x

Read Microsoft Word - bahadir_surelli_tez text version

Yüksek Lisans Tezi

BAHADIR SÜRELL XVIII. YÜZYIL OSMANLI RNDE DEM VE SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ'NN EVK-ENGÎZ' BLKENT 2007

XVIII. YÜZYIL OSMANLI RNDE DEM VE SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ'NIN EVK-ENGÎZ'

BAHADIR SÜRELL

TÜRK EDEBYATI BÖLÜMÜ Bilkent Üniversitesi, Ankara Mayis 2007

Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü

XVIII. YÜZYIL OSMANLI RNDE DEM VE SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ'NN EVK-ENGÎZ'

BAHADIR SÜRELL

Türk Edebiyati Disiplininde Master Derecesi Kazanma Yükümlülüklerinin Parçasidir

TÜRK EDEBYATI BÖLÜMÜ Bilkent Üniversitesi, Ankara

Mayis 2007

Bütün haklari saklidir Kaynak göstermek artiyla alinti ve gönderme yapilabilir © Bahadir Sürelli

Bu tezi okuduumu, kapsam ve nitelik bakimindan Türk Edebiyatinda Yüksek Lisans derecesi için yeterli bulduumu beyan ederim.

................................................. Yrd. Doç. Dr. Nuran Tezcan Tez Danimani

Bu tezi okuduumu, kapsam ve nitelik bakimindan Türk Edebiyatinda Yüksek Lisans derecesi için yeterli bulduumu beyan ederim.

................................................. Doç. Dr. Fatma S. Kutlar Tez Jüri Üyesi

Bu tezi okuduumu, kapsam ve nitelik bakimindan Türk Edebiyatinda Yüksek Lisans derecesi için yeterli bulduumu beyan ederim.

................................................. Yrd. Doç. Dr. Oktay Özel Tez Jüri Üyesi

Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü'nün onayi ................................................. Prof. Dr. Erdal Erel Enstitü Müdürü

ÖZET

Osmanli iirinin ve özellikle mesnevi geleneinin 18. yüzyil sonlarina doru belirgin bir deiim yaadii görülür. Mahallîleme olarak adlandirilan bu deiimin en belirgin örnekleri Bosnali Sâbit, Enderunlu Fâzil ve Sünbülzâde Vehbî tarafindan kaleme alinmitir. Bu yazarlarin eserlerinde öne çikan en belirgin unsurlar yerel (mahallî) söyleyi özellikleri ve cinsel içeriktir. Bu özellikteki eserlerden biri olan evkengîz'de Sünbülzâde Vehbî, ilk kez "cinsellik nesnesini" mesnevi türü için bir tartima konusu durumuna getirmitir. stanbul'un gündelik yaami içerisinde, ehrin bazen semtlerini bazen de taninmi sakinlerini konu edinen evk-engîz, ayni zamanda ilk toplatilan kitap olma özelliine de sahiptir. Kadinlarin mi yoksa olanlarin mi cinsellik nesnesi olarak daha "uygun" olduunu iki kurgusal anlati karakteri üzerinden tartian bu eser, hem münazara hem de ehrengiz geleneine anlatim ve içeriksel düzlemde pek çok yenilik getirmitir. Pek çok yazma ve basma nüshasi olan eser, döneminde büyük bir ilgi görmü, fakat buna ramen edebiyat tarihlerinin ve edebiyat eletirisinin ilgisinden uzak kalmitir. Ayni dönem, minyatür ve mimaride de belirgin bir deiime taniklik eder. Özellikle minyatür alaninda görülen yenilikler, burada saydiimiz airlerin "gerçekçi" ve biraz da "müstehcen" mesnevileri ile pek çok bakimdan benzer özellikler tair ve "pre-modern" giriimler olarak deerlendirilebilirler. Temelde cinsel içeriin belirginlemesi ve gerçekçilik etkisinin gelimesi bakimindan dikkat çeken minyatür-iir benzerlii, 18. yüzyilin en önemli sanatsal deiimlerinden biridir. Bati etkisiyle rokoko ve "Türk Barou" üsluplarini ortaya çikaran mimari için de benzer bir deiim söz konusudur ki bu alanin örnekleri meydan çemelerinde, Batili tarzda konaklarda, hünkâr mahfillerinde ve özellikle camilerin di cephelerinde kendisini gösterir. Tezde, öncelikle 18. yüzyil iirinde yaanan deiim dier sanatlarda görülen yenilenmelerle birlikte ele alinmi, mesnevi geleneinde Sâbit etkisinin özellikle Fâzil Bey ve Vehbî'deki yansimalari belirtilmeye çaliilmitir. evk-engîz'in 18. yüzyil mesnevileri arasindaki yeri, ehrengiz ve münazara metinleriyle benzerlikleri ya da farkliliklari tezin bir baka konusudur. Tezde ele alinan konularin daha iyi anlailabilmesi için ve buna ek olarak, imdiye kadar yeni harflerle yayimlanmami olan evk-engîz'i "okunabilir" kilmak adina metnin 1869 baskisi, çevrimyazi harfleriyle tezin "Ek" bölümünde okurlara sunulmutur. Anahtar sözcükler: mesnevi, cinsellik, deiim, minyatür, mimari

iii

ABSTRACT Changes in The Eighteenth Century Ottoman Poetry and Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz

An obvious change can be seen in the Ottoman Poetry and especially in the "mesnevi" tradition towards the end of the eighteenth century. The most popular samples of this change which is called "localization" (mahallîleme), have been written by Bosnali Sâbit, Enderunlu Fâzil and Sünbülzâde Vehbî. In the works of these writers, most distinctive components that appear are local way of speaking and sexual contents. evk-engîz is one of the poems that has these features and Sünbülzâde Vehbî, for the first time, made "sex object" debatable for the mesnevi genre. With the daily-life of stanbul, its both neighboorhoods and well-known inhabitants have been cited in evkengîz which is also, at the same time, the first book ever censored. This mesnevi in which two fictional protagonists argue about which one (women or young boys) is the "best" as a "sex object", brought many innovations to both "münazara" and "ehrengiz" tradition. Although this work which has so many manuscripts and printed versions, gained popularity in its period, it has been standing far from the attention of literature histories and criticism. This period of time has an obvious change in miniature painting and architecture, as well. Especially, the changes which are seen in miniature painting has lots of similarities with mesnevis of the poets mentioned above that are "realistic" and a little bit "obscene" and can be evaluated as "pre-modern" attempts. Basically, miniature painting and poetry resemblance, in terms of appearance of sexual contents and realism, is one of the major artistic changes of the eighteenth century. A similar change is also exact for the Ottoman architecture which created the rococo style and "Turkish baroque" due to Western influence, so this field's products may be seen in square fountains (meydan çemesi), residences in Western style, sultans' rooms in mosques (hünkâr mahfili), and especially on the façades of mosques. Primarily, in the dissertation, the changes in the eighteenth century poetry are examined together with the innovations in other arts and reflections of Sâbit influence in the mesnevi tradition, especially in Fâzil Bey's and Vehbî's works, were tried to be shown. The position of the evk-engîz among the eighteenth century mesnevis, and its similarities or differences with the ehrengiz and münazara texts are other topics of the thesis. The transcription of the printed version of the text in 1869 has been placed in the "Appendix" in order to understand better and so as to make the evk-engîz which has never been translated before, "readable". Key words: mesnevi, sexuality, change, miniature, architecture

iv

TEEKKÜR

Benimle birlikte bu çalimayi gerçekletirmeye gönüllü olduu ve benden güler yüzünü esirgemedii için öncelikle danimanim Nuran Tezcan'a; youn ilerinin arasinda tezime vakit ayirma inceliini gösteren, fikirleriyle bu teze önemli katkilarda bulunan hocalarim Fatma S. Kutlar ve Oktay Özel'e; üç yil boyunca pek çok zorlukta yanimda olan kiymetli dostlarim Eray Dökmeci, rfan Karakoç ve lker Yakin'a; evkengîz'le ilgili o güzel incelemeyi kaleme aldii ve yolumu aydinlattii için Jan Schmidt'e; yirmi yedi yillik yaamim boyunca "okuma" serüvenime sürekli destek olan aileme; ve eitim hayatimin en önemli amaçlarini bana varliklariyla hatirlatan hocalarim Ömür Ceylan ve Süha Ouzertem'e teekkür etmek boynumun borcudur.

v

ÇNDEKLER

sayfa Özet . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . iii iv v vi 1 12 12 31 49 49 51 53 53 53 56 63 66 67 70

Abstract Teekkür çindekiler Giri .

I. 18. YÜZYIL RNDE DEM

A. Deiimin iir, Mimarî ve Minyatür Alanindaki zleri

B. Osmanli iirinde "Romantik Akimin Sonu" ve evk-engîz C. Mesnevi Geleneinde Sâbit Okulu . 1. Sünbülzâde Vehbî . 2. Enderunlu Fâzil . . . . . . . . . . . . . . . . . .

II. EVK-ENGÎZ'N 18. YÜZYIL R ÇNDEK YER A. evk-engîz'e Bir Baki . . . .

1. Toplatilan lk Kitap evk-engîz'in Nüshalari 2. Konu ve Kiiler . . . . . .

B. evk-engîz'in ehrengiz Geleneindeki Yeri 1. Anlati Kahramanlari . .

a) Anlati Kiilerinin simleri ve Söz Oyunlari b) Anlati Kiilerinin Nitelikleri vi . .

2. Kentsel çerik

.

. . .

. . .

. . .

. . .

. . . . . . . .

71 75 79 81 86 88 141 146

3. Gerçekçilik Eilimi 4. Cinsellik . .

C. Aliilmiin Diinda Bir Münazara Örnei Olarak evk-engîz Sonuç . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Ek: evk-engîz

Seçilmi Bibliyografya Özgeçmi . .

vii

YAZIMA LKN BLGLER · Çalimada kullanilan Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerin yaziminda Türk Dil Kurumu'nun mlâ Kilavuzu esas alinmitir. Buna göre; tarikat, edebi akim ve dönem adlandirmalarinda veya özel isimlerde "nispet i'si" (î) kullandik. · evk-engîz'in, çalimanin sonunda yer alan çevrimyazi (transkripsiyon) metninde, 1869 yilinda stanbul Ali Riza Efendi Matbaasi'nda yapilan baski esas alinmitir. Bu nedenle, baskidan kaynaklanan hatalar metin içerisinde düzeltilerek köeli parantez içerisinde verilmi, vezin uyumsuzluklari dipnotlarda gösterilmitir. · Metni Latin harflerine aktarmada (ò, ó, õ, , s, vb.) çevrimyazi harfleri kullanildi. Çalimada alintilanan dier metinler ya da beyitler, alintilandii kaynaktaki biçimiyle aktarilmi, çevrimyazi harfleri kullanilmamitir. · Metnin basma nüshasindaki sayfa numaralari ve bölüm baliklari parantez içerisinde gösterildi: (123) ve (li-merhûm Vehbî Efendi) gibi · · · Beyit numaralari ise, beyitlerin sa tarafindaki rakamlarla belirtildi Arapça tamlamalarda üstten ayirma (') iareti ve tire (-) kullanildi "zâfet-i maklûb" sonucu oluan birleik isim ve sifatlarin arasina tire (-) konuldu: îrîn-leb · Arapça ve Farsça ön ekler ayri yazilarak tire (-) ile gösterildi. Kelime sonlarina gelen edat ve ekler de ayni ekilde yazildi: bi'l-terâzi, nev-hatt

viii

·

"Hamam", "Eyüp" gibi bazi kelimeler veznin gerektirdii ekilde; bazi yerlerde tek, bazi yerlerde çift ünsüzlü okundu: hammâm, Eyyûb.

ix

GR

Nihad Sami Banarli, Resimli Türk Edebiyati Tarihi adli çalimasinda XVIII. Yüzyil Osmanli iirini deerlendirirken "Klâsik Türk edebiyatinda yerli söyleyi bakimindan için için bir olgunluk, bir halk ifadelerine deer veri akimi ba[ladiini]" belirtir (745). Gerçekten de bu dönemde, 18. yüzyilda Nâbi (öl. 1712) ile Sâbit (öl. 1712), Nedim (öl. 1730) ve Seyyid Vehbî (öl. 1736) gibi airlerin, iire "mahallîleme" bakimindan önemli etkilerde bulunduu görülür. Bu dönemde Sünbülzâde Vehbî'nin, özellikle evk-engîz adli münazarasini 19. yüzyil bai sayilabilecek bir tarihte (tahminen 1789-1797 yillari arasi) yazmi olmasi oldukça önemlidir ki bu eser de pek çok yönüyle "mahallîleme" akimi içerisinde, dönemin gösterdii deiimle birlikte incelenmeye uygun bir örnektir. Keçecizâde zzet Molla'nin Mihnet-keân'i 1824-1825 yillarinda yazdii, Tanzimat Fermani'nin ise 1839'da ilan edildii düünülürse, evk-engîz'in, yaziliinin kirk yil ardindan balayan "roman çai"nin öncesinde "modern-öncesi" (pre-modern) nitelikler taidii söylenebilir. Zaten Sünbülzâde Vehbî'nin bu eseri üzerine çalima yapan aratirmacilardan hem Wilkinson Gibb, hem de Jan Schmidt, evk-engîz'e "Romantik dönem" ile Tanzimat dönemi arasinda yer alan "modern-öncesi" (premodern) bir eser olarak yaklairlar (bkz. Gibb ve Schmidt). evk-engîz hem konusu bakimindan, hem de mesnevi ve özellikle münazara gelenei içerisindeki "marjinal" yeri bakimindan Osmanli iirinin yerlileme

1

(mahallîleme) akimiyla birlikte yaadii dönüümü bizlere gösterir ve bu yönüyle incelenmesi gereken bir metin durumundadir. Bir yandan Osmanli yazininin münazara geleneine, dier taraftan da ehrengiz geleneine yaslanan eserde Sünbülzâde Vehbî'nin kullandii dil ve anlatim özellikleri, onu 18. yüzyil Osmanli iirindeki yerlileme akiminin bir parçasi yapar. airin, 1791 yilinda tertip ederek III. Selim'e sunduu Dîvân'inin yani sira, oluna nasihat vermek amaciyla yazdii Lutfiyye'si, uzun yillar eitimde ders kitabi olarak okutulan manzum Farsça-Türkçe sözlüü (Tuhfe-i Vehbî), manzum ArapçaTürkçe sözlüü (Nuhbe-i Vehbî) ve airin kendisinin bir iirinde belirttii üzere bir yanginda yanmi olan ve bugün elimizde bulunmayan bir Müneât'i vardir (Beyzadeolu 61). Bunlarin diinda, Vehbî üzerine yapilan çalimalarda adi geçmeyen, ancak yazara ait olan Manzûme-i Letâfet adli bir eserin, 16. yüzyilda ahidî'nin yazdii Tuhfe-i ahidî'nin erhi olan zah-i Tuhfe-i ahidî'sinin, Tevfiku'l-ilâh fi erhi Fennîn mine'l-ebâh balikli bir fikih risalesinin ve Kasâid'inin çeitli kütüphanelerde bulunduu tarafimizdan tespit edilmitir. Vehbî'nin, dikkati çeken bir baka manzumesi ise, Turgut Kut tarafindan Tarih ve Toplum dergisinin 208. sayisinda yayimlanmi olan "bu mudur" redifli hicviyyesidir ki bu manzume, Vehbî'nin "sinir tanimayan" üslûbu hakkinda bize önemli bilgiler salar. Turgut Kut'un "Bilinmeyen Bir Hicviyesi'yle Sünbülzâde Vehbî" balikli yazisindan örendiimize göre, bu hicviyye, yazarin "bilinen yazma ve basma divanlarinda yoktur" (73). Hicviyyenin yazilma nedeni ise, airin Eski Zara'da yaadii olaylardir. Evinin Tatarlar tarafindan basilmasi, eyalarinin gasp edilmesi ve tutuklanmasi sonrasinda kadiliktan azledilen Vehbî, yerine atanan yeni kadi Haci Molla Efendi'yi çekincesiz bir üslûpla hicv etmektedir: 2

Bre hey ibne köpek ân-i hükûmet bu mudur Bre deyyûs-i felek `arz-i erî'at bu mudur Sen gibi mübtezel olana hükûmet ne dimek Âh kim ehline teslîm-i emânet bu mudur Sensin ol mâ-sadak-i ma'ni-i men lem yahküm Böyle hâkim mi olur hükm-i diyânet bu mudur Bir köpek çehreli eski zaara benzersin Zaara nâ'ibi olmaa liyâkat bu mudur (Kut 3) Sünbülzâde Vehbî'nin yazilmi "marjinal" hicviyelerden birine bununla imza attii söylenebilirse de, onun kaleme aldii "marjinal" metinler sadece bu hicviye ile sinirli deildir. imdiye kadar yeni harflerle yayimlanmami olan ve üzerinde--Jan Schmidt'in 1993 yilinda Turcica'da yayimlanan yazisi diinda--hiçbir çalima yapilmami olan bu eser, pek çok divan edebiyati aratirmacisi tarafindan "cinsî telmihlerle dolu" (Akün 241), "bir sürü müstehcen beyitler[in] yer al[dii]" (Beyzadeolu 61) "bayai ve küfürlü" (Gibb 436) bir metin olarak nitelendirilmi, üzerinde kapsamli bir aratirma yapilmamitir. evk-engîz, 1789-1797 yillari arasinda kaleme alinmi olduunu düündüümüz bir münazara örneidir. Pek çok nüshasi bulunan eser, 5 Ramazan 1286 (milâdî 1869)'da Enderunlu Fâzil'in (öl. 1810) Defter-i Ak, Zenânnâme, Hubânnâme ve Çenginâme'siyle birlikte stanbul'da basilmitir. Nuran Tezcan'in "Lâmi`i'nin Gûy u Çevgân'indan ki Münazara" balikli çalimasinda da belirttii gibi "[m]ünazara, birbiriyle ilgili, çou kez de karit iki ya da daha çok nesne ya da kavramin kiiletirilip (tehis) zebân-i hâl ile konuturulmasi (intak) yoluyla oluan bir yazi türüdür" (49). Ancak evk-engîz'deki karitliin, nesnelere ya da kavramlara dayanmak yerine gerçekçi iki anlati karakteri (Suyolcu-zâde ve Kazikçi Yeeni) üzerinden kurgulanmasi bu eseri dier münazara örneklerinden 3

ayirmaktadir. Münâzara-i Nefs u Rûh (Lâmi`î Çelebi, XVI. yy.), Beng ü Bâde (Fuzûlî, XVI. yy.) ve Münâzara-i eb u Rûz (Fasih Ahmed Dede, XVII. yy.) gibi örnekler düünüldüünde evk-engîz'in bu özellii daha da açik bir ekilde anlailmaktadir. Vehbî'nin münazaralara özgü olan bu karitlii yaratmak için iki kavram ya da iki nesne seçmek yerine iki kurgusal kahramandan faydalanmasi ve eserinde bu karakterleri anlatmasi 18. yüzyil Osmanli iiri için oldukça önemli ve yeni bir gelime olarak düünülmelidir. Bu yönüyle "yenilikçi" ve "gerçekçi" bir münazara örnei olarak inceleyebileceimiz evk-engîz, adindan da anlailabilecei gibi Osmanli yazininda sikça karilaabileceimiz ehrengizlerle de geleneksel balarini sürdürmütür. Nitekim eser incelendiinde, Sünbülzâde Vehbî'nin, eserine bu adi verirken çok da rastlantisal bir seçim yapmadii, aksine bilinçli bir tercihte bulunduu dikkati çeker. Çünkü eser, stanbul'un hamamlari, tekkeleri, semtleri balaminda sadece mekâna bali bir karakter sergilemekle kalmaz, ehrin taninmi güzellerini ve sakinlerini de konu edinir. evk-engîz'in kendine özgü yönleri bunlarla sinirli deildir. Yerel söyleyi özellikleri, günlük yaama ait çeitli unsurlar ve hatta küfürler, eseri münazara ve ehrengizlerden ayirir. Pek çok yerde yazar, söz oyunlari ve gündelik söyleyilerle okuru güldürmeyi baarir. Bunlari bir çeit "lâübâlilik" olarak nitelendiren Ömer Faruk Akün, bu açidan Sünbülzâde Vehbî'yi, Sâbit'in bir takipçisi olarak görür: "Mahallî dil unsurlari ile günlük yaayia âit tâbirleri iirinde bir oyun vâsitasi hâline getirerek çeitli lâübâlilikler göstermekten holanan Sünbül-zâde'yi asil Sâbit'e balamamiz icabeder" (240). Sünbülzâde Vehbî, 18. yüzyil iirinin önemli isimlerinden biri durumundadir. III. Selim adina tertip ettii divaninin yani sira evk-engîz, Lutfiyye, Tuhfe-i Vehbî ve 4

Nuhbe-i Vehbî gibi dönemin çokça okunan eserlerini kaleme alan air, bu dönem airleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ancak, Enderunlu Fâzil Bey'le birlikte yüzyilin sonlarinda en çok eser veren airlerden biri olan Vehbî üzerine yapilmi çalimalarin sayisi oldukça sinirlidir. Ancak bu sinirli çalimalarda dahi, yeni baki açilari gelitirmek yerine benzer bilgilerin tekrar edildii görülür. Bunlarin diinda Sünbülzâde Vehbî ve onun eserleriyle ilgili burada anilmaya deer çalimalardan biri Prof. Dr. Süreyya Beyzadeolu'nun stanbul Üniversitesi'nde 1985 yilinda doktora tezi olarak hazirladii "Sünbülzâde Vehbî Divâni'nin Tenkidli Metni" balikli çalimadir ki bu çalima ayni zamanda Vehbî divanini günümüz harflerine aktaran tek çalima olma özelliini de sürdürmektedir. Bunun yaninda Kemal Silay'in Turkish Studies Association Bulletin'in 18. sayisinda çikan "Follower and Critic of the New Discourse: Sünbülzade Vehbi and the Eighteenth-Century Reformers of Ottoman Poetry" balikli makalesidir. Silay bu çalimasinda, "Sühan Kasidesi"ni "meta-poetic" (iir üzerine/iir hakkinda) bir metin olarak ele almi ve Vehbî'nin 18. yüzyil iirindeki yeri üzerinde durmutur. Özellikle evk-engîz üzerine yapilan tek inceleme ise Jan Schmidt'in "Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz: An Ottoman Pornographic Poem" balikli makalesidir. Schmidt bu çalimasinda, evk-engîz'i nesnel ve bilimsel bir yaklaimla ele almitir. Eseri ve eserin nüshalarini da tanitan Schmidt, evk-engîz'in hem cinsel içerii, hem de eserde kullanilan benzetmeler ve metaforlar üzerinde ayrintilariyla durmutur. Son olarak, yine Süreyya Beyzadeolu, Vehbî'nin; Nâbî'nin Hayriyye'sinden etkilenerek kaleme aldii nasihatnâmesi Lufiyye'yi günümüz harfleriyle ve açiklamali olarak yayina hazirlami; kitabin ilk bölümlerinde yazarin hayati ve eserleri üzerinde durmutur. airin yazma ve basma divanlarinda yer almayan bir hicviye ise Turgut Kut tarafindan, "Bilinmeyen Bir

5

Hicviyesi'yle Sünbülzâde Vehbî" baliiyla Tarih ve Toplum dergisinde yayimlanmitir (Nisan 2001). air, evk-engîz'in 435. ve 442. beyitleri arasinda, Kazikçi Yeeni'nin azindan u sözleri dile getirir: mülket-i Rmda hem irler ehl-i dil pýrleri mhirler eyleyip vasf-i civn-i tze verdiler leme cn-i tze õ-i nev-õa gibidir her dývn oldu ýrzesi õa-i õbn óayf ancaò iki rüsv-yi òadým biri bu naëmi yazan bir de Nedým irini zen gibi etdi medõl oldu güftrlari n-maòbl bedevýdir uar-yi Arb onlara yoò bu maóalde irb diyerek Leyli vü Selmý vü Saýd ederek çölde òara òizlari yd g edip name-i n-sz-i òavl söylemilerse daõý bai mavl (evk-engîz 130) Burada Sünbülzâde Vehbî'nin, eserini ve bu tarz bir edebiyat anlayiini Nedim'e baladii açik bir ekilde görülebilmektedir. Ancak daha ilginci airin "õ-i nev-õa gibidir her dývn" sözüyle Osmanli lirik iir geleneinin (sakali yeni bitmi) "mahbûb"larina atifta bulunmu olmasidir. Bu göndermeyle air, hem kendisini hem de eserini belirli bir tarza balami olur. Bir baka deyile; Victoria Holbrook'un kavramiyla ifade edersek, kendi mesnevisinin bir "soyaacini" çizmektedir aslinda. Ancak bunu farkli bir yoldan gerçekletirir Vehbî. Kendisini Nedim'le ayni safta göstererek bir iir tarzina balamaktadir ancak, Kazikçi Yeeni'nin söylediinin tersine, 6

metnine ecinsellii konu edinmitir. Bu açidan hem mevcut gelenee yaslandiini ifade etmi, hem de; belki bizler için daha da önemlisi kendi iir tarzini bir "soyaaci"na yerletirmitir. Bu nokta çalimamiz açisindan önemlidir, çünkü bu sözler Vehbî'nin

evk-engîz'de ortaya koyduu "mesnevi poetikasi" ile yakindan ilgilidir. Böylelikle

Vehbî'nin, eyh Gâlib'in Hüsn ü Ak'ta yaptiina benzer bir yolla eserini ve poetikasini belirli bir çizgiye yerletirdii söylenebilir. eyh Gâlib; Victoria Holbrook'un "Alegorinin Ölümü, Hüsn ü Ak'in Özgünlüü" balikli makalesinde de tartitii üzere, kendisine bir "soyaaci" çizer. Gâlib, isimleriyle andii ve Holbrook'un "soyaaci" olarak nitelendirdii mesnevi yazarlari araciliiyla, kendi eserini ve poetikasini belirli bir konuma yerletirmektedir: Bulmu sühan-i bülend-nâmi Firdevsî vü Hüsrev ü Nizâmî Âyîn-i Nevâyî'de Fuzûlî Bulmu sühana reh-i vüsûli stanbul'umuzda Nev'î-zâde Etmi tek ü pû velî piyâde Olsun mi Nizâmî'ye hem-âheng Kur'ân'a uyar mi name-i çeng Olmaz belî lutf-i tab'i inkâr Onun gibi dahi niçeleri var (Hüsn ü Ak 176) ehnâme yazari Firdevsî, Hüsrev, Nizâmî-i Gencevî, Ali ir Nevâyî ve Fuzûlî bu beyitlerde adlari anilan airler olarak Gâlib'in kendi "soyaaci"na ekledii mesnevi yazarlaridir. Ancak alintilanan manzumede anilan bir isim daha vardir ki, Gâlib'in bu isme kari küçümseyici bir tavir takindii gözlerden kaçmaz: Nev'îzâde Atâyî. airin bu isim ve benzeri mesnevi poetikalari için getirdii eletiri, metinden de anlailacai üzere, oldukça serttir: "Onun gibi dahi niçeleri var". Kisacasi burada Gâlib'in, mesnevi formunda belirgin bir ekolü (mistik ak yolunda olgunlama metinlerini) temsil ettii görülür. Oysa çadai--ve aratirmacilarin edebiyat tarihlerinden dilama konusunda

7

üzerinde uzlamaya vardiklari--Sünbülzâde Vehbî kendisini karit bir söyleme yerletirir. Bu noktada, eyh Gâlib'in oluturduu mesnevi poetikasinin diinda örnekler vermeleri bakimindan Tâcizâde Câfer Çelebi, Nevizâde Atâyî, Sâbit, Enderunlu Fâzil ve Sünbülzâde Vehbî'nin "örtük" bir soyaaci yarattii düünülebilir. Hakan Atay da, "Heves-nâme'de Ak Oyunu: Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Özgünlük deali" balikli çalimasinda, Galib'in metni üzerinden benzer bir deerlendirme yapar: Ancak, eyh Galib'in bu mesnevî airi (Atâyî) hakkindaki deer yargisi, [...] farkli ve örtük bir soy aaci daha olduunu gösterir niteliktedir. Galib'in, Nizâmî'nin yapitlariyla karilatirdiinda "name-i çeng" olarak adlandirdii ve Nev'î-zâde gibi "dahi niçeler" tarafindan kaleme alinan bir yapitlar silsilesidir iaret edilen. (Atay 13) Tüm bunlardan da anlailmaktadir ki, imdiye kadar yapilan mesnevi aratirmalarinda, "mesnevi" kavraminin tüm yüzyillarda--yaklaik alti yüzyildir--ayni anlami ve benzer poetik yaklaimlari standart bir biçimde koruduu öngörülmü veya Osmanli iiri (lirik iir) "mesnevi" kavramini da kapsayacak biçimde genelletirilerek kullanilmitir. Osmanli yazinsal ürünleri üzerindeki bu siniflandirma sorunu günümüze dein pek dile getirilmemitir ve bu nedenle "Osmanli iiri" kavraminin, birbirinden oldukça farkli anlatim yöntemlerini (mistik, alegorik, realist, münazara, ehrengiz, nasihatnâme ve dier) kapsayan "Osmanli mesnevisi"ni de içerdii düünülmütür. Tezkireciler ve divan airlerinde de görülen bu anlayi, en uygun ifadesini Victoria Holbrook'un u sözlerinde bulur: "Anlaildii kadariyla mesnevi türlerinin adlandirilmasi Osmanli edebiyat eletirmenlerinin pek umrunda deildi; onlari ayirt etmek için bugün kullanilan tüm Türkçe terimler--romantik, alegorik gibi--19. yüzyil sonunda Fransizcadan alinmitir" (Akin Okunmaz Kiyilari 23). Bu nedenle, imdiye 8

kadar yukarida bahsettiimiz türden iir-mesnevi ayrimi ya da airlerin mesnevi poetikalari, üzerinde pek durulmami bir inceleme konusudur. Çalimamizin temel amaci, divaninin "sebeb-i tertib-i divan" bölümünü bir reddiyeye çevirerek klasik iirin hâmilik sistemine, "Sühan Kasidesi"yle de poetik tarafina ilikin metinler ortaya koyan Vehbî'nin evk-engîz'ini 18. yüzyil iirinde görülen deiim içerisinde deerlendirmektir. evk-engîz üzerinde imdiye kadar hemen hiçbir çalimanin yapilmami olmasi ve imparatorluk döneminde birkaç kez basilan-- eserin kaç kez basildiina dair tutarsiz görüler vardir--ve sayisiz yazma nüshalari bulunan bu "popüler" metnin günümüz alfabesine henüz aktarilmami olmasi da bu çalimanin yapilma nedenlerinden bir dieridir. Bu çalimanin yapilmasinin ardindaki bir argüman da, edebiyat tarihi içerisinde ele alinan ve üzerinde çaliilan metin sayisinin oldukça "sinirlandirilmi" olduu düüncesidir. Edebiyat tarihçiliinin "tüketilen"den çok "üretilen" metinler uyarinca kendini yönlendirdii bu çalima alaninda Franco Moretti'nin Mucizevi Göstergeler'de "bugünkü edebiyat tarihi bilgimiz, yüz elli sene öncesinin Afrika haritalarina benziyor: kiyi eritleri tamam ama koca bir kita bilinmiyor" sözleriyle ortaya koyduu yaklaim, "nesnel" edebiyat eletirisi ve kapsamli bir edebiyat tarihi edinimi adina bu çalimanin çiki noktalarindan birini oluturmaktadir (25). Edebiyat tarihinin yazinsal ürünleri siniflandirmada üstlendii "görev"e benzer bir biçimde eski Türk edebiyati aratirmalarinda da "ciddi" ve "gayr-i ciddi" edebiyatin varlii, "ciddi" ve "gayr-i ciddi" edebiyat eletirisine dönütürülmütür. Bu nedenle, bu çalimada hiçbir yazinsal metnin "dilanmi" ya da "çaliilamaz" olamayacai düüncesi benimsenmitir.

9

Çalima temel olarak iki ayri bölümden olumaktadir. lk bölümde 18. yüzyila özgü deiimin önemli yönleri üzerinde durularak bu deiim iir, minyatür ve mimari balaminda deerlendirilmeye çaliildi. Özellikle Gibb'in "Romantik Akimin Sonu" balii altinda ele aldii bu dönemin moderne geçi açisindan önemi ve evk-engîz'in bu "erken modern" dönem içerisindeki özgün konumu üzerinde duruldu. kinci bölümde, öncelikle evk-engîz'in yazma ve basma nüshalari, konusu, kiileri ve basildii dönemde topladii ilgi ele alinmi, daha sonra eserin ehrengiz ve münazara metinleriyle taidii paralellikler gösterilmeye çaliilmitir. Çalimanin ek bölümünde ise metnin 1869'da stanbul'da Ali Riza Efendi Matbaasi'nda yapilan baskisi çevrim-yaziya aktarilmitir ki bu basma nüsha, tezde incelenen asil metin durumundadir. Gerekli görülen yerlerde eserin çeitli yazma nüshalarina da atifta bulunulmaktadir. Tezde, mümkün olduu kadar farkli metinler dolayimiyla 18. yüzyil mesnevilerindeki deiim gösterilmeye çaliildi. Tüm çalima boyunca temel olarak evk-engîz ele alinmi olmasina ramen, Berber-nâme, Çengi-nâme, Defter-i Ak, Derenâme, Hûban-nâme ve Zenan-nâme gibi metinlerden de örnekler kullanilmitir. Tezde ele alinan airler, eserlerini 18. yüzyilda ve özellikle bu yüzyilin son dönemlerinde kaleme almi yazarlardan seçilmi; gerekli yerlerde bu airler üzerinde etkisi kukusuz olan fakat daha önceki devirlerde yaami olan airlere de yer verilmitir. Yine de çalima, Enderunlu Fâzil, Nedim, Sâbit, Sünbülzâde Vehbi ve Sürûrî gibi 18. yüzyil iiri için yazinsal farklilamanin özgün örnekleri sayilabilecek isimlerle sinirlandirilmitir. Bu isimlerin tercih edilmesindeki bir baka neden de, Sünbülzâde Vehbî üzerindeki etkileridir. Tez içerisinde sadece atifta bulunulan kaynaklar "Seçilmi Bibliyografya"da listelenmitir. Yabanci dildeki kaynaklarin adlari olduu gibi kullanilmi, fakat bunlarin 10

Türkçe karilii parantez içerisinde belirtilmitir. Bu tip kaynaklardan yapilan alintilar ise tamamen Türkçe'ye çevrilmitir. Kimi yerlerde atifta bulunulan kaynain adi ya da yazarin soyadi, sayfa sayisiyla birlikte parantez içerisinde gösterilmitir.

11

BÖLÜM I

18. YÜZYIL RNDE DEM

A. Deiimin iir, Mimari ve Minyatür Alanindaki zleri 18. yüzyilda yaanan deiim, Lale Devri (1718-1730) ile balayarak yüzyilin sonuna doru giderek artan bir etki ile genilemitir. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa ziyareti sonrasi gelien kültürel etkilenmenin izleri mimaride youn biçimde belirirken, stanbul'da atölye açan yabanci sanatçilarin (özellikle Vanmour'un) çalimalari minyatür alaninda izlerini hissettirmitir. Edebiyat alaninda ise; Avrupa kültüründen etkilenmeye dayali olmasa da bu sanatlarla ezamanli bir deiim gözlemlenmi, kültürel etkinlikler hiz kazanmitir. Dönemin en önemli gelimelerinden biri matbaanin kuruluu (1728) ve Nevehirli Damat brahim Paa hâmiliinde bir tercüme heyetinin kurulmasidir (1720). Matbaada 1728'den 1743'e dein "basilan kitap sayisi 17, toplam baski sayisi ise 13 bindir" ("18. Yüzyilda Osmanli Türklerinde Bilimsel Etkinlikler" 251). air Nedim'in de aralarinda bulunduu Tercüme Heyeti ise Almanca'dan, Flemenkçe'den, Latince'den ve Yunanca'dan çevirilerle 9. yüzyildan sonra islâm tarihinin ilk örgütlü tercüme faaliyetini gerçekletirmitir (bkz. Salim Aydüz-Fatih Çaliir, "Lale Devri lmi Çalimalarina bir Baki: Tercüme Faaliyetleri"). Ayrica stanbul'da, bata III. Ahmed kütüphanesi olmak üzere toplam be kütüphanenin kurulmasi da bu dönemin önemli gelimelerindendir. 12

Minyatür alanindaki deiim ise Levnî, Abdullah Buhârî, Refâil ve Kapidali Konstantin gibi sanatçilarla önemli bir deiim gösterir. Öncelikle içerikte balayan deiim cinselliin ve siradan yaamin resmedildii, perspektif açisindan zengin minyatürlerle kendini göstermise de, yüzyil sonlarinda bu deiim özellikle Refail ve Kapidali Konstantin ile kitap resminden tuvale geçie kadar ilerlemitir. Bu deiim o kadar etkilidir ki, Günsel Renda'nin Batililama Dönemi Türk Resim Sanati: 1700-1850 adli çalimasinda da belirttii gibi "III. Selim dönemindeki evleri anlatan kaynaklarda, evlerin duvarlarini manzara resimleriyle süslemenin bir moda haline geldii anlailmaktadir" (23). Mimari bakimindan ise rokoko ve "Osmanli Barou" denen üslûplarin ortaya çikii önemli bir gelime olarak deerlendirilmitir. Bu döneme özgü yapilar olan meydan çemelerinden özellikle Topkapi Sarayi ve Ayasofya gibi iki anitsal yapinin karisina konumlandirilan III. Ahmed çemesi (1728) hem teknik özellikleri hem de simgesel detaylari dolayisiyla önemlidir.Bunun yani sira Nuruosmaniye Cami'si barok özellikleri bakimindan bir yenilik olarak burada sayilabilir. Aptullah Kuran'in da belirttii gibi, hünkâr mahfilleri ilk kez "I. Abdülhamid'in yaptirdii 1778 tarihli Beylerbeyi Camii'nde ortaya çikar" (309). Bunlarin yaninda Kaidhane'de yaptirilan kökler, III. Ahmed kütüphanesi gibi mimari yapilar bu dönemin dier özgün yapilari konumundadir. evkengiz üzerine yapilan bir çalimanin bu özgün mesnevinin sadece belirgin yönleriyle sinirlandirilmasi; iir, minyatür ve mimari gibi dönemin dier sanat dallarindaki deiimin gözden kaçmasina neden olabilir. Eserin, kendi dönemi içerisindeki konumunun ve dier sanat dallarinda da gözlemlenebilen yeniliklerle ilikisinin aydinlatilabilmesi, bu dönem Osmanli iirinin mimari ve minyatür gibi sanat 13

dallarinin yaadii yenilenme ile birlikte "okunmasi"ni gerektirir. Örnein, Kemal Silay, Nedim and The Poetics of The Ottoman Court (Nedim ve Osmanli Saray iiri) adli çalimasinda, Osmanli minyatür sanatindaki deiimi Divan iirinin ayni yüzyillarda yaadii deiimle birlikte ele alir. "Nedim'in iirde yaptii yenilikler, hemen hemen ayni zaman diliminde dier sanat dallarinda yaanan deiikliklerle pek çok paralellik gösterir" (75) diyerek konuya dikkat çeken Silay, 18. yüzyil minyatür sanatinin daha önceki dönemlerden en belirgin farkliliinin siradan yaamin resmedilmesinde ve cinselliin sunuluunda görülebilecei üzerinde durur (76-78). Ancak, minyatür alanindaki bu iki önemli gelime edebiyat alaninda da gözlemlenebilmekte, evkengiz'de ve hatta dönemin dier airlerinde de ortak bir özellik olarak görülebilmektedir. Bu halde, minyatür sanatinin yaadii bu tematik deiimin iir alaninda da kendini gösterdiini düünmek ve özellikle mahallîleme dönemi airlerini ve eserlerini bu açidan incelemek isabetsiz olmayacaktir. Öncelikle, Enderunlu Fâzil'in Defter-i Ak (1784), Hubânnâme (1792) ve Zenânnâme'si (1795) cinselliin sunuluu konusunda evkengiz'e (1789-1797 ?) yaklairlar. Bir baka deyile; dönemin minyatürlerinde ön plana çikan cinsel içerik (bkz. And, Turkish Miniature Painting: The Ottoman Period 90-96; Mahir, resim 33, 35 ve 38), yazinsal alanda; yukarida saydiimiz türden "realist" mesnevilerde de kendisini gösterir. Hatta kapsamli bir inceleme ile, bu eserlerde cinselliin istiâreler ve mecazlar yoluyla nasil anlatildiina ilikin pek çok örnek bulmak mümkün olacaktir. Özellikle Bosna'li air Sâbit'in (öl. 1712) henüz yüzyil bainda kaleme aldii Dere-nâme ve Berber-nâme'de, Zenân-nâme ve evkengiz'dekilerin öncülü sayilabilecek metaforlari kullandii görülür:

14

Berber-nâme'den: Ahval-i zifafi gice bir yenge gözetmi Dirmi ki bu mazmunile kizlar gelin i var Bir tabya maksadin dökeyurlar iki tobla Kizkulesine Sukapusindan yürüyü var (Gibb 280) evkengiz'den: nice òanlar döküp ol bý-nms yatdi òanli òapida çoò maóbs òopsa Òizòulesi peinde döü Suòapisi'ndan ederdi yürüyü (115) Zenân-nâme'den: Âh kim çikti bu Kizkulesine Kimler uradi bu top güllesine (84) Yukaridaki örneklerde de açikça görüldüü gibi, üç airin de "Kizkulesi" ve "Sukapisi" dolayiminda cinsellie atifta bulunmalari, Berber-nâme'yi, evk-engîz'i ve Zenân-nâme'yi bu metaforlarin kullanimi bakimindan birbirine yaklatirmaktadir. Yine üç airde de, dile getirilen cinsel edimin "yürüyü" ya da "urama" eylemi ile ifade edilmesi bir baka ortak nokta olarak gösterilebilir. Burada özellikle Vehbî ve Sâbit'ten alintiladiimiz beyitler, benzerliin sadece metaforlarin kullanimiyla sinirli olmadiini açikça göstermektedir. Ancak, Vehbi'nin evkengiz'i yazarken Sabit'in bu eserinden ne ölçüde yararlanmi olabileceine ya da iki eser arasindaki benzerliklere çalimamizda yer verilmemitir. Cinselliin evkengiz'deki sunuluu, Jan Schmidt'in "Sünbülzade Vehbi's evkengiz, An Ottoman Pornographic Poem" (Bir Osmanli Pornografik iiri, Sünbülzade Vehbi'nin evkengiz'i) balikli makalesinden de anlailacai üzere, çeitli metaforlarin youn bir biçimde kullanilmasina dayanmaktadir. Bu metaforlar, her ne

15

kadar yer yer Vehbi'ye ve evkengiz'e özgü özellikler taisalar da çou kez benzerlerini Sâbit ya da Enderunlu Fâzil'da görebileceimiz biçimde kullanilmitir. Schmidt, "bu betimlemeler[in], `ciddi' pre-modern Osmanli Divan iiri'nin konvansiyonlarina alikin biri için bile oldukça orjinal görün[düünü]" belirttikten sonra evk-engîz'de kullanilan en belirgin metaforlari siralar: "su, hayvanlar, aaçlar, çiçekler ve meyveler" (28). Bu özgün ve dönemin iirine egemen olduu anlailan metaforlarin kullanimina evkengîz'den u beyitler örnek olarak gösterilebilir: kürein çekmek için rz u leyl òiç levendi yazilirdi fi'l-hl soyunup sým-i tenn-i dilke girse deryya gümü blii-ve bir baliò batdi ya bý-dem diyü h dil-i pür-ci olup baór-i siyh (119) Görüldüü gibi buradaki beyitlerde "kürek, gümü balii, balik, deryâ, bahr" gibi sözcükler cinselliin Osmanli iirindeki anlatiminin bir ifadesi olarak karimiza çikmaktadir. Her ne kadar benzeri kullanimlara daha önceki yüzyillarda da rastlamak mümkünse de, özellikle 18. yüzyil mesnevilerinde ve evk-engîz'de bu kullanimlarin, biraz daha özgünletirilerek sikça kullanildiina taniklik ederiz. Tüm bunlardan da anlayabileceimiz gibi, cinselliin divan iirindeki ifade ediliinin belirgin bir biçimde deimesi, tipki minyatürlerde görüldüü gibi, bu dönemde yazilan kimi iirlerin ortak bir özellii durumundadir. Kemal Silay'in da belirttii gibi: "Mahbub'u [ya da kahramanlari] anlatmada kullanilan imaj ve metaforlar Osmanli iirinin ancak bu son dönemlerinde deiiklie uratilmi ve çeitlendirilmitir" (Nedim and The Poetics... 38).

16

Üzerinde durduumuz eserler bakimindan 18. yüzyil Osmanli iirinin bir baka belirgin özellii de Divan iirinin geleneksellemi "sevgili" tipini deiime uratmasidir. Bilindii gibi klâsik iirde sevgilinin anlatimi sinirli sayidaki kaliplarla belirlenmitir. Ancak, özellikle Nedim sonrasi dönemde, Enderunlu Fâzil ve Sünbülzâde Vehbî'de bu kaliplami ifadelerin diina çikildii görülür. Örnein Fâzil'in Zenânnâme'sinde; Orta mali misin ey rûh-i revan Kime dir ortada bu genci nihân Âh kim çikdi bu kiz kullesine Kimler uradi top güllesine (84) eklinde betimlenen Rum kizlari, klâsik dönemin ideal sevgili tipinden oldukça farklidir ve burada, yüceltilen bir ak ilikisi yerine siradan, gündelik bir anlatimla karilairiz. Hatta bu anlatim öylesine "gündelik"tir ki air, sevgilisine "orta mali misin" diye sorabilmektedir. Klâsik dönemin kaliplami kurallarinin bu denli sarsintiya uratilmasi sadece Fâzil Bey'e özgü deildir. Bu tutum Vehbî'de ve evkengiz'de de kolaylikla görülebilmektedir. Vehbi, evk-engiz'de sadece siradan kahramanlar yaratmakla kalmami, bizim burada "klâsik" veya "klie" olarak adlandirabileceimiz hem bu kahramanin klasik anlatimi, hem de klasik iir kahramaninin geleneksellemi davranilari ile oynamitir: òanda gýssini saròitsa zenn bu da saròindiliò eylerdi hemn söz atip yanlarina varir idi raómi vardir diyü yalvarir idi cürmüne ör ederek subó u mes sanki olmidi eb özr-i nes

17

yalana òurmu idi baòa zemýn ser-i sermyesi biñ dürlü yemýn ghi pdir kül-i bb-i óammm gül satardi sanasin ol n-km (114) Böylelikle, yazari tarafindan hor görülüyor olsa da, varliiyla klâsik iirde bir yenilii ortaya koyan özgün bir mesnevi kahramani (Suyolcuzâde); fakat ne bir ehrengiz güzeli, ne de bir gazel âii, ikisinden de farkli bir kahraman tipi yaratilmi gibidir. Yazari tarafindan bile ciddiye alinmiyormu izlenimi uyandiran, "gayr-i ciddi", ayni zamanda da "müstehcen", gelenein diinda, divan iirinin yeni bir tipi ortaya konmu olur. Fakat benzer bir anlatim biçiminin ve anlati karakterinin tek örnei evk-engîz'in Suyolcuzâde'si yahut Kazikçi Yeeni deildir. Sâbit'in, Fâzil'in ve hatta Nedim'in kimi gazellerinin de kahramanlari benzer cinsel "zaaflara" sahiptirler. Dolayisiyla, Osmanli iirinin bu "alternatif" kahramanlarina sadece Vehbî'nin evk-engîz'i için geçerli olan bir "gelenekten bir sapma" olarak deil; 18. yüzyil airinin yaratim tekniinde yeni arayilarin bir uzantisi olarak bakma düüncesi daha uygun dümektedir. Çünkü divan iirinin geleneksellemi kahramanlarinin buna benzer cinsel "zaaflari" yoktur ve yazarlarin da yarattiklari kahramanlara bu ölçüde alayci bir tonla yaklatiina pek sik rastlanmaz. Böyle bir uygulamanin benzeri ancak, kendisini anlatinin bir kahramani durumuna getiren ve baktii aynada kendi yansimasini görerek "akinlia" urayan zzet Molla'nin Mihnet-keân'inda rastlanilabilir. Cinsel içerik bakimindan, 18. yüzyil minyatürleri ile yukarida örneklendirdiimiz iirler arasinda benzerlikler bulmak mümkündür. Örnein Refail'in 1745 tarihli bir kitap resminde, hamamda kurulanan bir anne ve kizi çiplak bir biçimde resmedilmitir (Mahir, resim 38). Enderunlu Fâzil'in Zenân-nâme'si içine çizilen bir minyatürde ise bir kadin doum yapmaktadir (Silay 161). Yine Fâzil Bey'in Hubân18

nâme'si ve Hamse-i Atâyî'de yer alan minyatürlerden bazilarinda genelev ve sira bekleyen müteriler görülebilmektedir (Bardakçi 282-283). Bu da minyatürlerde ele alinan konularin, tipki ele aldiimiz mesnevilerde olduu gibi özellikle 18. yüzyilda önemli bir çeitlilik kazandiini göstermektedir. Çou kez bu minyatürlerin benzer mesnevi metinlerinin (Hubân-nâme, Zenân-nâme ya da Hamse-i Atâyî'nin yapraklari) arasina yapilmi olmasi da bu benzerliin bir baka göstergesi olarak deerlendirilebilir. Buraya kadar olan bölümde, Osmanli minyatür sanatinin 18. yüzyilda yaadii tematik deiim üzerinde durduk ve bu deiimin, cinselliin eserlere konu edilii bakimindan, hem iirde hem de dönemin minyatürlerinde takip edilebileceini belirtmeye çalitik. Fakat minyatürün yaadii bir dier tematik yenilenme de gündelik yaamin resmedilmesi konusunda kendini göstermektedir ki bu noktada da iir ve minyatür arasinda benzer bir deiime rastlariz. Teknik gelimeler bir kenara birakilirsa, sadece içerik bakimindan minyatürler için unlar söylenebilir: bu dönem Osmanli minyatürlerinde tahta çiki, cülûs ya da padiahin avlanma sahnelerinden çok, hamamda bir anne ile kizin, bir kameriyede sevien çiftlerin, pencereden bakan bir kadinin, mesire yerinde oturan insanlarin, genelevin önünde bekleen erkeklerin ve hatta bir doum aninin resmedildii gözlerden kaçmaz. Zaten bu deiim, minyatürlerin toplandii eserlerde de kendisini belli eder. Sûrnâmeler, zafernâmeler, gazavatnâmeler, artik yerini kiisel "albüm"lere birakmi, minyatürler "müstehcen" mesnevilerin yapraklari arasina "gizlenmi", Osmanli minyatürünün "üretim" ve "tüketim" biçiminde belirgin bir deiim kendisini hissettirmitir. Bir baka açidan bakildiinda ise, görselliin "temsilî" (alegorik) özellii, yerini "gerçekçi" öelere birakmitir. Gündelik yaami anlatmaya balayan minyatürün, bu deiim ve perspektifteki gelimeler dolayisiyla gerçekçi bir boyut kazandii söylenebilir. 19

Tipki minyatür alaninda olduu gibi iirde de, ayni dönemde benzer bir gerçekçilikle karilamak mümkündür. Dönemin "mahallî" mesnevileri, münyatürlerde olduu gibi gündelik yaami konu edinerek benzer bir gerçekçilik kazanmi olur. Cinsel konularin yani sira gündelik yaamin anlatilmaya balanmasi, gelenekteki belirgin bir deiimi ifade etse de burada üzerinde durulmasi gereken asil nokta gündelik yaamin anlatilmasindan çok, incelediimiz iirlerde gündelik yaamin artik tanrisal olanin bir uzantisi eklinde kurgulanmadii ya da "saray istiâresi" olarak isimlendirilen temsiliyet ilikisine uymamasi durumudur. Walter Andrews, iirin Sesi, Toplumun arkisi balikli çalimasinda, Osmanli iir geleneinde--özellikle gazellerde--gündelik yaamin, tanrisal olanin bir yansimasi biçiminde dile getirildiine u sözlerle dikkat çeker: Osmanli iir geleneinde içkin olan perspektif, (bu dünyadaki) hayat ile ahiret hayati arasina keskin bir ayirim çizgisi çekmez, çünkü bu dünya hayati, daimi ve deimez bir manevi gerçekliin--üstü örtülü ve bozulmu da olsa--sadece bir tezahürü sayilir. Öyleyse, bu hayatin nesneleri ve etkinlikleri, metaforik bir ilikinin araçlaridir. (173) te tam da bu noktada, 18. yüzyilda pek çok airin bu gelenei--en azindan burada saydiimiz eserlerde--kirdii gözlemlenir. Osman Horata'nin da "iir" balikli yazisinda belirttii gibi: "Eski iir, önceki asirda `hikmet' ve `hüner'le ulamaya çalitii merhaleye, bu asirda günlük hayati ve konuma dilinin kendine has lügatini iire taiyarak varmaya çalimitir" (449). iirin gerçee olan yönelimini arttiran bu deiim, evkengiz'de açik bir biçimde gözlemlenir. Eserde, stanbul'a ait gerçek mekânlarin (Atmeydani, Eyüp) kullaniminin yani sira gündelik yaama ilikin çeitli unsurlarin kullanilmasi da bu gerçekçiliin salanmasinda önemli bir rol oynar. Kullanilan gemi çeitlerinden (zevrâkçe, batarda), 18. yüzyil kadin ve erkek giyimine (beldârî, 20

Altinoluk alvari, câme-i zer-kârî) ilikin pek çok ayrintiya iirde yer verilmitir ve tüm bu unsurlar gündelik hayatin içinden ve "dünyevî"dirler. Artik mesnevilerdeki hayalî ya da tanrisal mekânlarin yerini gerçek hayatin semtleri, pazarlari ve hamamlari almitir. Mesnevi geleneindeki bu "realist" eilim Keçecizâde zzet Molla'nin (öl. 1829) Mihnet-keân'inda neredeyse evrimini tamamlami sayilir. Kean'a yaptii seyahati "gerçekçi" ayrintilarla anlatan air, bu eseriyle mesnevi geleneini "hayâlden" (ÇinMaçin'den) "gerçee" (Kean'a) taimi sayilabilir. Vehbî'nin, anlati karakterlerini tasvir edii de bu gerçekçiliin birkaç yil öncesine ait ilk denemeleri gibidir: munòabi çehre ile bed-ekl sanki bir òurasi aòin remml san müneccim idi menõs-lik yildizi dükün idi si hev saç saòal òarma òari ekl-i acýb baòii söyleyii arz-i arýb òalmayip zýb-i in esbbi eski püskü idi her evbi (117) Osmanli iir Tarihi'nin yazari Gibb, Sünbülzâde Vehbî'nin de içinde bulunduu dönemin en belirgin özelliklerinden birinin bireysellik olduu saptamasinda bulunur: "ahsîlik bu dönemin temel dayanaidir ve hiçbir yerde bu airin iirlerinde olduundan daha bâriz olmamitir" (433). Gibb bu düüncesinde haksiz sayilmaz, çünkü eserlerde görülen "gerçekçi" yaklaim, özellikle Enderunlu Fâzil ve Sünbülzâde Vehbî düünüldüünde dönemin genel bir özellii olarak ön plana çikmaktadir. Osmanli iirinin 18. yüzyil sonlarinda bu airlerle yaadii dönüüm o kadar güçlüdür ki Gibb, Sünbülzâde Vehbî'nin "en mehur iki kasidesinin kahramani da bizzat kendisidir; zira Lutfiyye kendi hayat tecrübelerinin bir hikâyesidir" diyerek bu konuya dikkat çeker (434). Osman Horata da "Gelenein soyut dünyasindan hayatin gerçeklerine yönelen 21

airler[in]; olaanüstü olaylar ve masal motifleriyle yüklü mesneviler ve idealize edilmi ak hikayeleri yerine toplumsal olaylari ve isyanlari anlatan mesneviler yazmayi tercih et[tikleri]" üzerinde durarak, dönemin "gerçekçi" eilimine iaret eder ("iir" 544). Nasil ki minyatür alaninda görülen iki önemli gelimenin (cinselliin sunuluu ve gündelik yaamin resmedilmesi) iir için de geçerli olduunu düünmek mümkünse, iirdeki bu "gerçekçi" eilimin minyatürlerde de bir çeit yansimasini bulmak mümkündür. Metin And, henüz yüzyilin balarinda, Levnî ve Abdullah Buhârî gibi sanatçilarin Osmanli minyatür sanatina getirdii yenilikleri, Osmanli Tasvir Sanatlari: 1 Minyatür'de öyle ifade eder: I. Mahmud döneminde (1730-1754) en önemli nakka Abdullah Buharî'dir. Batililama sürecinde tek figürlü kadin ve erkek minyatürleri Batili resim anlayiina daha çok giyim kuamdaki yeniliklerle yaklamaktadir. Levnî gibi, o da Bati resim geleneinin üç boyutluluk yanilsamasini gerçekletirmek yolunda çaba göstermitir. (99). Levnî ve ardindan Abdullah Buhârî gibi sanatçilarla balayan deiim, 18. yüzyilin son dönem nakka ve ressamlari Ermeni asilli Refail ve Rum asilli Konstantin Kapidali ile önemli gelimeler gösterir. Örnein Banu Mahir, talya'da eitim alan Refail'in "kalin guva boyayla renklendirilmi portrelerinin yani sira yali boya çalimalarinin olmasi onun kitap resminden tuvale geçen ilk Osmanli sanatçisi olarak anilmasini" saladiini belirtir (Osmanli Minyatür Sanati 171). Konstantin Kapidali da, dönemdai Refail gibi, guva ve suluboya tekniklerini tuvale uygulayan bir baka sanatçidir. I. Osman'dan III. Selim'e kadar hüküm süren padiahlarin portrelerini yapan Kapidali'nin bu çalimalari "II. Mahmud döneminde Londra'da gravürlenerek Young Albümü adiyla basilmitir" (171). 22

Minyatürlerde beliren cinsellii "mahrem" olanin kamusal alanda belirmesi olarak yorumlamak da mümkündür. Tülay Artan, "Mahremiyet: Mahrûmiyetin Resmi" balikli yazisinda, görsel sanatlardaki bu gerçekçi eilimi, mahremiyet ve gerçekçilii ifade edebilme arayii ile ilikilendirir: O zamana dek "hassâ ve âmme" karitlii içinde tanimlana gelen toplum yapisi, artik "mahrem" olanin da sözel ve görsel ifade arayilarini içermekte; Osmanli minyatüründe "özel" hayatlarin ya da hayatin "özel" anlarinin gerçekçi betimlemelerinin yanisira Osmanli toplumunda ilk kez ehir yaantisinin, ehirlilerin "âmme-i halk"in betimlenmesi anlaminda gündelik hayata dair minyatürlerin taniklik ettii bir toplumsal gerçeklik, "resmî" olanin diindaki bir "kamu"nun olumasi yaanmaktadir. (92) Pek çok aratirmaci Osmanli sanat tarihindeki bu deiimi Lale Devri'nin mehur sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin giriimlerine, pek çok Divan iiri aratirmacisi da Nedim'e balar. 18. yüzyilin ve Divan iirinin bu önemli ismi, kendisinden sonra gelien iir anlayiini derinden etkilemitir. Özellikle evkengiz, siraladiimiz özellikleri bakimindan, Nedim'in iirleriyle birlikte mahallîleme akiminin içinde deerlendirilmelidir. Yerlileme olarak da adlandirilan "mahallîleme", zaman zaman divan iiri içerisinde örneklerine rastlansa da esas olarak 18. yüzyil iirine özgü bir gelime olarak kabul edilmektedir. En önemli örneklerini, ayni zamanda bu türün de ilk örnekleri olan Nedim'in arkilarinda bulan yerel (folklorik) söyleyi, 18. yüzyil lirik iirinden daha çok ayni dönemin mesnevilerinde belirginlik kazanmitir. Ancak burada belirtilen "folklorik" kavrami, her ne kadar divan airlerinin halk edebiyatina yöneldikleri izlenimini yaratsa da asil deiim klâsik iirin, Fars edebiyatindan çok gündelik ehir 23

(özellikle stanbul) yaantisini kendisine kaynak olarak benimsediini ifade etmektedir. "Alegorik" ya da "tinsel" mesnevilerden, stanbul'un gündelik yaamini anlatan mesnevilere geçii belirten de yine bu "mahallîleme" kavramidir. Temsilî bir dilden çok gündelik konumalarin, atasözlerinin, deyimlerin ve siradan insanlarin yer aldii bu eserler mahallîleme döneminin baskin eserleri durumundadir. Gündelik hayatin iirin konusu haline getirilmesi, cinselliin sunuluu ve gerçekçilik bakimlarindan pek çok airi etkiledii düünülen Nedim, daha önce de belirttiimiz gibi bu dönemin en önemli isimlerinden biridir. Hülya Bulut, "Yeniliklerle Dolu Yüzyildan ki `Yeni' sim: Nedim-Levnî ve Eserlerindeki Sevgili Figürleri" balikli yayimlanmami yüksek lisans tezinde, Nedim'i Levnî ile birlikte ele alir. Bulut, "mahremiyet"in ve dolayisiyla gerçekçi gündelik yaamin iire tainmasi dolayiminda iir-minyatür ilikisini u ekilde kurar: "Nedim bu mahrem alanin sözsel yönünü ifade ederken, nakka Levnî de görsel yönünü oluturur. Her iki sanatçida da bireysellikten ve gerçekçilikten doan bir tarzla mahremiyetin dier yüzyillara oranla daha rahat bir ekilde ifade edilmesine rastlanir" (35) ki bu da mesneviler açisindan yüzyilin en belirgin özellii sayilabilir. Nedim'deki bu gerçekçilik sadece "mahrem" olanin dile getirilmesinde deil, divan iirinin klâsiklemi sevgili imajini yikilmasinda da kendini gösterir. Gazellerin aliilagelmi kara saçli kara gözlü sevgili imaji, artik "mavi" gözleri ve "sari" saçlari ile her an sokakta karilailabilecek bir varlia dönümütür: îvesi nâzi edâsi handesi pek bî-bedel Gerdeni püskürme benli gözleri gâyet güzel Sirma kâkül sîm-gerden zülf tel tel ince bel Gül yanakli gülgülî kerrâkeli mûr hâreli (Nedim'den aktaran Gibb 298) Gibb de, verdii dipnotla bu ayrintiya iaret eder:

24

Türk iirinde sirma saçli bir güzel belki de ilk örnek olarak görülmektedir. ran zevkine göre bu zamana kadar sevgili daima siyah saçli olarak tasvir edilmitir. deal güzellik unsuru olarak sari saçin kullanilacai modern döneme kadar da umumî olarak siyah saçin kullanilmasina devam edilmitir. (298) Görüldüü üzere divan iirinin; 1. cinsellik, 2. gündelik hayatin iirde anlatilmaya balanmasi ve 3. klâsik mazmun sisteminde yaanan küçük deiimlerle yaadii deiim, minyatür alanindaki yenilenmeden kesinlikle baimsiz deildir. iiri deitiren toplumsal ve siyâsal gelimelerin (Lâle Devri, tercüme heyeti, siyasi istikrarsizliklar, isyanlar vb.) minyatür alaninda da; hem de beklenenden çok daha benzer bir biçimde kendini gösterdii anlailabilir. Bu nedenle üzerinde durduumuz dönemin ve bu dönemde yaanan yeniliklerin yalnizca tek bir sanat dali bakimindan yorumlanmasi ve anlamlandirilmaya çaliilmasi yetersiz kalacaktir. Lâle Devri ve ardindan yaanan gelimelerle 18. yüzyilin bütünlüklü bir deiim dönemi olduu kabul edilirse, bu deiimin etkilerinin farkli alanlarda da varlii sorgulanabilir. Bu açidan; Sâbit, Nedim, Enderunlu Fâzil, Levnî, Abdullah Buhârî, Refail, Konstantin Kapidali ve Sünbülzâde Vehbî gibi sanatçilarin yaadii dönemde mimaride yaanan gelimelerin de bu çerçevede ele alinmasi mümkün gözükmektedir. Ayla Ödekan, "Mimarlik ve Sanat Tarihi (1600-1908)" balikli yazisinda, Osmanli mimarisinin 18. yüzyilda yaadii deiimi öyle özetler: "Osmanli Sanati ve Mimarisi, 18. yüzyilda Lâle Devri'yle Bati'ya açilmi, önce Rokoko sonra da Barok, Ampir ve Seçmeci üslûplarin etkisi altinda kalip yerel üslûplarini oluturmutur" (349). 25

Minyatür ve iirde yaanan deiimlere benzer bir biçimde, Osmanli mimarisinde de Lâle Devri'nden sonra balayan deiim pek çok aratirmaci tarafindan "Türk Barou" olarak adlandirilan bir gelimenin yaanmasina neden olmutur. Kimi aratirmacilar tarafindan "Osmanli Barou" olarak da adlandirilan ve Nûruosmâniye, Aziziye (Konya), Mecidiye (Ortaköy) gibi câmilerin mimarisinde ya da bu döneme özgü yapilardan "meydan çemeleri"nde (III. Ahmed, Üsküdar vd.) en belirgin örneklerini gösteren bu gelime "barok" olarak nitelendirilmitir. Fakat bu gelime, iir ve minyatür gibi alanlarda yaanan deiimlerle ayni dönemde gerçeklemesi bakimindan da üzerinde durulmaya deerdir. Çünkü "barok" deyimi hem "klâsik" olani izlemekte ve klâsiin bir sonraki evresi olarak tanimlanmakta, hem de Osmanli sanatinda kapsamli bir deiim dönemine bir baka alan içinde dikkat çekmektedir. Suut Kemal Yetkin, Barok Sanat'ta, barok kavrami üzerine yürütülen tartimalari verdikten sonra, barok ve klâsik üslûbun birbirini izleyen iki sanat anlayii olduu üzerinde durur. Yetkin, barok kavraminin "yalniz 17. yüzyilda, ilkin talya'da, sonra baka Avrupa ülkelerinde gelien Barok'u deil, deiik zaman ve yerlerde, çalar arasinda çatian, birbirini izleyen iki sanat anlayiindan birini belirt[tiini]" ifade eder ve Wölfflin, D'Ors, Deonna, Focillon gibi sanat kuramcilarinin da bu görüte olduunu sözlerine ekler. Peki Barok akimi ve özellikle, çalimamizla ilgisi bakimindan "Türk barou", Osmanli sanatlarinin 18. yüzyildaki deiimini yansitmasi bakimindan ne derece önemlidir? Dahasi, Suut Kemal Yetkin'in ve örnekledii kuramcilarin belirttii gibi; eer barok, klâsik evrenin sonunu temsil ediyorsa "Türk barou" da Osmanli sanat tarihi bakimindan klâsikten kopuu ifade eder mi? Bir baka deyile, 18. yüzyil sanatlarinda; gerek iirde, gerek minyatürde ve gerekse mimaride yaanan deiimler bir bütün olarak "barok" kavramiyla ifade edilebilir mi? Bu sorularin tartiilmasi, asil aratirma konumuz olan evk-engîz'i ve 26

dönem iirinin ya da mesnevi poetikalarinin deiimini daha iyi anlayabilmemiz için oldukça yararli olacaktir. Kayahan Özgül, "ark Ekspresi'yle Garb'a Sefer" balikli yazisinda benzer bir yaklaim ortaya koyar ve 18. yüzyilda edebiyatta yaanan deiimlerin de "barok" olarak nitelendirilebileceini belirtir: Wölfflin ve Focillon klasik olanin biyolojisine ait ayni tespitlerini israrla tekrarlarlar; her klasik dönemin ve sanatin son evresi "barok"tur [...] Osmanli klasik sanatlarinin hemen hepsinde barok bir esintinin baladii 18. asir balarindan itibaren, müzikte Emin Aa'nin perev ve saz semaileri, resimde Levni'nin son dönem nakilari, mimaride Nur-i Osmaniye camisi gibi örnekler "Türk barou"nu ekillendirirken edebiyatta ve bilhassa iirde de benzer gayretlerin benzer bir adla vasiflandirilmasi gerekir. (601) Osmanli sanatlarinda görülen bu belirgin deiimin mimarideki geliimini anlayabilmek, "Türk barou"nun dier sanatlardaki deiimle birlikte deerlendirilebilmesi için gereklidir. Betül Bakir, Mimaride Rönesans ve Barok: Osmanli Bakenti stanbul'da Etkileri adli çalimasinda Türk Barou'nun, dönemin sosyo-kültürel deiimden nasil etkilenerek gelitiini u sözlerle ifade eder: "Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde süregelen kariiklia ramen Türklerin sosyal yaamina gelen hareket ve deiim, Türk Barok mimarisinin sosyo-kültürel ortama bali olarak yayildiini belirlemektedir" (44). Metin And da Osmanli Tasvir Sanatlari adli çalimasinda, minyatür için benzer bir deerlendirmede bulunur ve dönemin genel özelliklerinin Levnî'nin minyatürlerine yansidiini belirtir: "Türkiye'de Batililamanin

27

bu çada balamasiyla tüm bu sürecin getirdii özellikler, Levnî'nin minyatürlerine yansimitir" (94). Minyatür ve iir üretiminde ortaya "gerçekçi" ve "kiisel" üslûbun izlerini mimaride de aramak mümkündür. Örnein, mimari öelerin süslemelerinde gerçekçilie yaklaildiini Betül Bakir'in Mimaride Rönesans ve Barok adli çalimasindan öreniyoruz: Dekorasyonda, Osmanli mimarisinde ilk dönemlerden beri stilize edilmi bitki ve meyva motifleri lale devrinde gerçee yaklaarak vazo içine girmi, buketli vazo, meyvali kase ya da çiçek demetleri biçimlerinde ard arda tekrarlanan kabartmalar çeme yüzeylerinde ve iç dekorasyonda yer almitir [...] Örnein kivrimli dallardan oluan bir zeminde altin sarisi, yeil ve kirmizi renkleriyle yüzeylere soyut ancak canli görünüm kazandiran tasvirler, Barok akimin gerçeküstü konular tavrina benzer ürünler sergilemektedirler. (65) 18. yüzyil mimarisi için bir baka önemli gelime de, hem ilevsellikleri hem de teknikleri bakimindan önemli sayilan "meydan çemeleri"dir. III. Ahmed'in Topkapi Sarayi'nda "bâb-i humâyun" önüne yaptirdii meydan çemesi (1729) simgesel konumlandirilii bakimindan önemli bir gelime olarak deerlendirilebilir. Yine ayni çeme Türk rokoko üslûbunun önemli eserlerinden biri durumundadir. Betül Bakir'in yukaridaki alintida belirttii vazo içerisindeki "gerçekçi" çiçek süslemeleri özellikle bu çemenin ve III. Ahmed kütüphanesinin yenilikçi detaylari olarak gösterilebilir. Dönemin cami mimarisinde de barok üslûp kendisini göstermeye balamitir. Nuruosmaniye, Laleli, Beylerbeyi, Mecidiye ve Konya Aziziye camisi bu devrin Bati

28

etkisi altindaki mimari uygulamalarina örnektir. Yaar Çoruhlu, Türk slam Sanatinin ABC'si'nde Nuruosmaniye Camisinin barok özellii üzerinde durur: Batililama etkilerinin görüldüü devrin en büyük ve en önemli temsilcisi olan cami ise, Nûr-u Osmaniye Külliyesi içerisinde yer almaktadir. Yapimi 1748-1755 tarihleri arasinda tamamlanan camide Barok üslup kendisini kuvvetle belli eder. Tek kubbeli ana bölümde--ayrintilar hariç--büyük bir yenilik görülmekle birlikte, oval avlu önemli ve çarpici bir deiikliktir. (105) evk-engîz'in kaleme alindii dönem iirinin en önemli deiimlerinden biri de air ve "hâmi" arasindaki patronaj ilikisinde görülebilir. Kayahan Özgül, "ark Ekspresi'yle Garb'a Sefer"de 18. yüzyil airinin "patronaj" açisindan deiimini ve bu deiim karisindaki tutumunu u sözlerle dile getirir: airdeki ilk önemli yenilenme "memduh"u ile münasebetini yeni batan deerlendirmesinde olur. Gelenein airi bir hami bularak terfi etmek, hediyeler almak, karnini doyurmak imkanina kavuurken hami de bir airi kanatlari altina alarak ne kadar zevkli, cömert ve sanatsever olduunu ispatlamaktadir. Yeni air Sünbülzade Vehbi'nin "sebeb-i tertib-i divan"ini bir reddiyeye çevirip (...) deiimi kendine düstur bilir [...] Yeni air, daha konusu namli bir kiinin üstüne kurulurken yegâne ve muhtemel alici hedeflenen iirin yerine, temasi ve--periyodikler ve matbu divanlar yoluyla--alicisi olarak sokaktaki insani hedefleyendir. (610-611) Divan iirinin bu yüzyilda yaadii deiimde, airleri evk-engîz ve benzeri tarzda (burada Fâzil'in, Sâbit'in ve Sürûrî'nin eserleri animsanabilir) eserler yaratmaya 29

iten bir baka nedenin de yaanan siyâsi istikrarsizliklar olduu söylenebilir. Sünbülzâde Vehbî yaami boyunca, III. Ahmed (1703-1730), I. Mahmut (1730-1754) III. Osman (1754-1757), III. Mustafa (1757-1774), I. Abdülhamit (1774-1789), III. Selim (17891807), IV. Mustafa (1807-1808), II. Mahmut (1808-1839) gibi, padiahlarin sikça tahtan inip tahta çiktii bir dönemde yaamitir. Bu siyasi kariikliklarin yani sira askeri alanda yaanan yenilgiler de yazinsal üretim ortami üzerinde etkili olmutur. Zafernâmeler, gazavatnâmeler ve fetihnâmelere bu nedenle bu dönem içerisinde pek sik rastlanmaz. Bunun yerine kisa "gerçekçi" mesneviler (Berber-nâme, Zenân-nâme, evk-engîz vd.), sulhiyyeler, sahilnâmeler, tarihler ya da Sünbülzâde Vehbî'nin "Sühan Kasidesi" gibi yeni içerikli (nev-zemîn) iirler kaleme alinmitir. Örnein "sulhiyye" metinlerinin ortaya çikiini, çökü sürecinin--toprak kaybinin--hizlanmasina ve fetih ruhunun zayiflamasina balayan Osman Horata, siyasi istikrarsizliin bu dolayli etkisinden u sözlerle bahseder: "Siyasi hayattaki istikrarsizliklar etkisini göstermeye balami, devlet adamlarindan bekledikleri ilgiyi bulamamaktan kaynaklanan ikayetler bu asirda daha da artmitir. airlerin kaside yerine tarih yazmaya yönelmelerinde de bu durumun etkisi gözardi edilmemelidir" (450). Buraya kadar üzerinde durduumuz hususlardan da anlaildii gibi 18. yüzyilda, Osmanli sanatinda, mimarisinde ve edebiyatinda geni kapsamli bir deiim gözlemlenmektedir. Ancak biz burada, bu "çok bilinen" yarginin evk-engîz için en önemli yönleri olan cinselliin (mahremiyetin), gündelik yaamin ve gerçekçi olanin ifade edilmesi üzerinde durduk. Tüm bunlardan da anlaildii gibi, özellikle yüzyilin sonlarina doru; Sâbit, Fâzil, Vehbî ve Sürûrî gibi airlerle belirginleen bu özellik Osmanli mesnevi geleneinde ciddi bir deiimi iaret etmektedir.

30

B. Osmanli iirinde "Romantik Akimin Sonu" ve evk-engîz Edebiyat tarihlerine bakildiinda, 18. yüzyil edebiyati için çou kez, "romantik akimin sonu", "son klâsik dönem" ya da "klâsik estetikte hazan rüzgârlari" gibi baliklara ve ifadelere rastlariz. Bunun nedenlerinden biri edebiyat tarihçilerinin, tipki Osmanli mparatorluu gibi divan iirinin de bir "çökü" süreci yaamakta olduunu düünmeleridir. Daha yakindan incelendiinde bu yaklaimin çok da amaçsiz olmadii Victoria Holbrook'un u sözlerinden çikarsanabilir: "18. yüzyil sonu, Osmanli edebiyatinin çöküünün son dönemi olarak tasarlanmak zorundaydi, çünkü 19. yüzyilda modern Türk edebiyati bebei domutu" (Akin Okunmaz Kiyilari 211). Bu yaklaimin bir dier yönü de, Edhem Eldem'in "18. Yüzyil ve Deiim" balikli yazisinda da vurguladii gibi, bahsedilen dönemin ya "klâsik" dönemle--belirgin bir "özlem" içinde--ya da Tanzimat dönemiyle bir arada incelenmesidir: "18. yüzyil yorumlarinin en büyük özellii, ya daha öncesindeki "klâsik" dönemle ve/veya sonrasindaki Tanzimat dönemiyle ilikilendirilerek ele alinma[s]idir" (192). Ancak söz konusu edebiyat olduunda ilk eilimin, 18. yüzyil airlerini "klâsik" dönem airleri karisinda "deersizletirme" eiliminin air bastii görülür. Nitekim pek çok aratirmaci dönemin airlerini--özellikle Seyyid Vehbî, Sâbit, Enderunlu Fâzil, Sünbülzâde Vehbî ya da Sürûri'den bahsedildiinde--olumsuzlayici ve öznel yargilarla deerlendirmekten çekinmemilerdir. Örnein, Seyit Kemal Karaaliolu Türk Edebiyati Tarihi'nde "Sünbülzade Vehbi; [...] kuvvetli bir sanat kiilii gösterememitir. [...] Divan iirini kurtaracak yeni yol aramami, nazirecilikten öteye geçememitir" (729) derken; Muallim Naci, Osmanli âirleri'nde yine Vehbî için "tabiatin vergisi olan âirâne hissiyâttan hissesine pek az bir ey isabet" ettiini belirtir (87). Nihat Sami Banarli'ya

31

göre ise "Nedim tarzi iiri kendi zayif ahlâki ile birletirerek ahlâk dii bir söyleyie doru sürüklenen Vehbî'nin eserleri umûmiyetle, yüksek bir edebî kiymete sahip sayilamazlar" (Resimli Türk Edebiyati Tarihi 783). Klâsik sonrasi döneme klâsik dönemin deerleriyle yaklaan tüm bu olumsuz yargilar, günümüz edebiyat eletirisini ve modern edebiyat tarih yaziciliini "klasik" tezkirecilik anlayiindan farkli kilabilmek adina 18. yüzyil divan iiri ve airleri üzerinde tekrar düünmemiz gerektiini göstermektedir. Nedim ve eyh Gâlib ayri tutulursa, bu dönem airleri üzerinde neredeyse hiçbir çalimanin yapilmami olmasi da bu bakimdan dikkat çekicidir. Türkiye'deki edebiyat eletirisinin ya da akademik çalimalarin 18. yüzyilin bazi airleri ve metinleri konusundaki "ilgisizlii", imparatorluun son dönemlerinde bile defalarca basilan eserlerin çevrim-yaziya aktarilmami olmasini açiklamaya yetiyor mu bilinmez ancak, burada adini andiimiz yazarlar üzerindeki akademik çalimalar bir elin parmaklarini geçmeyecek sayidadir. Dolayisiyla Kayahan Özgül'ün "XVIII. asrin, bütün Osmanli klâsik iir tarihinin en çok air yetitiren ve fakat, edebiyat tarihine sadece ikisini--Nedim ile eyh Galip'i--kabul ettirebilen ilginç bir asir" olduunu belirtmesi oldukça yerindedir. Her ne kadar göz ardi edilmi olsa da, divan iirinin "mahallîleme"ye dayali bir eilim gösteren bu dönemi, özellikle Sâbit, Sünbülzâde Vehbi, Enderunlu Fâzil ve Sürûri gibi airlerle özel bir konuma sahiptir. Bir tarafta, özellikle eyh Gâlib gibi "klâsik" tarzi sürdüren airlerin varlii yadsinamazsa da, bu dönemde Berber-nâme, Çengî-nâme, evk-engîz, Hûbân-nâme, Defter-i Ak ve Zenân-nâme gibi, edebiyat tarihlerince dilanan "aykiri" eserlerin youn olarak kaleme alindii görülür. Giderek belirginleen bir deiimin mesnevi formundaki bu özgün örnekleriyle beraber yeni içerikli kasideler ve gazellerin varlii da "modern-öncesi" (pre-modern) olarak 32

nitelendirebileceimiz deiimin habercileri gibidir. 18. yüzyil üzerinde incelemelerde bulunmu farkli aratirmacilarin kullandii isimlendirmeler bile klâsik iirin bu dönemde yaadii "deiimin" farkli niteliklerini görmemize yeter: Kemal Silay için bu dönemin iirleri "yenilenmi Osmanli iiri" (the reformed Ottoman poetry), Gibb için "mesnevi edebiyatinin (ya da romantik akimin) sonu", Jan Schmidt içinse "klâsik-dii"dir (bkz. Gibb; Schmidt, "Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz" ve Silay, "Follower and Critic of the New Discourse"). te bu nedenle yukarida adini saydiimiz yazarlarin ya da yazinsal metinlerin "ahlâk dii" olduu, "nazirecilikten öteye geçemedii" ya da "kuvvetli bir sanat kiilii gösteremedii" iddialariyla görmezlikten gelinmesi, dönemin kendine özgü yönlerinin deerlendirilmesinde önemli eksiklikler douracaktir. Dolayisiyla, çalimanin bu bölümünde öncelikle dönem üzerine yapilan çalimalarda öne sürülen görüler belirtilecek, daha sonra sanat anlayii, "patronaj ilikileri" ve mahallîleme gibi gelimeler üzerinde durulmaya çaliilacaktir. Son olarak da evk-engîz'de kendini gösteren; eserin parodisel tonu, gerçekçi nitelikleri, "alegorik" mesnevilerden farklilii ve "yazili kültür"e ilikin yönleri incelenecek; bu açilardan, yukarida adi geçen eserlerle birlikte evk-engîz'in ne kadar "pre-modern" izler taidii tartiilacaktir. Kemal Silay, Nedim and The Poetics of The Ottoman Court (Nedim ve Osmanli Saray iiri) adli kitabinda, dönemin edebiyat anlayiindaki deiimi öyle deerlendirir: "Lale Devri süresince Osmanli-Türk toplumunda meydana gelen toplumsal ve tarihsel deiiklikler, klâsik kanona yeni bir boyut getirilmesinde Osmanli saray airlerine çok önemli bir firsat salamitir. 17. yy.'da Nabi ile Osmanli iirine giren edebi mahallileme, 18. yy.'da dorua ulamitir" (109). Bu alinti iki açidan dikkat çekicidir. Birincisi, klâsik tarza (kanona) yeni bir boyut getirilmi olmasi, dieri de 33

mahallîlemenin 18. yüzyilda kazandii ivmedir. Bu iki gelimeye sahne olan ve Gibb'in 1703'e tarihledii geçi dönemi, Aziz Efendi'nin Muhayyelât'ina (1796) kadar olan süreçte çeitli "pre-modern" olarak nitelendirilebilecek--klâsik iirden "sapmalara" tanik olduumuz bir döneme iaret etmektedir: "Artik, âirlerin ilhamlarini iraz veya sfahan'dan alip almamakta tereddüt göstermedikleri ve kendilerini gerçekten ilgilendiren eyler hakkinda, en iyi tarzda olduunu düünerek yazmaya baladiklari bir döneme gireriz. Hatta hiçbir hakim gücün îtâsi olmayan kendilerine ait bir iir ekli icad ederler" (Gibb 270). Burada Gibb'in üstü kapali olarak vurguladii yenilik, Nedim'le birlikte "arki" nazim biçiminin divan iirinin yeni ve özgün bir unsuru olarak ortaya çikmasidir. Zaten daha sonra Gibb, deiimin cisimlemi bir ekli olarak gördüü arkilar için "geçi döneminin önemli bir nazim ekli" diyecektir (272). arki nazim biçimine Gibb'in bu önemi atfetmesi bouna deildir, zira bu nazim biçiminde hem içeriksel hem de biçimsel pek çok yeni unsur bulunabilmektedir. Ahmet Ömür Evin de, Nedim: Poet of The Tulip Age (Nedim: Lale Devrinin airi) adli kitabinda, divan iirinin yaadii deiim içinde arkinin önemini ve iire getirdii yenilii vurgular: arkilarin Lale Devri'ndeki yükselen popülaritesi u gerçei gösterir ki, bundan böyle divan iiri; `göndermeleri' ve `alegorik hikâyeleri' alimlayabilen sadece kisitli sayidaki dinleyicilerin zevki için tasarlanmiyor, halk kutlamalarinda [örnein düünlerde] söylenme amacini da güdüyordu. (Silay 67) Bu deerlendirmeler göz önüne alindiinda arkilarin, divan iirinin yaadii deiimin bir göstergesi olduu söylenebilir. Bir baka deyile, Evin'in yorumunda da

34

kendini gösteren geni halk kitlelerine seslenme özellii, bir açidan Osmanli iirinin tüketim alanindaki genilemeyi de ifade etmektedir. Modern öncesinin tüm bu yeni giriimlerinin 18. yüzyil divan iiri içindeki önemini anlayabilmek için önce klâsik (bir baka ifadeyle kanonik) üslûbun air ve iir üzerindeki etkisinden bahsedebiliriz. Elizbar Javelidze, "On The Typology And Method of Research into Mediaevel Turkish Poetry" (Ortaça Türk iirini Aratirmanin Biçimi ve Yöntemi Üzerine) balikli makalesinde klâsik/kanonik üslûbun airin bireyselliini engelleyen yönü üzerinde durur: Genel olarak, her kanon, kiinin bireysel inisiyatifi üzerinde karit bir etkiye sahiptir ve bir kanonun hüküm sürdüü yerde kiisel inisiyatif geri plandadir. Orta Dou'nun klâsik edebiyatinda yazarin duruunun neredeyse tamamiyla göz ardi edilmi olmasinin nedeni budur. Yazar, ne kendi baki açisini ortaya koyabilir, ne de kiisel özgün düüncelerini anlatabilir. (267) Burada da görüldüü gibi, airin iir üzerindeki bireysel yaratim etkisi gelenein kesin-- ya da Walter Andrews'un deyiiyle "airi kodlanmi"--kurallarla sinirlandirilmitir1. Üzerinde durduumuz döneme özgü bir gelime olan arki nazim biçimi--ve hatta evkengîz benzeri metinler--ise bu balamda bir "kari-duru"u temsil etmektedir. Javelidze, "kari-duru estetii" (the aesthetics of counter-position) olarak kavramlatirdii "klâsik-dii" tavri ise öyle özetliyor: "[kari-duru estetii] tüm klieleri ve kodlanmi biçimleri reddeder; mevcut kurallari ve kabul edilmi nosyonlarin karisina kendi özgün çözümlerini ve anlatim metotlarini koyar (265). Tam da bu alintida açiklandii gibi

1

Andrews'un kavrami için bkz. "Yabancilami `Ben'in arkisi: Guattari, Deleuze ve Osmanli Divan iirinde Öznenin Lirik Kod Çözümü".

35

Nedim, henüz yüzyilin bainda, "kodlanmi" nazim biçimlerinin diinda yeni bir iir formuyla okurun karisina çikmitir: arki. Anlatim yöntemi ise yine buna paralel olarak "kendine özgü"dür. Bu açidan, adi geçen "marjinal" mesnevilerin, birkaç bakimdan arki nazim biçimiyle benzer ilevlere sahip olduu düünülebilir. Bunlardan ilki bu mesnevilerin "yüksek edebiyat" iddiasinda bulunmami olmasidir ki bu noktada arkilarin sadeliine yaklairlar. Bir dieri ise airin, istedii konuyu--hatta bazen Fâzil'in Defter-i Ak'indaki gibi kendi anilarini--anlatabilecei bir nazim biçimi gelitirmi olmasidir. Bu noktada da arkilar gibi "gündelik" olaylar anlatilir bu küçük realist mesnevilerde. Örnein Gibb'in, Fâzil'dan bahsederken sarf ettii sözler, bu eserlerin ve dolayli olarak benzer yazinsal giriimlerin 18. yüzyil iiri içerisindeki yerini göstermesi bakimindan önemlidir: Türkçe mesnevi edebiyati Fazil Bey'in eseri ile nihayete erer. Gelenekçilie kari isyan, edebiyatta ahsiyet problemi, mahallî renk, kisaca hem konu hem de konuyu ileyi tarzi bakimindan dizginleri saliverilmi bu hareket klâsik dönemle modern döneme geçi arasindaki en bariz farkliliktir [...] Zira bu eserlerde sadece damgasi vurulmu bir ahsiyetin tezahürlerini görmeyiz, ayni zamanda yazarin içinde yaadii çain ve ülkenin gerçek folklor hazinesi ile karilairiz [...] Enderunlu Fazil'in bu ekildeki açik ifadeleri iiriyyet ve sanat cihetinden eserine zarar verse de bizim açimizdan ilave bir avantajdir; zira bu vesileyle geleneksellik ve mulakliktan kurtulunmu, kesinlik ve belirginlie ulailmitir. (417-418)

36

Divan iirinde geleneksel olanin, hem biçimsel hem de içeriksel unsurlar üzerinde kesin kurallarla belirlenmitir. Anlamlari standartlatirilmi kelime daarcii ve belirli göndermeleriyle genel anlamda divan iiri 18. yüzyila dein önemli deiimlere uramadan gelmitir. Walter Andrews, "Yabancilami `Ben'in arkisi" balikli yazisinda klâsik iirin devletin despotik simgeleriyle içinde olduu "uzlaimi" öyle dile getirmektedir ki, bu da bir anlamda divan iirinin simgeci yönünün uzun süre koruduu gücü açiklamamiza yardimci olur: "Sanatsal ürünler, en üst düzeyde, devlet tarafindan dorudan desteklenmekte ve bu tür ürünlerin `gelenei' ifade etmesi beklenmektedir, ki bu gelenek de devlet tarafindan uygulana gelen egemenlik desenini doallatiran bir simgesel düzene iaret eder" (131). Patronajin ve hâmilik sisteminin gelenei ne açidan etkilediini de çikarsayabileceimiz bu alinti bize devlet ve sanat üretimi arasindaki yakin (Andrews'un deyiiyle "despotik") ilikiyi göstermektedir. Kemal Silay da gelenein benzer yönleri üzerinde durur: "Klâsik gelenek, aire; sadece belirlenmi formüllerle deil, söz daari ve bu edebiyatin geleneklerine uygun özel bir söylem üslûbuyla da sunulmutu. Sünbülzade Vehbî, `Sühan Kasidesi'nde bu üslûbun sorunlari ve klâsik iir için uygun kelime haznesi üzerine kapsamli iddialarda bulunur" (Nedim and The Poetics... 37). Ancak burada üzerinde durulmasi gereken nokta Sünbülzâde Vehbî'nin klâsik iirin kodlanmi dilini savunurken, yine ayni iirle aliilagelmi kaside kaliplarini yikmasidir. "Sühan Kasidesi", Halil Paa'ya sunulmu olmasina ramen, kendisinden tek kelime dahi bahsedilmemi ve balik diinda iirin hiçbir yerinde adi anilmamitir. Bunun yaninda kaside, poetik içerii dolayisiyla, ne Halil Paa'dan, ne de onun yaptiklarindan bahseder. Sünbülzâde Vehbî bu açidan "ilginç" bir örnek sayilabilir. Onun gibi bir airin ayni anda hem "Sühan Kasidesi" gibi kanonik üslûbu savunan bir metni hem de evk37

engîz'i kaleme almasi dikkat çekicidir. lk bakita, kasidede israrla savunduu iirsel gelenee uymayan bir metin kaleme almi gibidir Vehbî, ancak az önce de belirttiimiz gibi, her ne kadar air "Sühan Kasidesi"nde gelenein airi kodlanmi söz daarini ve kaliplarini kullanmayi önerse de, "imdi mâder-be-hatâ togmada ebnâ-yi sühan" diyecek kadar da kasidelere özgü dilin yapisiyla oynamaktadir (Büyük Türk Klasikleri 115). 18. yüzyil edebiyatini etkileyen en önemli etkenlerden birinin matbaanin kullanilmaya balanmasi olduu söylenebilir. 1729'da iki cilt halinde basilarak piyasaya sürülen Vankulu sözlüü bu anlamda yeni bir dönemin balangicini ifade eder. Bu yeni dönem hem yazar, hem yazinsal metnin kurgulanii, hem de bu yazinsal metinlerin tüketim biçimleri üzerinde etkilidir ki, aslinda "modern" bir dönüümü iaret etmektedir. Öncelikle, edebiyatin üretiminde ve iirin "klâsik-dii" (un-classic) nitelikler kazanmasinda etkin bir rolü olan elit kesimin yaadii deiimden bahsedilebilir. Elit kesimin yaadii deiimin yazinsal ürünlerin üretim ve tüketimine etki ettii varsayilabilir. Bir örneini minyatür alaninda da görebileceimiz bu yenilenme Tülay Artan'in "Mahremiyet: Mahrumiyetin Resmi" balikli yazisinda öyle anlatilir: Haliç ve Boaziçi sahilsaraylarinda `zevk ü sefa' ile vakit geçiren sultanlari taklit eden, sarayi model alan sahilsaraylara yerleen yeni bir elit sinif dodu. [...] te, üretilmekte olan minyatürlü kitaplarin ba müterileri, hayat tarzi bu isyana [Patrona Halil isyanina] hedef olan yeni elitin mensuplariydi; ismarladiklari kitaplarda duymak istedikleri hikâyeler ve görmek istedikleri resimler, ne sava ve zafer sahneleri gibi efsanevi hikâyeler, ne de kati saray adab ve usulünü gösteren sahnelerdi. Bunun yerine, Hamse-i Atayi minyatürlerinde olduu gibi, bir kadinin arkadalariyla elenirken, bir hizmetçisiyle sevimekte olan kocasinin bir 38

koç tarafindan misafirlerin olduu odaya sürüklenmesiyle oluan kargaalik türünden, mahrem hayata dair merak uyandirici hikâyelerin resimlenmesi tercih ediliyordu. (114) Tüketici talebini de göz önünde bulunduran bu tip "modern" ilikiler, divan iirinin 18. yüzyildaki deiimini açiklamamizda bize yardimci olabilmektedir. Selim S. Kuru da, "Biçimin Kiskacinda Bir `Tarih-i Nev-icad'" balikli makalesinde edebiyat alanindaki bu deiimi benzer nedenlerle açiklar: (1) Klasik dönem Osmanli edebiyatinin can damari himaye sistemlerindeki, airlerin hami bulmakta çektikleri güçlükleri de douran deiiklikler ve (2) piyasa için sanat üretiminin stanbul ve dier önemli merkezlerde ortaya çikiinin imledii saray hayati ile ehir hayati arasinda gelien etkileimin yarattii toplumsal ilikilerdeki farklilamadir. (477) Zira, gerek Enderunlu Fâzil Bey'in gerekse Vehbî'nin bu kisa mesnevileri düünüldüünde "mahremiyet"in dile getirilmesi ve "önceden belirtilmi bir kullanim balami"nin olmayii air için bireysel yaratimin ve yaratim anlaminda özgürlüün kapilarini açmi gibidir. Larry Shiner'in da Sanatin cadi: Bir Kültür Tarihi'nde; sanatçi-hâmi arasindaki ilikiye ve "ismarlama" sanata vurgu yaparak söyledii sözler bu bakimdan önemlidir: "Özgül bir sipari ya da önceden belirtilmi bir kullanim balaminin olmayii, sanatçilarin kendi yönelimlerini izlemekte tamamen özgür olduklari izlenimini vermektedir" (202). Bu "özgürlüün" ve dolayisiyla edebi üretimdeki deiimin ortaya çiki sebebi bir "sipari"in ya da daha önce üzerinde durduumuz "despotik kodlama"larin airler üzerindeki eski yaptirimini kaybetmi olmasidir. Klâsik dönemde hâmisinin himayesini kaybetmeme adina kendini "onun 39

holanmayacai eylerden kaçinmak zorunda" hisseden air, 18. yüzyilin sonlarina gelindiinde edebiyat tarihlerinden dilanmasina neden olabilecek türden "keyfî" eserler kaleme alabilmektedir. Bu "keyfiyyet" dolayli olarak iirde; Kayahan Özgül'ün aaidaki alintida bahsettii türden yenilikleri gündeme getirir: Muvakkitzade Pertev'den (öl. 1807) Leskofçali Galip'e (öl. 1867) kadar, divaninda kasideye yer vermeyen pek çok âirin çikii, eyh aban Kâmi Efendi'nin (öl. 1884) "Biz o kapilardan yüz çevirdik" diyerek kasidelerini yayimlamayii yahut [...] Mustafa Nuri Bey'in (öl. 1906) "Müddet-i ömrümde bir ferde mehdiye yazmadim" diye övünüü hep ayni çizgideki gelimelerdir. (Özgül 611) "Ismarlama" olmayan yazinsal metinlerin üretimi hiz kazanirken airlerin de, klâsik divan tertibinde görülen küçük deiimler ya da rediflerdeki belirgin yenilik arayilari ile "airi kodlanmi" söz daarina yeni ve kiisel anlamlar yükleme ansi kazanmasi mümkün olmutur. Nitekim, Tâhir Ömerzâde Yusuf Hâlis Efendi'nin (d. 1805) Meclis ü iret ü câm ü meyi eyler terdif Yazmami hiçbiri dîvâna mukaffâ-yi vatan (Özgül 629) beyti, iirde içeriin sorgulanmasi balaminda deerlendirilebilir. Biçimsel açidan da "eyhzade Bekri'nin (öl. 1834) dörtlükler, Nuri'nin "Kaside-i Pençiyye" baliiyla belikler hâlinde, Hizir Aazade Sait'in (öl. 1836) gazel, Yorganci Safvet'in (öl. 1866) müstezat tarzinda yazilmi kasideleri" bu deiimi örneklendirmek için yeterlidir (631). Divan iirinin klâsik biçimlerinde ve içeriinde de 18. yüzyil önemli bir deiime iaret etmektedir. Bu dönemde yazarlarin siklikla geleneksel nazim biçimlerini yeni unsurlarla çeitlendirdiklerini görürüz. Bu balamda, incelememiz bakimindan, evk-

40

engîz'in de ehrengiz ve münazara metinlerinden yararlanilarak kaleme alinmi "deneysel" bir metin olduu görüü ortaya atilabilir ve Vehbî'nin, bu tip eserlerde görmeye aliik olduumuz "duâ", "nâ'at" ya da "sebeb-i telif" gibi bölümlere ya da benzer beyitlere evk-engîz'de yer vermemesi bu balamda deerlendirilebilir. Enderunlu Fâzil'in eserleri de yine ayni ölçüde "deneysel" metinlerdir. Öte yandan, airlerin konu bütünlüüne özen gösterdii gözlerden kaçmaz. Hatta bu çaba "konulu" kasidelerin yazilmasini gündeme getirir. Kayahan Özgül'ün de üzerinde durduu gibi tüm bu eilimler 18. yüzyil airleri arasinda, üzerinde uzlailmiçasina yaygindir: "Yek-aheng" iir söylemek artik bir hüner deil, gerekliliktir [...] Sünbülzade Vehbi'nin "sühan" kasidesi Halil Paa'nin sadaretine söylenmi gibi görünse de sonuncu beytine kadar paadan hiç bahsedilmez; böylece kasidenin konu birliini bozacak aksami uzak tutulur. Vehbi'nin "sâat" redifli gazeli ise, "berây-i lâtife" yazilmasina ramen konu birlii tair. Sonralari Akif Paa'nin "adem" ve Yusuf Hâlis Efendi'nin "vatan" kasideleri de tematik bütünlüü gelitirilmi iirlere iyi örneklerdir. (638) Kollektif mazmunlar yerine, air kendi kiisel mazmunlarini üretmeye balar ki bu da özgün metaforlarin kullanilmaya balanmasi demektir ve bazen de gelenein hicvedilmesi olarak karimiza çikar. Yüzyilin bainda balayan, gelenei alayci bir dönüüme uratma giriimleri Nedim ve Sürûrî'den u beyitlerle örneklendirilebilir: Yok bu ehr içre senin vasf itdigin dilber Nedîm Bir perî-sûret görünmü bir hayâl olmu sana (Silay 72) Bir kari boylu cüce olancia meyl eyledim Vasf-i kaddin uzatip alti kulaç e[t]sem gerek (Özgül 641)

41

Her iki beyitte de dikkati çeken parodisel yaklaim, divan iirinin mazmun sistemi gibi üzerinde uzlailmi bir kodlar sisteminin bu dönemde yava yava sorgulanmaya baladiini göstermektedir. Ayrica Sürûri'nin "sila ve anne-baba özlemini, çektii yoksulluklari, sikintilari ve stanbul'a duyduu özlemi ifade ettii kasideleri" de yine bu örneklerle birlikte anilabilir (Horata 480). Yukarida belirttiimiz özellikler de dikkate alindii zaman evk-engîz'in kimi zaman kendine özgü yönleriyle göze çarpan özgün bir metin olduunu düünsek bile, çou zaman 18. yüzyil iirinin yaadii dönüüm anlaminda dönemin dier metinleriyle ortak bir gurup oluturduu söylenebilir. Metnin "yenilikçi" sayabileceimiz ve dolayisiyla onu burada "pre-modern" olarak nitelendirebileceimiz yönleri üzerinde durmak bu açidan yararli olabilir. evk-engîz'de dikkat çeken en önemli özelliklerden biri metnin "bilinçli" bir biçimde komik etkisi yaratma çabasi içinde oluudur. Yazarin "gayr-i ciddi" söylemiyle oluturulan bu ton, evk-engîz'in en belirgin yönünü oluturur: mderinden de edip istikrh òari òuru diyü etmezdi nigh görse bir tze fidan-ve õb-r derdi vermez mi aceb eftl (117) Yazarin kullandii pek çok aracin bu "ciddi edebiyat dii" söylemi yaratmada etkili olduu söylenebilir. Vehbî'nin metni kurgularken münazaralara özgü yapiyi tercih etmi olmasi da bu bakimdan anlamlidir. Bu yapi da, dier münazara örneklerinde de görebileceimiz gibi, sözü anlati kiilerine birakarak sira dii söylemi yaratmada yazara bir özgürlük kazandirmaktadir. evk-engîz'in "gayr-i ciddi edebiyat" söylemini oluturmada etkili olan bir dier unsur da metinde kullanilan dildir. Yer yer özgün metaforlarla zenginletirilen, kimi 42

zaman argoya varan kelime oyunlarina dayali bu dili kullanirken Vehbî'nin sözcük seçimlerinde--seçilen sözcük okuru rahatsiz edebilecek nitelikte olsa bile--oldukça dikkatli davrandii gözlerden kaçmaz. Seçilen sözcükler çounlukla, cinsel göndermeleri de düünüldüünde çoklu anlamlara sahiptir. Bazen de kullanilan kelimelerin dilbilgisel yapisi dönütürülerek ikincil bir anlam yaratilir. Metnin komik ve "gayr-i ciddi" söylemini--ki bu söylemin "modern-öncesi" bir nitelik taidii düünülebilir--yaratmada gündelik dilin etkisi de evk-engîz'e ait dilin bir baka yönünü oluturur. Bazen argo ya da küfür olarak nitelendirilebilecek olan sözlerin kullanimini, airin daha "iyi"sini yazamadiindan çok; eserin üzerinde durduumuz bu dilsel yapisina ve parodisel tonuna katkida bulunmak amaciyla yaratildiini düünmek daha tutarli gözükmektedir. Kelimelerin yapisini bozarak yeni ve komik etkisi taiyan sözcükler türetmeye dayali söz oyunlari evk-engîz'in anlatim biçimini oluturan önemli unsurlardan biridir: yazdi Vehbý buni Manýs'da lafë-i bý-rbita mansi da (143) hid-i zrý idi burni meer sanki Burnz Beg idi zr-ver (114) bana urmaz çeker ol Çekmeceli müflis eyler seni çekmezseñ eli (135) utuup h Yanký diyerek o da bu nre yana ki diyerek (118) küsmelerle nedir ol küsmemeler eliñi çek a bu cnim demeler (123) Enderunlu Fâzil'in Çengi-nâme'sini yayima hazirlayan Bari Karacasu, "Bize Çengîleri Kil Rûen ü Pâk" balikli makalesinde, bu kelime oyununun dönemin dier airleri Ferdî ve Enderunlu Fâzil'da da görüldüünü belirtmektedir: "ben dili eylemiim rûma fedâ

43

[Fâzil] [pandeli -> ben dili] [...] ne yetimezdi arap kîri yedik bunca zaman [Ferdî] [arapgir -> arap kîri]" (145). Buradan da anlailmaktadir ki, "mürekkep cinas" olarak tanimlayabileceimiz, yazililari birbirine yakin fakat anlamlari farkli olan kelimelerin kullanimina dayanan bu söz sanati dönemin dier airlerince de kullanilan, yaygin bir uygulamadir. Ancak "mürekkep cinas"in u özelliini de burada belirtmemiz gerekir; "mürekkep cinas"larda cinasi oluturan iki sözcükten biri, yukaridaki örneklerde de görüldüü üzere, dierinin okunuunu aynisiyla verecek iki farkli kelimeyle kurulur (bkz. Çetin). evk-engîz'de, dilin kullanimi bakimindan en çok göze çarpan noktalardan biri de metaforlara verilen airliktir. Kaliplami göndermelerin ya da istiârelerin diinda, metin içinde çou yerde Vehbî'nin kendine özgü metaforlariyla karilamak olasidir: çoò levendne ed òai kemn eyledi pefteresin2 týre nin (132) a yatarken bulacaò avani bas yatainda òaçirma ni (129) teni fisdiò gibi gözü olsa bdm yine findiòçi olur nýce gulm (131) Bazen hayvanlar, bazen meyveler, bazen de çiçeklerde ortaya çikan bu metaforik anlamlar iir dilindeki bir yenilenmeyi gösterir. Ancak yine de airin, metnin anlaminin gereinden fazla örtük olmamasina özen gösterdii söylenebilir. Bu tarz metaforik kullanimlara siklikla rastlasak bile metnin anlatimi oldukça açik, dili klâsik iir dilinden ziyade gündelik konuma diline yakindir. evk-engîz'de, kullanilan kelimelerin seçiminde airin "bilinçli" bir tercih yaptiini belirtmitik. Özellikle--belki de mahallîlemenin bir sonucu olarak--

2

Peftere (ya da) Beftere: (Farsça) Avcilar tarafindan kullanilan ve hususi olarak alitirilmi ku; yapma ku; hallaç tokmai.

44

gündelik hayata ilikin kavramlarin (dayakçi, kiç levendi, seydî hûb) ya da nesnelerin (ferâce, beldârî, terlik vd.) kullanilmasi, eserde kullanilan iir dilinin geleneksel üslûptan ayrildii noktalardan biridir. Vehbî'nin siklikla denizcilik, müzik, para çeitlerine ilikin sözcükleri seçmi olmasi da bu açidan iire bir "özgünlük" kazandirir: idip perçemin olisa lfes3 sanasin kim ailur mülket-i Fes (128) baisi yapma yiitlik de satar ardina oòunana pitov atar (132) Eserde kullanilan bu dilin bilinçli olarak tercih edildii ve iirin klâsik-dii karakterine katki yaptii konusunda Jan Schmidt unlari ifade eder: "üphesiz, Vehbi'nin seçtii sözcükler, kisaltmalar, konuma dili vesaire, komik etkisini arttirmak için kullanilmi ve iirin klâsik-dii [un-classic] karakterine kesinlikle katkida bulunmutur" ("Sünbülzade Vehbi's evkengiz, An Ottoman Pornographic Poem" 17). Pek çok aratirmacinin metni bugüne dein "ötekiletirmesine" neden olan ve bizimse burada "klâsik-dii" (un-classic) ya da "ciddi edebiyat dii" (un-serious) olarak nitelendirdiimiz yönüne katkida bulunan bir dier öe de metnin örtük olmayan cinsel içeriinde saklidir: nice retòlari fitò etmi idi illet-i fitòa daõi yetmi idi sóib-i renc-i firimos idi ol kýri derdi ile meÿys idi ol bulsa bir òocca-i rnyi sikdir eylerdi zen-i dünyyi hikkatü'l-ferci olan nisvni cniniñ eyler idi cnni (116)

3

Dalfes: Üstünde sarik bulunmayan, sariksiz fes.

45

Ancak evk-engîz'deki bu cinsel içerik, Kemal Silay'in da "cinselliin açik bir ekilde yansitilii, aslinda, 18. yüzyildaki Türkçe edebi mahallîleme hareketinin en tipik karakteristiiydi" sözleriyle belirttii gibi, mahallîleme döneminin genel bir eilimini de yansitmaktadir ("Follower and The Critic..." 112). Yukarida bahsettiimiz dil kullanimi ve yazarin kelime seçimi, eserin cinsel içeriiyle de yakindan ilgilidir. Vehbi, kiyafetleri, meyveleri, hayvanlari ve bazen de denizcilik terminolojisini, eserin cinsel içeriini oluturan metafor ya da benzetmeler olarak kullanir: Kiyafetler: açilub azi mil-i pp terlii evòine eylerdi õur (114) pertev-endz olicaò ruõsri parildar elbise-i zer-krý4 (123) beli nzik yaòiir beldrý kemer-s sarilaydim bri (123) görücek Altunoluò alvri5 olur b-i dehen elbet crý (124) giyinip cme-i zer-krýsin Altibarmaò ali beldrýsin6 (125) Hayvanlar: òisdirirdi çatala ghi yilan soòmada aòrebe beñzerdi hemn (115) bir puluç çehreli òanbr oldu bli-i evò-i saòanòur7 oldu (116)

4 5

Altin veya sirma ile ilenmi elbise. Çizgili bir tür alvar. 6 Altin renkli, çizgili bir al türü.

46

böyle müdbýr olaraò õir-i kr savsa çaylak da verir kra karar (133) esb-i tzý ile ol köhne süvr avan8 olanlarin eylerdi ikr (118) soyinup sým-i tenn-i dilke girse deryya gümü balii-ve (119) Meyveler: duõter-i rezle edip def-i õumr sevdii mýve idi ry-i nigr (116) teni fisdiò gibi gözü olsa bdam yine findiòçi olur nýce gulm (131) döner aaçòavunina memeler lav olur tzetercim demeler (136) Denizcilik: görse baardada9 bir seydý hb ba ururdu oña da ol menkb kürein çekmek için rz u leyl òiç levendi yazilirdi fi'l-hl (119) ya o òalyoncu kesim fermeneli10 sirma perçemli o seydý güzeli (129) Eserin bu özgün söz daarina yapilan en ilginç katki da 445. beyitte airin Fransizca "amore" sözcüünü kullanmasidir:

more nmina hem ba-i Frenk

etdi kl-yi kelmin bed-renk (130) Eserin kimi yazma nüshalarinda verilen bir dipnotla bu Fransizca kelimenin Osmanlica

7

Sakankur: "Kum balii" olarak bilinen bir balik türü. Ayrica bir çeit tülbent adi olarak da kullanilmaktadir. Bkz. Ahmet Talât Onay. Eski Türk Edebiyatinda Mazmunlar ve zahi, s. 390. 8 "Hürriyetin ilanina kadar (1908) Akdeniz adalarindan, bilhassa Sakiz adasindan stanbul'a gelen köçek Rûm çocuklarinin zevk erbabi arasindaki adlaridir" (Onay 435). 9 Batarda: Osmanli donanmasinda kullanilan kadirga cinsinden bir çeit sava gemisi. 10 Dar kesimli, sadece göüsleri örtecek kadar kisa, kollu kadin cepkeni.

47

"muâaka" kelimesinin karilii olduu belirtilmitir. Bu örnekle, belki de Osmanli iiri tarihinde Fransizca bir kelime ilk kez metne girmi olur. Benzer bir uygulamaya Vehbî'nin Lutfiyye'sinde de rastlanir. Vehbî'nin bu tür yabanci isimleri--özellikle o döneme kadar divan iirinde rastlanmayan bati dillerinden alinmi isimleri--iirlerinde kullanmaktan çekinmedii anlailabilir: Perdesizlikdür amn itme gümn, Yaòiur sýne-i Corciye kemn (Lutfiyye 68) Gibb'in klâsik mesnevi edebiyatinin; bir baka deyile "romantik" akimin sonu olarak nitelendirdii bu dönem Osmanli iiri içinde Vehbî; Enderunlu Fâzil ve yakin arkadai Sürûrî ile birlikte yerini almi sayilir. Fâzil'in Defter-i Ak, Zenânnâme, Hubânnâme ve Çenginâme'si, Sürûrî'nin Hezelliyât'i ve Vehbî'nin evk-engîz'i "ciddi" Osmanli mesnevi gelenei çizgisinin diinda, XIX. yüzyil yenileme hareketleri öncesinin "pre-modern" eserleri olarak ayri bir konuma sahiptir. Artik alegorik anlatim--her ne kadar eser sonunda kahramanlar bir eyhe mürid olmayi tercih etseler de--Hüsn ü Ak ya da Leylâ vü Mecnûn benzeri mesnevilerde olduu gibi ilâhî aki idealletirmek için deil, hem beerî akin, hem cinselliin, hem de gündelik yaamin bir parodisine dönümü durumdadir. XVI. yüzyilin alegorik romantizmi, yerini kendisiyle dalga geçebilen "pratik" realizme birakmi ve belki de bu yüzden çou aratirmaci tarafindan görmezden gelinmitir: mülket-i Rmda hem irler ehl-i dil pýrleri mhirler eyleyip vasf-i civn-i tze verdiler leme cn-i tze õ-i nev-õa gibidir her dývn oldu ýrzesi õa-i õbn

48

óayf ancaò iki rüsv-yi òadým biri b naëmi yazan bir de Nedým irini zen gibi etdi medõl oldu güftrlari n-maòbl (130)

C. Mesnevi Geleneinde Sâbit Okulu 18. yüzyilin balarindan itibaren özellikle mesnevi alaninda etkisini hissettiren Sâbit'in (öl. 1712) mesnevilerinde Nev'îzâde Atâyî'nin etkisinde kaldii edebiyat tarihlerinde dile getirilmitir (Büyük Türk Klasikleri C. 5). Ancak çalimamiz bakimindan daha da önemlisi bu airin, Sünbülzâde Vehbî üzerindeki etkisidir. Ortaya koyduklari mesnevi poetikalari düünüldüünde tüm bu airleri, çalimamizin "Giri" bölümünde de üzerinde durduumuz bir mesnevi "soyaaci"na eklemlemek mümkündür. Yazinsal alandaki önemli hedeflerinden biri, Nev'îzâde gibi bir hamse yazmak olan Sâbit; Zafer-nâme, Edhem ü Hümâ (Gibb, bu eserin Atâyî'ye nazire olduunu belirtir), Amrü'l-Leys, Berber-nâme ve Dere-nâme gibi mesneviler kaleme almitir. Gündelik dilin "mahallî" söyleyi özellikleri (atasözleri, deyimler, argo vb.) ve cinsellik gibi "gayr-i ciddi" içerikleriyle özellikle burada adini saydiimiz son iki metin pek çok yönden evk-engîz'in yazinsal kaynaklari durumundadir.

1. Sünbülzâde Vehbî Sâbit'in Sünbülzâde Vehbî üzerindeki etkisi açiktir. Ancak Sâbit'in Berber-nâme ve Dere-nâme gibi eserlerinin Vehbî'nin mesnevi anlayii ve evk-engîz üzerindeki etkisi imdiye kadar aratirilmamitir. Sâbit'i, divanindaki bir beyitte u sözlerle anan Vehbî'nin evk-engîz'i kaleme alma istei bununla ilikilendirilebilir: Sarp iken vâdî-i Sâbit bir eyü dizgin idüp 49

Vehbiyâ anda dahi atumuzu oynatduk (Sünbülzâde Vehbî 32) Bunun yani sira Süreyya Beyzadeolu, Vehbî'nin divaninda Sabit'in bir misrasina muhammes, bir kasidesine de nazire yazdiini belirtmektedir (Sünbülzâde Vehbî 32). evk-engîz özelinde düündüümüz zaman Vehbî'nin Sâbit'ten gerçek anlamda faydalandii alan, onun gelitirdii mesnevi tarzidir. Mesnevinin konusu, söyleyi özellikleri, kelime oyunlari ve özellikle cinsel metaforlari düünüldüünde Berber-nâme ve Dere-nâme gibi metinlerin evk-engîz üzerindeki etkisi açikça görülebilir. Özellikle anilan yer adlarinda ve söz oyunlarindaki benzerlii göstermesi bakimindan Dere-nâme ve evk-engîz'den alinan u beyitlere bakilabilir: Dere-nâme: Çatal Abdâlda olup sâhib-i post Ya'ni hem mulim idi hem zen-dost Götci Bey Tekyesine nâzir idi Her cehennemde yeri hâzir idi (25) evk-engîz: nev-civnlar içün vre idi yani bir òoca ulmpre idi lýk her yerde geçerdi süõani öhret-i ti òaziòci yeeni götci beg tekyesi dervýi idi óalòaya girme büyük ii idi belki dervý deil sóib-i post ser-arýò olmu ul maóbb-dost (116) Dere-nâme: Çukurinda bulicak hod-gâma Oldu külhanci Çukur Hammâma (26)

50

evk-engîz: çuòurundan bulacaò mulim idi külõan-i sýnesi pek muëlim idi yd idüb anda geçen hengmi hýç unutmazdi Çukuróammm'i (119) Dere-nâme: Ursa Kiz Kullesine gürz-i girân Ola hâtun ili gibi vîrân (35) evk-engîz: òopsa Òiz òulesi peinde döü Suòapusi'ndan ederdi yürüyü [...] ghice ai Çatalca belini olairdi gehi Õtunili'ni (115)

2. Enderunlu Fâzil Bosnali air Sâbit'in Enderunlu Fâzil Bey'in de üzerinde önemli bir etkisi vardir ve belki de bu etki dolayisiyla bugün Fâzil Bey'in eserlerini; tipki yazildiklari dönemde olduu gibi, Vehbî'nin evk-engîz'i ile bir arada deerlendirmek durumundayiz. Fazil Bey'in eserlerinin hemen hemen tüm yazma ve basma nüshalarinda evk-engîz'le birlikte ciltlenmi olmasi, o dönem içerisinde de bu eserlerin benzer biçimde alimlandiklarini göstermektedir. Fâzil Bey'in eserleri de, tipki evk-engîz gibi döneminde oldukça ilgi çekmi, benzer "mahallî" özelliklere sahip ve hatta Osmanli modernlemesinin yazinsal alandaki öncül deiimlerini barindiran metinlerdir. Çalimamizin farkli bölümlerinde yeri geldikçe üzerinde durduumuz üzere, Fâzil Bey'in eserlerinde de benzeri cinsel içerie ve metaforlara rastlanir. Selim Sirri Kuru,

51

Fâzil Bey'in Defter-i Ak'ini inceledii makalesinde, u sözlerle hem Fâzil Bey'in yenilikçilii, hem de onun üzerindeki Sâbit etkisinden bahseder: Defter-i Ak Fazil Beyin ak maceralarinin `defterini tuttuu', Osmanli edebiyatinda ilk özyaamöyküsel ak mesnevisidir [...] Aslinda bu enderun Mektebi çikili, Arap kökenli Osmanli airinin kaleme aldii mesneviler erken dönem Osmanli modernlemesinin edebiyat üzerindeki etkilerini yansitan ilginç, elendirici ve edebiyat tarihi açisindan önemli eserlerdir. [...] Fazil Beyin mesnevileri [...] Sabit'in kisa mesnevilerinde siradan halkin yaamindan sahnelerin kullaniminin daha gelimi bir biçimi olarak deerlendirilebilir. (476-477) Kisacasi, tüm bu ortak özellikleri ile Fâzil Bey'in eserlerinde ve evk-engîz'de, Sâbit'in etkisi gözlemlenebilir. 18. yüzyilin bu be mesnevisi--ki bu rakam hiç de azimsanacak düzeyde deildir--dönemin mesnevi edebiyati içerisinde sadece özgün bir yer edinmekle kalmami, Osmanli yazinindaki deiimin örneklerini ortaya koymulardir.

52

BÖLÜM II

EVK-ENGÎZ'N 18. YÜZYIL R ÇNDEK YER

A. evk-engîz'e Bir Baki Çalimanin bu bölümünde, önce evk-engîz'in bilinen yazma ve basma nüshalari üzerinde durulacak, daha sonra eserin konusu ve anlati kiileri hakkinda ayrintili bilgi verilmeye çaliilacaktir.

1. Toplatilan lk Kitap evk-engîz'in Yazma ve Basma Nüshalari Daha önce de belirttiimiz gibi, evk-engîz zamaninda oldukça ilgi görmü bir eserdir. Pek çok kütüphanede eserin el yazmalarina ulailabilir. Ancak dikkat çekici bir nokta, bu el yazmalarinin neredeyse tamaminin Fâzil Bey'in eserleri ile birlikte istinsah edilmi olmasidir. Dier bir önemli nokta da, 1837 yilinda yapilan baskinin--ki bu baskida da eser Fâzil Bey'in eserleriyle bir aradadir--Reit Paa'nin emriyle toplatilmitir. Bu konuya Kayahan Özgül, "ark Ekspresi'yle Garb'a sefer" balikli yazisinda, bir dipnotta dikkat çeker. Özgül'e göre bu derlemenin toplatilma nedeni çounluun sandii üzere Defter-i Ak deil evk-engîz'dir: "Sansür edilen kitabin adinin Defter-i Ak olmasi, yasaklanan metnin de Defter-i Ak olduunu göstermez. Fikrimce, Fazil'in eserlerinden ziyade, kitabin sonuna Sünbülzade Vehbi'den eklenen evk-engiz yasaklanmaya sebep gibi görünüyor" (655). Bu deerlendirmeyi göz önünde tutarsak yayin tarihinin ilk "yasakli" eserinin evk-engîz olduunu öne sürmek saniriz yanli olmaz. Nitekim Fâzil 53

Bey'in mesnevileriyle karilatirildiinda, evk-engîz'in çok daha "dikkat çekici" bir eser olduu düünülebilir. Ancak yine de, Reit Paa'nin tavrinin arkasinda yatan düüncenin, bir arada basilan tüm bu eserlere ya da "müstehcen" edebiyat örneklerine kari genel bir tepki olabilecei de göz ardi edilmemelidir. Çünkü benzer bir tepki, günümüz edebiyat tarihçilii için bile, hâlâ geçerlidir: "Metin [evk-engîz], bütün zamanlar için utanç vericidir" (Özgül 655). evk-engîz'in, Jan Schmidt tarafindan tespit edilen ve "Sünbülzâde Vehbî's evkengîz, An Ottoman Pornographic Poem"de siralanan yazma nüshalari, istinsah tarihlerine göre öyledir: · · · · · · · · · · · · · · stanbul Üniversitesi Kitaplii Ankara Millî Kütüphane stanbul Üniversitesi Kitaplii Leiden Üniversitesi Kitaplii Ankara Millî Kütüphane Ankara Millî Kütüphane Ankara Millî Kütüphane stanbul Üniversitesi Kitaplii stanbul Üniversitesi Kitaplii stanbul Üniversitesi Kitaplii Ankara Millî Kütüphane Ankara Millî Kütüphane Ankara Millî Kütüphane Ankara Millî Kütüphane T 2693 (bnülemin) A 446 T 9491 1452 (2) A 2517/3 A 3947 1.878 (smail Sa'ib) T 1949 T 5701 T 565 A 403 A 641/2 A 2796 A 3023/2 1213 1219 <1220 1225 <1227 1233 1250 1250 1276 1284 (?) tarihsiz tarihsiz tarihsiz tarihsiz

54

· · ·

stanbul Üniversitesi Kitaplii stanbul Üniversitesi Kitaplii stanbul Üniversitesi Kitaplii

T 4005 T 5700 T 5750

tarihsiz tarihsiz tarihsiz

Bu yazma nüshalarin diinda, alti yazma nüsha daha aratirmalarimiz sirasinda tespit edilmitir: · · · · · · Ankara Millî Kütüphane stanbul Atatürk Kitaplii stanbul Atatürk Kitaplii stanbul Atatürk Kitaplii Köprülü Yazma Eserler Küt. Konya Bölge Yazma Eserler Küt. A 8286 0038 (Belediye Yazmalari) 0046 (Muallim Cevdet) 1946 (Osman Ergin) 422/3 3385/2

Bunlara ek olarak belirtebileceimiz; eserin bir baka yazma nüshasi da, Selim S. Kuru'nun "Biçimin Kiskacinda Bir `Tarih-i Nev-icad': Enderunlu Fazil Bey ve Defter-i Ak Adli Mesnevisi" balikli yazisinda tanittii nüsha, inasi Tekin'in özel koleksiyonunda yer alan hicrî 1231 (1816) istinsah tarihli yazmadir. Bu yazma nüshalarin diinda iki adet de basma nüsha bugün elimizdedir. Bunlardan birincisi, hicrî 1253 (m. 1837) yilinda stanbul Tibaatü'l-Âmire'de yapilan ve daha sonra Reit Paa'nin emriyle toplatilan baskidir. Ancak Kayahan Özgül, bu baskinin eserin beinci basimi olduunu belirtmektedir (655). Bu bilgiyi doru kabul edecek olursak, stanbul Ali Riza Efendi Matbaasinda yapilan hicrî 1286 (1869) tarihli baski eserin altinci baskisidir. Ancak, Özgül'ün bahsettii baskilara ilikin bilgi elde edilememitir. Dolayisiyla bugün sadece hicrî 1253 ve 1286 tarihli baskilar elimizde bulunmaktadir.

55

Sonuç olarak, bilinen yirmi dört yazma nüsha ve çeitli baskilar düünüldüünde evk-engîz'in dönem içerisinde topladii youn ilgi kolaylikla anlailabilir.

2. Konu ve Kiiler evk-engîz, temelde kadin ya da olanlardan hangisinin daha "uygun" cinsellik nesnesi olduunu konu edinen bir metin olarak tanimlanabilir. Hiçbir "ithaf", "sebeb-i telif", "dua" ya da "medhiye" beyitlerine yer verilmeyen eserin konusu ve anlati kiileri kisaca öyle özetlenebilir: Eser, her iki kahramanin da kisaca anlatildii sekiz beyitlik bir giri bölümüyle balar. stanbul'da ün salmi bu iki kahraman da "ikisi biri birinden rüsv iki eytan" olarak okura tanitilir ve ilerinde "mâhir" olan bu kahramanlarla ilgi ön bilgiler verilir. Eser, bu giri bölümüyle birlikte dokuz bölümden olumaktadir. ncelediimiz basma nüshada da her bölüm, ayri baliklar halinde gösterilmitir. Sekiz beyitlik bu giri bölümünün ardindan "vasf-i zen-pâre-i âvâre" baliiyla yazar, Suyolcuzâde'yi okurlara tanitir. Kadinlari batan çikartabilmek için oldukça süslü kiyafetlerle gezdii için yazar tarafindan "sirmali zen-pâre" olarak anilan Suyolcuzâde'nin anne ve babasi Bolu'dan gelmitir: Bolu'dan gelmi idi mder ü eb soñra çiòdi bu da vsi-meêheb òavriyacain edip endýe babasi krin edindi pýe (112) Vehbî, iir içinde kahramani hakkinda küçük bilgiler sunar. Böylelikle, gerek görünü özellikleriyle, gerekse de davranilariyla yarattii anlati kahramanini bütünlemi olur. Burnunun büyüklüü nedeniyle "Burnaz Bey" olarak anilan Suyolcuzade'nin "gözünün sürmesi takin", "sarii çatal" eklindedir ve bainda--yine cinsel bir îmâ olarak--bir 56

"ta yarii" vardir. Kazikçi Yeeni'nin tersine, kadinlari batan çikartabilmek için "nevbe-nev câme" giymekte ve "kirilarak" yürümektedir. Mevlüd yerine gidip "seyre çikmayi", Kaithane ve Atmeydani gibi mesire yerlerinde dolamayi sever, "derd-i acuz"dan mustariptir: salinip òaini gözün süzerek söylese òiz gibi azin büzerek uzadip boynunu gerdn òiraraò köe bainda biyiòlar buraraò yalanip da sürünürdü yre çiòarirdi òoòusin bý-çre (113) "Zühre'den gayriya nigâh etmeyen" bu kadin dükününün macerasi çoktur. Nerede giysisi biraz sarkmi bir kadin görse hemen sarkintilik etmekte ve bin türlü yeminlerle kadinlari kandirmaktadir. "Nasarâ düünleri"nde Ermeni kizlarina ve çengilere rahat vermez. "Vasf-i gulam-pâre-i âvâre" balikli bölümde tanitilan "gök gözlü" gulam-pâre Kazikçi Yeeni ise "akin" bir "remmâl"dir. O da Suyolcuzâde gibi "rüsvâ-yi cihan"dir ve kusurlarinda ondan geri kalmaz. Annesini, ne de olsa bir kadin olduu için beenmeyen Kazikçi Yeeni, annesine bile "kara kuru" diye bakmaktan rahatsiz olur. Kadinlara kari bu kadar "tahammülsüz" olan bu fakir adamin her esvâbi eski püsküdür ve "saç[i] sakal[i] karma kari"tir. Sarii "tartagan" sarilmi sari renkli, eski bir kavuk takar ve sürekli belinde bir "yataan" biçakla dolair. Parasi pulu olmayan bu "bedekâl" adam, genç olanlar yani "nev-civânlar için âvâre"dir. Yaninda gezdirdii "haci yatmaz" adli oyuncakla erkek çocuklari kandirarak onlarla cinsel ilikiye girer. Çevredeki pek çok çocuun babasi bu durumdan oldukça ikayetçi olsa da o hiç huyundan vazgeçmez:

57

òanda cem olsa güruh-i efl bu ufeyli idi anda deróal çocuò aldatmaidi pýesi hep böyle bzýcede endýesi hep òinali bir òuzu edip peyd niçe msmi ederdi iv (118) Sünnet düünlerine, kilise kapilarina ya da "tifl-i mekteb"e dadanan Kazikçi Yeeni "gencine kartina bakmaz". Berber olanlari ve gemici olanlara dükündür. Onun gitmeyi tercih ettii mekanlar ise, genç olanlari kolaylikla avlayabildii kilise ve "debistanlar"dir: mÿil-i mubeççe-i Rm idi hem yana yana fennre-i mm idi hem utuub h Yanký diyerek o da bu nre yana ki diyerek kilise òapisina urmuidi beye-i sürõ oòudurmuidi (118) "Mülâkât-i her dü ve âgâz-kerden-i kerden muhâvere" baliini taiyan dördüncü bölümde bu iki "zidd-dîn" arkada, ara sira yaptiklari gibi tekrar bir araya gelirler ve bu konulari tartimak için "rûy-i hayâdan perde" açarlar. Bu dokuz beyitlik geçi bölümü, yazarin sözü anlati karakterlerine birakmasina yardimci olur. Bundan sonraki bölümlerde air, sözü sirasiyla Suyolcuzâde'ye ve Kazikçi Yeeni'ne birakarak, onlarin kadinlar, olanlar ve bunlarla yaanan cinsel deneyimler hakkindaki fikirlerini okura iletecektir. "Der vasf-i zenân-i ive-zenân" balikli bir sonraki bölümde Suyolcuzâde kadinlarin güzelliklerinden, onlarla yaadii cinsel deneyimlerden bahseder. Kadinlar birer peridir ve "hânede genc-i nihân" olan kadinlarin güzellii inkâr edilemez. Hele ki Rum kizlari insani "mânende-i mûm" yumuatir ve ayrica "vakt-i vuslatda" insana cefâ 58

etmezler: göbein açsa göbek ainda aòli òalmaz göreniñ bainda o perý óalvete girse üryan yayilir üstüne görse insan bs edip destini s-i sýmin der bu òurnada benim ehl-i yemin (124) Buna benzer sözlerle kadinlarla birlikte olmanin iyi yanlarini dile getiren Suyolcuzâde, u sözlerle lafi Kazikçi Yeeni'ne birakir: el-amn kesdiñ amnim diyerek gehi õnim gehi cnim diyerek olasin yek-ten-i yek pýrhen bir ola iki göñül iki beden bundan al ola mi êevò ü saf óayf ey mulim-i býçre saña (125) "Der vasf-i mahbûbân-i dilistân" balikli bir sonraki bölümde ise Kazikçi Yeeni, olanlari ve onlarla birlikte olmanin güzel yönlerini anlatir. "Merd olan eyleye merde rabet / ahs-i nâ-merde sezâdir `avret" sözleriyle lafa balayan Kazikçi Yeeni için olanlar, güzellik bahçesinin yeni açmi fidanlari gibidir. Onlar, yai ilerlemi "âik-i pîr"lerini gençletirerek ömürlerini tazelerler. Daha mektepte iken "mihr-i vefâyi", sevgililerine sadik kalmayi ezberlemilerdir. Onlar için kina veya sürme gibi yapay güzelliklere gerek yoktur. Olanlarin güzellii bu açidan kadinlarin "yapay" güzelliklerinden çok farklidir: olaraò gerdeniniñ óayrni edesin yani boaz seyrni çiòasin zevraò-i ayiñ òaçina çekesin Göksu'da körfez içine

59

otura yaniña o mh-lik seyr-i mehtb edesin bý-perv (127) yi bir "mahbûb"; "musikî-dân" ve "hub-sadâ" olmali, keyifle dans ederken Zühre'yi bile kendisine "def-ke" edebilmelidir. Seydî güzeller ve Yeniçeri olan "ocakli mahbûb"lar Kazikçi Yeeni'nin gözdeleridir. Ona göre olanlari bu denli övmek oldukça olaandir çünkü "mülk-i sühende server" ran airleri de genç olanlari övmülerdir. Hatta Anadolu airlerinin divanlari bile "ûh-i nev-hatt" gibidir. Bu bölümün ardindan sözü tekrar Suyolcuzâde'ye veren air, "der t'an-i mahbûbân ve mahbûb-dostân" balikli bölümü olanlarin ve "mahbûb-dost"larin kötülenmesine ayirmitir. "Mahbûb"larin vefasizliindan ve güvenilmezliinden bahseden Suyolcuzâde onlarin çounun "elden ele geçmi" olduundan bahseder ve Kazikçi Yeeni'ne bu huyundan vazgeçmesi için tavsiyelerde bulunur: olair gece yataòdan yataa bataraò yani bataòdan bataa ya ayaòçiliò ederken gidiler oya oya ne ayaòlar yediler m-óasal ori yolu terk etme sapadir bu diyü adan gitme (133)

evk-engîz'in sekizinci bölümü "der t`an-i zenân ve zen-dostân" baliini tair.

Bu sefer de Kazikçi Yeeni, kadinlari ve kadin dükünlerini kötülemektedir. "Olma Mecnûn geç o sevdâlardan" diyerek söze balayan Kazikçi Yeeni, Ferhad'in da irin yüzünden "koca bir irgat"a döndüünü söyler ve bu sözlerle yazar geleneksel çift kahramanli ak mesnevilerini alaya alma firsati da yakalami olur: óaêer eyle saçi Leyllardan olma Mecnn geç o sevdlardan ol ki ýrin lebe Ferhd oldu a döen bir òoca ird oldu (134) 60

Kadinlar bir "yemeni" için hemen tavir deitiren, vefasiz, cinsellik konusunda kendine hakim olamayan, erkekleri kendi çikarlari için kullanan "cadi"lardir. Güzellikleri yüzlerine sürdükleri boyalardan ibarettir, hamile kalma ihtimalleri vardir ve "hayzlari" için ayda bir insana dert verirler. Kisacasi onlar "bai örtülü mel'unlar"dir. Dokuzuncu ve son bölümde bu iki "gidi" daha fazla birbirleriyle tartimanin sonuç vermeyeceini kabul ederek "bir `azîzi idelim bâri hakem / ne ise hükmi tutulsun muhkem" derler ve "hânkeh-i eyh `uâkî"ye giderler. "Mâlik-i mülk-i hakîkat" olan bu eyhe dertlerini "bî-edebâne" anlatirlar. eyh her ikisini de sabirla dinledikten sonra Suyolcuzâde'yi ve Kazikçi Yeeni'ni azarlamaya balar: ólet-i vecde gelip h diyerek hy aòin bu nedir bu diyerek c edip cezbe ile ek-i teri s-i pür-õna dönüp dýdeleri dedi ey yolsuz olan ehl-i fücr baa çiòmaz bu reh-i dr--dr rh-i aòa bu mudur ori sebýl ki sebýlini eder söz tehbýl aybdir ehvete meyl ü niyyet ki odur õaslet-i óayvniyyet (140) eyh bu azarlamalardan sonra, nefsi "nâ-mahrem"den kaçirmak gerektiini, "akl-i nâkislari ifâl" etmenin iyi bir ey olmadiini, olanlarin yüzünde beliren güzelliin tanrinin bir yansimasi olduunu, bunu "cismânî ak" ile karitirmamak gerektiini, tanrisal akin--bülbül ve pervane gibi--hayvanlara bile öhret verdiini belirttikten sonra her iki karakter de "hayrân" olur ve yaptiklarindan tövbe ederler: nuò edip böyle o pýr-i gh eyledi onlari pür nle vü h

61

her biri vallahi óayrn oldu etdii kra peýmn oldu nefesi böyle edince teÿýr bunlara tövbe verip óaret-i pýr eyleyip rehberý-i rh-i red òildi tasvýb-i sevba ird (143) Anlatinin Suyolcuzâde ve Kazikçi Yeeni'nden sonraki en önemli karakteri, son çare olarak fikrine bavurduklari eyhdir. Âiklar dergâhinin müridi (mürid-i hankeh-i

uâkî) olan bu "pîr-i azîz", iki "edebsiz gidi"ye gerçek aka erimek için doru yolu

gösterir: bir pul etmez sözüñüz hep ksid ikiñiz birbirinizden fsid fikriñiz vesvese-i eyný êikriñiz dadaa-i nefsný nefs-i emmreye uymaò ne õat hep aniñdir bu emrt-i hev böyle pýrne nasýót ederek semt-i irda bu yoldan giderek döndü zen-preye baòdi pek pek dedi ey eski òavaò telli bebek kr edip melanet-i vesvsi kef edersiñ avert-i nsi bai zen òaçmasa da demden sen òaçir nefsiñi n-maóremden (140) Metinde, bu karakterlerin diinda adi geçen kiiler Çekmeceli ve Tinbûz'dur. Çekmeceli, Sünbülzâde Vehbî'nin istinsahi olan el yazmasindaki dipnotta da belirtildii üzere dönemin taninmi bir fahiesi, yani gerçek hayattan alinmi bir kii olarak okura sunulur. "Çok siyeh-bahti kara yüzlü" eden bu kadin, erkekleri bohçasini hamama taitmak için kullanir: 62

bana urmaz çeker ol Çekmeceli müflis eyler seni çekmezseñ eli çoò siyeh-baõti òara yüzlü eder gözleri sürmelice gözlü eder nice óamml gibi n-kma aidir boçasini óammma (135) Tinbûz ise, yine ayni yazma nüshada belirtildii üzere, kapisinda "tabl-i fesâd" bulunur bir "karhaneci aga"dir ve o da gerçek bir kiilik olarak okura sunulur: òoç yiitler aòinip boynzi ba oòuturdi bulup Tinbzi oldular sanki abr-i Badd òapisinda bulunur abl-i fesd (137) Bunlarin yani sira, Ermeni kizlari, çengiler, sünnet olanlari, tavan olanlari, Sakiz kizlari, Kays (Mecnun), Yâkûb, Zeliha, Tâhir, Emin, skender, Mahmûd, Ferhâd, berber olani, Selim, Yanâki, Burnaz Bey, Zühre ve Cevzâ gibi isimler metinde kullanilmitir. Bunlardan kimisi benzetme amaciyla kullanilirken, kimisi de metinde adi geçen ancak nitelikleri hakkinda bilgi verilmeyen ikinci derece anlati kiileri olarak yer almaktadir.

B. evk-engîz'in ehrengiz Geleneindeki Yeri ehrengizler, Osmanli edebiyatinda sikça kaleme alinmi olmalarina ve hatta bu metinler bir ehrengiz gelenei yaratmasina ramen yeteri kadar incelenmi deildir. Yazilan çeitli makaleler diinda konu üzerine yapilmi en önemli çalima Agâh Sirri Levend'in Türk Edebiyatinda ehr-engizler ve ehr-engizlerde stanbul adli kitabidir. evk-engîz'de Vehbî'nin ehrengiz metinlerinden belli oranda faydalandii söylenebilir ve kurgunun bu yönü, eserin adinda yapilan göndermeyle de okura hissettirilmitir.

63

Özellikle stanbul'un Atmeydani, Sütçüler, Koçilar Semti, Kaithane, Eyüp, Çukurhamam gibi semtleri anilarak belirginletirilen bu nitelik Jan Schmidt'in "Sünbülzâde Vehbî'nin evk-engîz'i" (Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz, An Ottoman Pornographic Poem) balikli çalimasinda u sözlerle dile getirilmitir: Vehbi'nin iiri, baliindan da açikça anlaildii üzere, klasiklemi FarsOsmanli ehrengiz türünden, kentleri ve sakinlerini neeli bir ekilde anlatan metinlerden etkilenerek kaleme alinmi son ürünlerden biriydi. iirin arka planini ve ana karakterlerini, yazarin da açikça belirttii gibi stanbul ve stanbul sakinleri oluturur. Bu türün kendisi ve evk-engiz'in bazi özelliklerinin geçmii, mesela diyalog yapilari, Arap edebiyatinin ilk eserlerine kadar gider. (34) Jan Schmidt burada, evk-engîz'i erken dönem bir Arap mesnevisi olan Mufakhara al-jawârî wal-ghilman ile karilatirir ve iki eser arasinda pek çok benzerlik olduunu dile getirir. Vehbi'nin kimi eserler ve yazarlarla bu türden metinlerarasi ilikilere girmesi onun, evk-engîz'i konumlandirdii gelenein yazinsal arka planini da göstermesi bakimindan önemlidir. ehrengizler, Türk edebiyatindaki ilk örnekleri Mesihî (öl. 1518) ve Zâtî (öl. 1546) tarafindan kaleme alinan yazinsal metinlerdir. Mesihî'nin ve Zâtî'nin kaleme aldii Edirne ehrengizleriyle Türk edebiyatinda görülmeye balanan bu tür metinler, Fars edebiyatinin "ehr-âub" adiyla anilan ürünleri gibi, bir ehrin erkek güzellerini (mahbûblarini) anlatmak amaciyla kaleme alinmi eserlerdir. ehrengizlerin, tamamen yerli edebiyat ürünleri olduunu belirten Âgâh Sirri Levend, Türk Edebiyatinda ehrengizler ve ehr-engizlerde stanbul'da "elimizde bulunan ehr-engizler içinde yalnizca biri, Azizî'nin stanbul ehr-engizi kadinlari tasvir eder. Ötekilerin hepsi erkek 64

güzellerine aittir" diyerek ehrengizlerin bu özelliine dikkat çeker (14). Türk edebiyatinda Enderunlu Fâzil'in eserleri ve Tâcizâde Câfer Çelebi'nin Heves-nâme'siyle birlikte 49 ehrengiz metni yazilmitir. Heves-nâme, içerdii ayrintili stanbul tasvirleri nedeniyle; Enderunlu Fâzil'in Hûbân-nâme, Çengi-nâme, Zenân-nâme ve Defter-i Ak'i da klâsik yapiya uymamalarina ramen anlattiklari güzeller dolayisiyla, ehrengiz metinleriyle birlikte deerlendirilmitir. ehrengiz metinlerinin genel yapisiyla ilgili olarak Ahmet Mermer, "Bursa ehrengizleri Üzerine Bir Karilatirma" balikli çalimasinda u saptamalarda bulunur: ehrengizler genel olarak münâcât/ Na't, sebeb-i te'lif, esas konu ve duâ bölümlerinden meydana gelir [...] ehrengizlerdeki münâcât, dier iirlerde (kasidelerde v.s.) olduu gibi, Allah'in büyüklüü ve sonsuz gücü karisinda kendi çaresizliini gören kulun yakariina pek benzemez. Burada âir, namazi, niyazi ve dinî görevlerini unutacak kadar güzellere tutkun olmasi, bu yüzden kendini suçlu görmesi ve Allah'dan affini dilemesi eklindedir. (281) ehrengizlerde gözlemlenebilen bu yapiya Sünbülzâde Vehbî'nin evkengîz'inde rastlanmaz. Her ne kadar evk-engîz'le ehrengiz metinleri arasinda çeitli benzerlikler olsa da, Vehbî'nin eserinde herhangi bir "münâcât", "na't" ya da "sebeb-i telif"e rastlanmaz. Ancak, evk-engîz'de, her iki kahramanin kendilerine doru yolu göstermesi amaciyla gittikleri eyhin huzurunda yaadiklari pimanlik ve dile getirilen beyitler, ehrengizlerin duâ bölümlerini animsatmasi bakimindan ilgi çekicidir: nuò edip böyle o pýr-i gh eyledi onlari pür nle vü h her biri vallahi óayrn oldu etdii kra peýmn oldu 65

nefesi böyle idince teÿýr bunlara tövbe verip óaret-i pýr eyleyip rehberi rh-i red òildi tasvýb-i sevba ird [...] ne òadar var ise de cürm ü òusr afv ider tyyibi ol rabb affr diyelim biz de õaya tövbe lav-i býhde edya tövbe òissadan óisse meÿlinde hemn edip elenme gibi büs ü beyn yazdi Vehbý bunu Manýsa'da lafë-i bý-rbita mansi da (143) Bunlara ek olarak, ehrengizlerde dikkat çeken baka özelliklerin evk-engîz'de de bulunduunu söylemek mümkündür. Bir baka deyile, evk-engîz'in ehrengiz metinlerini animsatan özellikleri sadece birkaç semt adinin anilmasiyla ya da yukarida örneklendirdiimiz küçük duâ bölümüyle sinirli deildir. Anlati kahramanlarinin isimleri ve meslekleri, bunlarla yapilan söz sanatlari, kentsel içerik, gerçekçilik eilimi, cinselliin vurgulanmasi gibi konularda ehrengiz metinleriyle evk-engîz arasinda önemli benzerlikler bulunabilir.

I. Anlati kahramanlari evk-engîz'de de, tipki ehrengiz metinlerinde olduu gibi anlatilan kahramanlarin isimleri nitelikseldir. Yani, alegorik mesnevilerdekine benzer bir biçimde kahramani nitelendirmenin bir yöntemi olarak karimiza çikar ve herhangi bir isimden çok "lakap"a benzerler. evk-engîz'de de Vehbî'nin izledii yöntem budur.

66

Kahramanlari için siradan isimler kullanmak yerine "Kazikçi Yeeni" ve "Suyolcuzâde" gibi, özgün fakat karakterlerin daha çok kiiliklerini ve cinsel edimlerini ön plana çikaran niteliksel isimlendirmeleri tercih etmitir. Tüm bunlarin ötesinde bu isimlendirme yöntemi, benzerlerini ehrengiz metinlerinde de gördüümüz gibi, anlati karakterinin her türlü eylemini ya da fiziksel özelliklerini hikâye ederken yazara çeitli söz oyunlari yaratma olanai salar. Ayrica anlati kiilerinin çeitli nitelikleri açisindan da evk-engîz ve ehrengiz metinleri arasinda benzerlikler bulmak mümkündür. Özellikle meslek adlari ve mesleklere ilikin alet, eya gibi kullanim araçlarinin iirde dile getirilmesi bu tip bir benzerlii ortaya koymaktadir.

a) Anlati kiilerinin isimleri ve söz oyunlari: ehrengizleri yazma amacinin, o ehrin "mahbûb"larini anlatmak olduu genel kabul gören bir düüncedir. Her ne kadar Azizî'nin ehrengizi bu uygulamanin bir istisnasi olsa da, ehrin "mahbûb"larini anlatmak ehrengizlerin asil amacidir. Anlatilan güzellerin isimleri de çounlukla yazar tarafindan söz oyunlari için kullanili birer malzemedir. Abdulkerim Abdulkadirolu'nun "ehrengizler Üzerine Düünceler ve Beli'in Bursa ehrengizi"nde de vurguladii gibi "Bu tür eserlere dahil edilen kiilerin, zaman zaman en bâriz vasiflari üzerinde durularak cinas, tenasüb, kinâye vb. sanatlarla bu vasiflar sergilenir" (133). Anlatilan "mahbûb"un adi, baba adi, meslei ya da lakabi bu söz oyunlari için aire firsat verir. Örnein Lâmi`î'nin Bursa ehrengizinde ressam (nakkâ) Bâlî Çelebi'nin örencisi olan Mahmûd öyle anlatilir: Biri tasvîr-i Çîn nakkâ Mahmûd Ki yazmi su yüzinde `ârizi od [...]

67

Edenler emse-i hüsnini seyrân Kalurlar sûret-i Çîn gibi hayrân (Tezcan 184) Bu örnekte de görüldüü gibi yazar, anlattii "mahbûb"un meslei olan nakkâlikla ilgili çariimlari kullanarak kahramanini tasvir eder. Bu nedenle de, "Çîn", "sûret", "tasvîr", "seyrân", "emse" ve "hayrân kalmak" gibi sözcükleri kullanarak Mani'ye ve Mani'nin ünlü resimlerine atifta bulunarak iiri için gereken arka plani oluturur. Ahmet Mermer, "Bursa ehrengizleri Üzerine Bir Karilatirma" balikli çalimasinda ehrengizlerin bu özelliine dikkat çekerken, anlatilan kiilerin isimlerinin söz sanatlari yaratmadaki etkisini de vurgular: Türk edebiyatinda yazilan ehrengizleri bir bütün olarak göz önüne aldiimizda bu türün asil espirisinin ehrin güzellerini tasvir etmek olduunu görmekteyiz. Ayni zamanda mehur meslekler ve o mesleklerle uraan güzeller bu eserlerin odak noktasidir. Güzellerin adlari veya lakaplarinin genellikle mecaz oyunlari yapmaya elverili olmasina bu tür eserlerde özen gösterilmitir. (286) evk-engîz'in kahramanlarinin ya da anlatida adi geçen kii adlarinin hemen hepsi buna uygun olarak tasarlanmitir. Öyle ki, kiilerin adlari çou yerde metaforik ya da yan anlamlari araciliiyla okura, anlati kiilerinin eylemleri, alikanliklari ve karakterleri hakkinda bir ehrengiz metninden çok daha fazla ipucu vermektedir: Aòdeñiz sularina olsa revn küs-i deryya òalirdi óayrn bu suda olmu idi yek-mye ferinler dediren saòòya (113) Görüldüü gibi bu beyitlerde air Vehbî'nin Suyolcuzâde'yi betimledii

68

kolaylikla anlailabilmektedir. Kahramanin adindan balayarak her firsatta yinelenen "su" (kimi yerde "âb" ya da "mâ"), kadinlarla yaanan cinsel ilikinin bir metaforu olarak Suyolcuzâde'nin eylemlerini aktarmada kullanilmitir. Akdeniz (14), Sulusaray (22), Çatalçeme (23) gibi yer adlari da yine ayni biçimde Suyolcuzâde'nin eylemleri için kullanilirken; Topkapi (138), Çukurhammâm (164), Olanli (165), ncebel (194) gibi yer adlari da Kazikçi Yeeni'nin genç olanlarla yaadii ecinsel ilikiyi akla getirecek ekilde kullanilmitir ve bu özellik sadece verilen yer/semt adlarinda deil; alet, eya, kiyafet ve hatta meyve adlarinda da görülebilmektedir. Vehbî'nin kahramanlariyla balantili olarak andii çou nesne ya da kavram bu ekilde, kahramanlarin birer nitelii olarak deer kazanmitir. Böylelikle hem yazar söz oyunlari yaratma olanaina kavumu, hem de okura anlati kahramanlarini mizahî bir tonla tanitmitir. . Hakki Aksoyak, "Gelibolulu Mustafa Âli'nin Gelibolu ehrengizi" balikli makalesinde Gelibolulu "Âli[nin], dier ehrengizlerde de görülecei gibi Gelibolu ehrengizi'nde güzelleri anlatirken, onlarin mesleklerinde kullandiklari alet ve edevattan, isimlerinin tarihî bir ahsiyetle benzemesinden, unvanlarindan, lakaplarindan yararlan[diini]" belirtir (163). Benzer bir yöntem evkengiz'de de görülür ve özellikle lakap ya da nesne isimlerinin söz sanatlariyla bir arada kullanimi hem ehrengizlerde hem de evk-engîz'de özgün metaforlarin yaratilmasina katkida bulunur. Örnein, Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Gelibolu ehrengizinde Hamza Bâlî anlatilirken, meslei olan kiliççilikla ilgili "kabza" terimi bir metafora dönüerek Hamza Bâlî'yi nitelendirmede kullanilmitir: Ser-âmed dil-rübâ mahbûb-i `âlî Bu gün ey dil Kiliçci Hamza Bâlî

69

Ne hâlet var ki tî-i gamzesinde Ki yalin yüzlüler heb kabzasinda Ne hûnîdür ki çem-i Kahramâni Kirupdur niçe bin sâhib-kirâni (Aksoyak 175) evk-engîz'in iki kahramanindan biri olan Suyolcuzâde de, "zen-pâre"liini okura hissettirecek biçimde tasvir edilmektedir ve burada da "âb" (su) kadin cinsel organinin bir metaforu olarak kullanilmi, "sîr-âb" (suya kanmi) sözcüü de yine ayni biçimde hem cinsel eylemi, hem de anlati kahramanlarindan Suyolcuzâde'yi belirtmek üzere yazar tarafindan kullanilmitir: içmese ghý Çatalçeme'den b merebince olamazdi sýr-b bir iyfetde bulunsaydi gidi yedii cümle òadinbuu idi (113) Sonuç olarak, gerek ehrengiz metinlerinde anlatilan "mahbûb"larla ilgili olsun, gerek evk-engîz'de anlatilan kahramanlarin eylemlerini aktarmada olsun, metinlerde kullanilan sözcüklerin pek çounun anlatilan kiileri nitelendirirken hep o kiiyle ilgili belirli kavram ve niteliklere gönderme yaptii görülmektedir.

b) Anlati kiilerinin nitelikleri ehrengiz metinlerinde konu edilen kiilerin en belirgin yönleri meslekleridir. Hemen hepsinin meslei ehrengiz yazari tarafindan bir balik halinde özellikle belirtilir ve vurgulanir: "`Attâr brâhim Efendi Muhammed Çelebi" ya da "Takyeci smâ'il BegBeg Çelebi" gibi (Abdulkadirolu 148-149). Daha önce de üzerinde durduumuz gibi yazar, yeri geldikçe bu mesleklerle ilgili kavramlardan ve aletlerden söz oyunlari türetir. Walter Andrews, The Age of Beloveds'ta, Zâtî'nin Edirne ehrengizinin halk içinde taninan mahbûblarin bir resmini yansittiindan bahseder ve bu mahbûblarin--Zâtî'nin 70

Edirne ehrengizinde anlattii kiilerin--mesleklerini siralar: Zanaatçi, esnaf, alt-sinif tarikat mensuplari, bir medrese örencisi, bir tâcirin olu, ayakkabicinin olu, müezzinin olu, hâfizin olu, ipek tâciri, eyerci, çizmeci, helvaci, terzi, apkaci, takkeci, sarraf, kasap, cerrah, semerci, okçu, gümüçü, attâr, hallâç, perdeci (41-42). Sünbülzâde Vehbî'nin evk-engîz'inde adi geçen kiiler de, tipki ehrengizlerde olduu gibi, yukarida saydiimiz türden mesleklerle (ya da uralarla) anilir ve nitelendirilirler. Örnein, cinsel ilikide bulunan bir kadin "sakkâ" (su daitan kii, 15) olarak betimlenirken çok süslü kiyafetler giyen Suyolcuzâde "zenne kolbaisinin kiz köçei" (33) olarak tanitilir. Kazikçi Yeeni ise olanlari kandirma iinde "sahib-i post"dur (111). "Kimyaci" (126), "remmâl" (129) ve "müneccim" (130) gibi meslek adlariyla nitelendirilen bu karakter "debistandaki tifl-i mekteb"i (149) ve "mubeççe-i Rûm"u (151) batan çikarmaktadir. Yazarin, anlati kiilerinden bahsederken mesleklerden bu derece yararlanmasi evk-engîz'in belirgin izleklerinden biridir. Esere ehrengiz etkisi katan bu tür örnekler çoaltilabilir: "tabîb" (154), "dellâk-i sefîdendâm" (166), "berber olani" (168), "seydî hûb" (170), "kiç levendi" (171), "dayakçi efe" (184), "ser-bâzâr" (199), "mutrib" (383), "musikî-dân" (386), "def-ke" (391), "ocakli mahbub" (415), "seydî güzeli" (419), "sahhâk" (600), "âyineci" (613).

II. Kentsel çerik ehrengiz metinlerinin belki de en önemli özellii, adindan da anlailabilecei gibi bir ehirle ilgili olmalaridir. Ancak çou kez bu metinlerde ehirden çok, ehrin esnaf (ya da çirak) "mahbub"larindan bahsedildiine taniklik ederiz. Bir baka deyile, ehrengiz metinleri "ehri, mekan olarak doa güzelliklerini tasvir etmekten ziyade, güzeller açisindan söz konusu etmitir" (Mermer 283). 71

evk-engîz de, tipki ehrengizler gibi mekâna bu anlamda bir balilik gösterir, ehir yaamini ve ehrin semtlerini ancak anlati kiilerinin eylemleri ya da ehrin taninmi sâkinleri balaminda anlatiya dahil eder. Atmeydani, Koçilar semti, Eyüp, Sütçüler, Kaithâne, Yalikçi, Çekmece, Hatunili ve Karagümrük gibi semtler aaidaki örnek beyitlerde de görülebilecei gibi anlati kahramanlarinin çeitli etkinlikleri dolayisiyla anilmaktadir. air de böylelikle semt adlarini kullanarak anlati kiilerine "telmih"te bulunabilmektedir ki bu da airin, tipki bir ehrengiz yazari gibi asil amacidir; ehrin "mahbub"larini anlatmak: olu dizgin gezüb Atmeydani'n olairdi koaraò her ynin òoçilar semtin ederdi devrn san tekerlek idi ol ser-gerdn cuma'da ermek için malba sabri òalmazdi varip Eyyb'a türbe erfini devrn ederek cni cnneye òurbn ederek teni òaymaò gibiler evòinden Südciler ynin ederdi mesken eriip mevsim-i Kaidõne nzeninler çiòiçaò seyrne der idi meyl-i teferrücle hemn sad temenn iderek ez dil ü cn ya çekip çifte òayiò fesle kürek bir õanim inesi zevraòcede tek ya olurdi Òaragümrük òoçai deselerdi bizi gel seyre ai (114-115)

72

Defterzâde Ahmed Cemâlî'nin (öl. 1583) stanbul ehrengizinde de benzer bir kentsel içerik karimiza çikar. Yazar, semt adlarini tek tek siralar. Burada söz konusu edilen semtler de Sütlüce, Beikta, Galata, Yenibahçe ve Davutpaa'dir: Tifildur dahi bu ehr-i dil-ârâ Olupdur Sütlüce bir dâye ana Biragur sayd-i mâhî içün ekser Beiktainda oglanciklar alar San ak deryadurur bu ehr-i zîbâ Firenkistandurur anda Galata Güzeller mecma'i dinilse hakdur Yenibâiçe eskiden ocakdur Ho-elhan hûb-rûlarla musaffâ Bihite ta'n ider Davûdpaa (Levend 110) Ancak ehrengiz metinlerindeki kentsel içeriin, bu metinlerin ilevsel yönüyle de yakindan ilgili olduu düüncesi unutulmamalidir, çünkü bir ehrengiz metni daha kaleme alinirken bir kentle ilintili olarak kurgulanmitir. Fakat evk-engîz için böyle bir durum söz konusu deildir. Bu da ehrengiz metinlerinin ilevini düündürmektedir. Walter Andrews, Zâtî'nin, Edirne ehrini ve bu ehrin sakinlerini övmekle dolayli olarak devrin padiahini övmü olduunu belirttikten sonra, buradan yola çikarak ehrengizin en belirgin ilevinin "sultani övmek" olduu saptamasinda bulunur (The Age of Beloveds 40). Yani ehrengiz yazari, ehrin güzellerini anlatarak hem ehrin deerini yüceltmekte hem de ehrin maddî ve manevî "hâkimi" olan padiahi dolayli olarak övmektedir. te bu nedenle ehrengiz metinlerindeki kentsel içeriin, arka planda kalmi bir övgü amacina hizmet ettii düünülebilir ve hakkinda en çok ehrengiz yazilan ehirlerin stanbul, Bursa ve Edirne olmasi da bu balamda ayrica ele alinabilir.

73

ehrengiz metinlerinde semtlerin çou zaman bir eylemle özdeletirilerek anildii görülür. Bu açidan, ehrengiz metinlerinde adi geçen semtler tipki anlatilan güzellerin isimleri ve meslekleri gibi ya söz oyunlari yaratmada kullanilir ya da semtin belirgin bir özelliine gönderme yapilmaktadir. Örnein Kâtib'in stanbul ehrengizinde (1513) Ayasofya böyle bir söz oyunuyla birlikte anilir: Bir ulu câmi'i var Ayasofya Rivayet ba'zi eyler Âsafiyye (Levend 94) Ancak, Fakirî'nin stanbul ehrengizinde (1534) Galata'nin anilmasi ise bu semtin özdeletirildii elence yaamiyla ilgilidir: Derûni ehl-i diller menbaidur Safâ kâni zarafet mecmaidur Cihan mülkinden idenler feragi Kalataya götürürler ayagi (Levend 98) Semt isimlerinin buna benzer kullanimlari evk-engîz'de de görülür. Yazar, yukaridaki örneklerde de olduu gibi, semt adlarini ya bir söz oyunu yaratmak için kullanir; ghice Òumòapu'da mest olicaò bulaip da çamura pest olicaò (118) çaliip almaa òizderbendi'n òayd u bende düürürdü kendin (115) bana urmaz çeker ol Çekmeceli müflis eyler seni çekmezseñ eli (135) ya da semtle özdeletirilen elencelere göndermede bulunur: eriip mevsim-i Kaidõne nzeninler çiòiçaò seyrne der idi meyl-i teferrücle hemn sad temenn iderek ez dil ü cn (114)

74

III. Gerçekçilik eilimi Her ne kadar ehrengizlerde anlatilan "mahbûb"lardan bazilarinin kurmaca özellikler taidii söylenebilirse de, ehrengiz metinlerinin çounda--özellikle "mahbûb"un meslei ve yaadii mekâni anlatma bakimindan--klâsik yapiya oranla "göreceli" bir gerçekçilik göze çarpar. Yazarlarin çou anlattiklari kiilerin ya da ehrin olabildiince "gerçek" yönleri üzerinde durur. Anlatilan "mahbûb"lari adlariyla ve lakaplariyla siralama amacinin ardinda yatan neden de bu olmalidir. Nuran Tezcan, "Güzele Bir ehrengizden Baki" balikli çalimasinda, ehrengizlerde anlatilan güzellerin dier yazinsal ürünlerdeki hayâli sevgili imajindan farki üzerinde durur: "Divan ve mesnevilerdeki hayalî sevgili burada yerini yazarin kendi çevresinden adiyla saniyla andii belli kiilere birakir" (161). Aaidaki örneklerde de göreceimiz üzere, ehrengiz yazari çou kez anlattii kiiye ilikin gerçekçi bilgiler sunar okuruna. Anlatilan kiinin adi, meslei ve lakabi bu açidan anlatiya dahil edilen en önemli öelerdir ve yapilan "tanitimi" gerçekçi kilmada oldukça etkilidir: Usûlî'nin Yenice ehrengizi'nde: Ser-âmed biri Derzi Mustafâ'dur Cemâli matla-i subh u safâdur Bir adina anun Girbâzî derler Yüzün görse müselmân ola Âzer (sen 438) Beli'in Bursa ehrengizi'nde: Birisi Yûsuf-i sânî Ya'kûb Dil-berân içre odur ehr-âûb Hemçü dâvûdlidur ol mu'ciz-fen Mum eger olsa dil-i zâr âhen (Abdulkadirolu 147)

75

Lâmi'î'nin Bursa ehrengizi'nde: Birisi gonce-leb Gül Mustafâdur Cemâli matla`-i sidk u safâdur Çü kayyum-zâdedür ol ruhlari ay Edinse tan mi câmi' gurfesin cây (Tezcan 181) Âgâh Sirri Levend'in ehrengizler arasinda deerlendirdii Heves-nâme'nin stanbul'un semtlerini anlattii bölümler de bu gerçekçi eilimin en açik biçimde görülebildii örneklerdendir. Tâcizâde Câfer Çelebi "Hasb-i Hâl-i skele" balii altinda unlari anlatmaktadir ki, burada iskelede yaanan gündelik olaylarin betimlenmesi söz konusudur: Kenâr-i bahr bender-gâh u ma'ber Ki enmûzeçdür andan rûz-i maher Olur her gün mûhasib anda amâl derler pürsi-i evzâ' u ahval Seher-gehden gelüp amâl-i ahî Kilurlar hifz-i zabt-i mâl-i âhi (Levend 69) Ancak, evk-engîz'de okurlarin bulabilecei bu türden tarihsel gerçeklikler oldukça sinirli olmasina karin metnin, en azindan ehrengiz metinlerinde görebileceimiz türden bir gerçekçilik taidii söylenebilir. Ayni dönemin bir baka airi Enderunlu Fâzil Bey'in eserleri gibi, Sünbülzâde Vehbî'nin evk-engîz'i de gündelik yaamin anlatilmasi konusunda "israrcidir" ve bu içerii ona yukarida bahsettiimiz türden bir gerçekçilik kazandirir. Eserde gündelik yaamin anlatimi öylesine youndur ki, evk-engîz gerçek mekanlardan dönemin giyim-kuamina kadar pek çok konuda okura bilgi verir. Bunlarin yani sira farkli meslek guruplarindan insanlar, bu mesleklere ilikin araç-gereçler veya çeitli azinliklardan kiiler ve bu kiilerin kimi geleneksel

76

kutlamalari da metinde bulunabilir. Böylelikle divan airi gerçek ehir yaamini iirine taimi olur ki bu da 18. yüzyil "realist" mesnevilerine "mahallî" nitelii kazandirir: pek eüp yortar idi yortu günü b-huss olsa Nasr düünü Ermený òizlarina çatmi idi uyulunca òapai atmi idi (115) mÿil-i mubeççe-i Rm idi hem yana yana fennre-i mm idi hem utuub h Yanký diyerek o da bu nre yana ki diyerek kilise òpisina urmuidi beye-i sürõ oòudurmuidi11 (118) Vehbî'nin burada gönderme yaptii yortu gelenei ve "kirmizi yumurta tokuturma" eylemine Enderunlu Fâzil'in Zenân-nâme'sinde, Rum güzellerinin anlatildii bahiste de rastlariz: Hûrisin yoksa perîsin bilmem Meryemin sen de nesisin bilmem Gonce-i meryem-i umrân misin u'le-yi hâne-i ruhbân misin Kinali destine eyler gibtâ Al al oldu kizil yumurta Benzemez millet-i Rûma cinsin Hûrisin anladiim yâ cinsin (84) Bunlara ek olarak Jan Schmidt, "Sünbülzâde Vehbî'nin evk-engîz'i"nde (Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz, An Ottoman Pornographic Poem) evk-engîz'in; stanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki T 2693 (bnülemin Kemal nal

Beyze-i sürh: Kirmizi yumurta. Burada azinliklara özgü geleneksel kutlamalardan biri olan, çou zaman kirmiziya boyanmi yumurtalarin tokuturulmasi eylemine gönderme yapilmitir. Anadolu'da oldukça yaygin olan bu gelenek Ermeni ve Rum paskalyalarinda gözlemlenebilir.

11

77

Koleksiyonundadir ve ele geçmi en eski tarihli yazmadir), T 565 ve T 9491 kayit numarali; Millî Kütüphane'deki A 446, A 3947 ve A 2796 kayit numarali yazma nüshalarinda, eserde geçen Farsça sözcükler için, uzun tarihsel ve zoolojik açiklamalarin yapildiini belirtmektedir. Bu açiklamalardan kimileri, anlatida adi geçen kiileri okura tanitmak amaciyla kullanilmitir. Örnein 576. beyitte adi geçen "Çekmeceli" için Millî Kütüphane A 446'da kayitli olan yazma nüshada "Vehbî Efendi zamaninin mehur bir fâhiesi" açiklamasi yapilirken, 621. beyitte adi geçen "Tinbûz"un; stanbul Üniversitesi Kütüphanesi T 2693'de kayitli olan yazmada "taninmi bir kârhâneci aga" olduu belirtilmitir (Schmidt 24-25). Eserin istinsâhi sirasinda kullanilan bu tip küçük açiklamalarin, metnin gerçekçiliini arttirma yönünde önemli bir katkisi olduunu söylemek saniriz yanli olmaz. Bu açiklamalarin alindii; birisi Hicrî 1213 (T 2693 nüshasi), dieri Hicrî 1219 (A 446 nüshasi) olmak üzere, her iki yazma nüsha da henüz Sünbülzâde Vehbî hayatta iken istinsâh edilmitir. Hatta Jan Schmidt, stanbul Üniversitesi Kitaplii'nda bulunan T 2693 nüshasinin Vehbî tarafindan düzeltilmi olduunu belirtmektedir (16). Yani yazarin bizzat kullandii ve bazen Vehbî'nin Nuhbe ve Tuhfe adli eserlerine bile göndermelerin yapildii bu ufak açiklamalar okurun algisina dorudan yöneltilmi uyaranlar olarak anlatinin bazen gerçek bir mekâna, bazen de gerçek kiiler üzerine kurulmasina yardimci olmutur. Böylelikle evk-engîz'de yazarin hem gerçek ahislari kullanarak, hem de anlati kiilerini küçük açiklamalarla okura tanitarak önemli bir gerçekçilik arayii içinde olduu söylenebilir.

78

IV. Cinsellik ehrengiz metinleri, siklikla cinselliin ve cinsel göndermelerin kullanildii metinlerdir. Walter Andrews The Age Beloveds'ta, Zâtî'nin Edirne ehrengizine, güzel olanlarin erotik cazibesine kabul edilebilir bir kozmik balam içinde dikkat çekerek baladiini belirtir (40). Beli'in Bursa ehrengizi de ayni ekilde anlatilan güzelliklerin cinsel çekiciliinin dile getirildii bir baka örnek olarak burada anilabilir: Koyuna girmege ürker mutlak Dahi süt körpesidür ol kuzicak `Âik-i zâra ne var etse vefâ Bir tabak kaymak ider sanki `atâ (Abdulkadirolu 144) Olsa bir birine mâ'il tâze Toyulur mi o niyâz (u) nâze (Abdulkadirolu 150) Bu açidan, evk-engîz ve ehrengiz metinleri arasindaki bir baka ortak nokta da tematik cinsellikleridir. Bu cinsel içeriin, bazen "ciddi edebiyat" söylemini yikmada, bazen de komik etkisini arttirmada kullanildiini görürüz. evk-engîz'in de içine dahil olduu bu tür metinlerde beliren cinselliin çou yerde yazara özgü metaforlar yoluyla yaratildii söylenebilir. Bu cinsel metaforlar siklikla yiyecekler, meyveler, su ve suya ilikin kavramlar, çeitli nesneler (özellikle bir meslee ilikin kullanim araçlari) ya da hayvanlar yoluyla üretilmektedir. Bugün elimizde olan ehrengiz metinlerinin çounda cinsel bir içerikle ve dolayisiyla bahsettiimiz cinsel metaforlarla karilamak mümkündür. Beli'in Bursa ehrengizinde kullanilan u beyitler, "eftali"nin erkek cinselliinin bir metaforu olarak deiik metinlerde karimiza çikabileceini göstermektedir: Farki anunla bunun peyveste O resîde idi bu nâ-reste (...) 79

Ademün görse gelir hep alasi Satsa eftâlü o ender kalasi (Abdulkadirolu 152) Ayni metaforun evk-engîz'deki kullanimi ise öyledir: görse bir tze fidan-ve õb-r derdi virmez mi aceb eftl (116) Meyvelerin cinsel metafor olarak kullanimi Fâzil Bey'in Zenân-nâme'sinde, evk-engîz'de ve dier ehrengiz metinlerinde sikça karimiza çikar. "Turunc, eftâlû, kestâne, portakal" gibi meyveler siklikla bu amaç için kullanilirken, evk-engîz'de kavun (598), incir (88), findik (465)" gibi meyvelerin de birer cinsel metafora dönütükleri söylenebilir: Petemali o kadar ince kuma Ki eder gizledii nesneyi fâ Sinesinde o turuncî memeler Ba-i hüsnünde olan cümcümeler (Zenân-nâme 95) o Saòiz òizlariniñ fistani portaòl gibi siòar pistani bilirim cümlesiniñ leêêetini çekerim cümlesiniñ óasretini (evk-engîz 122) olsa da çatlayacaò mestne mezesin eyler idi kestne duõter-i rezle edip def-i õumr sevdii mîyve idi ry-i nigr (evk-engîz 116) Benzer metaforlari yaratmada, özellikle bir meslee ilikin araç-gereçlerin de kullanildii beyitlere evk-engîz'de siklikla rastlanir. Örnein "diki dikmek" eylemi aaidaki beyitte Kazikçi Yeeni'nin cinsel eylemleri için kullanilmitir: bai kerre dedi çoò bý-nmus bu gece oldu òaziyye maòs

80

dev metiñ olup li verii urub endzeye etdik dikii (133) Metindeki bir baka metafor da "dayak" ve "dayakçilik" gibi kavramlar üzerinden türetilmitir. Vehbî'nin, yine Kazikçi Yeeni'ni anlatirken kullandii bu metaforlar da metnin cinsel içeriiyle örtüür ve oldukça özgün görünmektedir: görse bir eri durur tze fidan òaldirip tizce ayaòlardi hemn bel veren niçe çürük dývara ayaò urmala bulurdi çre (119) Bu örneklere benzer kullanimlar farkli ehrengiz metinlerinde de görülebilir. Ancak Beli'in Bursa ehrengizi, evk-engîz'dekilere benzeyen özgün metaforlar içermesi bakimindan ilgi çekicidir. Beli'in ehrengizinde cinsellik eylemi, anlatilan "mahbûb"un meslei olan demircilikle (ahenî) ilikilendirilerek "çivi" metaforuyla dile getirilmitir: Kâ'ilüz itse bize ol dil-ber Gayre lutf itdüginün rub'i kadar Çivi satmak degül anun kâri Çiviler san'atile agyâri eyh eylerse kerâmet gelsün Müte'assib püserin döndürsün (Abdulkadirolu 149)

C. Aliilmiin Diinda Bir Münazara Örnei Olarak evk-engîz Münazaralar Türk edebiyati içerisinde dier mesnevi örnekleri kadar çok yaygin olmamakla birlikte, ehrengiz metinleri gibi, evk-engîz'le biçimsel ve içeriksel balari olan metinlerdendir. Çounlukla iki sembolik kavram ya da nesne üzerinden bir tartimanin yürütüldüü münazara türünü Nuran Tezcan, "Lâmi'î'nin Gûy u Çevgân'indan ki Münazara" balikli yazisinda öyle tanitmitir: 81

Münazara, birbiriyle ilgili, çou kez de karit iki ya da daha çok nesne ya da kavramin kiiletirilip (tehîs) zebân-i hâl ile konuturulmasi (intâk) yoluyla oluan bir yazi türüdür. Bu kiiletirme ve konuturmada söz konusu taraflardan her biri kendi üstünlüünü, karisindakinin ise zayifliklarini, yanlilarini ortaya döker. Karitliklarin daha çarpici olmasi için alay, mizah ve yergiye de yer verilen münazaralarda bu nesne ya da kavramlar birbirine göre tartilir, sonuçta da genellikle bir uzlama yolu önerilir. (49) Bugün elimizde, eski Türk edebiyatinda münazara türü metinleri tanitan ya da inceleyen çok fazla aratirma bulunmamasina karin Necâtî'nin Münâzara-i Gül ü Hüsrev'i (15. yy.), Fuzûlî'nin Beng ü Bâde'si ve Rind ü Zâhid'i (16. yy.), Gâzî Giray'in Kahve vü Bâde'si (17. yy.), Lâmi'î Çelebi'nin Münâzara-i Sultân-i Bahâr bâ ehriyâr-i itâ'si ve Münâzara-i Nefs u Rûh'u (16. yy.), Fasih Ahmed Dede'nin Münâzara-i Gül ü Mül ve Münâzara-i eb u Rûz'u (17. yy.) bu türün bilinen örneklerindendir. Bunlara ek olarak bir de 17. yüzyil airlerinden Nazî'nin Münâzara-i Kahve vü Bâde'sinden bazi parçalar Nâmik Açikgöz tarafindan Kahvenâme'de yayimlanmitir. 4069 beyitlik bu münazara da, bu türün dier örnekleri gibi iki nesne üzerinden kurgulanmitir. "Cevâb-i arâb-i âl be-kahve-i bed-hâl" balikli bölümdeki u beyitlerin, bu iki nesne arasindaki atimayi örneklemesi bakimindan üzerinde durulabilir: Bâdeye kahve itdi çünki itâb Kahveden çok tolandi bâde-i nâb tdi mey kahvenün cevâbini gû Kalbi hem-çün sürâhî eyledi cû (...)

82

Sen imisin meer kara câhil Sâlib-i râh-i âtil u bâtil Bile idük eer ki bed hûyuni Neyler idük senün kara suyuni (Kahvenâme 79-80) evk-engîz münazara tarzinda yazilmi bir mesnevi olmasina karin klâsik münazara örneklerinden ayrilir. Bu bakimdan en belirgin farklilii dile getirdii tartimayi iki nesne ya da iki kavram üzerinden deil, kurgulanmi iki karakter üzerinden yürütmesidir. Böylece Vehbî "gündüz-gece", "rind-zâhid", "ruh-nefs", "arapkahve" ya da "bahar-ki" gibi çounlukla "tanrisal-dünyevî" ikiliini sembolize eden temsilî kavramlardan uzak bir münazara metni yaratmi olur. Dolayisiyla anlatilan kiiler ya da bu kiilerin davranilari eser için hiçbir "temsilî" (alegorik) anlam içermez. Ek olarak, bu iki karakterin herhangi bir konudaki farkli tutumlarini konu edinmesi bakimindan da evk-engîz'in gündelik yaama ilikin, daha somut bir içerik taidii söylenebilir. Münazara metinlerinin temel niteliklerinden biri, birbirine karit "taraf" durumunda bulunan iki unsur üzerinden kurgulanmasidir ve evk-engîz'deki durum da budur. Sadettin Eri'nin de, Bir Bursa Efsanesi'nde belirttii gibi, "[b]u tarz eserlerde; gül, nergis, nilüfer, meneke ve yasemin gibi çiçekler; bülbül, doan, güvercin ve bayku gibi kular; köpek, at ve deve gibi bazi hayvanlar; bahçe, da, rüzgâr, bulut, firtina, imek gibi varliklar tehis edilip, münazarada taraf olurlar" (57). Ancak münazara metinleri ile evk-engîz arasindaki temel fark, tartima iki kavram ya da iki sembolik nesne yerine iki kurgusal karakter üzerinden yürütüldüü için, "tehis" ve "intak" gibi yapilara gerek duyulmamasidir. Ancak Sünbülzâde Vehbî ise bu tip anlatim yöntemlerinin yerini baka bir söz oyunuyla doldurur: nesneleri kiiletirmek yerine, metinde adi geçen tüm nesnelere bir yan anlam yükleyerek onlari anlati kiileriyle 83

özdeletirir. Böylelikle "tehis"in tersine bir yöntemle, nesneyi kiiletirmek yerine, onu gerçekçi bir anlati karakterinin simgesi durumuna getirir. Bu nedenle, örnein Suyolcuzâde'nin fikirlerini "su"yun azindan dile getirmez ama buna karin Suyolcuzâde'nin yaptii tüm davranilar, bir madde olarak "su"yun nitelikleriyle donatilmitir: çün õur etdi Suyolcizde aòitip anayi bu mecrda yani óifë etmedi b-i ryi saman altinda yürütdü suyu (134) Benzer bir ekilde Kazikçi Yeeni'nin eylemleri de, ayni yöntemle, kendisinin niteliklerini yansitacak nesnelerle ifade edilmitir: sözünü dikdi Òaziòçi Yeeni çaòdi yerli yerine her miõini (126) Böylece kiiletirilmeseler bile benzer bir ilev yüklenerek uzantisi olduklari karakterin niteliklerine atifta bulunan bu nesneler, anlatinin karit unsurlari olarak kullanilmitir. "Su-kazik", "akmak-dikmek", "dere-da", "çatal-mih" ve benzeri ikili karitliklar üzerinden anlatim zenginletirilmitir. Klasik münazaralarda kullanilan "tehis" ve "intak"la oluturulan sembolik anlatimin yerine, anlati kahramanlarinin birer simgesine dönüen ve cinsel göndermeleri olan bu nesne ve kavramlar Vehbî'nin evkengîz'de kullandii temel anlatim biçimidir. Bu açidan bu nesne ve kavramlarin "temsilî" deil, fakat anlati kiilerinin "metaforik" uzantilari olduu söylenebilir. evk-engîz'i dier münazara örneklerinden ayiran bir baka yönü de, öteki münazara metinlerinde hiç rastlamadiimiz cinsel içeriidir. Eseri "aliilmiin diinda" olarak nitelendirmemize yol açan bu özellii çalimamizin daha önceki bölümlerinde de belirttiimiz üzere, yazarin eserdeki "gayr-i ciddi" (unserious) ve mizahî tonu arttirma

84

çabasiyla açiklanabilir. Metinde söz konusu olan, akin (mistique) bir "olgunlama" arayii deil, gündelik yaamin gündelik söz oyunlariyla anlatilan bir parodisidir. Eserin sonunda iki karakterin bir eyh huzurunda doru cevabi aramalari, eyhin önce bu kiilerin derdini dinleyerek daha sonra doru yolu göstermesi eserin münazara yapisina uygun bir son oluturur: bu iki müfsidi etdi isló eyleyip her birini ehl-i saló slik-i rh-i óaòýòat òildi sanasiñ óir idi himmet òildi içirip nuòi ile b-i óayt edicek def-i ëalm-i ëulmt edip onlar daõi eyóe biat tayb u thir çiòip etdi avdet alayip eyleyerek sýneyi çk oldular ósili pk-ender-pk (143) Benzer bir sona Lâmi'î'nin Gûy u Çevgân'indaki "Gûy ile Çevgân Münazarasi"nda da rastlanir. Burada da ehzade önünde tartian "gûy" ve "çevgân", ehzâde önünde hatalarindan dolayi özür dileyip uzlairlar: Bu yerde temâmdur deyüp söz Çevgân ile âha tutdilar yüz ehzâde-i Çîn öninde fi'l-hâl Kildi ikisi yüzini pâ-mâl Ber-gete olup cidâl-i râyi Birbirine etdi merhabâyi Sürüp yere `özr yüzlerini Ol gerdenin öpdi bu serini (Tezcan 62)

85

SONUÇ

En bata da belirtildii gibi çalimanin temel amaci, Sünbülzâde Vehbî'nin evkengîz'i üzerinden 18. yüzyil mesnevilerindeki deiimi gösterebilmektir. Ancak bu deiim sadece mesnevi metinleriyle ele alinmami, çalima farkli sanat dallari ile de ilikilendirilmitir. 18. yüzyilin her alanda bir deiim yüzyili olduu anlamini da benimseyen bu yaklaim dolayisiyla bu çalimada varilan sonuçlar, sadece edebiyat alani ile ilgili sinirlandirilmi deildir. Ancak unu da unutmamak gerekir ki, minyatür ve mimari gibi alanlarda varilacak sonuçlar için bu konuda çok daha kapsamli çalimalarin yapilmasi zorunludur. Tezin birinci bölümü, dönemin minyatür ve mimari uygulamalarinin iirle birlikte "okunmasi" bakimindan önemlidir. Bu "ezamanli" okumanin da bize gösterdii gibi, görsel ve yazinsal alanlardaki deiim birbirine sanildiindan çok daha benzer bir ekilde gerçeklemitir. Ancak bu toplu deiimin etkileyici bir dier yönü de tüm bu gelimelerin--yazinsal alanda--19. yüzyil modernlemesinin öncüsü olarak bazen "Romantik akimin sonu" bazen de "yenilenmi Osmanli iiri" (reformed Ottoman poetry) olarak deerlendilmesidir. Bu durumda, yaanan deiimin "pre-modern"den "modern"e geçii iaret ettiini söylemek saniriz yanli olmaz. Mesnevi alanindaki deiimin ve ayni zamanda sürekli varolmu "alternatif" bir mesnevi geleneinin önemli bir ismi olan Sâbit'in yerlileme ve evk-engîz üzerindeki etkisi de ayrica gösterilmeye çaliilmitir. lk bölüme ilikin tüm bu deerlendirmeler iiinda cinselliin, gerçekçiliin ve gündelik yaamin anlatilmasinin dönemin minyatürleri ve mesnevileri

86

arasindaki ortak noktalar olduu sonucuna varilmitir. Bunda kukusuz minyatürlerin tam da adini andiimiz mesnevilerin sayfalari arasina yapilmi olmasinin etkisi büyüktür ve belki de minyatürlerin "kitap resmi" olarak adlandirmasi bu nedenle daha doru sayilabilir. Ancak bu ortak noktalardan, en azindan bir ya da birkaçinin mimari alaninda da bulunabilecei gösterilmeye çaliilmitir. Özellikle mimarinin "hünkâr mahfilleri" ve "meydan çemeleri" ile kazandii toplumsal ilev, "saray iiri"nin dia açilan pencereleri olarak görebileceimiz yerli mesnevilerin ileviyle birlikte deerlendirilebilir ki bu bakimdan tezin en önemli sonuçlarindan biri, üzerinde durulan konularda disiplinlerarasi çalimanin kaçinilmaz olduudur. Tezin ikinci bölümündeki analizimiz, yazinsal bir metin olarak evk-engîz'in Osmanli iir ya da mesnevi geleneinden "kopuk" bir metin olmadiini yeterince göstermitir. Nesnel edebiyat tarihçiliinin her metne eit uzaklikta durmasi gerekliliinden hareketle ele alinan metnin yazma ve basma nüshalarinin sayisi da göstermektedir ki kendi dönemi içerisinde evk-engîz, toplatilmi olmasina karin, (günümüzde bu gerçeklememi olsa da) dönemin okurlarinin ilgisini çekebilmeyi baarmitir. kinci bölümde de üzerinde durulduu gibi eser, ehrengiz ve münazara örnekleriyle pek çok benzer özelliklere sahiptir. Anlati kiilerinin ele alinii, kentsel içerik, cinsellik ve gerçekçilik balaminda tüm bu metinlerin bir arada deerlendirilmesi bugüne kadar yapilmami bir çalimadir. Tezin sinirlari el verdiince bu nokta üzerinde durulmaya çaliilmitir ve varilan sonuç, Vehbî'nin eserini birkaç yazinsal gelenee birden baladii yönündedir. air eserini, kendinden önceki airlerle (Nedim, Sâbit), ehrengiz ve münazara metinlerini bir arada düünerek kurgulami, mesnevi formunda dönemin özelliklerini yansitan özgün bir eser ortaya koymutur.

87

EK

EVÒ-ENGÎZ

feilâtün feilâtün feilün

(..-- / ..-- / ..-) (lý-meróm Vehbý Efendi) naòl eder bir sühan-r-yi cihn pýr-i rýde-dil-i tze-beyn der ki var idi iki ehl-i fücr ehr-i stanbul içinde mehr birisi sirmali zen-pre idi biri gök gözlü ulm-pre idi ikisi biri birinden rüsv iki eytn idiler recme sez her biri mhir idi krinda sanat-i mefsedet-rinda òullanip krlarin gündelie iemezdi ikisi bir delie iki misr idi gy gidiler mala-i ir-i Hevyý idiler geçmedi yerlere ol iki gidi sanki bir çifte çatal òaziò idi (vasf-i zen-pre-i vre) hele zen-pre-i bed-fercmiñ o leked-õorde-i õs u miñ mcersi çoidi dünyda aña derlerdi Suyolcizde 10 5 1

88

Bolu'dan gelmi idi mder ü eb soñra çiòdi bu da vsi-meêheb òavriyacain edip endýe babasi krin edindi pýe adrevniyye suyun bulmu idi óavi fisòiyye ile olmu idi (113) Aòdeñiz sularina olsa revn küs-i deryya òalirdi óayrn bu suda olmu idi yek-mye ferýnler dediren saòòya gözünü yildiza dikse ngh Zühre'den ayriya etmezdi nigh sabra miftó[ü'l]-ferec12 dense hemn derdi skin oòu orayi amn görse bir duõter-i ret-ger-i dýn airip òiblesin ol bed-yýn belki mnende-i eyõ-i Sann reme-i õke olurdi çobn rh-i õilnda ol bý-vye peyrev olmu idi bir siysye cy-gh etmi idi Òizai'n òizlariñ a yarardi bain Çatladuòapi'da gündüz der-bn gece de Sulusaray'da mihmn içmese ghý Çatalçeme'den b merebince olamazdi sýr-b bir iyfetde bulunsaydi gidi yedii cümle òadinbi idi 20 15

12

"Essabru miftâhü'l-ferec" (sabir baarinin anahtaridir) anlaminda bir hadise gönderme.

89

òollar atmidi o aõs-i bý-pk òoñi dývrina mnende-i tk taõta perde yariindan pinhn óarem-i cra olurdi nigern krõne gezerek ol mekkr oldu bir õne-be-d-i bý-kr gerçi olmidi ükret zen-pre13 avret içün yine pre pre ki arretle çekip derd-i acz oldu efsürde-dil-i berd-i acz naòd-i vaòt idi giyse dývni aòçesiz eyler idi seyrni nev-be-nev cme giyerdi viresi aldatirdi nice müflis teresi zýb ü zýverle olup telli bebek gösterip õançeri çalòardi göbek sanki allarla gelincik çiçei zenne òolbaisiniñ òiz köçei çekme servý çiòarip destre òirilip balar idi reftre olsa bainda daõi ta yarii çatal eylerdi o telli sarii salinip òaini gözün süzerek söylese òiz gibi azin büzerek uzatip boynini gerdn òiraraò köe bainda biyiòlar buraraò yalanip da sürünürdü yre çiòarirdi òoòusun bý-çre

25

30

35

13

Dizenin vezni bozuk.

90

(114) gözünüñ sürmesi pek aòin idi sürmeli gözler için aòin idi hid-i zrý idi burnu meer sanki Burnz Beg idi zr-ver sým-i sidlere òari gy òoluna nal ile urmu tam òanda gýssini saròitsa zenn bu da saròintiliò eylerdi hemn söz atip yanlarina varir idi raómi vardir diyü yalvarir idi cürmüne ör ederek subó u mes sanki olmudu eb özr-i nes yalana òurmu idý baòa zemýn ser-i sermyesi biñ dürlü yemýn ghi pdir kül-i bb-i óammm gül satardi sanasin ol n-km sò-i zer-gerde görüb nisvni ptelerde erimidi cni derdi altin aòinan dildre altina batiracaò cn-pre Zennecileròapisi'nda gy yerleip dikmi idi özge as naòin alirdi baòip örneine semt-i Yaliòci'da zen-dernekte dili sarkip salinan ucòra sulanip azi olurdi ra sò-i õafffdan etdikce güer òinali bir opua etse naëar açilip azi mil-i pp terlii evòine eylerdi õur 50 45 40

91

cem edip köhne ref ýòin bir alay olanip eyler idi devr-i alay geçse bir semte gürh-i nisvn o gün alirdi hemn pye-künn seyr-i mevlde çekerdi óasret sanasinkim oururdu nekbet dolu dizgin gezip Atmeydni'n dolairdi koaraò her yanin Òoçilar semtin ederdi devrn san tekerlek idi ol ser-gerdn Cuma'da ermek için malba sabri òalmazdi varip Eyyb'a türbe erfini devrn ederek cni cnneye òurbn ederek teni òaymaò gibiler evòinden Sütçüler yanin ederdi mesken eriip mevsim-i Kidõne nzenýnler çiòicaò seyrne der idi meyl-i teferrücle hemn sad temenn ederek ez-dil ü cn (115) ya çekip çifte òayiò fesle kürek bir õanim inesi zevraòçede tek ya olurdi Òaragümrük òoçai deselerdi bizi gel seyre ai siòma ferceli bir ive-zeni görse siò siò baòip ol göz dikeni yaòasina dikilip tenhda siòmaa olur idi mde seyr edip badaki òiz yamaini bs ider[d]i eilip pemaini 65 60 55

92

zenneye çiòsa oyunda çengý yürei oynar uçardi rengi düüne dernee saldirmiidi baini çoò yere aldirmiidi pek eip yortar idi yortu günü b-huss olsa Nasr düünü Ermený òizlarina çatmi idi uyulunca òapai atmi idi ayrilip oldiiçün andan dr bir asam var diyü etmezdi óur etdi çoò böyle õayi amm demedi tövbe õaya asl edip enbn-i fesdi der-pý çiòarirdi i içinden niçe i dina py-i visl almi idi boynuna nýce vebl almi idi yani ol õne-õarb-i devrn etdi çoò beyt-i bekret výrn neler etmidi o dýzelere saplamidi çierin nýzelere nice òanlar döküb ol bý-nms yatdi òanli òapida çoò maóbs òopsa Òiz òulesi peinde döü Suòapusi'ndan ederdi yürüyü äarb ile fetó-i bürc etmi idi òanli mizraòla õurc etmi idi çaliip almaa Òizderbendi'n òayd u bende düürürdü kendin ghice ai Çatalca belini olairdi gehi Õtunili'ni çoò yere ferce bulub girmi idi sorma kýr basòini da vermi idi 93 80 75 70

òisdirirdi çatala ghi yiln soòmada aòrebe beñzerdi hemn aldirip oynaaraò oynain óasretiyle aa ursa bain batirip óoòòa-i lale õme òanli yaiyla yazardi nme döeyip sofra-i ay u arabi çekse ncirli'de bintü'l-inebi (116) olsa da çatliyacaò mestne mezesin eyler idi kestne duõter-i rezle edip def-i õumr sevdii mýve idi ry-i nigr yüz yigirmi söz ekli tamm14 çikarip file buca itmm nice retòlari fitò etmi idi illet-i fitòa daõi yetmi idi sóib-i renc-i firimos idi ol kýri derdi ile meÿys idi ol bulsa bir òocca-i rnyi sikdir eylerdi zen-i dünyyi hikkatü'l-ferci olan nisvni cniniñ eyler idi cnni derdi indimde aaniñ15 maòbl inbirýz olsa da yn-i òabl cümleden gerçi rabõ aldir h amm bulunur pek ndir

85

90

95

14 15

Misranin vezni bozuk. Muallim Cevdet Yazmalari 000046'da: "be-gâyet" Belediye Yazmalari 000038'de: "`azzenin".

94

göz atardi òafese pencereye eh-niýnlerde olan manëaraya soñra innýn gibi òalmi m çiòacaò gözleri eylerdi zin bir puluc çehreli òanbr oldu bli-i evò-i saòanòur oldu mur-i óayret baina ümü idi meyl-i òuòaldirana dümü idi analiò etdi oña çoò cd õiret oli idi onlara b niçe òara peçeli mekkre ehl-i perde geçinen seóóre oòumu nmina çoò hce òadin oòuyup óizb-i fesd-i avradin düürüp òayda nice zde oña olmular idi òayyde ól-i zen-dost-i feóat-r bu idi ite mücerred her-br (vasf-i ulm-pre-i býçre) aõs-i mulim daõi rüsv-yi cihan o da bundan geri òalmazdi hemn nev-civnlar için vre idi yani bir òoca ulm-pre idi lýk her yerde geçerdi süõani öhret-i ti Òaziòci Yeeni götçü beg tekyesi dervýi idi óalòaya girme büyük ii idi belki dervý deil sóib-i post ser-arýò olmu ulu maóbb-dost derdi kim deste-zený-i hven zen için ill-i hevndan ehven 110 105 100

95

(117) gece baòmazdi bent-i nae cünbü-i Zühre'ye derdi rae emse teÿný için etmezdi naëar pertevinden daõi eylerdi óaêer mderinden de edip istikrh òara òuru diyü etmezdi nigh görse bir tze fidan-ve õb-r derdi virmez mi aceb eftl hidýyye gehý etseydi naëar ardavun lafëin oòurdu ezber sarfi taósýle tekellüfler edip sarf-i ömrile tasarruflar edip bir zamn naóve de oldu mel bilecek mertebe fil mefl bir zamn olmuidi ehsüvr nýzesin óalòadan etdirdi güêr çoò òavý ëuhru edip püt ü penh aròalanmidi bu faò (?) dil-õh nice yerlerde òaziò òaòmiidi yani çoò dünbelere çaòmiidi soñra idbr ile bý-ml ü menl oldu pesmnde-i rh-i iòbl ósili görmedi bolluò varliò teng-dest idi çekerdi arliò gerçi ólinde rubet yo idi tükrüü balami amm ço idi kýri òalmi çiòip elden para kimyci gibi yüzü òara içi bo kesesiniñ azi büzük balamidi yine òaytanli büzük 125 120 115

96

baõt-i saõti idi mnende-i seng böyle olmudu cihn bina teng munòabi çehre ile bed-ekl sanki bir òurasi aòin remml san müneccim idi menõs-lik yildizi dükün idi s-i hev sac saòal òarma òari ekl-i acýb baòii söyleyii arz-i arýb òalmayip zýb-i in esbbi eski püskü idi her evbi araan sarmi idi destri giydii eski òavuk da sari benekde yaòasi yali idi òuai gösüne dek bali idi balamý sapli biçaò da be-meyn òini saridan eder idi hemn kirli pasli gören ol n-kme derdi kirbsi yaõud allme òahvelerde çürüyüp òoòmu idi baini her delie soòmu idi (118) gh edip opòapi'sin menzilgh sari krizde kirci idi gh çoò oyuncaò var idi yaninda óaciyatmaz daõi cüzdaninda soòulup melabe-i sibyna oyun etmidi niçe olna babayne görünüp çatmi idi çoò oulluòlarin alatmi idi òanda cem olsa güruh-i efl bu ufeyli idi anda deról 140 135 130

97

çocuò aldatmaidi pýesi hep böyle bzýcede endýesi hep òinali bir òuzu edip peyd niçe msmi ederdi iv òoyuna gel òuzucuum der idi söüünden oya oya yer idi geh kebter uçurup dm ederek taòlabazliòlar ile rm ederek yavrucaim diyerek sibyne òuuna yapmiidi çoò lne düün eylerdi görüb sr-i õitn sünnet olanlari ardinca hemn bir debistndaki ifl-i mekteb dese sütüyle oòurken fr ibb evò ü rabetle olup pye-künn bb-i mektebde ederdi ceveln mÿil-i mubeçe-i Rm idi hem yana yana fennre-i mm idi hem16 utuub h Yanký diyerek o da bu nre yana ki diyerek kilise òapisina urmuidi beye-i sürõ oòudurmuidi bir abýbiñ adi olsaydi civn derdine ondan umardi dermn gencine òarina baòmazdi gidi belki Dipolu'na üftde idi esb-i tzý ile ol köhne süvr avan olanlarin eylerdi ikr a yatirdan gelip olurdi õam düinürdü niçe õb-i õarg 155 150 145

16

Vezin bozuk

98

bu hevlarda ederdi pervz sanki avancil idi ol peçe-bz tzeler derdine etmezse ilc köhne mÿi buna ederdi ilc görse bir tzeyi ayra hem-dem ara yerde birakirdi balam ghiçe Òumòapi'da mest olicaò bulaip da çamura pest olicaò derdi meyõne gümü óalòalidir ayri yerde mey içenler delidir (119) çuòurundan bulacaò mulim idi külõan-i sýnesi pek muëlim idi yd edip onda geçen hengmi hýç unutmazdi Çukuróammm'i oldu hem Edrine'de germ-ülfet edip Olanli'da êevò-i õalvet sürünür varicaò ol óammma niçe dellk-i sefýd-endma petemlin çoi fevrn itmi çiòarip araya üryn itmi berber olnina etse dilei derdi öpsem u gümüten bilei hafta geçse gözüne inse tir tzesin bulmasa urmaz idi ba görse baardada bir seydý hb ba ururdu oña da ol menkb kürein çekmek içün rz u leyl òiç levendi yazilirdi fi'l-hl soyunup sým-tenn-i dilke girse deryya gümü balii-ve 170 165 160

99

bir baliò batdi ya bý-dem diyü h dil-i pür-ci olup baór-i siyh evòile kniine günete çaliip celd-i amýre iine salyasi sankim olurdi seyl-b deheni óoòòa-i lebrýz-i lub çalòanub reler etdikçe sürýn cni titrerdi edip h u enýn her kötekli güzele mÿil idi kötegin yerse daõi kÿil idi dönse ardin ederek istin urmayub eyler idi istimn bir yaliñ yüzlü göreydi ngh yanaraò eyler idi nle vü h serkene geçirirdi sözünü çounuñ yerlere sürmü yüzünü biçain gösterene çaòiverir beline bir yaaan aòiverir dürterek nýze ile óarbe ile ser-nign etmi idi äarbe ile geh miyn pçaya dmen be-miyn gh-i müstaraò-i arò-i berrn çün ayaòci efe etdikte ufl ró-i pki buña etmidi óull görse bir eri durur tze fidn òaldirip týzce ayaòlardi hemn bel viren niçe çürük dývra ayaò urmala bulurdu çre gece bir õnede olsa mihmn yatainda yatamazdi õbn 185 180 175

100

(120) birisi savsa baindan fara ayriniñ ardina olurdi bel ghice òomu òapisi diyerek gizlice ard òapidan ileyerek dolaip yani pes-i dývri etdi çr cnibe zri17 görse bir künbed-i nev-bünydi dünbe ydiyla edip ferydi çoò gümü òubbelere çiòmi idi bildii gibi yapip yiòmi idi olicaò sid-i òh u pete yorulup òalsa binerdi püte ncebel'den olaub bý-perv òh-i billra çiòardi gy her dem olurdu memm-i cni by-i rýó-i cebel-i Numni tzeniñ öpmeden evvel yedini bs ederdi odada maòadini etse òuyruò satilan sòa güêr óir eyler idi sirma òanr kh alt üst olup oln ile êevò-i taótný vü fevòný ile kh-i delll idi ser-bzri geh diki geh oòu idi kri muõtasar-ól-i cenb-i liv bu idi sanma ki yazdiò ifr 200 195 190

(mülòt-i her-dü ve z-kerden-i kerden muóvere) ite bu iki faót-pýe bed-siritn-i fesd-endýe

17

Bu dizede baskidan kaynakli bir kelime eksiklii olmali.

101

her biri baòa tarýòa pyn biri ma birisi õsa revn böyle idd-dýn idiler merebde yani kim her biri bir meêhebde ghi amm o [i]ki zidd-i anýd cem olup eyler idi güft ü enýd yine bir gün buluup bir yerde açdilar ry-i óaydan perde pý ü pütden edip gz-i süõan oldular pirev ü ehl-i fiten fikr-i tevýó ile malablarini òayd-i tercýó ile meêheblerini çekdiler niçe delýl-i bý-aòli18 ayy edip erm ü edeble naòli õurde-dnlar gibi ol õurdn óüsn ü òubó eyledi aòlinca beyn (der vasf-i zenn-i ive-zenn) baói gitdikçe çatallandiraraò atli tabýr ile ballandiraraò (121) terzebnliòla olup mde azini açdi Suyolcizde det-i criyesý üzre hemn olaraò sy-i mübhte revn etdi çoò su getürüb her dereden vdiÿ-i midóata icr-yi süõan dediim her gece olmaz mi ars êevò-i ebkra olanlar meÿns 210 205

18

Vezin bozuk

102

óüsn ü n ile urebt-i hicl zýb-i hlüvvünki g-i visl buròa-i nzini açdiòta sez yüz görümlüü verilse dünya öyle cnni eden mnis-i cn dr-i dünyda bulur ór-i cinn onlar h-yi óaram-perverdir sayd-i býgneye mükil-terdir saòinir kendüyi n-maóremden san perýdir ki òaçar demden õnede genc-i nihndir onlar cevher-i ismete kndir onlar ór-i ýn oldiiçün ayn-i hemýn òurretü'l-ayn gibi perde niýn òafes ardinda o []ý òular söyledirseñ ne ekerler çiyner hep o ýleriñ yýnesi var yani billr gibi sýnesi19 var camdan ara edince naëari görünür ýede mnend-i perý meyl eder duõtere ab-i mevzn õo gelir merebe bikr-i mamn hem küóeylnda daõi êý-òiymet mdeyn nevidir eyle diòòat madde maòbl olicaò hayvnda òiymet olmaz mi zen-i insanda ems iken eref-i necm-i gerdn oldu mu rütbesi teÿný ile dn küpeli bir òiza beñzer Cevz felei óalòa-be-g etse sez

215

220

225

19

Metinde "seniyye" yazilmi.

103

zühredir duõter-i pür-nz-i felek bezm-i ulyda nevsz-i felek niçe inkr olunur óüsn-i zenn tevÿem-i mihr iken ol ive-zenn ne safdir ki ola bir dem kimseniñ görmediine maórem ýve-krn-i cevrý-i óisn söyleyip her birisi baòa lisn shibin kendüye efgende eder bend edip urrasina bende eder her birý baòa diyriñ gülüdür her birý bir çemeniñ bülbülüdür (122) her birisinde lefet baòa cünbi-i nz-i melóet baòa germý-i cilve-i nzende-i Rm yumadir demi mnende-i mm o Saòiz òizlariniñ fistni portaòl gibi siòar pistni bilirim cümlesiniñ leêêetini çekerim cümlesiniñ óasretini severim cümle zen-i meh-vei belki germiyyet ile her óabei olsa yeste ulm-i der-bn bir òizolana hezrn olan vaòt-i vuslatda cef etmezler seni maórm-i saf etmezler iki badan o muóabbet o saf sarasin sýneye òat òat ne saf nedir ol gül gibi ruõsre-i al verd-i ran ise de lü'l-l

230

235

240

104

zerd-r oldu görüp altini iò-s o rh-i gülgni pertev-endz olicaò ruõsri parildar elbise-i zer-krý òalari òanara-i misò-i õoten amzeye ori güêergh-i fiten ki odur cmi-i óüsne miórb òible-i dil-üdegn-i bý-tb o siyeh gözleri kim sürmelidir [b]s edip göz göre yüz sürmelidir bir baòila ne nezketler eder kle gelmez ne iretler eder görse Mecnn ne baòilardir bu çem-i hya demez mý y h edip ol çem-i siyehkre nigh göresin n'idigini nr-i siyh mje-i týr ile o çemi süzen cni delmez mi mil-i szen sanki op ineler ol müjgndir saplanip cn evine peykndir õli ben añladiim anberdir szi-i sýne aña micmerdir c-be-c gerden-i billr üzre sanki fülfül òona kfur üzre eylemi mur-i dil-i nlna urrelerle ani dm ü dne seyr iden h o muanber õli derd-i sevddan olur mu õlý zýr-i gýsda büngi hemn subó-ve perde-i ebde pinhn cebhesinde o siyeh kküller sanki aòmi baina sünbüller 105

245

250

255

260

(123) dökülür gerdene op op gýs ysemenlikde mil-i ebb boyanip anber ü misk vü de ir-i hýler ile lde eylese aõter-i elmsini bend zülfi t yildiza atmaz mi kemend tr-i gýs-yi behem peyveste rite-i my-i miyna beste zýb-i mengi olan dürdne delinir rek ile ol rindne küpeler aaali cevherdir küpe gündüz görünür aõterdir leb-i lalinden edip erm ü edeb õtem-i lali òizarsa ne aceb rek-i gülnr idi ol rengýn leb miyve-i cndir o sýb-i abab bikri once dehenidir gy pek açilmaz ederek ürm ü óay ya o düz hoòòa-i Yòb meer bse-i lal-i lebi gül-be-eker bend-i gerdndaki elmsi hemn gerden-i sfi eder pür lemen a midir bari o cevher-i Gümrek nice siòmi belin ol ive gerek beli nzik yaòiir beldrý kemer-s sarilaydim bri òol sarub yani òocub ince belin gel amn gel desem ey tze gelin dest-õ eyleyerek pistnin oõasaydim siòaraò her ynin 106 275 270 265

sid-i sýmde destýne-i zer ki iki bai serser cevher utup ol sidi der-dest etsem destini destime alsam gitsem el uzats o Zeliõ-yi zamn çk olur dmen-i sabr u smn h o unnb gibi parmaòlar dil-i õnin cieri irnaòlar küsmelerle nedir ol küsmemeler eliñi çek a bu cnim dimeler iki pistnce ile sýne-i sf beñzemez mi oña haò el-insf ki òona iki turunc-i tze sýmden bir abaò mümtze ya o fincn göbei kim vveyl görün dem diye eyv eyv ehl-i derdiñ yürein oynatmi heb göbek burusuna20 uratmi çk-i pýrhen-i peyveste-i nf açmam aaisidir gizli ikf (124) leêêetin eró ü beyn eyleyemem udaim çatlar onu söyleyemem bir yere gelse dü-berg-i gül-i ter ayni ol ekl-i dilrya döner zýr-i dmende o vird-i terdir saòlar õ-i gül-i aómerdir öyle õ òuluni kim salmaz boynun kim o günhi almaz 285 280

20

Buru: Halk dilinde sanci, ari.

107

görücek Altunoluò alvri olur b-i dehen elbet crý çüzmede olsa küyi der-kr açilir bend-i ilsim-i esrr yürüse nz ile ol nr-i basar pyini çem-i dil ü cna basar salinirken göresin ýveleri öyle reftr edemez kebg-i derý nz u reftr ile o sým-endm olicaò zim-i s-yi óammm iò-i germ-i dern-i pür-tb öñine geçmee etmez mi itb ki sebuk-ró edip üftdesini yükledir boça vü seccdesini vrip ol ive-ger-i nz u õarm olsa tb-efken-i saón-i óammm göricek maòdem-i ferõunde-demin sým-i nalýn öpüp ol òademin c edip êevò ü saf ile hemn s döke yaina dirvn soyununca göresin nr gibi parliy sýnesi billr gibi ola gül-p o perýan kkül zýr-i zülfünde òalub ol rh-i gül görüne yani o zülf-i gül-p dil-i sevd-zede-ve õne-be-d ola germbe daõi óayrni ede sad dýde ile seyrni mmiyna sarilinca meyzer nereye setre olur belki sezer göbein açsa göbek inda aòli òalmaz göreniñ binda 108

290

295

300

305

o perý óalvete girse üryn yayilir üstüne görse insn bs edip destini s-i sýmýn der bu òurnda benim ehl-i yemýn çem-i iò gibi cile hemn lleler cümle olur germ-i revn sicai geçmie beñzer gy sürinür kýse nezketle oña ezilip evòle óadden efzn eride cnini miský sbun (125) görünür sým-ve o cism-i laýf penc ü nbe düe óayretle lýf anber ü misk gibi her myi iir-nk ede gül-i õo-byi emme-i urresi ile óinn ola bir liye-i anber-s baòub ol zülf-i abýr-efne çk çk olsa aceb mi ne gül-i ryi araò-efn olaraò c-be-c jlesi rýzn olaraò cmekni edicek soñra mekn bs-i lale bula erbet imkn riin seyr edip öyle pür-tb döküle sçila evòiyle gülb giyinip cme-i zer-krýsin Altibarmaò ali beldrýsin olup yýne-i sýme nigern óüsnine kendü de ola óayrn b u tb ile edince davet sýnede ulelenüb germiyyet 109 320 315 310

yani iler òiziir germ olicaò penbeler gýbi teni nerm olicaò sen oña yalvarip etdikçe niyz o saña eyliye sad ýve-i nz diye biñ dürlü kirime ederek n-be-c ie girime giderek ola her cünbii böyle ýve duõter olmazsa da olsun býve böyle cünbilere z iderek gülerek oyna[ya]raò nz iderek otura gh çiòub znye çekesin gh yiòub pehlye nfeden çk ola gül-pýreheni göresin n'idügin ol sým-i teni bir simýný mil-i billr açilip parlaya mnende-i nr eyleyip aksiñi anda seyrn òalasin yine-s óayrn yani kim bilmiyesin sýne-si mi yoõsa sf ý gümü yýnesi mi cme-õb[a] girip öyle mehtb subóa dek dýdelere girmeye õb gele iña ol sýmin-ber sýne-ber-sýne olup zýr ü zeber el-amn kesdiñ amnim diyerek gehi õnim gehi cnim diyerek olasin yek-ten-i yek pýrhen bir ol iki göñül iki beden bundan al ola mi êevò ü saf óayf ey mulim-i býçre saña 335 330 325

110

(126) (der vasf-i maóbbn-i dilistn) böyle cile Suyolcuzde eyleyip vasf-i saf-yi madde bu sularda edip ýrd-i kelm òildi icr-yi mezòin ifhm gerçi g eyledi õh u n-õh abi amm ki edip istiòrh sözünü dikdi Òaziòçi Yeeni çaòdi yerli yerine her miõini dedi ey õne-i õarb-i kebb-zen reh-i seyl-bda yapma mesken merd olan eyleye merde rabet aõs-i n-merde sezdir avret bunu ne ayriya ne benden sor tzeniñ êevòini sen zenden sor bir deliòanli güzel maóbbe aòlin aldirsa olur mecêbe açilip ummadiiñ mestre kef-i avretle olur mehre bikri medó etse daõý bir bn der ki pkize òiz-olndir b nev-civndir bilesin cn-i cihn iò-i pýrin eder tze civn nev-nihl-i çemenistn-i ceml once-i tze-res-i b-i visl dil veren öyle gül-i mümtza gülen-i ömrünü eyler tze ney-süvr iken olur meydný raõ-i pür-cünbü-i óüsn ü ni 345 340

111

ifl iken nz ile mektebde eder sebò-i mihr-i vefyi ezber peder ü mderiniñ bir gülüdür lnesinde peçe-i bülbülüdür bed naëardan saòinurlar ni óifë edip sanki bedende cni yani her kim arayip genc bulur dil-i virnini pür-genc bulur duõter olur mu basarla yeksn yoò mudur onda ayb u noòsn tze meaya muótc midir revnaò-i óüsnü òar sçi midir mük otu perçemi sanma ó urre-i zen gibi püsküllü bel õüsni ryii zýverle deil riyet cevher ile zorla deil êtidir cevher-i kn-i õbi pk-i gevher bilesin maõbbi gi zde-i òayd-i meng eder üftdelerin óalòa be-g (127) istemez gze ve óinn ve õib ruõlarin gül gül eder reng-i óicb dýdeler sirma-i òudretle siyh amze-i õi siyeh-mest-i nigh bzi-i nýze dökemez kn ne yamndir ciere oynar amn vesmeden týre deildir ebr òalem-i sun-i aleyhýdir o zýb-i mea midir noòta-i õl beni söyletme bilirsin bu ne óal

350

355

360

112

zen gibý yapma midir óüsn-i sift anadan oma güzeldir bi'z-zt çekegör sýneye her maõbbi kim òomaz òoynina êer maõbbi ifl iken òi gibi ola hill bedr olur vricaò on dördüne sl bir civan òi sariò binda böyle on dörde gire bi da ola bir ive-nümya li cme-i nzi ser-p lý dense semmr-i siyeh-mdur bu cünbie [b]aliya21 tarf-i ebr sýnesin açsa ger ol sýmýn-ber salla òuyruòlarini kkumlar ani celb eyleyesin ber-taòrýb eyleyip õtirini gül gibi ýb gezesin her cemini dest-be-dest ýve-i òaddi ile serv-i ikest sarilip h efendim diyesin a benim serv-i bülendim diyesin o cekildikce saña evò gele bse vermezse daõý êevò gele gül-eker lebleriniñ dünmi ede ýrýn-i dehen n-kmi böyle bir õila zor òaça süvr ghice eyleyesin seyr-i kenr olaraò gerdeniniñ óayrni edesin yani Boaz seyrni çiòasin zevraò-i ayiñ òaçina çekesin Göksu'da körfez içine

365

370

375

21

Metinde "yaliya" eklinde yazilmi.

113

otura yniña o mh-lik seyr-i mehtb idesin bý-perv ba u bostna da çekesiñ ani bozmaya keyfiñi ser-bostni cm-i iret ola hem mde veresiñ õirmen-i óazni bda bezme revnaò vire cm-i gül-renk bir arafdan ede murib henk reng-i meyden yañai gül gül ola onca-s açila bülbül ola (128) sým-sidle òadeó-kr ola hem mezeler lal-i eker-br ola hem msiòý-dn ola hem hb-sad bselikde ede gz-i nev heb uslüyle ola sret-kr dil-i uòda òalir mi òarrr balasa beste-i zençýre eer zülfine ola sab der çenber o açiò ba güzeli gibi civn tb-i ser-germi-i sirle hemn itip perçemin olsa lfes sanasin kim ailur mülket-i Fes keyfile raòs edicek ol meh-ve çengi-i Zühreyi eyler def-ke abla perçem süricek bezme òadeó badan amaz mi o dem mevc-i feraó içesin te-i aòile arb sýneler sýõ-i muóabbette kebb òorlanip hem araò-i pür-tba dilden te veresin ol ba

380

385

390

114

öyle c eyleye kim lem b olasiñ lücce-i êevòe gark-b öyle fn ede kim bs-i kenr mevce-i evò olamaz baór-i tebr mest olup çk ede pýrhenini öpesin sýnesini gerdenini sýne yýne-i billr gibi gerden-i sými ise nr gibi lem-i nr deil mi bu saf çeòilir ghice de etse cef böyle nevreste-nüm tze fidn olur elbette as-yi pýrn ifl iken etse gehý cevr ü sitem bilmeyüb ýve-i yýn-i kerem olicaò bli-i hengm-i vef bli m-bali olmaz mi saf görünüp ah-i levendne-ed ola uòi o dem ha ged dike sýne-i iòda eer nz ile çekse mücevher õançer varaò-i ryi olicaò nev-õa õl-i miskýni eder aró-i nuòa nur-i derysi olup mevc-ver çiòarir sy-i kenra anber n'idügin bilse o õa-i mükýn düürürdü göbein hu-yi Çin gerd-i peymne-i lalinde hemn õa-i yòt olur sanki ayn ter ü tze gözüne çr ebr çr-b içre mil-i ebb

395

400

405

115

(129) böyle nev-õaa olan iò-i zr misk-i hsini etmez mi ikr ele girdikte hemn öyle civn firsat-i vuslati fevt itme amn a yatarken bulicaò avani bas yatinda òaçirma ni fehm eden derd-i dil-i uòin pek helk eylemeyip mütòin size yatmam diyü eylerse de nz geçirirsin yine tenhca niyz bir yaliñ yüzlü ocaòli maóbb yaòsa da cni kunüm-el-malb em ü pervne-i der-õtir edip evòle rh-i fedÿiyye gidip yanaraò teiñi söyleyesiñ düdüm yiña raóm et diyesiñ õo gelir iòa bu sz u güdz sýne-i ren eder böyle niyz ya o òalyonci kesim fermeneli sirma perçemli o seydý güzeli sým-i penylini etse be-miyn gören elbetde urulmaz mi amn tzeniñ cümlesidir cn-i cihn her birine ola cnim òurbn her biri òaòma ilikdir gy opuindan yuòar ser-t-p mestdir olduu ekl-i aósen bilinür hendeseden fehm et sen bir òil ile çeker ol my-i miyn yan yana iki gümü kh-i girn 420 415 410

116

gösterir eyleyerek unc u dell n'idigin sanat-i cerr-i ekl ne safghdir ol òubbe-i sým òarli dalar gibi berrk u cesým oña her püte olur mu mnend omalic idir ol kh-i bülend onda çün kim aëametdir der-kr olsa yeste eer kr-i kibr nedir ol ýki piyz-i lle oncesi elde olur pür-jle tze memdh-i cihndir bilesin malab-i pýr ü civndir bilesin óir erbbina óir-i óaeri ehl-i esfra ref ýò-i seferi uar-yi Acem-s rindn õo-dil-i õo-sühen-i ferzendn her biri mülk-i sühende server ser-be-ser eylediler medó-i püser r edip eylemeye duõter yd bikri mamnda ederler ýrd (130) mülket-i Rmda hem irler ehl-i dil pýrleri mhirler eyleyip vasf-i civn-i tze verdiler leme cn-i tze õ-i nev-õa gibidir her dývn oldu ýrzesi õa-i õbn óayf ancaò iki rüsv-yi òadým biri b naëmi yazan bir de Nedým irini zen gibi etdi medõl oldu güftrlari n-maòbl 117

425

430

435

bedevýdir uar-yi Arb onlara yoò bu maóalde irb diyerek Leyli ve Selmý ve Saýd ederek çölde òara òizlari yd g edip name-i n-sz-i òavl söylemilerse daõý ba-i mevl onda merdne eddir ndir kimi õüný kimisi õündir ne bilir çölde gezen òra Arab sým-tenlerle nedir ay u arb

440

more nmina hem ba-i Frenk etdi kl-yi kelmin bed-renk

sen de d olma dönüp efrence o firengý gibi kf ýr rence ol ki üftde-i ch-i zen olur b-keler gibi ter-dmen olur olma çifte òoulup toõm-efn gv-i ser-kete-i hir-i nisvn hem-ser-i õ-i civndir serbest müttehiddir basilir zenne-perest (der an-i maõbbn ve maõbb-dostn) böyle maõbblari vasf ederek reh-i n-refteye ori giderek òildi zen-pre-i mahda hitb serzeni-gne edip böyle itb bina òaòdi Òaziòçi Yeeni òahbelikdir diyerek meyl-i zeni baó-i criyyesini óasbü'l-de g edip codi Suyolcizde bulanip göñlü gözü õýrelenip sanki aòin aòaraò týrelenip 118

445

450

dedi azi köpürüp çalayaraò her söz bendini ho balayaraò biliriz biz de çocuòlar õuyunu oynatir iòa iò oyunu onlari mükil olur yola òomaò ya çelik oynamaò ister ya çomaò pek iyi cilveleri sömekdir daõi al keremi dömekdir (131) imarirsa ura çoò sille amar ayri çekdikleriñi eyle umr rm olup yatsa da ghý sözüñe tükürür soñra döner de yüzüñe açsa da dmen-i vaslin mektm õalò içinde nedir ol arb u ütm tek hemn binme ki sen öyle ata eñsesinden varana çifte ata çou da esced-i min hüdhüd olur baini òoymaiçün yerde bulur s ým-ten olsa da eker maõbb altina ali veren zer maõbb teni fisdiò gibi gözü olsa bdm yine findiòçi olur nýce gulm pek inanma dese de ismim Em ýn ki saña hÿin olur ayra òar ýn ba-i n-pkiñ adi hir olur soñra mürdarlii hem ëhir olur utalim bir de edindik maõss óifë olinmaz neylesin kim bu õuss sen görüp ii gidince óareme sianur õidmete urmaz õademe 119

455

460

465

òaplasañ çaòura semmr-i siyh açilir ayra o òarsaò künkh perdesi siriò olan bý-perv her òucaòda yata anbr-s yani òuyruò salar ol emred-bb22 orudur òuyruunu nýce kilb mr-i mhý yemedim derse yaln aòdi srõina çoò òra yiln ghice rast gelip let-i saõt yerleri irmalaya ol bý-baõt içine òan uyuup ola revn dem-i bsur-ve ol demde hemn òirilip arbi ile òaytni büzüü çila fehm et ni soñra bed-çehre muõanne görüne ibne renciyle mülevve görüne mÿil-i hid-i bzr olma satiliò gne óarýdr olma sanki zenbýlidir ol asma serin aidir õalòa aniñla ayýn eñsesinde sürünür çoò lib çiòar üste kim olursa glib bilesiñ ard-i n ki pkdir az òilma n-pkler ardinda namz gerçi kim uçòuru ilenmi olur çaòuruñ içi çerelenmi olur r-be-r olmaa çün kim yüzü yoò döner ardin ki geride gözü yoò

470

475

480

22

Henüz sakali, biyii çikmami olan genç.

120

(132) ekl-i maõrti diyü etme en óoòòa-i balami edirme bek olsa da yüklü semer-ve gerisi her òair puta deme genc irisi ifl iken oynayacaò emred olur saòali batsa oyunu bed olur haftada olmaz ise iki ir òillari firçalanir baina utdurur çehresine usturayi yolunur bulmasa cinbistireyi óüsnü bu vech ile bulsa pyn óüsn tabýri ile mulim yrn o biyiòlansa õa-ver derler ne õa müke de beñzer derler öyle burma biyia denmeñ õa õa-i bulndan ola belki ala o yoluò òalar olunca pür-m yaòiir mi ki dine çr ebr õalòasinda daõi my olsa iyn òil biter çem-i ulmýde hemn görücek orba saòalli n-gh aceb onlar da edip istikrh nefsine eyleyerek levm ü itb yüzüne baòmaa etmez mi óicb baisi yapma yiitlik de satar ardina oòunana pitov atar òabaayi gibi merdne baòar ümmiler ol òaba künkha çiòar etse de òabaya dek tze biçò eli õançerde yine sanki òoçò 121 495 490 485

sarisin eyler iken týa niym sell-i seyf etmee eyler iòdm biliriz yosma òisim nice atò yaaan çiòdi düündükde yatò çoò levendne ed òi kemn eyledi pefteresin týre nin soòulup girmee geh öyle hýze õalòasindan geçe dÿim nýze hýzdir elden ele geçmie nm asl-i man[s]i da s-i óammm çounuñ evòi mey-i tba düer lem-i bda girdba düer sizacaò mertebede mest olicaò yiòilip orta yere pest olicaò döenip keyfile meydnda òalir üsteler maòadiniñ naòin alir ghice iò-i òu-bzindan yuvasin yapici hem-rzindan kendi de çift olacaò òu ister òuuna bir dii bayòu ister (133) òuu òu ile ederler diyü sayd r-i òayydi çeker ol l-òayd bai kerre dedi çoò bý-nmus bu gece oldu òaziyye maòs dev metiñ olup ali verii urup endzeye etdik dikii bulaip böyle nice hýze habý pk-dmenleri etdi telvý óayf ol mulim-i bý-rma ki döküp yüz suyunu hammma 122 510 505 500

sicaim geçdi diyü dellke soyunur külõani-i n-pke berber olnina hem òomaa ba peykesinde oturur t-be-tir òuriyup azi ederken ibrm tükrüü òalmaz eer etse de rm yutòunup gösü hemen gürleyerek balgamý olsa mizcim diyerek bulmayip ayva lubin deról derd-i ýò ile çeker renc-i sul böyle müdbýr olaraò õir-kr savsacilikda verir kra karr gözleri parlayaraò mm gibi uyaniò t-be-seóer bm gibi olair gece yataòdan yataa bataraò yani bataòdan bataa ya ayaòçiliò ederken gidiler oya oya ne ayaòlar yediler m-óasal ori yolu terk etme sapadir bu diyü adan gitme var ise ondaki icr-yi meêk òoyu balgamla lezz ü cetli bezk let-i tenòiyeden msra ne revdir oòuna bsura olamaz elbetde sez-yi taósýn heyÿet-i düm be-hev ser be-zemýn õunfus-iynet-i n-pk olma sürünüp öyle yere õk olma ch-i óuòuñ dibine pek alma òurutup azini susuz òalma 525 520 515

123

rýó-i bed-ryióa-i arta-ken eder ifsd-i dim-i smn nedir ol õe-i òabz-i lýnet öyle mürdr-i safya lanet el-óaêer ileme öyle abei çiòar elbetde soñunda hadayi òati ters idir oña etme heves ters-nk ide gezendir nkes (der an-i zenn ve zen-dostn) (134) çün õur etdi Suyolcizde aòitip aneyi bu mecrda yani óifë etmedi b-i ryu saman altinda yürütdü suyu bu savuò sözleri òildi inb suyu serd olduun etdi irb baini saldi Òaziòçi Yeeni sanki toòmaò idi her bir süõeni yellenip burnu abne-ed dedi ey bed-nefes ü zenne-sad zen-perestiñ yalimi alçaòdir õuêele zümresine mülóaòdir sianub etme bu yolda tek [ü] p yaòiir baldiri çiplaòlara bu olur elbetde civn-merd ayr aròasi yerlere gelmiden dr zenne meyl eyledi mi skender etdi mi erliini maóv ü heder zen-abiat süfehdir merdd meyl eder óüsn-i Ayza Maómd 540 535 530

124

aldatip el ile çoò insni òuru ca sürerler òani óaêer eyle saçi Leyllardan olma Mecnn geç o sevdlardan ol ki ýrin lebe Ferhd oldu a döen bir òoca ird oldu o açiò orta òapuyi òakma çatlami taõtaya ekser çaòma olma kim öyle òapuda der-bn anda ba göstere nice urbn óhi-i kýr iledir reftri altina dÿir olur güftri sözlerin eyleme ý diyü g baòa òudur dilini bildii òu bir içim su ise de aldanma m-i müstameli hir sanma ger tenmend ise de etme pesend mriye laómidir elbetde geêend göbei olsa da far fincn görünür çatlai altinda ayn utalim baisi yanyanciòdir neyleyim adi yine òanciòdir ayiñ on dördüne beñzerse de ger gece basòinla utilmaò ne keder ben beenmem hele zen-prelii böyle hep ileri yüz òaralii gece õirsizliidir krlari çaliir amaa dývrlari sürmeli çeme eder sanki nigh sürme-dn gibi olur baõt-i siyh 555 550 545

125

(135) ekerý vüsat-i óle óasret görür ancaò o maóalde vüsat sözlerim cümle deil mi vrid hele ben añladiim pek brid mÿil olma oña kim ey mý mine òona küçükden nmi ekerý riye der her süõene söze yatmaòda uyar her düzene vericek basma òalip bir yemený der hemn pý-i mený pý-i mený açsa da uòdesini alvriñ òani içine aòar mürdriñ nedir ol iòò-i kerýh-i tebrý onda it bala sapin dr ü berý bulunur nýce amel-mnde-i tt c-yi mahdi olunmu ift bi açiòlara olma óayrn uyulur yani òapatma pinhn olma üftde [vü] laz ekke-i b nm-i òaypaòci ne lafë-i çirk-b uçurup aòliñi olma medh bil ki ol lneye òonmu nice òu lüccesinde ne baliòlar yatmi nice òalòanlara òari çatmi germi-i b-i neta óayrn utuur sanki kireçõne hemn kýr-i õar görse de ýç ý bulanir dilini saròidir azi sulanir bulmasa õhii üzre yarai düürür ol gece si arai 570 565 560

126

nisb-i nefs eylemi ol ehl-i sabiò azl eder anlara ýr-i òiliò adrevniyyede sey-lba verir boanip havasini ba verir o eder êevòi oòuz òat efzn örü ile sen olurken mabn bana urmaz çeker ol Çekmeceli müflis eyler seni çekmezseñ eli çoò siyeh-baõti òara yüzlü eder gözleri sürmelice gözlü eder nice óamml gibi n-kma aitir boçasini óammma desti óinn-zedelerden el çek giydirirler saña òanli gömlek eyleme py-i muóanny-i be-d boynuna òan mi alur sóib-i h ne beldir çekesin iddetini ayda bir óayi için müddetini erbainler çiòaran aõsa òiys olasiñ cülle-ke ü òat-i nifs (136) kirlenip gitse daõý óammma pk soy denmez o bed-fercma menba-i mde iken nemdni yine sorup òurudur óamdni sòin ol chda buldurma suyu olmasin yani yeriñ òanli òuyu eyleme cn u diliñ cnni seyyidiñ lude ter-i dmni parlayan anda zer ü cevherdir sanma ryindaki nr u ferdir 585 580 575

127

ekerý òra òuru cddur azi mahdu gibi bed-bdur òuusi yalidir engüt soòar òalbe mükýye tefrik òoòar düzgün ile yanain al eyler Allah iòin abdl eyler gece ilen òizli çiòsa eer baòamazsin yüzüne vaòt-i seóer sürmese aòlii çoò mekkre er yaninda ola yüzü òara çatilirsa daõi iki òai bil ki rastiò òarasidir òai çoò gelincik de çiçek bozunudir yüz yazisi dedii düzgünüdür girdii yerde yüzü òara çiòar o gece iplii bzra çiòar bozma düzme òulai gibi delik çala kolnemçe yirtiò gecelik duõterin êevòi daõý yekebedir soñra òarnin iirir der gebedir döner çòavununa memeler lav olur tzetercim demeler bikr ise imdi o rütbe ndir belki mamun da bulamaz ir çou sa[õõ]ka23 der olma fil öyle sürtükleri sevmez òil yani òizòanliila mehre sicai geçmi olur ntre sürter ol mihre zenn-i ün zýr ü blda mil-i hün 600 595 590

23

Metinde "saccâka" yazilmi.

128

bil ki var nýce tabaò-zen nisvn kýr-i õar gibi zibiòda be-meyn biraur olsa da elde dikii yirtiin dikdirir ister sikii firsat-i knii fevt etmezler oruluò yollarina gitmezler çiòsa soòaa olur pür-ziynet ki odur bdi-i evò ü ehvet sa ayaòòabi midir ey bý-h çeviren maókemelerde ppu (137) bilirim sanma saòin mekr-i zeni o bulur bilmediin bir düzeni kuvvet-i cmiañ etmezse vef arama zümre-i nisvnda vef serv-òmet dediiñ ive-zenn ayra by göstere bý-rayb ü gümn gizlice görmek için oynin çiòarir ara óaremden bin ecnebýden bürünüp sanki òaçr dmen-i vaslini tenhda açar geçse yineci dükknindan sretin aldira her ynindan òirilur kim gele kýre óareket añlami ol óareketden bereket ne açiò göz o pür-efsnlardir ne bai örtülü melunlardir nice oòur yazar azdirmilar göbei õceye yazdirmilar òoca cdlari var diz bükücü rýte-i sióre düümler dökücü 615 610 605

129

pa[t]lasun balarina çömlekler giydirirler eee gömlekler yedi çoò öyle bir kete-pulk maz-i õar tumesi beyne'l-nisvn õ-der-õ edip nice seri kerkedn eylediler ýr-i neri òoç yiitler aòinip boynuzu ba oòuturdi bulup Tinbzi oldular sanki ubr-i Badd òapisinda bulunur abl-i fesd budur ite bilesin nev-i cünn aòl-i nòislara olmaò meftn (reften-i her dü be-õanòh-i eyó uòý) bu iki aõs-i melmý-meêheb yani zen-dost vü ulmý-mereb açdilar bah-i fesdiñ bbin sedd edip erm ü óay ebvbin bilmedi her biri ne söylediin aramazdi sözünüñ ardin önün biri söyler birisi diñler idi diñleyen pek arilub iñler idi anki matlablari iëhr-i savb bý-edeblikleri gy db bý-netýce ne ess vü ne mesm malata safsaa bý-óadd ü òiys selemýdir diyerek bürhni nerdübn eyleyerek bulni evc-i davya sud eylediler zýr ü blda neler söylediler 630 625 620

130

(138) ol òadar döndüü bil gidiler sanasiñ devr ü teselsül idiler men-i külliyyet ile kübrdan selb ü ýcb ederek surdan ed ile münòi olaraò yani her sözde muri olaraò geh teò ederek icmli geh tafs ýl ederek ebli her birý nefsini nisb eyler idi õeriñ óaòòini asb eyler idi eyleyip geh senedti tenvýr geh ederlerdi murdi taórýr gh derlerdi edille bedelý etmem ibt-i bedýhý-i celý pek mükbir idi ol ehl-i fesd óaòòi teslýmde eylerdi ind bý-vaë ýfe he[z]eyn ile hemn müntaòi cümle delýl ü bürhn böyle ol iki munid baõõ ederek arbedelerle ebó arafeyn olmadi ilzm vü ifóm mütemdý cedeliyyt vü õism mesÿele böyle çatallanmi idi õ-i h gibi dallanmi idi etmeyip cem-i kelm iki naòi giderek baó-i amýò oldu ari müselsel sürünüp dular böyle zencýr olaraò avlar 645 640 635

131

òi[b]et24 bunlara da geldi kell bildiler birbirin ilzm-i muól dediler kim yetiir bu inb bad-ez-ýn ayri budur reÿy-i sevb bir azýzi edelim bri óakem ne ise óükmü utulsun muókem bi't-terý edecek bas-i maòl belki ol eyleye óall-i igl lýk amm ki o muõtr-i azýz ola yüz iffet ü sóib-perhýz vaódetinde otura óalvetde gözü ne tzede ne avretde ola yýne gibi sýnesi sf r-nümn anda ceml-i insf maõv edip cümle hev vü hevesi tee yaòmi ola õr u õasi iltizm eylemeye bir arafi t muayyen ola bu emr õaòòi ne ise óaò o zamn ëhir olur yani mübel kim ise bhir olur o iki perde-derýde yed-kr verdiler böyle uslüyle òarr (139) o zaman var idi bir pýr-i azýz cümle düny naëarinda nçiz müncelý nr gibi iròi mürid-i õanòeh-i uòý evvel-i seyr ü sülòunda hemn eyleyip cisr-i meczi güêern 655 650

24

Metinde "fibet" yazilmi.

132

rif-i sirr-i arýòat olmu mliò-i mülk-i óaòýòat olmu sýnesi mariò-i mihr-i irfn pertev-i fey-i celýü'l-lemen hem erenler yoluna rehber idi menzil-i aòa erimi er idi yani mnend-i cenb-i Moravý evliy zümresiniñ pirevi dil-i sfýsi muóý-i ekber ëhir ü bini anber ve güher bulup ol mertebe-i temkýni òalmamidi eer-i telvýni õriò-i de idi evri san kermet idi her güftri arfetü'l-ayn içinde basari levó-i maófëa ederdi naëari bý-nev zümresiniñ d[d]-resi ney gibi sýne delerdi nefesi ëurefdan idi ehl-i dil idi kmil insan diyecek kmil idi gi[t]di bunlar o cenb-i eyóe ry-ml eyledi bb-i eyóe25 etdiler destin öpüp aò-i niyz sanki el aldi o iki n-sz eyleyip bas-i bist-i iòlet oldular vaódet-i pýr-i keret edicek óalle bý-külfet-kl sebeb-i maòdem-i bý-vaòti suÿl dediler aò ola ey mürid-i óaòò bulmadiò derdimize senden óaòò

25

660

665

670

Metinde bu kelimenin yaziminda bir tutarsizlik gözlemlenmitir. lk dizede "eyh" sözcüü "ó" ile yazilmiken ikinci dizede "õ" ile yazilmitir.

133

belý küstaõlik amm sözümüz yoò huruñda egerçi yüzümüz biliriz çünkü haòýòatde velý kim erenlerde olur afv-i celý bizi òildi o ümýd-i mebrr ózir-i savmaa-i izz-i hur iki gümrhiz ey ehl-i red bizi òil savb-i savba ird kef edip mükilimiz d eyle õir-ve gel yeti[] imdd eyle himmetiñ olur ise yr u refýò her muòallid olur ehl-i taóò ýò böyle bir avr-i edýbne ile arz u üslb-i õakýmne ile (140) isteyip ruõsat-i taòrýr-i maòl oldular lib-i óall-i igl gerçi kef etmi idi óllerin òle gelmeksizin aóvllerin lýk vdi-i techülde hemn etmeyip kef-i amýri iln dedi ruõsatla o êt-i gh ar ediñ mükülüñüz eyvallh görecek ruõsat-i pýrnesini er gibi himmet-i merdnesini bý-muhb o edebsiz gidiler òavl-i billarini söylediler balayip ghi Suyolci-zde öbürü olur idi mde soñra balardi Òaziòçi Yeeni diyerek pýrim iyi diñle beni 134

675

680

685

cümle blda geçen aòvli daõi fói nice kýl ü kli etdiler bý-edebne taòrýr çre ne diñler idi óaret-i pýr lýk tal ýl vü muallel bürhn etdi taórýk-i urò-i buórn ólet-i vecde gelip h diyerek hy aòin bu nedir bu diyerek c edip cezbe ile ek-i teri s-i pür-õna dönüp dýdeleri dedi ey yolsuz olan ehl-i fücr baa çiòmaz bu reh-i dr--dr rh-i aòa bu mudur doru sebýl ki sebýlini eder söz tehbýl aybdir ehvete meyl ü niyyet ki odur õaslet-i óayvniyyet böyle dünyda edenler tuyn olamaz vsil-i ór u ilmn bir pul etmez sözüñüz hep ksid ikiñiz birbirinizden fsid fikriñiz vesvese-i eyný êikriñiz dadaa-i nefsný nefs-i emmreye uymaò ne õat heb onuñdur bu emrt-i hev böyle pýrne nasýót ederek semt-i irda bu yoldan giderek döndü zen-preye baòdi pek pek dedi ey eski òavaò telli bebek kr edip melanet-i vesvsi kef edersiñ avert-i nsi

690

695

700

135

bai zen òaçmasa da demden sen òaçir nefsiñi n-maóremden aòl-i nòislari ifl itme öyle eyn gibi ill itme (141) ehl-i iri çiòaranlar badan balarin òurtaramazlar adan óaddini bilse cezsi ne cez olur iblýs gibi recme sez etme bu yolda fed m-melei ósil eyle melekt-i melei kimy-yi ilmi de bilse fara mümkün olmaz yine znýde in derd-i nisvn ile olma am-gýn õir-i kr olursuñ miskýn óarem-i ayra naëar ayn-i óaram baò óell[e] zen ise asl-i merm etdi zen-preye çün böyle itb döndü hem mulime de òildi õitb dedi ey melabe-r-yi fesd ne oyunsuñ bilirim hey berbd yeter aldatma yeter efli óci yatmazla edip ifli nice bir pýr ü r-yi nefs-i õabý pk-i masmi edersiñ telvý ifl-i maócbuñ açarsiñ gözünü getirirsiñ yere óayf yüzünü ne revdir düünüp nice óayl kr-i n-pkiñ ola s'-i amel melanetler edesiñ olana soñra uydum diyesiñ eyna

705

710

715

136

ameliñ öyle olunca herze ar-i raómna verirsiñ lerze ben ne ócet edeyim eró ü beyn òubó-i aslýsi iken ayn-i iyn zýr ü blsini eyler ýmn mani-i aleyh s feleh maòbuln kri deildir ol kr onda der-krdir elbet idbr ol naëar-bz-i ceml-i maóbb çr-mýõ etme saòin ey menòb evvel gerçi muteb òildi soñra rifò ile muõab òildi darilip etmi iken levm ü itb yine mükillerine verdi cevb dediim fehm edesüz ey yrn edeyim mükülüñüz bri beyn óüsn-i õbna ger olsuñ mütò pk-sýretde gerekdir uò aòdir mÿide-i róný ki aniñ leêêetidir vicdný aòdir nr-i tecellý-icll ry-i õbnda eder ar-i ceml sen de ol nruñ olup óayrni naëar-i pk ile òil seyrni (142) maëhar ol aò-i saf ayina rõ-i cnndir oña yine demiñ añla nedir sretini sniiñ fehm edesiñ òudretini eyle diòòatle aña imni seyr edip andaki óüsn ü ni

720

725

730

137

o kalem gibi keýde òi nice çekmi göresiñ naòòi aòdir defter-i óüsnüñ varaòi õa-i õbndir aniñ her sebaki õaller ol varaòa dökdü nuòa yoòdur onda bilesiñ harf-i ala sen hemn ori oòu etme õat õo yazilmi varaò-i mihr ü vef zülf-i cnneye kim olmaz esýr o eder hlari der-zencýr zendedir tbbed-i iò olan can fed eylemede sdiò olan aòdir nm veren uòa çiòarir ehr-i teni fòa nice arda Òays u Ferhd olunur imdiye dek õayrila yd belki öhret vere óayvna daõi añilur bülbül ü pervne daõi bý-alòa olamaz aò-i mecz balanur silk-i haòýòatle o rz aò-i õlis gibi iksýr olmaz myesi òbil-i tayýr olmaz òalpazanliòla eder çoò bý-h òalp aòçe gibi òalbin ma ori rhi airan dývne eremez vasla düer ybne m-óasal olmayacaò n-pki iò-i pkiñ olur mu bòi zende mümkün belý taósýl-i óell tzeniñ êevòi òuru seyr-i ceml lýk maõbb vü gerek maõbbe sliòi vsil eder malba 138

735

740

745

750

aò-i pkýze olur her yerde yani hem tzede hem duõterde arada olmaz ise fil-i ený iòiñ òubóu olur óüsn-i saný böyledir aò-i meczý deresi ki iki güzeli olur òanarasi bir gözü duõter-i nzikterdir biri de tze-i evò-verdir ikisinde daõi yoò bým ü õaer ky-i aòa ikidir rh-i güzer ikisinden de geçer ayret eden orica rh-i haòýòýye giden (143) ikisi de eer-i sun-i óekým her biri maëhar-i óüsn-i taòvým seyle gitme çiòagör ol dereden uurup geç o iký òantaradan yani girdb-i günha alma òar-i dery-yi belda òalma fisòiñ envi mülevve çirk-b Raóim-Allh li-men b u b nuò edip böyle o pýr-i gh eyledi anlari pür-nle vü h her biri vallahi óayrn oldu etdii kra peýmn oldu nefesi böyle edince teÿýr bunlara tövbe verip óaret-i pýr eyleyip rehberý-i rh-i red òildi tasvýb-i sevba ird arik fsidi òildi gh bildiler n'idigini gittikleri rh 139 765 760 755

bu iki müfsidi etdi isló eyleyip her birini ehl-i saló slik-i rh-i óaòýòat òildi sanasiñ óir idi himmet òildi içirip nuòi ile b-i óayt edicek def-i ëalm-i ëulmt edip anlar daõi eyóe biat tayb u thir çiòip etdi avdet alayip eyleyerek sýneyi çk oldular ósili pk-ender-pk ne òadar var ise de cürm ü òusr afv eder tayyibi ol rabb-i afr diyelim biz de õaya tevbe lav-i býhde edya tevbe òissadan óisse meÿlinde hemn edip elenme gibi bas ü beyn yazdi Vehbý bunu Manýs'da lafë-i bý-rbita mansi da yine amm oòuduòca ëüref gülerek eyleyerek kesb-i saf belki derler ne güzel naëm-i laýf yazmi ol pýr-i civn-tab-i ëarýf lafë u mansi aceb êevò-mýz nmi olsa yaòiur evò-engýz 777 775 770

Asma altinda 38 numarada Ali Ria Efendi Mabaasinda tab olundi. Fý 5 Ramazan 1286 sene

140

SEÇLM BBLYOGRAFYA

Abdülkadirolu, Abdülkerim. "ehrengizler Üzerine Düünceler ve Beli'in Bursa ehrengizi". Türk Kültürü Aratirmalari: erif Batav'a Armaan. Ankara: 1988. Açikgöz, Nâmik. Kahvenâme. Ankara: Akça Yayinlari. 1999. Akarli, Engin D. ve dier, haz. "18. Yüzyilda Osmanli Türklerinde Bilimsel Etkinlikler". 16. Yüzyildan 18. Yüzyila Çada Kültürün Oluumu. Haz. Engin Akarli ve dier. stanbul: Metis Yayinlari, 1986. 251-253. Aksoyak, . Hakki. "Gelibolulu Mustafa Âli'nin Gelibolu ehrengizi". Türklük Bilimi Aratirmalari 3 (1996): 157-176. Akün, Ömer Faruk. "Sünbül-zâde Vehbî". slâm Ansiklopedisi. C. 11, 238-242. And, Metin. Osmanli Tasvir Sanatlari: 1 Minyatür. stanbul: Bankasi Yayinlari, 2002. ----. Turkish Miniature Painting: The Ottoman Period. stanbul: Dost Publication, 1982. Andrews, Walter. iirin Sesi, Toplumun arkisi. stanbul: letiim Yayinlari, 2000. ----. "Yabancilami `Ben'in arkisi: Guattari, Deleuze ve Osmanli Divan iirinde Öznenin Lirik Kod Çözümü". Çev. Mehmet Morali ve Semih Sökmen. Defter 39 (Bahar 2000): 106-132. Andrews, Walter ve Mehmet Kalpakli. The Age of Beloveds: Love and European Culture and Society. Durham and London: Duke University Press, 2005. Artan, Tülay. "Mahremiyet: Mahrumiyetin Resmi". Defter 20 (Bahar-Yaz 1993): 91115. Atay, Hakan. "Heves-nâme'de Ak Oyunu: Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Özgünlük deali". Yayimlanmami yüksek lisans tezi. Ankara: Bilkent Üniversitesi, 2003. Aydüz, Salim ve Fatih Çaliir. "Lale Devri lmi Çalimalarina bir Baki: Tercüme Faaliyetleri". Yayimlanmami bildiri. Ankara: Bilkent Üniversitesi, 2007.

141

Bakir, Betül. Mimaride Rönesans ve Barok: Osmanli Bakenti stanbul'da Etkileri. Ankara: Nobel Yayin Daitim, 2003. Banarli, Nihad Sami. Resimli Türk Edebiyati Tarihi. stanbul: Milli Eitim Bakanlii Yayinlari, 2001. Bardakçi, Murat. Osmanli'da Seks. stanbul: nkilâp Kitabevi, 2005. Beyzadeolu, Süreyya. Sünbülzade Vehbi : Hayati, Edebi ahsiyeti, Eserleri ve Divanindan Seçmeler. stanbul: klim Yayinlari, 1993. Bulut, Hülya. "Yeniliklerle Dolu Yüzyildan ki `Yeni' sim: Nedim-Levnî ve Eserlerindeki Sevgili Figürleri". Yayimlanmami yüksek lisans tezi. Ankara: Bilkent Üniversitesi, 2001. Çavuolu, Mehmed. "Hayretî'nin Yenice ehrengizi". Güney-dou Avrupa Aratirmalari Dergisi 4-5 (1976). Çetin, Nurullah. "Edebi Sanatlar". <http://www.aof.edu.tr/kitap/ioltp/2273/unite10.pdf> Çoruhlu, Yaar. Türk slam sanatinin ABC'si. stanbul: Kabalci Yayinevi, 2000. Eri, Sadettin, haz. Bir Bursa Efsanesi: Münâzara-i Sultân-i Bahâr Bâ-ehriyâr-i itâ. Lâmi'î Çelebi. stanbul: Kitabevi Yayinlari, 2001. Enderunlu Fâzil. Zenân-nâme. stanbul: Ali Riza Efendi Matbaasi, 1869. Eldem, Edhem. "18. Yüzyil ve Deiim". Cogito 19 (Yaz 1999): 189-199. Gibb. E. J. Wilkinson. Osmanli iir Tarihi III-IV-V. Çev. Ali Çavuolu. Ankara: Akça Yayinlari, 1999. Göçek, Fatma Müge. East Encounters West. Washington: Oxford University Press, 1987. Holbrook, Victoria Rowe. Akin Okunmaz Kiyilari. stanbul: letiim Yayinlari, 1998. ----. "Alegorinin Ölümü, Hüsn ü Ak'in Özgünlüü". Defter 27 (Bahar 1996): 65-80. Horata, Osman. "iir". Türk Edebiyati Tarihi II. Ed. Talat Sait Halman ve dier. stanbul: Kültür ve Turizm Bakanlii Yayinlari, 2006. 447-542. pekten, Halûk, haz. ve dier. Büyük Türk Klasikleri. stanbul: Ötüken-Söüt Yayinevi, 1988.

142

sen, Mustafa. "Usûlî'nin Yenice ehr-engîzi". Ötelerden Bir Ses. Ankara: Akça Yayinlari, 1997. 422-442. Javelidze, Elizbar. "On The typology and Method of Research into Medieval Turkish Poetry". Journal of Turkish Studies 7 (1983): 263-272. Karaaliolu, Seyit Kemal. Türk Edebiyati Tarihi. stanbul: nkilap Kitabevi, 1980. Karacasu, Bari. "Bize Çengîleri Kil Rûen ü Pâk". The Journal of Ottoman Studies XXVII (2006): 133-159. Kuran, Aptullah. "Osmanli Sanatinda Batiya Yöneli". 16. Yüzyildan 18. Yüzyila Çada Kültürün Oluumu. Haz. Engin Akarli ve dier. stanbul: Metis Yayinlari, 1986. 307-312. Kuru, Selim Sirri. "Biçimin Kiskacinda Bir `Tarih-i Nev-icad': Enderunlu Fazil Bey ve Defter-i Ak Adli Mesnevisi". Uygurlardan Osmanliya: inasi Tekin Anisina. Haz. Günay Kut ve Fatma Büyükkarci Yilmaz. stanbul: Simurg Yayinlari, 2005. 476-506. Kut, Turgut. "Bilinmeyen Bir Hicviyesi'yle Sünbülzâde Vehbî". Tarih ve Toplum 208 (Nisan 2001): 73-76. Levend, Agâh Sirri. Türk Edebiyatinda ehr-engizler ve ehr-engizlerde stanbul. stanbul: Baha Matbaasi, 1958. Mahir, Banu. Osmanli Minyatür Sanati. stanbul: Kabalci Yayinevi, 2004. Mermer, Ahmet. "Bursa ehrengizleri Üzerine Bir Karilatirma". Journal of turkish Studies 24 (2000): 279-288. Moretti, Franco. Mucizevi Göstergeler. stanbul: Metis Yayinlari, 2005. Muallim Naci. Osmanli airleri. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlii Yayinlari, 1986. Onay, Ahmet Talât. Eski Türk Edebiyatinda Mazmunlar ve zahi. Ankara: Akça Yayinlari, 2002. 5 Ödekan, Ayla. "Mimarlik ve Sanat Tarihi (1600-1908)". Türkiye Tarihi 3: Osmanli Devleti 1600-1908. Ed. Sina Akin ve dier. stanbul: Cem Yayinevi, 1988. 345-434. Özgül, Kayahan. "ark Ekspresi'yle Garb'a Sefer". Türk Edebiyati Tarihi II. Ed. Talât Sait Halman ve dier. stanbul: Kültür ve Turizm Bakanlii Yayinlari, 2006. 601-660.

143

Renda, Günsel. Batililama Döneminde Türk Resim Sanati: 1700-1850. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayinlari, 1977. Sâbit. Derenâme. Haz. Turgut Karacan. Sivas: Dilek Basimevi, 1990. Schmidt, Jan. "Sünbülzâde Vehbî's evk-engîz, An Ottoman Pornographic Poem". Turcica 25 (1993): 9-37. Shiner, Larry. Sanatin cadi: Bir Kültür Tarihi. stanbul: Ayrinti Yayinlari, 2005. Silay, Kemal. Nedim and The Poetics of The Ottoman Court. Indiana: Indiana University Turkish Studies, 1994. ----. "Follower and Critic of the New Discourse Sünbülzâde Vehbî and the Eighteenth Century Reformers of Ottoman Poetry". Turkish Studies Association Bulletin 1 (1994): 109-115. Sünbülzâde Vehbî. evkengîz. stanbul: Ali Riza Efendi Matbaasi, 1869. ----. evkengîz. stanbul Atatürk Kitaplii Muallim Cevdet Katolou, 000046. ----. evkengîz. stanbul Atatürk Kitaplii Belediye Yazmalari, 000038. ----. Lutfiyye. Haz. Süreyya Beyzadeolu. Ankara: Milli Eitim Bakanlii Yayinlari, 2005. eyh Gâlib. Hüsn ü Ak. Haz. Muhammed Nur Doan. stanbul: Yelkenli Kitabevi, 2006. Tezcan, Nuran. "Lâmi`i'nin Gûy u Çevgân'indan ki Münazara". Türk Dili Aratirmalari Yillii-Belleten (1980-1981): 49-63. ----. "Güzele Bir ehrengizden Baki". Türkoloji Dergisi C. XV. S. 1. 161-194. Yetkin, Suut Kemal. Barok Sanat. stanbul: Cem Yayinevi, 1977.

144

ÖZGEÇM

Bahadir Sürelli, 1980 yilinda stanbul'da dodu. Orta öretimini Çanakkale brahim Bodur Lisesi'nde tamamlayan Sürelli, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyati Bölümü'nden 2004 yilinda mezun oldu. Ayni yil Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyati Bölümü'nde yüksek lisans eitimine baladi. imdiye kadar Ahmet Mithat, Mizanci Murat, Ouz Atay, Ahmet Altan, Haldun Taner ve Vecdi Çiraciolu gibi yazarlarin eserleri üzerine çalimalarda bulunan Sürelli'nin yazilari Dergâh, Hece, Varlik, Kül Öykü gibi dergilerde yayimlandi.

145

146

Information

Microsoft Word - bahadir_surelli_tez

157 pages

Find more like this

Report File (DMCA)

Our content is added by our users. We aim to remove reported files within 1 working day. Please use this link to notify us:

Report this file as copyright or inappropriate

519799