzünde tertemiz bir gülümseme belirdi; yeil gözlerini tatli bir aydinlik basti. "Evini müzeye bailamak için. Evet, malini mülkünü elinde? ne varsa her eyini Mevlânâ Müzesi'ne bailamak istiyor. Müze Müdürü Saim Beyle de onu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

konutular. Kimi hukuki engeller varmi, buradan çikinca benim avukata götüreceim izzet Amca'yi." Takdir ettim zzet Efendi'yi, olu dururken malini mülkü bir müzeye bailamak kolay i deil. "Peki öteki akrabalari ne diyecek bu ie?" diye sordum. "Baka çocuu var deil mi?" Müjdeli bir haber verir gibi, "Yok" diye sevinçle söylendi. "Ziya'dan baka çocuu yok." Sessizce gülmeye baladim. "Desenize çok bozulacak Ziya Bey bu ie." "Bozulsun" dedi Mennan kati bir tavirla. "Çoktan hak etti bunlari erefsiz." Renkli turist kalabaliini bahçede birakarak bir koridora girmitik. Eliyle sa taraftaki ahap kapiyi gösterdi. "Burasi Miss Karen. Müdür Bey bu odayi bize ayirdi." zzet Efendi odadaki tek pencerenin önünde oturuyordu. Mennan'in anlattiklarindan sonra onu gergin, öfkeli bulacaimi saniyordum ama tipki dünkü gibi huzur dolu bir gülümseyile kariladi beni. Yanina yaklairken ayaa kalkti, saygiyla elimi uzattim. "Merhaba." "Merhaba kizim" dedi uzattiim eli güçsüz parmaklariyla sikarken. "Seni her gördüümde, Poyraz'in kokusunu duyuyorum. Allah senden razi olsun." "Asil teekkür borcu olan biziz" dedim bu sevgi dolu adama bakarken. "Görüme teklifimizi kabul ederek bizi mutlu ettiniz." Yali yüzü iidi. "Ne demek, Poyraz'in kizi benimle konumak isteyecek, ben de kabul etmeyeceim. Olacak i mi?" Eliyle karisindaki iskemleyi gösterdi. ' "Buyur, otur öyle." skemleye yerleirken etrafa baktim: Oda küçük bir kütüphane gibiydi. Camli raflarda altin yaldizli, bez ciltli sira sira kitaplar, duvarlarda çerçevelenmi Mevlânâ ve dönmekte olan semazen resimleri, nereden geldiini kestiremediim hafif bir ney sesi. "Ne güzel bir yermi burasi" diye söylendim. "Küçük ama sicacik bir oda." "Güzel olmaz mi? Mevlânâ Hazretleri'nin makami." Tarçin rengi gözleri kederlenir gibi oldu. "Bakima ihtiyaci var ama, para gerekiyormu, çok para az evvel Müze Müdürü Saim Bey söyledi." "Umarim gereken para sizin gibi hayirseverler sayesinde bulunur" diyecek oldum, zzet Efendi'nin yüzü asildi; alinmi gözlerle Mennan'a bakti. Zavalli Mennan kipkirmizi oldu, yerin dibine geçti. Sanirim büyük bir çam devirmitim. "Özür dilerim" diyerek toparlamaya çalitim. "Mennan'i ben zorladim açiklamasi için, onun bir suçu yok." Yaz yamuru gibi çabucak geçti zzet Efendi'nin darginlii. "Kimsenin suçu yok" dedi iikli gözlerini güzelletiren bir hogörüyle. "Hayir iini yapan kiinin bilinmesi iyi deildir, ama mademki açia çikti, bunda da bir hayir vardir deyip geçmek lazim." Kisa bir suskunluk oldu. Kötü bir balangiç yapmitik, imdi de, kirgin olduu olu hakkinda sorular sormak hiç ho kaçmayacakti. Belki Ziya hakkinda konumayi bir yana birakip, dorudan ems konusuna girmek daha iyi olur diye düünürken: "Cenabi Allah Kurani Kerim'in Hud suresinde, baba ile evlat arasindaki ilikiye güzel bir örnek sunar" diyerek sormamayi düündüüm soruyu yanitlamaya baladi zzet Efendi. "Allah, Nuh Peygamber'e yaklamakta olan tufani bildirir, kocaman bir gemi yapmasini buyurur. Kendisine

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

inananlari da bu gemiye davet etmesini söyler. Ama inanmayanlar Nuh Peygamberin sözleriyle alay ederek, onun davetini kabul etmezler. Ne yazik ki daveti reddenler arasinda Nuh'un olu da bulunmaktadir. Nuh Peygamberin tüm israrlarina ramen olu gemiye binmez, 'Ben yüksek bir daa siinarak, sulardan korunurum' der. Ama korunamaz, seller Nuh'un olunu sürükleyip götürür. Bunun üzerine Nuh Peygamber, Cenabi Hakk'a 'O benim ailemdendi, neden onu korumadin' diyecek olur, Hak Teala ona öyle seslenir: 'Ey Nuh, o senin ailenden deildir. Çünkü o hiç de doru olmayan bir i yapmitir.' Bu sözler üzerine Nuh gerçei anlar ve olu için Allah'a soru sormaktan vazgeçer." Tarçin rengi gözlerini yüzüme çevirdi. "Evet, güzel kizim. Ziya benim olum olmasina ramen artik benim ailemden deildir. Allah, insanlari onun errinden korusun. Biliyorum ki onunla i yapiyorsunuz ama benim Ziya hakkinda söyleyeceklerim bundan ibarettir; eer bana iyilik etmek istiyorsan lütfen onu benden sormayin." Ne yalan söylemeli beni utandirmiti zzet Efendi. "Merak etmeyin" dedim özür dileyen bir tavirla. "Ziya Bey hak-kinda konumayacaiz. Benim sizden örenmek istediim konu Mevlânâ ile ems arasindaki dostluk." Baka bir konuyu hatirlami gibi hemen atildi. "u kanayan yüzük hikâyesini okuyabildin mi? ems Hazretleri'nin kitabindakini diyorum. Ben kitabi bulamadim da." "Bulduk, bulduk" dedim ama imdi bu konuya girmek istemiyordum. "Bahsettiiniz hikâyeyi de okudum. îlginç bir hikâye ama bana verilen yüzükle ilgisi yok." "yi o zaman" dedi hiç israr etmeden. "imdi sorduun soruya gelelim. Söyle bakalim, Neden merak ediyorsun bu iki mana erinin arasindaki sevgiyi?" Dürüst davranmak iyi olacakti. "Aslinda babam ile size dün bahsettiim u Pakistanli ah Nesini arasindaki dostluu merak ediyorum. Sanirim babam bu ilikide, Mevlânâ ile ems'i örnek aliyordu kendisine." içtenliim onu memnun etmiti. "Haklisin, hepimiz onlan örnek aliriz. Peki sen tam olarak neyi örenmek istiyorsun?" "iki erkek nasil bu kadar yakin olabilir? Bu nasil bir dostluktur ki; iki yetikin insan birbirinden kopamaz hale gelir?" Sanki sözlerim onu derinden etkilemi gibi gözlerini kapatip, baini usulca sallayarak mirildandi: "Çünkü onlari birbirine ak balamiti. Mevlânâ Hazretleri bu konuda öyle buyurmutu. 'Bende bana dair hiçbir ey birakmayan bu ak hakiki hürriyettir.' Ama sadece gördükleriyle yetinen insanlar anlayamaz bunu." Gözkapaklari aralandi, mahmurlami gözlerini yüzüme dikti. "Çou kii, senin gibi ems Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk bulumalarinin ardindan bir odada halvete çekildii günlerde neler yaptiklarim merak eder. O halvet günlerinde ne olmutur ki, Mevlânâ Hazretleri, odadan çiktiktan sonra ders vermeyi, vaaz etmeyi, bir yana birakip en büyük sirrin peine dümütür? 0 günlerde Mevlânâ Hazretleri'nin hanimi Kira Hatun da merak içindedir; yaptiinin yanli olduunu bile bile kendine engel olamaz, bu iki Tanri dostunun kapandii çilehanenin kapisinin deliinden içeriyi gözetler. Bakarki Mevlânâ Hazretleri ile Sems-i Tebrizi Hazretleri karilikli oturuyorlar. Ne bir ses, ne bir söz, çit çikmiyor aralarinda. Yüzlerinde derin bir sükunet, derin bir huzur, derin bir mutluluk, iki bedende sakli iki ruh, dilsiz, dudaksiz, iaretsiz sadece bakiarak konuuyorlar. Kira Hatun bu anlama yolunu bilmedii için, onlarin ne yaptiini da anlayamaz." Sadece Kira Hatun deil ki, ben de anlayamiyordum. "Peki ne yapiyorlar?" diye atildim heyecanla. "Ne oluyormu

www.soncemre.com öyle sessizce oturunca?"

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ariyorlardi" diye mirildandi sabirla. "O sessizlikte, hiç kipirdamadan, hiç soru sormadan, hiç cevap vermeden öylece oturmu kendilerini ariyorlardi. Ama kendileri diye aradiklari Cenabi Hak'tan bakasi deildi. Bu yüzden biri âik oldu, öteki mauk. Çünkü ak olmadan Hakk'a ulaamayacaklarini biliyorlardi. Mevlânâ Hazretleri o ani u sözlerle dile getirmitir: 'Gönül ile ak, yüz perdeden soyundu / Her ikisi yan yana, can cana oturdu / O anda ikisinin arasina Cebrail girecek olsa dahi / akin ateinden kurtulamaz cayir cayir yanardi.' te böyle güzel kizim onlar Hakk'i bulmak için aki seçtiler." izzet Efendi'nin sözleri kafami iyice karitirmiti. Anlayabildiim kadariyla sordum. "Bu ak, kadinla erkek arasindaki bildiimiz aktan, farkli bir ey deil mi?" Cahilliime üzülmü gibiydi, ama en ufak bir küçümseme belirtisi bile görünmedi yüzünde. "Dün de söyledim, kadin ile erkein aki cüzzidir, sinirlidir, geçicidir, atei zayiftir, insan ruhunu olgunlatiramaz, piiremez, yakamaz." Sa elinin iaretparmaini usulca yukari kaldirarak yeniden gözlerini yumdu. "Duyuyor musun?" Neyden yükselen kederli ezgiye dikkatimizi çekiyordu. "te ak budur. Mevlânâ Hazretleri diyor ki; 'Biz ney gibiyiz, bizdeki name senden.' O büyük insan, Allah'a götüren birçok yol olduuna inaniyordu, ama kendisi sema ve müzii seçtiini söylüyordu. Eflaki Dede'nin yazdiina göre, Mevlânâ Hazretleri bir gün oturmu müzik dinliyordu. O sirada bir dostu içeri girdi. Müzisyene dönerek sertçe uyardi. 'Ezan okunuyor, biraz sussana.' Mevlânâ hemen araya girdi. 'Hayir' diyerek müzisyenin susmasina engel oldu. 'Bu da bir ezandir. Her ikisi de Allah'a sesleniyor. Biri diaridan ibadet etmeyi, öteki onu tanimayi, onun akini hissetmeyi istiyor. Müzii küçümseme, onun ritminde bir sir saklidir, eer açiklasaydim dünya altüst olurdu.' Evet, böyle söylüyor. Mevlânâ'nin sözünü ettii sir aktir. Müzik ise onu aka çairan ezan. Bu yüzden Mesnevi'nin girii neye bir güzellemedir: "Dinle neyden, hikâye etmekte, ayriliklardan ikâyet etmekte." Neyin kamiini bir göl kenarindan kesmiler. Kamiin gövdesinde yedi delik açip onu ses verecek bir hale getirmiler. Neyzen ne kadar usta olursa olsun, her üflediinde, her deiik makamda ney kendi özlemini getirir dile. O kesildii göl kenarim özlemektedir. Çünkü o, göl kenari denilen bir bütünün parçasidir. Gerçek huzuru, gerçek mutluluu, gerçek sevinci ancak o bütüne ulatiinda bulacaktir. Öte yandan ney de kesildii göl kenarinin niteliklerini kendi gövdesinde ve ruhunda tair. Tipki Cenabi Hakk'in çamurdan yaratip, gövdesinde yedi delik açtiktan sonra can nefesini üfledii Hazreti Âdem gibi. Allah, Hazreti Adem'in burnuna yaam nefesini verirken, kendi ruhundan bir parçayi da onun canina katmitir. Yani yeri, göü yaratan, dört iklim, yedi kitanin, dokuz katli göün hâkimi olan Allah ayni zamanda içimizdedir. Ama nefsimizin istekleri bizi yanli yola sürükler, yemeye, uykuya, ehvete duyduumuz açlik, kabaran benliimiz o kutsal parçayi ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki, çou insan kendi içindeki bu cevherin farkina bile varmaz, ite bu parçayi fark ederek aramaya balayan kiiye âik deriz. Aramanin kendisine de ak. Yani aslolan aramaktir. Lakin arayi tek baina olmaz; bize bir öretmen, bir mürit baka bir deyile bir mauk gerekir. Çünkü kimse o kildan ince, kiliçtan keskin, o sevda köprüsünden tek baina geçemez. Ama bir kez geçti mi artik mauka da ihtiyaç kalmaz. Aik da, mauk da, seven de sevilen de sadece o kii olur. Tipki Cenabi Hak gibi." "Yani ems, Mevlânâ'yi Allah'a götüren kiiydi, öyle mi?" Gülümseyerek baini salladi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Gösteren de diyebilirsin. ems Hazretleri, mürit mürit ilikisini u misalle çok güzel açikliyor: Bir gün bir müride sordular. 'Senin müridin mi daha iyidir, yoksa Bistamli Bayezid mi?' Mürit düünmeye bile gerek duymadan yanitladi. 'Müridim daha iyidir.' 'Ya müridin mi daha iyidir yoksa, hââ Hazreti Muhammed mi?' Cevap ayniydi: 'Müridim.' 'Ya müridin mi daha iyidir yoksa Tanri mi?' Azindan çikan söz deimedi. 'Müridim.' 'Böyle söyleyerek günaha girmiyor musun?' Mürit kendinden ve sözlerinden emin gururla açikladi: 'Girmiyorum: Çünkü bana Allah'in varliini, birliini, tüm üstün niteliklerin onda toplandiini, ei, benzeri bulunmadiini öreten müridimdir. Çünkü müridi olmayanin imami eytandir.'" Kisa öyküsünü tamamlayan izzet Efendi bizi süzerek ekledi: "Bu meselin de anlattii gibi mürit ile mürit arasindaki iliki en büyük sevgiden daha derindir." îittii sözlerden etkilenen Mennan hayranlikla mirildandi. "O sebepten Mevlânâ benim dinim aktir, diyordu." Hemehrisinin eline dostça dokundu yali adam. "Mecnunla düüp kalkan, Leyla'dan baka ne konuabilir ki?" ah Nesim de babamin maukuydu o zaman. Onu Tanri'ya götürecek olan kii. Bu yüzden babam için bu kadar önemliydi. Mevlânâ da yine ayni nedenle vazgeçemiyordu ems'ten. Peki ya ems? Kukusuz Mevlânâ da ems için ayni anlami taiyordu. Kim âik, kim mauk, kim mürit, kim mürit hepsi birbirine karimi olmali. Ama ems, Mevlânâ kadar güzel dile getiremiyordu duygularini. Onun kadar aktan bahsetmiyor, cokuya kapilip kendinden geçmiyor. Ne de olsa Mevlânâ gibi bir air deil. Hayir, airlikle ilgisi yok bunun. Sanki bir misyonu varmi gibi davraniyor, düüncelerinde hep o kutsal görevin airlii var. Görevini yerine getirinceye kadar kendini birakmamaya kararli. Görevi de belli, Muhammed Celaleddin adindaki ulemadan sözleri yüz yillarca yaayacak mucizevi bir dervi yaratmak, yani Belh doumlu o din adaminin ruhunun derinliklerinde gizlenen bildiimiz Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi çekip çikarmak. "Bu yüzden mi öldürdüler onu?" Sorum o kadar dorudan olmutu ki, zzet Efendi airir gibi oldu. "Kimi?" Ama çabuk toparladi. "ems-i Tebrizi Hazretleri'ni mi?" Baimla onaylayinca. "Cahilliklerinden" diye söylendi. "Bilmezliklerinden... Onlar Kuran'da yazilanlari olduu gibi okuyorlardi. Oysa o yüce kitaptaki her bir harfin yüzlerce deiik anlami, her sözcüün binlerce manasi vardir. ems Efendimiz ite o anlamlarin sirrina eritii için bu softa sürüsünün kavrayamadii derin anlamlar buluyordu Kuran'da. Ama cahiller ne ems Hazretleri'ni ne de Kuran'i layikiyla anladiklari için ona düman oldular. Onu günahkâr, sapkin ilan ettiler. ems Hazretleri'nin nasil büyük bir cevher olduunu anlamaya çalimadilar bile. Çünkü onlann akillari ve yürekleri kararmiti. Çünkü onlarin hepsi yobazdi. Ve ister Müslümanlikta, ister Yahudilikte, isterse

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Hiristiyanlikta, yobaz her yerde yobazdir, kizim." "Ya Alaeddin Çelebi, o nasil karimi bu cinayete?" Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarinda. "Söze Hud süresiyle balamitik. Cenabi Hakk'in Nuh Peygam-ber'e söyledikleri Mevlânâ Hazretleri ile Alaeddin Çelebi için de geçerlidir." Aslinda bu yali adami hiç üzmek islemiyordum, ancak bütün suçun Alaeddin Çelebi'ye yüklenmesi de haksizlikti. "Ama izzet Bey" dedim mümkün olduunca sesimi yumuatarak. "Alaeddin Çelebi de Kimya Harum'a aikmi. Üstelik Kimya Hanim da ona kari ilgi duyuyormu. Mevlânâ Hazretleri bunu bilmesine ramen yine de Kimya Hanim'i, ems-i Tebrizi'ye vermekte salanca görmemi. Dahasi, ems-i Tebrizi de geçkin yaina ramen, henüz reit bile sayilmayan Kimya Hanim'la evlenmeyi seve seve kabul etmi. Üstelik Ahmed Eflaki'nin kitabinda Kimya Hanim'in ölümüne neden olan kiinin ems olduu yaziyor. Bunu bilmek her ne kadar imkansizsa da, böyle bir kuku bile Alaeddin Çelebi'yi çildirtmaya yetmitir. Elbette, bütün bunlar bir insanin öldürülmesi için geçerli neden sayilamaz ama Alaeddin Çelebi'nin de ruh halini anlamamiz gerekmez mi?" izzet Efendi'nin yüzü sararmiti, bir süre altdudaini çineyerek sessiz kaldi. "Buna benzer hikâyeleri ben de duydum" diyerek baladi söze. Sesinde en küçük bir öfke belirtisi bile yoktu. "Bütün bunlarin, ems Hazretleri hakkinda uydurulan iftiralar olduunu düünüyorum. O iki dünya sarrafinin, nefislerine yenileceklerini inanmiyorum. Böyle bir ey olmaz. ems Efendimizin yeri geldiinde acimasiz olduu bir gerçektir, ama hak edenlere. Mevlânâ Hazretleri ise birakin kötülük etmeyi, kötülük düünmeyi bile beceremez." Neler olup bittiini kesin olarak bilmemesine ramen bu kadar kendinden emin konumasi doru deildi. "Ya bunlar birer söylenti deil de gerçekse..." diyecek oldum, "Sanmam" dedi inatla baini sallayarak. "Ama velev ki söylediklerin doru olsun, o zaman yaananlarin hepsinin bizim gördüklerimizin ötesinde bir anlami vardir. Olanlar sirlar kapisinin öteki tarafiyla ilgilidir. O yüzden sirlar kapisinin bu yüzünde olan bizler gerçei asla kavrayanlayiz." Evet, bütün dinlerde olduu gibi tartima, inanmak ile inanmamak ayrimina gelince, izzet Efendi hiçbir kukuya kapilmadan kendi inancim seçiyordu. Daha fazla üstelemedim, çünkü bu konuma hiçbir sonuca ulaamazdi. Ama Mevlânâ'nin katil oluna nasil davrandiini merak ediyordum. "Peki Mevlânâ, ems'in öldürülmesine Alaeddin'in karitiini örendikten sonra onu evlatliktan ret mi etti?" Olmayacak bir söz etmiim gibi tuhaf tuhaf bakti yüzüme. "Mevlânâ Hazretleri böyle bir ey yapar mi? Nasil ki yüce dalarin doruklarindan süzülerek ovalara dökülen tertemiz kar suyu önüne çikan çeri çöpü, kiri pasi sürükleyip götürür de, pislik tutmazsa, o yüce insanin gönlü de kin tutmaz? Hiç kuku yok ki olunu affetti, Alaeddin Çelebi'nin mezarinin üzerindeki sandukaya öyle yazmiti: 'Ey kerim olan Allah! Eer sen yalniz iyileri kabul ediyorsan, suçlular kime yalvarip yakarsin?' Neden böyle yazdiini söyleyen dostlarina da u açiklamayi yapti: 'Gayb âleminde o gül yüzlü emsle konutum. Bana, Alaeddin Çelebi'yi affettiini, bütün suçlarini bailadiini söyledi.' Büyük eyhi, Alaeddin'i bailayinca, Mevlânâ Hazretleri de bu hayirsiz olunu barina basti." zzet Efendi buna inaniyordu, ama bana göre Mevlânâ'nin sözleri, yaptii yanlii anlayan bir babanin pimanliim dile getiriyordu. 42 "Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte." Mevlânâ Türbesi'nden çiktiimda ortalik yine kararmi, henüz vakit öle olmasina ramen güne, gökyüzünü kat kat saran lacivert bulutlarin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

arasinda kaybolup gitmiti. Sabahtan beri bir türlü yaamayan yamur galiba sonunda damlalarini dökecekti. Çikarken zzet Efendi ile Mennan'i sohbet ettiimiz odada birakmitim. Müze müdürüyle miras konusunda konumalari gereken birkaç ayrinti daha varmi, sonra da Mennan, yali adami avukatina götürecekmi. Tam iskemleden kalkarken zzet Efendi beni durdurmutu. "Hediyeni almadan gidiyorsun yine. Dünkü iirden memnun kalmadin demek." "Yok, yok aksine çok sevdim" demitim yüzüm kizararak. "Sadece unutmuum. Geleneklerinize alimak zaman aliyor." Alingan bir tavirla bakmiti. "Onlar bizim deil, senin de geleneklerin kizim. Her eyi unutabilirsin ama Poyraz'in kizi olduunu sakin aklindan çikarma. Kim ne derse desin, baban iyi bir insandi." Yeni bir tartima balatmak niyetinde deildim, sessiz kalmayi seçince sözlerini sürdürmütü. "Yine Mevlânâ Hazretleri'nden bir dörtlük okuyacaim sana, hediye olarak, tabii kabul edersen." "Çok isterim" demitim hevesle. "Lütfen buyrun." Bakilarim yanimda oturan Mennan'a kaymiti; benden daha istekliydi, ellerini gösünde kavuturarak daha imdiden dinleme pozisyonu almiti bile. Ak günahkâriyiz biz, Müslüman baka / Minicik karincayiz biz, Süleyman baka / Solgun bir yüz iste bizden, bir cier parçasi / pekli kuma satan bezirgan baka... iiri okumayi bitiren yali adani sormutu. "Beendin mi?" "Beendim" demitim hayranlikla. "Çok güzel bir iir." Görülerinin çouna katilmasam da îzzet Efendi'yle konumak houma gidiyordu. Eer müze müdürüyle ii olmasa daha saatlerce oturabilirdim yaninda. Yali adamin kibarlii mi, ne söylerseniz söyleyeyin hogörüyle karilamasi mi, doruluu ya da yanlilii bir yana ömrünü bir inanca adami olmasinin yüzüne yansiyan huzuru mu, yaliliina ramen pariltisini hâlâ koruyan bakilari mi bilmiyorum, ama onunla vakit geçirmeyi sevmeye balamitim. Belki de sevmeye baladiim babamdi. Nasil ki zzet Efendi bana baktiinda eski arkadaini görüyorsa, ben de onda babami görüyordum. Evet, babama duyduum öfke sanirim yava yava geçiyordu. Belki gördüüm bütün o kâbuslar, karabasanlar, abuk sabuk rüyalar da bu yüzdendi. Yillardir bastirdiim babamla ilgili anilar ardi ardina uyaniyordu içimde. Hayir, babamin bizi birakip gitmesini hâlâ affedemiyordum, ama onu özlediimi hissediyordum, hem de her geçen gün biraz daha fazla. Oysa tersi olurdu, gün geçtikçe daha çok uzaklairdi insan, artik yaninda olmayan yakinlarindan. Aklimdan bunlar geçerken çaldi telefonum. Ziya Bey olmaliydi, babasina hiç benzemeyen hayirsiz oul. Telefonu çikardim, hayir

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Ziya deil, arayan annemdi. Sevindim sesini duyacaima. "Alo anne." "Alo Karen" dedi endieli bir sesle. "yi misin? Bebekte filan bir ey yok deil mi?" "Yok annecim, iyiyim. Bebek de iyidir herhalde. Neden böyle konuuyorsun?" "Telesekretere biraktiin mesaj... Sesin çok telali geliyordu. Sanki baina kötü bir ey gelmi gibi." Aslinda öyleydi tabii, ama geceyi mezarlikta geçirdim diyemeyeceim için: "Sana öyle gelmi" dedim sesime yapay bir nee katarak. "Her ey yolunda. Ben de senin için kaygilandim, sabah sabah evde bulamayinca. Yine hangi eyleme katildin?" "Eyleme katilmadim, mezarliktaydim, Highgate'de." Highgate Mezarlii'na ilk kez annemle birlikte gitmitim, yüzüncü ölüm yildönümünde Karl Marx'i anmak için. Aslinda annem siki bir Marksist sayilmazdi, her türlü sol ve ilerici düünceye açik bir olarak tanimlardi kendisini, ama yakin arkadai Betty Teyze siki bir Troçkist'ti. Annemi de anma gününe götüren oydu zaten, benim bu iki çilgin kadina katilmam ise tamamen rastlanti sonucu olmutu. Babam, Konyali hemehrileriyle buluunca, ben de annemlerle bu eski mezarlia gitmek zorunda kalmitim. imdi annem Highgate Mezarlii deyince aklima o anma toplantisi gelmiti. "Karl Marx'in mezanni görmeye mi gittin yine?" Annem büyük bir ciddiyetle açikladi. "Hayir, Matt'in mezanni görmeye gittim." ronik bir sesle sürdürdü. "Haklisin, Marx da orada. Matt hiç holanmazdi radikallerden, tabii Marx'tan da. Ama mecburen ayni toprakta yatacaklar imdi." Baltayi taa vurmutum. "Üzgünüm" diye söylendim pimanlik içinde. "Matt Amca'nin mezarina gitmezsin diye düünmütüm." "Haklisin, ben de öyle düünmütüm ama dün gece onu rüyamda gördüm." Ee kimin annesi; kizi rüyalarinda ölülerle konuur da Susan durur mu? "Peki ne istiyormu senden?" "Çiçek..." "Çiçek mi?" "aka yapmiyorum, gerçekten çiçek istiyordu. Hem de türüne, rengine sayisina kadar açikça belirterek." "Ne tür bir çiçek istedi?" "Gül, yedi adet sari gül istedi benden. steini yerine getirmek için sabah o kadar erken çikmitim evden." airmitim, belki de sabahleyin ayni saatlerde hem annem, hem de ben mezarliktaydik. O Londra'daki yüz küsur yillik Highgate Mezarlii'nda ilk akinin anisina çiçek koyarken, ben de Konya'daki bin yillik Üçler Mezarlii'nda ne aradiimi bilmeden dolaiyordum. "Güzel mi bari mezarinin olduu yer?" diye sordum ne diyeceimi bilemediimden. "Hatirladiim kadariyla muhteem bir mezarlikti orasi." "Ne önemi var Karen? Mezarlik güzel olsa ne olur, olmasa ne olur. Orada yatan farkinda olmadiktan sonra..." Evet annem yine deimiti; rüyasinda gördüü eski sevgilisinin dilei üzerine üenmeden

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

mezarina yedi adet sari gül götüren romantik kadin gitmi, yerine tepeden tirnaa mantik olan maddeci Susan gelmiti. Bu arada Sultan Selim Camii'nin önüne ulamitim, on-on be metre sonra otelin kapisina varmi olacaktim. Annemle telefon görümemin bölünmemesi için otele girmeyi erteleyerek, yatidaki küçük parkin içinde, ince uzun bir servi aacinin dibindeki kirmizi banka yöneldim. "Anne" dedim servi aacina yaklairken. "Ben kaç yaina kadar uykumda yürüyordum?" "Nereden çikti imdi bu?" Sesi gerginlemiti. Ne zaman çocukluumda yaadiim psikolojik problemler konuulacak olsa hemen sinirlenirdi. "Uykuda yürümek saçmalii da ne demek?" Onu sakinletirmeye çalitim. "Saçmalik filan deil annecim. Küçükken uykumda yürüdüümü ikimiz de biliyoruz. Sadece bu durum kaç yaima kadar sürdü onu örenmek istiyorum." Annem yatiacak gibi deildi. "Neden? Ne oldu da aklina çocuklukta yaadiin hastaliklar geldi imdi?" "Hiçbir ey olmadi" dedim bo banka otururken. "Akam televizyondaki filmde, uykusunda dolaan bir kadin vardi, oradan aklima geldi. Sahi kaç yainda biraktim uykuda yürümeyi?" "Kizim sen son derece normal bir çocuktun." Ben ne soruyordum, o ne söylüyordu? Anlailan yine geçitirmeye çaliacakti. "Normal olduumu biliyorum annecim. Alt tarafi bir soru sordum." Sözlerim onun kaygilarini yeniden uyandirmaktan baka bir ie yaramadi. "Karen, sen gerçekten iyi misin? Yani benden bir ey gizlemiyorsun deil mi?" "Niye gizleyeyim annecim, gayet iyiyim." "Ya bebek?" "Bebek de iyi, yani ters giden hiçbir ey yok. Bo yere tasalaniyorsun." "Tamam o zaman. Yalniz unu bilmeni isterim, sen o ehre gittiinden beri içim hiç rahat deil." Sezgileri çok güçlüydü annemin, sesimin bir anlik titreyiinden ilerin kötü gittiini anlayiverirdi. Bu gibi durumlarda hep bavurduum yöntemi denedim: inkâr ettim. "Rahat ol annecim, inan ki hiçbir sorunum yok. Olsa söylemez miyim sana?" "Söylemezsin" dedi kendinden emin bir tavirla. "Sanki marifetmi gibi sikintini kendine saklarsin. Babanin huyuydu bu, tipki ona çekmisin. Poyraz'in bir sürü iyi tarafi varken bula bula en kötü tarafini örnek almisin kendine." Gerginlii azaltmak istedim. "Anladim" dedim aka yollu. "Babama benzediim için bu kadar kiziyorsun bana." "Hiç de deil, babana bile kizmazken sana neden kizayim?" Sesini yine keder kaplamiti. Kisa bir suskunluk oldu. "Onu gerçekten de affettin deil mi anne?" diye açikça sordum. "Artik ona kizmiyorsun deil mi?"

www.soncemre.com Hemen yanitlayamadi.

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ona kizmiyorum..." dedi sessizliim biraz daha koruduktan sonra. "Birini çok seversen Karen, ama sahiden seversen, sana ne yapmi olursa olsun, eninde sonunda mutlaka bailarsin. Ben de babani bailadim. Kötü olan bunu Poyraz'in bilmiyor oluu. Keke yüzüne söyleyecek firsati bulabilseydim." "Belki de bulursun" dedim teselli olsun diye. "Belki bir gün..." "Yoksa Konya'da babanla mi karilatin?" diye heyecanla kesti sözümü. "Sorduun bütün o sorular bu yüzden mi?" Sesi sanki gençleivermiti. Ona olumlu yanit vermeyi çok isterdim ama ne yazik ki, "Hayir anne" diyerek kirdim umudunu. "Babamla karilamadim. Karilamayi ister miyim onu da bilmiyorum." "Bence isterdin Karen." Sesi yumuami, efkatle kaplanmiti. "Bunu kendine bile itiraf etmek istemiyorsun ama babanla görümeyi isterdin." Hakliydi, babamla konumayi, hiç deilse onu bir kez daha görmeyi çok isterdim ama nedense bunu anneme söylemeyi kendime yediremiyordum. "Öyle olsa bile babamin bunu isteyeceini hiç sanmiyorum, yoksa imdiye kadar bizi çoktan bulurdu." "Kendince nedenleri olabilir kizim... Bizim anlayamayacaimiz nedenler." Bakalari söz konusu olduunda yirtici bir kaplan gibi dövüe hazir olan annem, konu babama gelince kiiliiyle hiç badamayan anlayi abidesi bir kadina dönüüyordu. Bir de bana, Nigel'a zaafin var der. Bu tür duygular karilatirilamaz, ama onun babama olan tutkusunun yaninda, benim Nigel'a olan zaafimin son derece sönük kalacaini hissediyordum. Babamin bize bütün yaptiklarindan sonra annemin hâlâ ona olan bu balilii, ne yalan söyleyeyim sinirlerimi bozuyordu. Çünkü babam bizi terk etmeden önce, onu durdurmak için kilini bile kipirdatmamiti. "Yapma anne, anlayamayacaimiz nasil bir neden olabilir ki. Evliliinizi yürütemediniz ite. Sen kaldin, teekkür ederim, ama babam benim ne olacaimi bile umursamadan gitti." "Çünkü ben, sensiz yaayamazdim ama babana da acimasiz davranma. Nelerle kari kariya olduunu, neler yaadiini bilmiyorsun." Yine babami savunmaya kalkmiti ite. "Madem onu bu kadar seviyordun, neden gitmesine izin verdin?" diye söylendim. "Neden onu durdurmaya çalimadin?" Hiç istemediim halde sesim azarlar gibi çikmiti, ama annem alinmadi. "Çünkü o bizimle birlikte yaayamazdi" diye açikladi sakin bir tavirla. "Onun seçtii yolla bizimki hiçbir zaman birleemezdi." Bakilarim tam karimda yer alan Sultan Selim Camii'nin kapisina takilmiti, içeriden çikmakta olan sakalli iki adam gördüm; ikisi de ellerindeki uzun tespihlerini ayni anda ceplerine koydular, kapinin önünde ayakkabilarini giyerken, sorumluluklarim yerine getirmi insanlarin büyük huzuru içinde sohbet ediyorlardi. Onlarin yüzlerinde gördüüm huzuru istediimi fark ettim, onlar gibi mutlu olmak. Belki de bu yüzden, "Niye birlemesin?" diye inatla kari çiktim telefondaki anneme. "Babam fanatik Müslümanlardan deildi, yillarca senin ülkende yaadi, senin kültürüne uyum saladi. Hiçbir zaman inancim sana dayatmaya kalkmadi. Babamin herhangi bir Protestan'dan daha kati olduunu sanmiyorum." "Deildi." "O zaman neden gitmesine izin verdin? Farkli inançlara sahiptik deme, çünkü senin inancinin ya da inançsizliinin bile babamin dinine herhangi bir Hiristiyan mezhebinden daha yalan olduunu düünüyorum. Yanli mi?"

www.soncemre.com Yaniti yine kisaydi. "Doru."

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Söylediklerimi kabul ettikçe, sinirlerim daha çok geriliyor, sesim daha yüksek çikiyordu: "Doruysa onu neden biraktin anne? Neden o ah Nesim denen adamin babami sürükleyip götürmesine izin verdin? Biraz esnek davranamaz miydin? Biraz hogörülü olamaz miydin?" "Olsam da fark etmezdi Karen" dedi çaresiz bir sesle. "Ben ne yaparsam yapayim baban gidecekti." "Neden gitsin ki? Onun sevgi dolu bir adam olduunu hatirliyorum. Sana da, bana da çok dükündü. Eer, o zamanlar imdiki gibi düünebilseydin, imdiki gibi davranabilseydin babam bizimle kalirdi." "Özür dilerim Karen" dedi titreyen bir sesle. Güçlükle konutuu belli oluyordu. "Belki de dediini yapmaliydim." Söyledikleri deil de titreyen sesi beni kendime getirdi. Ne yapiyordum ben? Üzerinden yillar geçmi bir mesele için neden bu zavalli kadini suçluyordum? Eer ortada bir suçlu varsa bu daha çok babamdi. Pimanlik içimi kemirirken annem yeniden söze baladi. "Ama dediklerini yapmi olsaydim bile baban yine giderdi. O yaptii büyük yanlii düzeltiyordu Karen." "Hangi yanlii?" "Yillar önce Konya'da dergâhini, eyhini birakip, benimle Londra'ya gelme yanliini. Bana duyduu ak küllenince eski sevdasi ortaya çikti. Dergâhini, eyhini, bir dervi gibi yaamayi özledi." Elimden geldiince kirmadan, incitmeden konumaya çalitim onunla. "Sana katilmiyorum anne. Belki de babamla ters dümeseydin, onu olduu gibi kabul edebilseydin, ne dergâhini, ne eyhini, ne de dervi gibi yaamayi özlerdi." "Hiçbir ey anlamiyorsun Karen" dedi kederini bastirarak. "Ne yaparsak yapalim baban bizi birakip giderdi. Evet, sadece ben deil, sen de istedii her eyi yapsan, ikimiz de onunla büyük bir uyum içinde yaasak bile giderdi." Gerçekten anlamiyordum. "Neden gitsin? Niçin sevdii insanlari terk etsin?" "Çünkü baban, tipki öteki derviler gibi büyük bir sirra inaniyordu. Senden de, benden de, hatta bütün insanliktan da önemli bir sirra. Bu sirra sadece ak yoluya ulaabilirdi ama benimkiyle deil..." Babamin, ah Nesim'in, rüyalarimdaki ems ile Mevlânâ'nin ve zzet Efendi'nin yüzü teker teker geçti gözlerimin önünden. O kendilerinden emin, engin gönüllü davranilari, derin bir hogörüyle süslenmi dünyayi umursamaz tavirlari ve neredeyse hepsinin dudaklarindan kutsal bir saygiyla dökülen o büyük sin anlatan sözler. "Tanri'ya duyulan aktan mi söz ediyorsun?" diye sordum anlamak için. "lahi sevgiden mi?" "Hayir tatlim, Tanri olmaktan söz ediyorum. Ak babanin Tanri'ya duyduu sevgi deildi, onu Tanri olmaya götüren yolun kendisiydi." Ansizin gökyüzünde güçlü bir imek çakti, oturduum bank gürültüyle sarsildi; yamur sonunda geliyordu galiba. Ama ne imeklerle parçalanan gökyüzü, ne de az sonra boanacak yamur umurumdaydi, aklini daha yarim saat önce zzet Efendi'nin söylediklerini hatirlatiyordu bana. "Allah, Hazreti Âdem'in burnuna yaam nefesini verirken, kendi ruhundan bir parçayi da onun canina katmitir. Yani Allah ayni zamanda içimizdedir. Ama nefsimizin istekleri bizi yanli yola sürükler, yemeye, uykuya, ehvete duyduumuz açlik, kabaran benliimiz o kutsal parçayi ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki, çou

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

insan kendi içindeki bu cevherin farkina bile varmaz. te bu parçayi fark ederek aramaya balayan kiiye âik deriz. Aramanin kendisine de ak. Yani aslolan aramaktir. Lakin arayi tek baina olmaz; bize bir öretmen, bir mürit baka bir deyile bir mauk gerekir. Çünkü kimse o kildan ince, kiliçtan keskin sevda köprüsünden tek baina geçemez. Ama bir kez geçti mi artik mauka da ihtiyaç kalmaz. Âik da, mauk da, seven de sevilen de sadece o kii olur. Tipki Cenabi Hak gibi." Evet, ite büyük sir buydu, ems'in anlatmaya çalitii mutlak hakikat buydu. Babamin, ah Nesim'in, ems'in, Mevlânâ'nin ve zzet Efendi'nin ortak sirri buydu: Cenabi Hak olmak... Bu kötü bir ey miydi? Bence bunun anlami, bu sorudan da, verilecek yanittan da daha geniti, daha derindi, daha katmanliydi. Ne düündüümden habersiz olan annem sözlerini sürdürüyordu. "Ve Tanri'nin, insanlarin akina ihtiyaci yoktur Karen. Ne benim gibi bir ee, ne senin gibi bir çocua..." zzet Efendi'nin anlattii baka bir hikâye canlandi gözlerimin önünde. Hani yillar sonra kendisini bulari olunu gördüünde ya benim, ya onun canini al diyen derviin hikâyesi. Acikli bir hikâye, acimasiz bir hikâye... Öfkeyle kovdum yali adamin sözleriyle aklimda oluan görüntüleri. Anneme seslendim yeniden: "Sen inaniyor musun buna? Yani babamin Tann olacaina?" Yorgun ama hakliliindan emin birinin güvenli sesiyle yanit verdi. "Elbette inanmiyorum, ama onun inancina saygi duyuyorum. Senin de söylediin gibi babanin inancini, bugünkü dinlerin birçoundan daha kabul edilebilir buluyorum..." "Yine de" diye kestim sözünü. "nsanin, Tanri olabilmesini mantiksiz buluyorsun." "Yeni bir ey deil ki bu" diye mirildandi. "Hitit Krallari ölünce Tanri olacaklarina inanirlardi, Roma imparatorlari daha ölmeden kendilerini Tanri ilan ederlerdi, Hiristiyanlik dini bali baina bir insanin Tanri'ya dönüme hikâyesidir. nsanin Tann olmayi iste-mesi belki de yeryüzünün en eski düü. Üstelik doru olan yanlar da var içinde, ister dinsel temelli olsun, ister bilimsel gerçeklerin üzerinde yükselsin dünyanin varoluu hakkinda bilgi üretebilecek tek canli insandir, dünyayi deitirebilecek olan tek varlik da insan. Ve unutma, bu nitelikler Tann'nin özellikleridir. Ama babanin söyledii anlamda bir Tanri olma düüncesini mantikli bulmuyorum tabii. Yine de hogörülü olmalari, düüncelerinin merkezinde Tanri kaynakli da olsa insan sevgisinin bulunmasi, Kuran'i farkli anlamlarda yorumlayabilme yetenekleri ve cesaretleri onlara her zaman sempatiyle bakmami salamiti." "Ama hiçbir zaman tümüyle benimsemedin." "Benimsemedim. Çünkü ben basit bir yaama inanirim. Dünya görüüm de, ahlakim da son derece basittir. Ayricalik istemeden, iktidar olmadan, en doru benim düüncemdir demeden yaamak. Yeryüzünün annemiz olduuna inanirim, toprain, suyun, gökyüzünün bütün canlilara ait olduunu düünürüm. Tipki toprak gibi, su gibi, gökyüzü gibi bilginin de hepimize ait olduuna inanirim. Birilerinin örendiklerini sir adi altinda kendilerine saklamasini ayricalik sayarim, bunu kabul edemem. Birilerinin nefislerini terbiye adi altinda, yaami küçümsemelerini kabul edemem." "Babamda hiçbir zaman insanlari küçümseyen bir tavir görmedim" diye itiraz ettim. "O herkese kari son derece kibardi." "Kibarliiyla onlari kendinden ve düüncesinden uzak tutuyordu. Kibarlik babani ve onun gibileri koruyan bir zirhtir. Çünkü gerçek düüncelerini herkese açiklayamazlar, herkesle paylaamazlar. Bu onlarin sirridir. Sirlarini paylamak için insan seçerler." "Biraz haksizlik etmiyor musun anne?" diyerek kestim sözünü. "Bildiim kadariyla, inandiklari sir ya da mutlak hakikate ulamak veya kâmil insan olmak yahut senin deyiminle Tanri olmak, öyle herkesin anlayabilecei bir ey deil. Bu bilginin de kendi içinde

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

aamalari, duraklan, sonuçlari var. Herkes hemen bu inanci kavrayamayabilir. Söylenenlerini yanli anlayabilir." "Doru söylüyorsun Karencim" diyerek airtti beni. "Üstelik bilgilerini gizlemeleri için çok iyi bir gerekçeleri daha var. Canlarini korumak. Baban, bin küsur yil önce Badat'ta korkunç ikencelerle öldürülen Hallac-i Mansur adinda bir sufiden bahsederdi. Hallac-i Mansur inancinin doruuna ulatii, ilahi akindan sarho olduu bir anda 'Ene'l Hak' diye bairmaya balamiti. Yani 'ben Tanriyim' diyordu. Ortodoks slam'a bali Abbasi hanedanlari bu inanmi sufiyi hemen tutukladilar, yillarca hapishanelerde tuttuktan sonra halkin gözü önünde, ellerini, ayaklarini kesip, derisini yüzerek öldürdüler." "Çok acimasizca" diye mirildandim. "Bu nasil bir vahet böyle?" "Dinler tarihi böyle vahetlerle dolu kizim. Yahudi, Hiristiyan, Müslüman fark etmez, ülkelerin tarihi gibi, dinler tarihi de kanla yazilmitir. Neyse, diyeceim u ki, baban gibilerin bu acimasiz dünyada aykiri inançlarini sir gibi saklamalari için çok iyi nedenleri vardi. Ama sorun bu deil. Sorun, onlarin yaadiimiz hayati küçümsemelerinde. Onlar gerçek yaami deil, perdenin ötesinde var olduuna inandiklari öteki yaami önemserler. Onlara göre, bizim gibi nefslerinin kölesi olmu insanlar göremese bile, bir perde vardir ve o perdenin ötesinde gerçek özgürlüün, gerçek huzurun, gerçek mutluluun olduu bir dünya vardir. Onlar için önemli olan o dünyadir. Çünkü orada herkes Tann'nin bir parçasi olacaktir." "Fakat sen böyle bir dünyanin var olduuna inanmiyorsun." "nanmam için bir kanit var mi? En küçük bir belirti, bir iaret, bir mesaj, bir ses, bir görüntü. Yok, hiçbir zaman da olmadi. O mucizelerin hepsi güzel birer efsane, etkileyici birer masal, insanlarin duymak istedii birbirinden renkli öyküler. Dinleri bu yüzden seviyorum, hiç amaçlamadiklari halde, insani anlamamiz için bize ipuçlari sunuyorlar. Bizi korkularimizla yüzletiriyor, ruhumuzun zayifliklarini ortaya çikartiyor, cesaretimizi siniyorlar. nsani anlamak için, yarattii dinleri anlamak lazim." Annemden bu sözleri duymak tuhafima gitmiti. "Anlamak lazim" diye tekrarladim akinlikla. "Yani dinlerin gerekli olduunu mu söylemek istiyorsun?" "Gerekli ya da deil Karen, ama biliyoruz ki varlar, insanlari hâlâ derinden etkiliyorlar. Var olani görmezden gelmezsin, bu, baini kuma gömmek olur. Ama bildiim baka bir gerçek daha var ki, dinlerin hiçbiri perdenin arkasindaki vaat edilen o muhteem yaami kanitlayamiyor. Hepsi, olmayan bir dünyayi vaat ediyor bize. Ama u an yaadiimiz dünya gerçek; sadece zenginlikler deil, yoksulluklar da gerçek. Açliktan ölen çocuklar gerçek, hastaliklar gerçek, savalar gerçek, giderek daha mutsuz olan insanlik gerçek. Yeryüzünün her sabahinda insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken, bunca acimasizlik, bunca yoksulluk, bunca umutsuzluk varken, perdenin öteki tarafindaki cenneti düünerek yaamayi ben kendime yediremiyorum Karen. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. Ben iyilii, sadece iyilik olsun diye yapmayi seviyorum, kötülükten kaçinmayi, kötü olma-diim için yapmayi istiyorum, iyi olduumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduumda birinin beni cezalandirilmasindan korktuumdan deil, iyi olmak için bir efendiye ihtiyacimiz yok kizim, iyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber dodu, bizimle birlikte yok olacak. Önemli olan yaarken neyi seçtiin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezasi olmadan. Hem de ölüp gideceini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadiinin

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

farkinda olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kiskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. Benim payima düen de buymu, teekkürler hayat diyerek. Bence yaamak bu kadar basit, ayni zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte." 43 "... bir elinde Ziya'nin kesik bai, öteki elinde kocaman bir kiliç." Konumamiz bittikten sonra bir süre daha kalkamadim ince uzun servi aacinin altindaki kirmizi banktan. Giderek kararan havaya, öfkeyle homurdanan gökyüzüne, birbiri ardinca çakan imeklerle aldirmadan öylece oturup annemin söylediklerini düündüm. Demek babam Tanri olmak istiyordu. Demek ne yaparsak yapalim, her durumda gidecekti. Demek ne annem, ne de ben umrunda deildik. Demek... Ama bunlar annemin sözleriydi, gerçekte babamin neler düündüünü, niçin böyle hareket ettiini bilmiyordum. Nasil bilebilirdim, babam bana hiçbir açiklama yapmamiti ki. Belki de annemin söyledikleri yanliti. Belki de kendini rahatlatmak için böyle bir gerekçe bulmutu. Buna inanmayi çok isterdim, ama zzet Efendi'nin anlattiklari birinci seçenei doruluyordu. Babam, kendi ideali için bizi gözden çikarmiti, bu kadar açikti ite. O, mutlak hakikate ulamak, kâmil insan olmak için ne karisinin yalniz yaamasina aldirmiti, ne de küçük kizinin babasiz kalmasina. Hatta bunlari yaptii için kendisiyle gurur duyuyor olmaliydi. Nefsine kari verdii savatan zaferle çikmiti. Bu dünyaya ait bütün balarindan kurtulmu, özlemleri, acilari, kederleri umursamaz olmutu. Ölmeden önce ölmeyi baarmi, kutsal yolculuunda çok önemli bir aamayi geride birakmiti. Peki ems'in rolü neydi bu ite? Hâlâ böyle düünüyor olmak sinirlerimi bozdu. Ne ems'i diye, çikitim kendime, o sadece bir hayal, bir kâbus, bir karabasan, aklimin bana oynadii bir oyun. Ansizin fark ettim, bak, annem bile ne yapip etmi, yine söylememiti kaç yama kadar uykumda yürüdüümü. Çünkü onun kafasinda da böyle bir korku vardi. Kizinin psikolojik saplantilarinin yeniden uyanmasi korkusu. Ama bu iin peini birakmak niyetinde deildim, yemden anneme telefon açip sorma-yi düünürken bastirdi yamur. Ama ne yai, sanki gök delinmi de baimiza geçecekmi gibi. Aceleyle banktan kalkarak, otele doni komaya baladim. Sultan Selim Camii'ni geride birakip, adirvanin önünden geçerek kaldirimin kenarina gelmitim ki siyah bir cip durdu ayaklarimin dibinde. Önce cipin kapisindaki, beyaz boyayla çizilmi figürü gördüm. Sa elinde kocaman bir kiliç, sol elinde ise yilan saçli, ate gözlü Medusa'nin kesik baini tutan savaçi; konion Turizmin Medusa logosunu aldii Perseus resminin tamami. Bakilarimi aracin camina çevirirken kapi açildi ve içeriden Ziya'nin yüzü belirdi. "Buyrun, arabaya binin." Baimi uzatip, içeri bakinca sürücü koltuunda oturan Cavit'i gördüm, o da beni fark etmiti, yarim yamalak bir gülümseyile selam verdi. Bardaktan boanircasina yaan yamura ramen cipe binmemem gerektiini düündüm bir an. "Niye duraksadiniz" diye israr etti Ziya. "Görüecektik ya... Dakikalardir sizi bekliyorduk otelinizin önünde. Telefonunuz hep megul çikiyordu." Hakliydi, onunla görümeyi ben istemitim, imdi neden kararsiz davraniyordum ki. "Merhaba" diyerek girdim içeri. "Tam zamaninda yetitiniz. Otele ulamadan sirilsiklam olacaktim." Yana çekilerek kendi yerini bana birakti Ziya. Üzerimden süzülen sular koltuu islatirken, beni dehet içinde izleyen titizlik manyai Cavit'e döndüm.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Özür dilerim arabayi mahvettim." "Önemli deil" diyerek kestirip atti Ziya. "Tek meselemiz bu olsun." Cavit'e döndü. "Hadi gidelim." "Nereye gidiyoruz?" diye sordum sesimdeki endieyi gizlemeye çaliarak. "Otelimde konusaydik." Yüzüme bile bakmadan yanitladi Ziya. "Küçük bir gezinti yapacaiz." Baka hiçbir açiklama yapmadan önüne döndü. Artik yüzünde ne o davetkâr ifade, ne de sevimli görünmek için dudaklarina yapitirdii yapay gülümseme vardi. Bakilari ön cama çarpan yamur damlalarini silmek için çirpinan sileceklere takilmi gibiydi, ama onlari izlemediini biliyordum. hanete urami birinin, patlamaya hazir öfkesini büyütüyordu içinde. O an anladim cipe binmekle ne kadar büyük bir yanli yaptiimi. Aracin içinde kipirdanan tek kii Cavit'ti; patronunun emriyle vites deitirip, gaza ba-sanik cipi hizla hareket ettirdi. Galiba beni kaçiliyordu bu adamlar? Yok canim buna cesaret edemezlerdi. Cavit daha birkaç saat önce çikmi olmaliydi içeriden. Baima bir ey gelse ilk kukulanacak kiiler onlar olurdu. Kötü düünceleri aklimdan uzaklatirarak, sakin olmaya çalitim. Baimi çevirip ben de camdan süzülen damlalarin arasindan diarida akip gitmekte olan Konya'yi izledim. Ama ne Ziya, ne de Cavit azini açip tek kelime etmeyince soukkanliliimi yitirmeye baladim. Belki olani biteni anlarim umuduyla, yüzüme merakli bir ifade yerletirerek oförümüze seslendim. "Cavit Bey, yanilmiyorsam sabah sizi Emniyet'in kapisinda gördüm." Titiz sürücümüz ne diyeceini bilemedi, dikiz aynasindan, bir bana, bir patronuna bakti. "Öyle deil mi?" diye cesaretlendirmek istedim. "Hatta yaninizda Serhad Bey de vardi." Yanit Ziya'dan geldi: "Serhad tutuklandi Miss Karen." Duygusuz bir sesle, hüküm bildiren bir savci gibi mekanik bir tonda konumutu. "Öyle mi?" dedim üzülmü gibi yaparak. "Neden? Niye tutukladilar Serhad Bey'i?" "Numara yapmayi birakin." Tehditkâr bir sesle konumutu Ziya. Baini sertçe çevirmi öfkeden çakmak çakmak yanan gözlerini yüzüme dikmiti. "Neler çevirdiinizi biliyoruz." Cavit'in cipi biraz daha hizlandirdiini fark ettim. Evet, artik kartlar açilmiti, adamlar düpedüz suçluyorlardi beni. Cipe bindiim için kendime lanetler yadirarak, masumu oynamayi sürdürdüm. "Anlamadim... Neyi biliyorsunuz?" "Anlamazliktan gelmeyin" diye çikiti. Yüzü bir biçak gibi keskinlemi, sa gözü sinirden seirmeye balamiti. O kibar, bilgili, giriimci iadami gitmi, yerine her türlü kötülüü yapabilecek gerçek bir zorba gelmiti. "Onu siz ihbar ettiniz." "Beni de" diye homurdandi Cavit eldivenli elleriyle direksiyona vurarak. "Yangini Serhad'la benim çikardiimi söylemisiniz polise. Evimizin altini üstüne getirdiler." "Bir de utanmadan dostumuz gibi davraniyordunuz" diye adamini destekledi Ziya. "Ben de aptal gibi inandim sözlerinize." "Yaniliyorsunuz" diyecek oldum, Ziya hizla dönüp, sa eliyle, sol kolumdan yakaladi. "Benimle oyun oynamayin." Gözleri gözlerimin içindeydi. "Çok bunaldim Miss Karen, inanin çok bunal-dim. Sabahlan heri bankacilarla toplanti yapiyorum. Ama hiçbir ie yaramadi. Kredi vermiyorlar. Öz babam bile bana sirtini çevirdi. Her eyimi alacaklar elimden. Sigortanin verecei para tek umudumdu. Onu da siz engellemeye çaliiyorsunuz. Beni çaresiz birakiyorsunuz Miss Karen. Anliyor musunuz, beni köeye sikitiriyorsunuz..." Beni sarsarken ceketinin etei yana kaymi,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

belindeki siyah kabzali tabanca ortaya çikmiti. Belki de görmem için özellikle bu hareketi yapmiti, beni korkutmak için. Ama artik iyimser ihtimaller yaratarak kendimi oyalayacak aamayi çoktan geride birakmitik. Adamlar son derece ciddi görünüyordu. "Bakin... Bakin Ziya Bey, büyük bir yanlilik yapiyorsunuz" diye kekeledim. "Ben, Emniyet'e pasaportumu almaya gitmitim." "Birakin maval okumayi" diyerek beni sertçe itekledi. Dengemi yitirerek saa savruldum. Omuzum kapinin koluna çarpti."Ah!" Canim yanmiti. "Ne yapiyorsunuz?" diye bairdim. "Bu barbarlik... Durdurun cipi, durdurun ineceim." Yanit olarak araci biraz daha hizlandirdi Cavit. Bunu yaparken dikiz aynasindan pis pis siritmayi da ihmal etmemiti. "Buradan çiki yok" diye yeniden elini bana uzatti Ziya, vuracak sandim, sakindim ama vurmadi. Uzanip emniyet kemerini aldi. Ne yapiyor bu dememe kalmadan, kemeri baladi. Can güvenliim için deil, cipten atlamamam için yapmiti bunu. "Ya söylediklerimizi yapacaksiniz ya da bu cip sizi ölüme götürecek Miss Karen." Miss Karen derken sesine vahi bir tini yerlemiti. "Beni öldürerek hiçbir ey elde edemezsiniz" dedim sesimin titremesini önlemeye çaliarak. "Baima bir ey gelirse, ilk siz tutuklanirsiniz." Kin dolu bir gülü döküldü, Ziya'nm gergin dudaklarindan: "Tabii cesedinizi bulurlarsa." "Bulurlar" dedim kesin bir tavirla. "Cavit tanimitir, orada bir Zeynep Komiser var, müthi bir polis. Sizden de fena halde kukulaniyor, onun elinden hiçbiriniz kurtulamazsiniz." Cavit'in dikiz aynasindan bakan gözlerindeki kararsizlii görünce devam ettim. "Siz konumasaniz bile" baimla sürücümüzü göstererek ekledim. "O mutlaka konuur." "Beni karitirma" diye söylenecek oldu Cavit, o anda araba saa doru hissedilir biçimde kaydi. "Sus da yola bak" diye uyardi patronu. "Çarpacaksin." Bakilarini yeniden yola çeviren Cavit, korkunç bir yaratik görmü gibi: "Bu da ne?" diye söylendi. Ziya'yla birlikte Cavit'in gözlerinin dikildii noktaya baktim. Çok da iyi seçilmeyen yolun ortasinda, sicim gibi indiren yamura aldirmadan siyahlar giymi bir adam duruyordu. Tam olarak göremesem de anladim kim olduunu. Onunla karilatiima ilk kez bu kadar çok seviniyordum. "ems" diye mirildandim umutla. "Bu ems." Ziya ne dediimi duymadi bile: "Bas gaza" dedi öfkeden deliye dönmü bir sesle. "Üzerine sür." Cavit emin deildi, gözlerini kisarak yolun ortasindaki siluete bakti. "Ziya Abi bu adamin kaçmaya niyeti yok, baksana herif üzerimize yürüyor." Eliyle Cavit'in koltuuna vurdu Ziya: "Balatma imdi Ziya Abi'nden, ne diyorsam onu yap." Cavit vites deitirip yeniden dokundu gaza, araba uuldaya-rak ileri atildi. Artik ikisi de beni unutmu, gözlerini yoldaki tuhaf adama dikmilerdi. Hiç kukum yoktu, bu ems'ti ya da ikide bir yoluma çikan o meczup adam, her kimse... Cip âdeta uçarcasina adama yaklairken aniden büyük bir gürültü koptu, ardindan gözlerimizi alan bir parlaklik belirdi. Siyahli adamin hemen arkasina düen yildirimi gözlerimle gördüm. Artik önümüzde sadece o tuhaf adam deil, bizi yutmaya hazir kocaman bir ate topu

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

duruyordu. Cavit ite o anda basti frene. Önce hizla öne doru savrulduk, sonra cip çilginca kendi etrafinda dönmeye baladi. Yapabileceim hiçbir ey yoktu, sanki beni koruyabilirmi gibi çaresizce kapi koluna simsiki futundum. Cip takla atmadan önce iittiim son ses Ziya'nin sözleri oldu. "Salak herif ne yaptin!" Gözlerimi açtiimda derin bir sessizlik içinde buldum kendimi. Çok iyi göremiyordum, renkler, ekiller birbirine kariiyordu, ama yamur sonrasi beliren ho kokulu o bildik rüzgârin, yoldaki su birikintilerinde gezinirken çikardii hafif hiirtiyi duyuyordum. Dorulmaya çalitim, baaramadim. Kemer beni siki sikiya tutuyordu. Uzanip dümesine bastim, ansliydim, mekanizma çaliiyordu, açildi. Oturduum yerden doruldum. Cipin takla attiindan emindim ama tuhaf ey, imdi yine tekerleklerinin üzerinde duruyordu. Bakilarim ön camdaki kirmizi lekeye kaydi, tam seçemedim, gözlerimi kisarak yeniden baktim. Gördüüm kizilliin ne olduunu anlayinca, irkilerek geri çekildim. Bu, Cavit'ti. "Aman Tanrim!" Kazadan önce Cavit'in yüzünün olduu yerde kan ve kemik yiinindan oluan kirmizi bir pelte vardi sadece. Korkuyla baimi Ziya'nin olduu yere çevirdim. Oturduu koltuk botu, yanindaki kapi ardina kadar açilmiti. Kapinin üzerindeki cam paramparça olmutu. Korkunç bir manzarayla karilaacaimdan emin olarak, usulca açik kapiya yaklatim. Biraz ilerleyince Ziya'yi gördüm: Kapinin bir metre kadar uzainda sirtüstü yatiyordu. Bedeninde kan göremeyince rahatladim, ama toprak engebeliydi yüzünü göremiyordum; bai geriye kaykilmi olmaliydi. O anda duydum miriltiyi. Dikkat kesildim bu Sunny'le söylediimiz tekerleydi. "Hu, hu, hu dervi / Dervi bir dergâh açmi / Etei sirlar saçmi /Ama kimse bilmemi..." Sesin geldii yöne dönünce, Sunny'i gördüm, asfaltin üzerinde usulca öne arkaya sallanarak tekerlemeyi tekrarlayip duruyordu. "Hu, hu, hu dervi / Bai göklere ermi / Sakali yere demi / Dudai sirlar saçmi / Ama kimse duymami..." Sunny'nin birkaç metre ötesindeki karalti çekti dikkatimi. Asfaltin tam ortasinda duruyordu, bu ems olmaliydi. Bakilarimi ona çevirdim ama gözüme ilk çarpan Ziya oldu. Daha dorusu Ziya'nin bai. Saçlari insani tehdit edercesine kivrilan birer yilan haline gelmi, kan çanaina dönüen gözlerinden dehet fikiriyordu. Sonra Ziya'nin baini tutan eli fark ellini, sonra elin sahibini; siyahlar giymi o tuhaf adami. Yamur sonrasi ortalii kaplayan sisin içinden, bir elinde Ziya'nin kesik bai, öteki elinde kocaman bir kiliçla bir efsane kahramani gibi kendinden emin gülümseyerek bana bakiyordu. 44 "... artik semaya çikabilirsin." Buz mavisi bir iiin içindeydim; lekesiz, souk, aina olduum bir parlaklik. Ayaimi bastiim zemin daha açik renkti, neredeyse beyaz. Giysilerimden kurtulmutum ama çiplak deildim, ayni buz rengi mavilikle sarilmiti gövdem. Aaçlar, tepeler, kayalar, ta parçalari gözümün gördüü ne varsa, ayni renk kristalden yapilmicasina panldiyordu. Sanki baka bir dünyada gibiydim. Bedenim airliindan kurtulmu, adimlarim tüy kadar hafiflemiti; nereye gittiimi bilmeden yürüyordum. Bir rüzgâr vardi; yüzüme dokununca pul pul damlaciklara dönüüp avuçlarima dökülüyordu. Avuçlarimda bir serinlik vardi. Bütün bedenim tepeden tirnaa ürperiyordu. Bir koku çaliniyordu burnuma; keskin, genzimi yakan bir koku. Koklamamak istiyordum, baimi geri atiyordum, bouna, koku genzimi yakarak, girtlaima kadar iniyordu. Öksürmeye baladim, ama sesim çikmiyordu. Sesim sessizliin bir parçasi olmutu. Etrafi saran bu souk mavilik gibi, o derin sessizliin de içine hapsolmu gibiydim. Sari

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

iii o anda fark ettim. Ayaklarimin altindaki beyaz zemini usulca eriterek air air yaklaiyordu; derin bir uçurumun karanliklarina dümekten korkarak gerilerken, duydum sessizlii bölen fisiltiyi. "Ayiliyor galiba..." Bir kadin sesiydi. "Öksürmeye baladi." "Serum ie yaradi," Bu konuan erkekti. "kinciyi taksak iyi olacak." Gözlerimi açinca, küçük bir el lambasini andiran tibbi bir cihazi yüzüme tutan, kumral bir kadinla karilatim, hemen gerisinde beyaz önlüklü, kir saçli, zayif bir adam duruyordu. "Geçmi olsun" dedi kadin gülümseyerek. "Sonunda kendinize geldiniz." Beyaz önlüklü erkek, sa elimi tutmutu. "Serbest birakin lütfen." Bakilarim adamin beyaz plastik eldivenlerine kaydi, Cavit'i hatirladim; her ey gözümün önünde canlaniverdi. Bardaktan boanircasina yaan yamur, beni kaçiran cip, yolun ortasinda dikilen siyah giysili dervi, aracin takla atmasi, Sunny'nin söyledii tekerleme, Medusa'ya dönümü Ziya'nin kesik baini tutan ems... Olanlari bütün ayrintilarina kadar hatirlamama ramen yine de sordum. "Ne oldu bana?" "Kötü bir kaza geçirmisiniz." diye mirildandi adam, yeni serum torbasini takarken. "Çok ansliymisiniz, ucuz atlatmisiniz." Kendiliinden karnima uzandi ellerim. "Bebek" dedim telala "Bebeim nasil?" "Sakin olun" diye yatitirdi kumral kadin. "Bebeiniz de iyi, siz de iyisiniz. kinizi de Allah korumu." Sakinleerek yeniden yataa uzanirken yanitini bile bile sordum. "Ya ötekiler?" Ne diyeceklerim bilemediler. Ziya ile Cavit'in yakinim olabileceini düünerek, kötü haberi söylemek istemiyorlardi. "Öldüler deil mi?" diye ilerini kolaylatirdim. "Çekinmeyin söyleyin, onlari kaybettik deil mi?" "Bainiz sa olsun" dedi kir saçli adam. "ikisi de ölmü." "Nasil? Nasil ölmüler?" akinlikla yüzüme baktilar. Neden bu kadar merak ediyordum ki ayrintilari? "Cavit baini ön cama çarpmiti, onu gördüm" dedim açiklamalarimi onaylamalarini bekleyerek. "Ziya'nin ise bai..." Israrlarima dayanamayan kir saçli adam bakilarini kaçirarak onayladi: "Evet, çok feci, zavallinin bai kopmu." "Nasil?" diye yineledim israrla. "Nasil olmu bu i?" kisinin de yüzünde ayni tuhaf ifade belirdi; büyük bir travma geçirdiimi düünüyorlardi, umrumda bile deildi, beni gerçek ilgilendiriyordu. "Lütfen söyleyin, nasil kopmu bai?" "Nasil olacak" diye sinirle söylendi adam. "Pencereden firlarken, kopmu. Çok süratliymisiniz, arabanin cami giyotin gibi kesip atmi adamin baini. Sizin kurtulmaniz bir mucize." "Ya kiliç?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

nsanlarin sinirlarini zorluyordum, ama baka çarem yoktu. "Kaza yerinde kiliç buldular mi?" Adam ters ters bakmaya balamiti. "Ne kilici, siz neden bahsediyorsunuz Allah akina?" "Bir kiliç olmasi lazim, orada bir kiliç vardi." Beni dinlemiyorlardi bile; önce birbirlerine baktilar, sonra kadin yandaki küçük masanin üzerinden iringayla, cam bir ampul aldi. Ampulün tepesini kirip, içindeki siviyi iringaya çekti. Anlamitim, sakinletirici vereceklerdi. Son bir umutla sordum: "Kaza yerinde, siyahlar giyinmi bir adam görmüler mi?" Yanit vermek zahmetine bile girmediler. Kadin iringanin içindeki siviyi damarlarima enjekte ederken yineledim: "Biliyorum, bana inanmiyorsunuz ama orada elinde kiliç olan bir adam vardi. Bir dervi. Siyahlar giymi bir dervi, ince uzun biri, kivircik sakalli, sürmeli siyah gözleri..." Dilim dolaiyordu, kadinin yüzündeki çizgiler teker teker siliniyor, görüntüsü bir siluete dönüüyordu. Aklimi diri tutmaya çaliarak anlatmayi denedim. "Sürmeli siyah gözleri..." Sürmeli siyah gözlerini yüzüme dikmi, yolun kenarinda duruyordu siyah keçeler içindeki dervi. Dolunayin iii, yüzünün yarisini gölgede birakarak onu uçsuz bucaksiz bozkirin bir parçasi haline getiriyordu. "Neden beni hep bir katil suretinde görüyorsun?" diye sordu honutsuzca. "Neden rüyalarinda hep birilerinin canina kast ediyorum?" Sanki bütün bunlarin sorumlusu benmiim gibi bir da karima geçmi soruyordu. "Bilmiyorum" dedim aklimi toparlamaya çaliarak. "Belki siz söylersiniz." "Ben söyleyemem" dedi kivircik saçli baini sallayarak. "Bunlarin benimle alakasi yok. Tamam sulh ehli bir adam deilim; öfkem burnumdadir, hak edene, ettiim söylemekten geri durmam, lakin önüme çikan herkesin canina kastetmek gibi bir huyum da yoktur. Kaldi ki Azrail Aleyhisselam bile sebepsiz can almaz." "Kim öldürdü o zaman Ziya ile Cavit'i?" Gülümsedi, düzgün dileri ayiiinda yanip söndü. "Sürat, insan yamurda öyle araba kullanir mi?" Bakilarinda gerçek bir efkat belirdi. "Neyse ki sana bir ey olmadi." Duraksadi, sözcüklerin üstüne basarak sürdürdü. "Sana ve karninda büyüyen cana." Alay etmesi neyse de, bebeimden bahsetmesi sinirlendirmiti beni. "Benden ne istiyorsunuz?" dedim kalarimi çatarak. "Niye hep peimdesiniz?" Eliyle sakalini sivazlayarak süzdü beni: "Senden hiçbir ey istemiyorum." "Hayir, istiyorsunuz" diyerek ona yaklatim. "Yoksa benimle bu kadar uramazdiniz. Size yardim etmemi mi istiyorsunuz yoksa? Eer öyleyse çekinmeyin söyleyin. Elimden gelirse onu da yaparim." Öfkelenir gibi oldu, hafifçe bana doru eildi, siyah gözlerinde yalimlanan küçük kivilcimlar gördüm. "Sen kimsin ki bana yardim edesin?" diye çikiti. "Sen daha karnindaki bebei dourmaya bile karar veremezken bana nasil yardim edeceksin?" "Özel hayatim sizi ilgilendirmez."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Ben her zaman senin hayatinin içindeydim" dedi sanki bilinen bir gerçei açiklar gibi doal bir tavirla. "Daha Sunny ortaya çikmadan önce de senin yanindaydim. Lakin, sen bunun farkinda bile deildin. Hep bir akinlik içinde geçti günlerin. Hep kararsizdin. Babanin yaninda mi yer alacaktin, yoksa annenin yaninda mi? Aradan onca zaman geçti, güya büyüdün ama hâlâ ayni çikmaz içindesin." Eliyle karnimi iaret etti. "Bebeini mi dorucaksin, yoksa cerrah sevgilinin gönlünü mü edeceksin? Kendi hayatini mi yaayacaksin, yoksa sevgilininkini mi? Bana yardima kalkiacaina, kendine iyilik et de bir karar ver artik." Nasil zehir dilli bir adamdi bu, ne kadar da küstah. Üstüne atlayip yüzünü, gözünü paralamak istiyordum. Ama kendimi tuttum. "Doru, bazi konularda kararsizim" dedim sakin konumayi baararak. "Ama en azindan ben kimseyi öldürmüyorum. Çok ükür ki o kadar merhamet duygum var. Hele sevdiklerime asla Zarar vermem." Yüzü karardi, gözlerini kaçirdi: "Kimya Hanim, yine ondan mi bahsediyorsun?" "Ondan bahsediyorum ya... O günahsiz kizdan. Baka birini sevdii için kocasi tarafindan öldürülen genç gelinden." Yanit veremiyordu, bunu firsat bilip içimdeki öfkeyi kustum: "Belki de benden kirli vicdaninizi temizlememi istiyorsunuzdur, kanli ellerinizi yikamami." Çökmü omuzlarinin üzerindeki ince boynu iri baini güçlükle taiyordu sanki. "O bir ahitti. Muhammed Celaleddin'i bana gösteren Allah'a verdiim sözü tutmak zorundaydim. Yaradan bana demiti ki, 'Celaleddin'i sana gösterirsem bana ne verirsin?' Ben de, ona, 'Baimi' demitim. Çünkü akin tek pahasi, kandir. Dediimi de yaptim. Kefaretimi, kendi canimla, kendi ruhumla, kendi günahimla ödedim." "Genç bir kizi öldürerek... Onun ne suçu vardi bu ite?" "Hiçbir ey anlamiyorsun" diye mirildandi çaresiz bir halde. "Sana gösterdiklerimi hep yanli yorumlamisin. Gönül gözün kapanmi olduu için, aklin sinirlan diina çikamiyorsun. Gerçek akin ne olduunu bilmediin için, fedakârliin da ne demek olduunu bilmiyorsun. Çoktan bitmi, heyecani sönmü, ancak ilginç ülkeleri gezerek, elenceler düzenleyerek, lezzetli yemekleri midenize indirerek, bedenlerinizi yaralarcasina sevierek birbirinize katlanabildiiniz cüzi akina bakarak, benimkini yargiliyorsun." ems bunlari söylerken, Mevlânâ'yla bir odaya kapanip aylar boyunca diari çikmadiklari o günlere mi gönderme yapiyor diye düünmekten kendimi alamadim. Ne düündüümü bilmeyen, bilmese de umursamayan siyah giysili dervi hirsla sürdürdü sözlerini: "Sen gerçek ak nedir tanimadin ki, beni yargilayabilesin. Sen elini hiç atee sokmadin ki, ak yanginin insan yüreini nasil sönmez bir çeraa çevirdiini görebilesin. Sen, sevgilin için ölmedin, öldürmedin ki, beni anlayabilesin." Evet, yine ayni yöntem, onu suçlayinca anlayamami oluyordum, görünenin ardindaki hakikati kavrayamami oluyordum. Ama bu defa boyun emeye hiç niyetim yoktu. Ne olacaksa, olsundu. Kararlilikla diklenmeyi sürdürdüm. "Cinayetin kötü bir ey olduunu anlamak için katil olmam gerekmez. Cinayet her zaman cinayettir. ster yedi yüz küsur yil önce ilenmi olsun, ister günümüzde. Katil her zaman katildir, ister gizemli bir dervi olsun, ister siradan bir cani." Onu yeniden sinirlendirmeyi baarmitim. "Lafina dikkat et hanim!" diyerek üzerime yürüdü. "Benimle böyle konuamazsin." "Konuurum" dedim bir milim bile gerilemeyerek.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Söylediklerimin hepsi gerçek." Dolunayin altinda birbirine meydan okuyan iki düman gibi kari kariya durduk. Bana istedii kötülüü yapabilirdi ama umrumda deildi, artik bu kâbuslar, karabasanlar sona ermeli, artik bu gizemler labirentinden kendimi kurtarmaliydim. Ansizin gülmeye baladi. "Cesur kadinsin" dedi gülmesi sona erince. "Cesur kadinlari severim. Ama hatalisin, senden yardim istemiyorum. Çünkü benim vicdanim temiz, ellerim de öyle. Benden yardim isteyen sensin." Gözlerimin iri iri açildiini görünce. "Evet, henüz farkinda deilsin ama sana yardim etmemi istiyorsun. Senin gibiler isteklerini her zaman açikça söyleyemez, hatta bazen ne istediini bile bilemez, bazen de istediinin farkinda olmadan ister." Saçmaliyordu, bu defa ben gülmeye baladim. Alayci bir ifadeyle sordum: "Peki ne tür bir yardim istiyormuum sizden?" Eilip gözlerimin içine bakti; evet tipki akip gitmekte olan bir nehre bakar gibi sakince gözlerimin içine bakti. "Anlatmakla olmaz" dedi aptal örencisinin yine baarisiz olacaindan emin olan bir öretmenin bikkinliiyla. "Görmen lazim, gel ve beni izle." Gözleri kisa bir süre daha üzerimde kaldi, sonra ne diyeceimi merak bile etmeden döndü, yürümeye baladi. Kara giysili derviin ince bedeni önümden çekilince uçsuz bucaksiz bir beyazlik belirdi karimda. "Tuz Gölü" diye mirildandim. "Konya'ya ilk geliimde gördüüm göl." ems sözlerimi duymami gibi kararlilikla yürüyordu. Beni çairmi olmasina ramen gelip gelmeyeceimi umursamiyordu bile. Adimlarimi hizlandirarak ona yetimeye çalitim. Yanma yaklamitim ki, kederli bir neyin inlemesiyle bozuldu gecenin sessizlii. Nereden geliyordu bu müzik? Etrafa bakindim, hiç kimseyi göremedim. Huzursuzluumu hisseden ems, eliyle ilerdeki aydinlii gösterdi. "Semaya hazirlaniyorlar" dedi yumuak, tatli bir sesle. "Ney balami bile." Gösterdii yöne bakinca, elli metre kadar uzakta dolunayin iiiyla aydinlanan gölün üzerine, seyrek araliklarla oturarak geniçe bir daire oluturan yedi adam gördüm. Balarinda sikkeleri, sirtlarinda siyah hirkalariyla dizlerinin üzerine çökmülerdi. Dudaklarimin kuruduunu, avuçlarimin terlediini hissettim. Midem burulmaya, ayaklarim titremeye balamiti, zihnimde ardi ardina uyanan düüncelerin, varsayimlarin airliini daha fazla kaldiramadim. "Bir dakika" diye yalvardim. "Bir dakika durur musunuz?" "Ne oldu? Yoruldun mu yoksa?" "Yok, yorulmadim da..." Boazima doru bir eylerin yükseldi-ini hissettim. "Biraz dursak iyi olacak." "Ama onlar bizi beklemezler" dedi içten bir tavirla. "Semaya kalkmadan orada olmaliyiz." "Neden orada olmaliyiz?" Siyah gözleri sanki bir açiklama yapacakmi gibi süzdü beni. "Senin görmen lazim, benim sözlerim bu meydanda hükümsüzdür." Nefesimi toplayarak, yeniden yürümeye balayan ems'in adimlarina ayak uydurdum. Küçük bir engebeyi aip, göle yaklainca, renkler deiti, o aina olduum buz mavisi aydinlik her yana hâkim oldu. Sanki dolunay göle dümü de, katilami tuz tabakasini aaidan aydinlatmaya balamiti. Ama iiklanan meydan yedi semazenin oluturduu daire büyüklüünde olduundan, gecenin karanliinda göl sanki küçülmü de sadece bu çember kadar kalmi gibi görünüyordu. Çemberin kiyisina gelince durduk, yedi insanin oluturduu daireyi oradan izlemeye baladik. Tam karimda oturan semazenin yüzüne baktim ve hayretler içinde kaldim; bu ems'ti. Yanindakine çevirdim bakilarimi, evet o da ems'ti.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Yedi semazenin yedisi de rüyalarimin kâbusu olan derviin görünümündeydi. Bir açiklama yapmasini umarak beni buraya getiren ems'e döndüümde, siyah giysili derviin içtenlikle bakan gözleriyle karilatim. "Hiç airma" dedi yatitirici bir sesle. "Hepimiz ayni sebebin neticesiyiz, hepimiz ayni iiin zerrecikleri, hepimiz ayni Tanri'nin nefesinden var olduk, suret nedir ki?" Bakilarini yeniden kendi suretindeki yedi semazene çevirdi. Ayni anda ney sesi, yai tükenen bir kandil gibi air air söndü. Müzik kesilince, yedi semazen ayni anda derin bir ah çekerek, ellerini usulca yere vurup, ayni anda doruldular. Sadece biri; u tam karimda oturani kalkamadi, denedi ama dorulamadi, olduu yere çökerek, boynunu büküp dizlerinin üzerinde öylece kaldi. Öteki semazenler siyah hirkalarini çikartarak beyaz tennurelerini ay iiinda dalgalandirdilar. Müzik yeniden baladi, sadece ney sesi deil, vurmali bir çalginin derinden gelen ritmi de duyuluyordu. Bakilarim yerinden dorulamayan semazene dikildi yeniden. Nefesim kesilecek gibi oldu. Semazenleri ilk gördüümde aklima gelen varsayim gerçee dönümütü. Evet, semaya kalka-mayan dervi, yillar önce bizi terk edip giden babamdi, öldük mü, kaldik mi sormayan, yillardir bizi merak etmeyen babam. Dümemek için, yanimda dikilen ems'in ince bedenine tutundum. Gözlerim hâlâ babamdaydi; hiç deimemiti, tipki bizi birakip gitti-i günkü gibiydi. Sanki hiç zaman geçmemi, sanki hiç yalanmamiti. Sikkesinin örttüü saçlarini göremiyordiim, ama dar alninda uyumlu iki çizgi gibi duran kalarinin altinda üzüm karasi iri gözler, kemerli, sivri bir burun ve çenesini sarmalayan bakira çalan kirçil sakallar ayniydi... Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan, annemin çok sevdii o müzmin keder. "Onu bulmak istiyordun, ite buldun" diyen ems'in sözleriyle koptu bakilarim babamdan. Söylediklerinin doruluundan emin olan bir adamin kararlilii vardi sesinde. Nemli gözlerimi ona çevirdim. "Artik inkâr zamani deil Kimya Hanim. Konya'ya geldiinden beri aklinda bu vardi. Sen, babani düünüyordun, u yangin meselesi bile bahaneydi. Sen bu ehre onu bulmak için geldin. Ve ite buldun." O kadar akin, o kadar sevinçli, o kadar heyecanliydim ki, artik ona kari koyamadim. "Evet" dedim boyun eerek. "Doru, babama ne olduunu çok merak ediyordum." Minnetle sürdürdüm sözlerimi. "Siz de bana yardim ettiniz." Ne dost, ne düman, souk bir tavirla bakti. "Sana deil, babana, Poyraz Efendi'ye yardim için buradayim." Neden hâlâ kalbimi kiriyordu bu adam? Neden hala bu hoyrat tavrini sürdürüyordu? Yoksa yine bir tür oyun mu oynuyordu benimle, aklimi karitirmaya mi çaliiyordu? Emin olmak istedim. "Babamin niye yardima ihtiyaci olsun ki? O da sizin gibi bir Tanri eri." "üphesiz ki öyledir" dedi bildii bir gerçei duymu gibi. "Ama, savalarin en büyüü kendi nefsimizle olandir' buyrulmutur. Tam iia eritiimizi düündüümüz anda, bakarsin gönlümüzde bir airlik peydah olur, bizi yolumuzdan alikoyan Nilüfer çiçeklerinden bir pranga sarilir ayaklarimiza, yürümemize engel olur. Oysa bizim yoluculuumuzda esas olan hafifliktir; gönlünüz o ilahi aktan baka yükü taiyamaz. Ruhumuza pranga olacak her türlü bai çözüp atmak gerekir. Dervi odur ki, bedenden soyunsun, candan siyrilsin, duygudan kurtulsun. Lakin bu i kolay deildir, dervi düe kalka yürür, gün gelir turna olur gökyüzünde kolayca uçar, gün gelir yalçin dalarin arasinda yolunu kaybeder, gün gelir güçlü nehirler gibi gürül gürül akar, gün gelir susuz çöllerde sürünür, ite senin baban imdi susuz çöllerdedir, dipsiz kuyularda çiki aramakta, dalgasiz denizlerde rüzgâr beklemektedir. Onun vicdaninda bir leke vardir, kalbinde bir düüm, ite o düüm sensin. Bedeninden soyunduu, canindan siy-nldii halde, sana olan duygulari onu aai çekmekte, semaya çikmasina engel olmakla." Yüzüün kanamasiyla ilgili hikâyeyi hatirladim; semaya çikamadii için yürei düümlenerek taa

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

dönüen derviin hikâyesini. "Bana verdiiniz yüzük de o nedenle kaniyor deil mi?" Yanit vermeyince aklimdaki baka bir soruyu dile getirdim. "Ama kizina bali biri, ölmeden önce ölmü sayilabilir mi? Böyle bir kii insani kâmil makamina eriebilir mi?" "Eriemedii için semaya kalkamiyor. Sen de o sebepten buradasin ya." Döndüm, yillardir görmediim babama bir daha baktim. Öyle mutsuzdu ki ne beni, ne ems'i fark edecek haldeydi; sanki gözleri kendi içine çevrilmi, kalbinin katilaarak bir taa dönümesini büyük bir çaresizlikle izliyordu. "Lakin bizim yolumuzda zorlama yoktur" diye sözlerini sürdürdü ems. "Biz meseleyi anlaman için gayret ettik, yaanmilari gösterdik, kendimizi sana anlatmak için çabaladik. Artik her ey senin merebine kalmi. Poyraz Efendi'nin kalbi kizina duyduu sevgiyle balanmi, bu düümü çözmek senin elinde. Ya bu düümü çözersin yahut gider kendi hayatini yaarsin." Bunlari söylerken ems'in yüzünde en küçük bir duygu ifadesi bile belirmemiti, sanki beni etkilemekten çekiniyor, kendi kararimi kendimin vermesini istiyordu. Uzanip sa elimi tuttu, sol avucunun içine yatirdi. Elimi açti, içine kim bilir nerede biraktiim kahverengi tali gümü yüzüü koydu. "Eer düümü çözmek istersen, bu yüzüü de sahibine vermelisin." Yüzüü avcumda sikarak, sema meydanina baktim. Ayin sürüyordu; semazenler birbirlerini selamlamaya balamilardi. Zaman hizla akiyordu, kararsiz kalmak gibi bir seçeneim yoktu. Heyecanimi bastirarak sema meydanina yürüdüm. Ayaim çemberin içine girer girmez müzik aniden kesildi; ayaktaki semazenler olduklari yerde dona kaldilar. Sadece babamla, ben hareket edebiliyorduk. Müziin kesildiini fark eden babam, neler olup bittiim anlamak için yanindaki semazene bakti. Yoldainin öylece donup kaldiini anlayinca, baini çevirdi ve beni gördü. Taniyacaim sanmiyordum; çünkü yillar önce terk ettii küçük kiza artik hiç benzemiyordum. Ama gözlerini benden alamayan babamin yüzü heyecanla çarpilmiti, titreyen ellerini uzatarak, "Kimya!" diye güçlükle mirildandi. "Kimya, küçük kizim!" Küçük kiz mi, kendime baktim, evet, deimiim, artik genç bir kadin deil, babamin bizi terk ettii günlerdeki gibi küçük bir çocua dönümütüm. Üstümdeki lacivert çizgili ekose etek, kirmizi pabuçlarim bile o günlerden kalmaydi, içimden koup babama sarilmak geliyordu ama bir ey bana engel oluyor bunu yapamiyordum. Air adimlarla yaklatim. Babamin gözlerinden yalar akiyordu, bir yandan da ellerini gökyüzüne açmi, mirildaniyordu. Beni gönderdii için Tanri'ya dua ettiini sandim. Ama, hayir dua etmiyor, yalvariyordu. Yillar sonra kendisini bulan oluyla karilainca, ya benim, ya onun canini al diyen dervii hatirladim bir kez daha. Yoksa babam da ayni istekte mi bulunuyordu Tann'dan? Büyük bir hayal kirikliina kapildim, derin bir mutsuzlua. Neden merak etmitim ki ben bu adami? Biz terk edip gitmiti ite, imdi de ayni eyi yapiyordu. Böyle düünmeme ramen yine de ne söylediini duymak için dikkatimi ona vermekten kendimi alamadim. "Allahim lütfen onu baila" diyordu içten bir sesle. "Eer birinin canini alacaksan, lütfen benimkini al. Ben, seni gerektii gibi sevemedim. Bu Kimya'nin suçu deil." çimi derin bir sevinç dalgasi kapladi. Hayir, babam beni unutmamiti, o dervi gibi olmamiti. Bana duyduu sevgiden kurtulamiyordu. ems'in söyledii gibi babamin Tanri'ya ulamasini önleyen bendim. Ne yaparsa yapsin küçük kizindan vazgeçemiyordu. Beni birakip gitmesine ramen, o terk ediin acisini hiçbir zaman yüreinden söküp atamamiti. Bu aci, kolunu kanadini

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

kirmi, elini ayaini zincirlemi, kalbini düümlemi, semaya çikamaz olmutu. Önünde durdum. Tanri'ya açilan ellerini tuttum. Üümütüler, kararsizdilar, güçsüzdüler. Islak gözlerini yüzüme çevirdi. Ona gülümsemek istedim, yapamadim, onu yatitiracak sözler söylemek istedim, yapamadim, boazimdan yukari doru yükselen hiçkirii durdurmak istedim, yapamadim, ona sarilarak alamaya baladim. Simsiki kucakladi beni. Zayif bedeninden yayilan itir kokusunu içime çektim. Doya doya, hiçkira hiçkira, terk edilmi bir çocuk nasil hiç utanmadan, çekinmeden, içinden geldii gibi alarsa, dakikalarca ite öyle aladim. O da aliyordu, ama benim gibi deil, sessizce, aladii için utanarak için için döküyordu gözyalarini. Alamak iyi geldi, gözyalarinin yürei yatitiran bir sihri olmaliydi. Aladikça açildim, aladikça rahatladim, aladikça yapmam gerekeni hatirladim. Usulca çözüldüm babamin bedeninden. Yeniden ellerini tuttum. "Kalk baba" dedim sonunda gülümsemeyi baararak. "Kalk." Umutsuzca baini salladi. "Yapamam kizim" dedi ezik bir sesle. "Bu çemberin diina çikamam. Seninle gelemem." "Benimle gelmen için deil" dedim islak sakallarini elimle kurulayarak. "Sema için kalk." Sanki gölün dibindeki ayin bütün iii ona vurmu gibi aydinlandi yüzü. Ama tuhaftir bana deil, bakilarim gökyüzüne çevirdi. "Beni bailadin mi?" diye sordu kukuyla. "Artik bitti mi?" Ona benden baka kimsenin yanit vermeyeceini biliyordum. "Seni bailadim." Sesimin titreyiine engel olamasam da söyledim bunu. Elimle avucunu açtim, kahverengi tali gümü yüzüü parmaina taktim. "Senin olani sana getirdim, düüm çözüldü, bütün balarindan kurtuldun, artik semaya çikabilirsin." akinlikla bakti yüzüme, sonra gözlerini yüzüe çevrildi. O yüzüe bakarken sessizce çekildim önünden, saygili adimlarla yürüdüm, çiktim sema çemberinden. Çemberden çikar çikmaz yeniden baladi müzik. Semazenler kaldiklari yerden birbirlerini selamlarken, babam bir tüy gibi hafifçe doruldu çöktüü yerden. Sevincini belli etmekten çekinerek katildi yoldalarina. Kendi boyundaki bir semazenin karisinda durdu. Usulca selamini verdi. Selami alan semazen baini kaldirinca, babamin suretini onun yüzünde gördüm. Öteki be semazene de baktim, evet hepsinin yüzünde babam vardi. Gülümseyerek yanimda dikilen ems'e döndüm. Ama siyah giysili, sürmeli gözlü dervi çoktan gitmiti, onun yerinde mavi gözleri ay iiinda neeyle parildayan çocukluk arkadaim Sunny duruyordu. 45 "... rüzgârla gelen babam, yine rüzgârla gitmiti." Biri elime dokunuyordu, merakla açtim gözlerimi. Beyaz iiklarla aydinlanan o sevimsiz hastane odasindaydim yine. Ne sema meydanina dönüen Tuz Gölü vardi, ne mutluluk içinde semaya balayan babam, ne de Sunny. Demek rüya sona ermiti. Yataimin kenarindaki iskemlede bütün gerçekliiyle Mennan oturuyordu. Uyandiimi fark etmedi bile, elimin üzerindeki serum hortumuyla uraiyordu. "Merhaba Mennan Bey" diye seslendim rüyanin etkisinden kurtulmaya çaliarak. "Ne yapiyorsunuz orada?" Suçüstü yakalanmi gibi siçradi iskemlenin üzerinde. "ey... Serum iesi bitmi, inesini çikariyordum. Doktor tembihlemiti de." Takdir dolu bir ifadeyle söylendim. "Demek sonunda hastabakicim da oldunuz." Mahcup olmutu, bakilarini kaçirdi. "Kimse olmayinca, yaninizda kalsam iyi olur dedim." "Teekkür ederim" dedim, koluna usulca dokunarak. "Siz iyi bir insansiniz Mennan Bey."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Yok, estafurullah." yice utanmiti. "Siz bizim misafirimizsiniz. Yani bize emanetsiniz, ama iyi koruyamadik sizi. Ölümden dönmüsünüz." Ciddileerek sordu: "Nasil oldu bu i Miss Karen?" Olay daha yeni olmasina ramen sanki üzerinden günler geçmi gibi sakin bir tavirla anlatmaya baladim. "Sanirim Ziya ile Cavit beni kaçirmaya kalkitilar. Emin deilim belki de sadece korkutmak istiyorlardi. Arabayi Cavit kullaniyordu, çok hizliydi, yollar da islakti." Öfkeyle kendi tahminini yürüttü. "Tabii kontrolü kaybetti, frene basinca da..." Gördüklerimi anlatmayi denemedim; çünkü gördüüm, duyduum hiçbir eyin gerçekliinden emin deildim. Baimi usulca sallayarak onun sözlerini tamamladim. "Takla atmaya baladik, sonrasini örenmisinizdir zaten." "Örendim, örendim" diye yineledi dalgin bir tavirla. "Allah rahmet eylesin, ikisi de öldü gitti ama, ii sizi kaçirmaya kadar vardirdiklarina göre, yangini da bunlar çikarmitir." "Sanirim öyle, fakat hâlâ kanitlayamiyoruz bunu. Galiba irketimiz, sonunda konion Turizm'e tazminati ödemek zorunda kalacak." Umursamazcasina omuzlarini silkti. "Kime ödeyeceiz ki, Ziya Bey öldü, ortai filan da yok." "Karisi, çocuklari..." "Ziya bir kez evlendi, iki yil sonra da boandi, çocuu filan da yok. Borçlu bankalar alir artik parayi." "Ödeyeceimiz para bankalarin alacaindan daha fazla, üstelik Yakut Otel'in arsasi, eski Konya evleri de var." Çocukça bir gülümseme yayildi dudaklarina. "Hepsi zzet Efendi'ye kalacak desenize." imdi aklina gelmi gibi sevinçle sürdürdü sözlerini. "O da Mevlânâ Müzesi'ne bailar kalan parayi. Çok da ihtiyaci var türbenin." îyi bir sonuçtu. Simon duymasin ama, irketin tazminat ödeyecek olmasindan ilk kez memnun oluyordum. Ya yali adam, o da mutlu olacak miydi bu sonuçtan? Aralari iyi olmasa da olunu yitirmiti. "izzet Efendi olayi örendi mi?" diye sordum merakla. "Ziya Bey'in öldüünü biliyor mu?" Mennan'in cani sikildi. "Hiç sormayin Miss Karen, olayi örendiinde birlikteydik. Evin, müzeye bailanmasini konumak için avukata gitmitik. Haberi duyar duymaz olduu yere yiildi kaldi zavalli adamcaiz. Ölecek diye korktum, doktora zor yetitirdik, hastanede kendine geldi. Fakat hali perian. Nasil atlatacak bunu bilmem? Anlaamiyorlardi filan, ama Ziya onun tek oluydu." Daha sürdürecekti ki, çalmaya balayan telefonun sesi konumasini böldü. Bu benim cep telefonumda Israrla, ardi ardina çaliyordu. Etrafa bakindim, telefonumu göremedim. Ses yakinlardan bir yerlerden geliyordu. Bakilarim yatain bir metre kadar solundaki ahap dolaba kaydi. Mennan da telefonun orada olduunu anlamiti. Dolaba yöneldi, kapaini açarken, "Çantamda olmali" diye söylendim. "Çantam oradaysa, içine bakin." îçine bakmadi, dolaptan çikardii çantayi dorudan bana uzatti. Çantanin içine bakmanin kabalik olacaini düünmütü herhalde. "Teekkür ederim." Çantami alip, hâlâ deli gibi çalmakta olan telefonu çikardim. Ekranda annemin ismi vardi.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Annem ariyor" dedim panie kapilarak. "Kazayi örendi mi?" Sanki kendisi neden olmu gibi ezik bir ifade belirmiti yüzünde. "Bilmiyorum Miss Karen. Annenizle ben konumadim, hastanedekiler söylediyse..." Galiba öyle olmutu, annemin bu kadar inatla çaldirmasi hayra alamet deildi. Telefonu açmadan önce derin bir nefes aldim. Mennan sikintili bir yüzle bana bakiyordu. "Miss Karen, izin verirseniz, ben çikayim." "Tamam Mennan Bey, yaptiklariniz için çok teekkür ederim. Siz de evinize gidin artik, bundan sonrasini ben hallederim." Yeil gözleri kararsizca yüzümde kaldi. "Hiç öyle bakmayin" diye israr ettim. "Bir eye ihtiyacim olursa, söz hemen sizi arayacaim." Hâlâ karimda dikilecekti ki, "Hadi ama" diye dostça çikitim. "Bakin siz burada olduunuz için telefonu bile açamiyorum." "Bir eye ihtiyaciniz olursa arayacaksiniz ama..." "Arayacaim, hadi iyi geceler." Mennan odadan çikarken açtim telefonu. "Alo" dedim sesime yapay bir sakinlik vererek. "Alo annecim." "Ah Karen" dedi üzüntülü bir sesle. "Neyse ki sonunda açtin" Eyvah, galiba annem gerçekten de örenmiti baima gelenleri. Olayda iki kiinin öldüünü de duyunca kim bilir nasil paniklemiti zavalli? "Karen" diye yineledi, güçlükle konuuyordu. "Karen, sana bir ey söyleyeceim ama üzülmeyeceksin." Hayir, konu ben deildim, baka bir ey vardi. Telala sordum. "Anne ne oldu? Kötü bir ey mi var?" "Lütfen sakin ol Karen" dedi üzüntüsünü gizlemeye çaliarak. "Lütfen metin olmaya çali." "Anne, beni korkutuyorsun." "Az önce bir telefon geldi. Pakistan'dan... ah Nesim aradi. Babanla ilgili bir haber verdi. Baban..." Sesi titriyordu. "Baban ölmü kizim." Kendini daha fazla tutamayarak alamaya baladi. Elimde telefon öylece kalakaldim. Babamin sema ederken gülümseyen yüzü belirdi gözlerimin önünde. Belki de bu yüzden hiçbir akinlik duymuyordum. Evet, üzülüyordum tabii, ama derin bir keder yoktu içimde. Babamin mutlu olduunu düünüyordum; istedii gibi yaadiini, istedii gibi öldüünü. Böyle düünmeme yol açan sadece bir rüya olsa bile buna inaniyordum, daha dorusu inanmak istiyordum. Üstelik babamin semaya çikarak özgürlüüne kavutuktan sonra ölüm haberini aliyor olmam, rüyama inancimi artiriyordu. naninca da üzülmek için neden kalmiyordu. Çünkü rüyamdaki babam huzurluydu. Annem biraz sakinleince: "Nasil olmu?" diye sordum. "Pakistan'da Amerikali askerler bir köyü bombalamilar. Kuzey Veziristan'da bir yeri. Baban ile ah Nesim'in yaadiklari dergâh da yikilmi. Yedi kii ölmü, insanlar yaralanmi, Poyraz da yaralilarin arasindaymi. Bir ay kadar hastanede kalmi."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

"Bir ay kadar mi?" Yüreimi öfke kaplar gibi oldu. "ah Nesim neden aramami bizi?" "Baban izin vermemi, üzülmemizi istemiyormu. Durumu oldukça kötüymü, bir ay boyunca acilar içinde kivranmi. Ölmek istiyormu, ama ölemiyormu bir türlü. Sonunda bugün yaama gözlerini yummu. Bir rüzgâr çikti diye anlatiyor ah Nesim, kuzeyden esen bir rüzgâr. Poyraz yatainda rüzgârin sesini duyunca, sevinmi. 'Beni getirenler, geri götürecek,' diye mirildanmi. Sonra gözlerini kapami rüzgârin giderek artan sesini dinlemeye koyulmu. Son nefesini verirken gülümsüyordu diyor ah Nesim." "Bu da bir teselli annecim" dedim onu yatitirmak için. "Herkes mutlu ölemiyor." "Ama çok aci çekmi Karen..." "Öyle, ama son nefesine kadar da bizi üzmemeye çalimi." "Öyle olmutur deil mi?" diye sordu evet dememi bekleyerek. "Bizi üzmemek için yaralandiini duyurmak istememitir." Babamin bizi umursamami olabilecei seçeneine inanmak istemiyordu. "Tabii öyle olmutur, bizi üzmemek, telalandirmamak için haber verdirmemitir." "Kendi yolculuunu, kendisi tamamlamak istemitir. Kimseye yük olmak istemezdi." Sesi titremeye balamiti, yeniden alayacak, kendini harap edecekti. Dikkatini baka yöne çekmek için sordum. "Peki cenaze ne olacak? Töreni nerede yapacaiz?" "Tören istememi kizim, mezarinin yerini kimseye söylememe-si için söz verdirmi ah Nesim'e. Bilmiyorum... Sen ne dersin? Yoksa Pakistan'a gidip onu almali miyiz?" Bu, babama saygisizlik olurdu. "Hayir, anne, onun isteklerini kabul etmeliyiz." "Haklisin. Baban, bedenin önemli olmadiini söylerdi, onun için önemli olan ruhtu." Sesi sakinlemeye balamiti. "Onun ruhu hep yanimizda olacak anne." Kederle örselenmi bir metanetle mirildandi. "Ruhunu bilmem, ama anilari hep bizimle olacak." Telefonu kapattiktan sonra arkama yaslanarak düünmeye baladim. Kimdi benim babam? Nasil bir insandi? Gerçekten Tanri mi olmak istiyordu? Kaderi onu bu yola sürükledii için mi bu yaam biçimini seçmiti? Annem ile beni yeterince sevmemi miydi? Yoksa rüyamda gördüüm gibi inanciyla ailesi arasinda mi kalmiti? Bu sorulara, annem, ben, ah Nesim, hatta îzzet Efendi oldukça farkli yanitlar verebilirdik, ama kesin olan bir ey vardi ki; rüzgârla gelen babam, yine rüzgârla gitmiti. 46 "Çünkü her çocuk bir umuttu." Uçain inie geçmesine sadece yarim saat kalmiti. Hava açikti; ufukta batmakta olan kipkirmizi bir güne, aaida incelmi bir bulut kümesinin binlerce metre altinda koyu kahverengi bir toprak parçasi uzaniyordu. rkilerek, siyrildim dalginliimdan. Bu hangi uçakti? Yanimdaki kadina baktim,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

hayir artik benimle ilgilenmiyordu; gözlerini yukaridaki elektronik tabelaya dikmi, yere ne zaman ineceimizi örenmeye çaliiyordu. Merakla arkaya döndüm... Arkadaki iki koltuk botu. Ön tarafa baktim... Genç bir kizla, erkek arkadai oturuyordu. Kizin açik kumral saçlari, erkein siyah saçlariyla birbirine karimiti. Sanki anlayabilirmiim gibi telala baimi cama yaslayarak uçain küçük penceresinden aaidaki toprak parçasina baktim yeniden. Neresiydi burasi; Anadolu mu, yoksa doduum ada mi? Nereye inecekti bu uçak; güneler ehri Konya'ya mi, sisler ehri Londra'ya mi? Bilmiyordum, sorsam hostes hemen söylerdi, ama bilmek istemiyordum. Neydi o yaadiklarim, içice geçiler, sanrilar, karabasanlardan oluan kocaman bir rüya mi, yoksa gerçein ta kendisi mi? Madde neydi, mana neredeydi? Yaam nerede baliyordu, hayal nerede bitiyordu artik kestiremiyordum. ems gerçekten de görünmü müydü bana, Babamla bulumu muyduk, onu bailami miydim, o artik semaya çikabiliyor muydu, o ölmü müydü? Hiçbir eyden emin deildim ama bu rahatsiz etmiyordu beni. Çünkü derin bir huzur vardi içimde, büyük bir mutluluk. Bilmemenin mutluluu, anlamadan kabul etmenin huzuru, düünmeden hissedebilmenin doygunluu. Bilmek her zaman güzel deildi. Anlamak sevinç vermiyordu her zaman. Çözmek akli doyursa da ruha iyi gelmiyordu. Ellerimle kamima dokundum, henüz kendini belli etmekten çok uzak olan bebeimi hissetmeye çalitim.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile ,,OKU"mak!

www.kelamdenizi.com

Hissedemedim, ama hissedemesem de oradaydi. Zaten bu hikâyede gerçekliinden emin olduum tek ey oydu; kalbimin her atiinda, her soluk aliimda, gözlerimi her açip kapayiimda karnimda anbean büyümekte olan bu bebek. O gerçekti, sahiciydi, vardi; üstelik bütün sanrilardan, bütün kâbuslardan, bütün sirlardan daha gizemliydi, daha heyecan vericiydi, daha güzeldi. Ve ben karanim vermitim, onu douracaktim. Kâbuslarimin kara cübbeli dervii ne derse desin bu konuda annem hakliydi; Tanri olmak diye bir ey varsa ite buydu; bir insani dünyaya getirmek, birine can vermek, yaamin sürekliliine katkida bulunmak. Çünkü her çocuk bir umuttu. Ve yaam ne kadar acimasiz, insanlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar; onlari kendilerinden baka kurtaracak kimse yoktu..

Information

251 pages

Find more like this

Report File (DMCA)

Our content is added by our users. We aim to remove reported files within 1 working day. Please use this link to notify us:

Report this file as copyright or inappropriate

671186